Bismillâhirrahmânirrahîym
SALAVAT-I ŞERİFE
“Her kim bana salâvat okursa
cennette ki yerini görmeden ölmez.”[1]
(İmâm-ı Şa'râni «Ölüm-Kıyâmet-Ahiret», Hadîs No:
227, s. 163)
“Ümmetimden bir zat mizan
başında iken tartılan sevabı hafif
gelmiş vaziyette bulunduğu sırada birdenbire Aziz ve Celil olan Allah
tarafından yanına bir kağıt parçası gelir. O zat da onu açınca görür ki içinde
bana okuduğu salât ve selâm vardır. İşte bu salât ve selâmla onun mizandaki
sevabı ağır gelir ve o cennete girer” buyurulmuştur.
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3662, 3815, 5277,
5814)
(3662) “Meclislerinizi bana
olan salât-ü selâmlarınızla süsleyin! Çünkü bana olan salât-ü selâmınız
kıyamette sizin için (sırat üzerinde) bir nurdur.”
(3815) “Evlerinizde namaz
kılın oraları kabir edinmeyin. Evimi (kabrimi) de bir bayram (yeri)
yapmayın. Bana salat-ü selâm da bulunun, nerede olursanız olun, bana salât-ü
selâmınız ulaşır.”[2]
(5277) “Kim
Allah'a hoşnud olarak kavuşmak isterse bana çok salât-ü selâm getirsin”
(5814) “Beni hayvana binen kişinin kadehi gibi yapmayın: O suyu içine
koyar, muhtaç olduğu zaman içer, ihtiyacı olmadığı zaman onu döker. Beni
sözünüzün ilki, ortası ve sonu yapın. (Üzerime salâvat getirin.)
(Sünen-i ibn-i
Mâce, Cild 3, Hadîs No: 907)
“…Amir bin Rabîa (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): şöyle buyurdu demiştir:
- Benim üzerime salâvat getiren hiç bir müslüman yoktur ki üzerime
salâvat getirdiği sürece, melekler onun üzerine salâvat getirmesin. (Ona dua ve
istiğfar etmesin) Artık kul şu salâvat-ı az getirsin veya çok getirsin.”[3]
(Delâil-i Hayrat Şerhi «Kara Dâvûd», s. 38)
“Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz şöyle buyurdu:
- Bana salâvat okuyan her kulun salâvatı ağzından çıkar, çıkmaz yola
koyulur. Ne deniz bırakır, ne de
kara, ne şark kalır ne garb. Her yana dağılır ve şöyle der:
- Ben falanın oğlu falan
kimsenin salavatıyım. Benimle seçkin yaratılmışların hayırlısı Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem) üzerine salâvat okudu der. Onun bu sözünün duyan
her şey (canlı-cansız, karada ve denizde ne varsa) onun üzerine salâvat
getirir.”
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1,
Sayfa: 60-61)
“Salâvat veren kimsenin
salâvatı Arş'dan başka yerde durmaz. Yolda uğradığı melekler, birbirine bu
salâvat-ı verene siz de salâvat verin der, Allah'u Teâlâ o kimseye o şekilde
rahmet ve mağfiret eder. Kıyamette de
bana arz olunur.”
“Ümmetimden bana salâvat
okundukça bir melek: “Ey Ahmed (Aleyhis-selâtü vesselam), fülan oğlu falan sana
şu kadar salâvat verdi” diye bildirir.”
“Allah'u Teâlâ'nın bazı
melekleri vardır yeryüzünde dolaşıp ümmetimden bana salât-u selâm getirirler.
Allah'u Teâlâ benim kabrime Salsail adlı bir melek vazifelendirmiştir. Horoz
şeklinde olup başı arş altında, ayakları yedi kat yerin altındadır. Üç kanadı
vardır, biri doğuda biri batıda biri kabrim üstündedir. Bir kimse salâvat-ı
şerife okursa, o melek bu salâvat-ı alıp o salâvat-ı “Ey Muhammed! falan oğlu
falan sana salâvat-ı şerife etti deyip nurdan yaprak üstüne yazar. Yirmibin
günahı affolur, onun için yirmibin tuğba ağacı dikilir kıyamette ameli tartılıp
hafif geldikte mizanı tutana sabret onun benim yanımda emaneti vardır derim. O
da Ey Allah'ın sevgilisi bu gün senin dediğin olur der. Ben de yanımda olan
salâvat kağıdını açıp mizana koyarım ağır olması için Allah'u Teâlâ'ya dua
ederim. Zeynül Mecalis'de de yazar.”
Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) duadan önce “Sübhane Rabbiyel aliyyil a'lel vehhab” derdi ve
yine buyurdu. Dua edecek kimse salâvat okusun. Çünkü bu muhakkak kabul edilir
ve Allah'u Teâlâ iki duadan birini kabul diğerini red etmekten daha üstündür.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyuruyor:
“Benim üzerime salâvat-ı
şerife getirmeyen Allah'u Teâlâ'ya; «Ya
Rabbi!» diye edilmeyen her dua geri çevrilir.
Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in üzerine salâvat-ı şerife getirilmeden ve Ya Rabbi demeden
yapılan her dua geri çevrilir.
Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in üzerine salâvatı şerife getirmek vaciptir. Bu hadîs-i
şerife göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üzerine salâvat-ı
şerife getirilmeyen dua makbul değildir.
(İhyâu'Ulumi'd-Dîn,
Cild 1, Hadîs No: 979, Sayfa: 892)
“Kişinin cimriliği için, yanında
anıldığım hâlde, benim üzerime salâvat-ı şerîfe getirmemesi kâfidir.”[4]
(İhyâu'Ulumi'd-Dîn,
Cild 1, Hadîs No: 982, s. 893)
“Kim herhangi bir kitapta benim üzerime salâvat-ı şerife getirirse, yani
salâvat-ı şerifeyi kitaba yazarsa ismim orada kaldığı müddetçe melekler o adam
için istiğfar ederler.”[5]
(Kenzü'l-İrfan,
Hadîs No: 11)
“Efdal-i Kâinat Efendimize salât-u selâm göndermek abd (köle) âzâd
etmekten efdaldır.”
(Delâil-i
Hayrat Şerhi «Kara Dâvûd», Hadîs No: 11, Sayfa: 30)
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:
- Bana salâvat okuyan için sırat üstünde büyük bir nur olacaktır.[6] Bir kimse
sırat üstünden geçerken nur ehli olunca cehennem ehli olmaz artık.”[7]
(Kenzü'l-İrfan,
Hadîs No: 15)
“Sizden cennette en ziyâde hûri kazanan kimse bana çokça salât-u selâm
gönderenlerdir.”
(Kenzü'l-İrfan,
Hadîs No: 17)
“Gayesini gerçekleştirmede zorluğa düşen kimse bana çokça salât-ü selâm
göndersin. Gerçekte salâtü selâm rızkın çoğaltılması sıkıntıların, ve müşküllerin çözülmesi için bir vesiledir.”
(Sünen'ün
Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1283)
“Abdullah b. Ebû Talha babasından naklediyor: Bir gün Hazreti
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) geldi. Yüzünde sevinç alâmetleri
vardı.
- Yüzünde sevinç alâmetleri görüyoruz! dedik. Bunun üzerine şöyle
buyurdu:
- Bana melek
gelerek ya Muhammed! Rabb'in şöyle buyuruyor:
- Sana bir salâvat getirene benim on rahmet etmem, sana bir selâm
gönderene benim on defa lütuf ve yardımda bulunmam seni memnun eder mi?”[8] dedi.
(Sünen'ün
Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1284)
“Fedale b. Ubeyd anlatıyor; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir
adamın namazda dua ettiğini duydu. Fakat adam ne Allah'ı yücelten bir dua etti,
ne de Hazreti Peygamberimize selâvat getirdi. Bunun üzerine Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) ona:
- Acele ettin! dedi. Sonra da neler okumaları gerektiğini cemaate
öğretti. Bir defasında yine Hazreti Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem),
birinin namazda Allah'u Teâlâ'yı yücelten dualar okuduğunu, O'na hamdettiğini
ve kendisine de salâvat getirdiğini duydu. Bunun üzerine adama:
- Dua et, kabul
edilir, iste verilir” buyurdu.
İşte namazda, tahiyyatta hutbede “Allahümme salli, Allahümme barik”
okunur. Salâvat-ı Şerifedir.
(Sünen'ün
Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1285)
“Ebû Mes'ud el Ensari anlatıyor: Biz Sa'd b. Ubade'nin sohbetinde iken
Hazreti Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldik. Beşir b. Sa'd
Hazreti Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:
- Ya Resûlullah! Aziz ve Celil olan Allah bizim sana salâvat getirmemizi
emretti. Sana nasıl salâvat getirelim? diye sordu. Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Önce sustu. Biz keşke Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a böyle
bir sual sormasaydık diye düşündük. Sonra Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) şöyle salâvat getirin buyurdu:
- Allah'ım! İbrahim'in âline kıldığın gibi, Muhammed'e ve O'nun âline
rahmet kıl. Dünya da İbrahim'in âline hayır ve bereket kıldığın gibi Muhammed'e
ve onun âline de hayır ve bereket kıl sen, hamdedilmeye ve yüceltilmeye en çok
lâyık olansın.”
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kema salleyte alâ
İbrahime ve alâ âli İbrahime inneke hamidün mecid.
Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kema Barekte alâ
İbrahime ve alâ âli İbrahime inneke hamidun mecid.
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 4249)
“Peygambere
salâtü selâm getirilmedikçe, her dua önlenir.”[9]
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 3637)
“Yanında anılıp da bana salâtü selâm getirmeyen kişinin burnu kırılsın.
Ramazan ayına eriştiği halde mağfiret olunmadan ramazanı geçiren kişinin de
burnu kırılsın. Anne babasının yanında yaşlanmasına rağmen, onlara hizmet edip,
hayırlı duasına mazhar olarak cenneti hak edemiyen kimsenin de burnu kırılsın!”[10]
(Muhtarü'l-Ehâdîsin
Nebeviyye, Hadîs No: 220, Sayfa: 174)
“Bana çok salâvat getiriniz, bana
salâvatınız, günahınızın bağışlanmasına sebeb olur. Derece ve vesile isteyiniz.
Çünkü Rabb'ım katında benim vesilem sizin için şefaattir.”[11]
(Muhtarü'l-Ehâdîsin
Nebeviyye, Hadîs No: 719, Sayfa: 396)
“Bana salâvat okumak, sıratta nurdur. Bir kimse bana; cuma günü seksen
defa salâvat okursa, seksen senelik günahları bağışlanır..”[12]
(İslâm'da
Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild 1, Hadîs No: 638, Sayfa:
313)
“Kim bana bir salâvat-ı şerife getirirse Allah'u Teâlâ ona on misli
rahmet eder. Her kim bana on salâvat getirirse Allah'u Teâlâ ona yüz misli
rahmet eder. Her kim bana yüz salâvat getirirse Allah'u Teâlâ onun alnına
nifaktan ve cehennemden berat yazar ve onu kıyamet gününde şehitlerle beraber
kılar.”[13]
(Delâl-i Hayrat Şerhi «Kara Dâvûd», s. 40)
“Hazreti Ali b. Ebi Talib (Radiyallahu anhu)'den naklen gelen bir
rivâyette Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu
anlatmıştır:
- Bir kimse cuma günü bana yüz kere salâvat-ı şerife okursa, kıyamet
günü muazzam bir nurla gelir. Onunla gelen nur, yaratılmışlara taksim edilse
hepsine yeter.”
(Delâil-i
Hayrat Şerhi «Kara Dâvûd», s. 42-43)
“Ashâb-ı
Kiram'dan bazısı şöyle anlattı:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimize salâvat-ı şerife
okunan her meclisten o kadar güzel bir koku yükselir ki, semanın ortasına kadar
ulaşır. Bunu duyan melekler şöyle derler:
- Bu
Resûlullah'a okunan salâvat meclisinden gelen kokudur.
Bazı haberlerde
şöyle anlatıldı:
“Mü'min olan bir erkek kul, yahut mü'mine olan kadın kul Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimize salâvat okumaya başladığı zaman; sema
kapıları ve perdeler ona açılır. Arşa kadar, kapalı hiç bir yer kalmaz.
Semalarda bulunan meleklerden eksiksiz olarak her biri Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) Efendimize salâvat getirir, yeryüzünde o salâvata başlayan
kadın veya erkek mü'min kul için mağfiret talebinde bulunurlar. Allah'u
Teâlâ'nın dilediği kadar…”
(Mir'ât-ı
Kâinât, Cild 1, Sayfa: 637)
Alimler
demişlerdir ki, salâvat okumak vacib olan yerden başka nice yerlerde de
müstehab ve müekkededir:
1-
Abdest alırken,
2- Ezân
tekrar edildikten hemen sonra,
3- Mescide
girerken ve çıkarken,
4- Namaza
ikamet zamanında,
5- Namazın
ikinci teşehhüdünde,
6- Cenaze
namazında,
7- Her
duanın başında, ortasında ve sonunda,
8- Zikir
meclisinde,
9- Kur'ân-ı
Kerim okuyacağı zaman,
10- Şer'a uygun her türlü meclis, yani toplantının
sonunda,
11- Her sabah ve akşam,
12- Çarşıya çıkarken,
13- Sefere çıkarken,
14- Seferden gelince,
15- Bir mü'min tanıdığı bir mü'mini gördüğünde,
16- Geceleri kalkınca,
17- Ramazan gecelerinde.
18- Kişinin kulağı çınladıkça,
19- Bir şeyi unutunca,
20- Hacıların telbiyeyi bitirmelerinin akabinde,
21- Mekke'de Safa ve Merve'de,
22- Hacer-ül Esvedi öpünce
23- Arafat'ta vakfeye duruldukça,
24- Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'ın mübarek kabri ziyaret olundukta.
25- Resûllullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'ın ismini bir şey üzerine yazarken.
26- Bilhassa her cuma gecesi ve cuma günü diğer zamanlardan daha çok salâvat okumanın müstehab olduğu müekkededir.[14]
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 638-639)
“Salâvatın faziletine dâir,
Kitâb-üs salât vel-büşer'de yüzyirmiüç hadîs-i şerîf zikr olunuyor. İçlerinden
ondokuz kadarını seçip alıyoruz.
1- “Siz bana isimleriniz ve
hitâblarınız ile arz olunursunuz. O halde bana iyi salâvat getiriniz.”[15]
2- “Kıyamette insanların en evlâsı, bana çok salâvat okuyanlardır.”[16]
3- “Allah'u Teâlâ, istiğfar edince günahlarınızı bağışlar. Kim sadık
niyetle istiğfar ederse, mağfiret olunur. Lâ ilâhe illâllah diyenin terazisi
ağır gelir. Bana salâvat okuyana kıyamet günü ben şefâatçı olurum.”
4- “Her gün bana bin salâvat okuyan, cennetteki yerini görmeden ölmez.”[17]
5- “Sabah ve akşam vakti bana onar def'a salâvat okuyana kıyâmet günü
şefaatım yetişir.”
6- “Bana muhabbet ve beni arzu ile her gün ve gece bana üçer defa
salâvat getirenin bu gün ve gecedeki Allah'u Teâlâ günahlarını afvı üzerine
almıştır.”[18]
7- “Her cuma günü bana daha çok salâvat edin. Zirâ ümmetimin salâvat-ı
Cuma günü bana arz olunur. Kimin bana salâvat-ı çok ise, makamı bana daha yakın
olur.”[19]
8- Kıyamette her makamda bana en yakın olanınız, dünyada bana çok
salâvat okuyanınızdır. Cuma günü ve gecesi bana yüz salâvat okuyanın, Allah'u
Teâlâ yüz ihtiyacını görür. Yetmişi ahiret, otuzu dünyaya aid işleridir. Sonra
Allah'u Teâlâ bir melek ile bu salatları benim kabrime getirtir. Size gelen bir
hediye gibi olurlar. O melek bana gönderenin ismini, soyunu ve kabilesini
bildirir. Benim yanımdaki beyaz bir sahifeye onu geçirir. Benim öldükten sonra
bilmem, hayatta iken bilmem gibidir.”[20]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e yeryüzünde milyonlarca insan salâvat getiriyor.
Bunun hangisini alacak, hangisini nasıl kaydedecek diyenlere:
Güneşe karşı 100 milyon ayna tutsan her aynanın içine güneş yansır. Her
ayna güneşten aldığı ziya ile karanlık yerleri ışıtır. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in ruhaniyeti de aynı o güneş gibidir. Kulun
yaptığı bir televizyon milyonlarca yerde görülür. Bunlar kul yapısıdır. Allah'u Teâlâ'nın
yapısı olan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de ki manevi cihaz
bunların milyonlarca misli zahirde bir yerde olur, başka bir yerde olmaz.
Maneviyat yüzbin yerde olur. Zahir de iki telefon gelse ikisine birden cevap
veremezsin. Maneviyatta yüzbin yerle irtibat kurar, hepsine cevap verirsin.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ki de öyledir. Acizlik bu
vücudadır. Allah'u Teâlâ tecelli ettiği vakit bu vücudtan da acizlik kalkar.
Ashab-ı Kehf 309 sene uyudu, acıkmadı. [21] Yunus
(Aleyhis-selâm) balığın karnında, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
Mi'râcda ve İsa (Aleyhis-selâm) 2000 sene havada bu vücudla acze düşmediler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üzerine salâvat-ı şerife
getirmek, bu kadar mühimdir. Hep bir ağızdan toptan getirilecek olan salâvat-ı
şerife ve mevlid-i Şerif bu kadar büyük affa sebeb olur. Camide getirilmesi
sünnet olan salâvat-ı şerifeyi camide yasaklamak alimlerimiz için çok acıdır.
Bir alimin bu salâvat-ı şerifeyi yapıp göstermesi, basitleştirmemesi bütün ümmeti
Muhammede öğretmesi gerekir. Aksi takdirde bütün ümmeti Muhammed yarın mahşerde
kendisinden davacı olur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ayrıyeten
kendinden davacı olur. Kur'ân-ı Kerîm'de salâvat getirin [22]
ayetine karşı gelmiş olur. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'u Teâlâ'nın bizzat kendi
sözü olduğuna göre Allah'u Teâlâ'nın o âyetine, o sözüne de muhalefet edilmiş
olur. Mahşerde sözü, şefaati en fazla geçerli olan alemlerin efendisi, Sultanı
Enbiya, Resûli Kibriya, Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) bütün
Peygamberlerin baştacı[23] olan
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şahit olduğu zaman [24] orda Allah'u Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in hiç bir itirazı kabul etmeyecekleri mahkeme-i Kübra'sında
insana bir soru sorarlar. Cevap verirse ne âla veremezse cehennemi zümeraya
atarlar. O mahkeme-i Kübra'da Allah'u Teâlâ ve Resûlü Muhammed (Sallallahu
aleyhi vesellem) kendinden davacı olup sordukları zaman hangi ameli ve neyi
kendini kurtaracak? Allah'u Teâlâ bir ameli kabul ederse ameldir; etmezse
kupkuru yorgunluktan başka bir şey değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) “Ümmetim” diye sahib çıkarsa ne alâ, sahip çıkmazsa başı-boş ıssızda
yolunu şaşırmış bir insan gibidir. Neyine güvenipte camide salavât getirilmez
diyorlar. Zaten kendisi hiç getirmez. Camide musafaha olmaz derler, başka
zamanda yap, göster dersen, yapmaz. Mevlid okuma bid'at, salâvat-ı şerife
getirmeyin gibi sözlerle islamiyetin dîn-i mübin'in kolunu, dalını kırar. Sonra
da okuduğu Kur'ân'dan yaptığı ibadetten, kıldığı namazdan, fayda umar.
Münâfıkların abdesti, namazı, orucu, haccı, zekatı, kur'ân okuması hepsi
tamamdı. Ama hiç birisinin ibadeti kabul olmuyor. Hepsi de cehennemlik
oluyorlar.[25] Münâfıkların, ibadetlerini, amellerini
Allah'u Teâlâ kabul etmiyor. Daha bir yüksek mahkemeye başvurma, temiz etme,
imkânı da yok. Niçin ibadetimi kabul etmedin deme gibi hiç bir itiraz haklarıda
yok. Dolayısı ile bizim ki de olmaz. Onun için bizler Allah'a ve Resulüne,
salâvat-ı şerifesine, musafahasına, mevlid-i şerifesine, sünneti Resûlullah'a
zerre kadar itiraz etmeyip, yapıp gösterip, milleti de alıştırmamız lâzımdır.
Yoksa cehennem bir ejderhadır; hiç bir şeyden korkmaz. Ancak Allah'u Teâlâ'yı
zikreden zakirlerden Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e çok salâvat-ı
şerife getirenden korkar. Bu zamanları düşünüp, ona göre bu dünyada muhalefet
etmeyip, sünneti Resulullah'a, mevlide, musafahaya, farzlara, sünnetlere,
nafilelere, tam riâyet edip hakkı ile çalışanlardan olmamız lâzımdır.
Cehhennem kükreyip taştığı zaman
Ateşin
aleme saçtığı zaman
Annesi
kızından kaçtığı zaman
Allah
Muhammed'i göster göreyim.
Bir yanını
Arasattan çevirir,
Bir yanında
zebaniler bağırır,
Kah mizana
kah sırata seyirdir
Ah ümmetim
der de ağlar Muhammed.
Yunus
EMRE
O günü düşün, ona göre konuş, söyle. Ona göre çalış, yoksa son pişmanlık
fayda vermez.
9- “İki müslüman karşılaşıp musafaha eder ve Peygambere salâvat
getirirlerse, ayrılmadan önce evvelki ve sonraki günahları mağfiret olur.” [26]
10- Duânın evveli Allah'u Teâlâ'ya sena (hamd) ve Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'a salâvat olmayınca dua, perde arkasında kalır. Evvelinde hamd
ve salâvat olan dua kabul olunur.”
11- Resûllullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a ve âline salâvat
okumadıkça dua ile sema arasında perde vardır. Salâvat okuyunca bu perde
yırtılır ve dua semaya çıkar. Okumayınca, dua geri döner.
12- İki salâvat arasında yapılan dua red olunmaz.[27]
13- İnsanlar bir yerde toplanır ve bana salâvat getirmezlerse, hasret ve
zarardadırlar. Cennete girseler de, fazla sevab göremezler.
14- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a salâvat okumayanın abdesti
yoktur.
(Abdestli okunan Kur'ân ile abdestsiz okunan Kur'ân arasında ne fark
varsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e salâvat getirenin yaptığı
ibadetle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e salâvat-ı şerife
getirmeyenin yaptığı ibadet arasında o kadar fark vardır. İşte Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e salâvat-ı şerifeyi abdestli getiren ile abdestsiz getirmeyen gibidir.)
15- “Bir işe niyet eden, o hususta meşveret etsin. Allah'u Teâlâ işinde
ona rüşd ihsân eder. Bir kimse bir söz söylemek isteyib de unutsa, bana salât
okusun. Zirâ bana salâtında sözü için halef vardır. Umulur ki, onu hatırlar.”[28]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in üzerine salâvat-ı şerife getirmek unutkanlığı
giderir. Aşk ve feyizi muhabbeti artırır.
16- “Yanında ismim geçtiği halde, bana salât getirmeyen şakidir.”
17- “İnsanların en bahili, yanında ismim söylendiği zaman, bana salât
okumayandır.”[29]
18- “Yanında ismim geçtiği zaman bana salât okumayan, cennetin yolunu
şaşırmıştır.”[30]
19- Übey bin Ka'b
(Radiyallahu anhu) dedi ki:
- Ey Allah'ın Resûlü, ben
sana çok salat-ü selâm getiriyorum. Kendim için yaptığım dua zamanından ne
kadarını sana ayırayım?
- Dilediğin kadarını buyurdu.
- Dörtte birini ayırsam nasıl
olur? dedim.
- İstediğin kadar. Eğer daha
fazla zaman ayırırsan senin için hayırlı olur buyurdu.
- Üçte biri Ya
Resûlullah! dedim.
- Dilediğin
kadar. Eğer fazla vakit ayırırsan, senin için hayırlıdır, buyurdu.
- Yarısını?
dedim.
- Dilediğin
kadar; fazla yer verirsen, senin için hayırlıdır, buyurdu.
- Öyleyse yâ
Resûlullah! Kendim için olan dua vaktimin hepsini sana salâtü selâma tahsis edeyim,
dedi.
- Bu senin
istediğin için yeterli olup günahların mağfiret olur buyurdu.”[31]
(Mir'ât-ı
Kâinât, Cild 1, Sayfa: 641)
“Sılat ve Büşer kitabında yazıyor. Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu:
- Bir kimse kitabına “Sallallahu aleyhi vesellem” yazarsa, orada
bulundukça melekler onun için mağfiret isterler.
Ebû Süleyman Harrânî anlatır: Hadîs yazarken, şerefli isimlerini
yazdıkça “Sallallahu aleyh” diye yazar “vesellem” sözünü yazmazdım. Rüyada
kendilerini gördüm. Bana buyurdular ki:
- Ey Ebâ Süleyman! Hadiste ismimi yazdığın zaman, salâtla beraber
“vesellem”i de yaz. O dört harfdir. Her harfine on sevab vardır. Yazmazsan kırk
sevabı bırakıyorsun demektir.”
“Hazreti Resûllullah ve Resûl-i
Ekrem gibi kısaltıcı cümlelerle söylemeyip muhakkak «Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) en azından böyle dememiz lâzımdır. Bilâl babam Sultan-ı Enbiya
Resûl-i Kibriya Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) diye vaaz'a
başlardı.”
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 643)
“Şeyh Aynî'nin Zeynü'l-Mecâlis'in de: Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Kıyamet günü üç gurub kimse, gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı
Arş'ın altında bulunurlar, buyurdu.
- Onlar kimlerdir? dediler.
- Ümmetimi sıkıntıdan kurtaran, sünnetimi ihya eden ve bana çok salâvat
getiren, buyurdu.
Bir Hadîs-i Şerîf'te: «Allah'u Teâlâ'nın bir meleği vardır. Bir kanadı
doğuda, diğer kanadı batıdadır. Başı Arş'ın altında, iki ayağı yedi kat yerin
dibindedir. Üzerinde mahlûkat sayısınca tüy vardır. Ümmetimden bir erkek veya
kadın bana salâvat okuyunca, Allah'u Teâlâ o meleğe Arş altındaki nur denizine
dalmasını emr eder. Her tüyünden bir damla damlar. Allah'u Teâlâ her damladan
bir melek yaratır ve kıyâmete kadar onun için istiğfar eder, buyurdu.”[32]
“Ve dahi
Hazreti Resûllullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Her kim benim üzerime günde üç defa salâvatı şerife getirse o gece ve
gündüz yaptığı günahları bağışlanır. Hazreti Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i salâvat-ı şerife getirmekle çok zikredin. Eğer salâvat-ı şerife çok
getirilirse horluk görmez. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu
ki:
- Üç kimse hor
olur. Kârında bereket olmaz.[33]
1- Benim ismim
zikredildiğinde işitip salâvat-ı şerife getirmez.
2- Ramazanı
şerif ol kimseden hoşnut olmaz.
3- Anası, babası
ondan hoşnut olmaz.”
Şeytan ezan sesinden kaçar. Duyulmayacağı yere gider. Muhammed
Resûlullah diye çağırıldığı için salâvatı şerife sesinden kaçar. Derler ki
salâvat duymuş şeytan gibi kaçıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in salâvatını aklına getirip ona başlayacağın zaman esnemen geçer.
Çünkü esnemekte şeytandandır. Onun için şeytan kaçar. Bazı kimseler cenaze
giderken Peygambere salâvat yok demişler. Bunu Bilâl Babama sordular:
Cevaben: Peygambere salâvat deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e salâvat-ı şerife getirmek her mü'mine vaciptir. Ayet: "Onun
üzerine melekler salâvat getirir, ey mü'minler sizde getirin.”[34]
diye buyuruyor. Bütün herkesin salâvat getirmesi lâzım. Çarşıda, pazarda
giderken veyahut çok kalabalık bir cemaatte çalışan işçiler onların yanında
peygambere salâvat diye çağırılmaz. Herkes işini bırakıp, salâvat-ı şerife
getirmesi lâzım. Getirmeyenler Allah yanında sorumlu olur. Onun için
getirilmez. Yoksa hepsi cenazeyi götüren, hepsi arkasından giden çarşı, pazar,
başka kalabalık yok, bir tek cenaze ile gidenler var. Peygambere salâvat denir.
Salâvat getirilir, şeytan kaçar. Şeytan kaçınca Allah'ın rahmet melekleri
onlarla olur. Şeytan kaçınca ölünün imanını kurtarmasına sorulara doğru cevap
vermesine büyük ölçüde yardımcı olur. Onun hürmetine Allah'u Teâlâ esirgemeyi
ve bağışlamayı daha çok yapar.
(Sûre-i Ahzab,
Ayet 56)
“O Muhammed üzerine Allah ve melekleri salâvat getirir, ey mü'minler
sizde ona salâvat getirin.”
Diye ismi anılınca salâvat getirmek vacip oluyor. Camide nafile teravihi
ve sünnet namazlarını kılar, vacip olan salâvat getirilmezse, musafahaya,
musafahadaki getirilen salâvati şerifeye mani olmak, vacibe mani olmak değil
mi? Vacip cami de olmazsa nerede olur? Sen vacip olan salâvata, musafahada
salâvat var ona da mani olursan o nafile, o sünnet yaptıkların tam kabul olur
mu?
Camide salâvatta getirilir, musafahada olur. Yalnız musafahadan sonra
veya evvel dünya kelamı (hoş geldin, nasılsın, merhaba) gibi konuşmamak
şartıyla olur. Onu da hocalar vaazda söylemelidir.
|
KONU BAŞLIKLARI (BİLAL NADİR'İN DİLİNDEN ) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |
[1]- El-Uhudü'l-Kübra (İmam-ı Şa'râni), s.347; Mir'ât-ı
Kâinât, Cild 1, s. 639.
[2]- Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5812.
[3]- İhyâu'Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 977, s. 891;
Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 1076, s. 541.
[4]- 500 Hadîs-i Şerîf
Kitabı (Ömer Nasuhi Bilmen), Hadîs No: 116, s. 114; Muhtarü'l-Ehadisin
Nebeviyye, Hadîs No: 449, s. 282; İslâmda Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer
El-Heytemi), Cild 1, s. 311; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2272; İbn-i Abidin
(Reddü'l-Muhtar), Cild 2, s. 324.
[5]- Megâsıdu't-Talibîyn, s. 225.
[6]- Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 719, s. 396.
[7]- Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 14.
[8]- İhyâu'Ulumi'd-Dîn, cild 1, Hadîs No: 976, s. 891;İslâmda
Helâller ve Haramlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild 1, Hadîs No: 639, s. 314;
Râmûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 5327.
[9]- Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2474.
[10]- Muhtar'ül-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 639, s. 362;
İslâmda Helâller ve Haramlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild 1, Hadîs No: 629,
s. 310; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3637; Hucce'ül-İslâm (İmam-ı Gazali), s.
59'de değişik ifade ile zikredilmiştir.
[11]- İslâmda Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild
1, Hadîs No: 642, s. 314. (Bir benzeri)
[12]- İhyâu'Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 551, s. 507;
Gunyet'üt-Talibîn, s. 783; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2647.
[13]- Mecmeu'z-Zevaid ve Menbeu'l-Fevaid, 10/163 (Taberânî'nin
“Evsat ”ve “Sağîr” inde ki rivâyetinden naklen.) El-Uhudü'l-Kübra (İmâm-ı
Şa'râni), s. 347; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 2, s. 241.
[14]- Muhtar'ül-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 219, s. 173;
Huccetü'l-İslâm (İmam-ı Gazali), s. 58.
[15]- Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1573.
[16]- İslâmda Helâller ve Haramlar, (İbn-i Hacer El-Heytemi),
Cild 1, Hadîs No: 649, s. 316.
[17]- El-Uhudü'l -Kübra (İmam-ı Şa'râni), s. 347.
[18]- Huccet'ül-İslâm, s. 58.
[19]- Et-Tergib vet terhib 2/503, Beyhaki'nin rivâyetinden
naklen; İslâm'da Helaller ve Haramlar (İbn-i Hacer el-Heytemi), Hadîs No:
650/d, s. 317.
[20]- Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1573; Huccetü'l-İslâm (İmâm-ı
Gazali), s. 58 .
[21]- Sûre-i Kehf, Ayet 25.
[22]- Sûre-i Ahzab, Ayet 56.
[23]- Sûre-i Ahzab, Ayet 40.
[24]- Sûre-i Nisa, Ayet 41; Sûre-i Nahl, Ayet 89.
[25]- Kütüb-i Sitte, Cild 2, s. 292. (Bir benzeri)
[26]- İslâmda Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild
1, Hadîs No: 653, s. 318.
[27]- İbn-i Abidin (Reddü'l-Muhtar), Cild 2, s. 326.
[28]- Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4969.
[29]- İslâmda Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild
1, Hadîs No: 633, s. 311.
[30]- İslâmda Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild
1, Hadîs No: 631/A, s. 311; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 908.
[31]- İslâmda Helâller ve Harâmlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild
1, Hadîs No: 650/A, s. 316; et-Tergîb ve't-Terhîb, 2/500, 501.;Tirmizî Ahmed ve
Hakim'in rivâyetlerinden naklen. El-Uhudü'l-Kübra, (İmâm-ı Şa'râni) s. 348.
[32]- Huccet'ül-İslâm,
(İmâm-ı Gazali), s. 58-59; Mir'ât-ı Kainât, Cild 1, s. 60.
[33]- Huccetü'l-İslâm (İmâm-ı Gazali), s. 59.
[34]- Sûre-i Ahzab, Ayet 56.