"Dinîmizde cihad nedir? Sen neden cihad yapmıyorsun?" sorusuna:

Günümüzde Afganlar cihad yaptı. Kocaman Rus ordularını çökertip İslâm galip geldi. Rusları kovaladıktan sonra şiilerle Sünnîler birbirlerine düştüler. Düşmanı boşalmış memleketi tekrar almada kendile­rine imkansız oluyor. Çünkü şiilerle ehl-i sünnet birbirleriyle harb ediyor. Hepsi müslüman ama birazı şii. Cihad onların yaptıkları gibi olur. Kazanılırsa ki, o da imkansız, aynı o şiilerle ehl-i sünnetin bir­birleriyle harb ettiği gibi, yalnız tek başınıza kalsanız bile içinizde iç harb başlar.

Afganlar cîhadcıyız derlerse haklıdırlar. Bu aşikârdır, meydandadır. Çünkü cihadı yaptılar.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in beraberindekilerin hepsi ashâbtı, bir görüşte idi. Pey­gamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) ve Hz. Aişe (Radi­yallâhu anha) Validemiz arasında çıkan vak'a-i Cemel (Cemel: Deve harbi); Muaviye (Radiyallâhu anhu) ile Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) arasında çıkan Sıffin Harbi ve Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) ile kendine isyan eden kendi askeri arasında bir tek çıkan Nehrevan Cengi hariç diğerlerinin hepsi hakiki müslümandı ve ashâbtı, esas halis müslümanlar birbirleri ile böyle harb ettiler. Bu görüş ayrılığı bizde olursa bizim içimizde bu harb olmaz mı?

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kılıcı eline alır, havaya kaldırır ve:

"Allahu Teâlâ her peygamberin rızkını bir yerden vermiş. Benim de rızkımı bu kılı­cın gölgesi altından verdi. Vuracağım kâfiri, alacağını malını, Allahu Teâlâ için sizi cihada, harbe davet ediyorum,"937 buyururdu. Her üç ayda bir, en önde harbe giderdi. Hiç bir zaman için harbten geri durmadı.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 1, Hadîs No: 34)

"Ebû Hüreyre (radiyallâhu anhu)'den şöyle demiştir: Nebiyyi Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hz. kendi yolunda (cihada) çıkan kimseye: "Onu (evinden) çıkaran şey yalnız bana iman ve Peygamberlerimi tasdik ise nail olduğu ecir ve gani­metle (salimen yurduna) geri getireyim, yahutta cennete ithal edeyim." diye tekeffül et­miştir. Ümmetime meşakkate bâis olacağını bilmesem hiç bir seriye (yani cihad müfrezesine refakat etmek)'den geri kalmazdım. Allah bilir kî, Allah yolunda katl olunup (öldürü­lüp) dirilmeyi, ondan sonra katlonulup dirilmeyi, ondan sonra katl onulmayı ne kadar isterdim!" buyurur.

Kâfir memleketlerini alır, İslâmı yayar, cihadı yapardı. İşte cihad lafla olmaz. Peygamberimiz (Sallal­lâhu aleyhi vesellem)'in yaptığı ve söylediği gibi olması lazım. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bir harbten gelirken: Küçük muharebeden büyük muharebeye gidiyoruz,938 buyurdu.

Ashâb:- Bundan daha büyük muharebeyi evimizde kiminle yapacağız, dediler.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Efendimiz:Nefsimizle, buyurdu.

Ashâb: Nefsimizle mücahede nasıl olur?"

 Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): Az yemek yemek, az uyku uyumak, dünya kelamını az konuşmak. Boş vakitlerini ibadetle değerlendirmek, cephedeki en büyük harbten daha büyüğü budur, diye buyuruyor.Siz bundan kaçıyor, lafla "Cihad yapıyoruz" diyorsunuz.

 

(Sûre-i Ankebut, Ayet 45)

"...Allah'ı zikretmek elbette en büyük ibadettir... (ilâ âhir)."

(İhyâu Ulûmi'd-dîn, Cild 1, Hadîs No: 899, s.847-848)

"Rasûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem): Adem oğlu, zikrullah’tan daha ziyade kendisini Allah'ın azabından koruyabilecek bir amel işlememiştir, buyurdu.

Ashâb:- Allah uğrunda cihad etmek de zikrullah’in yerini tutmaz mı? Diye sordular.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)Allah uğrunda cihad da bu dereceyi tutamaz. Ancak kılıcın ile kırılın caya kadar vuruşup, üç kılıç eskitirsen, yani ciddi ve devamlı harb hali ile bu dereceyi alabilir­sin, buyurdu. 939

(Sünen-i Tirmîzi, Cild 6, Hadîs No: 3598)

"Ebû Said el-Hudri (radiyallâhu anhu)'dcn rivayet edilmiştir;

Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesel­lem)'a:Kıyamet günü Allah katında derece bakımından kulların hangisi daha üstündür? diye sordu ve Rasûl-ü Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem):

Allah'ı çok zikredenler, buyurdu.

Yâ Rasûlullah! Allah yolundaki gaziden de mi (üstündür)? dedi.

Buyurdu ki:Kırılıncaya ve kana boyanıncaya kadar kılıcını kâfirlere ve müşriklere çalsada, Allah'ı zikredenler, derece bakımından şüphesiz ondan daha üstündür.'*

(Sünen-i Tirmîzi, Cild 6, Hadîs No: 3599)

"Ebû'd-Derda(Radiyallâhu anhu)'dan rivayet edilmiştir:

Dedi ki: Peygamberimiz (Sallallâhu aley­hi vesellem) şöyle buyurdu:- Dikkat! Amellerinizin en hayırlısı, hükümdarı (Tanrı )nız katında en temizi ve derecenizde en yükseğini; altın ve gümüş dağıtmaktan sizin için daha hayırlı ve düşmanla­rınızla karşılaşıp; sizin onların boyunlarını vurmanız ve onların da sizin boyunlarını­zı vurmalarından daha yararlı olanı size bildireyim mi? Ashâb:

- Evet" dediler. Rasûl-ü Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem):- Zikrullah (Allah'ı zikir)! buyurdu.

Muaz ibn-i Cebel dedi ki:

Allah'ın azabından, kurtaran Allah'ın zikrinden daha iyi bir şey yoktur."940

Yoksa eline kılıcı al, tehlikeli yere gitme, rast geldikçe bir iki kılıç salla. Bu harb zikrullah gibi olamaz. Sen ise harb yok, elinde kılıç yok rast gele söylediğin sözü cihad sayıyorsun. Hadîs-i şerîfte:

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1658)

"Cehennemde, kendisinden cehennemin her gün dört yüz kere Allah’a sığındığı bir vadi vardır. Bu vadi, ümmet-i Muhammed'den olan murai hafızlar, Allah rızası için tasadduk etmeyenler (fakirlere sadaka vermeyenler, gösteriş için) hacca gidenler, gösteriş için sava şanlar için hazırlanmıştır."

Sîzde gösteriş içinde olsa savaşmak yok, sözle en birinci cihadçı sınız. Bu da gösterişin en büyüğü değil mi? Allahu Teâlâ'nın rızası nerede kalıyor?

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 37)

"Bid'at sahibi bid'atini terk etmedikçe, Allah amelini kabul etmez."

Eba Müslim-i Horasani tek başına harb etti, cihad yaptı. Emevi saltanatını yıktı, yerine Abbasi saltanatını kurdu. Tek başına en büyük bir imparatorluğu yıktı. Siz milyonlarca cihadçı! Hangi adamın burnunu kanattınız?

Allahu Teâlâ'nın nusratı açıktan olup, açıktan yardım yapar. Buna nusrat-ı ilâhi derler. Hakiki mü'minde bu nusrat olur. O da galip gelir. Yoksa Müslümanların silahının sayısının çokluğuyla galip gelemez. Kitabımızda; savaşta mü'minlerin yardımcısı beş silahtır:

1-) Allahu Teâlâ'nın nusratı;

2-) Meleklerin yardımı;

3-) Ruhaniyetin;

4-) Sağ olan velilerin ve

5-) En sonunda elindeki silahın yardımı, diye yazdık.Afgan harbi nusrat-ı ilâhi ile kazanıldı. Tıpkı Fatih'in kasidesinde: "Nusrat-ı fırsatı veresin sen ba­na."

Nofel kasidesinde:"Nusratullah harbe eyledi duhul."

Köroğlu da: "Nusrat bizim beyler neci paşa ne, haykırıp haykırıp kelle keselim, seyreyleyin eli ayağı şaşana." dediği gibi.

Seyyid Battal Gazi cihad yaptı. Tek başına yüz binlerce kişinin başaramayacağı işleri başarıp İslâmi yönden çok çok büyük yararlılıklar yapıp, çok kaleleri, çok yerleri feth etti. Çok az askerle çok büyük başarılar yaptı. Çünkü onlarda Allahu Teâlâ'nın büyük nusratı vardı.

G.Antep'te Şahin Bey, Fransızlara karşı cihad etmek için çete topladı, kendisi de kaçmadı.

- Ancak benim cesedimi düşman tepeler öyle Anteb'e girer." dedi. Mermisi bitene kadar harb eder, düşmanı kırardı. Mermisi bitince kendisini şehid ettiler. Diğer çetelerde aynı. Şimdi G.Antep'te, K.Maraş'ta kurtuluş gün­lerinde, bu kadar zaman geçtiği halde harbte şehid olanlardan başta gaziler, sakatlar resmi geçitte yüz­lercesi geçiyorlar.

K.Maraş'ta yaşlısı, genci, tüccarı, esnafı ne varsa müslümanların hepsi mevzilerinin içinde düşmanı memleketten kovana kadar harb ettiler.. Cuma namazını da "Harbin içindeyiz." diye kılmadılar. Şimdi zamanımızda "cihadçıyız", "Dar'ül harbtir" deyip cuma namazını terk ediyorlar. Halbuki ortada cihad yok! Iran Irak harbînde en az iran'dan dört-beş bin kişi öldü. Irak'tanda bir o kadar. Yahudiden birinin bur­nu niçin kanamadı veya kanatmadılar?

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):

- Din garip geldi, âhir zamanda giderken de garip gider."941 buyuruyor. Yani sahip çıkan olmaz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında sözü geçer, Beyler, kumandanlar, aşiret reisleri ve hatırlı kimseler İslâmiyet'e, dine sahip çıkmadı. Köle, cariye, fakir herkesin itibar etmediği kimseler İslâmiyete sahip çıktı. Bunun İçin garip geldi. Ahir za­manda giderkende aynı olur. Esas sahip çıkılacak yerde çıkılmaz, en mühim noktaları gereği gibi anla­tılmaz. Yâ menfaatine yâ görüşüne veya örflerine ters geliyor, onun için anlatamıyor. Din garip olarak gidiyor.

(Sûre-i Saff, Ayet 2-3)

"Ey iman edenler! Yapamayacağınız şeyi ne için söylüyorsunuz? Yapamayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebep olur. (Azab-ı îlâhi'yeyi celb edecek büyük bir günahtır.)"

Sizde yapmayacağınız cihadı niçin söylersiniz? Fatih Sultan Mehmed zamanında bir çocuğu öldürdüler, öldürdükleri çocuğun annesine:

- Allah'ını seversen bizi sakla!" dediler. Bu yemin üzerine kadın kendi çocuğunu öldürenler olduğunu bildiği halde onları sakladı. Yemin verdiler diye Allah rızası için oğlunun katilini saklıyor. Biz, İslama ters düşen bu gibi halleri söylemeyelim mi?

ATASÖZÜ: "Doğru söz yırtar gider, bükülmez!"

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 3992)

"... Avf İbn-i Mâlik (radiyallâhu anhu)'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu, demiştir;

Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı.(Bunlardan) biri cennette ve yetmişi ateştedir. Hristiyanlarda yetmiş iki fırkaya ayrıldı. (Onlardan da) yetmiş bir fırka ateşte ve biri cennettedir. Muhammed'in canı (kudret) elinde bulunan (Allah')a yemin ederim ki, benîm ümmetim muhakkak yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bir fırka cennete ve yetmiş iki fırka ateştedir.

Yâ Rasûlullah! Cennette olan fırka kimlerdir? diye soruldu.

Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem):- (Sahabelerin yolunda olan) cemaat, diye cevap verdi."

Bu da ehl-i sünnettir. Bazıları da sahabelerin yolunda olanların değil, en büyüklerine sövenlere, "fahişedir" diyenlere hak verip, övüyorlar. Böylece ateşte olmuyorlar mı? iyi dikkat ediniz. Bunlar "Ben, Allah'ın kuluyum. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ümmetiyim, asıl, esas müslüman benim" diyenler yetmiş iki fırkanın içindedirler. Bunların abdesti, namazı, orucu, haccı, zekatı her ibadeti tamam.

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)