İslâm'da İfratlar

İfrat; lüzumundan fazla değer vermeye ve lüks yaşamaya İfrat denir. Cihar-ı yar'ları Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) denginde, Ashabı Cihar-ı yar'dan üstün, Tabiînleri Cihar-ı yar'ın denginde veya daha üstün, Tabiîn olmayanları da Tabiînden üstün görmek ifrattır.

Şiilerin yaptıklarının bazıları ifrattır. Vehhabilerin görüşünün tam tersi olup âyetle, hadîsle, hadîs-i kudsi'lerde olan "Allah yolunda ölenler ölmemiştir"978 ve benzeri âyet ve hadisleri inkâr eder. Biz Ehl-i Sünnetiz, hem Şiilerin hem Vehhabilerin ikisininde görüşüne karşıyız. Vehhabiler; kabir ziya­retini ve kabirde kurban kesmeyi inkar ederler. Orada kurban kesenin niyeti düzgün ise mahzuru yoktur, ifrat değildir. Kurbanın; yönünü kıbleye getirir. "Eti mü'minlere, canı Allahu Teâlâ'ya sevabı kabir sahi­bine, Allah rızası için kurban, Bismillahi Allahu ekber" der, keser. Mubahtır, sevaptır. Eski putperestler gibi kabir sahibinin ismine bıçak çalar ve kurbanın yönünü kabirden yana getirirse haramdır.

Şiilere gelince; onlar Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kabrine Hz. Hamza (Radiyallâhu anhu)'nın, Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'ın kabirlerine kıymet vermez. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu), Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu), Hz. Hüseyin (Radiyallâhu anhu) bunların kabrine kıymet verir. Verilecek kıy­met Allahu Teâlâ içinse, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in, Cihar-ı yar'ın, ashabın hepsine kıymet verilmelidir. Şiiler namaz kılarken secde edecekleri yere taş koyuyorlar. Bu taşlar niçin Medi­ne'nin toprağından değilde Kerbelâ'nın toprağından kiremit yapılıyor? Medine'mi yoksa Kerbelâ'mı üstündür? Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) mi Üstündür, İmam Hüseyin mi? Niçin ezanda sadece "(Aliyyün Veliyullah) Ali Evliyadır" deniliyor da, Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyal­lâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu) Evliyadır diye ezan okumuyorlar. "Eşhedü enne Ebû Bekir Evli­yaullah, Eşhedü enne Ömer Evliyaullah, Eşhedü enne Osman Evliyaullah" denmiyorda "Eşhedü enne Aliy­yün Veliyyullah" deniliyor. Aslında Ali (Radiyallâhu anhu)"yi en fazla seven biziz. O'nu sevmek O'nun yaptığı, yaşadığı gibi yaşamaktır. O'nu sevmek, Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz.Ömer (Radiyallâhu anhu) Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'a buğz etmek değildir. Şayet ezana ilâve edilecekse bir tek Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) değil, bunun dördüde layıktır. Aslında ezana ilave yapılmaz. Ezanda hiç birisininde isminin olmaması lazımdır. Ben ifrat yaptıklarını meydana çıkarmak istiyorum. Yoksa ezana ilave olsun demiyorum ve ilave yapmaya da karşıyım. Camilerinde Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radi­yallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'ın isimleri levha olarak asılmıyorda, Hz. Ali (Radiyallâhu anhu), Hz. Hasan (Radiyallâhu anhu), Hz. Hüseyin (Radiyallâhu anhu), on iki imam bunların isimleri ası­lıyor. Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'ın ağzından alınan hadîs-i şerifler, onlarca muteber değildir. Bizce hepsi muteberdir. Peygamberimiz (SAal­lallâhu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

Benim ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz." 979;

Ashabıma kötü söyleyenlere şefaatim yoktur. Onları havuzumun başından kovacağım." 980

Bu kabilden ve benzeri hadîs-i şeriflerden elimizde otuza yakın hadîs vardır. Hepsini yazsak uzun sürecek. Bir kaç tanesinin numarasını yazıyorum.

«Kenzü'l-İrfan. Hadîs No: 154-155, 158-159, 161;

Râmû­z-ul Ehâdis Hadîs No: 5886, 622, 732, 1196, 1197, 1490,

Sahîh-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 221 (2540);

Kütüb-i Sitte, Cild.l, Hadîs No:7»

Ziyaretlerde mum yakmak, çaput bağlamak gibi şeyler caiz midir?

Ziyaretlerde mum yakmak, çaput bağlamak, taş dikmek, taş yapıştırmak bunlar görünüş itibari ile ifrattır. Ama, onları yapan adamın niyetine, görüşüne Allahu Teâlâ'ya inanç ve itikadına göre değişir. Allahu Teâlâ'yı aradan çıkartıp, istediklerinin hepsini o ziyaretten istiyorsa bid'attır, haramdır, küfre varır. Ama Allahu Teâlâ'ya: "Ya Rabbi! Ben seni göremiyorum, niyetim senden istemek ama sana halimi arz edemiyorum. Bu zatın, Senin sevgili kulun olduğuna inanıyorum. Onun için bunu aramızda vesile, vasıta yapıp yine Senden istiyorum." denilmesi lazımdır.


Hacda Tavaf esnasında sağ omuzlar neden açılır?

Çünkü Mina'da şeytan taşlanıyor. "Ya Rabbi! ismail (Aleyhis selam)'in şeytana attığı taş gibi kabul et." Safa ile Merve arasında koşuluyor. "Ya Rabbi! Hacer Validemizin koşup, su aradığı gibi kabul et." Kabe tavaf edilirken, erkekler sağ omuzlarını açıp dönüyorlar. [Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e kâfirler ve münafıklar: "Bunlar çok zayıflamış yürümeye takatları kalmamış" dediler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ashabına: "Tavafta sert yürüyün, ihramda sağ omzunuzu açın. Takatimizin var olduğunu, zayıf olmadığımızı görsünler"981 buyuruyor, İşte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve ashabına benzetmek için bizde onlar gibi yapıyoruz.] Bu saydıklarımızı arada vesile vasıta yapıyoruz.

Ziyarete çıkıp taş diken, taş yapıştıran, çaput bağlayan bunların hepsi niyetlere göre değişir. O ziyaretten, o Evliyadan, o büyük zattan Allahu Teâlâ razı olmuş, Allahu Teâlâ onun vasilisi ile ümmet-i Muhammedin müşküllerini hallediyor. Allahu Teâlâ ondan memnun, sen de O'na ve onun yanına gelenlere dil uzatır, Allahu Teâlâ'nın ağrına gelecek kötü sözleri söyler, o ziyaretçilerin kalplerini incitirsen, Allahu Teâlâ da sana: "Ben senden razı değilim!" derse halin nice olur. Allahu Teâlâ esirgesin.

Zikrullahı dağlar taşlar nasıl yapar ?

Bilâl Babamın «Ümmiye» adlı kitabında şöyle yazıyor: "Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'ye gittim. Benim geceli gündüzlü ibadetle, zikrullahla çalıştığım zamanlarda idi. Dereye gider, akan sularla beraber zikir ederdim. Her yaratılmışın zikrini işitiyordum. Hz. Ökkâşe (Radiyallâhu anhu)'ye yaya olarak çıkıyordum. Menengiç ve diğer ağaçlar, dağlar, taşlar hepside kendi lisanı, hâli ile Allahu Teâlâ'yı zikrediyorlardı. Her birisi ayrı, ayrı tesbih ve hamd ediyorlardı. Çok dikili taşlar var, hiç birisinde ilgi çekici ayrı bir hamd ve tesbih yoktu. Hepsi aynı hamdi tesbihi ve zikri yapıyordu. Yalnız bir dikili taş gördüm "Sübhanallah... (ilâ ahir)" tesbihini getiriyordu. Yine yüzlerce dikili taşın yanından geçtim. Onlarda hep birden kendilerine ait tesbihi, tehlili getiriyorlardı. Dağın başına yaklaştım. Çok ihtiyar bir kadın "Sübhanallah" tesbihini sonuna kadar okuyarak taşı dikiyordu. O taş evvelce çektiği tesbihi bırakıp "Sübhanallah" tesbihine devam ediyordu. O yaşlı kadına sordum:

- Sen ne dersi çekersin?" Kadın:

- Günde bin defa «Sübhanallahi Velhamdülillahi velâ ilahe illallahu vallahu ekber velâ havle velâ guvvete illa billahil aliyyül azim» çekerim" dedi. Şimdi o taşlar yine «Sübhanallah» tesbihine aynen devam ediyorlar. Kıyamete kadarda devam edecek. Sevabı onun amel defterine yazılacak, buyurdu.

Ayet-i kerimede:

Dağlar-taşlar, yerde-gökte, canlı-cansız ne varsa Allahu Teâlâ'yı zikreder."982

O ziyarete milyonlarca insan geliyor. Herkesin niyetine, yalvarmasına, duasına, inancına göre Allahu Teâlâ müşküllerini halleder. Onun propagandasını Allahu Teâlâ yapıyor. O bir sele benzer. Oraya gelenlerin inancını, itikadını, görüşünü zedeleyecek şekilde söyler konuşursan, sen Şeyh, Meşayıh, sultan, vaaz, müftü ol, ne olursan ol, manevi sele tutulur, Allahu Teâlâ'nın gadabına uğrarsın, Yüz milyarlar harcayıp, propaganda yapsan, bu ziyaretlere gelen adamlar gibi başka yere adam toplayamazsın. Eğer adam toplanmışça, onların Allahu Teâlâ için değil, zahirde bir amaçları vardır.

Bu ziyarete gelenler sırf Allahu Teâlâ rızası için geliyorlar. Çok yüksek voltajlı bir elektrik teline kapılmamak için ne kadar itinalı, tedbirli olur, geriden durur, orada çalışanların işine karışmadığın gibi, ziyaretlere gelenlere de karışmaman lazımdır. Allahu Teâlâ kendi kudretini o zatların türbelerinde, kabirlerinde gösteriyor. Yüz binlerce müslümanın halledilmesi imkansız müşküllerini onlara yalvarma, onları vasıta etme, Allahu Teâlâ'dan isteme ile hallediyor. Sende ise ordaki müşkülleri halletmenin milyonda biri yoktur.

Allahu Teâlâ kabul edeceği ameli, ziyareti, namazı, orucu v.s hiç kimseye sormadan kendi kabul edeceğini kabul eder, kabul etmeyeceğini de kabul etmez. Nitekim Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)' in zamanında münafıkların amellerinin hiç birisini kabul etmedi, Hiç bir ameli olmadığı halde Ashâb-ı Kehf'in mağaraya yatmalarını ve uyumalarını ibadet gibi kabul etti. Yunus (Aleyhis selâm)'ın kavminin hepsi kâfir olduğu halde ve duada bilmedikleri halde onların bağırmalarını dua olarak kabul etti. Allahu Teâlâ Ebû Cehil'e iman nasip etmedi ama oğlu Akreme'ye nasip etti. Bunları yaparken Allahu Teâlâ hiç kimseye sormadı.

Kabir ziyaretinde de yapılan duayı kabul edip etmemek için hiç kimseye sormaz. Onun için bizler dilimize sahip olmamız lazım. Bizden başka hepsinin Allahu Teâlâ yanında sevgili olduğuna inanmamız lâzım. Ashâb-ı Kehf, Takyanus'la beraber; Asiye Validemiz, Firavun ile beraber gelseler, Asi­ye Validemizin ve Ashâb-ı Kehf'in Evliya olduğunu aklımızın köşesinden bile geçirmeyiz. Ama şimdi okuduk biliyoruz. Allahu Teâlâ'ya sevilen büyük Evliyaullahtırlar.

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)