Allahu Teâlâ'nın manevi yardımı nasıl olur?

1-) Allahu Teâlâ'nın kudret eli yardımı,

2-) Ruhaniyetin; dünyadan gitmiş Peygamber ve Evliyaların ruhani yardımı,

3-) Sağ olan velilerin yardımı ve duası,

4-) Meleklerin yardımı,

5-) Elindeki silahın yardımı.

Bu manevi yardımlar tarih boyunca müslüman askerlerinde yüzlerce defa görülmüştür. Bunu bir tek Vehhabiler inkar eder. Kendi her ne kadar ehl-i sünnetim dese, bunları inkar ediyorsa, bilerek veya bil­meyerek Vehhabilerin görüşlerini savunmuş oluyorlar. O yeşil sarıklı görünenler bu dediğimiz Allahu Teâlâ'nın dört yardımından bir tanesidir.

1 - Kudret eli yardımı:

Allahu Teâlâ, düşmanların gözlerine morallerini kıracak şekilde gösterir, moralleri kırılır.

(Sûre-i A'li İmran, Ayet 13)

"(Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için mühim bir ibret var­dır: Bir gurup Allah yolunda çarpışıyor; diğeri ise kâfirdi. Bunların gözüne ötekiler iki misli görünüyordu. Allah dilediğini yardımı ile destekler. Elbette bunda basiret sa­hipleri için büyük bir ibret vardır."965

Bedir Cenginde bir gurub Allahu Teâlâ yolunda çarpışıyor, diğeri ise kâfirdi. Bunların gözüne ötekiler (müslümanlar) iki misli görünüyordu. K.Maraş harbinde de kâfirlerin gözlerine yeşil sarıklılar görünüyordu. İşte âyetle sabittir. İşte kudret eli yardımı budur.

(Sûre-i Ahzab, Ayet 9)

"Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular (melaike) göndermiştik. Allah da ne yaptığınızı çok iyi görmekteydi."

Rüzgar ve görünmeyen ordular dediği; Hendek Muharebesinde harbi kazananlar meleklerdi. Çünkü rüz­garla kâfirleri mahveden onlardı.

(Sûre-i Ahzab, Ayet 11)

"İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğramışlardı."

Allahu Teâlâ'nın imtihandan sonra zaferi.

2 - Ruhaniyetin yardımı:

Sağ olan bir adamın evine yol gelir, devlet orayı istimlâk eder, yıkar yolu devam ettirir.

İstanbul'da çevre yolu yapılırken Mahmut baba türbesini, Niğde Bor'da Kuddusi baba türbesini, G.Antep'e girerken Yamaçoba yanındaki zatın kabrini kazma ile yıkmak isteyen ameleler kriz geçirdi. Kabri yıkmaya dozer geldi. Dozer sürücüsü dozeri süremedi. Bu ziyaretleri yıkamayıp, yolu öbür tarafa aldılar. Ankara'da Hacı Bayram-i Veli Hz.'nin camisine çıkarken yokuştaki Gül Baba türbesini de yıkamadılar. En sonunda bulvar içerisine aldılar, kabri yolun ortasında kaldı. Bu ve bu gibi birçoklarını yıkmak istediler,yıkamadılar. İstanbul'da Mahmut Baba türbesini çevre yolu yapılırken yıkamadıklarını, dozerin bıçağının parçalandığının fotoğraflarını gazeteler çekti. "Mahmut baba türbesinin dokunulmazlığı var." diye manşet attılar. İşte ruhaniyet karşı koyuyor, yaptırmıyor. Buna bütün Türkiye, ellibeş milyon şahittir. İşte onun ruhaniyeti. O ruhaniyet harbe girerse ne yapmaz?

(Sûre-i Ahzab, Ayet 43)

"Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize melekleriyle beraber rahmetini gönderen O'dur. Allah, mü'minlere karşı çok merhametlidir."

Vehhabiler bunun hepsini inkar eder. İşte alınan düşman esirlerinin gözüne görünen de yeşil sarıklı olarak ruhaniyet ve diğer yardımlardır. O maneviyat, o ruhaniyet düşmanı çökertti, bozdu. Zahirde de çeteler harbetti, kazandı.

Günümüzde Afganlılar bir avuç çete, silahları çok eski ve az olmasına rağmen, kocaman süper devlet olan Rus ordularını çökertip, hezimete uğrattılar. O bozgunluğun, o zarar ziyanının neticesi de kocaman Rus İmparatorluğunu içinden çökertip darmadağın etti. İşte bu dediğimiz ruhaniyetin yardımı Rus imparatorluğunu manen çökertti. Kıbrıs Harbinde, Kıbrıs'ta harbeden bir askerin yanındaki silah arkadaşı:Ben İstanbul'luyum. İstanbul'a gidemiyeceğim, deyince yanındaki arkadaşı:Ben İstanbul'luyum der. Asker:Benim mektubumu bizim eve sen götür, diyor. Mektubu alan asker, harbten sonra İstanbul'a mektup gönderenin verdiği adrese evine gider. Onlara:-Size oğlunuzun selamı var. Kıbrıs'ta beraber harbettik. Bu mektubu da o gönderdi, deyince onlar mektubu okuyup şaşırdılar.

Bizim Kıbrıs'ta harbeden oğlumuz yok ama yazı (mektup) bize hiç eksiksiz yazılmış, diyorlar. Yani evi, işi, ev, aile durumu herşey yazılmış. Bilmeyen bir adamın yazmasına imkân yok! Hem de oğullarının yazısını tanıdılar.

Kadın:Benim bir oğlum vardı. O'da Kore'de şehid düştü, dedi. Albümü getirdi. Mektubu getiren albüme baktı. O kadar resmin içinden mektubu veren çocuğun resmini tanıdı.Budur, deyince annesi "oğlum" dedi ve oğlu yeni şehid düşmüş gibi hüngür hüngür ağladı. Bunu da Türkiye'nin bütün gazeteleri yazdı.

Kur'ân-ı Kerim'de: "Siz, Allah yolunda ölenleri öldü sanmayın, onlar diridir, siz bilmezsiniz" 966 dediğinin mucibi aleni ve. açık, hiçbir itirazsız zahiren herkes görüyor, gazetede okuyor. Bu kadar apaçık maneviyatı, şehidlerin yardımını bir tek vehhabiler inkâr eder. Onun için hem Kur'ân'daki âyette hem hadîs-i şeriflerde hem de zahiren bu kadar saydığımız, örnek gösterdiğimiz delillere, hiç delilsiz, ispatsız ve kuru iddialarla karşı çıkarlar, İşte o yeşil sarıklılar; başta Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu), Malik-i Ejder (Radiyallâhu anhu), Yıldız Dede ve diğer Şehidler değil mi? Bunları ecdadınızdan duymadınız mı? Çünkü Şehidler ölmez.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2613)

"Şehidler Allah katında, yakuttan yapılmış minberler üstünde kendi gölgesinden baka hiçbir gölgenin olmadığı günde, Allah'ın Arş'ının gölgesinde misk üzerinde olacak­lardır. Rabb'imiz onlara:- Nasıl size verdiğim sözde durdum, doğru söyledim değil mi?" diye soracak; onlar da: - Evet ey Rabb'imiz!" diye cevap verecekler."

Bu hadîslerde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şehidlerin ölmediğini söylemiyor mu?

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1567)

"Ebû Talha (Radiyallâhu anhu)'dan: Bedir günü (harb sonunda) Nebi (Sallallâhu aleyhi vesellem) Kureyş eşrafından yirmi dört kişinin cesetlerinin bir araya kaldırılmasını emretti de bunlar Bedir kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Bu suretle pis kuyu yeni pislikleri ihtiva ediyordu. Bir de Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem), düşman bir kavme galip olunca onun açık bir sahasında üç gün kalmak âdeti idi. Bedir Harbinin üçüncü günü olunca da Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı. Sonra Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) yürüdü. Ashabı da kendisinin peşi sıra yürüdüler. Ve birbirlerine:

- Herhalde Rasûlullah bazı hacet için gidiyor sanırız, dediler. Nihayet Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) maktullerin atıldığı kuyunun bir tarafında durdu ve maktullerin kendi adları ile babalaranın adları ile çağırmaya başladı da:

- Yâ filan ibn-i filan, yâ filan ibn-i filan! Siz Allah'a ve Rasûlullah'a itaat etmiş ol­saydınız itaatiniz sizi sevindirir miydi? (Şüphesiz sevindirirdi.) Ey maktuller! Biz, Rabb'imizin bize va'dettiği nusret ve zaferi muhakkak surette gerçek bulduk. Siz de (bâtıl) Rabb'inizin va'dettiği (mevhum) nusret ve zaferi gerçek buldunuz mu? buyurdu. Râvî Ebu Talha der ki: Bunun üzerine Ömer:-Yâ Rasûlullah! Kendilerinde hayat eseri olmayan şu cesetlere ne söylersin? dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem):- Muhammed'in hayatı yed-i kudretinde (kudret elinde) olan Allah'a yemin ederim ki, benim söylediğim sözleri siz, onlardan daha iyi işitir değilsiniz! buyurdu."

Ey Vehhabi görüşlüler! Kabir ziyaretini inkâr edenler: Onlar görmez, öldü gitti diyenler! Allahu Teâlâ yeminlerle "Allah yolunda ölenler ölmemiştir, diridir, siz bilmezsiniz." diyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hadîs-i şerîfinde: "Allah'ın birliğine yemin ederim ki, siz konuşmamı onlardan daha iyi işitir değilsiniz." Bedir'deki kâfirlerin bile söyleneni işittiğini buyuruyor. Ayette "ölmedi" deyince diri adam duymaz mı, görmez mi?

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1486)

"Ölü kendisini taşıyanı, yıkayanı ve kabre indireni bilir." buyuruyor.

Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'nin ordu kumandanı, baş pehlivanı, büyük sahabe olan Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu)'in kabrinin üzerine, türbe yapmayı onun kabrine gelip ruhuna Kur'ân okumayı, ziyaret etmeyi değmez mi? Allahu Teâlâ'ya sevgilidir, onun hürmetine Allahu Teâlâ benim müşküllerimi halleder, der. O inançta dua eder. Müşkülünü halledecek yine Allahu Teâlâ'dır. Biz her yardımı Allahu Teâlâ'dan bekleriz. O arada sebep, vasıta olur.

(Süre-i Nisa, Ayet 41)

"Her türlü, ümmetten bir şahid getirdiğimiz ve seni de onlara şahid olarak gösterdiğimiz zaman durumları nasıl olacak?"

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem), cihar-ı yar ve büyük zatlar size sahip çıkmazlarsa ve bir de hakkınızda davacı olurlarsa Allahu Teâlâ'nın büyük Mahkeme-i Kübrasında sizler sanık, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve diri olmadıklarını söylediğiniz zatlar sizlere davacı olmaz mı?

(Sûre-i Nahl, Ayet 89)

" O gün her ümmetin içinden kendilerinin üzerine birer şahid göndereceğiz. Ayrıca, seni de onların üzerine tam bir şahid olarak getirdik. Bu kitabıda sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet, rahmet kaynağı ve müslümanlar içinde bir müjdeci olarak indirdik."

Bu âyette Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ümmetine şahid olacağını, O'nun şehadeti ile mahkeme-i Kübrada Allahu Teâlâ'nın karar vereceğini söylüyor.

(Sûre-i Bakara, Ayet 154)

"Allah yolunda öldürülenlere (şehidlere) "Ölüler" demeyin. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz onu hissedemez, anlayamazsınız."

(Sûre-i A'li İmran, Ayet 169)

"Allah yolunda öldürülenleri sakın öldü sanmayın! Bil'akis onlar diridirler Allahin lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçti bir halde Rabb'leri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar."

3- Sağ olan Velilerin yardımı:

Allahu Teâlâ dualarını kabul eder. Zamanı müslümanların lehine, kâfirlerin aleyhine çevirir, o yardımla kazanılır.

4-Melaikenin yardımı:

(Sûre-i A'li İmran, Ayet 124-125)

"O zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun:

"İndirilen üç bin melekle Rabb'inizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?*'

"Evet siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız ve eğer onlar (düşmanlarınız) şu anda üzerinize gelirse, Rabb'iniz alâmetti beş bin melek ile sizi takviye eder."967

(Sûre-i Enfal, Ayet 9)

"Hatırlayın ki, siz Rabb'inizden yardım istiyordunuz. Buna karşılık olarak O, "Ben size meleklerden peş peşe gelen bin tanesi ile yardım edeceğim diyerek duanızı kabul buyurdu."

Bu meleklerden bir tanesi Cebrail (Aleyhis selam)'dir. Yasin sûresinde âyet 29'da Cebrail (Aleyhis se­lâm) bir sayha vurunca, bağırınca Basra Körfezinden Karadeniz'e kadar yer yarıldı. O zamanın azgın kavmi ve şehri yerin yarığının içine girdi, kayboldu. Cebrail (Aleyhis selâm) isterse bir kanadı ile dünyayı vurup helak edebilir. Yardıma gelen meleklerden biriside budur. Bu harbe girerse ne yapmaz?

Ey Müslümanlar! Bunları düşünün, ona göre davranın. O günde makam, mevkii, ünvan insanı kurtarmaz. İnsana bir soru sorarlar, cevabını verirsen ne ala cevabını veremezsen alırlar, götürürler, ilâ cehenneme Zümera'ya atarlar. Onları destekleyenlerde suçlu olurlar. Sizin niyetiniz dürüst olduğundan yaptığınız normaldi. Ama bundan sonra yaparsanız bilmeyerek değil bilerek ve kasıtlı yapmış, olursunuz. Şiilerin, Vehhabilerin, batıl mezheblerin içimizde barındıklarını siz araştırın. Bu yazdıklarımın şahidi siz olun. Bu din şahsan değil, hepimizindir.

İblis, melâikelere yetmişbin sene hocalık yaptı, İlmi bilgisi gayet fazladır. Allahu Teâlâ'nın emrinin birisinin aksini yapmayla cehennemlik olup, lânet tokunu giydi, İblis, Allahu Teâlâ'nın emri ve Adem (Aleyhis selam)'a asi geldi. Siz . vehhabiler Allahu Teâlâ'nın emri

"Ölenler ölmemiştir, diridir."968

"Bütün melaikeler O'na selavat getirir, siz de getirin"969

"Muhammed bütün peygamber­lerin baştacıdır"970

Ayetlerini Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sünnetlerini hadîslerinde aynı benzeri söylediklerini hiçe sayarsanız siz de aynı lanete uğramaz mısınız? Vehhabilerin durumu; tıpkı deve kuşuna "Uç" demişler " deveyim"demiş, "yük götür" demişler, "kuşum" demiş. Ehl-i Sün­neti kandırmak için biz de ehl-i sünnetiz derler.

Ey Vehhabileri savunupta "o çok âlim bir kimse bilmese söylemez" diyenler:Rakıyı içenle getiren, götüren, ona arkadaşlık eden, yapan, hiç içmediği halde aynı cezayı görüyorda sen de onları içinde barındırır, onların görüşüne göz yumar, onlara müsamaha edersen senin onlardan ol­madığın ne malûm? Siz ehl-i sünnet vel cemâati bırakıp vehhabilerle olmanızda ki çıkarınız nedir? Bunu Allahu Teâlâ yarın mahşerde soracak. Kûddusi Hz.'nin kasidesinde:
Amel çokluğuna yoktur itibar
Kulundan Hâlık'ı hoşlanmayınca.dediği gibi. Sizin görüşünüz Allahu Teâlâ'nın emirlerine ters değil mi?

Fatih Sultan Muhammed Han Hz. Kasidesinde şöyle buyuruyor:
1-) İmtisâli cahidu fillah oluptur niyetim,

2-) Dini İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim,

3-) Fazlı Hakk ve himmeti cündü ricalullah ile

4-) Ehl-i Küfrü serteser kahreylemektir niyetim,

5-) Enbiyâu, Evliyâ'ya istinadım var benîm,

6-) Lütfü Hakk'tandır heman ümidi fethu ve nusratım,

7-) Nefsim ve malımla nola kılsam cihanda ictihad,

8-) Hamdülillah var gazaya sad hazaran rağbetim

9-) Ey Muhammed mucizatın Ahmed'i Muhtar ile

10-)Umarım galip ola edayı dine devletim.

 

 

1-) Kur'ân'da cahidû Fillah için cihad edin âyetine göre harb etmeğe niyetim var. Şan, şeref değil, toprak almak değil, dünya malı değil, Allah emrettiği için harbetmektir niyetim.

2-) Bir tek gayem dini İslâmı yükseltmektir. Gayretimin hepsi onadır.

3-) Fazlı keremi, başta Allahu Teâlâ'nın yardımı ile bir de cündü ricalullah yardımı ile (cünd: Dünyadan gitmiş, kabirde yatan Evliyalar ve Peygamberlerin ruhaniyetinin yardımı ile. Ricalullah: Hayatta sağ olan velilerin himmet ve yardımları ile..

4-) Yeryüzünde küfür ehlini peyderpey, zaman zaman kahretmek, yok etmektir niyetim.

5-) Peygamberleri ve Evliyaları çağırıp onlardan yardım istemem, yardım almam var benim.

6-) En büyük yardım, en büyük ümidi Allah'tan umuyorum. Allah'tan bekliyorum.

7-) Nefsimle, yani vücudumla, malımla ne olur harbe bir girebilsem, harbetsem.

8-) Elhamdülillah Allah'a şükür, harbetmeye yüz binlerce iştahım rağbetim var.

9-) Ey Muhammed! Senin mucizatın Ahmed-i Muhtar isminin hürmetine

10-) Umuyorum ki, yaptığım ve yapacağım harblerde galip olacağım. Bu din-i mübini yükselteceğim. Her tarafa yayacağım, diyerek Fatih Sultan Muhammed Han Hz. savaşa giderken bunlara güvenerek gitmiştir.

Malik-i Ejder (Radiyallâhu anhu), Hz.'nin ve Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'nin burada olmadığını iddia edenlere:

Veysel Karani Hz.'nin kabri üç yerdedir. Üçü de ziyaret edilir. Yemen'de, Medine'de,(Sıffın'da) Siirt'te­dir. Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'nin kabri üç yerdedir. Medine-i Münevvere'de ki evinde, bizim burada (İslâhiye'nin Hamidiye köyü hudutları içerisinde), Bilâl Babam buyurdu ki:Osmanlı Padişahları Mekke,Medine, Yemen'e her yere hükmedildiği zaman Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'ye Padişahlar tarafından her sene devamlı örtü gelirdi. Her sene örtüsü Padişahlar tarafından yenilenirdi. Bilâl Babam bu örtünün değiştiğini senelerce gözü ile gördüğünü anlattı. Ben, oranın bekçisi Durmuş'tan, Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'nin türbesinin onarımı için bir padişahın annesinin altın gönderdiğini defalarca duydum. Durmuş o zamanda o parayı türbenin onarımı için harcadıklarını söyledi. Bu kadar delillere rağmen niçin burda değilmiş? Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'yi beklemek için Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) tarafından Hz. Ök­kâşe (Radiyallâhu anhu)'nin kabrinin bekçisi olduklarına dair ceylan derisi üzerine mühürlü mektup şeklinde olan yazıyı yaşlı ihtiyarlarımız gözleri ile gördüklerini söylediler. Bizzat Bilâl Babam da "Gö­zümle gördüm" dedi. Durmuşlar köyünde çıkan bir yangında o yanan evle beraber bu dediğim ceylan deriside yandı. Burda olduğuna bu da büyük delildir. Yine o zamanda İslâhiye'nin esas adı Nikola şehri idi. Tarih kitabında; Bizans'a açılan harb üzerine Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu) Şam'ın fethinden sonra Hama, Humus, Antakya fethedildi, İslâm ordusu gelip kendisini Nikola şehri yakınlarında şehid olduğu sivri bir tepe başına defnedildi, diye yazıyor. Evliya Çelebi Hz.'nin "Seyahatname" isimli kitabında "Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu ahhu)'nin Uç yerde kabri var, üçüne de gittim, sordum, iyice inceledim, araştırdım. En son büyük deliller Maraş'ın güneyinde sivri bir tepe başında olduğunun kanaatine vardım." diye yazıyor. Di­ğer kabirleri makamı da olsa aynı ziyarettir. Yüz yerde de olsa ziyaret edilir. Ruhaniyete uzak-yakın yoktur. Çünkü Hadîs-i şerîfte mü'min kabrinde cennette olacağına, kâfirin cehennemde olacağına; kab­rinde azap göreceğine dair hadîsler vardır.

Ashâb-ı Kehf üç yerdedir. Afşin'de, Tarsus'ta ve Şam'da. üç yerde ziyaret edilir. Hikmeti de: Bunlar üç yerin halkına şefaat ederler. Bir yerde olsa bir yerin halkına şefaat eder. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Mekke-i Mükerreme'de ki doğduğu ev, Medine-i Münevvere'de kabri şerifi, Kudüs'te mi'rac'a çıktığı yer. Üçü de ziyaret edilir. Peygamberlerin ve Evliyaların makamları da aynı şekilde ziyaret edilir. Diğer tüm peygamberlerin ve evliyaların makamlarıda üç yerdedir. Evliyaullahların kabirlerinde diri olduklarına dair; Meselâ:

Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'nin ordu kumandanı baş pehlivanı Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu) bir harpte kolundan yaralanmıştı. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) kanı durdurmak için kendi mendilini veya poşusunu Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu)'in koluna bağlamıştı. K.Maraş'ta ilk defa kazma-kürekle kamyon yolu yapılırken yolun üzerine Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu)'nün kabri geliyor. Kabri kazıp çıkarıyor­lar. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'nin koluna bağladığı poşusu daha duruyor. Onu çözüyorlar, yaradan kan geliyor. Bu görgü şahidleri ile tesbit edilmiştir. Bin üçyüz sene sonra kabirden çıkartılıyor, yarasından kan geliyor. Oradan kendisini kaldırıp şimdiki tepenin başındaki kabrine defnediyorlar. Melik-i Ejder ( Radiyallâhu anhu) o harpte yaralanıp düşünce, üç sefer "su, su, su" diye bağırıyor. Aksu kendisinin yanına yokuşa doğru akıyor, önüne geliyor ve göl oluyor. Yattığı yerde içiyor. Bunları atalarımızdan, dede­lerimizden duyduk. K.Maraş'ın kuzeyin'de Ali kayası, onun güney batısında Düldül'ün dağı var. Düldül Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'nin atının ismidir. K.Maraş'ın güney girişinde de Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu) medfundur. Sireti Nebi'de en fazla ismi geçen meşhur kumandan Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu)' dir. Bütün Maraş halkı isimlerini Ejder koyuyor. Bu bin küsur seneden beri devam ediyor. Bu kadar za­mandan beri Ejder ismini; bizim burda Ökkeş ismini koyarlar. Bunların hepsi yanılıyor, aksini iddia edenler mi yanılmıyor? Burda bu isimler yeni konulan bir isim değildir. Tâ o zamandan beri konuluyor. Eğer burda yoksa bu isimler ne geziyor. Ejder; Ejderha gibi karşısında kimse duramaz demektir. Bunun için baş pehlivan ve ordu kumandanı oluyor.

Bu Harblerin Melik-i Ejder (Radiyallâhu anhu)'in burada olduğunu ispatlamaya bunlar kâfidir, İslâm tarihlerinde açıklamaları çoktur. Belki başka bir tarihte, başka bir yerde şehid düştüğünü söyleyebilir. Üç üç saydığımız Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu), Ashab-ı Kehf, vs. gibi. bir Evliyanın bin yerde kabri ol­sa hepsi de ziyaret edilse onun ruhaniyeti hepsine de gider, yetişir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve­sellem) Mi'rac'a çıktı. Yedi kat (seb'i semavatı) geçti. Arş-ı Alâ'da Allahu Teâlâ ile doksan bin kelâm ko­nuştu. Bunun hepsi yüz seneye sığmaz. "Geri geldim, yatağımı sıcak buldum," diyor. Ashâb-ı Kehf 309 sene yattı, kendilerine yarım gün gibi geçti. Yarım gün 309 sene uzadı, aynı yaşta kalktılar, ölüp dirilme değil, uyudular. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e de dünyada beş dakika geçti, Arş-ı Alâ'da yüz sene gibi uzadı. Çünkü Arş-ı Alâ'da yaptığı iş, konuştuğu söz ancak yüz seneye sığar. Bu Allahu Teâlâ'ya göre kolaydır. Mevlidi, Mi'rac'ı inkar edenler, mevlidin, Mi'rac'ın var olduğunu müslümanlardan saklamak isteyenlerdir. Asaf bin-i Berhaya, Belkıs'ın köşkünü Yemen'den Kudüs'e, Sultan Süleyman (Aleyhis selâm) başını çevirip bakıncaya kadar getiriyor.

 

Vahhabiler'in batıl görüşleri  hakkında bilgiler

 

Ey Müslümanlar!

Bu görüşler ehl-i sünnet görüşüdür. İnkar edenler Vehhabilerdir! Siz atanızdan, dedenizden, ecdadınızdan ne duydu iseniz ondan o itikadtan ayrılmayın! Vehhabilerin arkasında Suudi Arabistan; şiilerin arkasında Iran gibi büyük birer devlet gücü var. Bunlar kendi adamları vasıtasıyla, uydurma ve bâtıl görüşlerle, çok doğruymuş gibi sizi kandırmaya çalışırlar. Çünkü ellerindeki imkânlar geniştir. Ehl-i sün­netten ayrılanın fırka-i dâlle (sapık mezhebler) ve cehennemlik olduğuna dair hadîs-i şerifler vardır. Kur'ân- ı Kerim'de:

(Sûre-i A'li İmran, Ayet 37)

"Rabb'i Meryem'e hüsn-i kabul gösterdi; onu güzel bir bitki olarak yetiştirdi, Zekerîyâ'yi da O'nun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyâ, O'nun yanına,ma'bede her girişinde orada bir rızık bulur ve:Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor? der; O'da:Bu, Allah tarafındandır, çünkü Allah, dilediğine sayısız rızık verir derdi."973

Hz. Meryem'e devamlı cennetten meyve ve yemek geliyor. Vehhabiler bunların hepsini inkâr eder. Bu âyetlerin hepsini inkâr ettiği için İslâmiyet'ten, dinden çıkar, küfre varırlar.

 Ashâb-ı Kehf de:(Sûre-i Kehf, Ayet 25)

"Onlar mağaralarında üç asır kalmışlar ve dokuz yıl da buna ilâve etmişlerdir.”

(Sûre-i İsra, Ayet 1)

"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, (Muhammed) kulunu Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işiten­dir, görendir."

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in mi'rac'ına, mevlidine şiir diyenler, kıymete almayanlar bu âyeti de şiir deyip kıymete almıyorlar,

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadîs No: 227)

"Enes ibn-i Mâlik (Radiyallâhu anhu)'den; şöyle demiştir:

Nebîyy-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in (kıssa-i Mi'rac'ı) bervech-i âtî haber ver­diklerini Ebû Zer (Radiyallâhu anhu) söylerdi.

Ben Mekke'de iken evimin sakfı (ansızın) yarıldı. Cibril (Aleyhis selâm) indi. Göğsümü yardıktan sonra (içini) Zemzem suyu île yıkadı. Sonra hikmet ve iman ile (lebâleb) dolu altın bir leğen getirip içindekini göğsümün içine boşalttı ve göğsümü kapa(yıp üzerini mühürle)di. Sonra elimden tutup beni semâye doğru çıkardı. Semâ-i dünyaya (yani yere en yakın semâya) vardığımda Cibril (Aleyhis selâm) (O) semânın hazinine:

- Aç dedi.

- Kimdir o?,

- Cibril.;

- Beraberinde kimse var mı?;

- Muhammed (Sallallâhu aleyhi vesellem) benim­le beraberdir.

- O'na (gelsin diye) haber gönderildi mi?,

- Evet, dedi. (ilâ âhir)"

Bir de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) çocukluğunda oyun oynarken Cebrail (Aleyhis selâm), Mikâil (Aleyhis selâm) ve İsrafil (Aleyhis selâm) tarafından aynı ameliyatı olmuştu.974 Mevlüde şiir diyenler; bu hadîste şiir midir?

Yarılıp divar çıktı nagihan

Geldi üç huri bana oldu ayan

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1551)

"Mâlik ibn-i Sa'saa (Radiyallâhu anhu)'dan; şöyle demiştir:

Nebî (Sallallâhu aleyhi vesellem) İsrâ ve seyahat ettirildiği gece(nin esrarın)dan ashabına haber verip buyurmuştur ki:

Bir kere ben Hatîm'de yatmış (uyurla uyanık arası) bulunuyordum. (Birçok rivayet tarikle­rinde Râvî Katâde Hatim yerinde Hicir rivayet etmiştir). Bu sırada bana gelen Cibril geldi de (göğsümü) yardı. Râvî (sonra bana Cibril ile beraber Beyt-i Makdis'e vardım. Namaz kıldım. Bütün Peygamberler de benimle beraber kıldılar.Sonra âlî makamlara çıkacak bir Mi'rac, bir merdiven kuruldu. Buna Cibril ile bindirildim ve O'nunla beraber yükseldim.) Nihayet dünya semâsına vardı...(ilâ âhir)"

Bu âyet ve hadîsler hem mucizatı Enbiyânın hem kerameti Evliyanın var olduğunu söylüyor. Vehhabiler de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) için: "O'da bizim gibi bir adamdı." diye bu Ayet hadisleri inkâr ediyorlar. Ayetlerin karşılığında âyet, hadîslerin karşılığında hadîs olmalı. "O âyette öyle ama bu âyette böyle söylemiyor. Bu hadîste böyle ama o hadîste böyle söylemiyor" diye âyet ve hadîs ge­rekir. Ayet ve hadîs ne diyorsa onlarla birbirimizi ikna edelim. Bizim dinimiz İslâm, Kitabımız Kur'ân-ı Azimuşşan; itikatta mezhebimiz ehl-i sünnet vel cemaat, amelde mezhebimiz Hanefi'dir. Biz Allahu Teâ­lâ'nın emrini tutarız, nehyettiği yasaklardan sakınırız.

Ey Müslümanlar!

Bende, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Efendimiz Cihar-ı yar'ın, ashabın ve tüm Evliyala­rın adına, namına onları ziyarete gitmeniz için size bildiriyorum! Kimsenin sözüne bakmayınız. Kur'ân-ı Kerim'de Allahu Teâlâ:

Allah yolunda ölenler ölmemiştir, diridir."975 ve Allah yolunda ölenler kabirlerinde Rabb'ileri tarafından rızıklandırılır."976 buyuruyor. Allahu Teâlâ'nın ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Evliyaları diridir. Bizi görür, tanır; yarın Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in huzurunda: "Bunlar benim kabrimde taştan, topraktan başka birşey görmüyordu. Demek ki, sana imanı vardı ki, beni ziyarete geldi." der, şahid olur ve kurtarırlar.

(Sûre-i Bakara, Ayet 255)

"...Semavât ve arzda bulunanların hepsi O'nundur. İzni olmadan katında hiçbir kimse şefaat edemez..."

Yani o günde kimse kimseye şefaat edemez. Yalnız Allahu Teâlâ'nın izin vermiş olduğu kimseler şefaat eder.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4598)

"Allah bana: "(Ve lesevfe yü'tîke Rabbüke feterdâ) Gerçekten Rabb'in sana (şefaat makamını) verecek de hoşnut olacaksın."977 âyetinden daha ümit verici bir âyet indirmemiştir. Onu (şefaatimi) ümmetim için kıyamete sakladım."

"Ey Habibim! Rabb'in sana şefaat makamını verecek de hoşnut olacaksın." Yani senin hoşnut olduğun kadar sana şefaat etme izni vereceğim, demektir.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5535)

"Ashabımdan herhangi biri bir yerde ölürse, o (öldüğü) yer(in) ehline şefaat edecektir.'*

Ey Müslümanlar!

Siz de Evliyaların kabrine gelir, Kur'ân okur, dua eder, Allahu Teâlâ'nın rızası için namaz kılar; belki bir kurban keser, sevabını ona bağışlarsanız, o da size yarın mahşerde şefaat eder. Vehhabiler mahsus: "Allahu Teâlâ'dan başkasına kurban kesilmez." diyorlar. Hile-i şer'iyye'ye getiriyorlar. Halbuki eski putperestler gibi, kabir sahibinin ismine bıçak çalınırsa, haram olur. Yönünü kıbleye getirirsin. "Bismillahi Allahu Ekber" dersin. O kurban, Allahu Teâlâ için kesilmiş olur. Nerde kesilirse kesilsin helâldir. Bir misafir evine gelir, etini yedirmek için ona kurban kesersin. Bu "Allahu Teâlâ'nın rızası için değil." diyorlar.

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 472)

"Misafirine ikramen bir koyun zehbeden (kesen) mü'min için o koyun nardan fidye-i necat (kurtuluş fidyesi) olur." , .

(İhyâu 'Ulûmi'd-dîn, Cild 2, Hadîs No:35, s.33-34)

"Rasûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem), ineği ve devesi bol bir kimseye uğradı. Bu adam, Rasûl-i Ekrem'i yedirmedi. Birkaç koyunu olan bir kadına uğradı, kadın, misafiri­ne hemen bir koyun kesiverdi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem):

- Şunlara bakın: Bu ahlâk ancak, Allahu Teâlâ'nın yed-i kudretindedir, onu dilediklerine lütfeder." buyurdu.

 

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)