Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu)'in çok evlenmesinin hikmetini soranlara;
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu) için:
"Bunun göbeği hangi kızın göbeğine değerse cennetliktir."482 buyurdu. Onun için herkes Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu)'a kızlarını vermek istedi, ilk defa reddetti. Sonra çok ricada bulundular; "al sonra boşa" dediler. Hem kızlar, hem de kızların velileri Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu)'a yalvararak, kızlarını verdiler.Bu kızların sayısı yetmiş idi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in bir hadîsi üzerine bu oldu. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) hutbeye çıktı:
- Benim oğluma kız vermeyin, alıyor, boşuyor." buyurdu. Kızların sahipleri
- Biz, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e hem akraba olmak hem de bu cennetlik olacak hadîsine göre isteyerek, severek veriyoruz. Biz memnunuz, sen karşı çıkma." dediler.
Bunu günümüzde uygulayan milletler olduğunu söylediler. Buna ne dersin? sorusuna deriz ki:
Hz.Hasan (Radiyallâhu anhu) dünyaya bir tane geldi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in buyurduğu hadiste yalnızca O'na aittir. Zamanımızda bu hâdise nisbeten bazı insanların benzerini yaptıkları yanlıştır. Bu hadîs-i şerîf kesinlikle Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu)'a aittir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in torunu ve akrabalarının Allâhu Teâlâ yanında ne kadar sevgili oldukları meydana çıkıyor.
Hadîs-i şerifte:
"Her haseb, neseb kaybolur." benim hasebim, nesebim, sihrim kaybolmaz"483; Fatıma'dan benim zürriyetim;484 kız verip, kız aldığım bunların zürriyeti; Benim yolumu hakkıyla takip eden benim manevi evladım;
Benim sünnetimi, yolumu, izimi hakkıyla takip eden takva ehli bunlar kıyamete kadar devam eder." buyuruyor.
Salâvat-ı Şerife de:(Allahümme salli âlâ Muhammed ve âlâ ali Muhammed)
Allah'ım Muhanımed'in üzerine salat-ı selam eyle. O'nun, âlînin (ailesi ve evlatlarının) üzerine salât-ı selam eyle"485
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e Ashâb:Senin âlin kimdir ya Rasûlullah? diye sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):Takva olanın hepsi benim evladımdır,486 buyurdu.
Hadîs-i şerîf:
- Halkın hepsi Allah'ın ayalidir
(aile ve çocukları gibidir). Onların
içinde en hayırlısı, Allâhu Teâlâ'ya
en sevileni, o ayallerine, mü'minlere en menfaatli olanıdır."487
Menfaatinde en büyüğü manevi ilmi öğretmek onu yaymaktır.
Hadîs-i şerîf:
"Sadaka-i cariyenin en büyüğü
zikrullah etmek ve Allah'ı çok zikreden bir evlat yetiştirmek"488
o yetiştirdiği
evladın hem Allâhu Teâlâ'yı çok zikir etmesi, hem de halka ilim öğretmesi
lazımdır. Allâhu Teâlâ yanında
ondan daha yüksek amel olmaz.
Bu İlmin lezzeti baldır,
Vusulü cennete daldır.
Gözünden uykuyu kaldır,
Nidersin
şerbeti nanı.
Bu ilmin lezzeti baldır.Seni
götüreceği yer cennettir.Gözünden gaflet uykusunu kaldır,
ilim tadı olduktan sonra şerbet ve ekmek,
yemek tadını ne yapacaksın.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
"Benim ümmetimin uleması ben-i
İsrail peygamberleri gibidir."489
Hadis-iKudsî:
"O'nun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı,
söyleyen dili ben olurum."490
"Bana yerlerim, göklerim geniş
gelmedi, mü'min kulumun kalbi geniş geldi."491
"Kur'ân şifadır,
rahmettir."492 Buyurarak bunun şifasının,
rahmetinin meydana çıkarılmasını
istiyor. Bu vasıfların
hepsi bu adamda vardı. Allâhu Teâlâ: "Ben, O'nu sevmesem bu meziyetleri
O'na vermezdim. O'nun işine karışmaman
lâzımdı." ve Peygamberimiz (Sallallâhu
aleyhi vesellem) "Niçin karıştın?" derse ne cevap
vereceksin?
"İlmi bâtın
Allâhu Teâlâ'nın sırlarından bir sırdır. Hikmetlerinden bir hikmettir.
Allâhu Teâlâ dilediği kullarının
kalbine onu koyar.*'493
İLMİ
LEDÜN HAKKINDA
Bu ilm-i Hikmet Bilâl Babamda fazlası ile var. Ne Mısır'da, ne Şam'da, ne de bir büyük mektepte okumuştur. Bir tek köy hocasından Kur'ân'ı ve eski yazıyı yazmasını, okumasını öğreniyor, o kadar. Ben Bilâl Babamın âyetle, hadîsle yaptığı vaazların, söylediği sözlerin onda birini ancak yazdım. Bu yazdığım broşürlerde, benim yazdığım kitapların ancak onda biri olur. Bilâl Babam bu kadar âyet ve hadîslerle, en keskin delillerle, en olumlu şekilde yazdığı bu âyetler ve hadîslerle getirdiği delillerin hiç birisine bakmayıp "Bilâl Babanın okumuşluğu yok, O'nun sözleri geçersizdir. Yaptığı işler, söylediği sözler yanlıştır. O'nun sözüyle amel edilmez." diye birçok iftiralarda, itirazlarda bulunan ve halkın nazarında âlim görünenler var. Bir insanın konuştuğu söz, yazdığı kitap, getirdiği deliller kendisinin nasıl olduğunu meydana koyar, Bilâl Babamda aynısıdır.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)’e Cebrail (Aleyhis selâm)"İkra"494 deyip kafasını sıktığında yazı göstertmedi, manen Ledün ilminden okuttu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ümmidir, hiç okumuşluğu yoktur. Ama Onun için "ilmi yok" diyen kâfir olur. Çünkü O'nda Ledün ilmi vardır.
Bu gelen ilmi ledün sultanıdır
Bu gelen tevhidi irfan kânıdır.
Veysel Karani Hz. deve yaydığı yerde hiçbir okula gitmeden, hiç kimseden âyet, hadîs duymadan, okumadan manen Ledün ilmi ile yetişti. Yunus Emre Hz.'nin hiç okumuşluğu yoktur, İbrahim Ethem Hz.'e tacını, tahtını, malını, mülkünü terk edip her ikisi de kendi zamanlarında şeyhlerinin kapısında onsekiz sene sırtı ile odun çekip bu İlm-i Ledünü öğrendiler. Halbuki sırtında odun çekme ile ilim öğrenmenin ne alâkası var. Bu ilim irşadla ve bu irşad bir anda olur. Ona akıl yetmez.
Şeyh Abdulkadir Geylâni Hz. Bağdat'ta ilim tahsili yaptı. Çok büyük bir rağbet gördü. Kendisini bir camiye imam yaptılar. Orada cuma günü hutbeye çıktı. Bu ilk hutbe okuması idi. Okumuşluğu çok iyi olup, bildiği halde kendisinde bir tutukluk oldu, okuyamadı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'de de aynısı olmuştu. Cebrail (Aleyhis selâm) "İkra (oku!)" âyetini getirdi.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): - (Mâmîn karâin) Ben okumuş değilim."
Yine Cebrail (Aleyhis selâm): - Oku! Yaratan Rabb'inin adı ile oku." Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yine okuyamadı. Kendinde bir tutukluk vardı. Cebrail (Aleyhis selâm) Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in başını koltuğunun altına aldı ve sıktı. "Oku" deyince bütün esrâr-ı ilâhiye (Allâhu Teâlâ'nın gizli sırları) Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e açıldı. Hiç okumuşluğu olmayıp, hiç bir kitaba bakmadan okumaya başladı,
İşte Hz. Pir'de de aynı tutukluk olmuş, hutbeyi okuyamıyordu. O anda Peygamberi(Sallallâhu aleyhi vesellem) manen geldi ve: "Ağzını aç," buyurdu. Hz. Pir ağzını açtı, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) okudu, üç sefer ağzına tükürdü. (Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) Kadiri tarikatının esas Pîr'idir, O'da ağzını açdı, okudu, üfürdü ve ağzına tükürdü.) Hz. Pir ondan sonra açıldı, hiç tutukluk olmayıp, Allâhu Teâlâ'nın bütün gizli sırları kendine aşikâr oldu. Ilm-i Hikmetten, ilm-i Ledünden söylemeye başladı ve devam etti.
Abdulkadir Geylani Hz.nin , Nakşibend Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.lerine maneviyattaki yardımı
Hz. Pir'in vefatından sonra Nakşibend Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'ne de aynı tutukluk ve hem de inkisar gelmişti. Bu kendinden gitmiyordu. Huzurda (manen) Hz. Pir'in kabrine geldiğini ve O'nun eli ile irşad olmasını gördü. Bunun üzerine Hz. Pir'in kabrine geldi. Hz. Pir o anda zahiren göründü. Nakşi-bend Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'nin ağzına okudu, üfürdü, yüreğindeki, kalbindeki inkisar, sıkıntı gitmiyordu. Hz. Pir, Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'nin göğsünü açtırdı, elini kalbinin üzerine koydu: "Bu elim burada nakş etsin" dedi ve eli nakş etti. Elinin izi çıktı. Bir rivayette göğsü iki şak (parça) oldu. Bu bir manevi hâldir. Nakşibend Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'den o sıkıntı, inkisar, takıntı gitti. Aynı ilim, aynı hâl Nakşibend Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'de de oldu. O hâl geçtikten sonra ömür boyu Hz. Pir'in beş parmağının izi Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'nin kalbinin üzerinden gitmedi.
Nakşibend'in anlamı: Kumaşların üzerine renkli ve tek renk ipliklerle işlenene nakş denir, nakş Arapça bir kelimedir. Bend bağlamak manasındadır. Su sakaları halen onu o lisan ile söylerler. "Bendi tut bendi bırak" derler. Yani o Nakş edildikten sonra Hz. Pir'e kalbi tam bend olmuş, bağlanmış demektir. Esas adı Muhammed Bahaeddin'dir.
Yüzmilyonda bir insan bunlar gibi manen, manevi olarak irşad olur. Cebrail (Aleyhis selâm)'in Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Hz. Pir'i, Hz. Pir'in Nakşibend Muhammed Bahaeddin Efendimiz Hz.'ni, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Veysel Karani Hz.'ni de zahiren görmeyip, manen irşad ettiği gibidir.
Bunların dışındaki insanlar ancak zahirden bir hakiki Şeyhe mürid olup, onun dediği ile çalışıp zahirde onun eli ile irşad olur. Onlarda irşad olunca bu manevi hâl açılır. Bazısı kaside ile, bazısı misallerle, bazısı da konuşmadan kendinde zuhur eden hâllerle milleti ayıktırır. Hepsi de doğrudur, haktır, gerçektir. Manevi hâllerle konuşmadan dediğimiz hiç konuşmaz, .hiç vaaz etmez demek değildir. İrşadı manen olur. Zâten hepsi manendir. (Kitabımızda geniş olarak açıkladık).
Benim bu yazdıklarım Bilâl Babamın ilm-i Ledün ile yaptığı vaazların çok az bir parçasıdır. Bilâl Babam hiç bir kitaba bakmadan dört saat vaaz ederdi. Söylediklerinin hepsi âyet ve hadîslerin manâsıdır, onlardan milim ayrılmaz.. Cemaatine gelen yüz kişi olsa, her biri kalbinden bir soru tutsa hiç kimseye sormadan bir vaaz açar, hepsinin soracağı sorunun cevabını verir, itiraz edenler elini öpüp gitmeye mecbur kalırlardı. Bazısınında itirazları biter Bilâl Babamın yanında kalır, kendisinden ders alır, evine gitme aklına dahi gelmezdi.
(Berika, Cild 1, s.58)
"Ümmetimin ulemâsı (âlimleri)
ben-i israil'in peygamberleri gibidir."
(Sûre-i A'li İmran, Ayet 55)
"Allah buyurmuştur ki;
Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime
yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete
kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra
dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında
aranızda ben hükmedeceğim."
Onun için müslümanlara en yakın olanlar Rumlardır. Isa (Aleyhis selâm) ümmetinin içindeki "Allah bir" diyen Rumları kastedip söylüyor. Bunlar diğer kâfirlerin hepsinden üstündür.Atasözü: "Gavura gavur demek doğru değil" dediği bu gibi âyetlerden alınmıştır. O'da birtek Rumları kastediyor.
Hadîs-i şerif:
"Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Hepsi imansız olup, cehennemden hiç çıkmazlar. Yalnız bir bölümü cehennemde cezası miktarınca yanar. Yine cennete gider.'"495 Kur'ân-ı Kerim'de bir âyette:
"Eğer Allah, bir kısım insanları diğer bir kısım ile defetmeseydi, mutlak suretle, içlerinden Allah'ın ismi bol bul zikredilen manastırlar, savmalar, camiler de yıkılırdı."496 buyurarak o Rumları söylüyor. Onlar: "Allâhu Teâlâ birdir" peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) için "Ahir zaman Peygamberidir. Fakat bizim Peygamberimiz Isa (Aleyhis selâm)'dır" derler, öyle inanırlar. O imanla ölürse, imanlı sayılır. Isa (Aleyhis selâm)'ya Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e bizim inandığımız gibi Peygamber olarak inanırlar. Bunlar imanını kurtarmışsa amel noksanlığı cihetiyle cezası miktarı kadar cehennemde yanar, en sonunda cennete girer.
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 1, Hadîs No: 83)
"Ebû Musa (el-Eş'arî) (Radiyallâhu anhu)'den şöyle demiştir: Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Üç kişinin ikişer ecri (sevabı) vardır. Onlardan biri Ehl-i Kitab'dan olup da hem kendi Peygamberine hem de Muhammed (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e iman eden kimsedir.
Diğeri abd-i memlukdur (köle) ki, hem Allâhu Teâlâ'nın hem de efendilerinin hakkını edâ ettiğinde (o da iki ecre nail olur).
Üçüncüsü : Öyle bir kimsedir ki nezdinde (yanında) tasarruf edebileceği bir cariye bulunur da onu terbiye eder öğretirse bundan sonra onu azad edip tezevvüceder (nikahlarsa) böyle kişinin de iki ecri vardır."
Rum sûresi de bunlar hakkında inmiştir ve müslümanlara kardeş olduğunu ispatlamıştır. (Başta mü'minler, müslümanlar birbirleriyle kardeştirler. Bunlar ikinci sıraya gelir.497 Çünkü Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu) ile arasında olan bahiste Mekke müşrikleri:Allah bir diyenler birbirleri ile kardeş, Allah çok diyenlerde birbirleri ile kardeştirler. Rumlar da siz de "Allah bir" diyorsunuz. Mecusiler de biz de "Allah çok" diyoruz.
"Allah bir" diyenlerin elinden"Allah çok" diyenler Kudüs'ü aldılar. Allah bir ise neden bir diyenlere yardım etmedi de çok diyenleri galip getirdi, dediler. Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu):Bizim kardeşlerimiz Allâhu Teâlâ'yı bir bilir. Allâhu Teâlâ'da onlara yardım eder. Sizin kardeşlerinizin elinden Kudüs'ü tekrar alır, buyurdu. Bu nedenle on sene müddetle yüz deveye bahse girdiler. On sene dolmadan Rumlar galip geldiler ve Kudüs'ü aldılar. Gelen âyet-i kerime'de Allâhu Teâlâ, Hz. Ebû Bekir'i doğruladı ve Rumlar kazandı.
Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu) yüz deveyi onlardan aldı. Hadibiye mevkiinde kesti ve ashâb yedi."Ben yemin ederim ki, Rumlar galip gelecektir. En yakın bir zamanda onlar yenilgilerinden sonra senelerin parçasında yenecekler."498
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Senelerin parçası 1, 3, 5, 7, 9 olur. Dokuzdan fazlası parça sayılmaz. Sen seneyi on, deveyi yüz et." buyurmuştur .
Ashâb-ı Kehf; "Takyanus tanrıdır, Allah'tır" diyorlardı. Daha sonra bir tek Allâhu Teâlâ'ya inandılar. Allâhu Teâlâ buyuruyor ki:
(Sûre-i Kehf, Ayet 13-16)
"Onların başından geçenleri
gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rabb'lerine inanmış
gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık. Onların kalblerini metin
kıldık. O yiğitler
(Bizans İmparatoru Takyanus karşısında)
ayağa kalkarak dediler ki: "Bizim Rabb'imiz,
göklerin ve yerin Rabb'idir.Biz O'ndan başkasına
ilâh demeyiz.Yoksa saçma sapan konuşmuşoluruz.Şu bizim kavmimiz
Allah'tan başka tanrılar
edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık
bir delil getirseler (ne mümkün). Öyle ise Allah hakkında
yalan uydurandan daha zalim var mı?
(İçlerinden biri şöyle demişti). Madem ki
sız, onlardan ve onların
Allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan
uzaklaştınız, o halde kaçın bir mağaraya
yatın sığının ki, Rabb'iniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda
ve kolaylık sağlasın."
Amelleri hiç yoktu. O zamana kadar yiyip içtikleri ile
mideleri haram dolu idi. Haram yiyenin ise duası
kabul olmaz.
Haram yemek hakkında
(Râmüz-ul Ehâdis, Hadîs No: 5073)
"Kim haram bir lokma yerse, kırk
gece namazı kabul olmaz, kırk sabah duası kabul olmaz, haramın
bitirdiği her et ateşe layıktır, tek haram lokma bile eti bitirip geliştirebilir."
Ashâb-ı Kehf, Takyanus'un ("Ben Allah'ım" diyen bir kâfirin yanında) vezir, bakan idiler. Kazançları onun milletten aldığı vergilerle olduğu için o kazanç haramdı, kendileri de kâfirdi. Vücudlarındaki et, kan, büyüme, yaşantı hiç bir hâlleri İslâma uygun değildi. Ama itikadları o kadar kuvvetliydi ki, Allâhu Teâlâ'nın korkusundan ve sevgisinden: "Allâhu Teâlâ, Takyanus'un yanından niçin ayrılmadınız der. bizi sorumlu tutar" diye düşündüler. Haram yiyenin duası kabul olmayacağına göre dualarının kabul olmaması lazımdı. Fakat bu halleri Allâhu Teâlâ'nın o kadar hoşuna gitti ki, kendilerinin duasını kabul etti. Uyuya uyuya Evliyalığın zirvesine çıktılar, keramete erdiler. Demek ki, en büyük amel Allâhu Teâlâ korkusundan dolayı her şeyinden geçebilmektir.
Bir müslüman bilerek haram yerse kırk gün duası kabul olmaz. Fakat iki mü'min kardeşinin arası çok açık. Onun sözünü ona, onun sözünü de ona söylersen ortada katillik olacak. Onların arasını düzeltmek için onun da diğerinin de yanına gider, yalan söylesen dahi caizdir. Allâhu Teâlâ'nın emir ve nehiylerinden bahseder. Kendilerini düzeltirim gayesi ile giderse orada kazancından haram bile olsa yemekte yese mahzurlu ve haram değildir. Fakat karnını doyurmaz. Yanına gittiği kişileri de küstürmez. Çünkü Allahu Teâlâ niyetini biliyor. Niyet daima amelden üstündür.499 Ashâb-ı Kehf in Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ve ashabın Muhacir olup mallarını, evlatlarını, memleketlerini terketmeleri terk-i dünyadır. Bunların yaptığının aynısı tarikatta da vardır.
Ölmeyip İsa göğe tuttu yol,
Ümmetinden olmak için idi ol,
Hem Musa elindeki asa,
Anın hürmetine oldu ejderha.
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in Mi'rac'ta az zamanda çok işler görmesi, Arş-ı A'la'da Allâhu Teâlâ ile karşılıklı doksan bin soru, doksan bin cevap konuşması; Kâfirlerin "mucizât göster" diye istekleri üzerine Ay Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in yanına gelip. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in üzerine şahadet kelimesi getirmesi. Dâvûd (Aleyhis selâm)'un atlar eğerleninceye kadar Tevrat'ı hatmetmesi500;
Hz. Ali (Radiyallâhu anhu); "Ben görmediğim Allah'a iman etmem"501 demesi ve bir ayağını atının üzengisine basıp diğer ayağını üzengiye koyuncaya kadar Kur'ân-ı Kerim'i hatmetmesi 502 ;
Şeyh Muhiddîn-i Arabi Hz. bir taşın
üzerine durup: "Ey Şam ahalisi! Sizin taptığınız
benim ayağımın altındadır"
demesi;
Beyâzıd-ı Bestami Hz.'nin:
"(Sübhani ma âzami şânî) Ben
Sübhan değilmiyim? Benim şanım büyük değil mi?"
demesi,
Mansur-i Bağdadî Hz.'nin: "(Enel
Hakk) Ben Hakk'ım, ben Allah'ım"
demesi;
Hz. Şems'in Hz. Mevlâna'ya Kur'ân, âyet ve hadîs yazılı olan bütün kitaplarını havuza (suya) attırması gibi tarikat Pirleri ve Mürşid-i Kâmiller Kur'ân-i Kerim'e ters gibi görünen, kimsenin içinden çıkamadığı işleri yapıp birçok sözler söylemiş, işler yapmışlardır. Daha bunun gibi yüzlercesi vardır. Bunlara "Hazretleri" deniliyor.
Bunların yaptıklarını inkar edip, hakiki şeyhlerin sözlerine, işlerine karışıp onları beğenmeyenlere daha "Hazretleri" denilmiyor. Onların özü Hakk'a, gözü halka bakar. Hakk'tan alır halka sarfeder. Sözleri hikmetli olur. Hikmet kendilerinde zuhur eder.503 Bu hikmet ilk defa millete ters gelir. Zamanı gelince sözünün doğru, haklı olduğu meydana çıkar.
Musa (Aleyhis selâm), Hızır (Aleyhis selâm)'in bindiği gemiyi delmesine504; Kendilerine saldıran köpeği kovalayan çocuğu kesip öldürmesine505;
Kendilerini misafir almayanların duvarlarını yapmasına.506 Kelimullah, Rasûlullah, Ulul azîm Peygamber olduğu halde Musa (Aleyhis selâm) akıl yetiremedî, bilemedi de sen nasıl bileceksin? Bir kardeşimiz kasidesinde Bilâl Babama şöyle söylüyor:
Alam desem satılmaz ki, Tekkesi var
dört-beş katlı,
Pir'i Abdulkadir'idir,
Elin ile tutulmaz ki, İçerisi taksimatlı,
Şeyhi Bilâl Nadir'idir,
Dilin ile tadılmaz ki Pir'imizle
irtibatlı. Hacı Hilmi Nadir'idir,
Balı Babamın Babamın. Teli Babamın
Babamın. Gülü Babamın Babamın.
Müridleri katar katar. Kimi konar kimi göçer, Dünya âhiretin tarlası,
Hakk'tan alır halka satar Kimisi yer kimi
içer, Namaz, zikir parolası,
Hakk'ın eli ile tutar, Nur Dağından
gelir, geçer, Bakabillah'ın sahrası,
Eli Babamın Babamın
Yolu Babamın Babamın. Çölü Babamın
Babamın.
M. TUĞ
(Sûre-i Kasas, Ayet 30)
"Oraya gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ
kıyısından (oradaki) ağaç
tarafından kendisine şöyle seslenildi:
- Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabb'i olan Allah'ım."
Allâhu Teâlâ ağaçta tecelli etti. Ağaçtan böyle ses geldi. Allâhu Teâlâ Mansur-i Bağdadî' de tecelli etti. Kendisinden "Enel Hakk" sesi geldi. "Bunu niçin dedin?" diye kestiler, akan kanı "Enel Hakk" dedi. Yaktılar, külü yine "Enel Hakk" dedi.
Ama bunların yaptıklarına itiraz ediliyor. İtiraz edenlere daha "Hazretleri" denmiyor. O zamanın en yüksek düzeydeki din adamları onların o halini bilemediler ve onların yaptıklarını anlamayınca astılar, kestiler, derisini yüzdüler. Aradan asırlar geçince söyledikleri sözlerin hikmetleri meydana çıkmaya başladı. Sonradan da kabrinin üzerine türbe yapıp, "Hazretleri" dediler. Yukarıda saydığımız zâtların söylediklerinin, yaptıklarının yanında el öpme hiç kalır. Onlarda ve Bilâl Babam da bu manevi hâl var.
Şimdi bu zamanımızda herkes Mürşid-i Kâmilliğe sahip çıkıyor. Yani her dini gurup kendi önderinin Mürşid-i Kâmil (sahibü'z-zaman) olduğunu iddia ediyor. Haklıdır! Herkesin kendi büyüğünü büyük görmesi lazım. Ama böyle bir büyük zâtın, Mürşid-i Kâmil'in vasfının ne olduğunu bilmeden arıyorlar. Mürşid-i Kâmillik vasfı nedir?
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Her yüz yılda bir, benim ümmetimden bir müceddid gelir. Benim dinimi, sünnetimi tazeler."507 buyuruyor. Müceddid, dini tazeleyici demektir. Şimdi burada hakiki Mürşid-i Kâmil'lerin vasıflarının nasıl olacağını Kur'ân-ı Kerim'de âyetlerle ve evvelki Mürşid-i Kâmil'lerin başından gelip geçen hâllerle ve en kuvvetli delillerle yazacağım (İnşaallahu teâlâ).
Bu vasıflar kimde varsa, işte asıl Mürşid-i Kâmil, hakiki Evliyaullah. büyük zât, zamanımızdaki müceddid (dini tazeleyici) olan zât odur.
|
KONU BAŞLIKLARI (EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |