Kadınlar da Giyim:

Kadınlarda çarşaf giyilmesi dini bir zorunluluk mudur ?

Bizim ihvan bacılarımıza:

"Çarşaf (izar) muhakkak giyilecek! Siz İslâmi yaşayamıyorsunuz." ve "El öpme bizim dinimizde yok" deyip bir tek kendilerini hakiki müslüman görüyorlar. Tesettüre tam riâyet etmeyen, çarşaf (izar) giymeyen, sesini duyuran, yüzünü gösteren, her ne kadar örtünse de ikinci sınıf bir müslümanmış veya sapıkmış gibi görenlere deriz, ki:

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında çarşaf yoktu. Şer'an bilekten aşağı eli, ayağının bileğinden (âşık kemiğinden) aşağısı ve yüzünün görünmesinde bir mahzur yoktur. Şeriat islâmiyet neyi serbest etmişse ve neyi yasaklamışsa onda bildiğimiz ve bilemediğimiz çok büyük hikmetler vardır. Pey gamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kadınların mahrem yerlerini belirtmiştir. Dünya yüzünde milyarlarca Müslüman kadınlar bin dört yüz seneden beri bunu böyle yaşamıştır. Ama Kur'ân-ı Kerim yaptı­ğımız ve yapamadığımız, ihmal etliğimiz birçok emirlerle doludur. Bu emirlerin yasakların hiç birinin üzerinde durulmuyor, sadece çarşaf giyilmesi ve yüzünün gösterilmemesi gibi şeylerin üzerinde duruluyor.

Günümüzde bir kadın, her ne kadar çarşaf giyse tesettürlüyüm dese; İslâmiyet'in ilk günlerinde îslâmiyetin yükselmesine, dinine faydası olmuş kadınların derecelerinin milyonda birine yetişmelerine imkan yok. Onlarda yazdığımız gibi giyerlerdi. Çarşaf yine yoktu. Çarşaf giyme dinimize uygundur, iyidir Ama kendilerinin görüşleri yanlış. Bunlar görünüş itibariyle tesettürlüler fakat bunlardan bazılarının bâtıl ve yanlış görüşleri çoktur.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında çarşaf yoktu. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) zamanında uygulanıp, Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) tarafından kalan bir sünnettir. Baş örtüsü hakkında omuzlarından yakalarını örtecek şekilde baş örtüsü örtmeleri âyetle sabittir.612

"Çarşaf ve peçenin var olmadığına dair bir âyet ve hadîs göster" diyenlere:

Yok olan bir şeyin âyet ve hadîsi de yoktur. Çarşaf, peçe varsa olduğuna dair siz, bir âyet ve hadîs gösterin!

Kadın ve Erkek giysileri nasıl olmalıdır ?

Kadın olsun, erkek olsun mü'minin elbisesi bol olur, kalın olur, uzun olur. Yine kadın olsun, erkek olsun münafığın elbisesi dar, kısa ve ince olur. Göğüs iman tahtasıdır. Kadın olsun, erkek olsun göğsü her ne kadar kapalı ise o derece İslâma uygun ve imanı kuvvetlidir. Göğsü her ne kadar açıksa, o kadar iman zayıf veya yok demektir. Zahir görünüşü böyle olunca, biz zahir görünüşüne bakarız. Allâhu Teâlâ içini bilir. Bunun için kimseye karışılmaz, İmanlı imansız belli olmaz. Asiye Validemiz, Firavun'un dediği gibi giyerdi. Fakat imanı çok kuvvetli idi. Belli ki Firavun ona kapalı giydîrmezdi. Firavun'un karısı Asiye Validemiz, Ashâb-ı Kehf. Yunus (Aleyhisselâm)'un kavmi en kötü zannedilirken en iyi idiler. Bazıları da Belâm ibn-i Baura, Barsisa gibileri en iyi zannedilirken azdırdılar, en kötü oldular, İblis de ilk önce iyi idi. Sonunda en kötü oldu. Allâhu Teâlâ kulun kalbinin içini bilir, İyi dediğimiz kötü. kötü zannettiğimiz iyi olabilir. Bunu ancak Allâhu Teâlâ bilir.

Erkekler kadınlara, kadınlar erkeklere giyimde, yaşantıda, tıraşta vb. birbirine benzetmemek şartıyla bol, uzun, kalın elbise giyebilirler. Erkekle kadının giydikleri kumaşın deseni, biçimi ayrı olacak. Biçim her memleketin örf, adet ve ananelerine göre değişebilir. Hacca gittiğimiz zaman her devletin kadın-erkek elbise biçimleri değişiyor. Çarşafa ve peçeye en fazla önem veren devletler Suudi Arabistanlılar ki :Vehhabidirler. Yine İranlılar onlarda Şii'dir. Bunlar çarşaf, peçe giydiği halde o örtündüğündeki kazancının yüzbin misli inançları, itikadları Kur'ân-ı Kerim'e ve hadîs-i şeriflere terstir. Bu nedenle Allâhu Teâlâ'nın gadabına uğrarlar. Bu iki devletin dışındaki devletlerde çarşaf yok denecek kadar azdır. Diğerlerinin hepsi çarşafsız, hepsinin yüzü açıktır. Bunların hepsi yanlışta Vehhabiler ile Şiiler mi doğrudur?

Bu zamanda insanlarda inanç, itikad hiç aranmıyor. Giyim, örtünme bunlar aranıyor. (Kitabımızda bu konuları geniş açıkladık.) Çarşaf giymek iyi değildir demek istemiyorum. Benim annem ve ablalarım, Babamın zamanında çarşaf giyerlerdi. Biz buna karşı değiliz. Mü'min kadınlar ya çarşaf, ya da çarşaf gibi bol, uzun, kalın elbise giymeleri lazımdır. Ama. en mühimi itikadtır! Sözü, fiili hareketi, yaşantısı Kur'ân-ı Kerim'e Allâhu Teâlâ'nın emirlerine uygun veya ters gelmesine bakılır. Ashâb-ı Kehf'in hiç ameli yoktu. Kendileri kâfir, âdetleri kâfir âdedi idi. İtikad düzgünlüğü ile Evliyalığın zirvesine çıktı. Yunus (Aleyhis selâm)'ın kavmide aynıdır. Onların hepsi kâfirdi, duada bilmiyorlardı. Bir tek Allâhu Teâlâ'ya bağırmaları, çağırmaları dua bilmeyip kendileri Islâmdan uzak hem kâfir inançları bâtıl ve hepsi cünup olduğu halde bir tek itikadlarının düzgünlüğü sebebi ile hepsinin günahı affoldu. Ömürleri uzadı ve Müslüman oldular. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra ashabı nın çoğu, O'nun gösterdiği itikadtan ayrıldılar, murtad oldular. Kendilerine âhir zaman Peygamberi olarak Müseylemetü'l-Kezzab, Tüleyha ve bazılarını buldular.Onlarda ilk defa ashâb olmuşken azdırdı ve kâfir oldu. Amel noksanlığı ile insan ebedi cehennemde kalmaz. İtikad yanlışlığı, tersliği ile ebedi cehennemden çıkmaz. Abdest, namaz, oruç, hac, zekat, giyim, yaşantı bunlar amele girer. Allâhu Teâlâ'ya, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e, Peygamberlere, âhiret gününe ve benzeri olan şeylere inanmak itikadtır. Bir kişinin itikadı bozuk olursa, yerle göğün arasını ibadetle doldursa imansız gider, ebedi cehennemden çıkmaz. Amel noksanlığının telâfisinin imkanı var, itikad yanlışlığının hiç bir şekilde telâfisinin imkanı yoktur.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):

"Sevdiğinin ismini işitipte yerinden harekete gelmeyen kerim değildir."613 buyuruyor. Sen Allâhu Teâlâ'yı hakkı ile seviyorsan O'nun ismi zikrolunan meclise katılman ve kendinden geçmen lazım. Kardeşin, oğlun veya babanın askerden öldü diye künyesi gelse uzun müddet ağlar ağlar, unutursun. Öldüğü zannedilen kişinin aniden kapıda olduğu haberi verilse, onun annesi, babası, oğlu vs. utanmayı, sıkılmayı atar, "Yavrum, oğlum, kardeşim, babam" diye bağırmalar, çağırmalar, kendinden geçmeler olur. Kimse namahremsin içeriye gir demez. Hasretlik aşkı, Öldü diye ümidini kestikten sonra birden meydana çıkmasından ne kadın, ne kız söz dinlemez. İşte bu aşk kimsenin sözünü dinletmez.

Atasözü: "Aşk ferman dinlemez." dediği olur. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Sultan-ı Enbiya Rasûl-ü Kibriya Muhammed Mustafa on sekiz bin âlemin Efendisi, bütün peygamberlerin baş tacıdır.614 Bunlar hep âyettir. Sen de hakiki ümmetsen böyle olman lazım.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Kabe'nin avlusunda namaz kılarken; müşrikler, kesilmiş bir devenin döl eşini getirip başına koydular. Bunu haber alan Hz. Fatıma (Radiyallâhu anha) Annemiz kaldırmak için geldiğinde başı açık, yalın ayak idi 615 diye Bilâl Babam vaazında zikretmiştir.

Zikrullah meclisindekilerde bunlar gibi utanmayı, sıkılmayı düşünemez, yanındakileri görmez, kendisine söylenen sözleri duymaz, hepsini unutur. Sen derviş olarak, senden başka her şeyi unutup öylece zikrullah yapman lazım.

Kadın-Erkek birlikteliğinin sınırları nelerdir ?

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Mekke'den Medine'ye hicret ederken Medine'ye yaklaşınca; bütün Medine halkı kadın-erkek, yaşlı-genç, çoluk-çocuk ne varsa hepsi yollara döküldü. Def, zılgıt çalıp, hepsi birden koşma olarak:

"Taleal bedru aleyna min seniyyetü'l-Veda, Vecebe'ş-şükrü aleyna...: Seniyetü'1Veda Tepesinden bize on beş günlük ay doğdu...[ilâ âhir]" kasidesini söyleyerek karşıladılar.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şimdi gelse, ben de aynı o Medine'lilerin Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i karşıla­dıkları gibi karşılayacağım. Kadınlara, kızlara "Siz namahremsiniz gitmeyin." demiyeceğim.

Siz; "Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ilk defa geliyor. Onlarda Islâmiyeti bilmiyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'de onların bu hareketlerini mazur görüyor." diyeceksiniz. Halbuki Medine'lilerden yetmiş iki kişi senelerce evvel Akabe mevkiinde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e biat eden ve Islâmiyeti tam öğrenen bilenlerdi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in memnun olmayacağı şekilde gelmelerine imkan yok. Onlarda kadın-erkek, çoluk-çocuk, gılilî, zıl­gıt, def çalaraktan hep bir ağızdan koşma, kaside söyleyerekten karşıladılar. İlk müslümanlardan yetmiş kişide onların içlerinde bütün Medine'liler Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i nasıl karşıladılarsa ben de onların karşıladığı gibi karşılayacağım. Siz tesettüre riâyet edip evde mi bekleyeceksiniz? Onlardan daha mı takvasınız?

Vak'a-i Cemel'de (deve harbinde) Hz. Aişe Validemiz, iki Müslüman ordusunu yani kendi ordusu ile Hz. Ali (Radiyallâhu anha)nin ordusunu sulh edebilmek için yüksek sesle bağırarak her iki tarafı da ateşkese davet etti. İki ordu harbi durdurdu ve birleşti. Biz de bu görüşteyiz. Yeri gelirse bir kadının (Hz. Aişe Validemiz gibi) sözüyle böylesi kötülükler önlenecekse, kadını aynı şekilde yüksek bir yere çıkarır nutuk söylettiririm. Bunu yapan Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ailesi Hz. Aişe Validemizdir. Cennetle defalarca müjdelenmiş "Sıddıka (sadık, doğrudur)" diye hakkında dokuz âyet inmiştir. Yaptığına "yanlıştır, kötüdür, yapmasaydı" diyemezsin.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in zamanından Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) zamanına ka­dar kadınlar harbe giderdi. Cephe gerisinde askerlerin morallerini yükseltmek için zılgıt çalarlardı. "Bizi düşmana bırakmayın" derlerdi. Namusa, gayrete dokunacak şeyler söylerlerdi. Hatta şehidlerin kabirlerini kendileri kazarlardı.

Emevi Saltanatını yıkan, yeryüzünden küfrü silen, Abbasi Saltanatını ve İslâm imparatorluğunu kuran Eba Müslim üç defa düşmana esir düştü. Üçünde de kendisini süt bacısı Meymune kurtardı. Hem de görünüşte islâmiyete tersmiş gibi görülen bir davranışla! Düşman kumandanlarına şarap sattı. Yanında kızlar, Mervan'ın oğlu Süleyman'a şarap içirip bayıltıp, cebinden anahtarı alarak Eba Müslim'i kurtardı. Eğer Ebâ Müslim kurtulmasaydı, kesinlikle zafer kazanılmayacaktı. Bu kadın (Meymune) sevap mı işledi, günah mı işledi? Görünüşte günah ama en büyük sevabı işledi.

Niyet hâlis iman selâmettir, Niyet fâsık iman melâmettir.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1533)

"Enes ibn-i Mâlik (radiyallâhu anhu)'den rivayete göre şöyle demiştir:

Uhud günü asker hezimete uğrayıp Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in yanından dağıldığı sırada Ebû Talha Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in huzurunda (deriden kalkanını ona siper yaparak) sebat etmiş bulunuyordu. Ebû Talha, maharetli (usta, bece­rikli, kimsenin yapamadığını yapabilen) kemankeşti (iyi ok atıyordu), yayının kirişi sertti, oku hızla giderdi. Uhud günü Ebû Talha (çok ok attığından) iki yahut üç (yay) kırmıştı. O gün Ebû Talha'nın yanından (terkisi yayla dolu olarak) geçen bir mücâhide Peygamberimiz (Sal­lallâhu aleyhi vesellem) de:Terkindeki yayları Ebû Talha'nın önüne boşalt. (O atsın) dedi. Peygamberimiz (Sallal­lâhu aleyhi vesellem) düşman (okçuları)na bakmak için ayağa kalkarsa hemen Ebû Talha:.Babam, anam sana kurban olsun yâ Rasûlullah sakın yükselme! Düşman oklarından bir uğursuz okun sana isabet etmesinden korkarım; işte göğsüm, Senin göğsünün önünde (siper)dir! derdi.

Uhud günü hakiki bir vakıa da Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu)'in kızı Aişe (Radiyallâhu anha) ile (annem) Ümmi Süleym'i (mücahidler arasında) görmekliğimdir.

Bu iki kadın elbiselerini çemrelemişlerdi, dizlerinin, bacaklarının halhallarını görmüştüm. Bunlar arkalarında kırbalar, çeviklikle su taşıyorlar, mecruhların (harbte saf dışı olmuş, ağır yaralanan­ların) ağızlarına su döküyorlardı. Kırbalar (su kabı) boşalınca süratle geri dönüp gelerek kırbaları dolduruyorlar, sonra gelip mecruh mücahidlerin ağızlarına boşaltıyorlardı.Yine Uhud günü (düşmana havale ettiği ağır darbelerle) Ebû Talha'nın elinden iki yahut üç kere kılıcı düşmüştü."

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem), Uhud Cenginde kuyuya düştüğünde; Esma bint-i Zem'a (Radiyallâhu anha) ismindeki bir kadın ata bindi, silahını kuşandı, kâfirlerle harbe başladı. Peygamberi­miz (Sallallâhu aleyhi vescllem)'in düştüğü kuyuya kâfirler mızraklarını atıyorlardı. Yaralı Esma ölece­ğini anlayınca kendisini kuyunun üzerine köprü olarak attı ve şehid düştü.

İşte kadınlar, Uhud Cenginde erkeklerle beraber savaşmış, mücahidlerin yaralılarına su getirmeleri için kadınları yanlarında beraber getirmişlerdi. Kadınlar bacaklarını katlayarak çemremiş ve yaralı mücahidlere su getirmişlerdir. Bu harblerin hepsinde de daha üstün zikrullahtır.

"Zikrullah cephede harb etmekten daha büyüktür. Eline kılıcı alır, kırılıncaya kadar harb eder, ikinci, üçüncü kılıcı kırılıncaya kadar, harbin en şiddetli yerinde harb ederse belki o zaman zikrullah gibi olur."616

Cephede harb yok, dille cihad ediyoruz deyip fiilen cihad yapmayanlar, "Zikrullaha ne gerek var?" diyenler, bu hadîs-i şerîfi iyi, dikkatli okusunlar! Hakiki harb olsa, harbin en şiddetli yerine girip canın­dan geçerek harbedip elinde üç kılıç kırılırsa belki zikrullah gibi olur.

"İbadet devri geçti, iman kurtarma devri başladı. Şimdi cihad zamanı, zikrullaha ne lüzum var." diyenler;

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in bu hadîs-i şerîfine iyi dikkat etsinler! Asıl şimdi harb yok, zikrullah, ibadet zamanı, milleti, mü'minleri ayıktırmak zamanıdır!

(Râmûz-ul Ehâhîs, Hadîs No: 6093)

"Allah bid'at sahibinin ne namazını, ne orucunu, ne zekatını, ne haccını, ne umresi­ni, ne cihadını ve ne de küçük-büyük herhangi bir amelini katiyen kabul etmez. Hamur­dan kıl çıkar gibi İslâmdan çıkar."

Aslında gerçek cihadı bid'at ehli yapsa yine İslâmlıktan çıkmıştır. Bu ise hem cihad yapmıyor, hem bid'atın içinde yüzüyor. Cihadtan bahsedip kendileri gibi yapmayanları İslâmiyet'ten çıkmış gibi görü­yorlar, İşte bu devir sünnet-i Rasûllullah'a tâbi olma devridir. Bid'atı bırakıp, sünnete sarılma, zikrullahı çok yapma devridir. Sen de sünnet-i Rasûlullah olmayıp bid'at varsa ve silahla, kılıçla yapılan hakiki cihadta yapsan, ölsen, öldürsen Allâhu Teâlâ senin amelini kabul etmez senin vücudun, ham sofuluğun kaç para eder. "Cahilin sofusu şeytanın maskarasıdir." dedikleri olur. Şeytan cehennemlik edecek ameli insana çok iyi gösterir. Kişiyi cehennemlik ederse onu maskara edip alay eder.

Sünnet-i Rasûlullah uymayan, zikrullahı yapmayan bir âlim; sünnet-i Rasûlullah'a uyan, zikrullahı yapan bir âlimin aleyhinde atmamalı ve "Ben bunları uygulamıyorum, keşke uygulayabilsem iyi olur. Şu şahıslar yapıyorlar. Bana ve bunların aleyhinde konuşanlara bakmayın." demesi lazımdır. Yarın mahşer­de; sünnet-i Rasûlullah'a, zikrullaha, salâvat-ı şerîfeye, musafaha edenlere, mevlidi okuyanlara kim engel oldu diye Allâhu Teâlâ ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) soracaktır. "Bir dinsiz, kâfir İngiliz, Fransız mani olsa kendince normal ama sen müslüman'sın. Engel olduğunda Müslüman, niçin engel oldun? Müslümanların iştahlarını niçin kırdın, aleyhlerinde attın?

Benim huzuruma geleceğini, bunları sa­na soracağımı düşünmedin mi?" diye hesap sorarsa, ne cevap verecektir?

"Harb olur da, ümidimi kesersem evvela ailemi, çocuklarımı sonra kendimi öldürürüm."

Diyen çok sofu bir adamın bu görüşüne ne dersin? diye sordular. Bu fikre karşı deriz ki:

Bu kişi harb darb olmadığı halde korkudan; "harb olursa, evvela ailemi, çocuklarımı sonra ben beni öldürürüm," diyor. Afrika'daki vahşi hayvanların bir kısmı başka bir vahşi hayvanla karşılaşırsa onunla kavgaya tutuşmadan evvel dişisini, yavrusunu kaçırır, uzaklaştırır. Ondan sonra hayvanla kavgaya tutu­şur. Kangurular yavrusunu cebinde gezdirir. Bir canavar kendini kovalarsa, ondan kurtulamayacağına ka­naat getirirse yavrusunu ağzı ile tutar, bir tarafa atar, aksi istikamete koşar. Yavrusunu düşmandan uzak­laştırır. Ondan sonra canavarla kavgaya tutuşur. Gorillerde aynısını yapar, İlk defa dişisini, yavrusunu düşmandan uzaklaştırır. Ondan sonra düşmanla savaşır. Bana bu soruyu sorandan, o sözü söyleyenden canavarlar çok akıllı ve yerinde iş yapıyor. Kur'an-ı Kerim'de:

"Allâhu Teâlâ'nın sevdiklerine, Evliyalarına korku, elem yoktur."617
"Siz Allah'a da­yanın, Allah'a güvenin, Allah'a sığının.
"618
"O her şeye kadirdir, her şeyi yapar. O'nun gücünün yetmeyeceği, yapmayacağı, yapamayacağı birşey yoktur."619
"Varı yok eder, yoku var eder. îcad eder, idam eder.
"620 Kalbi taş gibi kaskatı olanların kalblerini bir anda yumuşatır. Seni de korur. Yine "Kendi kendini öldüren imansız gider."621

