CUM'A NAMAZI VE FARZ OLMASI

 

 

(Sûre-i Cum'a Ayet 9)                                                                                                 

“Ey iman edenler! Cum'a günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman hemen Allah'ın zikrullahına koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer siz gerçeği anlayan kimseler iseniz elbette bu sizin için daha hayırlıdır.”

İşte Cum'a ezanı okununca muhakkak camiye gitmemiz bize farz oluyor.

 

(Sûre-i Cum'a, Ayet 10)

“Namaz bitince yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan isteyin. Allah'ı çok zikredin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1367)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki;

- Biz, sonra gelen fakat öncekileri geçenleriz. Onlara kitap verilmişti bize de verildi. Onlara Aziz ve Celîl olan Allah bugünü de farz kılmıştı. Fakat onlar onda ihtilâfa düştüler. Bunun üzerine Allah'u Teâlâ cum'a gününü bize nasip etti. Böylece bütün insanlar bize teba oldular. Yani ertesi gün (cumartesi) yahudilerin, daha ertesi gün de hıristiyanların kutsal günleri oldu.”[1]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2856)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Cum'a, geceleyin ailesine dönebilen herkese farzdır.”[2]

Cuma şehirde cum'a camisinde kılınır. Şehre gidip gece ailisene dönebilen herkese farzdır.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1081)

 “…Cabir ibn-i Abdillah (Radiyallahu anhu)'dan; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bize şu hutbeyi irad buyurdu:

- Ey insanlar! Ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz. Meşgul olmadan önce salih amellere koşunuz. Rabb'inizi çok zikretmekle ve gizli-açık bol sadaka (vermek) ile O'nun, sizin üzerinizdeki hakkı yerine ulaştırınız ki rızıklanasınız, yardım olunasınız ve (islah olunasınız) bilmiş olunuz ki içinde bulunduğum bu yılın bu ayının bu gününde ve burada kıyamet gününe kadar Allah size cum'a namazını şüphesiz farz kıldı. Ben hayatta iken veya benden sonra başında âdil veya zalim bir devlet başkanı varken kim cum'a namazını küçümseyerek veya farziyetini inkâr ederek bırakırsa Allah onun işini düzene sokmasın ve işinde ona bereket vermesin. Bilmiş olunuz ki, tevbe etmedikçe böylesinin ne namazı, ne zekatı, ne haccı, ne orucu ne de hiç bir hayrı (sahihtir). Kim de tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder (veya kabul eylesin). Bilmiş olunuz ki, hiç bir kadın hiç bir erkeğe namaz kıldıramaz. Hiç bir bedevi hiç bir muhacire imam olamaz. Hiç bir fasık, hiç bir mü'min (fasık olmayan)e namaz kıldıramaz. Meğer ki fasık zor kullanır, mü'minde onun kılıcından ve copundan korktuğu zaman (mü'min ona uyar).”[3]

Fasık iyi amelle kötü ameli birbirine karıştırana denir. Camiye gider, namaz kılar. Kahveye gider, kağıt oynar. Fasığın ilk basamağı fucurdur. Fücurun arkasında namaz kılınır. Fucur Allah rızasının dışında gülmek, şakalaşmak, yemesine, içmesine, giymesine, İslâma uygun olmasına dikkat etmez. Şer'ân caiz olan şey, sevabı noksana düşürse de onu aramayıp serbest yapar, Kısa kollu elbise giyer, başı açık gezer.[4] Bu gibi şeylerden sakınmaz. İyi bir kamil imam varsa onun arkasında namazı kıl, aksi halde böyle kimselerin arkasında kılarsın.

Allah'u Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerim'de ki, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şerîflerdeki sözleri kesindir. Cum'a namazının kılınması lâzımdır. Hiç bir alimin sözü, hiç bir kitabın kaynağı bunları değiştirmez.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1056)

“…Abdullah ibn-i Amr (Radiyallahu anhu)'dan; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cum'a, ezanı işiten herkese farzdır.”[5]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1067)

“…Tarık ibn-i Şihâb (Radiyallahu anhu)'dan; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Köle, kadın, çocuk ve hasta dışındaki bütün müslümanlara cemaatle cum'a (kılmaları) farz-ı ayındır.”[6]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2855)

“Hafsa (Radiyallahu anhu)'dan; Resûlullah (Sallallallahu aleyhi vesellem):

- Her ihtilam olan erkeğe cum'aya gitmek vaciptir. Cum'aya her gidene de gusül vaciptir.”[7]

Bir cami yapılır arkası açık, avlusu çok geniş o şehrin adamının tümünü alacak şekilde olur. Hepsi bir yerde bir defada bir adamın arkasında kılar. Bu camiye cuma camisi denir. Cum'a'nın 12 şartından birisi de şehir ne kadar büyük olursa olsun bir camide bir yerde kılınmalıdır.  12 şart birbirinden ağır olduğu için hepsinin yerine gelmesine imkan yoktur.  Onun için sünnetler, Zuhr-u Ahir kılınması lâzım. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dediği gibi cum'a namazını kılamıyoruz. Onun için muhakkak kabul oldu diyemeyiz. Kabul oldu ise Zuhr-u Ahir kaza yerine geçer. Kabul olmadı ise öğleyi kılmış olur.

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2652)

“Büyük (cum'a namazı kılınan) camide kılınan namaz farz namazıysa kabul edilmiş hacca bedeldir. Nafile namazıda kabul edilmiş hacca bedeldir. Cum'a camilerinde kılınan namaz, diğer camilerde kılınan namazdan beş yüz derece daha faziletlidir.”

 

(Muhtarü'l-Ehadîsin Nebeviyye, Hadîs No: 54, s.81)

“Cum'a günü müezzin ezan okumaya başladımı dünya işi yapmak haram olur.”

Dünya işi haram olursa kılmayıp terk eden ne olur?

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1068)

“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan:

- İslâmda Medine'de Mescid-i Nebevi'de edâ edilen cum'adan sonra kılınan ilk cum'a namazı, Bahreyn'in bir köyü olan Cüvasa'da kılınandır.”[8]

 

 

CUM'A NAMAZININ VÜCUBUNUN ŞARTLARI:

 

 

Şeyh Ahmed Tahtavi'nin Merâk'ûl-Felâh isimli kitabında:

Cum'a farz-ı ayn'dır, Kitap (Kur'ân-ı Kerim), hadîs ve icma ile tesbit edilmiştir. İnkâr eden kâfir olur.

Aşağıda gelecek olan vasıfları üzerinde toplayan kişilere cum'a namazı farz-ı ayndır, mecburidir.

