"Baba"demenin caiz olmadığını ve "elinin öpülmeyeceğini" söyleyenler;

Birisi zahir baba, birisi manevi baba, her ikisinin de eli öpülür.427

 Bizim ruhlarımız yaratıldığında herkesin ruhu Arş-ı Alâ'da arı peteği misâli o peteğin içerisinde bekler. Anne ile baba vasıtası ile çocuk anne karnına düşer. Cenin canlanınca o ruh gelir, çocuğa girer. Çocuk anne karnında canlandı dedikleri budur. Zahir baban seni âlemi ulvi olan o makamdan, ona göre çirkef, pislik sayılan bu dünyaya getirmeye sebeptir. Manevi baba; hakiki âlim, meşayıhlar seni ibadet, zikrullah, tesbih ve amel-i salih ile çalıştıra çalıştıra o geldiğin ulvi makama çıkartmaya Allahu Teâlâ'ya vasıl olmaya sebeptir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):

(Yâ Ali! Ene ve ente ebû hazihi'l Ümmet) Yâ Ali! Sen ve ben bu Ümmete babayız,428 buyuruyor.

(Sûre-i Ahzab, Ayet 6)"Peygamber, mü'minlere kendi canlarından üstündür. Eşleri, onların anneleridir.""Ben sizin için çocuğuna karşı bir baba gibiyim."429

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hanımı annemiz olursa, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) de babamız olmaz mı? Hem de öz babamızdan ileri değil mi?

(Sünen-i Ebû Davud, Cild 1, Hadîs No: 8)"...Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)'den, demiştir ki: Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):

Ben sizin babanız yerin deyim, sizlere (gereken her şeyi) öğretiyorum. (Sizden) biriniz helaya vardığında önünü veya arkasını kıbleye çevirmesin, sağ eliyle de taharetlenme...(ilâ âhir)."

Allahu Teâlâ âyet-i kerimede:(Sûre-i Ahzab, Ayet 40)

"Muhammed sizden hiç bir rical mertebesine yetişen oğlan çocuğunun babası değildir. Velâkin O Allah'ın hak Rasûl'üdür ve bütün peygamberlerin hatemidir ve başının tacıdır."

Yukarıdaki Ayet-i kerimede de kendi babasından başkasına baba denilmeyle babası olmayacağına ancak neseb yoluyla geldiği kişinin babası olduğuna delildir.Her âyeti kerime'nin karşılığında bir veya bir kaç hadîs-i şerîf, her hadîs-i şerifin karşılığında bir âyet vardır.430 Yukarıdaki âyetin karşılığında:

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 2082)"Sa'd ibn-i Ebû Vakkas (Radiyallâhu anhu)'dan rivayet edilmiştir; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim demiştir:

- Her kim babasından başkasına (babası olmadığını bile bile) neseb iddia ederse o kişiye cennet haramdır...(ilâ âhir)."

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında müşriklerin âdeti biri diğerine "baba" dese, o da ona "oğlum" derse bunlar gerçekten baba-oğul sayılırlardı. Bu âdet bâtıl idi.

Cebrail (Aleyhis selâm), Allahu Teâlâ'dan emirle geldi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in evlatlığı Zeyd'in boşadığı karısı Zeyneb'i Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in almasını söyledi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem), Zeyd'i düğürcü (dünür) gönderdi ve Zeyneb (Radiyallâhu anhu) ile evlendi. Halbuki birçok seneler Zeyd ile Zeyneb, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e "baba" demişlerdi. Kâfirlerin "Muhammed kendi oğlunun karısını aldı." demeleri üzerine Allahu Teala bu hükmün ve, sözün bâtıl olduğunu anlatmak için Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e Zeyneb ile evlenmesini emretti. Herkes anladı ki, "baba" deme ile babası olmaz. Neseb iddia edilmez. Ona baba de­mek bana babamın yaptığı gibi iyilik yaptı, beni dardan kurtardı, demektir. Baba denilir fakat neseb iddia edilmez. Beni zahiren, batınan nefsin, şeytanın şerr'inden hilelerinden, manevi sıkıntılardan kurtar­dı, İşte bu manevi babadır. O biri de kendini besledi, büyüttü. Zahir tehlikelerden korudu o da zahir babadır.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 11, Hadîs No: 1791)

