Bismillâhirrahmânirrahîym
MUSAFAHA
1. Mevlid
bid'at okunmaz, okumak iyi değil diyenlere,
2. Salâvati
şerifeye kıymet vermeyenlere,
3. Cami içinde ve avlusunda musâfaha yapılmaz diyenlere cevaben deriz
ki:
(Sahih-i Buhari
Tecridi, Sarih, Cild 10, Hadîs No: 1659)
“... Kâ'b (rivâyetine devam ederek) der ki: nihâyet mescide girdim.
Resûlullah oturmuştu. Etrafında Ashâb çevrelenmişti. Hemen İbn-i Ubeydullah
kalktı, koşarak geldi. Musâfaha etti. (elimi sıktı) ve beni tebrik etti.
Vallahi muhacir kardeşlerden Talha'dan başka kimse bana ayağa kalkmadı. İla
Ahir.”
Yukardaki bu hadîsde Hz. Resûlallah'ın huzurunda, camide musâfaha
yapıldığının açık delili değil midir? Bu da bid'at olmadığını göstermektedir.
İlk musafaha bizim dinimizde olmuştur.
Evvelâ şunu söyleyelim ki, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdu:
"Benden sonra benim ümmetim 73 fırkaya ayrılır. Hepsi
cehennemliktir. Birisi kurtulur. Sahabîler sordular:
- O kurtulan
fırka hangisidir, Ya Resûlullah?
- Ben ve benim Ashâbım ne yolda, ne itikatta gitti ise, ondan
ayrılmayandır."[1] Bu da ehli sünnet itikadıdır.
(Sûre-i Enbiya,
Ayet 93)
“Bazı milletler din işlerinde kendi aralarında fırka fırka oldular.
Hepsi de bize dönücülerdir.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e inanmak onun
Peygamberliğini kabul etmek o da imanın şartındandır. İmanın şartının
dördüncüsü Kelime-i Şehadet getirmektir. Bir insan "Lâ ilahe illallah
Muhammed Resûlullah" demedikten sonra Müslüman olmaz. Bir kimsenin
müslüman olabilmesi için Peygamberimizi tasdik etmesi şarttır. Peygamberimizi
tasdik ettim deyip dille söyleyip tam inanmayıp onun sevgisini artıran, yayan,
kaside, musâfaha, salâvat-ı şerife, mevlid gibi şeyleri yasaklarsa o sadece
dille "Muhammed Resûlullah"
demiş olduğu, yalandır. Münafığı da, fasığı da, asıl müslüman biziz der
şehadet kelimesi getirir, hatta kâfirlerdende Muhammed Peygamberdir diyenler
var. Münafıkta, fasıkta abdest alır,
namaz kılar, oruç tutar, zahirde İslâmî vecibelerinin hepsini yerine getirir.
Bir tek suçu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve Ashaba tam inanmayıp
arada ikicikli kalmasıdır.[2] "Lâ
ilahe illallah Muhammed Resûlullah" der. Bizim dememiz onların dediği gibi
olmayacak, onu ömür boyu öveceğiz. Onu öven, tanıtan, onun sünnetini yayan, onu
kendine bir numune bilen herkesi candan yürekten seveceğiz. O sevdiğimiz
Peygamberimizi övdüğü için seveceğiz. Peygamberimizin hatırı için onu
seveceğiz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in her halini kendimize
bir numune bileceğiz. Sünneti Resûlullahı hem yapacağız, hem öğreteceğiz.
(Hâdis-i Şerîf)
“Ümmetimin fesada gittiği zamanda sünnetimi ihya eden kimseye 100 şehit
sevabı vardır.”[3]
Sünneti ihya edip onun yaptıklarını yapan, halka öğreten kimse onun
hatırı için o kadar yükselince onun sevgisinden, sünnetinden, musâfahasından,
mevlidinden, müslümanları soğutana, ayırana, kesene, o nisbette Allah'u Teâlâ
tarafından zarar ziyan gelmez mi? Bu kadar yükselip, sünnete tabi olup onu
halka öğretirse, sen de onun aksini yaparsan, o onun hatırı için Allah'ın
rızasını kazanır. Sende yarın
mahşerde onun hatırı için Allah'ın
gadâbını kazandın demezler mi? Kur'an okumanın
çok büyük sevap olduğu malum. Kur'an'ın en fazla öğdüğü Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in, mevlidde övülmesini, camide musafahasını
yasaklarsan, senin okuduğun Kur'an seni kurtarır mı? Peygamberimizi övmek,
sevmek, ona salâvat getirmek imanın altı şartından birisidir. Yoksa ben
müslümanım deyip sadece dille salâvat-ı şerife getirmek yetersizdir. Biz
hepsine hakkı ile uyup iman etmemiz lâzımdır. Bunların tersini yaparsan iman
etmiş sayılmazsın. Bir insanın, imansız gitmesine, cehennemden çıkmamasına
sebep olur. Sen de Peygamberimizi öven, mevlid, musâfaha, salâvat-i şerife ve
vaazlarda özel olarak Peygamberimizin övülmesine bunların hangisi olursa olsun,
birisine karşı çıkarsan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i sevmemiş,
ona hürmet etmemiş olmaz mısın?
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 6195)
“Ey Ali, İslam uryandır, giysisi takvadır, tüyleri hidâyettir. Süsü ise
hayadır. Direği vera'dır. Ayakta tutucusu da Salih ameldir. İslamın esası beni
sevmektir. Ehli Beytimi sevmektir.”
Ben Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i çok seviyorum ama
mevlidde överlerse, musafaha ederlerse, uzun boylu tekrar tekrar salâvat-ı
şerife getirirlerse canım sıkılıyor dersen sen de Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e sevgi ne gezer?
Ameli, ibadeti, namazı, orucu her ne kadar çok olursa olsun itikadı
bozuksa yani ehl-i sünnet itikadının dışında olup sapkın 72 mezhepten birisinin
itikadını taşıyorsa o kimse alim de olsa, hoca da olsa, müftü de olsa, şeyh de
olsa hatta Diyanet Reisi de olsa muhakkak o kimse imansız gider. Kulun yaptığı
kanun tam tatbik edilirse, ünvan, mevki tanımıyor. Kanuna ters geleni
cezalandırıyor da Allah'ın kitabına, Kur'an'a Resûlunun övülmesine hadîslerine
ve sözlerine, sünnetine ters düşen cezalanmaz mı?
(Hâdis-i Şerîf)
“Hakkı ile
mü'min olmayan hakkı ile kâfirdir.”[4]
Allah'u Teâlâ'ya, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e; Kur'ân-ı
Kerim'e, onların sözlerine tam inanmayan kâfir olur.
Hadisi şerifi
bunu böyle söylüyor. Amel var ama itikad bozuk, itikad yanlış, Kur'an'a ve
hadîs-i şerife tersdir. İşte bu kimse hakkı ile kâfirdir.”
Bir insan benim abdestim, namazım, orucum, haccım, zekatım tamam.
Allah'u Teâlâ'nın emirlerini tutar (nehiy) yasaklarından sakınırım. Kur'ân-ı
Kerîm'in tümüne de inanırım. Yalnız Kur'ân'da melaike var diyorlar. Ben gözümle
görmediğim için inanmam derse kâfir olur. İşte hakkı ile mü'min olmadı hakkı
ile kâfir oldu. Onlar “müzebzeb”[5]
arada kalmışlardır. Onlar münâfıktır, ne müslümanlar gibi inanabiliyor, ne de
kâfirler gibi inkâr edebiliyorlar. Amel noksanlığı ile ebediyyen cehennemde
kalınmaz. Buğday tanesi kadar imanı olan cehennemde yanar yanar en sonunda
cennete girer.[6]
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Allah'u Teâlâ Kur'ân-ı
Kerim'de övsün sende, mevlidde övenleri benimseme. Onlara katılma onu yasakla.
Sonra da ben peygamberimizi seviyorum dersen sen onu hakikaten sevmiş olur
musun? Kur'ân'ı seviyorsan peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i öv ve
övene de mani olma. Sevdiğini överlerse iftihar edip sevinmez misin? Yahud
canının sıkılması mı lâzım? Emr-i bil maruf, nehyi anil münker Allah'ın emrettiğini emredip yasakladığını yasaklamak
değil mi? Yoksa Allah'ın Kur'ân'ı Kerim'de övdüğünün, övülmesinin üzerine
salâvat-ı şerife getirilmesini emrettiğini bildiğin halde mevlidi şerifi bahane
edip bizzat Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övdüğü için onlara
cephe mi almalıyız? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hatırı için
cehennemliklerden milyonlarca kişi cennete girecektir. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) “Günah-ı Kebairlere şefaat ederim.” [7] buyuruyor. Yine onun hatırı için onun
sevgisini, musafasını, övülmesini yasaklayanlardan yüz binlercesi cennetlik iken cehenneme
giderler, “Ben bir takım adamları
havuzumun başından kovarım, adam yabancı
develeri havuzundan kovduğu gibi” [8]
sen de peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hatırı için cennetlik iken
cehennemlik olma. İyi düşünmek lâzım! Allah'u Teâlâ "salâvat getirin"
diye buyuruyor. Kur'ân-ı Kerîm'in hangi ayetinde Allah namaz kılar, oruç tutar,
hacc yapar, zekat verir v.s.. diye buyuruyor. Bir tek O Muhammed üzerine Allah'u Teâlâ ve melekleri salâvat getirir
desin, sen de iki müslüman camide musafahat getirirse bu bid'ât diyorsun.
Allah'u Teâlâ'nın ve meleklerin salâvatı bid'at mıdır? Musafahadaki salâvat
niçin bid'ât olsun?
Salavat-ı Şerife hakkında Ayet ve Hadisler
(Sûre-i Ahzab,
Ayet 56)
“Allah ve melekleri Peygambere çok salât, (salâvat) ederler. (Onun
şerefini gözetmeye, şânını yüceltmeye özen gösterirler.) Ey Mü'minler! Sizde
ona salât, (salâvat) edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.”
Gözü, kalbi, niyeti, fikri başka tarafta, dili salâvat getiriyor, öyle
olmayın demektir.
Bu emri ilahidir. Allah'u Teâlâ'nın emri olan bu salâvat ve musâfaha
cami de getirilmez, bid'at diyen hocalar bu emre yanlış, ters görüşte değil
mi? Bu Allah'ın emri, camide yapılmazsa
nerede yapılır.”
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 3415)
“Farz olan hacları yapınız, çünkü o sevab bakımından 20 defa Allah
yolunda kazaya çıkmaktan daha büyüktür. Bana getirilen salât-ı selâm bunların
hepsine denktir.”
Musafaha da salâvat değil mi? Bu sevap camide işlenmez de nerde işlenir. Sen de Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in hatırı için cennetlikken cehennemlik olma. Belki bazılarına
sözümüz ağır gider ama ben değil Allah ve Resulü söylüyor. Onun için kızmayın.
Aynı soruyu Allahu Teâlâ ve Resûlünün yarın mahşerde bize soracağını düşünün.
Ben bunları hatırlattığım için beni hoş karşılamanız lâzım. Benim sözümün
üzerinden zaman geçer unutulur. Allahu Teâlâ'nın mahşerde bize sorcağı sözünün
üzerinden zaman geçmeyle unutulmaz, iyi düşünün. Orda insana bir soru sorarlar
cevap verirse ne âla veremezse hemen cehenneme atarlar.
(Sûre-i Nisa, Ayet 59)
“Siz Allah'a itaat edin, Resûlune de itaat edin.”[9]
Allah'u Teâlâ kendine itaatla
Resûlune itaatı aynı sayıyor. Ayırd etmiyor. “Musafaha camide getirilmez
bid'attır” diyenler bu âyete karşı gelmiş olmuyorlar mı? Sence Resûlullah'a
itaat onun mevlidini, musafahasını, salâvatını, övülmesini yasaklamak,
sünnetini yapmamak mı? Musafaha sevap mı? Sevapsa bu sevap camide işlenmezse
nerde işlenir? Bu âyete göre ben Allah'a ve Resûlune itaat ediyorum, deyip de
Peygamberimizin övülmesine sebep olan Mevlid, Musâfaha ve Salâvat-i Şerife gibi
şeyleri camide yasaklıyorsun. Ayette de emrediyor. Neyine güveniyorsun. En son
varacağın Allah ve Resûlunun huzuru değil mi?
Camide musâfahanın caiz
olduğuna dair İmam-ı Gazali Hazretlerinin Huccetü'l-İslam isimli kitabı sayfa 19'da şöyle yazıyor:
- Resûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem) buyurdu ki: Ebû Süfyan'ın evinden çıktım ikindi vaktinde
mescide girdim. Boyu ve boynu uzun, kaşı çatık bir kişi mescide gelip dört
rek'ât namaz kıldı. Mihraba yakın vardım. O kişiye nazar ettim. Namazdan sonra
iki elini kaldırdı, ağlayarak dua etmeye başladı. Ben de elimi kaldırıp âmin
dedim. Duadan sonra sağ elini bana uzattı, elimi hafifçe tutup selâm verdi.
Elimi üç kere salladı, sonra mescidden çıkıp gitti. Ben o kişinin bu hareketine
taaccüb ettim, dedi. Sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)
Hazretleri, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin hane-i saadetlerine gitti.
- Ya Ali! Mescidde bir kişi
gördüm, namaz kıldı. Sonra elimi tuttu ve üç kerre salladı. Daha sonra
mescidden çıkıp, gitti dedi. O anda Cebrail (Aleyhis-selâm) gelip:
- Ya Muhammed! Hakk Teâlâ sana selâm edip buyurdu
ki:
- Mescid-i Saadette elini tutan kişiyi tanıdın mı?
Hazreti Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Hayır
bilmedim, dedi. Cebrail (Aleyhis-selâm):
- O gördüğün kişi Hızır idi. Seni ziyaret etmeye gelmişti, dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Ya Ali! Hızır (Aleyhis-selâm)'ın sünneti sana vasiyet olsun, buyurdu.
Her kim bu minval üzere musafaha eylese Hakk Teâlâ Hazreti o kişiye Hızır sevabı misli sevab verilir. Her bir parmağına bir yıllık ibadet sevabı
verilir. Bu kişiler birbirinden ayrılana kadar Hakk Teâlâ Hazreti ikisininde günahlarını af ve mağfiret edip her günahına
bedel bir sevab yazılır.”
Musâfahayı inkâr eden hocaya bu konularla ilgili bant doldurup
göndermiştim. Bu bantı dinleyen hoca; İmam-ı Gazali hangi mezheptendir? Belki
de Şafiidir diye itiraz etmiş. Hadîs'in Şafisi, Hanefisi olur mu?
Peygamberimizin kesin söylediği ve kesin yaptığı her şeyi aynen kabul etmemiz
lâzımdır. Bu yazdığımız âyetlerde mi Şafi mezhebindendir? Bunu Şafiî, Malikî,
Hanefi, Hanbeli hepsi kabul eder. Sayısı 72'ye varan batıl mezhepler âyette
olsa, hadîs de olsa, kendi mezhebine ters ise kabul etmez. Onlarda hadîsi
şerifte söylediği gibi Hakkı ile Mü'min sayılmaz. Hakkı ile mü'min sayılmayan
hakkı ile kâfir sayılır. Çünkü itikadı bozuk, terstir. Kur'an bir bütündür, bir
harfini inkâr, tümünü inkârdır. Peygamberimizi öven bir çok âyetler vardır.
Allah kendi kelâmı ile övmüş, ismini defalarca Kur'an'da söylemiş, salâvat
getirin demiş. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in musâfaha yapmayı
hakkında bu kadar hadîsleri varken hocam musafahayı yapmayı Peygamberimizi
övmeyi sana ne engelletiyor?
(Sahih-i Buhari
Tecridi Sarih, Cild 4, Hadîs No: 596)
“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den:
Ebû Hüreyre bir kere
dostlarına menkibeler anlatırken Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı yad
ederek Resûlu Ekrem'in Abdullah İbni Revaha'nın aşağıdaki beytleri inşad ettiği
sırada hüsnü şiirini takdir ederek, "kardeşiniz batıl söz söylemez"
buyurduğunu haber vermiştir. Kaside şudur:
Tan yeri ağarıp fecri sadık
yükseldiği sırada (ne mutlu ki) Resûlullah Kur'an okuyarak aramızda bulunuyor.
O bize delâletten sonra hidâyet nuru göstermiştir. Gönüllerimiz ona (Onun Nübüvvet
ve risaletine) tereddütsüz inanmıştır. O Nebiyyi Emin her ne ki tebliğ etti ise
muhakkak vakidir. Müşriklere yatakları istiskal ederken, (hoşlanmazken) o
Nebiyyi Zişan yanını firaşı (yatak) saadetinden uzaklaştırarak gecelerdi.”
Bu şiiri söyleyen Ashâb değil
mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunun şiirini tasdikleyip
doğrudur diye memnun olmuyor mu? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
sağlığında şiirle övmüyor mu? söylemiyor mu? Öyle ise mevlidde ki övme niçin
bid'at olsun?
İblîs'in suçu Allah'u Teâlâ
emrettiği halde Adem'e secde etmemek değil mi? Hem Allah emri, hem de bir ulul
azim Peygambere boyun eğip secde etme emridir. Yine Allah'u Teâlâ Kur'an-ı
Kerimde "Ey mü'minler, melekler o Muhammed'e salâvat getirir, siz de
getirin" deyince emir oluyor. Allah Adem'e secde et diye İblîs'e ve
meleklere emretti.[10] Emre itaat edenler
kurtuldu. Muhalefet eden iblis lânet tokunu giydi. Şimdi de Kur'an-ı Kerim'de
Allah'u Teâlâ: "O Nebi üzerine Melekler salâvat getirir, siz de
getirin"[11] desin emretsin. Sen de Allah'ın evinde,
camide bu emri yasakla. Emir Allah'ın emri, ev
Allah'ın evi, sen bu Allah'la bu kulun arasına nasıl girersin.
(Kütüb-i Sitte,
Cild 10, Hadîs No: 3390)
“Katâde
(Radiyallahu anhu) anlatıyor:
Hazreti Enes
(Radiyallahu anhu)'e sordum.
- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın ashâbı arasında musafaha
var mıydı? Bana:
- Evet! diye
cevap verdi.”[12]
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 4414)
“Eğer yanımdan çıktığınız gibi o hali muhafaza etseydiniz, sizinle
Medine sokaklarında melekler musâfaha ederdi.”
(Kütüb-i Sitte,
Cild 10, Hadîs No: 3391)
“Hazreti Berâ (Radiyallahu anhu)
anlatıyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- İki müslüman karşılaşıp musâfahada bulununca, ayrılmalarından
önce mutlaka affedilir.”[13]
(Kütüb-i Sitte,
Cild 10, Hadîs No: 3392)
Tirmizî'nin
ibn-i Mes'ud (Radiyallahu anhu)'dan kaydettiği bir diğer rivâyette şöyle
buyurulmuştur: «Musafaha etmek üzere mü'min kardeşinin elinden tutulması
selamlaşma cümlesindendir.» [14]
(Kütüb-i Sitte,
Cild 10, Hadîs No: 3393)
“Atâ el-Horasâni (Radiyallahu
anhu) anlatıyor: “Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- Musafaha edin ki, kalblerdeki kin gitsin, hediyeleşinki birbirinize
sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin.”[15]
(Muhtar'ül-Ehâdîsin
Nebeviyye, Hadîs No: 478)
“Hediye alıp veriniz, sevişiniz... Musafaha ediniz, hasediniz kalmaz.”
Hediyeyi kabul
etmeyen âlimler bu hadislere karşı geliyor.
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2870)
“Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir, dedi ki: Bir
adam:
- Ya Resûlullah! İçimizden biri bir (din) kardeşi veya bir dostu ile
karşılaşıyor; ona eğilebilir mi? Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Hayır,
buyurdu. Bunun üzerine adam:
- Onu kucaklar ve öpebilir mi? diye sordu. Resûl-i
Ekrem:
- Hayır,
buyurdu. Adam:
- Elini alır ve
onunla tokalaşabilir mi? dedi. Resûl-i Ekrem:
- Evet!
buyurdu.”[16]
(Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2871)
“Katâde (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir; dedi ki: Enes bin
Malik (Radiyallahu anhu)'e:
- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Ashâbında tokalaşmak var
mıydı? diye sordum.
- Evet! dedi.”
(Sünen-i
Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2873)
“Ebû Ümame (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir; Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Hasta ziyaretinin tamamlayıcı unsurlarından bazıları, sizden biriniz
elini hastanın alnı (veya eli) üzerine koyması ve ona nasıl olduğunu
sormasıdır. Birbirinizle selâmlaşmanızın tamamı da tokalaşmaktır.”
(Gunyet'üt-Talibîn,
s. 52)
“Bir müslümanın, din kardeşi ile musafaha etmesi müstehabtır. Musafaha
sırasında şayet musafahaya başlayan kendisi ise din kardeşi elini çekmeden
kendisi elini çekmemelidir.”
(Sahîh-i Buhâri
Tecrîd-i Sarîh, Cild 6, s. 435-436)
“Musâfaha: El
tutuşmak. Bu da hakkında ihtilaf edilmeyen bir sünnet-i kadîmedir. Taberânî'nin
Esvat'ın da.”
“Huzeyfe ibn-i
Yeman (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edilmiştir: Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretleri:
- Mü'min mü'mine mülâki olup ona selâm vererek elini sıktığı zaman, her
ikisinin günahları ağaç yapraklarının döküldüğü gibi dökülür, buyurdu.”[17]
(Fetâvâyi
Hindiyye, Cild 12, s. 97-98)
“Zimmî (İslâm devleti tebeasından olan ve haraç veren Hristiyanlar ve
Yahudiler) ile musafaha yapmak mekruhtur. Eğer yaparsa, (abdestli olması halinde)
elini yıkar. GARAİB'de de böyledir.
Seferden dönen bir müslümanın, komşusu olan Nasrani ile musafaha
yapmasında bir sakınca yoktur. Eğer musafaha yapmaz ise, (komşu hakkı
olduğundan) ona eziyet etmiş olur. GUNYE'de de böyledir.”
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 2132)
“Herhangi bir müslüman, müslüman
kardeşinin elini sıkarsa içlerinde birbirlerine karşı en ufak bir kin dahi
bulunmazsa birbirlerinden ayrıldıklarında kendilerinin geçmiş günahlarını Allah
affetmiş olarak ayrılırlar. Bir kimse müslüman kardeşine sevgi nazarı ile
bakarsa ve içlerinde de kin bulunmazsa daha gözünü kardeşinden ayırmadan Allah
her ikisinin de geçmiş günahını affeder.
(Kenzü'l-İrfan,
Hadis No: 476)
“Birbirlerinizle musâfaha ediniz, bu kalbinizdeki kin ve düşmanlığı
giderir. (Musâfaha: Karşılaşan iki müminin birbirinin elini tutup öpmek veyahud
hafifçe sıkmasıdır.)”[18]
(Kenzü'l-İrfan,
Hadis No: 932)
“Bir müslümanın
din kardeşinin elini öpmesi musâfahadır.”
Böyle olunca (tesâfehû) ila Ahir. (Musafaha ediniz) Hâdis-i Şerîfi
mucibince el öpmek sünneti seniyyeden olur. (Hem de musafahadır.)
Mü'minde musâfaha var. Mü'minde öpüşme yoktur. Koklama da yoktur.
Bu hadîse göre islamiyette el öpme vardır. El öpme musâfaha sayılır.
Yani ikisi de aynı yaşlarda, aynı akranda, ilimde de aynı ise musafaha eder.
Birisi âlim veya yaşlı ise âlimin ilmine hürmeten yaşlının yaşına hürmeten eli
öpülür. Hadiste de “Yaşlı bir müslümana hürmet Nuh (Aleyhis-selâm)'a hürmet
gibidir” [19]
diyor. İlme gelince ilim sıfatullah'tır, Allah'ın sıfatlarındandır. Sıfatı Subutiye'nin
içindedir. İlim Allah'tan gelmedir. O'ndan olunca ona hürmetende eli öpülür.
Hadîste de aynısını söylüyor.
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 4121)
“Musâfaha
müslümanın en önemli davranışıdır.”
Ey musafahayı tamamen yapmayıp aksini konuşanlar. Allah'tan korkun
musafaha hakkında bu kadar müjdeleyici hadîs-i şerif var. Musafaha iyi değilse
yasak olduğuna dair, bir delil göster.
Şu kadar hadîs-i şerif varken bu musafaha yapılmıyor. Hali ile
müslümanlar en büyük manevi ziyana uğruyor. Bunun en büyük sebebi de
alimlerimiz mü'minleri caminin içinde, dışında sokakta birbirine rastlarsa
yüzdeyüz musafaha ettirip, yaşlı alimse el öptürmeye alıştırması, kendisi de
yapması ve tavsiye etmesi lâzım gelirken
yapmamaktadırlar. Musafaha bu kadar sevap ve mühimdir. Biz de getirelim diye
tavsiye edip yapıp göstereceğimiz yerde camide musafaha olmaz diyoruz. Başka yerde yap, göster mü'minleri alıştır
desen o da yok.
Allah'u Teâlâ'nın azabı
korkmaya değer. Cenab-ı Hakk Taâlâ da Kur'an-ı Kerim'de:
“Muhammed sizden hiç bir
rical mertebesine yetişen oğlan çocuğunun babası değil, velâkin o Allah'ın Hak
Resûlu ve Peygamberlerin baş tacıdır.”[20]
Desin övsün, Allah'ın
övdüğünü övmek farzdır. Hali ile musafahasını, salâvat-ı şerifesini söylemeye,
yapmaya alıştırmaya teşvik etmeye mecburuz.
Caminin taşı, toprağı hepsi, bu dünya, Kâbe'nin
taşı, toprağı ve 18 bin alem hepsi Peygamberimizin nurunun yüzü hürmetine
yaratıldı. Sen de orda o camide Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
musafahasını mevlidini yasaklarsan halin nice olur.
(Sûre-i Enbiya, Ayet 107)
“Ben seni başka birşey için
değil, bütün alemlere rahmet olarak gönderdim.”
Allah bütün Peygamberlere
ilhamla, melek vasıtası ile konuştu. Bir tek Musa (Aleyhis-selâm) ile Turi
Sina'da Tur dağında kelâmla konuştu.[21] Başka Peygamberlerle ve evliyâlarla
konuşması da var. Amma Peygamberimizi bu dünyada değil, konuşmak için arş-ı
A'lâ'ya çekti. Orda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah'u Teâlâ'yı
hem gördü, hem de konuştu.[22] Onun her dilediğini kabul etti. O kadar yanında
sevgilidir.
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs-i Kudsi No: 97)
“Allah İbrahim'i dost
edinmiş, Musa'yı gizli konuşmak için seçmiştir. Beni de Habip (sevgili) ittihaz
etmiştir. Sonra şöyle buyurmuştur.
- İzzetim ve Celâlim hakkı
için ben habibimi hem dostuma, hem de gizli konuştuğuma tercih edip üstün
tutarım.”
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3906)
“Miraçta öyle bir seviyeye çıkarıldım ki,
kalemlerin hareket seslerini duyar oldum.
Allah'ın o kadar sevdiğini,
ismini, musâfahasını, mevlidini camide yasaklarsan, Allah'u Teâlâ senin diğer
ibadetlerini kabul eder mi?
(Sûre-i Nisa, Ayet 41)
“Her ümmetten bir şahid
getirdiğimiz ve seni de onlara şahid olarak gösterdiğimiz zaman durumları nasıl
olacak?”[23]
Yarın mahşerde Allah Hâkim
olacak, Peygamberler şahit olacak, her insan o mahkemeden geçecek. Sen Allah'ın
Kur'an'ında övdüğü Habibinin ismini Allah'ın evinde, yasaklarsan Allah'u Teâlâ
«O'nun ismini, salâvatını niçin yasakladın demez mi? En çok sevdiğinin ismini
onun kendi evinde (camisinde) yasaklamak olur mu? Sana şahitlik yapacak olan
Peygamberimizin musâfahasını, mevlidini, salâvatını yasaklarsan o Resûlullah
sana ümmetim diye şahitlik yapar mı? Halinin nasıl olacağını düşün?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Neden benim ismimi
yasakladın? Beni bir tek münafıkların sevmediklerini, övmediklerini, beni ve
sözlerimi yalanlamaya, çalıştıklarını duymadın mı? Bilmiyor musun? Aynı onların
sözlerini Ahir zamanda söylemekle aynı onlardan sayılacağını neden düşünmedin?
derse ne cevap vereceksin.
Aşağıdaki âyet münafıklar hakkında inmiştir.
(Sûre-i Nisa,
Ayet 143)
“Onlar
ikiciklidir. Allah ve Resûlune inananlarla tam inanamazlar. İnkâr edenlerle tam
inkâr edemezler.”
Tam inanıyorsan Allah Kur'an'da övmüş, Allah'u Teâlâ'nın övdüğünü
övmekte farzdır. Övülmesinde bir mahzur yoktur. Mevlidde okunur, salâvatta
getirilir, musâfaha da yapılar. Yapalım diye neden yapıp göstermiyorsun?
Sesini incelte incelte, kalınlaştıra kalınlaştıra, ezdire büzdüre tam
kıraatı ve, tam tecvidi ile, Kur'an okuyorsun, o okuduğun Kur'an'da "Muhammed,
Resûlullah" "Peygamberlerin baş tacı"[24]
diye Peygamberimizi övüyor. Onun ismini, musâfahasını, mevlidini, camide
yasaklamak doğrudan Kur'an'ı yasaklamak olmuyor mu? Bunun ilerisi Kur'an'a
dayanmıyor mu? Kur'an da şu harf şöyle çıkacak, böyle çıkacak diye harfleri o
kadar inceliyorsunuz. Fakat Resûlullah'ın hakkında bu kadar emirler, övmeler
varken onu duymamış gibi davranıyorsunuz. O okuduğun Kur'an kabul olur mu? Herkes Kur'ân-ı Kerim'i bildiği kadar tecvid,
kıraat ile okur, Allah'da kabul eder. Ama Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in hakkında onun övülen mevlidini, kasidesini, sözlerini, salâvatını
ve musafahasını serbest yasaklar sanki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) aynı Kur'ân'da aynı emirlerle övülmemiş, yasaklanmış gibi yapar.
Ahirette de cezalanır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i en fazla seven Allah'u
Teâlâ'dır. En fazla sevmeyen de iblistir. Onu översen salâvat, musâfaha, mevlid
gibi bunları tavsiye edersen kim sevinir? En fazla Allah'u Teâlâ sevinir. En
sevinmeyen iblis olunca bunları yasaklarsan iblis sevinir. Sen iblisi
sevindirip, Allah'u Teâlâ'yı
gücendirirken, yarın mahşerde gücendirdiğin seni kabul etmeyip sevindirdiğin
ile beraber ol demez mi?
(Sûre-i Fetih,
Ayet 29)
“Muhammed, Allah'ın hak Resûludur. Onunla beraber bulunanlar, kâfirlere
karşı çok şiddetlidirler. Onları rüku ve secde ediciler olarak görürsünüz.
Allah'u Teâlâ'dan rıdvân ve inâyet dilerler. Yüzlerinde secdenin eserini
görürsünüz. Onların Tevrattaki ve İncilde ki vasıfları şöyledir; ila Ahir.”
Bu âyet
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve dört Cihar-ı yar hakkında
inmiştir. Sırası ile;
“Ellezine maahu
”Hz. Ebû Bekir,
“Eşiddâ-i alel
küffar” Hz. Ömer,
“Ruhemâu beynehum terahüm rukkean succeden yebteğune fadlen minallahi ve
Rıdvanen, ilâ Ahir...” Hz. Osman.
(Sîmahüm fi
vücuhihim min eseris sücud ilâ Ahir…)
Hz. Ali.
Tevrat'ta ve İncil'de bu kadar övülen
Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok âyetlerde tekrar tekrar övülen Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in musafahasını camide yaptırmayıp bid'at diyenler
bu ayetlere de bid'at deyip camide okutmayacaklar mı? Camide okutacaklar ama
âyetin manası camide yasak mı diyecekler? Camide yasaksa o ayetin manası başka
nerde verilecek. Yok illede musafaha, mevlid bid'attır deniliyorsa, haşa! sümme
haşa! bu ayetleri Kur'ân-ı Kerim'den mi çıkaracaklar? Bu âyeti okuyup
musafahayı cami içinde yaptırmamak bu âyet-i yasaklamak değil mi? Hoca bid'at
demiş, biz de soralım:
Caminin betonu, demiri, çimentosu, kubbesi, minare, elektrik lambaları,
avizeler, hoparlör, mikrofon, halı, vantilatör bunların hepsi bid'at değil mi?
Bunların hangisinin hakkında, Peygamberimizin hakkında inen âyet gibi âyet
inmiştir. Hakkında âyet ineni yasaklıyorsun, bid'at diyorsun. Bid'at olanı
saklıyorsun. Bid'at olmayan, sünnet
üzere cami yapılacaksa duvarı kerpiçten, üstü hurma dalından yapılması
lâzımdır. Senin evin, evindeki eşyaların, elbisen, giyimin, saçın, sakalın
misvağın vesaire tam sünnete uygun mu? Allah ile kul arasına girilmez derler.
Sen Allah'la Resûlullah arasına giriyorsun. "Resûlullah'a itaat edin"
dediği, âyete göre de aynısının yapılması lâzım. Bizim şimdi ki camilerimiz
doğru değildir, demek istemiyoruz. Caizdir, kabuldür. Ama hocam bid'at üzerinde
duruyor, hakkında bu kadar âyet inen Peygamberimizin onun övülmesi, mevlidi ve
musafahasının, yapılması lâzımdır diyemiyor. Allah'u Teâlâ'nın onu övdüğüne,
sevdiğine, salâvat getirdiğine dair âyetler varken, buna bid'at diyorlar.
Peygamberimizin hakkında inip onu öven âyetler bu camide sayılan bid'atların
hangisinin hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hakkında inen
gibi kesin âyet var. İşinize gelmeyene bid'at dersiniz. Görüşünüze ters olanı
saklarsınız. Mahşerde bid'at nedir? Sünnet nedir? O zaman belli olur.
Temsilde hata olmasın; Allah'u Teâlâ, Cumhurreisi, Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Başbakan, onların yanında biz süpürgeci gibiyiz.
Onların sözüne, işine, camisine, evine, musafahasına engel olmak süpürgecinin
vazifesi değildir. İsterlerse süpürgeciyi işten atar, isterse asar. Onların işine,
camisine, habibinin camideki musafahasına dil uzatır, karışırsan emr-i
ilahiyeye karşı geldiğin için muhakkak cehennemi boylarsın. Allah muhafaza
etsin. (Amin).
Sen: (Haşa) Allah'tan başka daha büyük bir Allah bulmuşsun, O Kur'an'da
öyle söylüyor da, bu da böyle mi söylüyor, diyeceksin? Sanki Resûlullah'dan
daha büyük Peygamber bulmuşsun. O Allah yanında o kadar sevgili ise benim,
Muhammed'den başka Peygamberim daha mı sevgili diyeceksin? Sen Kur'an'a ahiret
gününe, oradaki mahkeme-i kübra'ya hakkıyla inanıyorsan ve muhakkak o mahkeme-i
kübra'dan geçeceğim diyorsan bu kolayını bulduğun güvendiğin neyse, kimse,
iyice açıkla. Senin ömür boyu secde ettiğin, beş vakit namazda yönünü döndüğün,
yön çevirip dua ettiğin Kâ'be, Peygamberimiz doğunca taşı ile, toprağı ile
Peygamberimize secdeye kapanmadı mı?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in doğduğundan mirâca
çıkıncaya kadar geçen hallerini Süleyman Çelebi Hazretleri esas mevlidde
yazmıştır. Bununda pek azı şimdiki mevlid kitabında yazılmaktadır. Hepsi
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in başından geçen haldir. Şiir,
düzme, çoğaltma ve asılsız değildir.
Secde kıldı
Kâ'be gördü hasu am,
Düşmedi bir
taşı hoş kıldı kıyam,
Rüknü rükne Kâ'be'nin verdi
selam,
Dediler kim doğdu, ol hayrul
enam.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) doğunca
Kâ'be Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e secde etti. Bir taşı da
düşmedi.
Kâ'be'nin her köşesine bir rüknü denir, her köşesi
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ayrı ayrı selâm verdi.
Yine Kâ'be
diyor ki:
Pak edip Puttan
küfürden ol Resûl,
Kurtarıser beni
müşriklerden ol.
Kâ'be: Beni puttan, küfürden, müşriklerden kurtaracak doğdu diyor.
Peygamberimize secdeye kapanıyor. Sende o Kâ'be'ye yönelip beş vakit namaz
kılıyorsun.
(Sûre-i Bakara, Ayet 125)
“Biz Beyti Kâ'be'yi insanlara (sevap için) toplantı ve güven yeri
kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın).
İbrahim ve İsmail'e tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler
için evimi temizleyin diye emretmiştik.”
O Kâ'be Peygamberimizi o kadar sevsin, Kâ'benin bir parçası sayılan
camide sen Peygamberimizin salâvatını, mevlidini, musâfahasını yasakla. O
Kâ'be'de senin kıldığın namazın kabul olmasına imkân var mı?
(Sûre-i Kalem,
Ayet 1-2)
“Kalemin ve (Kalem tutanların) yazdıklarına yemin ederim ki ilâ Ahir…”
Hocam senin sevabını, günahını, amelinin kabulünü, reddini yazacak olan
o kalem değil mi? İlk yaratılan
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurudur.[25]
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:
- Ya Resûlullah! En evvel Allahu Teâlâ neyi yarattı? Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- En evvel Allah sizin Nebinizin nurunu yarattı. Sonra Levh-i ve kalemi
yarattı [26] buyurdu. Kaleme ilk defa Muhammed isminin
yazılmasını emretti. Yazarken kaleme çok aşk gelip dayanamadı, çatladı.[27]
Senin için
yaratıldı bu alem
İsmini yazarken
çatladı kalem” dediği odur.
O ismi melekler okuyup çağırdı. Cennette bir burak o sesi duyup aşık
oldu. Kırkbin sene yemedi, içmedi, ağladı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e Cebrail (Aleyhis-selâm)'in cennetten getirdiği ve Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in binip mi'râca çıktığı o buraktır. Sen o
peygamberimizin ismini, musâfahasını, mevlidini yasaklarsan, sünnetini benimsemez
kıymet vermezsen, o kalem senin ibadetinin kabulünü ille de yazmaya mecbur mu?
Mü'min
olanların çoktur cefası,
Ahirette vardır
zevku sefası,
On sekiz bin
alemin bir Mustafası,
Adı güzel kendi
güzel Muhammed.
Yûnus
EMRE
Bu dünyanın içinde 18 bin âlem var. Bir de bu dünya bir âlem, bu dünya
gibi onsekizbin dünya, her birisi bu dünya gibi bir alemdir. Allah'u Teâlâ
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i 18 bin aleme rahmet olarak
göndermiştir. 18 bin alemin içinde
bir alem bu dünya [28], bu dünyada da nice 18 bin camiler
var. Bunların birinde olan mevlid,
musâfaha, salâvat seni kızdırıyor, kükretiyor. Bu kızma, bu öfkelenme nereden
geliyor?
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 577)
“Biriniz mescide girdiğinde
Peygambere salâtü selâmda bulunsun ve şöyle desin: (Allahım bana rahmetinin
kapılarını aç, çıktığında yine Peygambere salâtü selâmda bulunsun. Şöyle desin:
(Allahım beni şeytandan koru.)”
Bu yazdığım âyetlerin ve
hadîslerin bundan başka tefsiri var mı?
Varsa söyle, bizi ikaz et. Yoksa yarın mahşerde aynı âyetleri, hadisleri okuyup
sizin hakkınızda davacı olacağım. Allah'tan korkun, Resûlullah'tan utanın.
Hocam, seni seven Allah için
sever. Kendinde Allah'ın ilmi var, diye sever. Seni seven Resûlullah
için sever. Resûlullah'ın sevgisini aşılıyor. Peygamberimizi övüyor. Bu
hocamdan Allah'ın emirlerini, Peygamberimizin hallerinden bir şeyler öğrenelim
diye seni bunlar için severler. Sen Resûlallah'ın sevgisi olan, musâfaha,
mevlid, salâvat, sünneti Resûlullah, bunları yasaklarsan, bindiği dalı kesen gibi
, baltayı dizine vuran gibi olursun. Cemaati islamiye büyük hakemdir. Hakkı
batılı çabuk ayırd eder. Sen bu batıl
sözlerinle dağdaki bir çobanı bile kandıramazsın. Sana bir şey demezler ama
senin ahmaklığın sana kalır. İçini dışına çevirirler. Vesselam.
(Râmûzu'l-Ehâdîs,
Hadîs No: 4465)
“İman temenni ve süslenme ile olmaz. O kalbe yerleşen ve fiilin
doğruladığı cevherdir. İlim ikidir: Lisan ilmi, Kalb ilmi, Kalb ilmi: yararlı
ilimdir. Lisan ilmi ise; Allah'ın adem oğluna karşı bir hüccetidir.”
İşte kalb ilmi doğrudan Allah'u Teâlâ ile irtibat kurmaktır. Zahir ilmi
o söylediği sözün doğru olduğunu halka anlatmak âyet, hadîs okuyup hakiki doğru
konuştuğuna inandırmak için huccetdir, delildir. En menfaatli ilim, kalp
ilmidir. Allah'u Teâlâ ile olan haller, yazı kalem ile anlaşılmaz. Allah'u
Teâlâ'nın açıklanmasını yasakladığı muhkem, muteşabih ayetler var. Allah'u
Teâlâ gizli sırlarını sevdiği kullarına kalp ilmi ile bildirir, o açıklanmaz.
Onun içinde kalp ilmi hepsinden yüksektir. Bu halkın içinde kim doğru
konuşuyor, kim yalan söylüyor, bunu kitap ilmi bilmez. Kalp ilmi bilir.
Okumuşluğu olmayan Ümmi Sinan'a ayet, hadîs bunlara benzer arapça söz
söylediler, hepsini bildi. Nasıl bildin dediler. Buyurdu ki: Ayet'in, hadisin
nurlarının rengi ayrı, okurken ağzınızdan hangi renk nur çıktı ise o nurdan
bildim. Okuyup ağzınızdan nur çıkmayınca ayet ve hadis değil, arapça bir söz
dedim. İşte kalp ilmi ile biliyor.
“Mü'minin firasetinden sakının, çünkü onlar Allah'ın nuru ile bakarlar.”[29]
“Ben bir kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli,
yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.”[30]
İşte kitap ilmi ikinci planda kalır. Kur'ân-ı Kerim'in asıl ilmi bu
ilimdir. Musa (Aleyhis-selâm), Hızır (Aleyhis-selâm)'dan sorup, konuşup
öğrendiği de bu ilimdir.
Mahşerde insanın en büyük kurtarcısı:
1. Allah
2. Resûlullah,
3. Kur'an'dır.
Sen bu dünyada bu sayılanlara
sahip çıkmazsan, bunlar seni kurtarmaz. Halid (Radiyallahu anhu) Sizin
peygamberiniz dediği için kabilenin beyini de diğer adamlarını da öldürdü. O kabile
müslüman olduğu halde, neden sizin peygamberiniz diyorsun da bizim
peygamberimiz demiyorsun diye öldürdü. Sizin Resûlullah'ı bu kadar
küçümsediğinizi övülmesini yasakladığınızı bilseydi, sizi de öldürmez miydi?
Hazreti Ebû Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu) devenin zekatını veripte devenin
ayağına bağladığı ipi vermeyeni kâfir kırar gibi kırarım. (öldürürüm)[31] dedi. Mevlidi, musâfahayı, salâvatı
şerifeyi yasaklayan, Peygamberimize hakaret sayılan şu sözlerinizi duysa,
devenin ayağına bağlanan ipe mi, yoksa sizin söylediğiniz sözlere mi önem
verirdi?
Bir burak Peygamberimizin
ismini duyunca kırk bin sene yemedi içmedi, ağladı.[32] Halbuki Peygamberimiz,
miraçta burak için dua etmedi. Bizim için, ümmeti için dua etti.
Peygamberimizin bindiği burak diyor ki:
Gerçi zahir cennet içre dururam,
Manide nâr'ın (cehennemin) azabını görürem.
Kırk bin yıl durur ki ya Emin,
Aşk
durur bana yemek içmek hemin.
(Kırk bin seneden beri onun aşkıyla,
yemedim, içmedim dedi. Çünkü cennette yemeden içmeden yaşanır.)
Yâ Muhammed deyu ben çağırdılar,
Bir seda birle yürekler deldiler.
O
zamandan bilmezem ki nolmuşam,
Ol
adın ismine aşık olmuşam.
Yüreğim içinde
eridi yağım,
Aşık oldu
görmeden bu kulağım.
Cenneti başıma aşkı dâr eder,
İşimi leylü neharı zar eder.
İsa (Aleyhis-selâm)'nın, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
kaçıp Mekke dışında felan mağarada o Muhammed saklanacak demesi üzerine bir
yılan onun mübarek cemalini görebilmek için aşık oldu. 600 sene o mağarayı
bekledi. Peygamberimiz ne burak için, ne yılan için indi. Bizim için indi.
(Sûre-i Cum'a,
Ayet 2-3)
“Çünkü ümmiler arasından kendilerine âyetlerini okuyan onları
temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen odur.
Halbuki onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler.
(Bu Peygamber)
Mü'minlerden henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da onu
öğretir. O azizdir, hakimdir.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömür boyu bizim için
Allah'tan affı, mağfireti diledi. Allah'u Teâlâ bu insanlara İslâm'ın yolunu,
izini, sen aşılayacaksın, sen
tanıtacaksın buyurdu.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) doğunca ümmeti için dua etti. Mevlid'de der ki;
Ey mevlâ yüzüm
tuttum sana,
Ya ilahi
ümmetim vergil bana.
Miraçta bizim
için yalvardı. Allah'u Teâlâ duasını kabul etti.
Ümmetini sana
verdim ey Habip
Cennetimi
onlara kıldım nasip.
Sen yarım yanlış söyleyenlerin sözüne bakma. Mahşerde gideceğimiz
mahkeme çok mühimdir. Oradaki mahçupluk çok büyük olacak, çok kötüdür. Allah'ın
azabı korkmaya değer. Cennette vereceği ni'metler, Cemalullah, didar-ı İlahiye,
yalvarmaya değer. Son pişmanlık fayda vermez. Allah hepimizi ayıktırsın.
İstikametten ayırmasın. Sende musâfahaya, mevlid'e, salâvati şerifeye karşıysan
tevbe, istiğfar et. Allah'u Teâlâ tevbe edenleri affeder.
Allah'u Teâlâ Ashâb-ı Kehf'in kapısını bekleyen, kapısında üren,
(havlayan) köpeği, Ashâb-ı Kehf'in hatırı için cennete koyuyor.[33] Peygamberimiz
Ashâb-ı Kehf'in Peygamberlerinin de baş tacı olunca onun hatırı için neler
yapmaz. Onun nazarından, sevgisinden düşene ne ceza vermez. Bunlar mahşerde
Allah ve Resûlullah tarafından sorulduğu zaman hiç bir şey fayda vermez.
Vesselam.
"Camide musâfaha edenlerin her ikisinin günahları affolur."[34] diye
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyuruyor. Camide, minarede, yüksek sesle ezanda, baştan ayağa
Peygamberimizin ismi söylenip çağırılıyor. Kamette yine aynı, Kur'anda bir çok
yerlerde Peygamberimizin ismi, meth-ü senâsı yapılıyor. Camide mevlid okununca
hep bir ağızdan salâvati şerife getiriliyor. Bundan da anlaşılıyor ki,
musâfaha, salâvat cami de caiz oluyor. Bu saydıklarımızın hepsi Peygamberimizi
övmek, salâvat değil midir? Caiz değilse, hepsinin caiz olmaması lâzım, caiz
ise musâfaha niçin caiz olmasın?
|
KONU BAŞLIKLARI (BİLAL NADİR'İN DİLİNDEN ) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |
[1]- Sûnen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 3993; Râmûz-ul
Ehâdîs, Hadîs No: 3213; Envârü'l Aşıkîn, s. 369; Marifetnâme, s. 497.
[2]- Sûre-i Nisa, Ayet 143.
[3]- Berîka, Cild 1, s. 235; İrşâd, Cild 1, s. 67;
El-Uhudül-Kübra, (İmâm-ı Şa'râni) s. 45;
500 Hadîs Kitabı, Hadîs No: 374, s. 303; islâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild
11, s. 270.
[4]- Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından
alınmıştır.
[5]- Sûre-i Nisa, Ayet 143.
[6]- Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4173; İmâm-ı
Şa'râni “Ölüm-Kıyâmet-Ahiret”, Hadîs No: 334, s. 227.
[7]- Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 327; Envârü'l-Aşıkîn, s. 496;
Gunyetü't-Tâlibin, s. 219; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4310.
[8]- Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4302.
[9]- Sûre-i Enfal, Ayet 20, 46; Sûre-i Nur, Ayet 54; Sûre-i
Maide, Ayet 92; Sûre-i Muhammed, Ayet 33; Râmûz-ul Ehâdîs No: 5021.
[10]- Sûre-i Sad, Ayet 73; Mir'ât-ı Kâinat, Cild 1, s. 108;
Mevâhib-i Ledünniyye, Cild
1, s. 29; Envâr-ül Aşıkîn, s. 65.
[11]- Sûre-i Ahzab, Ayet 56.
[12]- Buhâri, İsti'zân 27; Tirmizî, İsti'zân 31(2730).
[13]- Ebû Dâvûd, Edeb 153, (5211, 5212); Sünen-i Tirmizî, Cild 4,
Hadîs No: 2874.
[14]- Tirmizî, İsti'zân 31, (2731).
[15]- Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 16, (2, 908).
[16]- Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 6, s. 433.
[17]- Taberanî, fil Evsat'ta
Huzeyfet ibn-i Yemâni rivâyet
etmiştir. Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No:
4794.
[18]- Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3156.
[19]- Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5061.
[20]- Sûre-i Ahzab, Ayet 40.
[21]- Mir'ât-ı Kâinat, Cild 1, s. 203.
[22]- Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 432.
[23]- Sûre-İ Nahl, Ayet 89.
[24]- Sûre-i Ahzab, Ayet 40.
[25]- Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 20; Envârü'l-Aşıkîn, s. 239;
Siyer-i Nebi, Cild 1, s. 31; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s. 26-27; Delâil-i
Hayrat Şerhi «Kara Dâvûd», s. 117.
[26]- Dürr'i Meknûn (Muhiddin Arabi), s. 15; Siyer-i Nebî, Cild
1, s. 31.
[27]- Altı Parmak Kitabı.
[28]- Delâil-i Hayrat Şerhi (Kara Davut), s. 429.
[29]- Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 136, 2863; 250 Hadîs-i Şerîf
Kitabı, Hadîs No: 10; 500 Hadîs-i Şerîf Kitabı, Hadîs No: 45; Kenzü'l-İrfan, Hadîs
No: 180; Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 422, s. 262; No: 19, s. 40;
Müzekkî'n-Nüfus, s. 39; Dört Büyük Halife kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), s.
217; Şevâhidü'n-Nübüvve, s. 236; Hz. Abdulkâdir Geylâni'nin Sohbetleri, s. 35.
[30]- Gunyetü't-Talibîn, s. 1048, 1057; Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i
Sarîh, Cild 12, Hadîs No:
2042; Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4094; Berîka, Cild 1, s. 313.
[31]- Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh, Cild 5, s. 21; Mir'ât-ı
Kâinat, Cild 1, s. 653; Berîka, Cild 2, s. 85-86.
[32]- Deâil-i Hayrat Şerhî (Kara Davud), s. 259; Altı Parmak Kitabı.
[33]- Hulâsatü'l-Beyân, Cild 8, Kehf sûresi Âyet 18'in
açıklamasında s. 3099 ve Tefsir-i Hâzin'de rivâyet etmiştir.
[34]- Huccetül İslam, s. 20.