1-) Hür olmak (Hapsedilmiş olmamak, düşman ve yırtıcı hayvan korkusu olmamak).[9]

Düşmandan mal, can, namus emniyeti ortadan kalkarsa o zaman düşmanla harp etmek için cum'a namazı kılınmaz. Ona dar'ül harp denir.

2-) Erkek olmak.[10]

3-) Buluğa ermiş akıl baliğ olmak ve akıllı olmak.

4-) Mukim olmak (orada ikamet etmiş olmak).[11]

5-) Sıhhatli olmak (hasta bakıcı ile fazla ihtiyar kimse de hasta hükmündedir).[12]

6-) Yürümeye gücü yetmek.[13] (Şiddetli yağmur, kar, çamur ve benzerleri bulunmamak.)[14]

Çünkü şehre uzak yere gidiyor veya köyden köye gidiyor.

 

 

CUM'ANIN EDASI

NAMAZ KILAN ŞAHSIN (NAMAZIN EDASININ) DIŞINDA OLAN ŞARTLARI

 

Bilâl Babam buyurdu:

1-) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında cum'a namazı bir şehirde ve bir yerde kılındı. Cum'a namazı kılınacak yerde çarşı, pazar, otel, hükümet kuvveti (polis, jandarma) olmalıdır. Böyle olan yerde kılınır.[15]

2-) Cum'a namazını başkentte Cumhurreisi; vilayetlerde vali; kazalarda kaymakam kıldırmalıdır veya o gün için onların vekil ettiği kişi kıldırır. Onların da namaz kıldıracak kadar İslâmi bilgiye sahip olması lâzımdır. Şimdi köylerde cum'a namazı kılınmasının sebebi namazın sevabından mahrum kalmasınlar diye izin verilmiştir.[16]

3-) Öğle vaktinin girmiş olması lazımdır. “Namaz zaten vaktinde  kılınır,” diyenler Arafat'ta vakfede öğle ile ikindi, akşam ile yatsı beraber kılınıyor. Fakat cum'a namazı muhakkak vaktinde kılınmalıdır.[17]

4-) Namazdan önce hutbe okunmalıdır.[18] (Emir'il-Mü'minin namına hutbe okunur.)

5-) Cemaattır. Hanefilerce cum'a namazının kılınabilmesi için imamdan başka en az üç, Şafiîlerce kırk erkeğin tamam olması lâzımdır.[19]

6-) Berat'tır. Caminin yapılması için devletçe uygun görülüp izin verilmesi yani cami yapılacak yer için şikayet eden var mı? Benim yolumu daraltıyor, benim arsama geçmiş gibi şikayetler olmamalıdır. Bunun için bu beratı verecek padişah, cumhurreisi kimse caminin yerine bir heyet gönderir, herkes memnun mu? Kimsenin hakkına tecavüz ediliyor mu? Zorla mı istimlâk olmuş. Bunlar incelenir sonunda müsaade edildiğine dair evrak yazılır, mühürlenir verilir. Buna berat denir. Cephede başkumandanın kılıcını diktiği yer berattır. Meselâ; bizim köyün camisinin beratı Abd'ul Hamid zamanında gelmiştir. Bilâl Babam camiyi büyütmek (genişletmek) istiyordu. Caminin yıkılıp yerine büyük cami yapılması lazımdı. Ama Bilâl Babam camiye hiç dokunmadı. Etrafından yeni duvarları ördürdü. Evvelki cami ortada kaldı. O vaziyette yeni camide namaz kıldırdı. Daha sonra içindeki ufak caminin duvarlarını söktürüp onu kaldırdı. Bilâl Babama:

- Niçin böyle yaptın? sorusuna Bilâl Babam:

- Caminin beratına halel (eksiklik) gelmesin diye yaptım. Yeni caminin içinde namaz kıldıktan sonra eski caminin duvarını söktürüp yeni camiye katmakla caminin beratına hiç bir noksanlık gelmedi. Bu camiyede berat verilmiş oldu.

 

 

CUM'A NAMAZINDA ZUHR-U ÂHİR'İN KILINMASI HAKKINDA

 

(Fetâvayi Hindiyye, Cild 1, s.484)

“Herhangi bir yerde, cum'anın caiz olup olmadığı hususunda bir tereddüt meydana gelirse, (bulunulan yerin şehir olup olmadığı hakkında veya başka bir durumda) mukim olan cum'a ehlinin cum'a namazından sonra, öğle namazı niyyeti ile dört (4) rek'ât namaz kılmaları münasip olur. Buna zuhri ahir denir. Bir kimse böyle yapmakla (eğer cum'a yerini bulmamış olursa) kesin olarak vaktin farzı uhdesinden düşmüş olur. KAFİ'de de MUHİYT'te de böyledir.

Kılınan bu dört (4) rek'ât namaza nasıl niyet edileceği hususunda görüş ayrılığı vardır. «Bu namazı kılan kimse üzerinde olan son öğle namazı niyyeti ile kılar.» denilmiştir. En güzeli budur. İhtiyata uygun olan ise: “Niyet ettim, vaktine erişip de (henüz) kılmadığım son öğle namazına” demektir. GUNYE'de de böyledir.

 

(İbn-i Abidin, (Reddü'l-Muhtar) Cild 2, s.134)

“Kezâ cum'a günü kılınan âhir zuhur da böyledir. Cum'anın sahih olduğu anlaşılır da o kimsenin kazaya kalmış öğle namazı da bulunmazsa kıldığı âhir zuhur Cumhur'a göre cum'anın sünneti yerine geçer. Çünkü vasıf lağv olur, asıl kalır. Bununla da sünnet eda edilmiş olur. Nitekim bunu «FETİH» sahibi böyle izah etmiş, «BAHIR» ve «NEHİR» sahipleri de ikrarda bulunmuşlardır. Ama öğle namazında beşinci rek'âta kalkar da sonra bir rek'ât daha katarak altıyı tamamlarsa bu iki rek'ât öğlenin sünneti yerine geçmez. Çünkü burada kasden namaza başlama yoktur.”

 

(İbn–i Abidin, (Reddü'l-Muhtar) Cild 3, s.300-301)

“Ben derim ki: Belki ihtiyat olan onu kılmaktır. Bu, mes'uliyetten yüzde yüz çıkmak manasına gelir. Zira müteaddit yerlerde kılmanın caiz olması delil itibariyle daha kuvvetli olsa da bunda kuvvetli bir şüphe vardır. Çünkü Ebû Hanîfe'den hilafı da rivâyet edilmiş; bu rivâyeti TAHAVİ, Tİ-MURTAŞİ ve MUHTAR sahibi tercih etmişlerdir; Attâbi ise onu daha zahir bulmuştur. İmam Şafiî'nin mezhebi bu olduğu gibi İmam Mâlik'in meşhur olan kavli ve İmam Ahmed'den rivâyet edilen iki kavilden biri de budur. Nitekim Makdisî bunu «NURU'Ş-ŞEM'A Fİ ZUHARU'L-CUM'A» adlı eserinde zikretmiştir.

Müttefekun aleyh bir hadîste: “Her kim şüphelerden korunursa, dinini ve ırzını kurtarmıştır.” buyurulmuştur. Onun için ulemadan biri hiç namazını bırakmayan birinin ömrü boyunca bütün namazlarını kaza etmesi hakkında “Mekruh değildir. Çünkü bu ihtiyatla ameldir.” demiştir. KINYE'de ise “namazlarında müctehidlerin hilâfı varsa bu daha iyidir.” denilmektedir.

Bize yukarıda naklettiğimiz hilâf kâfidir. Makdisi'nin MUHİT'den nakline göre şehir hükmünde olduğunda şüphe edilen her yerde (ki günümüzde şehirlerde de cum'anın şartları yerine gelmediğinden şehirlerde de zuhr-u âhir kılınmalıdır.) cum'adan sonra cemaatın ihtiyaten âhir zuhur niyetiyle dört rek'ât namaz kılmaları gerekir. Tâki cum'a namazı yerini bulmamışsa son öğleyi kılmakla vaktin farzını eda etmiş olsunlar. KAFİ'de de bunun benzeri sözler vardır.

 

KINYE'de beyan olunduğuna göre; Merv denilen şehirde iki yerde cum'a kılınıp kılınmayacağı hususunda ulema ihtilâf ettikleri vakit imamları cum'adan sonra dört rek'ât âhir zuhur kılmalarını halka ihtiyaten vacip olmak üzere emretmişlerdir.

 

Bu hâdiseyi HİDAYE şarihlerinden birçoklarıyla diğerleri nakletmiş ve ele almışlardır. ZAHİRİYE'de namaz borcundan yüzde yüz kurtulmak için Buhârâ ulemasının bunu tercih ettikleri bildirilmiştir. Sonra MAKDİSA FETİH'den naklen, «Bir kimse bulunduğu yerin şehir olduğunda tereddüt eder veya o yerin bir kaç mescidinde cum'a kılınırsa cum'adan sonra “vaktine erişip edası müyesser olmayan son farza niyet ettim.” diyerek dört rek'ât namaz kılmalıdır.» demiştir. (Çünkü Peygamberimiz (Sallalahu aleyhi vesellem) zamanında bir şehirde bir yerde kılınırdı.) Muhakkıklerden ibn-i Cürübaş da bunun benzerini söylemiş sonra şöyle demiştir: «Bunun faydası mevhum veya muhakkak olan hilâftan çıkmaktır. Şayet müteaddit yerde kılınan cum'a sahih ise bu kılınan namaz zaruri olmayan bir faydadır.»

Hâsılı: Cum'adan sonra bu dört rek'âtın kılınması gerektiği sabit olmuştur. Şimdi bu dört rek'âtın vacip mi yoksa mendup mu olduğunu tahkik kalmıştır.

 

MAKDİSİ şöyle diyor: «İbn-i Şıhne dedesinden naklen mendup olduğunu söylemiş ve bundan şöyle bahsetmiştir: Ahir zuhuru mücerred tevehhüm edildiği zaman kılmalıdır. Şayet şek edilir veya cum'anın sahih olup olmadığında da şüpheye düşülürse zâhire göre onu kılmak vacip olur. İbn–i Şıhne üstadı Kemâl ibn-i Hümâm'dan da bu manâda sözler nakletmiştir. Bu namazın sünnet yerini tutup tutmadığı bununla anlaşılır. Ve şek edilirse sünnet yerini tutmaz; şek edilmezse tutar denilir. Bu tafsilâtı Tİ-MURTAŞİ'nin «mutlaka lâzımdır.» demesi ile KINYE'nin mezkur sözü de te'yit eder.» Bu makamın tahkiki MAKDİSİ'nin risalesindedir. İMDADA'L-FETAH'da bundan bir nebze bahsedilmiştir.

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, s.249)

“İbn-i Abidin başka bazı nakilleri de yaptıktan sonra kendi görüşününde ifadesi olarak sonucu şu sözleri ile toplar: “Bil cümle cum'adan sonra bu dört rek'âtın kılınması gerekir.” demektedir.”

 

 

ZUHR-U AHİR DİYE BİR NAMAZ YOKTUR. BU NAMAZ NE FARZ, NE VACİP, NE SÜNNETTİR. DOLAYISIYLA KILINMAZ DİYENLERE:

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında ki yapılan, uygulanan Cum'a'nın 12 şartını  yerine getiremediğimiz için Zuhr-u Ahir kılıyoruz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadisinde Allah'u Teâlâ Ayette “Cum'a'yı kılın dediği içinde Cum'ayı kılıyoruz.” İmam-ı Azam ve diğer mezheb imamları bu 12 şartı göz önüne alarak Zuhr-u Ahir kılınsın demişler. Bizim mezhebimize göre Cum'a namazı 18 rek'âttır. İlk önce camiye girince 4 rek'ât cum'anın sünneti hutbe namazdır. 2 rek'âtta odur. Hutbeden inince 2 rek'ât cemaatle cum'anın farzı, 4 rek'ât yine cum'anın ahir sünneti, 4 rek'ât Zuhr-u Ahir hepsi 16 rek'âttır. İmâm-ı Azam son iki rek'ât cum'anın sünneti kılınmasa da olur demiş. O bir iki imam muhakkak kılınsın demiş. İkisine İmameyn kavli denir. Evlâ, makbul olan da İmameyn yani iki imanın kavli onun için Cum'a namazı 18 rek'âttır.

Hoca hutbede iken konuşulmaz. Konuşanada sus denmez. Bir tarafa bakılmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismi geçince salâvat getirilmez, çünkü namazın bozulur.

 

 

Zuhr-u âhir Türkiye'de yalnız iki yüz seneden beri kılınıyor diyenlere:

 

Halbuki dört mezheb bin küsur seneden beri dünyanın her yerinde kılar. Şâfiiler cemaatle kılar. Kıyamete kadar her camide cum'a namazı ile Zuhr-u Ahir de muhakkak kılınsın diye izin verilmiştir.

 

Zuhr-u Ahir bid'âttır diyenlere:

Biz Zuhr-u Ahiri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında kılınan cuma'nın 12 şartını yerine getiremediğimiz için aczimizden kılıyoruz. Cum'a namazını Allah'u Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Hadîs-i Şerîf'te emrettiği için kılıyoruz.

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 937)

“Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lânet etsin.”

