Fâsığın daha büyüğü facirdir. Fâsık, Allahu Teâlâ'nın emirlerini tutar, nehiylerînden de sakınmaz. Yani iyi amelle kötü ameli birbirine karıştırır. Beş vakit namaz, bir ay oruç, hac, zekat vb. ibadetleri yapar. Kahvehaneye gider kağıt oynar, malayani konuşur, sigara İçer, ibadetine riya katar. Fücur; fâsığın yaptığı kötü amellere denir.
Meselâ; ben namaz kılarken veya felan şekilde ibadetimi yaparken falan kişi şu hareketi, şu sözü ile benim namazımı, ibadetimi fesada verdi, denilir. Yani o namaz veya ibadet ya kabul olmadı, ya da kabul olsa bile sevabı çok noksana düştü. Fâsığın yaptığı amel işte böyle olur.
Facir, büyük günahları değil de fâsığın yaptığı ibadeti, taati etkisiz hale getiren, sevabını azaltan, kötü amellere çok düşkün olan ve devamlı yapan kişiye denir. Hadîs-i şeriflerde facirin ibadetinden hiç bahsedilmiyor. Münafığın, fâsığın ibadetini söylüyor.
"O fâsık ki Allahu Teâlâ'nın Kitab'ını okur, ibadetini yapar.Din de fıkıh üzere olduğunu söyler... (ilâ âhir)." ve "Münafık müzebzeb (İkiciklidir)."266 Ameli tamam, inancı, itikadı inanma ile inanmamanın arasında diyor. Facirin ibadet ettiğine dair hadîs-i şeriflere rastlayamadım. Facirin sigara, malayani, gıybet, kahvehanede kağıt ve benzeri oyunları oynama, bunun gibi bir çok yanlış, ters amellere düşkünlüğü vardır, İbadet yapar, kibirli, gururlu olur, onunla övünür. Oruç tutar, diline, kalbine sahib olmaz. Allahu Teâlâ'nın sevmediği her çeşit sözleri konuşur. Hayır yapar, başa kakar. Yaptıklarıyla övünür, övünülmekten neşe alır, sevinir.
"Bir kötü kadın bin facir erkekten daha kötüdür. Bir saliha kadının amelî yetmiş sıddıkın ameline bedeldir."267
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 111)
"Facir (kötü İnsan)ı herkes tanıyacak diye zikretmekten korkuyor musunuz? Kötü insanda bulunan çirkin huyu teşhir edin ki, insanlar ondan çekinme imkanını bulsunlar."
(Râmûz-ul Ehâdîs Hadîs No: 5508)
"Kim kumar oynayıp da namaza kalkarsa o, irin ve domuz kanı ile abdest alan kişi gibidir. Allahu Teâlâ böylesinin namazını kabul eder mi hiç?"
Bu hadîs-i şerifte facirin ne kadar kötü olduğunu söylüyor. Hadîs-i şerîfte: "Cömert Allah'ın dostudur fâsıksa da. Cimri Allah'ın düşmanıdır ibadetçiyse de"268
Fâsığın cömertlikle Allahu Teâlâ'nın dostu olacağını, facirin fâsıktan çok daha kötü olduğunu haber veriyor.
"Zikrullahı çok eden münafıklıktan kurtulur"269 Zındıklar hakkında;''Kalbleri, kulakları mühürlenmiştir. Onların kalbine iyi birşey girmez, ıslahta olmazlar."2 7 0
Fâsık; ondan sonra facir, ondan sonra münafık bunlara göre en kötüleri zındık (tarikattan azanlar)dır. Zındıklar tarikatta bir müddet çalışır. Mansur-i Bağdadi Hz. ve diğer büyük zâtları misal göstererek; Onlar "Allah'ım" dediler. "Bizde hakikate erdik. Hakikate erenler namaz kılmaz. Bizim namazımız kılınmıştır. Hakikate erenlere günah yok" gibi sözler söylerler, iddiasında inatçı olur. Her ne kadar âyet okusan. sözünden dönmez. Zikrullah yapar namazı terkeder. Bu zındıktır. Namazı kılar, zikrullahı inkar eder ve zikredenlere zikrettiğinden dolayı aleyhlerinde kötü söyler. Bu kimse ya münafıktır ya da fâsıktır. Tarikattan azan zındık, şeriattan azan münafık, fâsık olur. Şeriattan azan münafığın, fâsığın düzelebileceği yazdığımız hadîslerle tasdik ediliyor. Zındığın düzelemeyeceği âyetle tasdik ediliyor.
"Allahu Teâlâ bid'at ehlinin abdestini, namazını, orucunu, haccını, zekat vermesini, cihadını, büyük-küçük hiç bir sarfiyatını, cömertliğini kabul etmez. Hatta deriden kılın ayrıldığı gibi Islâmiyetten çıkar."271
Fâsık ise cömertliği ile kendini Allahu Teâlâ'ya dost edip cehennemden kurtuluyor. Bu gibilerin arkasında namaz kılınır, içki içiyor, içtiğini saklıyor" içki haramdır" diyorsa onun arkasında zaruret karşısında namaz kılınır. Çünkü aksini iddia etmiyor. Amel noksanlığı kendisine aittir, içkiyi hiç içmiyor, "Helâldir" diyorsa, onun arkasında namaz kılınmaz. Bu da Kur'ân-ı Kerim'in aksini iddia ettiği için itikadı, söylediği sözler Kur'ân'a ve hadîs-i şeriflere ters ise Kur'ân-ı Kerim'e ve Allahu Teâlâ'ya karşı gelmektir.
Bizim ibadetlerimiz ikiye ayrılır. Biri ameli diğeri itikadıdır.
