Tarikatla amel eden insanların  hedefi ne olmalıdır

Bismillâhirrahmânirrahîm

BİLAL BABAMIN BİZE TAVSİYELERİ

 

 Tarikatla amel eden insanların  hedefi ne olmalıdır ?

            Şu zamanede tarikattakiler zahir ilme hevesleniyorlar. Halbuki maneviyat ledün ilmiyle zahir ilmi çoğu zaman birbirine ters gelir. Mezhebler zahirde birbirine ters gibi ama amaçları ve maksatları birdir. Tarikatlar yine aynı olup, zahirde usulleri birbirine ters gibi onlarında amaçları birdir. Zahir ilmi bir olmayıp bir çok bölümlere ayrıldığı gibi, maneviyat ilmi, ledün ilmi de bir değil, bir çok bölümlere ayrılır. Allahu Teâlâ bunda bizlere büyüklüğünü, ilminin nihayetsizliğini öğretiyor. “Ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa, yedi denizde arkasından yardımlasa Rabb'ıyın kelamını yazmayla bitiremez.” (Sûre-i Lokman, Âyet 27.) Kendileri tasavvuf, ­­­­­­­tarikat ehli oldukları halde tasavvufun gösterdiği yolu ihmal edip, sadece zahirde arıyorlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Bilâl Babama mana aleminde:

            - “Zahir ilmine çalışana terket, sade maneviyat ilmine çalış deme; sade maneviyat ilmine çalışana, zahir ilmine çalış deme” buyurdu.

            Her kim kırk sabah ibadetle, taatle sabahlarsa, kalbinden diline hikmet pınarları akar,” (Müzekki’n-Nüfus, s. 546; Marifetnâme, s. 561, 869; İhyâu’ulumi’d-Din, Cild 2, Hadis No: 362, s. 235, Cild 4, Hadis No: 586, s. 676; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 10, s. 322; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 4930; Berîka, Cild 2, s. 292.) buyurdu. Bu açıdan tarikatta inziva, çile gibi şeyler ya­pılır.

            Bana; yurt açalım, tahsilli adam yetiştirelim, ilerde büyük işler gördürelim diye soranlara derim ki:

            Bizce derviş nefisle mücahede etmeli, az yemeli, (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 415; Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 920; Deylemi, Müsned, Hadis No: 1138; Marifetnâme, s. 598; Müzekki’n-Nüfus, s. 293.) az uyumalı, (Muhtarü’l-Ehâdisin Nebeviyye, Hadis No: 46, s. 74; 850, s. 455; Marifetnâme, s. 617; Dört Büyük Halife Kitabı, (Şemsüddin Ahmed Efendi), s. 299.) dünya kelamını az konuşmalı, (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 5609; Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2421; Marifetnâme, s. 631.) geri kalan vakitlerini  ibadetle, taatla değerlendirmelidir. Bunları yapmak için halktan kesilmek başta gelir. Bu hususta Bilâl Babamın tavsiyelerini söylemek istiyorum.

 

            Halk senin nefsinden sana perde,

            Nefsin de Hakk'ı görmeye sana perde,

            Sen halkı görürken kendi nefsini göremezsin,

            Kendi nefsini görürken Rabb'ını göremezsin.

            Halk'tan kesil ki kendi nefsini tanı,

            Kendi nefsini de unut ki bir tek Hakk'ı tanı,

            Ve Hakk'a vasıl ol. Vesselâm.

                                               Hacı Muhammed Bilâl Nadir Hz.

 

            Bilâl Babamın bu sözüne göre geçim sıkıntısı için çalışma ve devlet dairesinde çalıştığı müddetçe o da hariç biz bir tek tenhada çalıştırmayı yaptırmakla halkı unutturmaya, halkı unutmayla kendi nefsini tanımaya, kendi nefsini de tamamen unutup Hakk'tan gayrıyı gözetmemeye, kendi nefsini de, halkı da unutturup, Hakk'a vasıl etmeye çalışıyoruz.

            Hazreti Ömer (Radıyallahu anhu)'e Hz. Veysel Karani (Rahmetullahi Aleyh)'de aynı şeyleri tavsiye ediyor.

            - Ya Ömer! Seni kimse bilir mi?

            - Bilir.

            - Herkese sen seni unuttur. Sen herkesi bilir misin?

            - Bilirim.

            - Sen herkesi unut, bir tek Hakk seni bilsin. Bir tek sen Hakk'ı bil kâfi diyor.

            Yunus Emre'yi, İbrahim Ethem'i şeyhi halktan kesip dağ başında bir tek sırtıyla odun çektirip yetiştirdi.

            Şems Hazretleri, Mevlana Hazretlerine kitaplarını suya attırıp tüm bildiklerini terk ettirip yetiştirdi.

            Sûre-i Kehf'de Hızır (Aleyhis-selâm) Musa (Aleyhis-selâm)'ya gemiyi delip, (Sûre-i Kehf, Âyet 71.)  oğlan çocuğunu boğazlayıp, (Sûre-i Kehf, Âyet 74.)  yıkık duvarı yapıp  yetiştirdi. (Sûre-i Kehf, Âyet 77.)