"Hz. Aişe (Radiyallâhu anha)'den rivayet edilmiştir:

Ebû Huzeyfe ibn-i Utbe ibn-i Rebîa İbn-i Abd-i Şems (ki, bu Ebû Huzeyfe, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ile beraber Bedir Gazasın­da bulunmuştu.) Salim (ibn-i Ma'kıl) oğul edinmişti. Nasıl ki, Peygamberimiz (Sallallâhu aley­hi vesellem) Zeyd'i oğul edinmişti. Aynı zamanda Salim'e kardeşi Velid îbn-i Utbe ibn-i Rebia'nın kızı (Hind'i) nikah etmişti. Halbuki Salim, Ensâr'dan (Sübeyt'e) kadının kölesi idi. Cahiliyet zamanında bir kimse birisini evlad edinirse, halk evladlığı onun adiyle anardı. (Filan oğlu filan derlerdi) ve evladlık, (neseb cihetiyle oğul gibi) o kimsenin mirasından istifade ederdi. Bu töre, Aziz ve Celîl olan Allahu Teâlâ: ''Evlatlıklarınızı (neseben) babaları adiyle çağırınız

kavli şerifini indirinceye kadar devam etti. Bu âyetin nüzulü üzerine artık azadlı köleler ve evlatlıklar nesebi babaları adına iade olundu. Bunlardan babaları bilinmeyenlerinde (eski efendisine) dinde dost ve kardeş, oldu...(ilâ âhir)."

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 11, Hadîs No: 1790)

"Aişe (Radiyallâhu anha)"dan şöyle rivayet olunmuştur:

Nebi (Sallallâhu aleyhi vesellem) Ebû Bekir (Radiyallahu)'den Aişe'yi nikahlamak için iste­di. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu): - Fakat ben senin kardeşinim, demişti. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) de: - Ey Ebû Bekir! Sen benim Allah'ın dininde ve kitabında kardeşimsin. Bu cihetle Ayşe bana helâldir" buyurdu.

(Sûre-i Ahzab, Ayet 4)

"...Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geli­veren sözlerden ibarettir. Allah ise, gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir."

(Sûre-i Ahzab, Ayet 5)

"Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kar­deşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalblerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah çok ba­ğışlayıcı çok esirgeyicidir."

Yukarıda ki âyet ve hadîs-i şeriflere göre baba demeyle veya kızım demeyle nikah düşmemezlik olmaz. Ne kadar "baba", "kızım", "oğlum" dese şer'an nikah düşer. Neseben babası sayılmaz. Bizim dinimizce babasından başkasına neseb iddia eden, onun soyundan geldim diyene "piç" derler. Baba, oğlum, kızım deme vardır.

Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 10, Hadis No: 1569 “Muavviz kızı Rübeyyi (Radiyallahu anha) den rivayete göre şöyle demiştir.

Ben gelin olduğumun kuşluk vaktinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhı vesellem) evlenme törenime gelmişti. O sırada bir takım kızcağızlar def çalarak babalarımızdan Bedir gazasında şehid olanların menkıbelerini yâd ediyorlardı. Nihayet bu kızlardan birisi:İçimizde bir Peygamber vardır ki, o yarın ne olacağını bilir! dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) cariyeye:- Kızım öyle söyleme, evvelce söylemiş olduklarını inşad eyle! buyurdu."

Yani Allahu Teâlâ bildirirse bilirim, birşey bildirmezse bilemem, demektir. Peygamberimiz (Sallallâ­hu aleyhi vesellem):- Ben, Allahu Teâlâ'nın birliğine yemin ederim ki, Peygamberler ve Evliyalar gaibten birşey bilemezler. Ancak Allahu Teâlâ'nın bildirdiği kadar, bildirdiği zaman bilirler. Dilerse hepsini bildirir, dilerse yarısını, dilerse hiçbir şey bildirmez. Onlara bildirme adeti vardır. Burayı karşılaştırma, yanılırsın demektir.

Neseben babası olmayana "baba" demek; onun soyundan geldiğini iddia ederek değil, kendine babası gibi baktığına, babalık yapıp büyük bir sıkıntıdan, dardan kurtardığı için "Baba" denir. "Falan yerde bir adam var. Herkesin işini görür. Herkese babalık yapar"; "Bana bir babalık yap benim şu işimi gör, şu sıkıntıdan kurtar" denir.

Bir kimse karşıdaki adama iyi, doğru davranır herkese iyilik eder, dardan kurtarır, bakımsızlar (kimsesizler)e bakar, yedirir, içirir, evinde besler büyütür. O kimse için "babalık yaptı" derler. Bu, neseben babasının soyundan başka soydan gelmiş; nikah düşmez veya baba, oğlum, kızım demek namahremliği kal­dırır manasında değildir. Bunu herkes bilir.

Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem), ibn-i Hişam'ın adını Ebû Cehil (cahillerin babası)431 Ab­dullah ibn-i Sahr (Radiyallahu anhu)'ın ismini kedileri çok sevip onlara evinde baktığı için Ebû Hüreyre (kedilerin babası)432

; Ca'fer ibn-i Ebû Tâlib (Radiyallahu anhu)"in ismini Ebü'l-Mesâkin (fakirlerin ba­bası); Hz. A1i (Radiyallâhu anhu)'nin ismini Ebû Turab (toprağın babası) diye isim koymuştur.

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4125)"... Ebû Hüreyre (radiyallâhu anhu)'den; şöyle demiştir:

- Ca'fer ibn-i Ebû Tâlib (Radiyallâhu anhu), fakirleri (çok) sever, onların yanında otu­rur, onlarla konuşur (sohbet eder) ve onlarda onunla konuşur (sohbet eder)di. Peygamberi­miz (Sallallâhu aleyhi vesellem) de ona Ebü'l Mesâkin (yani fakirlerin babası) ismini verirdi.*'

Eba Müslim'e bütün müslümanları zulümden kurtardığı, Yezidleri kırdığı (öldürdüğü), Abbasî devletini kurduğu için yeryüzündeki milyonlarca müslüman asırlardan beri kendi ismini söylemeyip, Eba Müslim-i Horasanî (Müslümanların babası) demişlerdir.

( Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 38 (2409))

"... Sehl İbn-i Sa'd (Radiyallâhu anhu) şöyle dedi:

- Mervan ailesinden bir kimse Medine üzerine vali tayin olunmuştu. Bu vali (bir gûn) Sehl ibn-i Sa'd'ı çağırdı da ona Ali'ye sövmesini emretti. Sehl de sövmekten çekindi. Bunun üzerine vali ona; sövmekten çekindiğinde ise:Allah, Ebû Turab'a lânet etsin deyiver, dedi. Sehl de cevaben:Ali’nin Ebû Turab kadar hoşlandığı hiç bir isim yoktu. Biri «Ebû Turab!» diye çağırınca pek ziyade sevinirdi, dedi. Bu sefer vali, Sehl'e:- Bu ismin konulması hâdisesini bize haber ver,Ali niçin EbûTurab diye isimlendi­rildi? dedi. Sehl şöyle anlattı:

- Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) bir gün kızı Fatıma (Radiyallâhu anhu)'nın evine geldi. Kocası Ali'yi evde bulamadı.

- Amucanın oğlu nerde?" diye sordu. Fatıma (Radiyal­lâhu anhu): - Aramızda bir şey geçdi, birbirimize öfkelendik. Bu yüzden o gündüz uyku­sunu benim yanımda uyumadı da çıkıp gitti," dedi. Rasûlullah bir insana: - Bak o nere­de?" buyurdu. O zât (gidip) geldi ve: - Yâ Rasûlullah! O mescidde uyumaktadır," dedi. Bunun üzerine Rasûlullah mescide Ali'nin yanına geldi. Baktı ki, Ali yan tarafına yatmış ridası bîr yanından sıyrılmış, vücudu toprağa bulanmış halde! Rasûlullah: Ebû Turab! Kalk, Ebû Turab! Kalk" diye diye bedeninden toprağı silkmeğe başladı."

[Emeviler zamanında onüç padişah değişti. Salman ibn-i Abdülmelik halife değildir. Ömer ibn-i Abdülaziz ile Salman ibn-i Abdülmelik hariç diğerlerinin devrinde- Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'ye küfrederlerdi. Evlad-ı Rasûl'ü ve onlardan taraf olanları da evvela asıp sonrada çene kemiklerini kırarlardı. Bunu bir çok âlimlerimiz inkar ediyorlar. Yezidler haklıymış, iyiymiş, hatta «hazretleri» denilmesi lazımmış gibi beşinci mezhebin görüşlerini savunuyorlar. Halbuki bu hadîsle de vali Sehl ibn-i Sâd'da Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)"ye küfret diye emrediyor.]

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in "babasından başkasına baba" denilmez hadîsini yanlış anlıyorlar. O neseben manasınadır, ayrıdır. Burda Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)"ye "toprağın babası kalk" diyor Demek ki denilirmiş.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'ye bu söyleme şekline edebi­yatta kinaye sanatı denir.

Misal; Ben, bugün İstanbul'a gideceğim, yanımda hiç param yok. Belki yanında biraz harçlık var. Fakat bu beni İstanbul'a götürecek kadar para yok demek oluyor.

Yine bir adam çarşıda gezerken evvelkine nisbetle çok az adam görür. Eve gelir der ki: "Bugün çarşıda hiç kimse yoktu." Halbuki çarşıda yine kalabalık var fakat evvelki gibi yok demektir. Burada yok, az hük­mündedir.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ashabını birbirine âhiret kardeşi ediyor. Kendisi, Cebrail (Aleyhis selâm) ile kardeş oluyor, (ikisi çifttir).433
 Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in âhiret için kardeş olması, kardeş olmak babaları ayrı iken caiz oluyor. Baba denilmesi niçin caiz olmasın?

(Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 2, s.264)

"Ensâri'nin naklinde Enes (Radiyallâhu anhu), Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Efendimiz Hz.'den rivayet edilmiştir ki:

Ey Ebû Bekir, keşke ihvanımla (kardeşlerimle) buluşsaydım, diye buyurmuşlar. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu):Yâ Rasûlullah! Biz senin ihvanınız, demiş. Fahr-i Alem Efendimiz Hz.:

- Hayır, siz benim kardeşlerim değil, arkadaş larımsınız. Kardeşlerim, o kimselerdir ki, beni görmediler, bana iman getirdiler ve beni sevdiler. O kadar ki, ben onlardan birine kendi evladından ve babasından daha sevgiliyim, diye buyurmuşlar. Yine ashâb:- Gerçekten biz senin kardeşleriniziz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallal­lâhu aleyhi vesellem) Efendimiz Hz.:- Yok, siz kardeşlerim değil, ashabımsınız. Yâ Ebû Bekir! Sen, bir kavmin bana muhabbetleri sebebiyle seni sevmelerini sevmez misin? dedi. Ondan sonra Ebû Bekir (Radi­yallâhu anhu)'e emredip:- Baba muhabbetleri sebebiyle seni seven o kimseleri sen de sev! diye buyuruyor.

Allahu Teâlâ, âyet-i kerimede:

"Kim senin gemine bindi ise ehlin odur"434 buyuruyor. Ehli; aile ve çocuklarına denir. Gemiye, iman eden insanlar ve bütün hayvanlardan birer çift bindi ve onların hayatlarını kurtardı. Böylece hepsinin babası olmuş oluyor.

(Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s.109)

"Rivâyet olunur ki; Medine'ye geldikten beş ay sonra Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Efendimiz Hz, Muhacirlerle Ensâr'ı birbirleriyle kardeş eyledi. Şu şartlarla ki:

1-) Birbirine hak üzere yardımcı olacaklar.

2-) Birbirine mirascı olacaklar.

Bunlar doksan kişi idiler. Bu hâl üzere geçindiler. Bedir gazasına kadar durum böyle devam etti. Bedir gazasından sonra:

(Sûre-i Enfal, Ayet 75)

"Sonradan iman eden ve hicret edip de sizinle beraber cihad edenler de sizdendir. Allah'ın Kitab'ına göre rahim sahibleri (akrabalar) birbirlerine (varis olmağa) daha uy­gundur. Şüphesiz ki, Allah her şeyi hakkıyla bilendir." Dolayısı ile kimin kime varis olacağını o daha iyi bilir. Bu ayet inince Sure-i Enfal Ayet 72’nin hükmünü kaldırdı. Neseb yolu ile akraba olmayanlar birbirlerine varis olamadılar.

Bu şöyle kendisinin mirascısı varsa, o biri de ahiret kardeşi miras alabilir mi? Kendinin neseben mirascısı varsa bazı Alimler “alabilir”, bir çokları da “alamaz” demişler. Kendilerinin neseben mirascısı varsa alamaz. Ama kendisinin neseben mirascısı yoksa, birbirlerine vasiyet eder; Allah için biz birbirimize ahiret kardeşiyiz.Benim de senin de neseben mirascın yok. Ben ölürsem mirasımı sen harca. Sen ölürsen mirasını ben harcayım diye vaad etmişlerse, hem bu dünyada hem öbür dünyada ayrılmayacağız demişlerse, onlar birbirlerinin mirasını harcarlar. Neseben mirascısı varsa düşmez

Sure-i Hucurat. Ayet 10

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kareşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.

Ramuz’ul Ehadis Hadis No: 1848

Ben kadınlarla musafaha (tokalaşma) yapmam, lakin onların hakkında Allah’ın aldığı sözü ben de alırım.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömründe hiçbir kadının elinden tutup biat vermedi ise Allah’u Teala neyi yasaklıyor? Kadınlar için elinden tutup biat verme yasaklandı. El öpme yasaklanmadı.

Kenzül İrfan Hadis No: 932

Din kardeşinin elini öpmek musafahadır.

Kadınlar din kardeşi değil mi? Din kardeşi deyince hepsi içine giriyor. Mü’min-Mü’mine diye ayrılmıyor, hepsini içine alıyor. Allah’u Teala Kur’anı Kerimin bir çok ayetlerinde : Ey Allah’a iman edenler! Diye buyurarak hepsini içine alıyor. Şurdan bir mü’min toplumu geliyor denilse, işte kadın erkek ne varsa hepsini söylüyor demektir.

Yukardaki hadis-i şeriflere göre de kadınlar Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile musafaha edemez; lâkın elini öperler. Arapça da erkek kadın kelimelerinde ilk defa erkeğe hitab edilir. Meselâ mü’min ve mü’mine kelimeleri ikisi birlikte kullanılırsa, erkek ve kadınlara birlikte hitab edilmektedir. Bu cümlenin içinde erkekler için kullanılan kelimeye bir harf eklenip kadınlar için kullanılırsa buna muannes denir. Kadınlara da hitab etmiş olur. Fakat bir cümlenin içinde din kardeşi erkek-kadın tüm umuma ait olarak hitab edilmesidir. Yine Facir erkek, facire kadın için kullanıldığı gibi, Salih-saliha kelimeleri gibi misaller çoktur. Sen Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kadınlara ait muannes kelimesi kullanmamış. Onun için bu söz kadınları içine almıyor diye itiraz edeceksen umuma ait tek hitab da muannes kelimesi kullanılmaz. Erkeğe-kadına hepsine birlikte söylenir. Hadis-i şerifte de mü’min öper, mü’mine öpemez deseydi, erkek öper kadın öpemez manasında olurdu. Yalnız mü’min denildiği için erkek-kadın hepsini içine alır. “Din kardeşinin elini öpmek musafahadır.” Buyurulunca erkekte kadında din kardeşidir. Demek ki, hepsi öpebilirmiş. Umuma ait söylenilmiş hadis-i şeriflerdir. El öpme mü’minin musafahası olunca büyük zatın büyüklüğüne hürmeten musafaha edemezsin, elini öpersin.

Kadınlar elden tutup musafaha edemeyeceğine göre el öpme de musafaha sayılıyor. Yaşlı kâmil bir mü’minin yaşına hürmeten, Âlim bir kimsenin ilmine hürmeten elini erkek ve kadın öpebilirler delil bu hadis-i şeriflerdir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) doğar doğmaz ümmetinin üzerine dua ettiğini, annesinin karnında Allah’u teala’yı zikrettiğini yazmıştık. El epülmez diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in elini öpmüyecek misin? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in eli öpülür de Hz: Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Hz: Ömer (Radiyallahu anhu), Hz. Osman (Radiyallahu anhu), Hz. Ali (Radiyallahu anhu) ve bütün ashabın eli öpülmez mi? Diyeceksin. Senin baban; İslamiyetten uzak, abdest namaz yok, hatta dini inkar etse atamdır.babamdır diye elini öpüyorsun da bu saydıklarımızın eli öpülmez mi? Cennet ananın atanın ayağı altındadır.435 Yani ananın-babanın rızasındadır demektir.

Ramuz-ul Ehadis , Hadis No: 3649

"Allahu Teâlâ'nın rızası babanın rızasındadır, Rabb'inin gazabı babanın öfkesindedir. (Tevrat'ta yazılmıştır: Babasını döven öldürülür.)"436

(Hüccetü'l-îslâm, s.70, 72-73)

"Hakk Teâlâ Hz. buyurdu ki:

"Yâ Musa! Her kim ki anasına, babasına iyilik edip, rı­zasında bulunsa bana da asi olsa ben o kimseyi iyilik edicilerden yazarım. Her kim ki bana muti'olup, anasına ve babasına asi olsa o kimseyi asilerden yazarım."

"Ey oğul! Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu kî:

Anaya ve babaya iyilik etmek, namazdan, oruçtan, hacdan ve gazadan (cihaddan) zîyade efdaldir. Ve yine buyurdu ki:

Bir kimse anasına babasına iyilik etse ömrü bereketli olup uzun ola. Her kim ki anasını ve babasını incitirse ömrü bereketsiz olup kısa ola.Yarın kıyamet gününde azab ola. Anasına, babasına asi olan mel'undur.

"Ey oğul! Havacene dahi tazim ve hürmet eyle. Kişinin havacesi hakkı, ana ve baba hakkından ziyadedir. (Kişinin ilim öğrendiği hocasının hakkı, anasının, babasının hakkından daha fazladır. Ananın babanın eli öpülür. Sana hakiki ilmi öğretenin eli niçin öpülmesin?) Zira ana ve baba oğlunun dünyasının ma'murine sebeptir. Ama havace âhiretinin ma'murine sebeptir. Anın için dünyada anaya babaya hürmet etmekten havaceye hürmet etmek efdaldir.

Vakta­ki havaceyi gördüğün vakit elini öp, selam ver. Tazim ve ikram eyle. Dahi tevazu ile hatırını sor. Eğer sana otur derse diz çöküp öyle otur. Ve kalkıp giderken elini öp. Tazim ve hürmet üzere ol. Arkanı dönüp gitme. Kaçan bir hizmeti olsa gör. Her ne kadar işin dahi var ise terk edip anın hizmetini gör. Eğer fakır ise ve senin de elinden gelirse ha­cetini bitir, hayır duasını al, bedduasını alma. Sonra helak olursun. Havace duası şakir üzerine makbuldür, ana-baba duası gibidir."

Havace; hoca demektir. Mevzu içinde anlatılan hâl hocanın değil Mürşid-i Kâmillerin hâllerini anlatı­yor. Bu da Mürşid-i Kâmil'in elinin öpüleceğinin açık izahıdır. Mürşidi Kâmillere müridler aynı hürmetin daha fazlasını yapıyorlar. Bunu yaptıran Allahu Teâlâ'dır. Hakiki zahir âlimi olursa, çocukta hakikî okumuş olursa müridin Şeyhe tâbi olduğu gibi değilde milletin birbirine hürmet yaptığından biraz daha fazla hürmet yapar. Anlaşılıyor ki bu havace (Şeyhe) hürmet yapan müridlerdir. Allahu Teâlâ, hadîs-i kudsi de:

"Ben izzeti taatimde (bana itaatle, ibadette) koydum, halk onu beyler kapısında arar." 437 buyuruyor.

Gitmeyen, bitmeyen devamlı hürmet, izzet Allahu Teâlâ'ya itaattedir. Sen, Allahu Teâlâ'nın rızası için hakkı ile tam çalışırsan sana öyle ilim verir ki, seni Allahu Teâlâ'ya yöneltir, yanıltmaz, yanılsanda Peygamberlerin bazı yanılması gibi hikmetli olur! O yanılma her müslümana kıyamete kadar ders olur. Öyle bir zenginlik verir ki, o zenginlik dünya malı gittikçe artar. Ahirette her mal insana meşakkat, sıkıntı olur. Fakat Allahu Teâlâ'nın sana verdiği mal senin için iftihar vesilesi olur. Öyle bir âhiret zenginliği verir ki, o ilm-i Ledün dünyada gittikçe artar. Kabirde, mahşerde, cennette ebedi artar da artar. Osmanlı padişahları üç kıtaya hükmettiler. Dünyadan gitmiş, üzerinden asırlar geçmiş en şanlı, en şerefli kimse­lerdi. Ama pek az kimse kabrine gidip de Fatiha okur. Çok kimselerin bir Fatiha okumak aklına gelmez. Onlar hem müslüman, hem padişah olduğu halde yine de pek az kimse kabrine gider.

Zamanında şeriatla, tarikatla, hakikatla ve marifetle çalışıp ömür boyu riyazet, mücahede ile çalışan Şeyhlerin yaşamlarının, vefatlarının üzerinden asırlar geçtiği halde millet kabrine akın ediyor. Hürmeti alabildiğine yapıyor. Asıl hürmet, asıl saygı mahşerde şefaat etme salahiyeti eline verilince;

"O günde kimse kimseye şefaat edemez. Ancak Allah'ın izin vermiş olduğu kimseler şefaat eder." 438 âyeti gerçekleşince, cehenneme müstehak olmuşları. cehennemden Allahu Teâlâ'nın kendisine izin vermiş olduğu şefaatle kurtarıp cennete götürür. Asıl hürmet saygı orada başlar ve cennette de o saygı devamlı olur. Bu dünyadakinden mahşerdeki fazla, mahşerdekinden cennetteki fazla, cennettekinden Didâra, gurbiyete, Cemalullaha kavuşunca daha fazla olur. Allahu Teâlâ'nın vergisi bitmez, tükenmez devam eder. Hem de zaman geçtikçe artar. Allahu Teâlâ'nın bu vergisi olmazsa ne kadar da âlim olsa ölünce unutulur. En yakın akrabasının dahi onun kabrine gidip bir Fatiha okumak aklına gelmez, İşte maneviyat yok, arkası kesik, çıkmaz sokak; mevsimi geçmiş meyve gibi olur. Kışın güneşine güvenip elbisesini giymezsen bir­den hava bozar, soğuk alırsın. Onunla sıcak mevsimde, sıcak iklimde olan aynı değildir. Onun için imam­lık yapacak kişi âlim olmalıdır.

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)