İbadetin Amelî olan abdest, namaz, oruç, hac, zekat gibi şeylerdir,
İbadetin İtikadı olanı ise Allahu Teâlâ'nın varlığına birliğine ve Amentünün hepsine inancı, imanı tam olup bu amelleri yapmayan "inşallah ilerde ibadet yaparım" diyorsa, buna günahkâr Müslüman derler. Mahşere iman ile gitme ihtimali kuvvetlidir, İmanla giderse cehennemde cezası miktarınca yanar yanar en sonunda cennete gider. Hadîs-i şerifte;
"Bir buğday (küncü, susam, hardal) tanesi kadar imanı olan hiç ameli olmasa da cehennemde yetmiş bin sene (dünyanın ömrü kadar) yanar, yine cennete girer."272 buyuruyor. Dünyanın ömrü yetmiş bin senedir, ibadet her ne kadar noksan olursa olsun, isterse hiç olmasın, hardal tanesi kadar imanla ölse yine cennete girer. Ayete ve hadîse ters iman ederse o imanı kendisini kurtarmaz. Allahu Teâlâ mekandan münezzehtir, bir şeye benzetilmez, İlm-i Ezeliyyesine karışılmaz. Allahu Teâlâ'nın Levh-i Mahfuz'dan ve bütün mükevvenatı yaratmadan evvelki haline İlm-i Ezeliyye denir. Bundan sormak ve cevap vermek iyi değildir, insanı küfre götürür. Meselâ; İlmi Ezeliyye'de haşa "Allahu Teâlâ kâfiri, mü'mini bilmiyor muydu?" gibi soruları sormak sakıncalıdır. Biliyordu dersen Kur'ân-ı Kerim'i inkar olur ki, Hadîs-i şerifte:
"Cennete gitmek iman ve amelle, cehenneme gitmek küfür ve masiyetledir. İrade-i Cüz'iye insanın elindedir. " 273 buyurulmuştur.Ilm-i Ezeliyye'de bilmiyordu dersen Allahu Teâlâ'ya cehl (cahil, bilgisiz) ispat etmiş olursun. Her sormada iki cevapta insanı küfre götürür. Hadîs-i şerifte:
"Ben-i İsrail zamanının insanı gibi sora sora küfre varmayın."274 Bunlara karışan, aksini yapan imansız gider.Sen, İmam-ı Azam'dan daha âlim olamazsın. Imam-ı Azam kendisine sorulan soruların içerisinde on yedi tanesine sükût etmiş, cevap vermemiştir. O da bu gibilerdir. Bir tanesi de "Haccac-ı Zalim iyi adam mı, kötü adam mı?" sorusunu cevapsız bırakmıştır, İyi dese, müslümanlara yaptığı zulüm, işkence çoktu. Kötü dese Kur'ân-ı Kerim'in üstün, esre, şedde, cezim gibi harekelerini koymuş kıyamete kadar yüz milyonlarca kişinin Kur'ân-ı Kerim okumasını kolaylaştırmıştır. Onun için ne iyi ne kötü dememiştir. Bilenler sükût eder.
Hadîs-i şerifte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
"(El câhilu cesurun) Cahiller cesurdur."275 buyuruyor. O cesareti veren cahilliktir.
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 599)
"Ashabımdan, haklarında ileri-geri konuşularak bahsedildiğinde de kendinizi tutun; yıldızlardan bahsedildiğinde yine konuşmayın. Kaderden söz açılınca yine sükûtu tercih edin."
İtikadı olan ise Allahu Teâlâ'ya Peygamberlere, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e, O'nun sevdiklerine, meleklere hasılı inanmaya mecbur olduğumuz herşeye iman eder. En mühimi de imandır. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'de:
"Ey Allah'a iman edenler!" buyuruluyor. Münafıklar her mevzuda mü'minler gibi inanamaz. Kâfir gibi de inkar edemezler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanındaki münafıklar, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sözlerinden bazılarını tutar, yapar. Bazılarını ise benimsemez, yapmazdı. O'nun ve sevdiği ashabının aleyhinde atarlardı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in söylediği sözler kendilerine dokunur, içlerinden O'na karşı hırs, kin besler, O'nun ınedh-i senasına (övülmesine) karşı çıkarlardı. Bu nedenle onların hakkında:
"Onların yaptırdığı cami Mescid-i Dırar'dır. Onun içinde ebedi namaz kılma."276
"Onlar müzebzeb (ikicikli)dîr."277 âyet-i kerimeleri geldi. Onlar ne mü'minle mü'min olup tam inanabilir,ne kâfirle kâfirolup tam inkar edebilir. Şeriattan azanlar dır.Bunlar okumuş âlim hoca olabilirler.
Kâfir, ya büsbütün Allahu Teâlâ'yı
inkar eder, ya şirk koşar; Allahu Teâlâ "ikidir, üçtür, dörttür, beştir" der.
Yahut da Kur'ân-ı Kerim'in hepsini okur, emirlerinin tümünü yapar. Biz Kur'ân-ı
Kerim'in bütününe inanmaya mecburuz. Buna inanır,
yalnız birisine veya bir kaçına inanmaz; bu inanmadığından dolayı
küfre varır, kâfir olur. Ne kadar âlim, hoca, vaaz olursa olsun Kur'ân-ı
Kerim'e, hadîs-i şerife, sünneti Rasulûllah'a ters görüşte
olup, aksini iddia ediyorsa ameli her ne kadar çok olursa olsun o kimse
dinden çıkar, kâfir olur, cehennemliktir. Yine
itikadında zerre kadar bozukluk, terslik olursa o kimse ebediyen cennete
giremez.Ona dinden çıktı derler. "Siz
Allah'a ve Rasulüne itaat edin"278 âyetine göre sünnete uymak kabul 'etmek
mecburiyetindeyiz.
Mezheblerin ayrı ayrı
görüşlerini Kur'ân-ı Kerim'e tersmiş gibi görenler hakkında
Dört mezhebin ayrı ayrı görüşlerini Kur'ân-ı Kerim'e tersmiş gibi görüyorlar. Onların itikad bakımından âyette, hadîste inançları birdir. Allahu Teâlâ'ya, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e, ashabına hasılı inanılacak şeylerin hepsine Şafii, Maliki, Hanbeli, Hanefi mezhebindekiler aynı şekilde inanır, itikad eder. Amel bakımından abdest, namaz, oruç ve benzeri şeylerde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ilk yaptığı veya daha sonra yaptığı, yahud Allahu Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerim'deki âyetlerini, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sözlerini bir mezheb imamı bir şekil, diğer mezheb imamı başka bir şekilde tefsir etmiştir. Hepsi de Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerle delil getirdiği için bu dört mezhebin imamlarının kavilleri doğrudur.