            Veysel Karani Hazretlerini; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zahir de hiç görmeden manen ve batınan deve yaydığı yerde, halktan kesilmekle yetişdi. Bu yetişme şeyhta olur. Böyle yetişme müridde de vardır.

 

            Müzekki-n-Nufus Kitabında (s. 544);

            İbrahim (aleyhis-selâm) kâfirlere  galib gelmek için Cebrail (Aleyhis-selâm)'ın tavsiyesi ile evvelâ halktan kesilip çilehaneye girdi. Kendinde zuhur eden manevi ellerle kafirleri Mekke'den dışarı attı ve öylece galip geldi. Öyle yetişti.

            Tarikatta, tasavvufta zahiren değil manen yetişir. Bunlardan anlaşılıyor ki ilk defa halkı unutacaksın, bir tek nefsin kalacak, kendi nefsini de unutacaksın, Allahu Teâlâ'dan başka birşey kalmayacak.

            Hakk'a vasıl olmayı (kavuşmayı) yanlış anlıyorlar. Sen çalışa çalışa, ilerliye ilerliye, havaya doğru manen yüksele yüksele, alemleri, nefis mertebelerini geçip, Arş-ı Ala'da Hakk'a vasıl olacağım zannediyorsun. Halbuki; gideceğin yer kendi derûnunda, kalp aleminde, vasıl olacağın yer yine Allah'u Teâlâ'dır, O'da kalp aleminde ve kalptedir. Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri:

            “Ben kuluma kalbinin şah damarından yakınım.” (Mârifetnâme, s. 574, Sûre-i Kehf, Âyet 16.)

            “Beni arayan engin gönüller de arasın.” (Sûre-i Mâide, Âyet 54.)

            “Bir kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.” (Gunyetü’t-Talibin, s. 1048, 1057; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042; Râmûzu’l-Ehadis, Hadis No: 4094; Berîka, Cild 1, s. 313; Riyâzü’s-Salihin (Aslı ve Tercümesi), Hadis No: 385, s. 293.)

            “Kulum beni gizlide ve tenhada zikrederse, ben onu en büyük cemaatlerde, aşikâre zikrederim,” (Envârü’l-Aşıkîn, s. 421.)  buyuruyor.

            Bu Hadîs-i Kudsiler'den de anlaşılıyor ki Hakk'a kendi iç alemin de vasıl olacaksın (kavuşacaksın).

            Bir derviş kalp alemin de ilerliye ilerliye, onsekiz bin alemi geçer. Bilâl Babam buyuruyor: “Kendi kalp aleminde çalışa çalışa, ilerleye ilerleye kalp kalesinin başına çıkar. 18 bin âlemi niceliksiz (apaçık) seyreder. Kendi kendin de Hakk'a vasıl olur.” Sen Hakk'a vasıl olup kavuşamazsın. Allahu Teâlâ sana vasıl olur, sana o kavuşur. Bir evin penceresinde kalın perde olur, güneşin ışığını içeri girdirmez. O perdeler kalkarsa, güneşin ışığının içeri girdiği gibi sen de ibadet ve amel ile çalışa çalışa Allah ile kendi aranda ki günah perdelerini kaldırırsan, Allah'u Teâlâ'nın İrşâd, Vuslat, Hakikat güneşi, kalp oda'na girer. Maksadın hasıl olur. Huzur'da, rüyâ'da bir şey göremezsen göremedim diye ümitsizliğe düşme, görürsen koltuğun kabarmasın, gördüğünü kimseye söyleme, ancak ehline söyle.

            Bir tavuk gezer, gagalar, bağırır bağırır yumurtlar. Yumurtasının değeri çok düşük olur.

            Bir cins at hiç sesi çıkmaz gizlice doğurur, doğurduğu tayın fiyatı yumurtanın fiyatının yüzbinlerce misli fazla fiyat eder. Derviş de her ne kadar tenhada gizlenir, bir tek Allah'u Teâlâ ile kendi arasında ibadet ederse Allah yanında cins atın tayı gibi değer kazanır. Ne kadar çok gezer, gördüklerini söyler, tavuk gibi gagalarsa, Allah'u Teâlâ yanın da değeri o derece düşer.

            Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); halktan kesilmeden Cebrail (Aleyhis-selâm)'i bulamadı. Hıra mağarasına çekilip orada çalışa çalışa Cebrail (Aleyhis-selâm) ile görüştü. Bu görüşme ile maksadı hasıl olmadı. Allah'u Teâlâ tam maksadını hasıl edebilmek için kendini Arş-ı Ala'ya çekti. Cebrail (Aleyhis-selâm) Sidret-ül Münteha'dan ileri geçemedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Arş-ı Ala'ya çıktı. Arş-ı Ala'da Allah'u Teâlâ ile baş başa kaldı. Demek ki Allah'u Teâlâ ile baş başa kalmadan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bile Hakk'a vasıl olamadı.

 

            Mi'râc'ında Cebrail solladın

            Orada da ümmetini kolladın

            Tahiyyat'ta bize selâm yolladın,

            Ne kadar güzelsin Ya Resûlullah.