En büyük fitne Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadîs-i şerîfte emrolunan cum'a namazını terketmektir. Ayetsiz, hadîssiz bizim dinimizde şu caiz değil bu yok diye bid'atleri sünnetmiş sünnetleri bid'atmış gibi göstermektir.

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 940)

“Özürsüz üç cum'a namazını terk edenler münâfığın zümresinden (münâfıklar topluluğundan) yazılırlar.”[20]

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6284)

“Bir kavim gelecek, sünneti terk edip dinde (hileli) yollar arayacaklar. İşte Allah'ın, lânetleyenlerin, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun.”

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6318)

“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin; müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin, ihtilafa düşmeyin.”[21]

Birleşme âyet ve hadîsin doğrultusunda olur.

 

(Sûre-i Maide, Ayet 92)

“Allah'a ve Rasûl'üne itaat edin.”

 

 

DAR'ÜL HARBTİR, CUM'A NAMAZI KILINMAZ DİYENLERE

 

 

(Sûre-i Nisa, Ayet 102)

 “Sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracağın zaman onlardan bir zümre seninle beraber namaza dursun, silahlarını da alıversinler. Bunlar secde edince arka tarafınızda bulunsunlar ve namazı kılmamış olan diğer bir zümre de gelsin seninle beraber namazı kılsın ve ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını da alıversinler. Kâfir olan kimseler arzu ederler ki, siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gafil bulunasınız da sizin üzerinize bir baskın ile baskında bulunuversinler ve eğer size yağmurdan bir eziyet varsa veya siz hasta bulunmuşsanız silahlarınızı bırakmanızdan dolayı üzerinize bir günah yoktur ve ihtiyat tedbirlerinizi alınız. Şüphe yok ki, Allah'u Teâlâ kâfirler için hakaret bahş olan bir azab hazırlamıştır”[22]

 Namaz kıldıracağın zaman askeri ikiye ayır. Bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Sana uyanlar seninle beraber secde edince birazı arka tarafınızda düşman önünde bulunsunlar ve sizi korusunlar. Seninle bir rek'ât kılan düşman önüne muhafız olarak dursun. Düşman önündeki gelsin seninle ikinci rek'âtta iken sana uysun bir rek'ât seninle kılsın sen selâm verince onlar ayağa kalkıp ikinci rek'âtı kendi kendilerine birer rek'ât kılsınlar. Düşman önünde o kadar tehlike olduğu halde Allah'u Teâlâ ne iki yerde kılmaya ne de terketmeyi yaptırmıyor. Aslında bizde bir yerde kılmamız lâzım. O kadar büyük tehlike olursa aynı şartlarla kılmamız lâzım.  Tehlike varsa böyle kıl, değilse normal kıl. Allah'u Teâlâ iki yerde kılmayı önermiyor. Ne kadar tehlikede olsa yine bir yerde tarif ettiği gibi kılınmalıdır. Şimdi bir şehir de 50 yerde kılınıyor. İşte onun için zuhr-u ahir ve sünnetlerin kılınması şart oluyor.

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 510)

“Abdullah ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'dan; şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte Necid tarafına müteveccihen gazaya gitmiştim. Düşmanın hizasına geldik. Onlara karşı saflarımızı düzdük. (Namaz vakti gelince) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz bize, kıldırmak üzere namaza durdu. Bir kısım (Ashâb) da onunla beraber (namaza) durdular, diğer kısım (ise) yönünü düşmana çevirdi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kendisiyle birlikte olanlarla beraber rükûa vardı ve iki (defa) secde etti. Derken (beraber namaz kılanlar henüz) kılmamış olan taifenin yerlerine gittiler. Ötekiler de gelip Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in arkasında durdular. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) onlarla beraber (de) rükûa varıp iki secde etti. Sonra selâm verdi. (Ondan sonra) o iki taifenin her biri (nöbetleşe namaza) durup kendi hesaplarına birer kerre rükûa varıp ikişer secde ettiler.”[23] (Bu hadîs-i şerîfi Hanefiler kabul etmiştir.)

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1594)

“Sehl ibn-i Ebû Hasme (Radiyallahu anhu)'den [ki, müşârün-ileyh Zâtü'r-Rikâ' günü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber hazır bulunup korku namazı kılanlardandır.] şöyle rivâyet olunmuştur:

Askerin bir kısmı Resûlullah ile beraber (namaz için) saf bağladı. Öbür kısmı da düşman karşısında saf bağladı. Rasûlullah kendisiyle beraber bulunanlarla bir rek'ât kıldı. Sonra Resûlullah ayakta durdu. Kendisiyle bir rek'ât kılanlar kendi başlarına (bir rek'ât daha) kılarak (iki rek'âtı) tamamladılar. Sonra çekildiler ve düşmanın yüzüne karşı saf bağladılar. Ve (düşman karşısında bulunan) öbür taife gelip Resûlullah'ın geri kalan bir rek'ât namazını onunla birlikte kıldılar. Sonra Resûlullah (Tahiyyata oturdu. Namazdan çıkmayıp) oturmakta devam etti. Cemaat de bir rek'ât kendi başlarına kılıp tamamladılar. Sonra Resûlullah bunlarla beraber selam verdi.”[24] Bu hadîs-i şerîfi İmam Şafîi, Hanbeli ve  Mâliki kabul etmiştir. Bununla amel ederler.

(Sûre-i Bakara, Ayet 239)

“Eğer (herhangi bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yürüyerek yahut binek üzerinde (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman da, tıpkı Allah'ın size bilmediğiniz şeyleri öğrettiği şekilde, O'nu zikredin.”

Kesinlikle Allah'u Teâlâ'nın emrinde kılmamak, tehirlemek yok. Dar'ül Harbtir Cum'a namazı kılınmaz, Cum'a namazı kılmayı nerden çıkarıyorsunuz? diyenlere deriz ki; Kur'ân-ı Kerim'den, hadîs-i şerîften daha üstün delil kaynak ve misal verilmesi gereken şey var mı?

 

 

İKİ FARZ BİR ARADA KILINMAZ DİYENLERE:

 

Sen Allah'u Teâlâ'nın emrettiği gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in  yaptığı gibi 12 şartı yerine getiremezsen. Benim namazım muhakkak kabul oldu diyemezsin. Kabul olmasında şübhe olduğundan muhakkak kılınmalıdır. Zuhr-u Ahir'in kesinlikle farz, kaza, nafile hangisinin yerine geçeceği belli değildir. Bir farz kılınıp arkasından kaza kılınmıyor mu? Bir seferde kazadan kaç günlük kılabilirsen kıl. Niçin caiz olmasın Arafat'ta Müzdelife'de iki farz birleştirilip kılınmıyor mu?

 

 

CUM'A NAMAZINI KILMAYANLAR (TERKEDENLER)

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1052)

“Sahâbilerden Ebû'l-Ca'd ed-Damrî'den; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim önemsemeyerek üç cum'ayı terk ederse, Allah onun kalbini (seka ve sak mühürle) mühürler.”[25]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1054)

“Kudâme ibn-i Vebere'den; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim özürsüz olarak cum'ayı terk ederse bir veya yarım dirhem ya da bir veya yarım sa' buğday tasadduk etsin, (dağıtsın) buyurdu.”[26]

 

 

 

 

CUM'AYA HAZIRLANMA VE GUSLÜ

 

(Râmûzu'l Ehâdîs, Hadîs No: 4823)

“Cum'a günü mü'min ihrama bürünmüş kişi gibidir. Namaz bitinceye kadar saçını da tırnaklarını da kesmez.

- Ey Allah'ın Rasûlü! Peki cum'aya ne zaman hazırlanalım diye sordular.

- Perşembe günü buyurdu.”

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1078)

“…Muhammed ibn-i Yahya ibn-i Habbân'dan Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

- Sizden birine bulabilirse (veya bulabilirseniz) cum'a günü için iş (günlük) elbiselerinden başka iki elbise temin etmesinde günah yoktur.”[27]

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 489)

“Ümmü'l-Mü'minin [Aişe (Radiyallahu anhu)]'den şöyle demiştir:

- (Ahd-ı Celîl-i Risâlet-Penâhî'de) Nâs (gerek Medine'ye yakın) menzillerden ve (gerek) evâliden cum'a da nöbetleşe hazır olup (sırtlarında yün aba olarak) toz toprak içinde gelirlerdi ki toz toprak vücutlarına sinip bedenlerinden ter (kokusu) çıkardı. (Bir defa) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) benim yanımda iken bunlardan biri (yahud bir takımları) huzuruna geldi. Nebiyyi Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bâri bu gün yıkansanız, buyurdu.”[28]

Bunun üzerine: “Ey habibim! Kendi nefsine sabret. Onların terlerine, kokularına, bilir bilmez sözlerine sabret. Çünkü onlar Rabb'lerinin cemaline mürid olmuşlardır.”[29] âyeti geldi.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1088)

“(Abdullah) ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den;

- Ben, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den, minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittim:

- Kim cum'a namazına gelirse (önce) gusül etsin.”[30]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 344)

“Ebû Said el-Hudri (Radiyallahu anhu); Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den rivâyet etmiştir:

- Cum'a günü gusül etmek ve dişleri misvaklamak akıl baliğ olan herkese sabittir. (Akıl balîğ  kimse o gün) kendisi için takdir edilen kokudan da sürer.”[31]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 347)

“Abdullah bin Amr bin el-As, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

- Her kim cum'a günü gusleder (varsa) hanımının kokusundan sürünür, en güzel (temiz) elbisesini giyer, insanların omuzları üzerinden aşmaz ve hutbe esnasında konuşmazsa (bunlar) iki cuma arasındaki (günahlara) keffaret olur. Konuşan ve insanların omuzlarına basan kimseye ise (cum'a namazı) öğle namazı (gibi) olur. (Ancak öğle namazının sevabını alır.)”[32]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 343)

 “Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) ve Ebû Said el-Hudri Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

- Kim cum'a günü gusül eder, en güzel elbisesini giyer, yanında varsa (güzel) koku sürünür, sonra da cum'aya gelip insanların omuzlarına basmaz ve Allah'ın kendisine yazdığı ve takdir ettiği (tahiyyet'ül-mescidi)ni (camiye selâm namazı demektir, iki rekattır.) kılar. İmam (hutbe için) çıktığı zaman namazını bitirinceye kadar (konuşmaz) susarsa (onun bu durumu) bu cum'a ile geçmiş cum'a arasındaki (günah) lar için keffarettir.”

Ebû Seleme, Ebû Hüreyre'nin “iki cum'a arasındakilere (ilâve olarak) ve üç gün ziyadesinin (günahlarına keffaret olur.) Çünkü haseneler on misli iledir.” dediğini nakletti.

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2848)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim cum'a günü cenabet guslü ile gusül yapar, sonra cum'aya giderse sanki bir deve kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim ikinci saatte giderse bir sığır kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim üçüncü saat giderse boynuzlu bir davar kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim dördüncü saat giderse bir tavuk kurban etmiş gibi (sevaba nail) olur. Kim beşinci saatte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi (sevaba nail) olur. İmam (hutbeye) çıkınca melekler hazır olur, zikri dinlerler.”[33]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 354)

“Semüre ibn-i Cündüp (Radiyallahu anhu)'den Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Kim cum'a günü abdest alırsa gerekeni yapmıştır ve güzeldir. Ama kim guslederse o daha faziletlidir.”[34]

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1087)

“Evs ibn-i Evs es-Sakafi (Radiyallahu anhu)'den kendisi demiştir ki: Ben Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan işittim, buyurdu ki:

-  Kim cum'a günü eşi ile cinsi temas edip boy abdestini alır (cum'a namazı için camiye) erken gider; (orada) ibadetle meşgul olur (veya hutbenin başına yetişir). Yürüyerek gider ve bineğe hiç binmez; imama yakın oturur; (hutbeyi) dinler ve hiç konuşmazsa (attığı) her adıma karşılık (gündüzü oruçlu ve gecesi ibadetle geçirilen) bir yıllık amelin sevabını kazanmış olur.”[35]

Bu gibi hadîsleri okuyan bir alimin tek heveslensin diye ilâveli abartarak bazı hadisleri yazmışlar dediğini söylediler. Halbuki âyeti kerime daha çok çok fazlasını söylüyor. “Onların günahlarını sevaba çeviririm”[36]  Ne demek dağlar gibi günahları bir anda sevaba çevriliyor. Eski günah dolu hayatını öldürür yeniden tertemiz bir hayat veririm. [37] Yüzde yüz cehennemlikken cennetlik yaparım. Onlar için dünyada iken müjdeler vardır.[38]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 3798)

“İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu) ve Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyorlar:

- Cum'a günü Ömer ibn-i Hattab hutbe verirken Osman ibn-i Affan mescide girdi. Ömer (Radiyallahu anhu) minberden ona seslendi:

- Vaktin farkında mısın? (Niye Cum'aya geciktin?) Hz. Osman (Radiyallahu anhu):

- Bu gün meşguliyetim vardı. Eve gelir gelmez, ezanı işittim. Abdest almanın dışında bir oyalanmamda olmadı, açıklamasında bulundu. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu):

- Keza abdest (le yetinmende bir eksiklik) biliyorsun. Resûlullâh (Sallallahu aleyhi vesellem) bize yıkanmayı da emretmişti.”[39]

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 3800) 

“İkrime (Radiyallahu anhu)  Iraklılar'dan bir grub kimse ibn-i Abbas'a gelerek:

- Cum'a günü gusletmek vacip midir ne dersin? diye sordu. İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu):

- Farz değil ancak temizliğe çok uygundur ve gusleden için pek hayırlıdır. Yıkanmayanın üzerine de vacip değildir. Ben size guslün nasıl başladığını anlatayım:

- İnsanlar meşakkatli işler yapıyorlar ve yünlü elbiseler giyiyorlardı. Çalışmaları çoğunlukla sırtlarında yük taşımak şeklinde oluyordu. Mescidleri dardı ve tavanı alçaktı. Yani ariş denilen üzeri hurma dalları ile örtülmüş çardak şeklinde idi. Sıcak bir günde Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem), minbere çıktı. Cemaat yün elbiselerin içinde terlemişti. (Terleri sebebiyle) onlardan çıkan kokular ortalığı sardı ve herkesi rahatsız etti. Koku Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a da uzanınca:

- Ey insanlar! Bu gün gelince yıkanın. Ayrıca herkes bulabildiği en güzel kokuyu sürünsün, buyurdular.

İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu) açıklamasına devam etti. Bilâhare Cenâb-ı Hakk'ın lütfu yetişti (bolluk arttı). Herkes yünlüden başka elbiseler giydiler. Çalışmaları hafifledi. Mescidleri genişletildi, birbirlerini rahatsız eden terlerin bir kısmı ortadan kalktı.”[40]

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 527)

“El-Berra ibn-i Azib (Radiyallahu anhu)'den Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Müslümanlara cum'a günü yıkanmak haktır. Onlardan her biri ailesinin güzel kokusundan sürünsün. Şayet bulamazsa onun için güzel koku sudur.”[41]

 

(İmam Şa'rani «el-Uhûdü'l-Kübrâ», s.161)

“Taberâni'nin güvenilir kişilerden naklen ve merfuan rivâyet ettiği bir hadîste:

- Cum'a günü yapılan gusül, kınından çıkmış keskin bir kılıç gibi hata ve suçları tüy diplerinden biçip temizler, buyurulmuştur.

Taberâni'nin rivâyet ettiği diğer bir hadîs-i şerîfte:

“Cum'a günü yıkanan kişinin hata ve suçları affedilmiş ve silinmiş olur.”

 

(Sünen'ün Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 1378)

“Cabir (Radiyallahu anhu) Hz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu nakl ediyor:

- Her müslümanın haftada bir yıkanma günü vardır. O da cum'a günüdür.”

 

(Muhtarü'l-Ehâdîsin Nebeviyye, Hadîs No: 1157, s.570)

“Cum'a günü yıkanan bir kimse, gelecek Cum'aya kadar temiz olarak kalır.”

 

 

CUM'ANIN VAKTİ

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1087)

 “…Es-Sâib ibn-i Yezid (Radiyallahu anhu)'den:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ebû Bekir ve Ömer (Radiyallahu anhu)'in devirlerinde cum'a günü ilk ezan, imam minbere oturduğu zaman (okunur) idi. Osman (Radiyallahu anhu) halife olupta insanlar (Medine'de) çoğalınca Osman (Radiyallahu anhu) cum'a gününde üçüncü bir ezanı emretti. Bunun üzerine Zevrâ'da bir ezan daha okunmaya başladı ve cum'a ezanı bu şekilde kaldı.”[42]

 

(Sünen-i Ebû Davûd, Cild 4, Hadîs No: 1084)

“…Enes ibn-i Mâlik (Radiyallahu anhu)'den:

- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) cum'ayı güneş (batıya) yöneldiği zaman kılardı.”[43]

 

(Sahih-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 492)

 “…Enes ibn-i Malik (Radiyallahu anhu)'den:

- Nebiyyi Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz namazı soğuk şiddetlendiği zamanlarda erken kıldırır. Şiddetli sıcaklar bastığında serinlik vaktine tehir buyururdu. Ravî (Enes'in namazdan) kastettiği manâ cum'a (namazı)dır, diyor.”[44]

Vakit girer, girmez kıldırır. Cuma namazını bir saat tehir eder serinlikte kıldırır. Orası ekvatora yakın olunca yazın öğle vakti çok sıcak oluyor. O sıcağın şiddetinin geçmesi için tehir edilir.

 

(Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadîs No: 2857)

 “İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cum'a namazından veya başkasından bir rek'âte yetişenin namazı tamam olmuştur.”[45]

Ama hutbe farz olunca hutbeye muhakkak yetişilmesi lazım.

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4939)

“Kim cum'a namazının bir rek'âtına yetişirse ona bir rek'ât daha katar. Kim cemaate teşehhütte (ettahiyyatü de) yetişirse o zaman dört (rek'ât) kılar.”

Yani öğle namazını kılar.

 

 

CUM'ANIN FAZİLETİ

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1661)

“Cum'a günü bir saat vardır ki o saatte kul Allah'tan herhangi bir şey dilerse mutlaka Allah ona o istediği şeyi verir. Bu namaza başlandığı andan namaz bitinceye kadar olan zaman arasındadır.“[46]

Buna eşref saati derler. Bu saatin sabah namazından evvel veya ikindiden akşama kadar olan saattir diyenler varsa da buradaki ki daha kuvvetlidir.

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1049)

“...Ebû Musa el-Eş'arî'nin oğlu Ebû Burde'den Abdullah ibn-i Ömer bana:

- Babanın cum'a yani (icabet) saati hakkında Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan (bir şey) haber verdiğini duydun mu? dedi. Ben dedim ki:

- Evet! Ben babamın Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı o (icabet saati) imamın (minbere) oturuşu ile namazın bitimi arasındaki zamandır, derken işittim, dediğini duydum.”[47]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1048)

“Cabir ibn-i Abdillah (Radiyallahu anhu)'dan; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cum'a günü on ikidir. (Bununla saati kastediyor.) O günde bir an vardır ki, onda Allah'tan bir şey isteyipte Allah'ın istediğini vermediği hiç bir müslüman bulunmaz.O vakti son saatte ikindiden sonra arayınız .”[48]

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 522, s.485)

“Enes (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cebrâil (Aleyhis-selâm) elinde beyaz bir ayna olduğu halde bana geldi ve:

- İşte bu, cum'adır. Sana ve senden sonra ümmetine bayram olması için, Rabb'in bunu sana takdim ediyor, dedi. Bunun bize kârı nedir? diye sordum, dedi ki:

- Bu günde hayırlı bir saat vardır, kim ki o saate tesadüf eder, Allah'tan hayırlı bir şey diler ve o şey taksimatında var ise Allah onu ona verir, yok ise ondan daha hayırlısını kıyamette verir. Kim ki, bir miktar belânın kaldırılması için o saatte duâ ederse Allah duâsını kabul eder ve daha büyüğünü üzerinden kaldırır. Bu gün, bize günlerin en ulusudur. Ahirette bu güne “Mezid günü” deriz. Ahirette “Mezid” günü denilmesinin hikmetini sorduğumda: Cebrâil:

- Allah'u Teâlâ cennette misk'den daha kokulu beyaz bir vadi yaratmıştır. Cum'a günü olduğu vakit kullarını buraya davet eder, Hakk Teâlâ a'lâ-i illiyyinden Kürsî'ine inerek cennet ehline tecelli eder. Onlar da zat–i cemâlini müşahede ederler.”[49]  Allah'u Teâlâ'nın cemalini can gözü ile görürler.

Senenin en makbul günü hangi gündür? diye tartışma olmuş. Senenin en makbul günü Hacıların Arafata çıktığı Arefe günü demişler. Ondan da daha makbulü cum'a günüdür. Cum'a günü hem de mü'minlerin bayramıdır.

 

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 318)

“Medine-i Münevvere'de bir ay Ramazan orucu tutmak sair memleketlerde bin ay Ramazan orucu tutmaktan daha hayırlıdır. Medine-i Münevvere'de kılınan bir cum'a namazı sair beldelerde kılınan bin cum'a namazından daha hayırlıdır.”[50]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1047)

“…Evs ibn-i Evs es-Sakafi (Radiyallahu anhu)'den, demiştir ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Şüphesiz Cum'a günü sizin en efdal günlerinizdendir. Adem o günde yaratılmış ve ruhu o günde kabzedilmiştir. İkinci (dirilme için olan) ve birinci (kendisi ile her şeyin öldüğü) nefhalar o gündedir. O günde bana çok çok salâvat getiriniz. Çünkü sizin salâvatınız bana arz olunur. Evs dedi ki; Ashâb;

- Yâ Resûlullah! Senden hiç bir şey kalmadığı halde [(Evs diyor ki) bununla çürüdüğün halde demek istiyorlardı.] Salâvatımız sana nasıl arz olunur, dediler. [Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'da]:

- Allah'u Teâlâ, Nebîlerin cesedlerini arza haram kıldı. (Toprak onları yiyemez), buyurdu.”[51]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1046)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cum'a günüdür. Adem (Aleyhis-selâm) o günde  yaratılmış, o günde (dünyaya) indirilmiş, o günde tevbesi kabul edilmiş ve o günde ölmüştür. Kıyamet de o günde kopacaktır. İnsanlardan ve cinlerden başka hiç bir canlı yok ki kıyâmet (in kopmasın) dan korkarak Cum'a günü sabah olunca güneş doğuncaya kadar kulak kabartır olmasın. O günde bir an vardır ki, müslüman namaz kılarak ve Allah'tan bir hacetini isteyerek o ana tesadüf ederse Allah mutlaka onu verir. İlâ âhir…”[52]

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs  No: 1259)

“Allah (Azze ve Celle) ve melekleri cum'a günü sarıklılara salât eder.”

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 525-526, s.487)

“Her gün zevalden evvel güneş ortalandığı vakit cehennemin ateşini yakar ve cehennemi hazırlarlar. Bu saatlerde namaz kılmayın. Bundan yalnız cum'a müstesnadır cum'a gününün hepsi namazdır, o günde cehennem hazırlanmaz.”[53]

 

“Cum'a günü veya gecesi ölenlere Allah bir şehid sevabı yazar ve onları kabir azabından korur.”[54]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1051)

“Ümmü Osman (Radiyallahu anhu)'ın azatlısından, demiştir ki: Ali (ibn-i Ebû Tâlib)'i Kûfe meclisinde şöyle derken işittim:

- Cum'a günü olduğu zaman şeytanlar sancakları ile sokaklara çıkıp insanlara (onları) başka işten alıkoyacak mühim işleri hatırlatırlar ve cum'aya gitmelerine mani olurlar. Meleklerde gidip mescidin kapısına otururlar ve imam (minbere) çıkıncaya kadar camiye gelenleri geliş sırasına göre yazarlar. Kişi (hutbeyi) işitebileceği ve (imamı) görebileceği bir yere oturup susar bir şey konuşmaz ve boş bir işle meşgul olmazsa, kendisine iki sevaptan iki nasib vardır. Eğer uzak oturur ve hutbeyi duyamayacağı bir yerde ise, susar konuşmaz ve boş bir şeyle meşgul olmazsa, ona sevaptan bir nasib vardır. (Hutbeyi) işitebileceği ve (imamı) görebileceği bir yere oturur; fakat konuşur ve susmazsa ona da günahtan bir nasib vardır. Her kim cum'a günü (yanındaki) arkadaşına “sus” derse, boş işle uğraşmış olur, kim de boş şeyle uğraşır ise, onun (kıldığı) bu cum'asından hiç bir şey (sevab) yoktur. Daha sonra Ali (Radiyallahu anhu): “Ben bunları Resûlullah'dan duydum, dedi.”[55]

 

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs  No: 3220)

“Cum'a günü melekler mescidlerin kapısında oturup, imam hutbeye çıkıncaya kadar gelenleri yazarlar. İmam hutbeye çıkınca defterler dürülür, kalemler kaldırılır. Melekler şöyle duâ ederler:

- Allah'ım, hasta ise ona şifa ver, sapıtmışsa hidayete erdir, fakir ise zengin kıl.”[56]

Hutbeye yetişemiyen cum'aya yetişememiş sayılır.

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 4, Hadîs No: 151, s.248)

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cum'a yoksulların haccı, kadının cihadı ise kocası ile iyi geçinmesidir.”[57]

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3368)

“Cebrâil bana içinde siyah bir nokta bulunan beyaz bir ayna ile geldi:

- Bu nedir? diye sordum.

- Bu cum'adır. Kıyamet o günün içinde kopacaktır, dedi.”

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 2363)

“Cum'adan cum'aya, bütün namazlar aralarında geçen günahlara (büyük günahlardan kaçındığı sürece) keffarettir. Cum'a günü yıkanmak keffarettir. Cum'aya gitmek için atılan her bir adım yirmi senelik ibadet gibidir. Cum'adan fariğ olduğu zaman iki yüz senelik ibadet yapmış gibi mükâfatlandırılır.”

 

 

CUM'A GÜNÜ MAĞFİRET  EDİLENLER

 

(İmam Şa'rani «el-Uhûdü'l-Kübrâ», s.164)

“Beyhakî ve İsfehânî merfuan şu hadîs-i şerîfi rivâyet ederler:

- Her hangi bir kişi cum'a gecesi Kur'ân-ı Kerim'in «Duhan» sûresini okursa işlemiş olduğu bütün suçlardan arınmış olur.”

 

Taberânî ve İsfehânî'nin rivâyet ettikleri diğer bir hadîs-i şerîfte:

“Herhangi bir gecede «Duhan» sûresiyle namaz kılan kişiye yetmiş bin melek bütün gece Rabb'larından o kişi için af dileğinde bulunurlar.”

“Cum'a gecesi veya gününde «Duhan» sûresini okuyan kişiye Hakk Teâlâ cennette bir ev yapar.” buyurulmuştur.

 

(İhyâu 'Ulûmi'd-Dîn, Cild 1, s.509)

“İbn-i Abbas ve Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den:

- Cum'a gecesi veya gününde kim Kehf sûresini okursa, okuduğu yerden tâ Mekke'ye kadar mesafeyi aydınlatacak şekilde kendisine bir nûr verilir. Gelecek cum'aya kadar hatta üç günde fazlasıyla günahları bağışlanır. Sabaha kadar yetmiş bin melek onun için istiğfar eder. Dert, sıkıntı, zatül-cenb, alalık ve cüzzam hastalıkları ile  deccalin fitnesinden muafiyet kazanır.”[58]

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs  No: 5325)

“Kim cum'a gecesi fatiha ile on beş kere İzâ zülzilet sûresini okuyarak iki rek'ât namaz kılarsa Allah onu, kabir azabından, kıyâmetin dehşetli anlarından korur.”

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5015)

“Kim cum'a günü (perşembe ve cumartesi günlerini eklemek sûretiyle) oruç tutarsa, hasta ziyaret ederse, yoksul doyurursa, cenazeyi selâmetlerse, kırk senelik günah artık ona bir şey yapamaz.”

 

Bir cum'a gününde bunların hepsini yaparsa kırk senelik günahı ona birşey yapamaz. Bu çok büyük bir müjdedir.

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5397)

“Kim cum'a günü namazdan sonra kalkmadan oturduğu yerde yüz kere «Sübhanallahi ve bi hamdihi sübhanallâhil azim ve bî hamdihi estağfirullah» derse, kendinin yüz bin, ebeveyninde yirmi dört bin günahı affedilir.”

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1050)

“…Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kim güzelce abdest alır, sonra cum'a (namazı) ya gelip (hutbeyi) dinler ve konuşmazsa, iki cum'a arasındaki (günahları) üç gün ziyadesiyle (birlikte) bağışlanır. Çakıllara dokunan kimse ise, konuşmuş gibidir.”[59]

Caminin havlusu veya içinde namaz kılarken çakıltaşları olsa onu karıştıran konuşmuş gibi olur.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1086)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- Büyük günahlar işlenmedikçe iki cum'a arasında işlenen (küçük) günahlara cum'a (namazı) keffaret olur.”

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 493)

“Ebû Abs [Abdurrahman ibn-i Cebr-i Ensarî (Radiyallahu anhu)]'den:

- (Salât-ı) Cum'aya giderken Nebî (Sallallahu aleyhi vesellem)'nin:

- Her kimin ayakları Allah yolunda toza bulanırsa o (nun vücudu) nu Allah'u Teâlâ cehennem (ateşin) e haram eder, buyurduğunu işittim, dediği (sened-i sahîh-i muttasıl ile) rivâyet olunmuştur.”

Allah'u Teâlâ için saihun [60] gezi yapılacağına delildir.

 

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1094)

“…Alkame (Radiyallahu anhu)'den;

- Ben, Abdullah [ibn-i Mes'ud (Radiyallahu anhu)] ile beraber cum'a namazına gittim. Kendisinden önce gitmiş olan üç kişiyi (mescidde) bulunca:

- Ben dört kişinin dördüncüsüyüm. Dördüncü olan (İlâhi ikram ve rahmetten) uzak değildir. Şüphesiz ben Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyururken işittim, dedi.

- İnsanlar cum'alara birinci, ikinci ve üçüncü olarak erken gidiş sırası ölçüsüne göre kıyâmet günü Allah'a (rahmet ve ikramına) yakın makam sahibi olurlar. Sonra Abdullah:

- (Ben) dört kişinin dördüncüsüyüm. Dördüncü olan (ilâhi ikram ve rahmetten) uzak değildir, dedi.”

 

(Sünen-i Tirmizî, Cild 1, Hadîs No: 525)

“İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edilmiştir; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Sizden birinizi cum'a günü uyku basarsa, o oturduğu yerden tahavvül etsin (başka yere geçsin)!”

 

(Sünen-i Ebû Davûd, Cild 4, Hadîs No: 1113)

“Abdullah ibn-i  Amr (Radiyallahu anhu): Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

- Cum'aya üç türlü insan gelir:

1-) Gevezelik yapmaya gelen insandır. Onun cum'adan nasibi, yaptığı gevezeliktir.

2-) Duâ etmek için cum'aya gelen kimsedir. O Allah'a duâ etmiştir, Allah dilerse verir, dilerse vermez.

3-) Susarak konuşmadan, (hutbe dinlemek için) hiç bir müslümanın omuzuna basmadan (safları yarmadan), kimseye eziyet etmeden cum'aya gelendir. İşte onun bu yaptıkları ondan sonra gelecek olan cum'aya kadar üç günde ilâvesi ile günahlarına keffârettir. Bu Allah'ın “Her kim bir hayır işlerse kendisine onun on misli sevab vardır.”[61] (âyeti) ile sabittir.”[62]

 

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 4, Hadîs No: 1108)

“Semure ibn-i Cündüb (Radiyallahu anhu)'den; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Zikri (hutbeyi) dinleyiniz. İmama yakın durunuz. Çünkü insan (imamdan) uzak kalmaya devam eder, o kadar ki, cennete girse bile orada (girmekte veya derece yüzünden) geri bırakılır.”[63]

 

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 961)

“Dört sınıf insan var ki bütün günahları mağfiret edildiği için amele (günaha) yeniden başlarlar:

1-) Hasta iyileşince,

2-) Müşrik müslüman olunca,

3-) Cum'a namazından tam bir iman ve ümit içinde çıkan kimse.

4-) Bir de haccı kabul edilen zat.”

 

İblis; cum'a ve bayram  namazından sonra yüksek bir yere çıkar, ağlar. Bu kadar uğraşıp yaptırdığım günahları af oldu. Avaneleri kendini teselli ederler. Biz başka günahları fazlası ile yaptırırız, merak etme derler.

(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5840)

“Geceler içinde, gece ibadeti için yalnız cum'a gecesini tahsis etmeyin. Günler içinde de (nafile) orucu tutmak için yalnız cum'a gününü tahsis etmeyin. Ama birinizin tutmağa mecbur olduğu oruca rastlarsa başka.”