Meselâ; İbrahim (Aleyhis selam) İsmail (Aleyhis selam)'i ömründe bir sefer kurban etti. Allahu Teâlâ İbrahim (Aleyhis selam)'in ömründe İsmail (Aleyhis selam)'in yerine bir sefer koç gönderdi. Onun için imam-ı Şafii mezhebine göre; bir adama ömründe bir sefer kurban kesmek vacip, diğer senelerde vacip değil sünnettir, kesmese de olabilir. Hanefi mezhebine göre Allahu Teâlâ'nın kurban kes emrini verdiği o gün her sene geliyor. O gün her sene gelince kurban kesmek vacip oluyor.279
Yine; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Uhud çenginde kanlı elbiselerini değiştirmedi. Onunla namaz kıldı. Şafiiler bunu delil gösterir, Hanefilerce o seferde (harb zamanında) idi. Diğer vakitlerde kanlı elbiselerle namaz kılmadı. Eti yenen hayvanın kanı yenmez, haramdır. Haram olan şey elbise üzerine veya seccadaye bulaşırsa onunla namaz kılınmaz, insanın ve eti yenmeyen bütün hayvanların etini yemek haramdır. Kanı niçin haram olmasın?
Hadîs-i şerifte; "Yırtıcı hayvanın (et yiyenin) eti yenmez."280 Geviş getiren hayvanın eti yenir, buyuruluyor. Bazı hayvan varki hem et yiyor, hem geviş getiriyor. Hanefilerce et yediği için eti yenmez. Safilere göre geviş getirdiği için eti yenir. Dört mezhebin görüş ayrılıkları Kur'ân-ı Kerim'e ve hadîs-i şerîfe ters değildir, hepside doğrudur. Fakat zındıkların sözleri doğrudan Kur'ân-ı Kerim'e terstir. Hariciler ve diğer beşinci mezheb dediğimiz yetmiş iki fırka-i dâlle bunların her birinin Kur'ân-ı Kerim'e ters ve yanlış olan görüşleri vardır. Onların mezhebleri batıl, kendileri harici olup dinden çıkıyorlar.
Ömer Nasuhi Bilmen'in Kur'ân-ı
Kerim tefsiri cild 3, sayfa 1312'de; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi
vesellem)'in yanına ashabından birisi gelip:
Yâ Rasûlullah! Babam öldü, gömleğini ver, ona
giydireyim, deyince Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) gömleğini
verdi. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu):
Yâ Rasûlullah! O münafıktı, ona gömleğini niçin
verdin?
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi
vesellem):Benim gömleğim onu azaptan kurtarmaz.
Umulur ki, münafıklar bundan bir ibret alır. Allahu Teâlâ kalblerine
ilham eder, tevbekâr ve hakiki ashâb olurlar, buyurdu.
Demek istiyor ki, ben bunlara bu kadar yardım edeyim Allahu Teâlâ'da kalblerine ilham etsin. Hakiki ümmet Müslüman olsunlar. Bu olay üzerine bin münafık Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in yanına geldiler, yeniden elinden tutarak biat ettiler. Hakiki ümmet oldular, diye yazıyor.
"Allah'a ve Rasûl'üne itaat edin."281 âyetine göre Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sevdiklerini sevmeye, sevmediklerini sevmemeye mecburuz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e, Cihar-ı yârlara, ailesinden herhangi birisine hakaret (buğz) etmek Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e itaat sayılmaz
Yukarıdaki âyete terstir. Ne yazık ki, bu zamanda bunlar vardır. Biz sakal bırakmıyoruz, tarikata da girmedik. Biz, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in bu hadîslerine, bu sözlerine göre Müslüman değil miyiz? diyenlere deriz ki:
Türkiye'de sünnetlerin bazıları gelenek, görenek, örf, adet veya alışkanlık olarak haliyle yapılıyor. Yukarıdaki Ayet-i Kerim'e Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e tam itaat etmeyip muhalefet edenleri kastediyor. Meselâ; Ağıza, buruna su vermek, bıyık kesme, farz namazlardan önce veya sonra kılınan ve namaz kılarken uyguladığımız sünnetler ki her ibadetin sünnet olan tarafı var. Nikah kıyılırken uygulanan sünnetler ve bu gibi sünnet-i Rasûlullah olanların bazılarını her Müslüman ne kadar sünnet yapmıyorsa da bilerek veya bilmeyerek bunları muhakkak yapıyor. Onun için Türkiye'deki Müslümanlar sünneti az da olsa yapıyorlar. "Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)'a itaat edin." Ayet-i Kerimesinin hükmü yerini buluyor. Dünya yüzünde bir çok yerlerde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sünnetleri tamamen kalkmış, terk edilmiştir.
Şefaat ne şekilde Ahirette nerede olacaktır ?
Ahirette şefaat iki çeşittir:
Cehenneme girmeden mahşer yerinde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ümmetine şefaat eder. Bu şefaat, sünneti ile amel edenler içindir. Yüz milyonlarca günahkâr cehennemi hak etmişken şefaatle kurtarıp cennete götürüyor.282
Bütün ümmetlerin hepsi dahildir. Yüz milyonlarca günahı kebâir işleyenler cehennemde yanar yanar, en çok yanan dünyanın ömrü kadar yanar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in şefaati ile kurtulur.283
Bir kimse âlim dahi olsa imanını kurtaramaz ise o kimseye Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve hiç bir kimse şefaat edemez, insanların dünyaya gelmesi bir rivayette yedi bin sene, bir rivayete göre on bin sene, dünyanın ömrü ise yetmiş bin senedir. Dünyanın ömrü kadar yanınca yetmiş bin sene yanıyor. Yine kendinde bir buğday tanesi kadar iman olup hiç ameli olmayan bütün ümmetlerin hepsi, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in şefaati ile kurtuluyor. Bu iki hadîs-i şerifi birbirine karıştıran âlimlerin birbirlerine zıt iddialarda bulunduğunu söylediler. Hadîs-i şeriflerde söylenen şefaatler ayrı ayrıdır, esası da budur.
Hocanın birisi "Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in günah-ı kebairlerde içinde dahil bütün ümmetlerin hardal tanesi kadar imanı olanların hepsini kurtarıp cennete götürecek, kimse cehenneme girmeyecek."284 diyor. Diğer hoca: "Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) bir tek kendi ümmetinden sünnetini yapanları kurtaracak. Diğerleri şefaatten mahrum kalırlar." diyor.
Her ikisinin hakkında da hadîs-i şerifler vardır.