                        Şanına yazıldı Mevlid-i Şerîf,

                        Lisanlar toplanıp olsalar arif,

                        Kâfi gelmes seni etmeye tarif,

                        Ne kadar güzelsin Ya Resûlullah.

            Senin aşkın idi kalemi çatlatan,

            Perdeler kalksa da görsek aradan,

            Sana aşık oldu seni yaratan

            Ne kadar güzelsin Ya Resûlullah.

                        Şanına yazıldı Mevlid-i Şerîf,

                        Lisanlar toplanıp olsalar arif,

                        Kâfi gelmez seni etmeye tarif,

                        Ne kadar güzelsin Ye Resûlullah.

            Kimse sırtın yere getiremedi,

            Mucizene akıl yetiremedi,

            Aşıklar övmekle bitiremedi,

            Ne kadar güzelsin Ya Resûlullah.

                                               Aşık MEÇHUL

 

 

            Şeriatı Muhammed'e verdiler,

            Tarikat üstüne bir yol kurdular,

            Hakikat babından sual sordular,

            Hakikat var hakikattan içeri.

                        Aşk bedesteninden mercân almışam,

                        İrfan meclisinde erkân kurmuşam,

                        Bu canı veripte bir cân almışam,

                        Saklaram bu canı candan içeri.

            Adem olup geldim âdem içine,

            Bir hana uğradım handan içeri,

            Zembur gibi kandan kana uğradım,

            Bir hana uğradım, handan içeri.

                        Kaygısızım eder bir nutku hakla,

                        Varıp bir mürşide kalbini pakla,

                        Mürşidin verdiğin tut kâvi sakla,

                        İlikten kemikten kandan içeri.

                                               KAYGISIZ HZ.

 

 

            Kadılar, müftüler cümle geldiler,

            Kitaplarını bir araya koydular,

            Sen bu ilmi nerden aldın dediler,

            Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.

                        Niceleri gitti mürşid arayı,

                        Arayanlar buldu derde devayı,

                        Bin kerre okusan aktan karayı,

                        Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.

            Gel kardeş seninle gidelim bile,

            Nice aşıkların bağrını dele,

            Delildir, Cebrail Muhammed'e bile,

            Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.

                        Yunus Emre bunda mânâ var dedi,

                        Bir kamil mürşide sende var imdi,

                        Niçin Musa'ya Hızır'a var dedi,

                        Bir kâmil mürşide varmazsan olmaz.

                                               Yunus EMRE

 

 

            Adım adım ileri,                      

            Beş âlemden içeri,                                          

            Onsekiz bin hicabı,                             

            Geçtim bir dağ içinde.

                                   Ayrılmadım Pirim'den,

                                   Ayrılmadım Şeyhim'den,

                                   Aşk'tan bir kadeh aldım,

                                   İçtim bir dağ içinde.     

            Yetmiş bin hicab geçtim,         

            Gizli perdeler açtım,

            Ol dost ile buluştum,

            Gördüm bir dağ içinde.

                                   Vardım ileri vardım,

                                   Levh-i elime aldım,

                                   Ayetlerin okudum,

                                   Yazdım bir dağ içinde.

            Gözler gibi görmedim,

            Söz gibi söyleşmedim,

            Musî'leyin münacat,

            Ettim bir dağ içinde.

                                   Kalpten büyük dağ olmaz,

                                   Ol Allah'a doyulmaz,

                                   Sohbetine kanılmaz,

                                   Erdim bir dağ içinde.

            Gökler gibi gürledim,

            Yeller gibi inledim,

            Sular gibi çağladım,

            Aktım bir dağ içinde.

                                   Açtım Mekke kapısın,

                                   Duydum ol dost kokusun,

                                   Erenlerin hepisin,

                                   Gördüm bir dağ içinde.

            Yunus eyder gezerim,

            Dost iledir pazarım,

            Ol Allah'ın didarın,

            Gördüm bir dağ içinde.

                                               Yunus EMRE

 

 

            Yunus Emre Hazretleri bu kasidesinde; saydıklarının hepsinin kendi kalp aleminde geçtiğini söylüyor.

            Vücudun varlığından geçmedin sen,

            Hakk'ın varlığına vardım sanırsın,

            Şerab-ı aşk-ı Hakk'tan içmedin sen,

            Erenler meclisin gördüm sanırsın.

                        Gönülden gitmeyince sayr-ı sûri,

                        Tecelli eylemez Hakk zât-ı nûru

                        Nedir Fehmetmedin cennât-ü hûrî

                        Sekiz uçmakları geçtim sanırsın.

            Çalış Seyyid Nizamoğlu yolunu,

            Görseydin cân-u dilden zât-ı Pâki,

            Aradan gitmeyince çeşm-i Hakk'ı

            O vuslat alemin gördüm sanırsın.

                        Sana sen ben demek sende dururken,

                        Bakınca kendi varlığın görürken,

                        Sana baktıkça sen kendini görürken,

                        Cenâb-ı Hazrete erdim sanırsın.

                                               Seyyid NİZAMOĞLU

 

            Kasidenin açıklaması:

            Sen kendi vücudunun varlığından geçip tamamen yok olmadıktan sonra Allahu Teâlâ'nın varlığına varırım mı zannediyorsun? Sen Allahu Teâlâ'nın aşk şarabından içmeden maneviyatı, manevi olan şeyleri, erenler meclisini görürüm zannetme.

            Gönlündeki Allah rızasından başka her şey gitmeyince imkânı yok, Allahu Teâlâ sana nuru ile tecelli etmez. Sen cenneti, huriyi fehmetmedin, tam bilemedin. O vaziyette sekiz cennetleri geçtim zannediyorsun.

            Ey Seyyid Nizamoğlu! Eğer Allah'u Teâlâ'nın zâtı pâkini canı gönülden göreyim diyorsan, sen yolunda ibadetle çalış. Gözyaşı dökmeden o uğurda ömür çürütmeden Allahu Teâlâ'ya kavuştum, bunları gördüm mü zannediyorsun?

            Sen; sen ben deyip herkesi ayrı ayrı görüyorsun ki o hale varan bir tek fani olduğunun vücudundan başka bir şeyi göremez. Sen kendi kendine baktığın zaman kendini yok, fani olduğunu var görürsün, bu hale varan hayret eder. Bir adına da Alemi Hayret denir.

 

            Gözümdeki kimdir gören, gönlümdeki kimdir duran,

            Kimdir nefes alıp veren, hayretdeyim, hayretdeyim.

                        Dilimde kimdir söyleyen kulakta kimdir dinleyen,

                        Kimdir bu idrak eyleyen, hayretdeyim, hayretdeyim.

            Bu adımı kimdir atan, ağzımdaki lezzet neden,

            Bu çiğneyip kimdir yutan, hayretdeyim, hayretdeyim.

                        Elimdeki kimdir tutan, tuttuğunu geri atan,

                        Kimdir alan, kimdir satan, hayretdeyim, hayretdeyim.

            Tenimdeki cânım neden, gözümdeki kanım neden;

            Bu dînim îmanım neden hayretdeyim, hayretdeyim.

                        Seyyid Nizamoğlu hemân her iş Hakk'tan tutma güman,

                        Ya pes nedir, yahşi yaman hayretdeyim, hayretdeyim.

                                                                       Seyyid NİZAMOĞLU

 

            Sana baktıkça sen kendini görüyorsan o vaziyette Allah'u Teâlâ'ya vuslat edip kavuştum mu zannediyorsun?

            Bir reçel kavanozuna hiç tadı olmayan bir meyveyi atsan aylar geçtikten sonra, ağzına al, ye o da aynı reçel tadı olmuştur. O reçel değil, onda o tad yok, reçelin içinde durmak kendini reçel etti.

            Bir demirci küresinin üzerine soğuk buz gibi bir demiri koy. Ateşte o da aynı ateş gibi kızarır. O; ben ateş oldum zanneder. Halbuki; Demir ayrı, ateş ayrıdır. Aynı bunun gibi ibâdet, taat Allah'u Teâlâ'nın tecellisi kendi vücûdunu yok eder.

            Sen de Allah'u Teâlâ'nın has bir kulu olasın, Allah'u Teâlâ'nın ibadet deryasında yüze yüze, orda uzun müddet ibadet ede ede, niçin reçel gibi, kızaran demir gibi olmayasın. Onlar reçelin içinde durmakla reçele; ateşin içinde durmakla ateşe benzediği gibi sen de Tecelli-i ilâhide dura dura Hakk'ın vücudunda yok olursun. Bir tek Hakk'ın vücudu kalır. Başka hiç bir şey kalmaz. Allah'u Teâlâ cümlemize nasip etsin (amin). Asıl bizi bu dünyaya Allah'u Teâlâ bunun için gönderdi.

           


Fani olmak kaç türlüdür ?

Fani olma üçtür:

            1- Şeyh'ta Fani,

            2- Resûlullah'ta Fani,

            3- Hakk'ta Fani.

            Hangisinde fani olduysa fani olduğunda var olur. Onun vücudundan başka bir şey kalmaz. Kendi de kendinin nasıl olduğunu bilmez. Hayretdeyim, der.

 

            1- Şeyh'ta Fani ise; Şeyhin vücudundan başka vücut yok dünya yüzünde bir tek şeyhinin vücudunun var olduğunu görür.

            Her nereye baksam şeyhim kendi var,

             Şimdi boynumuzda şeyh kemendi var.

 

            2- Resûlullah'ta Fani ise; Resûllullah'ın mübarek vücûdu cam gibi onun vücûdundan başka vücûd kalmaz.

 

            3- Hakk'ta Fani ise; Allah'u Teâlâ'nın varlığından, kudretinden başka bir şey kalmaz.

 

            Hangisin de fani olduysan ondan başkasını göremezsin. Kendine de baksan, başka yere de baksan, bir tek fani olduğunu görürsün. Bir adam çok kızgın diğer birisini öldürmeye gidiyor. Gitme dur, yapma diyen adamları görmez, seslerini de duymaz. O adama gözü dönmüş denir. Aynı onun gibi, tasavvufta Allah'u Teâlâ'nın, Pir'inin, Şeyhi'nin aşkından, sevgisinden dervişin gözleri giryan olur. Fani olduğundan o öfkesinden bu da sevgisinden başkasını göremez. Dervişin fikri neyse zikri o, zikri neyse fikri o olur. O kafasına onu takmış bir sefer derler. Dervişin de kafasında Haktan gayrı ne varsa, hepsini çıkarıp kafasına bir tek Hakk'a kavuşmaya takmalıdır. O da tek ve tenhada çalışmakla olur. Derviş zikrullah meclislerine çok gider. Onun dışında hiçbir meclise gitmez.

            Yerde yürüyen ufak sarı bir karıncanın bile Allah'u Teâlâ'dan aldığı kuvvetle yürüdüğünü görür. Biz Hayat, İlim, Sem'i (işitmek), Basar (görmek) gibi şeylerin Allah'u Teâlâ'dan geldiğine inanıyoruz, fakat göremiyoruz. O hâle varan bunların hepsinin Allah'u Teâlâ'dan geldiğini görür. Biz bunları göstermeyi, yaşatmayı istiyor ve ona çalışıyoruz. Bunların başı da halktan kesilmek, Allah'u Teâlâ ile başbaşa ıssızda kalmak ile olur. Erkekler ıssız yere de gidebilir. Kadınlar bir tek evinin köşesinde ıssızda çalışırlar.

            Eğer Allah'u Teâlâ'dan, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den, Pirimizden, Şeyh'imizden ilham, izin almazsam, gizli çalışmaya, gizli çalıştırmaya uğraşırım. Yoksa bu çalıştığımızın saatini zahir de en yüksek makamın yüzbin tanesine değişmem.

            Bin sene ömrüm olsa bir tek bir sefer ateş tutmak, şiş vurmak, kerâmet göstermek için Lâ ilahe illallah demem Bin sene ömrümün hepsinde halka gösteriş için değil en fazla gizlide tenhada  Allahu Teâlâ'ya beğendirmeye çalışırım.

                                               Hacı Muhammed Bilâl Nadir Hz.

 

            Hadîs-i Kudsi: “Lâ ilahe illallah benim kalemdir. Kim o kaleye girerse her türlü kötülükten beri olur.” (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 4072; Envârü’l-Aşıkin, s. 423; Marifetnâme, s. 668-670; Müzekki’n-Nüfus, s. 466.) Allah'u Teâlâ'nın kalesinde de gösteriş olamaz.

            Hadîs-i Şerîf: “Peygamberlerin helâkine sebep mucizatını saklamak, evliyaların helakine sebeb kerâmetini aşikâreye çıkarmaktır.” (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.) (Çünkü ibadet sırf Allah'u Teâlâ için olmalı, gösteriş için olana riya denir. Riya'yı yapan Allah'u Teâlâ'nın en büyük düşmanıdır.)

            Asıl derviş (adam) bu dediğimiz gibi çalışarak yetişir. Ölmeyen temiz bir hayat veririm, (Sûre-i Nahl, Âyet 97.) dediği adamlar ancak böyle çalışmakla yetişmişlerdir. Zahiren yurt açmakla veya benzeri yetişenler, zahirde her ne kadar yüksek mevkide ise de ölünce kağıt para gibi tedavülden kalkar, imha edilir. Asıl büyüklük öldükten sonra  olmalı. O'da sonradan belli olur. İbrahim Ethem padişah olarak kalsa idi Hazretleri denmezdi. Her şeyini terk edip manen çalıştı, Hazretleri dendi. Bu dediğimiz gibi çalışırsa ölümünün üzerinden her sene geçtikçe reşat altını gibi  değer kazanır. Bu dünya da müslümanlar kabrine akın eder. Ayrıca Hazretleri diye anılır. Kur'ân-ı Kerim'de Cenab-ı Hakk Teâlâ Hazretlerinin  buyurduğu gibi ahirette; “O günde kimse kimseye şefaat edemez. Yalnız Allah'u Teâlâ'nın izin verdiği  kimseler şefaat eder,” (Sûre-i Bakara, Âyet 255.) dediği adamlardan olur. Bizimde gayemiz onlar gibi yetişmeye ve onlardan yetiştirmeye çalışmaktır.

            Bu dünyada okumasında şifa, rahmet ve sözünde ilm-i hikmet olan müslümanları ayıktırıcı, hiç kimsenin bilmediği hikmetli sözleri ilk defa millete ters gelse de, zaman geçtikçe sözlerinin ve kendisinin büyüklüğü meydana çıkar. Gece seher vaktinde sabaha kadar istiğfar, tesbih, namaz kılarak çalışan, sünneti Resûlullah'ı milimi milimine, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in izini adım adım takib eden, Allah'u Teâlâ'nın övdüğü ve onun izniyle cehennemlik olanları, cehennemden kurtarıp cennete götürecek, bu dünyada da ahirette de göğsümüzü kabartacak adamlardan olmak istiyoruz. Öyle zatlar yetiştirmeye çalışıyoruz. O insan isterse bu dünyada hiç kimsenin kıymete almadığı kimse olsun. İnşallah.

 

 

            Bilsen niçin mürâi etmez, sücûd-ı Adem,

            Terk etti emr-i Hakk'ı Şeytâna uydu o her dem.

                                   Ademdedir kerâmet Ademden iste Hakk'ı,

                                   Ben Adem'i yarattım dedi Hudâ mükerrem.

            Kâ'be yerinden aldı Hakk Adem'in toprağın,

            Budur kadîmi Kâ'be gel secde et hey Adem.

                                   Kâküllerini kaldır şahım cemâlin örtmüş,

                                   Seyyid Nizâmoğlu'na göster yüzünü bir dem.

                                                                       Seyyid NİZAMOĞLU

 

            Seni bildin mi kimsin cân-ı Alem

            Yarattı Hak seni gâyet mükerrem.

                                   Vücudun kâ'besidir kâinâtın

                                   Hakikat ilmi sende zemzem.

            Sücud etmediğçün sana iblis,

            Takılda tavk-ı lânet ona ol dem.

                                   Gönül âyînesinin sil gubârın,

                                   Tecelli ede, Ol Zât-ı Muazzam.

            Bilirsen Seyfi kendin Hakk'ı bildin,

            Budur ben bildiğim vallâhü a'lem.

 

*  *  *

 

            Doğan sensin dolanan sen,

            Ne doğar ne dolanırsın,

            Mekânın Lâ-mekan senin,

            Her mekânda bulunursun.

                                   Bilen sensin bilinen sen,

                                   Sen bilirsin seni yine,

                                   Tecellî ettiğin dosta,

                                   Lûtfun ile bilinirsin.

            Bir gönülde senden gayrı,

            Ağyar gidip yâr olmasın,

            Muhabbetin nûru ile,

            Ol gönülde salınırsın.

                                   Seyyid Nizamoğlu sakın,

                                   Ölem deyu gussa yeme,

                                   Dost ilinde doğarsın sen,

                                   Gerçi bunda dolanırsın.

                                                           Seyyid NİZAMOĞLU

 

            Kasidenin açıklaması:

            Allah'u Teâlâ bir yerde doğmaz, hiç bir yere gitmez, dolanmaz. Makamı yok. Her mekanda her yerde bulunur.

            Her şeyi bilen sensin, bilinmeye lâyık bir tek varlık yine sensin. Tecelli edip bilinmek istediğin dostuna lütfun, keremin senin varlığında yok olmak ile bilinirsin.

            Bir gönülde senden başka olanın hepsi gitsin. Senden başkası o gönüle yâr (sevgili) olmasın. O kuluyun sana ettiği muhabbetin meyvası olarak sen de onun gönlünde salınır, gezersin.

            Ey Seyyid Nizamoğlu öleceğim diye kaygı etme. Çünkü Allah'u Teâlâ'nın dostunun ilinde, şehrinde doğarsın, sen onun gönlünde bulunursun.

 

            Erenlerden sır sorana dokuz türlü nişan gerek,

            Evvel kapı şeriattır, güneş gibi ayan gerek.

                        Ayet ile hadîs ile anlayana verdim cevap,

                        Andan öte içeriye levvameye (Sûre-i Kıyamet, Âyet 2.)  seyran gerek.

            Şeriattan, tarikattan içerisi sır iledir,

            Akil ona arif dûrür mülhimeye (Sûre-i Şems, Âyet 8.)  vicdan gerek.

                        Dördüncüsü mutmainne (Sûre-i Bakara, Âyet 260; Sûre-i Fecr, Âyet 27.) Mansur bilir bu menzili,

                        Pir yüzüne ulaşmağa ikrar eder bir can gerek.

            İhtiyarım elde değil lazım geldi söylemesi,

            Beşincisi kerâmettir, ayan değil nihan gerek.

                        Yol erinin tevhidini arif gerek anlamağa,

                        Altıncısı mardiyyedir (Sûre-i Fecr, Âyet 28.)  bunda bûrhan Kur'ân gerek.

            Yedincisi safiyyedir halka ayan etmek olmaz,

            Andan geçip ulaşmağa can Hazreti kurban gerek.

                        Sekizinci budur makam aynel yakîn, Hakka'l yakîn(Sûre-i Bakara, Âyet 269; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 3187, 3925; Envârü’l-Aşıkîn, s. 458.)

                        Kim aşıksa bu meydanda gayrullahtan üryan gerek.

            Dokuz sıfattan içeru bir sır diyem anlar isen,

            İnsan adın bunda koyup mahvû garkta nihan gerek.

                        Vehhab Ümmi'nin tevhidi hatırına güç gelmesin,

                         Bu manayı fehmetmeye safi nurdan insan gerek.

                                                                       Vehab ÜMMÎ

 

            Bize pend etme vâiz, derd-i dilden bîhabersin sen,

            Beni aşk etti âvare, bana bilmem ne dersin sen.

