ALİM

Alim, Allahu Teâlâ'nın ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in emirlerini hem yapacak hem öğretecek, öğreneni takdir edecek. Aksi takdirde âyet-i kerime'de buyurduğu gibi:"Kitap yüklü eşek misalidir."237 ve "İlmi ile amel etmeyen âlimin ağzına ateşten gem vurulur."238 Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Ben söyledim, sen âlimdin okudun. Herkes senden gördüğünü yapacaktı. Sen niçin yapmadın da muhalefette bulundun?" diye sorarsa o âlimin hali nice olur?

(Râmûz-ul Ehâdîs. Hadîs No: 2701)

"Alim ikidir:

 Alim vardır ki; İlmi ile yalnız Allah'ın rızasını kastetmiştir. Kimseye onu esirgememiş, onu hiç bir para ile değiştirmemiştir.

Bir âlim de vardır ki; İlmi ile yalnız dünyayı kastetmiştir onu paraya değiştirmiştir, tamahkâr davranıp onu Allah'ın kullarından esirgemiştir. İşte bu tip âlimi Allah kıyamet gününde ateşten dizgine vuracaktır! Meleklerden bir melek üstünden şöyle bağıracaktır:

İşte bu filan oğlu filan­dır! Allah ona dünya hayatında ilim vermiştir de o bunu paraya değiştirmiştir. Tamahkâr davranmıştır" Allah, ona sevdiğini kaybettirip insanlardan ayırıncaya kadar, o me­lek böyle bağırıp duracaktır."

Yani bu adamın dünyada abdesti, namazı, orucu, haccı ve zekatı tamam, ibadet hususunda bir eksikliği yoktu, üstelik âlim idi. Bunun bir tek kabahati Allahu Teâlâ'nın emirlerini emir, nehiylerini nehiy söylemedi. Ağanın, beyin, zenginin hatırı için onların zoruna gidecek diye söylemesi lazım gelen bazı meseleleri bildiği halde sakladı. Söylemesi, yapması mahzurlu olan şeyleri de dünya malı, kazancı için söyledi ve yaptı. Allahu Teâlâ'nın kendisine vermiş olduğu en kıymetli ilmi, en kıymetsiz olan dünya menfa atine değişti. Bunun bundan başka günahı yoktur, der. Mahşer yeri dağılıncaya kadar o âlimi, bir melek baş ucunda çağırarak mahşer halkına tanıttırır, teşhir eder, gezdirirler. Mahşer yeri dağıldıktan sonra ebedi çıkmamak üzere cehenneme atarlar.

Atasözleri: "Doğru söz bükülmez, yırtar gider." "Doğruluk dost kapısıdır." "Sen doğru ol, kem belâsını bulur."

Kur'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ bir çok yerlerde: "Ey Allah'a iman edenler!" diye buyuruyor. Bu adamlar gerçekten Allahu Teâlâ'ya iman ediyorlarsa söz benim değil, Allahu Teâlâ'nın âyetleri ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şerifleridir. Niçin kızıyorlar? Bir çoban cumhurreisinden mektup getirirse ona hakaret cumhurreîsine hakaret sayılmaz mı? Ben, Allâhu Teâlâ'nın emri Kur'ân-ı Kerim'le Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şerîfleriyle söylüyorum. Buna karşı çıkmak Allahu Teâlâ'ya ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e karşı çıkmak değil . mi?

Bir Müslüman'ın hata zannettiğin hareketlerini yüzüne karşı söyleyip gizli gizli, dolaylı yoldan eksik tarafını arayıp, küçük düşürmeye çalışmak ve sever görünüp perde arkasında durup dedikodu yapmak münafıklık alâmetidir. Ama Allahu Teâlâ'nın rızası, için yüzüne çatır çatır söylemek, video ve teyp kaseti ile ikaz etmek veya kendisi ikaz olmak halis mü'min alâmetidir. Bütün mü'minlerin din önderlerinin gizli gizli aleyhimizde atmaya değil, yüz yüze gelip birbirimizden noksanlarımızı öğrenip aradaki pürüzü kal­dırmaya; öğrenmek veya öğretmek gayesi ile konuşmaya, tartışmaya davet ediyorum. Herkes kendi yüzün­deki karayı göremez, ancak aynada görür.

(Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 1994)"Ebû Hüreyre (Radîyallahu anhu)'den rivayete göre;

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Sizden her biriniz (din) kardeşinin aynasıdır; şayet onda herhangi bir eza (noksanlık) görürse hemen izale etsin!"239

Atasözü: "El elin aynasıdır." Bu atasözü yukarıdaki hadîsten alınmadır. Herkes aynada yüzündeki karayı görsün. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in:

"Hikmet (doğru söz) mü'minin yitik' malıdır. Kimde, nerde bulursa ondan alsın."240buyurduğu olsun,

Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) halife olunca kendisinde çok büyük bir düşünce, tereddüt vardı: Sebebini sordular:

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in benim hakkımda bir çok övücü hadîsleri ve Kur'ân-ı Kerim'de âyet var. Nihayet ben. de bir. insanım, ben de yanılırım. Benim kusurumu, yanlışımı söyleyecek adama: "Sus! Sen, Ömer'den büyük adam mısın? Boyundan büyük işe karışma" der ve onu sustururlar. Ben de kendiliğimden noksanımı bilemem, helake giderim diye korkuyorum, dedi. Ashâb dan biri ayağa kalktı:

Yâ Ömer! Ben, Rasûlullah'ın zamanını gördüm, senin hareketlerinin Rasûlullah'ın yaptıklarına, söz­lerine göre yanlış, ters olursa; ilk defa seni gizli (tenha) bir yere çeker kimsenin duymadığı yerde ikaz yollu söylerim. Beni ikna edersen ne ala, beni ikna edemez yine eski yaptığını yaparsan, bu sefer seni en fazla sevenlerin yanında ağrına gidecek şekilde sert bir biçimde sana söylerim. Beni ikna edersen davam­dan vazgeçerim. Beni ikna edemez yine eski yaptığın işi yanlış, ters yaparsan, Ömer olmazsan kim olursan
ol. (Belindeki kılıcı biraz çekip) kendini düzeltmezsen vallahi seni bu kılıçla düzeltirim, dedi. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) ayağa kalktı, kucaklaştı ve kendisine:

Hayatta beni en çok seven, koruyan sensin. Ben yanlış hareket yapıp, yüzüme karşı uyarmayıp, ben helake gittikten sonra: "Zamanında ben Ömer'in şu hareketini beğenmiyordum." diye söyleyenler beni sevmeyenlerdir. En çok sevenlerde yanıldığım zaman yüzüme karşı hem dokunaklı, hem de benim ağrıma gidecek şekilde beni en çok sevenlerin yanında tekdirle söylemesidir, buyurdu. Bunlardan birisi de Ebu Zerr'il Gıffari (Radiyallahu anhu)'dir. İşte Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) Hz. Ebû Zerr'il Gıffari (Radiyallâ­hu anhu)'yi bu yüzden çok fazla seviyordu.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in âlimler hakkındaki buyurduğu hadîs-i şerifler ikiye ayrılır. .Bir kısmında âlimleri över. Diğer kısmında da cehennemlik olan kötü âlimleri anlatır. İyi âlimler için söylenilen hadîs-i şerife her âlim sahip çıkar. Kötü âlimlere söylenen hadîs-i şerifler söylenmez . saklanır. Şimdi ikisinden de çok az da olsa yazacağım (İnşallahu Teâlâ.)

(Berika, Cild 1, s.235)

''Ümmetim fesada gittiği zamanda sünnetimi ihya edene yüz şehid sevabı vardır

(İmam Şa'rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret. s.378, Hadîs No: 691)

"Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)'den rivayet edilmiştir:

Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

Siz öyle bir zamandasınız ki, sizden kendisine emredilenin onda birini terk eden kimse helak olur. Sonra bir zaman gelecek ki, onlardan kendisine emredilenin onda birini yapan kimse kurtulacaktır."

(İmam Şa'rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret, Hadîs No: 835, s.458)

Kur'an-ı Kerim nasıl okunmalıdır ?

"Hakimi Tirmizî'nin «Nevâdir'ül-Usul» isimli kitabında rivayet ettiği hadîs-i şerîfte:

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Ahir zamanda Kur'ân okuyanların bir takım nağme ve makamları olacak. Her kim o zamana yetişirse onların şerlerinden Allah'a sığınsın. Onlar çok iğrenç koku saçarlar. Sonra çizgili kumaştan başlıklar ortaya çıkacak ve o günde riyakârlıktan utanılmayacak ve çekinilmeyecek. O günde dinine sıkı sıkı yapışan kimsenin sevabı elli kişinin sevabı kadar olacak.

Sahabeler:- O (elli kişi) bizlerden mi yoksa onlardan mı? diye sordular. Peygamberimiz (Sallallâ­hu aleyhi vesellem):- Sizden olan elli kişidir, diye cevap verdi."

(Muhtar'ül Ehâdîs-in Nebeviyye. Hadîs No: 860)

"Kur'ân-ı Kerim, Arab şivesi ve Arab lehçesi ile okunur. Bilhassa aşka gelenlerin ve iki ehl-i Kitab'ın makamı ile okumaktan sakınınız. Benden sonra bir kavim gelecek; onlar Kur'ân-ı Kerim'i şarkı ve çalgı şekline çevirecekler. (Kur'ân-ı Kerim'in nuru) Boğazla­rından içeriye geçirmeyecekler. Onların kalbi fitne dolmuştur. Keza bunların halini gö­rüp beğenenlerin de."

Bu zamanda huzurla, aşkla kendinden geçip Kur'ân okumak yok. Sen Kur'ân okumayı öğret, kıraatini, tecvidini her şeyini kendi yapsın. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında tecvid yoktu. Bu gibi tecvid ve makamları Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kesinlikle reddediyor. Kur'ân okumaya dili, ağzı tam yatsın.. Millet öğrensin diye tecvidi icad etmişler. Normali iyidir. Ama manevi hâlini, huzuru, rabıtayı tutturmayı bırakıp, sadece; "harfin ince, kalın, hırtlaktan, dil ucundan, dilin yanıyla okuyacaksın." diye üzerinde de durmakta iyi değildir. Şu harfi böyle çıkaracaksın, bu harf cer, bu harf mücemme, tecvidine şöyle dikkat et, böyle dikkat et, derler. Kur'ân okurken bir takım nağme, ma­kamları olacak dediği işte bunlardır.

 Bilâl Babam:- Çocuklarınız Kur'ân'ı tam ve seri olarak okumayı-yazmayı öğrensinler. Kıraati şöyle olsun; Kur'ân okurken kendini bizzat Allahu Teâlâ'nın huzurunda duruyor, bilip ve fazla korkup (havf ve kıraatla) ken­di kendini, dünyayı, âhireti, Allahu Teâlâ'dan başka herşeyi (oturduğu yeri. zamanın nasıl geçtiğini, her­kesi, tecvidi) unutup kendinden geçip, burnunun direği sızlar, gözleri yaşarır, içerisi yanar. Kur'ân okurken tüyleri elbiseyi yarıp dışarı çıkacak gibi olması lazımdır. Kur'ân okuyanların içerisinde bayılan­lar dahi olurdu. Böyle okuyan her ne kadar tecvidsiz, hiç kimsenin beğenmeyeceği şekilde okusa bile Allahu Teâla beğenir. Okumasına bu dünyada şifa, ahirette en büyük derece verir.

Kur'ân okurken su akmayıp dinliyor, diyorlar. Kur'ân okunurken, şadırvanın suyunun akmayıp havada beklediğini gözü ile gören olduğunu Bilâl Babam bize anlattı.

Kur'ân öğrenmeye ilk defa giden fitre, zekat için talebeyi harman harman dolaştırıp buğday toplattırı­yorlar. Daha talebe iken çocuğun kafası bunlarla dolduruluyor. Çocuk, okul bitince şu kadar maaş alaca­ğım, cenaze defni, Kur'ân, mevlid okuma için pazarlık yapmayı (kesim kesmeyi) öğreniyor. Halbuki o ço­cuğun kafasına bu fikirlerin sokulmaması o şekilde yetiştirilmemesi gerekirdi. Kur'ân sırf şifası, âhiret kazancı, mahşerde şefaat edip cehennemden kurtarması için okunur.

(Sûre-i Bakara, Ayet 174)

"Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şey gizleyip, onu az bir baha ile değiştirenler var­ya işte onların yiyipte karınlarına doldurdukları ateşten başka birşey değildir. Kıyamet günü Allah ne onlarla konuşur ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için acıtıcı bir azab vardır."

Dünya malı azdır. Hepsi bir insanın olsa yine azdır. Allahu Teâlâ'nın vereceği nimetler çok az da olsa devamlıdır, bakidir. Dünyanın malının hepsinden çoktur.

Kur'ân öğretme karşılığında para almak caiz midir ?


(Râmüz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4928)

"Kim Kur'ân öğretme karşılığında bir ok yayı alırsa, kıyamet günü Allah ona cehen­nem ateşinden yapılmış bir yay takar."

Kur'ân'ı öğreten, Allahu Teâlâ'nın rızası için öğretir, Kur'ân öğrettiğinin karşılığında para veren, hediye olarak verir ise caizdir. Şart şu ki; Kur'ân okutan, parayı veren ile vermeyeni eşit tutar. Allahu Teâlâ'nm rızası için olursa böyle olmalıdır. Kesim kesmek (pazarlık etmek), imâ ile, işaret ile olsun anlatıl­maz. Veren kesinlikle öğrendiğimin karşılığı olarak para veriyorum demeyip, bir tek hediye olarak cebine koyar. O da azdı, çoktu, şu şunu verdi, bu bunu verdi, neden az verdi, niçin hiç vermedi? diye hatıra bile getirmez. Aksi takdirde Kur'ân okutma karşılığında aldığı cehennemde onunla azab çekmesine sebeb olur.

Allahu Teâlâ'nın ahirette vereceği nimetin yanında dünya malı azdır. Allahu Teâlâ'nın kitabındakini dünya malı karşılığında değiştirirler. Fitre, zekat, sadaka, fakir olup evinden dışarı çıkıp istemeyen ye­timlerin, öksüzlerin, yolda kalmış, parası bitmiş perişan olup, acınacak durumda fakir olanların hakkıdır. Bunları bul, evinde ver. Kur'ân-ı Kerim böyle emirlerle doludur. Sen bunlara vereceğini şu hayır ce­miyetine, bu hayır cemiyetine Kur'ân kursuna, cami yapımına ver, derler.

Bir adama filan adama ver, verdiğin parayı bu da onun gibidir diye başka bir adama verirse, parayı gönderenin canı sıkılmaz mı? Allahu Teâlâ, fitre, zekat ve sadakayı, yetimlere isteyemeyip, evinde darda kalmışları ara bul, onlara ver diyor. Bunu bundan başka yere vermek Allahu Teâlâ'yı gadaplandırır. Biz de bunu söylersek, bize "Sen çok ağır konuşuyorsun." diyorlar.

"Yazdığın muskayı niçin parayla satıyorsun?" sorusuna bir hoca:"Allahu Teâlâ'nın âyetlerini ucuz pahaya satmayın"241 âyetini delil gösteriyor. Ucuz paha­ya, fiyata Kur'ân satılmaz, sözü yanlıştır. Bu söz tam aksi ve tersidir. Dünyanın malının hepsini Kur'ân-ı Kerim okuma karşılığında versen yine de ucuzdur, bedelini ödemiş olmazsın. Allahu Teâlâ için, âhiret için okuyun. Dünyalık için okumayın.

Dünyayı ve dünyalığı aklına bile getirmeden oku, veren hediye olarak versin. Kur'ân okuttum . karşılığını veriyorum gibi düşünce olmamalıdır. Okuyan Allah rızası için okudum, veren hediye olarak verdim, demesi lazımdır.

Kur'an-ı Kerim'in bazı harflerini değiştirerek okuyanlar hakkında

 

Şimdi Kur'ân-ı Kerim'i okurken tecvidle okuyacağız diye, "Gulhu vallahu ahad Allahussamed" yerine "Nillahussamed"; "Veladdâllin" yerine "Velezzâllîn" ve "Euzu billahimineşşeytanirracim" yerine "Euzu billahimineşşeydanirracim"gibi, Allahu Teâlâ'nın âyetini değiştirerek okuyorlar.

İşte hadîsteki bir takım nağmeler olur, onunla okurlar buyurduğu oluyor. Sen, Kur'ân-ı Kerim'i Allahu Teâlâ'nın dediği şekilde okumayıp, okutmayıp şu şöyle ama böyle okunması lazım. Bu böyle ama şöyle okunması lazım deniyor, İşte nağme, işte değiştirme budur.

Bir Cumhurreisinin huzuruna çıksan senin öz konuşmana kıymet verir. Seni öğretip göndermişler onların öğretmesi ile konuşuyorsan, onu da anlarsa sana, senin konuşmana kıymet vermez. Allahu Teâlâ içimizi, dışımızı, niyetimizi her an biliyor. Öğrettiğin birisi Rabb'mın âyetlerini okuyacak, Allahu Teâlâ dinleyecek.

Musa (Aleyhis selâm) kekeçti, kendine inen kitabı da muhakkak ki kekeleyerek okuyordu. Kekeçlerin kalbi çabuk nurlanır. Çünkü kekeç bir adamın ne demek istediğini çok iyi biliyorsun. Yine de kekeleye­rek söylediğini de dinliyorsun. Ama sağlam adamı dinlediğinden daha fazla önem verirsin. Kur'ân-ı Ke­rim'i okumayı zor bilen, düzgün okumaya gayret eder. O da kekeleyerek konuşan gibidir.

Sağlıklı çocuğun "baba bana para ver" dedi. Kekeç çocuğunda "baba bana pala vel" dedi. Sen niçin para demedin de pala dedin diye çocuğun ağzının üstüne sille ile vurur musun? Onun para demek istediğini bi­liyorsun. Allahu Teâlâ'da senin niyetini, doğru okumak istediğini biliyor. Niyetin düzgün fakat tam okuyamayınca kekeç çocuk gibisin. Çocuğun babası da kekeç çocuğuna daha fazla önem verir. Allahu Teâlâ'da sen doğru okumak istiyorsun ama tam okuyamıyorsun.242

Okumaya çok özeniyorsun onun için sana Allahu Teâlâ daha fazla önem verir. Bir hadîs-i şerifte:

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e sordular:

Biz senin okuduğun gibi Kur'ân okuyamıyoruz. Bundan mes'ul muyuz? O sırada Allahu Teâlâ'dan se­lam ile Cebrail (Aleyhis selâm) geldi:

Allahu Teâlâ buyurdu ki:

"Her kim olursa olsun bildiği kadarı ile Kur'ân-ı Kerim'i özenerek okumaya gayret ederse onun okumasını Cebrail'in sana getirdiği gibi kabul ede­rim." Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):

- Ben de Cebrail'in bana getirdiği gibi okuyamıyorum." 243 buyurmuştu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):

"Siz Kur'ân-ı Kerim'i dıştan, ben içten manasını düşünerek okuyorum."244 buyuruyor. Bu da ben hiçbir şey bilmiyorum diyerek Allahu Teâlâ'dan korkarak, okuyamadığını; aczini bilerek, içerisi yanarak hem tam okuyamadığına müteessir, hem de okuyorum Elhamdülillah diye sevinçli okursa Allahu Teâlâ onun okumasını Cebrail (Aleyhis sellâm)'in Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e getirdiği gibi kabul ediyor.

 

Kötü alimler hakkındaki hadis-i şeriflerden bazıları

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6257)

"İnsanlara öyle bîr zaman gelecek ki, uleması da hükeması da fitne olacak! Mescidler ve ilim öğrenenler çoğalacak. Fakat gerçek âlim parmakla gösterilecek kadar az olacak."

İlim öğreten ilim yuvaları camiler çok olacak. Hakiki âlim çok az olacak. Öyle ki şu adam âlimdir de­mek için adam bulunmayacak. Hakiki âlimi gösterebilmek için birçok âlimlerin içinde bir kişiyi parmağın ile göstereceksin. O kadar az olacak.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1609)

"Kıyametten önce deccal vardır. Deccalden önce de otuz veya daha çok yalancılar vardır (zuhur edecektir). Sahabelerden biri tarafından:

- Bunların alâmetleri nedir? diye soruldu. Rasûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem):

- (Ey sahabeler!) Sizin içinde bulunmadığınız bir yol (din ve şeriat) onlar size getirecek­ler. Ve o bid'atlerle yolunuzu ve dininizi değiştirecekler. Onları gördüğü

nüz zaman, onlardan uzak ve onlara düşman olunuz."

Hem âlim olup hem de sünnetin zıddı bid'atları yapıp, gösterip onu millete aşılayacaklar. Öyle âlimler deccalın yardımcılarıdır, uydularıdır, elemanlarıdır.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1575)

" Ümmetimden öyle bir kavim vardır ki, serttirler, dilleri Kur'ân-ı Kerim'i fasih okumaktadır. Fakat okudukları Kur'ân boğazlarından aşağı (kalblerine ) inmez! Onlar imandan yaydan okun çıktığı gibi (fırlayıp) çıkarlar. Onlara rastlarsanız öldürün. Çünkü onları öldüren mükafatlandırılacaktır."

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 11, Hadîs No: 1783)

"Ebû Saîd-i Hudrî (Radiyallâhu anhu)'den rivayet olunmuştur:

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve-sellem)'den şöyle buyurduğunu işittim:

Sîzin içinizde öyle zümreler türeyecektir ki, siz onların namazlarının yanında ken­di namazlarınızı, onların oruçları yanında kendi oruçlarınızı, onların iyi işleri yanın­da kendi salih amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur'ân okuyacaklar, fakat Kur'ân (ın feyzi) onların hançerelerini (gırtlaklarını) geçmeyecek. Onlar, okun avdan (delip) çıktı­ğı gibi dinden çıkacaklar: Okun sahibi (avı delip geçen) okunun demirine bakar (kan namına) birşey göremez. Ağaç kısmına bakar, orada da bir şey göremez. Yelesine bakar, onda da (kan) bulaşığı göremez. Sonra avcı (acaba ava dokunmadı mı?) şüphesi ile fok (denilen veter methâlin)'e bakar (orada da kan izi görülmez)."

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3756)

"Benden sonra ümmetimden öyle bîr kavim zuhur edecek ki, Kur'ân okuduklarında hulkumlarından (boğazlarından) aşağı geçmeyecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar, ona bir daha dönmeyecekler. Yaratıkların en kötüleri, ahlâkça en düşkün olan­ları bunlardır. Onların yüzleri usturayla traş edilmiş bir şekilde olacaktır." buyuruluyor.

Demek ki bunlar Kur'ân okuyanlardan olacak. Bir adam dinden çıkarsa, okuduğunun bir faydasını gör­mesine imkan var mı? Onlar mahşerde Kur'ân'ın nurundan istifade edemiyecekler. Yaratıkların en kötüle­ri denilince cin, şeytan (iblis), yılan, canavar, akrep görünce insanın kendinden çekindiği, kaçındığı ya­ratıklar akla gelir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şeriflerinde: "Allah'ın laneti onların üzerine olsun"245 dedikleri de hep yaratık. Hadîsi şerifte söylenilenler bunların hepsin­den daha tehlikelidir. O canavardan kaçar gibi onlardan kaçınılmalıdır. Canavar etini, kemiğini parçalar. Bunlarda kendi fikrini benimsetir, dinini ve imanını parçalar. Onların alâmeti; hem âlim olup Kur'ân-ı Kerim okur, hem de yüzleri tıraş olmuş bir vaziyette olur. Sakal-bıyık tamamiyle usturaya verilmiş, ken­disi halkın nazarında âlim, din adamıdır. Fakat ahlâkça en düşük olanı onlardır. Onları o kadar kötü eden başka bir şey değil, hadîs-i şerifteki söylediğindendir. "Bunlar dinden tamamen ayrılmış, hidayete erip cennete girmesine imkan yok." Alim olduğu halde bunları kendine yaptıran Allahu Teâlâ'nın en sevmediği, en düşük ahlâktır.

Bir sakal-bıyık değil mi? Bıraksanda olur. Kur'ân-ı Kerim'i o da okuyor o da okuyor. O bilmem kaçıncı sünnet. Sünneti terkederse ne var? Hele sen farzı yap sünnete sıra gelsin, gibi sözleri söyleyen, yapan onları savunanların hepsi ahlâkça en düşük olanlardır. Bir kötü adamın kötülüğünü söyledikçe onu savunan o da ondandır.246

"Ahir zamanda bir gurup insanlar Kur'ân-ı Kerim'i okuyacaklar. Okudukları Kur'ân-ı Kerim'in nuru gırtlaklarından aşağı inmeyecek. Onlar dinden okun yaydan hızla atılınca ayrıldığı gibi o hızla ayrılacaklar."247 Atılan bir oku hedefe doğru giderken çıkış yerine geri döndermek imkansızdır.

Onları da islâmiyet'e, hidayete döndermek imkansızdır. Şu zamanda bid'at içinde yüzüp, zikrullahı hiç yapmayıp, yapanları hor görüp, zikrullaha müteallik (ait) olan amelin hiç birisini de kabul etmiyor; "İman kurtarma devridir." diyorlar. Kap olmadan su getirmeye gidilir mi? Ateşsiz ısınılır mı? Silahsız harp edilir mi? Amelsiz iman kurtulur mu? ömründe hiç amel yapmayı bilmeyen veya nefsini zaptedemeyip bile bile nefsinin arzularına gidene bilmediğini dersen doksan derece dönüş yapar, düzelir. İtiraz eden Müslüman sofu herşeyi anlıyor biliyor, bilerek yanlış ters konuşuyor. Buna neyi anlatacaksın neyi yaptıracaksın! "Kesinlikle ibadet devri geçti." diyor. İbadet devri geçtiyse ibadet yerine hangi devir geldi? Kesinlikle ibadetin yerini kapatacak bir amel yoktur. Amel imanla, iman amelle makbuldür.

Amelsiz iman sadece küffar içinde büyüyüp islâmiyetten hiç bir şey bilmeyenler için geçerlidir. Diğer biri de, Allahu Teâlâ'nın affı mağfiretini bilir, söyler "kabahat bende, ben acizim yapamayan benim. Allahu Teâlâ bana iman, amel nasib etsin" diye kendi kendini çok günahkâr kötü bilir. Başkalarını çok büyük, çok iyi görür. O niyeti kendini ilerde hakiki amel, hakiki iman ile ça­lışmaya çeker ve düzelir. Yunus (Aleyhis selâm)'un kavmi gibi olur.248

Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Pey­gamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e suikast niyeti ile gelip, niyetini bir anda Allahu Teâlâ'nın düş­manlığından dostluğuna çevirdi.249
 Müslüman olmadığı hâlde hem ashâb hem de ashâbdan en ileri geçip dört cihar-ı yârdan biri olmasına sebep oldu. Çünkü niyeti düzgündü. Ben doğruyum, Muhammed yanlış zannediyordu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in doğru, kendinin yanlış olduğunu anlar anla­maz doksan derece dönüş yapıp hem ümmet, hem ashâb, hem de cihar-ı yârdan biri oldu.

Ebû Cehil bilerek inkar etti. Bilen adama neyi anlatacaksın? Anlatacağının doğru olduğunu zâten biliyor. Bile bile inkar ediyor. Kaynak çubuğuyla en kalın demiri kesmek kolaydır. Kaynak çubuğunun yeri­ne bilerek başka demir takarsa, bu kaynak kesmiyor derse, ona, sen bunun kaynak çubuğu olmadığını bildiğin hâlde niçin takıyorsun, aksini konuşuyorsun denilir ve cezalandırılır. Bilmeyen de hiç cezalandı­rılmaz. Kaynak çubuğu gösterilir ve öbür demirlerin kaynak çubuğu olmayıp iş görmeyeceği, ancak kay­nak çubuğu ile demir kesileceği ve iki demirin birbirine kaynayacağı güzellikle anlatılır. Allahu Teâlâ yanında da bilen âlimin bilerek yaptığı hatasıyla, bilmeden ve doğru yapıyorum zanneden yukarıdaki verdiğimiz misaldekiler ile aynıdır.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6255)

"İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki, avam halk Kur'ân okuyacak, İbadete kendini ve­recek, (fakat) bid'at ehlinin işleri ile meşgul olacaklar, hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar, söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler, din’i alet ederek dünyalık edinecekler. İşte bir gözü kör deccalın uyduları bunlardır."

Avam halk yani Müslümanlığı incelemeyen, yüzünden giden bilgisiz kimseler Kur'ân okuyup kendini âlim gösterecekler. İbadetleri benim sünnetimin tersi, aksi ve bid'at olan şeyleri yapacaklar. Anlayama­dıkları yerden şirke sapacaklar. Allahu Teâlâ'yı çok zikreden hakiki zakirlerin, dervişlerin aleyhinde atıp, kötü söyleyecekler. Bu sebepten şirke sapacaklar.

Halbuki onların yanlışları varsa düzelt, yapamıyorlarsa yap göster, iyi yapıyorlarsa onların gittiği yo­la sende git, teşvik et desen yapmazlar. Rızıklarını ilim vasıtasıyla Kur'ân okuyarak elde ederler. Kur'ân-ı okumayı, hatmi, mevlidi, cenaze yıkamayı, ölüyü defnetmeyi, devir çekmeyi para. kesimi ile yapacaklar. Allahu Teâlâ, din, âhiret sevabı için değil de sırf rızk için ilim tahsil edecekler. Bunları yapanlar Allahu Teâlâ'nın ve Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)'ın bütün mü'minlerin düşmanı olan deccalın uyduları ve yardımcılarıdır.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bundan daha ağır nasıl konuşsun. "Allahu Teâlâ için yap" dersen "biz acımızdan mı ölelim" derler. Allah yardım eder, dersen ne zaman yardım edecek gibi en cahillerin sözlerini söylerler. Bu dini alet edip dini geçim, rızık vasıtası etmek zamanımızda gayet çoğalmıştır.Islâmiyete yeni girecekler de Islâmın esas aslı böyle olacak zannediyorlar.

Kur'ân-ı Kerim'de; "Siz Allah'a dayanın, Allah'a güvenin, Allah'a sığının. Allahu Teâlâ dilediğine sa­yısız rızk verir." Sen âlimsen bunları hem yapıp, hem de mü'minlere inandırman, onları eğitmen lazım. Bunun yerine sünnetleri terket, bid'atları kabul et. "Şimdi Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) geliyor" deseler, "Buyur yâ Rasûlullah Bizim eve gel, rahat et." diyecek durumda mısın? Kur'ân'a sünnete uyman, evin, yaşantın, işin kıyafetinde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sünnetleri mi yok­sa Avrupa'nın örf ve âdetlerini mi örnek aldın? Yarın mahşerde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in huzuruna nasıl çıkacaksın?

Malayani konuşan âlim, sövmeyi (küfür etmeyi); sigara içen âlim, içki (rakı)yı; dilenen âlim, cömertli­ği; gıybet yapan âlim zikrullahı; dünyaya, dünyalığa çalışan âlim, âhiret için çalışmayı öğretemez. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem)'in sünnetlerini yapmayan âlim,sünnet-i Rasûlullah ile çalışmayı; gülen, eğlenen, yenlilik (hafiflik) yapan, oynayan âlim, vakarı öğretemez.

Bir düğünde içki içip; "Seninle karşılıklı oynayacağım" diye karısını zorla süreyerek getirip, karşı­lıklı oynayan köy ağasına Bilâl Babam:- Ağa! Ağır ol ağır. Ağır taşla batman döverler, yenli (hafif) taşla kıç silerler. Sen karını zorla getirip oynatıyorsun. Ona müşteri mi arıyorsun? Ağalığında bir şartı var. Sen otur, hizmetçilerin oynasın, onlara bahşiş ver. Sen ağalığı da, kendini de rezil ettin, buyuruyor.

Ashâb, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in güzel hallerini sayarken, O'nun "çok halim (yu­muşak) olmakla beraber vakarlı ve heybetli idi." derler. Vakarlı olmak, oturacağı, kalkacağı, konuşacağı, susacağı yeri bilir. Sesle gülmek, şakalaşmak, Hakk'tan gayriyi çok konuşmak vakarı giderir. Allahu Teâ-lâ'ya karşı edepli olur. Edebe muhalif iş yapmaz. Her zaman her yerde içimi-dışımı Allahu Teâlâ biliyor der. Emirlerinin en küçüğünü tutmaya, nehiylerinin en ufağından sakınmaya çok dikkat eder. Mahşerde huzur-u llâhiye'ye çıkacağını düşünür. Kıbleye dahi arkasını dönüp oturmaz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e edepli olur. Yarın mahşerde huzur-u Rasûlullah'a varacağını düşünür. Sünnet-i Rasûlullah'ı ve O'nun hadîslerini tam tatbik eder. O'nun izinden gider. MevIid, musafaha, salâvat-ı şerife gibi şeylere çok dikkat eder.

(Kütüb-i Sille, Cild 1, s.359)

"Bir devenin ağaçla kaşınması gibi kişinin dini ile kaşınması kıyametin yaklaşması­nın alâmetlerindendir."

Bizce bir kimse Kur'ân-ı Kerim okursa iş tamam bitti diyoruz. Ama esas Kur'ân-ı Kerim okuduktan sonra dikkat edilecek şeyler yeni başlıyor. Ashâb-ı Kehf’in hiç okumuşluğu yoktu. Zamanedeki bulunan Peygamber (Aleyhis selâm)’in sözlerinden, sünnetlerinden hiç birisine uymuyor. Çünkü hiç birini bilmiyor­lardı. Bir tek Allahu Teâlâ'ya inançları kendilerini Evliyalığın zirvesine çıkarıyor. Sözde buna okumuş değil deriz. Bir de okumuş olursa "Kur'ân-ı Kerim'i şöyle okuyor, böyle okuyor, tecvîdi, kıraati var" di­yoruz. Bir kekeç çocuk imâ ile işaretle kekeleye kekeleye zorla konuşur. Sözünü tekrar tekrar söyler.

Onu herkes normal karşılar. Dili açık, fesih lisan ile konuşan, her şeyi bilen kimse bilerek bir hata yaparsa onu kimse makul karşılamaz. Okumuşluğu olmayıp kendisi cahil, inancı itikadı düzgün, bildiği ile amel etmeye çalışan ve yapan Allahu Teâlâ yanında kekeç çocuk gibidir. Allahu Teâlâ bunun niyetine göre yap­tıkları yanlışta olsa normal karşılar. Alim herşeyi bilendir, Herkes kendisine âlim diyor. Bilerek Allahu Teâlâ'nın rızasının dışında, dünya menfaati için âyete, hadîse muhalif bir sözü, ağanın beyin hatırı için (onlara dokunmasın diye) konuşuyorsa bunu Allahu Teâlâ affetmez. Bir adamın karşısındakini hesaba al­mamış gibi bilerek ters ve yanlış işlerin mazur görülmediği gibi; Allahu Teâlâ da o âlimi bilerek kasıtlı yaptığı için mazur karşılamaz ,ve cehennemden çıkartmaz.

Usta askerle acemi asker selamda, yakasını iliklemede aynı cezayı görmez. Acemiye birşey denmez, öbürüne disiplin cezası verilir. Askerle sivil bir olmaz. Askerin bütün kurallara harfi harfiyyen uyması lazımdır. Sivil ise izinsiz olarak askeriyenin içine giremez. Bilen usta asker, bilmeyen acemi asker ve sivil gibi değildir. Okumuşluğu olmadan bildiği ka­darıyla özenerek yapanı yanlışta yapsa Allahu Teâlâ normal karşılar. Bilip de kasıtlı yanlış yapanı cezalandırır.

(Sûre-i Nisa, Ayet 150)

" Allah'ı ve Peygamberlerini inkar eden (inkarcı) Allah'la peygamberleri arasını ayırmak isteyen "Bir kısmına İnanır, bir kısmını inkar ederiz" diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteriz diyorlar, İşte onlar gerçekten kâfir olanlardır."

Bu âyete göre; Allahu Teâlâ'nın emrine, Kur'ân'a bakarım. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) in sünnetine, sözüne bakmam diyenler. Bunlar kâfirdirler.

O sünneti değil mi yapmasan da olur. İbadet devri geçti iman kurtarma devri başladı." deyip ibadet yapanları İkinci sınıf bir insanmış gibi görüp "'Biz sünneti, İbadeti değil, milletin imanını kurtarıyoruz." bu ve benzeri sözleri söyleyenler çok tevbe-i istiğfar etmelidir. Zira Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve­sellem): "Islâmdan çıkar" buyuruyor. İslâmdan çıkınca, senin kuru kuruya "ibadet devri geçti, İman kurturma devri başladı" demen asıl seni imandan çıkarıyor. Sünnet ameldir. Sen de sünnet-i Rasûlullah ol­mayıp, bid'at olursa, bu hadîs-i şerife göre iyi düşün ne oluyorsun? Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve­sellem) bu gibiler için ne diyor?

(Kütüb-i Sitte, Cild 1, s.359)

"Haberiniz olsun Bana Kitap (Kur'ân) ve O'nun kadar başkası (sünnet) verilmiştir. Haberiniz olsun, koltuğuna kurulmuş karnı tok birinin şöyle diyeceği gün yakındır: "Size Kur'ân yeter, helâl nevinden O'nda ne varsa onları helâl bilin. Haram nevinden O'nda ne varsa onları da haram kabul edin." Böyle diyenden sakının. (Kur'ân'da zikri geçmeyen haramda vardır. Bu cümleden olarak) ehlî eşek eti size helâl değildir, vahşi hayvanlardan da parçalayıcı dişleri olanların eti haramdır."

İşte Kur'ân-ı Kerim'de bu gibi yasaklar yok. Hadîs-i şeriflerde vardır.Her namazda okuduğumuz Sübhaneke, oturunca okunan Ettahiyyat duası ve Salât-ı Vitir'de okunan Kunut duaları Kur'ân'da geçmemektedir.

Alimlerin bazısı ise "Sünneti yapmasan da olur" diyor. "Sakal keçide de var. Sen dışını değil, içini temizle, kalbe bak" gibi sözler de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in bu sözüne muhaliftir. Yüz kalbin aynasıdır. Çok fazla darda olup, mecbur ve çaresiz kalmadıkça için bir başka, dışın bir başka olursa iyi değildir.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6294)

"Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak: Dilleri ile Kur'ân okuyacaklar (fakat) okudukları Kur'ân'ın nuru boğazlarından aşağıya geçmeyecek, onlar dinden, yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar."

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kötü âlimlerden bahsederken "Doğudan başları tıraşlı (saçı kısa veya hiç yok ustura ile kesilmiş) kavimler çıkacak: Dilleri ile Kur'ân okuyacaklar." sözünden anlaşılıyor ki, bunlar cahil zümreden değil, Kur'ân okuyan, herkes kendisine âlim diye hüsn-ü zannedilen kimseler. "Onlar dinden okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar." Yani; onların Kur"ân okumalarına, vaazlarına, nasihatlarına aldanmayın demektir. Bunu söyleyen ben değilim, kimse kızmasın, darılmasın. Bunu söyleyen Sultan-ı Enbiya, Rasûl-i Kibriya, bütün Peygamberlerin baş tacı, âlemlerin Efendisi, medâr-ı iftiharımız Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallâhu aleyhi vesellem)'dır.O'nun sözünü bize uydurmayacağız,biz O'nun sözüne uyacağız

Yüzüm kara elim boş dostu sever geçerim.

Dünya ile başım hoş dostu sever geçerim.

Sofuyum der gezerim, hırkam tacım düzerim,

Nice gönül bozarım, dostu sever geçerim.

Dışım eyidir eyi içim Dışım eyidir eyi içim dopdolu ayı,

Böyleyken gönül evi dostu sever geçerim.

Böyleyken g Böyleyken gönül evi, dostu sever geçerim

İnanman'ız sözüme, bakman'ız dış yüzüme,

İçimde bin putum var dostu sever geçerim.

Nefsim beni azdırdı bir kıl ile gezdirdi,

Bu ne aceb süzdürür dostu sever geçerim.

Tesbihim var elimde ne'm var ise dilimde.

Nesne yoktur hâlimde dostu sever geçeri

Seyyid Seyfi yârimi isterim didârımı,

Terk eyledim arımı dostu sever geçerim

Seyyid NİZAMOĞLU

Kur’anı Kerimde ki olanları gizleyenler hakkında Ayet-i kerime inmiştir ki, bu sakladıkları saymakla bitmez.

"Melekler salavat getirir, sizde salavat getirin."250 "Gece kalk ibadet et, gecenin tü­münü ibadetle geçir; Gece yarısından sonra sabaha kadar ibadetle geçir; Gecenin üçte biri kalınca sabaha kadar ibadetle geçir."251

"Yerde gökte canlı cansız ne varsa Allahu Teâlâ'yı zikreder."252

"Dağlar, taşlar Allahu Teâlâ'yı zikreder sizde zikredin."253

"Ey Allah'a iman edenler! Allahu Teâlâ'yı çok zikredin."254

"Muhbitiyn kullarıma müjde et, onlar üzerlerine gelen kazaya, belâya sabrederler, zikrullah ederler, kalbleri cila bu­lur, namazlarında mukîm olurlar, rızıklarından fakir fukaraya yedirirler, içirirler"255

"Biz, Kur'ân-ı Kerim'i mü'minlere şifa ve rahmet olarak indirdik."256

"Kadınlar biat etmeye sana geldikleri zaman, çocuklarını kuma gömmemek,

Zina yapmamak,günah işlememek şartı ile biatlarını kabul et. Ben affederim"257

Daha birçok âyetler söylenmeye söylenmeye unutulmuş. Bazı âlimler de o âyetlerin tam aksini, zıddını iddia ediyorlar. Mealleri uzun süreceğinden kısa yazdım.

"Faiz idrardır her ne suretle olursa olsun yenmez." diyenlerin sorusuna cevaben; Faiz haramdır, bu belli. Ama Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ganimet malını yemedi mi? Ganimet malının içinde faiz, şarap, zina gibi haram kazançlardan birikmiş diyerek uzun boylu birçok delillerle yazıp cevap verdim. (İleride yayınlanacak broşürlerimizde genişçe açıklanacaktır). Hiç itiraz edilecek yeri kalmadı, itiraz edenler yine meydanda yok. Halk arasında söyleniyor, İşte ilerisini, gerisini düşünmeden konuşuyorlar. Görünüşte âlim ama kendileri cahil, itirazlarına cevap verilince Allahu Teâlâ razı olsun diyeceği ve kabulleneceği yerde başka başka itirazlar arıyorlar. İtiraz eden kimseler bize band doldurup veya yazı yazıp veyahud sözlü, adresli mektupla itiraz etmiyor, halk arasında bir yaygara çıkarıyor. Haksız çıkacağınıı anlayınca da saklanıyor. Halbuki Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

"Benim ümmetimin en hayırlı âlimi haklı söz aleyhine ise de kabul edendir."258

 

Zamanımızda âlim, hoca, Şeyh, müftü vb. din adamları; "Şu caiz, şu caiz değil. Şu yapılır, şu yapılmaz." diyorlar. Yüzde doksanı fetva yazıp, altını imzalıyor ama kendisi uygulamıyor. Sıkışınca; "O sözü ben söylemedim. Benim dediğimi yanlış anlamışlar." diye itiraz ediyorlar. Bu dünyada kaçamaklı konuşup, "Bu benim sözüm değil." dedin, kurtuldun. Yarın mahşerde böyle söylemeyle kurtulamayacaksın. Evvelce fetvaya kadir, her söylediğini âyetle, hadîsle, edille-i şer'iyye ile misal getirerek her sorulan sorunun cevabını aynı şekilde verirlerdi.

Eski zamanda âyetle, hadîsle içtihad yaparak tam ikna edecek şekilde beş-on vilayette bir tane âlim çı­kardı. Allahu Teâlâ'dan çok korkup, "Yanlış bir fetva veririm ve Allahu Teâlâ yanında mes'ul olurum." derlerdi. Bilmeyen adam, "Ben bunun niteliğini tam bilemiyorum, bilen bir adama sor" derdi. Diğerleri kitaba bakar söyledi. Çünkü söylediği sözde, verdiği fetva yanlış, ters olursa; "Şeriattan taş kopardın." diye başını keserlerdi. Şimdi bu yoktur.

Her mektepte okuyan, her kurstan çıkan, fetvaya kadirmiş gibi rast gele söylüyor, konuşuyor. Bu yüzden İslâmda görüş ayrılıkları çoğalıyor. Bunun acısı ve hesabı Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz {Sallallâhu aleyhi vesellem) huzurunda mahşerde çok zor olacaktır.

Hadîs-i şerîf: "Ben-i İsrail'dekiler sizde de çıkmaya başlayınca helak olmayı bekleyin." "Ahir zamanda, yaşlı büyükleriniz zina eder; mal küçüklerinizin elinde olur. İlim selâhiyeti en rezillerinize verilir."

(Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4115) Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor:

"Hikmetli söz mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa hemen almaya ehaktır. (daha layıktır)"25 9

Haklı, doğru, hikmetli, ayıktıncı söz senin görüşünde olmayan adamın ağzından çıksa, o senin malın­dır, alman lazım. Sevmediğin adamın evinden malın çıkarsa malından vazgeçer misin? demektir. Yine Pey­gamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

"İlim bir noktadır, çoğu cahilleredir."260

(Sûre-i Bakara, Ayet 269)

"Allah dilediğine ilm-i hikmet verir. Kime ilm-i hikmet verilirse ona pek çok hayır ve üstünlük verilmiştir. Gerçekleri ancak akıl sahipleri anlar."

(Süre-i Hadid, Ayet 3) '

"Allah evveldir, âhirdir (ilktir, sondur), zahirdir, bâtındır (gizlidir, aşikârdır) O her şeyi bilendir."

(Râmûz-ul Ehadis, Hadis No: 4007 )

"Alimin abide olan üstünlüğü yetmiş derecedir: Her bir derece arasında koşu atının yüz senede kat ettiği mesafe kadardır. Çünkü şeytan İnsanlar arasına bid'atı sokar; âlim bunun farkına varır ve insanları ondan alıkor, âbid ise ibadetine yönelmiştir, bid'atın farkına varamaz."

"(Ayetle, hadîsle milleti ayıktiran) âlimin, gece-gündüz ibadet eden ibadetçiye üstünlüğü yetmiş derecedir." Asıl âlim sünneti yapıp, zıddı olan bid'atı mü'minlere anlatıp, sünneti, yaptırıp, bid'atı terkettirendir. Ne yazık ki şimdi âlimlerimiz bid'atı kendileri yapıyor. Abid (ibadetçi) ise yalnız ibadet yapıyor.

Herkes kendi görüşünde olmayanlarla bir araya gelerek birbirleriyle konuşmazlarsa, müşkül hallolmaz.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in: "Ümmetim arasında çıkacak ihtilaf rahmettir261 buyurduğu olmaz. Bu islâm toplumlarının arasındaki pürüzler kalkıp, mü'minler bir noktada birleşmesi lâzım. Ama bu olurken karşılıklı birbirini ayıktıncı, ikaz edici sözler söylenir; hatır yıkıla­bilir, görüşlere ters gelebilir, yeterki din yıkılmasın. İslâmiyete, âyete ve hadîse ters gelmesin. Herkes ayıksın, âyet ve hadîsin ışığı altında toplansın, mü'min toplumu bir noktada birleşsin.

Herhangi bir gö­rüş için toplantı olur da; islâmiyet, din-i mubin ve Müslümanların birleşmesi için niçin İslâmi toplantı olmasın? Niçin müslümanlar âyet ve hadîs ışığı altında toplanmasın? Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in dediği ihtilaf olsun, tartışma olsun. Müslümanlar bir görüşte, bir noktada; âyet ve hadîsin ışığı altında toplanır. En mühim olanı da budur.

Bu görüş ayrılıkları ümmet-i Muhammed'i birbirine düşman etmesin. İki dövüşen horoz tam yorulursa yakalaması kolay olur. Mü'minler birbirleriyle kin tutup görüş ayrılığı ile yorulmasın. Çünkü mü'minler birbiriyle uğraşır ve dövüşürse yorulur. İslâmın dışındaki ehl-i sünnet görüşüne ters düşen bâtıl, yanlış itikad ve görüşler ile uğraşamaz, dövüşen horozların yorulup en sonunda yakalanmasının kolay olduğu gibi Allahu Teâlâgöstermesin İslâm âleminin yıkılması, imhası kolay olur.

Hadîs-i şerifte:''Mü'minler tarafından iyi görülen Allah yanında da iyidir"262 buyurulduğu gibi İslâm toplumu kendi liderini kendisi seçsin.

(Sûre-i Cum'a, Ayet 5)

Kendilerine Tevrat yükletilen sonra O'nu taşımayanların durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."

(Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4119)

"Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu) anlatıyor; Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdular ki:Kim bir ilimden sorulur, o da bunu ketmedip (bir sözü, bir sırrı saklama) söylemezse (kıyamet günü) ateşten bir gem ile gemlenir."263

Dediği âlimlerden olmayalım. Alimler bir yere gelsin, her âlim umuma hitab etsin. Haklı haksız mey­dana çıksın. Herkes âyete, hadîse, sünnete ters düşen taraflarını bilsin, terketsin. Mü'minler birbirine karışsın. Yarın mahşerde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in huzuruna göğsümüzü kabartarak gidelim. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'de bizi candan severek huzuruna kabul etsin. Bildi­ğini saklamış, zamanında, yerinde konuşmadan çekinmiş, maksatlı konuşmuş, taraf tutmuş olarak huzuru Rasûlullah'a çıkmayalım. Siz, biz, hepimiz bir araya toplanıp karşılıklı İslâm toplumunun huzurunda tartışmazsak haklı haksız meydana çıkmazsa; değişik görüştekilerin doldurup üzerimize ve bizim arkadaş­larla tartışmaya gönderdikleri talebelerin sözü ile bu ümmet birleşemez, parçalanır ve dağılır.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şeriflerinde:

"İlim Çin'de ise de öğrenin."264;

"Beşik­ten mezara kadar ilim isteyin."265 buyuruyor.

Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) de:

"Bana bir harf öğ­retene kölelik yaparım." buyuruyor.

Sen bunları söylüyorsun. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve-sellem)'in hadîs-i şerîfi Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'yi de içine alıyor. Bir harf öğretene köle oluyor. Bu sözler ashabı, kurs ve mektep talebelerini herkesi içine alıyor. Ama bizim buna ihtiyacımız yok deyip bu davranışımızla nifak, düşmanlık tohumlarını mı ekelim? Karşılıklı konuşmadan çekindiğimiz müddetçe hâli ile bu nifak tohumunu biz ekiyoruz. Ümmetin ihtilafı rahmettir hadîsinden kaçınmayalım.

Okuyup başa geçenlerin veya başka başka görüşte olanların bu hadîs-i şeriflerde söylenilenlere ihti­yacı yok mu? Diğer bir İslâmi görüşte olanlar; Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) ve ashabın hepsinin bu ilme ve bu rahmete ihtiyacı var da sizlerin ihtiyacınız yok mu? Tek tek saymaya lüzum görmüyorum, sözde en üstünü sizsiniz, gerçekten üstün iseniz İslâm toplumuna hitap edip, ehl-i sünneti anlatınız. Şayet diğer biri üstün ise o öğretsin. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) bu ilme muhtaçta, biz muhtaç değil miyiz?

Peygamberimi­z (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Mezara kadar ilim öğreniniz" buyuruyor. Biz ashâb dan büyük müyüz? Sözde ashabın en küçüğünün tozuna yetişemeyiz, diyoruz ama fiiliyatta uygulamıyoruz. Peygamberi­miz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bunları ashaba söylüyor, biz niçin tatbik etmiyoruz. Ben kendi fikrimde, diğeri kendi fikrinde herkes ayrı ayrı onbinlerce adam yetiştirelim. Bunların görüşleri birbirine ters olup, bunların büyükleri bir araya gelmez, tartışıp birbirlerini ikna etmez, mahcup olurum, küçük düşerim diye diğerlerinin meclisinden kaçar. Bunlar bir araya gelmezse şu görüş, bu görüşteki yüzbinlerce adamın bir araya gelmelerine imkan var mı?

Haliyle bu ayrılığı, bölünmeyi biz yapmıyor muyuz? Şimdi bu değişik görüşleri savunanların büyüklerinden en çok on beş yirmi kişi bir araya gelip bu sorunları halledecek. Ama ileride milyonların bir araya gelmesi lazım ki, bu da imkansızdır. Her görüşten eğitilmiş olanların o görüşün dışına çıkılmasına imkan yoktur. Biz bir araya gelip konuşmamakla İslâmın parçalan­masına, bu görüş ayrılıkları sebep olmuyor mu? Bu İslâm toplantısı, her görüşteki olanların hepsinin toplantısı bir yerde olup birbirini ikna ederlerse veya Türkiye'nin her yerinde, her vilayetinde olsa ne zararını görürüz.

Hiç yapılmazsa Allahu Teâlâ ve Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) yanında çok suçlu ve sorumlu olmaz mıyız? Ben şahsen birçok İslâmi toplumla karşılaştım. Çoğunda kendi görüşünden baş­kasına değil, vaaz nasihat yollu dinlemeye ve söylemeye müsaade etmiyorlar. Her toplum kendilerinden başkalarını İslâmdan uzak yalnız kendilerini doğruymuş gibi görüyorlar. Çünkü öyle yetiştirilmişler. Sözünüz doğru, haklı ise bu İslâm toplumunu bir araya getirmekten ve her İslâm liderinin umum müslümanlara hitap etmesinden karşılıklı tartışmaktan, İslâmi birleştirmekten niçin kaçıyorsunuz? Sözünüz doğru ise âyete, hadîse, İslâmiyete ters gelen tarafınız yoksa Müslüman Müslüman'dan kaçar mı? Her lider benim toplumumda ancak ben konuşurum diyor. Başkasının toplumuna gitmelerini yasaklıyorlar.

Bu İslâm toplumunun bir araya gelmesini Türkiye'deki müslümanlar canla başla isterler. Sizler bun­dan kesinlikle kaçıyorsunuz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kâfirleri bile Müslüman edebil­mek için ayaklarına kadar gitti ve binbir güçlükle onları Müslüman etti. Siz de İslâm toplumunda olup,kendi görüşünüzde olmayanlara Islama düşman gözü ile bakıyorsunuz. Yazdığım gerçekleri de toplumu­nuzdan saklıyorsunuz.

Avrupa'dan gelen bir turist ile zamanınızdaki bazı din adamlarını yan yana durdur salar, kılık kıyafet, giyim traş, baş açıklığında, bid'atları yapmada bîr farkı yok. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesel­lem) hadîs-i şerifte bize açık şekilde bildirmiştir.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 31)

"Camilere başlar örtülü (mütevazı giyinmiş olduğunuz) halde gelin! Çünkü başları örtmek, Müslümanların simasındandır."

Avrupalıların başları açık, din adamlarının da başları açıktır, İslâm âlemine bakılırsa başları kapalıdır. Yine onun evinde ne varsa senin evinde aynısı var. 'Senin evinde de ne varsa, onun evinde de aynısı var. Din adamı olduğun halde onların bâtıl görüşlerini yap, uygula, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sünnetinden de kaç. Sözde Müslüman liderisin, onların görüşlerini tam benimse, mevlid, camide musafaha, salâvat-ı şerife, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i övme gibi hususların hiç biri­si sende yoktur. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şimdi gelse, bir din adamı olarak; "Buyur, yâ Rasûlullah! Bizim evimizde rahat et" diyebilir misin? Evin, yaşantın, görünüşün, sünnete uyman buna müsait mi? Allahu Teâlâ yarın mahşerde onları gösterip, şu durumdaki şekli, şu sözü, şu inançları olduğu halde niçin bunları bırakmadınız, bâtıl görüşlerin hepsi kendinde var. Şöylesi adamın arkasına, dini ön­derdir diye niçin düştünüz?" demez mi?

Emr-i bil Ma'ruf, Nehy-i Anil Münker Nedir?

Allahu Teâlâ'nın emrini hiç bir tarafa bükmeden emrettiği gibi söylemek, nehyettiği yasakları yine hiç bir yere bükmeden nehyettiği gibi yasaklamak değil mi? Benim için ağır konuşuyor, incitiyor, kalb kırıyor gibi sözler söylüyorlar. Adamına, yerine göre âyeti, hadîsi değiştirir, büker doğru söylemezsen emr-i bil ma'ruf nehyi anil münker nerde kaldı. Biz doğruyu, haklıyı konuşmazsak Allahu Teâlâ razı olur mu? Biz doğruyu ve haklıyı konuşalım, Allahu Teâlâ razı olsun diğerleri mühim değil.

Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de binlerce âyetle o kötü yoldan bizi çevirebilmek için çok ağır tehditler yapıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hadîs-i şeriflerinde çok büyük tehditler yapıyor . Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in buyurdukları açıdan ben de aynı tehditleri yapıyorum.

"Bu bizim zorumuza gidiyor, çok ağır konuşuyor." diyenler, yarın mahşerde zebanilerin eline düştükleri zaman benim haklı olarak söylediğim sözlerin az bile olduğunu anlayacaklar. Onların nezaketle söyledikleri veya hatır için hiç söylemedikleri bu nedenle hatalı oldukları, yaptıkları yanlışlıklar ve benim doğruluğum o zaman meydana çıkar. Allahu Teâlâ'nın azabı korkmayı değer. O azabından korkutmak için gönül kırmayı, kalb yıkmayı daha birçok şeyleri değer. Benim söylediklerimin hepsi âyet ve hadîstir.

Bizim dinimizde «Emr-i bil Ma'ruf, nehyi anil Münker» vardır. Hepiniz vaazlarınızda söylüyorsunuz. Bunun tam açık manası hiç bir hatır gözetmeden söylemek değil mi? Hem bunu yapın hem de bunu söyleyip uygulayana da "gönül kırma" diyerek engellemek isteyin. Allahu Teâlâ'nın emri olan âyetle. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sözleri olan hadîsle kırılacak gönül, bir an evvel kırılsın, küsecek adam bir an evvel küssün. Ben Allahu Teâlâ'nın rızası için söylüyorum ve yazıyorum.

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)