"Benim şefaatim günahı kebair işleyenleredir. "285
"Benim şefaatim ehl-i beytimi sevenleredir"286
"Benim şefaatim her müslümanadır."287
Sünnetimi yapanlar hiç cehenneme girmeden, şefaatle kurtulur. Günahı kebair işleyenler cehennemde cezası miktarınca yanar. En son peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in şefaati ile kurtulur. Yine;
"Günahı kebair işlemiş, sonunda hakkı ile tevbe etmişse o da cehenneme girmeden kurtulur. Günahı da sevaba çevrilir."288
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarih, Cild 11, Hadîs No: 1786)
"Enes ibn-i Mâlik (radiyallâhu anhu)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur:
Bir kere (ashâb dan) üç kişi Nebî (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in (bunların bilemedikleri gizli) ibadetini sormak (ve öğrenmek) üzere Peygamber'in kadınlarının evlerine gelmişlerdi. Bunlara Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ibadeti(nin kemmiyet (nicelik, sayı) ve keyfiyyeti (nitelik, bir şeyin iyi veya kötü olması hali) haber verilince güya azınsıyarak (bir ağızdan):
Biz nerede Rasûlullah nerede? Muhakkak ki Allah, Peygamber'inin geçmiş
olan ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunan
bütün günahlarını mağfiret etmiştir,dediler.
(Sonra da şöyle ahdettiler)
İçlerinden birisi:
Ben geceleri daima namaz kılacağım, dedi. Öbürüsü de:Ben de her zaman (her gün) oruç tutacağım, dedi. (Üçüncü) birisi:- Ben de kadınlardan ayrı yaşıyacağım, hiç evlenmeyeceğim, dedi. Onlarbu söz üzerinde iken Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) bunların yanlarına gelerek : - Siz, şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz değil mi? Fakat şunu iyi biliniz ve iyi düşününüz ki: Ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve korunanınız bulunuyorum. Bununla beraber ben (kâh) oruç tutarım, (bazı günlerde) tutmam.(Gecenin bir kısmında) namaz kılarım. (Bir kısmında da) uyurum. Kadınlarla da evlenirim. (İşte benim sünnetim budur.) Her kim benim bu yolum (da gitmez de on)dan yüz çevirirse, benden değildir, buyurdu.
Türkiye'den hacı olarak Arabistan’a giden bir kardeşimiz geri dönüşünde yaşadığı bir olayı şöyle anlattı:
- Suudi Arabistan'da oranın yerlisi olup Türkiye'yi ve Türkçe'yi çok iyi bilen bir hacı Arab âlim vaazında:
- Ey Türk hacıları! Ey Türk Milleti! Sizlere müjdeler olsun ki, Allahu Teâlâ yarın mahşerde kulun farz namazlardaki borcu olursa o borçlarını nafilelerle tamamlayacak.289 Siz, hem nafileyi hem sünnetleri kılıyorsunuz. Allahu Teâlâ sizden namaz borcunu sormayacak. Ama biz kılmıyoruz, bizden soracak!" dedi.
Bir çocuk sünnet olmazsa, ona hiç kimse Müslüman gözü ile bakmaz. Sünnet olma sünneti de yoksa "Allah ve Rasûl'üne itaat edin" âyeti mucibi nerede kalır. Ne kadar cahil olursa olsun, bu adam bilmediği için yapamıyor diye kimse onu haklı görmez.
Çocuk sünnet ettirme sünnetini yapmamak, ne kadar cahil olsa da kullar yanında ne kadar kötü oluyor. Kendi âlim olduğu için sünnetleri uygulayarak halka göstermesi gerektiği halde sünnetlerden bir çoklarını kasıtlı (bilerek, mazuriyetsiz) yapmazsa Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yanındaki kıymetinin ne derece olacağını düşün. "İlmi ile amel etmeyen âlim kitap yüklü eşek gibidir."290
Allahu Teâlâ'ya itaat, farzlarını yapmak; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e itaat, sünnetlerini yapmaktır. Sünnet olma sünnetini yapmayınca Müslümanlar, o kimsenin Müslüman olduğuna inanmıyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in diğer sünnetlerine kıymet vermek, gösterdiği mucizelerine, Mi'rac'ına inanmak Kur'ân-ı Kerimle bir bütündür. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i övün, "O'na tâbi olun." "O'na melekler salavat getirir, sizde getirin."291 gibi âyetleri okur, aksini iddia edersen Kur'ân-ı Kerim'e tam inanmış sayılmazsın. Hepsine tam inanmayınca da Allahu Teâlâ'ya ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e itaat etmiş sayılmazsın; bu da Kur'ân-ı Kerim'e ters düşer, küfre varır.
Ayine-i ilâhi didarı Evliyadır,
Bu aynaya gel bak camu cihan numadır.
Baktıkça afitaba sofu gözün kamaşır,
Aksini Ay'a salsa bakmak ona revadır
Bir Mürşid-i Kâmil'e teslimi canı
dil kil,
Zira ki mazharı Hakk hem sırrı Evliyadır.
Dünyada görmeyenler göremezler âhirette,
Aç gözünü ona bak bu kavli Mustafa'dır.
Benden sana nasihat sen senliğini terket.
Varlık ona yaraşır ez gayri Hakk fenadır.
Nizamoğlu'nun aşktır murad-ı Hakk'tan,
Aşk olmayan ameller bil cümle masivadır.
Seyyid NlZAMOĞLU
(Sûre-i Nisa, Ayet 142)
"Şüphesiz münafıklar Allahu Teâlâ'yı kandırmaya çalışıyorlar. Halbuki Allahu Teâlâ onların hilelerini başlarına geçirecektir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da pek az zikrederler."
Demek ki zikrullahı az edenler münafıktır. Hakiki mü'minlere gelince; "Ey iman edenler! Allah'ı Çok zikredin."292 buyuruyor. Bundan da anlaşılıyor ki, münafıklar Allahu Teâlâ'yı çok zikredemez. "Bizde zikrediyoruz." derler, yalnız az zikrederler .Çok zikredene de kızarlar.
(Sûre-i Nisa, Ayet 143)
"Münafıklar müzebzeb arada kalmış ne mü'minlerle tam inanıp mü'min olabilir. Ne kâfirlerle beraber inkar edip kâfir olabilirler. İkisinin arasında ikicikli müzebzebtir.
Münafıkları Allahu Teâlâ şaşırtır. Al1ahu Teâlâ bu âyet-i kerime'de münafıklar için; onlar müzebzeb (ikiciklidir), arada kalmışlardır. Sizler Allahu Teâlâ'ya tam inanıyorsanız, neden yukarıdaki âyetlerin hükmüne ve Allahu Teâlâ'ya tam inanamıyorsunuz? Tam inansanız bu âyetlere de inanırsınız.
Cehennem bir ejderhadır. Ancak Allahu Teâlâ'yı çok zikredenlerden korkar. Yarın mahşerde zebaniler cehenneme münafıkları götürürken, münafıklar: "Yâ Rabb'i! Bunların tuttuğu orucu, kıldığı namazı, gittiği haccı, İslâmi vecibelerin hepsini bizde yaptık. Onları cehenneme götürmüyorlar, bizi götürüyoryorlar." diye feryad ederler. Allahu Teâlâ: "Bırakın onları!" buyurur, bırakırlar. Allahu Teâlâ mahşer halkına: "İçinizde gönüllü olarak cehenneme gitmek isteyen var mı?" diye nida eder. Hiç kimse biz gireriz demez. Yalnız Allahu Teâlâ'nın ismini dünyada iken çok zikreden dervişler: "Ya Rabb'i! Biz, dünyada senin gösterdiğin yoldan ayrılmadık. Cehenneme girmek bize bir emir ise gönüllü gireceğiz." derler. Allahu Teâlâ: "Bunları götürüp cehenneme atın." buyuracak. Bunlar elele tutar, zikrullah ederek cehenneme doğru yürürler. Yaptıkları zikrullahın nuru önlerinde ve yanlarında gider.
(Sûre-i Hadid, Ayet 12)
"Mü'min erkeklerle mü'min kadınları önlerinden ve sağlarından nurları koşarken gördüğün günde (onlara), ''Bugün müjdeniz zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." denilir. İşte büyük kurtuluş budur."
Mû'minlerin nuru ve dünyada iken Allahu Teâlâ korkusundan ağlayarak akıttıkları göz yaşı önlerinde gidecek.
Ağlamanın Allah korkusundan olduğu zamanki fazileti hakkında bilgiler
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4587)
"Allah korkusundan yaşla dolan bir göze, Allahu Teâlâ cesedin diğer kısımlarını da ateşe haram eder. Oradan yanaklarına bir damla akarsa o yüz siyahlanmaz, zillette görmez. Bir ümmet içinde bir adam Allahu Teâlâ korkusundan ağlarsa, onun sayesinde hepsi esirgenir. Her şeyin bir miktarı ve mizanı vardır. Göz damlası böyle değil! Onunla ateş denizleri söndürülür."
Namaz; Namaz kılan, kibir, uçup
ve riyasız bir mü'minin kıldığı namaz gibi tam kılabiliyorsa, o namaz
ancak kılanı kurtarır. Oruç, hac, zekatta öyledir.
Bu ibadetleri tam yapamayan Allahu Teâlâ yanında yine mes'uldür. Ama
Allahu Teâlâ korkusundan yaşla dolan bir göze
Allahu Teâlâ cesedin diğer kısımlarını da
ateşe haram ediyor. Allahu Teâlâ'nın
korkusundan bir damla yanağına düşen gözyaşı o yüzü ebedi siyahlandırmıyor.
Zillet görmüyor, Allahu Teâlâ yanında o kimse mes'ulde olmuyor. Bunların
hepsinden daha da mühimi bir ümmet içinde bir adam Allahu Teâlâ korkusundan
ağlarsa onun sayesinde hepsi esirgeniyor. Bir ümmet içinde bir kişi Allahu
Teâlâ korkusundan ağlarsa, Allahu Teâlâ'ya o kimse tam sevilir. Çünkü
Allahu Teâlâ korkusundan gözünden yaş gelip ağlamanın
Allahu Teâlâ yanında derecesi, diğerlerinin hiç birisi ile kıyas
edilmez. Her ibadetin bir miktarı, ölçüsü vardır. Şu kadar sevap olur, şu kadar
Allahu Teâlâ'ya kendini sevdirir der. Ama gözden akan yaş
damlası öyle değildir.
Onunla ateş denizleri söndürülür.
Bir ümmette, (bir muhitte) bir adam
Allahu Teâlâ korkusundan ağlayabilirse gözlerinden
yaş gelirse, onun sayesinde onu seven, sayan, onu büyük bilen, ondan
manevi yardım bekleyenlerin hepsini Allahu
Teâlâ esirger. Şunu esirger, şunu esirgemez
demiyor. Göz damlası ile ateş denizleri
söndürülür, şu dünyada denizler ateş olsa,
bu ateş denizlerini söndürecek hiç bir şey yoktur. Dervişte bu gözyaşı
vardır. Seher vaktinde kalkar, teheccüd namazı
kılar. Namazda. Allahu Teâlâ korkusundan akan gözyaşı abdesti bozmaz.
Diğer gözyaşları
abdesti bozar. Tesbihini eline alır, dersini
çeker, istiğfar-ı şerîf getirir, gözlerinden yaş
akar. Bunun hâlini Allahu Teâlâ'dan başkası
bilmez. Yunus (Aleyhis selâm)'un kavmi de aynıdır.
İnsan, çocuk, büyük-küçük, kadın-erkek, hayvan nasıl dua edeceklerini
bilmiyorlar. Bir tek Allahu Teâlâ'ya karşı
gözlerinden yaş gelip ağladılar. Kendileri kâfir olup ömürleri bitmişti. Allahu
Teâlâ belâ vermişti. O ağlamaları, o gözyaşı belâyı kaldırdı, Ömürleri uzadı,
Allahu Teâlâ'nın gadabı gidip, rahmeti geldi. Bu dünyada kendi
kendilerine şefaat edip, kendi kendilerini
cehennemden kurtardılar.293
Bunun
sebebi de ağlama ve gözyaşıdır.
Seherde gözyaşı döken dervişleri beğenme! Abdest, namaz, oruç, hac, zekatla çalış. Onlarda kibir, uçup, riya vardır. Riyasız olursa ne alâ, riya ile olursa hepsi boşa gider. Gözyaşında riya yoktur.
"Allahu Teâlâ bid'at ehlinin abdestini, namazını, orucunu, haccını, zekatını, umresini, büyük-küçük sarfiyatını, cihadını kabul etmez. Hatta İslâmlıktan deriden kılın ayrıldığı gibi çıkar."294
Gece seher vaktinde gözyaşı Allahu Teâlâ ile kul arasında gizli, bunlar aşikârdır. Bunların hepsinin bir ölçüsü var, gözyaşının ölçüsü yoktur, şu kadar milyon ton petrol ithalat veya ihracaat edeceğiz denir. Miktarı bellidir. Ama okyanus denizlerinin hepsi petrol, işte miktarı, mizanı, ölçüsü belirsizdir. Gözyaşının damlası okyanus denizlerinin tümü gibidir. Allahu Teâlâ korkusundan bir damla gözyaşı döke bilen âhirette o kavme şefaat eder. O kavmi kurtarır.
Yeryüzünde aslan hiç bir mahluktan korkmaz. Bir tek tavşanın bağırmasından korkar. Evvelce aslan besicileri yanlarında tavşanda beslerlerdi. Aslan kızıp kükreyip bağırdığı zaman onu hiç bir şekilde durduramazlardı. Tavşanı karşısına getirip sıkarlar Öylece onu bağırttırınca aslan yere yatar, titremeye, saklanacak yer aramaya başlardı. Allahu Teâlâ onu böyle yaratmıştır. Allahu Teâlâ'yı çok zikreden, herkesin hakir, hor görüp, hiç kimsenin kıymete almadığı derviş tavşan; cehennem de aslan gibidir. Cehennem bir tek o dervişin nurundan ve gözyaşından korkar. Başka hiç bir şeyden korkmaz.
Cehennem: "Bunların nuru ve gözyaşları beni yakıyor." diye feryad eder. Bunları cehennemden içeri atamazlar. Allahu Teâlâ: - 'Onları çevirin!" buyurur. Onları getirirler. Bu sefer Allahu Teâlâ münafıklara: - İşte gördünüz, cehenneme layık olmayan giremiyor. Siz de aynısını yapın!" Bunlar elele tutarlar zikrullah ederek cehenneme doğru yürürler. Cehennem çağırır:
- Gelsin onlar! Çünkü onlarda nur ve gözyaşı yok." der. O nur ve göz yaşının bu dünyada iken olması lazımdı. Onlarda dünyada iken olmayınca, onları cehennem içine alır ve ebedi yakar.
(Sûre-i Nisa, Ayet 145)
"Şüphe yük ki, münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın."
(İmam-i Şa'rani, «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadîs No: 488, s.298)
"Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): ''Dünyada Allah'ın kulları ile alay edenler (yok mu) onlara kıyamet gününde cennetin kapıları açılarak kendilerine: - Buyurunuz, cennete giriniz." denilir. Onlar gelince tekrar kapı kapatılır. Sonra ikinci defa tekrar açılır ve onlara: - Cennete giriniz." denilir. Onlar gelince tekrar kapı kapatılır. Üçüncü olarak onlara açılır ve davet olunur. Fakat onlar gelmezler. Yüce ve münezzeh olan Allah onlara: - Kullarımla istihza (alay) eden sizlerdiniz. Sizler insanların en son hesabı görülenlerisiniz." buyurur. Onlar da terin içinde boğuluncaya kadar sıcakta dikilir, dururlar.
Nihayet:- Ey Rabbimiz, ateşe dahi olsa bizi bu bekleme yerinden al götür, diye nidâ ederler. Halbuki onlar cehennemde ne olduğunu biliyorlar. Fakat onlar mahşer yerindeki kendilerinde olan azaptan cehenneme girilmesini kendilerine daha hafif görürler," buyurmuştur.
Ayet-i kerime'de; "Çok zikredin" diye emredince çok zikretmek farz oluyor. Ayet-i kerime'de; "Namaz kılın."295 buyurdu namaz farz oldu da "Ey iman edenler! Allahu Teâlâ'yı çok zikredin," 296 buyurunca çok zikretmek farz olmadı mı? Biz de Allahu Teâlâ'yi zikrediyoruz.
"Namaz da zikirdir" diyeceksiniz. Evet namaz zikirdir ama zikrullah değildir. Allahu Teâlâ doğrudan "Allah'ı zikredin." buyuruyor. Zikrullah diye geçen âyet ve hadîsler sadece "Allah, Lâ ilahe illallah" ve Allahu Teâlâ'nın esmaları ile Allahu Teâlâ'yı zikretmektir. Bu da halâka-i zikir (zikrullah halkası)dır. Toplu veya tek olarak Allahu Teâlâ'yı zikretmektir. Zikir kelimesinin sonunda "Ullah" denildiğinde zikrullahı, Allahu Teâlâ'nın ismini zikretmeyi kastediyor. Sadece zikir dersen namaz kılmayı, Kur'ân-i Kerim okumayı, mevlid okumayı-okutmayı, tevhid çekmeyi, toplanıp "Allah, Lâ ilahe illallah" diye zikir etmeyi hepsini içine alıyor.
Namaz zikirdir diyorsunuz. Eğer sizin dediğiniz gibi olsa yine yanlış. Allahu Teâlâ âyette çok zikretmemizi emrediyor. Beş vakit namaz çok değildir: Geceli-gündüzlü nafile namaz kılmamız lazım. Allahu Teâlâ "Çok zikredin" buyurunca gece-gündüz Allahu Teâlâ'nın zikrine dilimizi alıştırıp, sayılamayacak kadar çok zikretmemiz lazım az zikir insanı münafıklıktan kurtarmıyor, çok zikir münafıklıktan kurtarıyor. Münafıklar hakkında da; "Onlar müzebzeb (ikiciklidir)."297 âyeti ile halis müslümanlara; "Ey Allah'a iman edenler! Allah'ı çok zikredin." âyetini karşılaştırırsan mü'minlerin alâmeti Allahu Teâlâ'yı çok zikretmektir. Münafıkların alâmeti az zikretmektir. "Mevlid okuma-okutma bid'attır."diye mevlidi; "camide salâvat-ı şerife getirilmez, bid'attır." der yasaklarsanız, sadece Kur'ân okumanız kalıyor.
"Zikrullah etmeyin" diyen insanların misali: Askerlere atış, harb eğitimi yaptırarak öğretip; "Cephede düşmanla karşılaşınca silah sıkmak yasaktır." veya "'Silah sıkmayın" diyen adam gibidir. Kur'ân-ı Kerim'in içindeki zikir, zikrullah, "Allah ve Rasûl'üne itaat edin." âyetlerini ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem), Cihar-ı yar, ashâb-ı suffa ve ashabı övme, musafaha, salâvat-ı şerife hakkındaki âyetleri okuyorsunuz. Halka vaaz ve nasihat ederken de bunlara karşı çıkıp "bunlar bid'atır" diye söylüyorsunuz. Bunların hepsi "Rasûllah'a itaat edin" âyetinin içine girmiyor mu? Bunların birisine muhalefet Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e itaatsizlik sayılmaz mı? Böyle yapanlar aynı silah sıkmayı öğretip, düşmanla karşılaşınca yasaklayan gibidir. Allahu Teâlâ: "Kur'ân'da okudun, öğrendin. Niçin yapmadın, yapanlara engel oldun?" diye sormaz mı?
Zikrullaha "namaz" diyenler gibi namaz manasına tefsir edilse bile Allahu Teâlâ'yı çok zikretmeliyiz. Beş vakit namaz çok zikretmek değildir. İşrak, kuşluk, evvabin ve teheceüd gibi nafilelerle çok namaz kılmamız lazım. Zikir hepsini içine alıyor, bunların bir kısmını yasaklarsanız, bu müzebzeb (ikicilik) manasına gelmiyor mu? Salâvat-ı şerife, musafaha, mevlid- okuma-okutma sevap mı, günah mı? Bunlar zikir anlamında olunca bunları yasaklayıp, azaltan da (Allahu Teâlâ esirgesin, ayıktırsın. Amin.) müzebzebe giriyor. Çünkü Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında O'nun arkasında namaz kılıyor, Kur'ân okuyorlardı. Bu gibi şeylere karşı çıkıp beğenmeyip, sevmeyip, istemeyip, buğz ederken sonunda yapanlara karşı husumet, kin taşıyıp; "Onların kalblerinde maraz vardır. Allah'ta onların kalblerindeki marazı arttırır."298 buyurduğu olur. İşte evvelce mü'mindi, derken derken münafık oldu. Münafık, fâsık sonradan olmadır. Münafıklıktan kurtulmanın çaresi zikrullah etmektir. Münafık olmak çok zikredene karşı çıkmaktır.299 Namaz, zikrullah, Allahu Teâlâ'yı zikretmek, mevlid okuma-okutmak, musafaha etmek, salâvat-ı şerife getirmek hepsi zikirdir.
Bunun içinde hangisinin yapılmasında bir mahzur varsa açıklayınız. Yoksa Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hz.'den kork, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'den utan. Alim, hoca, öğretici olarak herkesin önünde siz yapın, gösterin, millet de yapsın. Yani caizdir, okuyun yapın demekle olmaz. Caizse; iyi ise, okuması lazımsa siz neden yapıp göstermiyorsunuz, katılmıyorsunuz? Bunları tam beğenip, benimsesen yapamaz mısın? Ayete itiraz en azından âyetle, hadîse itiraz âyetle veya hadîsle olmalıdır. Temsilde hata olmaz. Ayet anayasa kanunu, hadîs normal kanun gibidir. Ayetsiz hadîssiz konuşmada kanuna ters konuşmak gibidir. O kanunu ilâhi şaşmaz, mahşerde ünvan tanımaz. Dünya yüzünde gezip, yürüyüp, eğlenmeyi değil; toprağın altına girip cevap vermeyi düşünmeliyiz.
Çok beğenip kabul ettiği bir şeyi yapma imkanı elinde varken neden yapmazsın? Bunları ben soruyorum. Topum, tüfeğim, zaptiyem, askerim, polisim yok, zebanim, cehennemim, azabım yok. Ben de aciz bir kulum. Bu saydıklarımın hepsi Allahu Teâlâ da var. Allahu Teâlâ yarın mahşerde bizzat kendisi soracak. Bana burada cevap vermeye cesaret edemiyorsan orada sorulan sorulara nasıl cevap vereceksin? Maksadım onları kötülemek değil, ikaz etmek ve ayıktırmaktır. Ben bunları söylemesem de gizli kalsa yarın Allahu Teâlâ "Bunları bildiğin halde niçin söylemedin." diye beni mes’ul tutmaz mı? cezalandırmaz mı?
- Bir âlim bildiğini saklarsa, söylemezse yarın mahşerde ağzına ateşten gem vurulur. Zebaniler teşhir eder."300 diye Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyuruyor. Benden söylemek, sizden yapmaktır. Allahu Teâlâ affı, mağfiretini, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şefaatini, mü'minlerden duayı kabir ehlinden ve sağ olan büyük velilerden şefaat, himmet ve yardımını Allahu Teâlâ kesmesin. (Amin.)
Her şefaat Allahu Teâlâ'nın izniyle, verdiği selâhiyetle olunca, her şefaat yine Allahu Teâlâ'dandır. Kuldan değildir. Kul vesiledir. Kur'ân-ı Kerim'de: Hızır (Aleyhis selâm)'ın Musa (Aleyhis selâm)'ya ilim öğrettiğimi buyurulmuştur. Musa (Aleyhis selâm) çok büyük (ulul azim) Peygamber, Hızır (Aleyhis selâm) O'na göre çok küçük ama-Allahu Teâlâ, Musa (Aleyhis selâm)'nın ilm-i Ledün'ü öğrenmesi için Hızır (Aleyhis selâm)'ı vesilesi kıldı.302
Allahu Teâlâ dilerse; bir kula Mevhibe-i ilâhiye olarak sebepsiz; dilerse bir kulu vesile eder, onun eliyle ilim verir. Allahu Teâlâ'nın Mevhibe-i İlâhiye olarak ilim verdiği pek azdır. Ama bir kulu vesile edip, ilim verdiği gayet çoktur. Bu vesile olan kullar, hakiki Şeyhler ve âlimlerdir.Toprağı sürüp, ekip, biçtikten sonra mahsul kaldırmak topraktan istemek değildir. Vesiledir, veren AIIahu Teâlâ'dır. Zahirde vesileye, bir sebebe bağlanmıştır. Asıl yapan, veren, vermeyen, alan hepsi O'dur.
Cümle eşya Halık'ındır abd ile işlenir, Hakk kulundan intikamın yine kul ile alır,Emr-i Bari olmayınca sanma bir çöp deprenir. Ledünnü bilmeyen anı kul etti sanır.
Güneşi doğduran, yağmuru yağdıran, rüzgarı estiren, insana tarlayı ekip-biçme, kullanma, sıhhatini, aklını veren hep Allahu Teâlâ'dır. Hayvan çok güçlü olduğu halde düşünemez, yapamaz. Allahu Teâlâ el-ayak, akıl-fikir nimetleri veya bunlardan bir tanesini vermeseydi kul da yapamazdı. Allahu Teâlâ'nın âyet-i kerime'de: "Herşey için sebep vardır."303 buyurduğu olur. Kulun saydığımız sebeplerle çalışması Allahu Teâlâ'dan istemektir. O sebeple verir.
(Ihyâu 'Ulûmi'd-dîn, c.3, Hadîs No: 24, 8.46)
"Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
- Yalnız Allah'a kulluk edenler müsabakayı kazanmışlardır." buyuruyor. Ashab: - Kimlerdir onlar yâ Rasûlullah?"dediler.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):- Yalnız Allahu Teâlâ'yı zikir ile meşgul olup başka şeylerle uğraşmayanlardır. Zikir onlardan kusurlarını ve günah ağırlıklarını kaldırdı, kıyamete hafif yani günahsız olarak gelirler, (ilâ âhir)."
Günahların af olunması hakkında bilgiler
"Bir İnsanın günahı affoldu" derler, bir çok hadîs-i şeriflerde de böyle söyler. Bu sözün esas manası böyle değildir. Halka anlatmak için Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) öyle söylüyor. Günah affolmaz. Günahın zararını telafi edecek kadar sevap yazılır demektir. Yoksa günahlar affolsa sevap ne ile tartılacak. Bir bankaya yüz milyon lira borcun olsa, öbür bankaya yüz elli milyon lira yatırsan ben bankanın borcunu ödedim dersin. Halbuki ödediğin yok, borçtan fazlası diğer bankada olunca haliyle o borcu ödeme gücün var demektir. Allahu Teâlâ günahtan fazla sevap yazınca o günah affedilmiş oluyor. Kulun günahı kıyamet günü gözünün önüne dökülür, Allahu Teâlâ'nın affı da olunca Allahu Teâlâ'nın affının büyüklüğü, kulun acizliği meydana çıkar. Altı Parmak Kitabında şöyle yazıyor:
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) elindeki hurma salkımından tam yiyeceği zaman bir dilenci gelip
- Allah için bunu bana ver." dedi.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) elindeki hurma salkımını ona verdi. Dört Cihar-ı yâr'ın her biri birer sefer Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e vermek üzere o dilenciden aynı o hurma salkımını satın alıp Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e hediye ettiler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hurma salkımını her eline alışında dilenci:
- Bunu bana sadaka et." dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yine sadaka etti. Dördüncü defa istediğinde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):- Sen dilenci misin, tüccar mısın? buyurdu ve vermedi.Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) Mi'rac'da Allahu Teâlâ'dan ümmetinin affı için yetmiş sefer ricada bulundu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ümmetinin affı için Allahu Teâlâ'ya her yalvarmasında Allahu Teâlâ ümmetin günahının bir bölümünü affetti.
Yetmişincide Allahu Teâlâ:- Yâ Muhamnıed! Bir dilenci dört sefer üst üste gelip aynı hurma salkımını ''Bana Allah için sadaka et." deyince üç sefer sadaka ettin, dördüncüye vermeyip "Sen dilencimisin, tüccar mısın?"dedin, onu boş çevirdin. Sen ümmetinin affı için yetmiş sefer müracaatta bulundun. Her seferinde günahlarından indirim yaptım. Ve sana dilenci misin, tüccar mısın? demedim." buyurdu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):-Sen Allah'sın, her şeyin yaratıcısısın, noksan sıfatlardan menezzehsin. Ben ise aciz bir kulum. Ben seninle nasıl ölçüşebilirim. Tabi ki benim üç seferverip dördüncüye vermediğim normaldir. Senden yetmiş sefer istemem ve yetmiş sefer bağışlaman senin şanına azdır. Yâ Rabb'i! Sen: -" İsteyin vericiyim."304 "Sizi affederim- Ben kuluma anne ve babasından merhametliyim"305 buyuruyorsun. "Her Peygamberin makbul olan bir duası var. Her Peygamber o duasını dünyada yaptı. Ben âhirette ümmetime şefaat için sakladım."306 Sen bunları biliyorsun. Ben yine de ümmetimin affını istiyorum, ilk defa benim ümmetim affolmazsa başka hiçbir istediğim yok." buyurdu.
Allahu Teâlâ:-Yâ Muhammed! Burada sen yalvardın, ben de affedersem ümmetin günahsız mahşere gelecek. Ne senin yalvarman, günahlarının affı için say ettiğin, bana ricada bulunduğun meydana çıkacak, ne de benîm senin ümmetini affettiğim meydana çıkacak. Bu en son affı mahşere tehirliyorum. Ümmetin ve diğer ümmetler, Peygamberlere müracaat edip, onlar affettiremeyiz, diyecekler. En son sana gelecekler. Sen bana yalvaracaksın, ben kabul edeceğim. 307
Ümmetinin bazısı cehenneme girmiş yanmış yanmış her şeyden ümidini kesmiş, bazısı cehenneme girmeden ümmetini ve diğer ümmetleri sana bağışlayacağım. Senin, bütün ümmetler için bana yalvarman, benim affetmem meydana çıksın. Herkes gözü ile görsün." buyurdu.
Allahu Teâlâ bunun için mahşere tehirliyor. Hızır (Aleyhis selâm), Musa (Aleyhis selâm)'a İlm-i Ledün'u öğretirken gemide gidiyorlar. Bir martı kuşu denize kondu, kafasını suya batırdı, çıkardı. Hızır (Aleyhis selâm), Musa (Aleyhis selâm)'a:
- Seninle benim ilmim, Allahu Teâlâ'nın ilminin yanında şu kuşun gagasına (burnuna) bulaşan su gibidir."308 buyurdu
|
KONU BAŞLIKLARI (EHLİ SÜNNET GÖÜŞÜNDE BİRLEŞELİM) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |