Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vese!lem)'e Hadibiye'de ağacın altında elinden tutup biat ettiler. Bunlara "Aşere-i Mübeşşere" denir. On kişi idiler.
(Sûre-i Fetih, Ayet 10)
"Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a biat etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir."
Alimlerin elinin üstünde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in eli. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinin üzerinde Allâhu Teâlâ'nın eli var. Sen o eli öpmez misin? Hadibiye'de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden erkekler tutup biat ettikten sonra kadınlar geldi. Onlar altı kişi olarak Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat edince Peygamberiniz (Sallallâhu aleyhi vesellem) çok sevindi:
"Bunlar, benim ümmetimden kıyamete kadar harbeden erkeklerin yanında kadınların da yardım etmesine sebep oldu. Benim ümmetimde harbe iştirak edip savaşan kadınlar olacak." buyurdu.
(Sûre-i Mümtehine, Ayet 12)
"Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
Kadınlar tarikata giremez sözü ne kadar yanlış. Şeriatın emrinin dışına çıkmamak şartıyla bu âyete göre girerler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in yanına o kadınlar gelip:- Bizde biat edeceğiz, deyince Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) durakladı. Çünkü bu kadar büyük günahı işledikten sonra, bunların biatlerini, bana ümmet olmalarını kabul edeyim mi, etmeyeyim mi? Allâhu Teâlâ affeder mi, affetmez mî? diye tereddüt edince bu âyet geliyor. "Bu günahları evvelce yapmış olsa bile sana karşı gelmeyip, sözünden çıkmayacaklarına söz verirlerse biatlarını kabul et. Ben onların hepsini affederim." demektir.
Şeriattır cümle işlerin başı,
Tarikat ehlinde yok ise şeriat,
Şeriatsız tarikat şeytan işi.
Onun Şeyhi şeytandır mutlak.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kadınların elinden hiç tutmadığını iddia edenlere:
Mekke'nin fethinde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem )'e' vekaleten Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu)'in elinden önce erkekler sonra kadınlar tutup biat ettiler.552 [Bu Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in vekili olunca onun elinden biat Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden biattir.] Daha sonra Cebrail (Aleyhis selâm)'ın Allâhu Teâlâ'dan selamla: "Sen bir leğen suya elini sok kadınlarda soksunlar. Elinden tutup biat etmiş olurlar." Diye haber getirdiğini bazı tefsirlerde yazıyor. Daha önce kadınlar Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat etmemişlerse Allâhu Teâlâ neyi yasaklıyor? Bunlardan anlaşılıyor ki, daha evvel Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kadınların elinden , tutup biat vermiştir. Hadibiye'de de biat verdi. Onu yasaklıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Allâhu Teâlâ ile Mi'rac'da doksan bin soru-cevap karşılıklı konuşması vardır.
Bir de Cebrail (Aleyhis selâm) Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e yirmi sekiz bin sefer Allâhu Teâlâ'dan selam ve haber getirmiştir. Bu da Allâhu Teâlâ'nın Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ile melek vasıtası ile konuşmasıdır. Bu gelişlerinin altı bin altı yüz altmış altısı âyet diğerleri Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e özel emirdir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in dokuz hanım alması; kendi malının evladına miras kalmaması; gecenin tümünü, gecenin yarısını, gecenin üçte biri kalınca sabaha kadar ibadetle geçirmesi; Beyt-ül malın kendinin olması; harb etmek için yola çıktıktan sonra yenileceğini bile bile harbetmesi; Allâhu Teâlâ'dan emir bekleyip, Allâhu Teâlâ'dan aldığı emir ile göçmesi gibi şeyleri Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e Allâhu Teâlâ hadîs-ikudsîlerle bildiriyor. O da Allâhu Teâlâ'dan aldığı emir ile yapıyor.
Ayetlerde olan emirler çok kısa geçiyor. Allâhu Teâlâ ayrıntılarını hadîs-i kudsîlerle bildiriyor. Meselâ; Allâhu Teâlâ şunu şöyle yap diye bir şeyi âyette buyuruyor. Hangi gün nasıl, ne şekil, ne şartlar altında yapacağını hadîs-i kudsîlerle bildiriyor. Bu hadîs-i kudsîlerin birçokları Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e özel emirdir. Bunlara hadîs-i kudsî denir. Ayetler harfi eksiksiz, yanlışsız, bizzat Allâhu Teâlâ'nın sözüdür. Kur'ân-ı Kerim'in tümüdür. Cebrail (Aleyhis selâm)'in Allâhu Teâlâ'dan selam ile getirdiklerini Peygamberi
miz (Sallallâhu aleyhi vesellem) uzun uzadıya söyler, ashâb yazardı. Ayet-i kerimeleri genişçe anlatabilmek için Kur'ân-ı Kerim'in tefsiri ile benzeri kitaplara geçmiştir ve yazılmıştır. Bunlar haktır, gerçektir. Bu hadîs-i kudsilerdeki ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in açıklamalarını ashâb söylemiştir.
Firavun'un "Ey su! Beni tanrı biliyorsan, akma, dur." demesi. Bir gece evvel sabaha kadar sakalından asılıp: - Yâ Rabb'i! Ben, benim Allah olmadığımı, senin Allah olduğunu biliyorum. Benim bu duamı kabul et, âhirette de bana azab et." demesi Allâhu Teâlâ'nın onun duasını kabul edip, Firavun'un sözüyle suyu durdurması ve suyun baraj gibi yığılmasıdır.
Yusuf(Aleyhis selâm)'un oğlunun, amcası olan Yahuda'nın sırtını sıvazlaması ve Yahuda'daki cezbe halinin hepsinin gitmesiYakub (Aleyhis selâm)'un zahirinin Yusuf (Aleyhis selâm)'u arayıp bulamaması, oğlu için ağlaya ağlaya gözlerinin kör olması, maneviyatının pencereden görünüp eliyle cama vurup - Ne yapıyorsun Yusuf dışarı çık." deyip Zeliha'nın şerrinden kurtarıp zinayı önlemesi; yukarıda anlattığımız misaller ve benzerleri Allâhu Teâlâ'nın Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e hadîs-i kudsîlerle bildirmesidir.
Bir harbte, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve ashabı önlerine çıkan hendeği geçemediler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in emri ile mancılık kuruldu. Ashâb taş getiriyor, getirilen taş kalenin surunu yıkmak için mancılıkla atılıyordu. O sırada Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'de omuzunda bir taş getirirken Cebrail (aleyhisselâm) geldi:
- Ali'yi mancılıkla kaleye at, dedi. O anda Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) omuzunda getirmekte olduğu taşı yere attı, boş geldi ve:Yâ Rasûlullah! Kaleye beni at, dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):Şimdi bana Cebrail (Aleyhis selâm)'de öyle haber verdi, deyince Hz. Ali (Radiyallâhu anhu):- Benim de kalbime Cebrail (Aleyhis selâm) aynı haberi verdi, dedi. (Bazı kimselerin; "Ali Peygamberdir, kendini gizledi. Susan Peygamber" dediklerinin bir sebebi de budur. Fakat yanlıştır.)Peygamberimiz . (Sallallâhu aleyhi vesellem):Cebrail (Aleyhis selâm) bana haber verdi, benim kalbimdekini senin kalbin aldı, diye buyurdu. "(Min'el kalbi ilel kalbi sebîla) Kalbten kalbe yol gider."553
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyuruyor:Mi'rac'a çıktığımda çok büyük iri bir aslan gördüm, Cebrail (Aleyhis selâm)'e sordum; bu aslan kimdir? Cebrail (Aleyhis selâm):Bu aslan Ali'nin ruhaniyetidir.Yüzüğünü çıkart, ağzına at, hikmetini görürsün, buyurdu. Ben de yüzüğümü çıkarttım, aslan ağzını açtı ve ağzına attım, buyurdu.Sabahtan Mi'rac meselesini duyunca herkes inanıp inanmamada tereddüt ediyordu. Bu aslan mevzusunu söyleyince Hz Ali (Radiyallâhu anhu) ağzını açtı, ağzından yüzüğü çıkardı. Onun için Mi'rac'a İlk inanan Hz. Ali (Radiyallâhu anhu), ikinci inanan Hz.Hatice (Radiyallâhu anhu) Validemiz oldu.
(Haşa sümmme haşa)"Ali Allah'tır; Ali Allah olarak Mi'rac'da Muhammed ile konuştu. Muhammed, Allah'tır diye Ali'yi görmeye gitti. Mi'rac'dan döndü, cennette Ali'yi aslan suretinde gördü. Yüzüğünü aslanın ağzına attı. Sabahtan da [Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Mi'rac'ı anlatırken bu seferde] Allah Ali oldu, ağzından yüzüğü çıkarttı, kendine verdi." Derler. .Bunların hepsi yanlış, hepsi saçma sapan sözlerdir. Böyle söyleyip inananlar delâlettedir.
İtiraz eden bu hadîs-i kudsîlerin hangisini biliyor, hangisi
ile itiraz ediyor? Bir tek bu Kur'ân-ı Kerim'de
yok, bu yalandır. Bu böyle değildir, demeyi öğrenmişler. Kur'ân-ı Kerim'de
yazıldığı gibi tefsir verilse hiç kimse birşey
anlamaz, İtiraz edenlerin kabul edebilmesi
için kendi inancını, kendi görüşünü destekleyen bir şey olması
lazım ki inanabilirsin.
Sünneti Resulullaha
uyulması hakkında
"Namazı kıl" emr-i İlâhidir.
Kılınma şeklini Cebrail (Aleyhis selâm) hem
tarif ediyor, hem de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi Vesellem)'e imam olarak
kılıp gösteriyor.554 Safa ile Merve âyette
geçiyor.555 Burada yapılması gereken hareketin
nasıl yapılacağı
belli değil, Cebrail (Aleyhis selâm) Allâhu Teâlâ'dan selam ile gelip
nasıl yapılacağını tarif ediyor, söylüyor. Bu gibi
şeyler Kur'ân-ı Kerim'de âyetlerle bildirilmemiştir.
Misalleri gayet çoktur.
Şimdi zamanımızda Bilâl Babamın ve bizim yazdığımız bazı konular için "âyette bulamadık" diye itiraz etmek istiyorlar. Ayetin dışında Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Allâhu Teâlâ ile Mi'rac'da karşılıklı konuştuğu, ashabına söylediği doksan bin (karşılıklı soru-cevap), Cebrail (Aleyhis selâm)'in Allâhu Teâlâ'dan selam ile getirdiği yirmi bin küsur; yaklaşık yüz on bir bin tane hadîs-i kudsînin içinde ezberinde olan kaç tanesini bilebiliyorlar. Okuduğu, duyduğu bildiği hiç birşey yok. Ancak o Kur'ân-ı Kerim'de yok, o bizim dinimizde yok demeyi öğrenmişler, İtiraz edilecek şey âyete, hadîse muhalif olursa itiraz edilir. Yoksa kabul edilir. Hiç bir âlim bu saydıklarımıza itiraz etmemiş, itiraz edilecek olanlar Kur'ân-ı Kerim'e, hadîs-i kudsîlere, hadîs-i şerîflere ve bunlarla tasdiklenerek yazılmış kitablara ters gelirse o kabul edilmez. Bizim yazdıklarımız, bunlar bin üç yüz küsur sene evvel mezheb imamları tarafından seçilmiş, tam doğru, kaynakları güvenilir olan hadîs-i kudsî ve hadîs-i şerifler yazılmış, bırakılmıştır. Daha sonra İngiliz misyonerleri tarafından kitablara el katılmış ve Allâhu Teâlâ'ya, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e ve ashaba istinaden bazı yerlerine kendi asılsız sözleri yazılmıştır. Halk arasında da çok iyiymiş gibi söylenir. Kur'ân-ı Kerim mihenk taşıdır, hakkı, bâtılı ayırd eder, bâtıl sözler yanlıştır Kur'ân-ı Kerim ile seçilir. Kur'ân-ı Kerim'e ters gelen sözler ne olursa olsun yanlıştır. (Zuhurat-i Bilâli Nadir Kitabımızda geniş olarak açıkladık,)
(Kütüb-i Sitte, Cild 1, s.359)
"Haberiniz olsun "Bana Kitap (Kur'ân) ve O'nun kadar başkası (sünnet) verilmiştir. Haberiniz olsun, koltuğuna kurulmuş, karnı tok birilerinin şöyle diyeceği gün yakındır: "Size Kur'ân yeter, helâl nevinden onda ne varsa onları helâl bilin, haram nevinden onda ne varsa onları da haram kabul edin." Böyle diyenden sakının (Kur'ân'da zikri geçmeyen haram da var. Bu cümleden olarak) ehlî eşek eti size helâl değildir, vahşi hayvanlardan da parçalayıcı dişleri olanların eti haramdır."
(Sûre-i Nisa, Ayet 150)
"Allah'ı ve Peygamberlerini inkar edenler ve (inanma hususunda) Allah ve Peygamberlerini birbirinden ayırıp:"Bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına inanmayız." diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu?"
(Kütüb-i Sitte, Cild 1, s.359)
"Bir devenin ağaçla kaşınması
gibi kişinin dîni ile kaşınması
kıyametin yaklaşmasının
alâmetlerindendir."
(Aşağıdaki
yazı Kütüb-i Sitte, Cild I, s.340-344'den alınmıştır.)
Sünnet, Hz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in yoludur. Bu yol, O'nunla ilgili olarak bize intikâl eden rivayetlerle ortaya çıkar. Bu rivayetler ya sözlerini, ya fiillerini, ya da ahvalini, etvarını ve şemailini bildirir. Bunların hepsi sünnettir.
Kur'ân-ı Kerim açısından sünnet, İslâm Dini'nin vazgeçilmesi, ihmal edilmesi mümkün olmayan fevkalâde ehemmiyetli bir kaynağıdır. Pek çok âyette Ccnâb-ı Hakk Teâlâ Hz. sünnetin ehemmiyetini dile getirerek, mü'minlerin sünnete başvurmasını, Kur'ân'la birlikte sünneti de göz önüne almasını emreder. Bu âyetlerden bazıları: Şu âyette sünnette gelen emirlere itaatten başka, ihtilafların halinde sünnete de başvurması emredilmektedir.
(Sûre-i Nisa, Ayet 59) ; .
"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara (Ulul emre) itaat edin. Eğer bir şeyde ihtilafa düşer anlaşamazsanız (Allah'a ve âhiret gününe inanmışsanız) o meselenin hallini Allah'a ve Peygamberine arz ediniz. Bu hayırlı ve netice itibariyle en iyi yoldur."
(Sûre-i Nisa, Ayet 64-65)
"Biz her Peygamberi ancak Allah'ın izniyle itaat olunması için gönderdik. Hayır, Rabb'ine yemin ederim ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip, sonra da senin verdiğin hükmü, içlerinden bir sıkıntı duymadan (yani tam bir memnuniyetle) olduğu gibi kabul etmedikçe inanmış olmazlar."
Şu âyet; sünnete uymayı, Kur'ân'a uyma ayarında ilan etmektedir.
(Sûre-i Nisa, Ayet 80)"Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur."
Şu âyet, sünnetin açıklık kazandırdığı bir meseleye başka bir açıklık getirmeyi şiddetle yasaklar.
(Sûre-i Ahzab, Ayet 36)
"Allah ve Peygamberi bir şeye hukmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık, işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur."
Şu âyet, sünnete muhalefet edenlerin maruz kalacağı fitneyi haber verir.
(Sûre-i Nur, Ayet 63)
"O'nun buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar."
Alimler bu çeşit âyetlerde geçen "Allah'a başvurmak" Kur'ân'a başvurmak, "Peygambere başvurmak" sünnete başvurmak olarak almışlardır. Kur'ân-ı Kerim sünnete başvurmayı emretmekle kalmaz, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in bütün sözlerinin hak olduğunu, hatalara karşı korunduğunu da belirtir.
(Sûre-i Necm, Ayet 3-4)
"O, hevasından konuşmaz, O'nun konuşması kendisine yapılan bir vahiy iledir."
Sünnetin (hadîslerin) de ilâhi kaynaktan geldiğine Cenabı Hakk Teâlâ Hz.'nin irşad ve iradesi altınd Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e öğretildiğine dair Kur'ân'da bir diğer delil şu âyettir:
(Sûre-i Bakara, Ayet 151)
"Nitekim biz size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak
size Kitab ve Hikmet'i öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek, aranızdan bir peygamber gönderdik."
Kitap Kur'ân-ı Kerim'dir. Hikmeti önceden bilinmeyip, kimsenin bilemediği sonunda onun hikmeti ile haklı, doğru olduğu meydana çıkar. Hızır (Aleyhis selâm)'ın Musa (Aleyhis selâm)'a öğrettiği gibi. İşte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hem Kur'ân'ı hem hikmeti öğretiyor.
Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
(Sûre-i Haşr, Ayet 7)
"Rasûlüm size her ne getirdi ise onu alın, her ne yasakladı ise onu terkedin."
Müslim'de rivayet edildiğine göre; ibn-i Mes'ûd (Radiyallâhu anhu) Hz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'den:
"Dövme yapan ve yaptıran, peruk (takma saç) takan ve taktıran, kadınlara lanet olsun" hadîsini rivayet edince, hadîsi işiten Ümmü Yâkup adında Kur'ân'ı okuyan bilgiç bir kadın gelerek itiraz eder. İbn-i Mes'ud (Radiyallâhu anhu):Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)in lanetlediğine ben niye lanet etmiyeyim, üstelik, bu Allâhu Teâlâ'nın Kitab'ında da var, diye cevap verir.
Kadın:Ben, Kur'ân'ın iki kapağı arasında her ne varsa eksiksiz okudum, ama senin söylediğin te'lini (lânetlemeyi) bulamadım, deyince ibn-i Mes'ud (Radiyallâhu anhu);
Şayet hakkıyla okusaydın mutlaka bulurdun. Allâhu Teâlâ Kur'ân'da:"Peygamber size her ne getirmişse onu alın, yasakladığı şeyden de kaçının."556 buyurmuyor mu? cevabını verir.
(Kütüb-i Sitte, Cild 1, s340-344'den alınan yazı burada sona ermiştir.)
Ayrıca Allâhu Teâlâ evvelki buyurmuş olduğu bir âyeti ikinci bir âyetle neshetmiştir.557 İçki hakkında ilk gelen "Sarhoş olarak namaza durmayın (sarhoş olmayacak kadar için)" âyetini, içki hakkında ikinci kez gelen:
"İçkinin hepsi (yani damlası da) haramdır."558 âyeti; yüksek sesle: "Yâ Muhammed! Biz sizi görmeye geldik." diyen bedevi arap hakkındaki"Muhammed'in sesinden yüksek sesle konuşmayın."559 âyetini ''Konuşmak için sesinizi kaldırmakta bir mahzur yoktur." âyeti neshediyor, yasağını kaldırıyor. Hadîs-i şerifte; ses tonu yüksek olan bir sahabeyi Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) cennetle müjdelemiştir.560 Bunlara nasıh-mensuh denir. Aynı onun gibi Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden tutacak biat eden kadınların elden tutmaması gerektiğini Cebrail (Aleyhis selâm) Allâhu Teâlâ'dan selam ile gelerek yasaklıyor.
"O ağacın altında elden tutup biat edenlerden Allah razı oldu."561 âyeti gelince her hacı gider o ağacı ziyaret ederdi ve:- Yâ Rabb'i! Sevgili Habibine "Bu ağacın altında elinden tutup biat edenlerden razı oldum." diye âyet gönderdin. Bizde o zamanda olsaydık Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat ederdik. Bizim bu ziyaretimizi o zaman Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat edenlerin ki gibi kabul eyle, diye dua ederlerdi. Allâhu Teâlâ dualarını kabul eder,sevap kazanılırdı. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) zamanında o ağaca tapanlar olunca değil ziyaret, o ağacın sökülüp kaybedilmesi icab etti. Şimdi olsa o ağaca kimse tapmaz. Sadece ziyaret için giderlerdi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in zamanındaki insanların görüşleri ile şimdiki insanların görüşü çok ayrıdır. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) gece o ağacı köküyle söktü, kaybetti.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i görmeye gelen bir bedevi arap idrar yapma ihtiyacı gelince Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vese!lem)'in huzurundan kalktı mescidten çıkmadan mescidin direğinin dibine idrarını yaptı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ona, mescidin Allâhu Teâlâ'nın evi olduğunu, onun temiz tutulması lazım geldiğini, caminin içinde böyle birşey yapılmayacağını uzun boylu güzellikle anlattı. Bedevinin idrarını da gözünün önünde dışarıya attırdı.
Bunda bizim için alacak çok hisse var, Islâmiyeti bilmeyenlere yanlış yapanlara çok güzel mülaimce davranmak, iyilikle anlatmak gerek. Şimdi 20. asırda caminin içine idrar yapacak kimsenin ya zır deli yahut da bilerek hakareten yapması lazımdır. İşte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in zamanındaki bedevi araplar temizlikten, nezafetten ne kadar uzak. İslâm dinine girdikten sonra herşeyi Islâmiyetten öğreniyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in onları gözönüne alıp söylediği bazı hadîs-i şerifleri var ki, şimdi bu zamanda o hadîsleri söylemezdi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in o zamanda söylediği hadîs-i şerîfler onlara söylendiğinden bizce değeri yok gibi anlaşılmasın. Söylenmiş, olmuş, geçmiş değildir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in buyurduğu hadîs-i şerifler kıyamete kadar hepimiz için geçerlidir. Biz o zamanın insanı ile şimdiki insanları kıyaslamak istiyoruz.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bir kâfir şehrini almak istedi ve :- İçinizde orayı bilen var mı? buyurdu. Ashâbtan birisi o şehri kaside ile tarif etmeye başladı. "Adamları şöyle şöyle, denize yakın bir şehir."
Her biri bir bâtıl yola saparlar,
Zât'ül Envar ağacına taparlar.
O zamanda kâfirlerin ağaca taptığını anlatıyor. Yine o zamanda herkeste bir görüş var idi ki, Allâhu Teâlâ'dan başka tapacak yer arıyorlardı.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Mekke'yi fethedince, bir vali tâyin edelim, dediler. Ashâb; yaşlı, kâmil, valiliği iyi yapacak tecrübeli adamlardan isim saydılar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem), tecrübesiz genç bir adamı vali tayin etmek istedi,- Yâ Rasûlullah! O tecrübesiz, milleti idare edemez, dediler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
- Ben de biliyorum. O tecrübesizdir, milleti idare edemez ama alışır. O sizin vali tayin edelim dediğiniz adamların kalplerinden put sevgisi silinmemiş. Bu genç bizim terbiyemizde büyümüş. Bunun kalbinde bizim sevgimizden, bizim görgümüzden başka bir şey yok, buyurdu.
Murtad'lar
hakkında bilgiler
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in vefatından
sonra ashâbdan bazıları murtad oldu.
Yine; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) vefat edince, Mekke, Medine ve Taif dışındaki bütün şehirler, kaleler dinden çıkıp murtad oldu. Medine'de murtad olan çıkmadı. Taif'te pek az bir kimse murtad oldu. Müslümanlar galip geldi. Mekke şehri ikiye ayrıldı. Ashabın "Vali olsun" dedikleri adamlar, ihtiyarlar "Muhammed gitti, dini de gitti.. Biz kendimize yeniden Peygamber bulalım" birazı da "Eski putlara tapalım." dediler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vcsellem)'in tayin etliği genç vali:Siz İslâm dinini kabul etmezseniz, hepinizi kâfir kırar gibi kırarım, dedi. Gençlerle, ihtiyarlar silahlandılar, karşı karşıya durdular. İhtiyarlar harbi kazanamıyacaklarını, çok zayiat vereceklerini anlayıp puta tapmaktan, kendilerine yeni peygamber bulmaktan vazgeçtiler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in: "Onların kalbinden put sevgisi silinmemiş" buyurduğu o sözün hikmeti o zaman meydana çıktı. Belki şimdi müslüman olanların içinde yüzbinde, milyonda bir adam puta veya insana tapacağım dese yanındakiler bu adam ya meczup ya da deli (akıl hastası) derler. Cahillikten dolayı olsa bile kimse böyle bir şeye tapmaz. Şimdi o görüş milletten silinmiştir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) günümüzde olsa milletteki, mü'minlerdeki şimdiki görüşe göre söylerdi.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kadınlara el öptürmedi ise bir sebebi de budur. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in her yaptığı ümmetine sünnet kalacaktı. Bunu Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) çok iyi biliyordu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) elini öptürseydi o da ümmetine sünnet kalırdı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ashabı içinde çok olan münafık ve fâsıklar; "Asıl müslüman biziz, sünnettir gelin bizim elimizi öpün" diyeceklerdi. O münafıkların, zındıkların ve fâsıkların sünnettir diye eli öpülecekti. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) elini öptürmeyi ve el öpmeyi yasakladı ise bunun için yasakladı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) elini öptürmedi ise ki, biz buna zerre kadar ihtimal vermiyoruz, zayıf bir ihtimalle şayet elini öptürmedi ise bunun önemli sebebi vardır.
Hz. Hatice (Radiyallâhu anha) Validemiz, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ile gizlice evlenmelerini konuştu. Demek ki, yeri zamanı gelir, arada konuşacak kimse olmazsa evlenmek isteyen kız ve erkek konuşabilirmiş. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Hz. Hatice Validemiz (Radiyallâhu anha) İslâma tam uygun olarak şeriatın emri dahilinde birbiriyle evlenmelerini gizlice konuşuyorlar. Arada bunu konuşacak kimse yok.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): - Bu kızı bana isteyin." deyince amcaları ve akrabalarının hepsi: - Bu olacak iş değil. O'nun kendisi ve babası çok zengin sana vermezler. Hem de olmaz." dediler. Amcalarının içinde bir tek Hz. Hamza (Radiyallâhu anhu): - Hatice de kim oluyormuş. Asıl o benim yeğenim Muhammed'in denginde değildir." dedi. O'nun zoruyla istediler. Anlaşılıyor ki, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Hatice'yi bana isteyin" dese, olmaz deyip kestirip atacaklardı."Beni, Hatice çağırıp kendi benimle konuştu, teklif etti." deyip amcalarını zor ikna etti.
Zamanımızda da arada konuşan, isteyen olmazsa kendisi şeriatın emri dahilinde evleneceği kızla konuşabilirmiş. Şeriatın emirleri, zamanı, yeri gelirse, zamanın iktizasına (gerektirdiğine) göre değişebilir. Yine Islâmiyette bazılarının kılı kırk yarıp, kestirip "Kesinlikle olmaz, yapılmaz, caiz değildir" dedikleri yanlıştır. Siz, Hz. Hatice Validemizden daha mı takvasınız? Yani ben onların ikisinden de çok takvayım, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elini öpmem mi demek istiyorsunuz? Evlenmesini konuşma ile el öpme beraber midir? Gizliden senin kızın bir gençle evlenmesini konuşsa canın sıkılır. Ama senin yanında âlimin ilmine, yaşlının yaşına hürmeten elini öpseler, kimsenin aklına hiç bir şey gelmez. Bu din meselesi sizin anladığınız gibi "Beyaz tahtaya bastın müslüman oldun, siyah tahtaya bastın kâfir oldun." demek değildir. Kalb, niyet düzgün olması lazım. Kalb, niyet düzgünlüğü her şeyi düzeltir. Kalb, niyet bozukluğu herşeyi bozar.
Meselâ; En sevap olan namaz, niyet bozuk ve riya ile olursa o namaz kabul olmadığı gibi evvelki kılınan namazları da fesada verir. Her amelin başı niyet düzgünlüğüdür. Niyet bozuk olursa o amel kabul olmaz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in zamanındaki münafıkların amellerinin kabul olmadığı niyetlerinin bozukluğundandır. Görünüşte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in arkasında namaz kılıyorlar, O'nunla hac ediyorlar. O ne derse öyle yapıyorlardı. Fakat niyetleri bozuk olduğundan amelleri iptal oluyor.
Ashâb-ı Kehf hiç amelleri
olmadan niyetlerinin düzgünlüğü ile Evliyalığın zirvesine çıktılar. Allâhu Teâlâ, kendilerinden o kadar çok memnun oldu ki, haklarında
sûre, köpeklerinin hakkında da âyet indi.562
Yunus (Aleyhis selâm)'un kavmi kâfir iken niyetlerini düzeltip Allâhu Teâlâ'ya
yalvarmaları hem kendilerini müslüman etti
hem de tevbeleri kabul oldu.563
Hacc'a gitmesi farz olan kişi gitmeden ölürse cehennemlik olur mu?
"Birinci sene hac kendisine farz olup da hacca gitmese, İkinci sene yine gitmezse; gittiğinde de hac vazifesini bitirmeden ölse yeri cehennemdir." diyene, deriz ki:
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve ashabı Hadibiye mevkiinden ileri gidemediler. Orada hacları kabul oldu. Bu delil bize yetmez mi? Ölüm elde değil, imkansız. Niçin kabul olmasın? Kâfirler, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in yolunu kesti, o da imkansız, ölüm ondan daha imkansız. Yol kesilme ile yoldaki kesilen kurban hac yerine geçiyor, kabul oluyor. Hacca giderken yolda ölse haccı niçin kabul olmasın? Namazı kılıp bitiren bir adam camiden çıkarken ölse birisi de namazı kılarken veya namaza başlayacağı zaman veyahud ilk kamette ölse onun başlayacağı namazı kabuldür. O namaz, namaz kılıpta çıkanın namazından daha efdal değil mi? Hacca giderken ölen farz ibadetin içinde ölüyor, gelirken ölen farzı bitirmiş ölüyor. Onun için hacca giderken ölen hacdan dönerken ölenden Allâhu Teâlâ yanında daha efdaldır. Çünkü birisinde "gittim haccımı yaptım" diye bir ferahlık, sevinç var. Öbüründe gidemedim, göremedim, haccımı yapamadım üzüntüsü var. Hatta üç ayları tutacağım diye Recep ayında üç gün oruç tutsa, hastalansa Ramazana üç gün kalasıya sıhhate kavuşsa Ramazandan üç gün evvel başlayıp Ramazanı şerifi de oruç ile geçirse, Recep, Şaban ve Ramazan aylarının hepsini oruçla geçiren gibidir. Bir rivayete göre de daha efdaldır. Hadîs-i şerifte: "Hastanın inlemesi de ibadettir."564 buyuruluyor. Hastalığın telafi ettiği günahı hiçbir amel telafi edemez. Bu ayları oruçla geçirende oruçla geçirdim diye bir sevinç var. Hasta olanda sağlam olsamda oruçlu geçirseydim diye bir üzüntü var. Hem hastalığının, ona sabrettiğinin mükafatı hem de tutamadım üzüntüsü vardır. Onun için sevabı iki kattır. Bu konuda da niyet önemlidir. "Niyet halis iman selâmettir. Niyet fâsık iman melâmettir."
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yüz sene bir kızla evlenmesini konuşsa hiç bir müslümanın kalbine zerre kadar kötülük gelmez. Ama sana göre Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) elini öptürse, elini öpsen hemen kalbi bozuldu veya olmadı mı demek istiyorsun?
|
KONU BAŞLIKLARI (EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |