KUR'AN-I KERİM

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4928)

 “Kim Kur'ân öğretme karşılığında bir ok yayı alırsa, kıyamet günü Allah ona cehennem ateşinden yapılmış bir yay takar.”[1]

Kur'ân okutup, öğretenler kesim kesmesin, Allah için okutsunlar verende Kur'ân-ı Kerim'i öğrettiğinin karşılığı değil hediye olarak versin hiç vermiyenden de istemesin, caiz olur. Kâfirler kiliseye yardım parası keserler, vermiyenin cenazesini kaldırmazlar. Para için yaparlar, müslümanlar ahiret ve sevabı için yaparlar. Hali ile alimlerimizin yaptığı onlarınkine benzemiş oluyor.

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadîs No: 434)

“İmran ibn-i Husayn (Radiyallahu anhu)'ın anlattığına göre, İmran Kur'ân okuyan, arkasından buna mukabil halktan dünyalık taleb eden birisine rastlamıştı. “İnna lillahi ve inna ileyhi râciun” deyip arkasından şu açıklamayı yaptı:

Hz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle dediğini işittim.

- Kim Kur'ân okursa (isteyeceğini) Allah'tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek. Onlar Kur'ân okuyup okudukları mukabilinde halktan dünyalık isteyecekler.”[2]

 

(İmâm-ı Şa'râni «Ölüm-Kıyâmet Ahiret», Hadîs No: 441, s. 273)

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

“Ümmetimden Kur'ân okumakta olan bir takım kavimler gelecek ve:

- Benden daha güzel (Kur'ân) okuyan var mı? Benden daha iyi bilen var mı? diye meydan okuyacaklar. Onlar ateşin yakacağıdır buyurmuştur.”

 

[Sûre-i Bakara, Ayet 41 (Taberi Tefsiri, Cild 1, s. 35)]

“Sizin yanınızda bulunanı tasdik edici olarak indirmiş bulunduğuma inanın ve onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Benim âyetlerimi az bir pahayla satmayın ve Benden sakının.”

Kitabındaki açıklaması: Sizin yanınızda bulunanı tasdik edici olarak indirmiş bulunduğuma inanın: Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'e indirdiğim Kur'ân-ı tasdik edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın: Kur'ân-ı yalanlayanların ilki olmayın. Benim ayetlerimi az bir paha ile satmayın: Allah'ın ayetlerini dünya malından az bir met'a ve ucuz bir bedel karşılığında satmayın. Ve benden sakının: Atalarınıza indirmiş olduğum azab gibi sizin üzerinize de azabımı indirmemden sakının!

 

(İhyâu'Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 890, s. 821)

“Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Kur'ân'ı (kendi) reyi ile tefsir eden cehennemdeki yerine hazırlansın.”[3]

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1658, 6255)

 “Cehennemde, kendisinden cehennemin her gün dörtyüz kere Allah'a sığındığı bir vadi vardır. Bu vadi ümmeti Muhammed'den olan mürâ-i hafızlar, Allah rızası için tasadduk etmeyenler, gösteriş için hacca gidenler, gösteriş için savaşanlar için hazırlanmıştır.”

“İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kur'ân okuyacak ibadete kendini verecek, (fakat) bid'at ehlinin işleri ile meşgul olacaklar, hissetmediklere yerden şirke sapacaklar. Söz ve ilimleri vasıtası ile rızık elde edecekler, din-i alet ederek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör deccalın uyduları bunlardır.”

 

Kur'ân-ı Kerim dünyalık için para, mal karşılığında okunmaz. Yine Kur'ân-ı Kerim Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in okuduğu gibi Allah'u Teâlâ'nın rızası sevabı, şifası ve rahmeti için okunur.

Bazı kimseler para ile muska yazıyor. Kur'ân-ı Kerim para karşılığında kesin olarak yazılmaz, verilmez. Allah'ın rızası için yapılır. Kati olarak ücret alınmaz. O muskayı alanlar basit bir şeymiş gibi sahib olmuyor, kaybediyorlar. Tuvalete, banyoya, ayak altına tepelenecek yere düşürüyorlar. Bunun hem aksi tesiri olur, hem de günahı çok büyüktür. Halbuki bir kimsenin külliyetli miktarda para, altın, mark, dolar gibi bir şeyi olsa onu kaybetmek korkusu ile çok itinalı ve çok sağlam yerlere saklar. Allah'u Teâlâ “benim sözüm olan Kur'ân-ı Kerim senin yanında daha kıymetli olmalı” diye buyuruyor. Yoksa değeri geçici olan insanı ebedi olarak kurtaramayan dünya malı ve parası mı daha kıymetli oluyor?

Padişahtan, Cumhur-Reis'inden veya yüksek kademedeki devlet memurlarından bir yazı veya evrak-ı senin muhafaza etmen için sana verilirse onun üzerinde titizlikle durursun. Onu kaybetmemeye azâmi gayret gösterirsin. Şayet onu kaybedersen mes'uliyeti çok büyük olur. Çünkü senden hesab sorarlar. Allah'u Teâlâ'nın sözü olan Kur'ân-ı Kerim'de gerek kitap halinde, gerek levha halinde, gerekse şifası için üzerinde taşınılan muskaya da (Kur'ân-ı Kerim ayeti olduğu için) aynı itinayı göstermemiz lâzımdır. Kur'ân-ı Kerim büyüktür, çok büyüktür deyip ona, yazısına, onun içindeki emir ve nehiylerine saygı göstermezsek, Allah'u Teâlâ'nın korkusunu üzerimizden atarsak mahşerde hesap vermemiz zor olur. Kur'ân-ı güzel okudu, sesi güzeldi diye Kur'ân-ı Kerim'e olan saygıyı Allah'u Teâlâ'dan korkuyu bir tarafa bırakırsak bunun zarar ve ziyanı çok büyük olur.

 

(İhyâu'Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 856, s. 773)

“Kim Kur'ân'ı Kerim'i okudu, sonra da başkasına verileni ondan daha üstün gördü ise; Allah'u Teâlâ'nın büyültmüş olduğunu küçültmüş oldu.”

 

(Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 860, s. 460; 1231, s. 593)

(860) “Kur'ân-ı Kerim arap şivesi ve arap lehçesiyle okunur. Bilhassa aşka gelenlerin ve iki ehli kitabın makamıyla okumaktan sakınınız.

Benden sonra bir kavim gelecek; Onlar Kur'ân-ı Kerim'i şarkı ve çalgı şekline çevirecekler. Boğazlarından içeri  geçirmeyecekler. Onların kalbi fitne dolmuştur. Keza bunların halini görüp beğenenlerinde.

(1231) “Her kim Kur'ân-ı Kerim'i okursa; Allah'tan bir şey istemeye onu vesile etsin. Çünkü bir takım kavimler gelecek; O'nu okuyup insanlardan bir şey istemeye vesile edecekler.”

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2796, 3185)

(2796) “Kur'ân ruhani hastalıklara kötü itikad ve ahlâklara karşı devânın tâ kendisidir.”

(3185) “Kur'ân'ı öğrenipte onunla dünyayı isteyecek olan kavimden (önce) davranın, Kur'ân'ı öğrenin ve siz onunla cenneti isteyin. Çünkü Kur'ân'ı şu üç (sınıf) insan öğrenir.

a) Onunla övünmek için öğrenen kişi

b) Onunla maddi menfaat elde etmek isteyen kişi

c) Onu sadece Allah için okuyacak olan kişi.

 

Kolaydır bu Kur'ân inananlara,

Zordur bu Kur'ân inanmayanlara.

 

Kur'ân okumanın şifasına bu millet inanacak diye sizi korkutup telaşe düşüren nedir? Kendi görüşünüzdeki olan bir adamın okumasında aynı şifa olsa onada mı saldırırdınız? Her gün doğudan doğup batıdan aşan dünyayı ışıtan parlak bir cisim var. İsmine güneş derler. Bu güneşi inkâr eden, yok olduğuna dair delil gösterse inanır mısınız?

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in uleması Ben-i İsrail Peygamberi gibidir.”[4] diyor. Allah'u Teâlâ Kur'ân şifa diyor. Sen inkâr ediyorsun. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Kur'ân'ı Kerim'in veremediği şifayı hiç bir şey veremez”[5] diyor. Sen tersine inanıyorsun milleti de kendi inancına inandırmaya çalışıyorsun. Biz okuduğumuz Kur'ân'ı kula beğendirmeyip Allah'a beğendirmemiz lâzımdır. Allahu Teâlâ sevdiği kulunun okumasına şifa verir. Sizin kini beğenmiyor ki, versin!

Bu sözleri niçin söylüyorsun diyene: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şerifinde: “Kibirlilik yapana karşı sizde kibirlilik yapın.”[6]

Ey Müslümanlar! Kur'ân okuyup onun şifasını meydana çıkarmak Kur'ân'ın şifasına milleti inandırmak, Kur'ân'a saldırı imiş. Kur'ân'ın şifasına inanmayıp Kur'ân-ı Kerim'den soğutmak esas müslümanlık bu imiş.

Sadece bir makam ses çıkaranlara Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ne diyor? Ahir zamanda Kur'ân-ı Kerim'i sadece türkü mahiyetinde okurlar.[7] Kur'ân'dan okurlar, Kur'ân bir tarafta kendileri bir başka tarafta. Ahir zamanda başları traşlı kavimler gelir, Kur'ân okurlar  boğazlarından aşağı geçmez.[8]

Ben hiç bir taraf tutmuyorum, tutmak niyetim de yok. Ama beni zorla taraf tutmaya mecbur etmeyin. İslâmiyet din-i mubin araya girerse suçsuz, masum insanlara saldırılırsa bende mecbur kalırım. Müslüman kardeşlerimizin kalbi bizim için bizim kalbimiz onlar için çarpıyor aramıza kimse engel olamaz.

 

 

 

 

KONU BAŞLIKLARI
(BİLAL NADİR'İN DİLİNDEN )
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)


[1]-            Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadîs No: 5787; Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 6, Hadîs No: 2158.

[2]-            Tirmizî, Sevâbu'l-Kur'ân 2918.

[3]-            Tirmizî ibn-i Abbas'tan, s. 98.

[4]-            Berîka, Cild 1, s. 58; Müzekki'n-Nüfus, s. 417; Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1 s. 619.

[5]-            Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadîs No: 157, s. 143.

[6]-            Marifetname, S. 1090.

[7]-            Muhtarü'l Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 860, s. 460.

[8]-            Râmûzu'l-Ehâdîs Hadîs No: 1575, 3756, 6294; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadîs No: 168, 170; Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarîh, Cild 11, Hadîs No: 1783.