                                   Muhabbet ateşi yaktı, vucudum külli kül etti.

                                   Yok olmuş ademe vaiz, nasihat mı edersin sen?

            Güruh-i ehl-i aşkız biz, bizim dershanemiz aşktır,

            Delil-i akl ile Hakk'ı, nice idrak edersin sen.

                                   Hüvel Evvel, Hüvel Ahir, Hüvez Zahir, Hüvel Batın,

                                   Görüp kendini ey miskin, sanırmısın ki varsın sen.

            Yine Seyyit Nizamoğlu değiştin canı canane,

            Bu gün meydanı aşk içre, mukarrer gerçek ersin sen.

                                                                       Seyyit NİZAMOĞLU.

 

            Kasidenin açıklaması:

            Bize nasihat etme ey vaiz. Sen benim derdimden habersizsin. Beni Allah'u Teâlâ'nın aşkı avare (eli boş) etti. Benim bu halime sen ne diyorsun?

            Allah'u Teâlâ'nın muhabbet ateşi benim vücudumu yaktı, kül etti. Yanmış, yok olmuş Ademe vaiz nasihat mı edersin?

            Bizim toplumumuz aşk toplumudur. Bizim gördüğümüz derste, dershanemiz de aşktır. Zahirî akılla Allah'u Teâlâ'yı bilsen, ne kadar bileceksin?

            Senin evvelin, ahirin, zahirîn, batının bunları bir düşün. Nerden geldin, Nereye gidiyorsun? Ne olacaksın? Bir tek sen kendini görüyorsun. Bunları düşünmezsen, sen dünyada varım mı sanıyorsun?

            Canan Allah'u Teâlâ'dır. Ey Seyyid Nizamoğlu! Cananına kavuşmak için cananına canını verdin. Cananına kavuştun. Bu gün aşk meydanı içinde şüphesiz en gerçek doğru ersin sen.

 

            Erenler meclisinde hû diyenler Kâdirilerdir,

            İçip aşkın şarabından kananlar Kâdirilerdir.

                                   Çekerler nareyi ya hû geçip, hemcan ile serden,

                                   Yanıp aşk-ı ilâhi ile dönenler, Kâdirilerdir.

            Guruhu dervişanın zül-cenâheyni zâhiri bâtın,

            Sıratı cümleden evvel geçenler, Kâdirilerdir.

                                   Ederler tâlibi irşâd hem de rûzî-şep amma,

                                   Ve lâkin hasmını berbat edenler, Kâdirilerdir.

            Eğer feryad edip dersen, Medet ya Gavsu Geylânî,

            Senin imdadına derhal gelenler, Kâdirilerdir.

                                   Aliyyûl Murtazanın nesli pâki seyyid-i âlem,

                                   Tarîki Mustafa'ya baş eğenler, Kâdirilerdir.

            Kelîmullah ile hem bezmolup ervâhı âlemde,

            Bu sırrı nûru Ahmed'den alanlar, Kâdirilerdir.

                                   Eğer ki hükmü işler şarka-garba hem bilâ şübhe,

                                   Anın içün cümleye ser-tâç olanlar, Kâdirilerdir.

            Rıza Müştaki  pirandır esiri Gavsı Geylandır,

            Delilim sırrı Kur'an'dır diyenler, Kâdirilerdir.

 

*  *  *

 

            Dahili dergâhı Pir'em,   (Pirin dergahında Geylânî'nin esiri ve şeyhin fakiriyim.)

            Esiri Gavsu Geylânî,

            Fakiri Hazreti şeyhim,

            Gedayı Şahı Geylânî.

 

            Cenab-ı Şahı Abdülkadirin,      [Şahı Abdülkadirin bir kıtmiri

            Bir kıtmir iyem ben,                  (köpeği) olmakla dergahın daba

            Şeref vermişti şir-âne,              na en büyük şerefi verdi.]

            Sen dergâhı Geylanî

 

            Ne adû'den görür mihnet,         (Geylânî Hazretlerine bir kimse mürid

            Ne sultana eder minnet,            olursa ne düşmandan sıkıntı görür

            Müridim derse bir zata,            ne de padişaha boyun eğer.

            Ki ol mahı Geylânî.                  Yeter ki O bir sefer müridim desin.

 

            Duhûl et aziyzim,                      (Azizim Geylâni'nin dergahına gir

            Gavs-i A'zam dergahıdır bu,     o dergâhkıyamete kadar herkese

            Açıktır ta kıyâmet,                   açıktır.Çünkü bu Gavsul Azam dergâhıdır.)

            Herkese dergâhı Geylânî

 

            Kıyas etme Cenab-ı Gavs-ı,     (Gavs'ul Azam-ı diğer Pirlerle

            Sair Pirlere Ya hû,                   mukayese etme. O'nun ölüsü de

            Anın maktulu da makbuldür,     Allah'u Teâlâ yanında çok makbuldür.)

            İndallahi Geylânî.

 

            Zemini asumanı bir nefeste        (Geylânî'nin dervişi bir kere  ah

            Her cümerç eyler,                    etse yer ve sema bir anda yok olur.)

            Dese ez dili can,

            Dervişi bir kerre ahı Geylânî.

 

            Gulâmıyın gulâmıyam,               [Bağdad'taki mübarek zat! Evladıyın

            Beni fazlınla irşad et,                evladıyım. Beni lütfunla irşad

            Medet ya sakinel bağdat,         et (ayıktır). Bana himmet et.

            Medet ya Şahı Geylânî,            (yardım et). Ey Şah-ı Geylânî!]

 

 

 Namazların en faziletlisi

 

Nafile Namazlar  ve  Gece Namazları

 

 

            “ Benim mescidimde bir namaz, değir mescidlerde yüz namazdan, Kâ'be de bir namaz benim mescidimde bin namazdan hayırlıdır. Bunlardan daha hayırlısı, yalnız Allah'u Teâlâ'nın bileceği evin bir köşesinde kılınan iki rek'ât namazdır.” (İhyâu’Ulumi’d-Din, Cild 1, Hadis No: 644, s. 533.)

            “ .... Ebû Said el-Hudri (Radiyallahu anhu)'den demiştir ki:

            Resûllullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu: “Cemaatle kılınan namaz (cemaatsiz kılınan) yirmi beş namaza eşittir. Kişi namazını rükû' ve secdelerini tam yaparak (erkânına tam riâyetle) kırda kılarsa (sevabı) elli namaz sevabına ulaşır.” (Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadis No: 560.)

            “... Kulumun (farz) namazına bakınız, onu tam mı, yoksa eksik mi kılmış? Eğer (o kimsenin farz namazı) tam ise, onun için (namaz sevabı) tam olarak yazılır. Eğer (Farz) namazından biraz eksik olursa Allahu Teâlâ şöyle emreder: (Bu) kulum için nafile (namaz) var mı, bir bakınız. Şayet o kimse için nafile (namaz) var ise, (şöyle) buyurur: Kulumun (eksik olan) farzını nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan diğer) ameller de bu şekilde (ele) alınır.” (Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 3, Hadis No: 864; Tirmizi, Salat 9, 188; Tahrim 2; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 4, Hadis No: 1425-1426; İkâme 202; Dârimi, Salât 91; Ahmed b. Hanbel, II. 290, 425; IV. 65, 103; V. 72, 377; Sünen’ün Nesei, Cild 1-2, Hadis No: 463-466; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 6177; Muvatta, Sefer 89; İhyâu’Ulumi’d-Din, Cild 1, Hadis No: 483, s. 466; İmâm-ı Şa’râni “Ölüm-Kıyamet-Ahiret”, Hadis No: 271; Feyzü’l-Kadir 3/96; Mişkat’ül-Meşabih, 1/419; Gunyetü’t-Talibin, s. 906.) İşte her farz namazın noksanlıklarını nafile tamamlar.

            “Geceyi tamamen değil de, yarısını yahut yarıdan az eksiğini veya fazlasını yatmadan (ibadetle) geçir ve Kur'ân-ı tane tane oku.” “Şüphesiz gece kalkışı, (kalb ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam bir kırâate daha elverişlidir.” “(Resûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazen de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğunda (böyle yaptığını) Rabbin elbette biliyor. İlâ âhir.” (Sûre-i Müzemmil, Âyet 2-4, 6, 20.) Bu âyette Ashâb-ı Suffa'yı kasdediyor.

            “Yoksa o (inkâr eden kimse), geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibâdet eden, âhiretten çekinen ve Rabb'inin rahmetini dileyen kimse (gibi) mi? (Ey Muhammed!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahibleri bunları hakkıyla düşünür.”(Sûre-i Zümer, Âyet 9.)

            “ Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir fazlalık olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabb'inin, seni övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.”(Sûre-i İsra, Âyet 79.)

            “Onlar ki, gecelerini Rabb'lerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.”(Sûre-i Furkan, Âyet 64.)

            “Onların, yanları yataklarından kalkarak korkuyla, umutla Rabb'lerine yalvarırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.” (Sûre-i Secde, Âyet 16.)

            “Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O'nu tesbih et.” (Sûre-i Kaf, Âyet 40.)

            “Geceleri pek az uyurlardı. (Kalan saatlerinde de namaz kılar ve ibadet ederlerdi. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (Sûre-i Zariyat, Âyet 17-18.)

            Gece namazı ile ilgili Hadîs-i Şerîfler: (Râmûz-ul Ehâdis, Hadis No: 795, 1094, 2654, 3323, 4164, 5772; Sünen-, Ebû Dâvûd, Cild 5, Hadis No: 1307; 1309, 1360; Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 66; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 4, Hadis No: 1333.)

            Bu âyetlere göre tarikat yapılır. Tarikat deyince akla  zikrullah (toplu veya yalnız zikretmek) ve gizli ibadet gelir. İşte bunlardanda anlaşılıyor ki gece ibadeti ve gizli ibadet hepsinden daha üstündür.

 

 

KONU BAŞLIKLARI
(BATIL GÖRÜŞLERİN İÇ YÜZÜ )
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)