Allâhu Teâlâ'ya hakkıyla iman edenler, bir olayın en sonunu bekler, Allâhu Teâlâ'dan ümidini kesmez. "Siz, Allah'a hakkıyla sığınırsanız O sizi esirger." âyetine göre Müslüman intihar etmeyi aklından dahi geçirmemelidir. En sonunu bekler. Çok fazla darda kalıp her şeyden ümidini kestikten sonra, akla hayale gelmeyen yerden Allâhu Teâlâ'nın verdiği kolaylıkla kurtulanların sayısı saymakla bitmez. Bu din uğrunda milyonlarca Müslüman seve seve canını vermiştir. İntihar edenler cehennemlik olmuş, şehid düşenler ise en yüksek mertebeyi almışlardır.

Hendek harbinde müslümanlar çok aç kaldılar. Harbi anlatan kitapta yazıyor ki:

"(Hatta zülzilu ekdameküm:) Hatta ayakları müslümanlıktan kayma derecesine geldi.

Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem):-Allah'ın nusratı yakındır, sabredin,622 buyurdu. En sonunda Allâhu Teâlâ'nın çıkardığı bir rüzgarla kâfirlerin hepsi darmadağın oldu. Malları da mü’milere kaldı.

Allâhu Teâlâ'nın kudret eliyle kahrettiği kavimler gayet çoktur. "Allah'tan ümid kesilmez." sözü çok meşhurdur. Allâhu Teâlâ'nın meleklerinin içinde bir tek Cebrail (Aleyhis selâm) üç yüz altmış kanadından biri ile dünyaya vursa dünyayı parçalar. Allâhu Teâlâ isterse bir anda Cebrail (Aleyhis selâm)'i gönderir. O kavmin tümünü batırır. Allâhu Teâlâ, İbrahim (Aleyhis selâm)'in ailesine sarkıntılık edecek Mısır Kralının bütün azalarını, eklem yerlerini, damarının içindeki kanına kadar dondurdu. Mısır Kralı, İbrahim (Aleyhis selâm)'e Hacer Validemizi cariye olarak verdi. Kendini de hürmetle uğurlamak mecburiyetinde kaldı.

Allâhu Teâlâ'nın yardımı bir çeşid değildir. O dilerse, sayılamayacak kadar büyük ve birçok yardımlar yapar, bunlar saymakla bilmez.

Lut (Aleyhis selâm)'un kavmini, Antakya'yı ve bir çok kavimleri Cebrail (Aleyhis selâm) bir anda yere batırmıştır.

Çoban babanın kasidesi ve Mısır-İngiliz savaşı hakkında bilgiler

1952-1956 senelerinde olacak Bilâl Babam, İstanbul'a iki sene sürgüne gitti. O yıllarda Mısır ile İngiltere harbettiler. Bu arada ben bazen İstanbul'da, bazen G.Antep'te kalıyordum. Bu harbi "Yeni Sabah Gazetesi" dizi halinde yayınlıyordu. Bilâl Babam bu diziyi okuyup bize de anlatıyordu.

Abdünnasr, Mısır Kralını tahttan indirip yerine geçince harbten sonra Yeni Sabah Gazetesi dizi halinde onu da yayınlamaya başladı.Abdünnasr:- Yahudilerle harbederken kraldan yardım istedik göndermedi, yahudilerle birleşti. Harbden dönünce, kralı devirmeyi düşündük. İlk teşebbüsle muvaffak olamadık, ikinci defa da muvaffak olduk. İngilizlerin elli beş bin askeri ile Mısır'daki Güllub Paşa'yi hudut harici ettim, diyor.Avrupa devletlerinin yöneticilerinden bazıları İngiltere'de, Avam kamarasında Mısır'la harb yapmak için konuştular.İngilizlerin o zaman ki başbakanı Sör Antoni Eden (iydin), Kur'ânı eline alıp:Bu Kitap dünya yüzünde oldukça, bununla amel edildikçe bize rahat yok. Ben bu Kitab'ı yeryüzünden kaldırmaya gideceğim, dedi. Yaşlı İngiliz kumandanları ile genç ingiliz kumandanları ikiye ayrıldı. Yaşlılar:Tarih boyunca, bu Kitab'ı ortadan kaldırmaya gidenler ne kadar güçlü de olsalar yenildiler. Siz de muvaffak olamazsınız, dediler. Gençlerse:Yirmi dört saat içinde Mısır'ın işini bitiririz, dediler ve harbe karar verdiler.

Bunun üzerine Abdünnasr seferberlik ilan etti. Uçaklarının hepsini başka devletlere kaçırttı. Arabistan'ın her yerinden gönüllü asker geldi. Kadınlardan gönüllü asker topladı. Kadın asker sayısı beş yüzbinden fazla oldu. Kadınlara yaşadığı memlekette silah kullanma eğitimi verildi. Rusya'dan çok silah aldı. İngilizler hazırlanıp gelinceye kadar kadınlar yaşadıkları memlekette, erkekler ise cephede harb eğitimini, silah atışını tamamen öğrendi.

Bir vapuru çimento ile doldurup Süveyş Kanalının en dar yerinde (keseliğine) batırttı. Harb çok şiddetli geçti. Her iki tarafta da zayiat çok oldu. Süveyş Kanalı dört saatlik mesafeye kadar İngilizlerin batan gemileriyle doldu. Harbin sonunda Süveyş Kanalını İngilizler kendi çıkarları için temizlediler. Harbte batan gemilerin azını Arablar, çoğunu Rus uçakları batırdı. Harbte bir İngiliz vapurundan çok kuvvetli şekilde bombardıman ediliyordu. Fedai istediler. Bir pilot fedai olarak çıktı. Kumandan ona sordu:

- Sen evli misin, bekâr mısın?" Fedai:
- Evliyim." dedi. Kumandan:
- Çocuklarını düşünmüyor musun?" Fedai:
- Düşünüyorum." dedi. Kumandan:
- Niçin fedai olarak çıktın?" deyince fedai olarak çıkan pilot:
- Ben bu­rada öleyim ki, ailem rahat etsin." dedi. Bir uçağa bomba doldurdular, o pilot uçakla beraber geminin ba­casından içeri girdi ve gemi battı. O pilotun resmi Arab memleketlerinde, resmi dairelerde uzun zaman asılı kaldı. (Şam'a giden bir arkadaşımız o resmi görüp, kim olduğunu soruyor ve öğreniyor. Geri dönüşünde bana teferruatı ile anlattı.)

İngilizler geldi, on beş gün harb oldu. Mısır Hava Kuvvetlerinden İngiliz uçaklarına karşı koyan olmadı, İngilizler hava alanlarını, mühim yerleri bombaladıktan sonra gemi ile bir yerden yedi bin kişi çıkar­ma yapabildiler. O yedi bin kişi sahili geçmeden Arablar tarayıp öldürdüler, İngilizler şehrin gerisine asker çıkartmak istedi. Paraşütle elli beş bin asker indirdi. Eğitilmiş kadın askerler daha yere ulaşma­dan havada vurdular, İngilizler ancak harbin on beşinci günü İskenderiye'ye zor bir çıkarma yapabildiler.

Abdünnasr, Rusya'ya gitti. Kendisine şarap getirdiler içmedi, meyva suyu getirdiler onu içti. O zamanki Rusya Cumhurreisi; "Ben de Müslüman oldum" diye şarap içmeyip, meyva suyu içti. Bu haber dünyada çok büyük yankılara sebep oldu. "Rusya Cumhurreisi niçin şarap içmedi?", "Ben Müslüman oldum" dedi doğru mu, değil mi? Tâbi ki doğru değildi.

Rusya'dan kalkan uçaklar, Arabların Mısır önündeki batıramadığı gemileri bir gecede gelip hepsini bombalayıp batırdılar. Kaçan otuz gemi yahudi sularına sığındı. Ruslar onları da bir gecede uçaklarla havadan bombalayıp hatırdılar, İngilizler İskenderiye'ye ikinci bir çıkarma yaptılar. Rusya; "Yirmi dört saate kadar çekilin. Çekilmezseniz füzelerle sizi imha ederim," diye nota verdi.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hadîs-i şerifinde:

"Allâhu Teâlâ dilerse bu dini bir facir, kâfir kimse eliylede yükseltir!"623 buyurduğu bu harbte de gerçekleşmiştir. Harbin başın­da herkes İngilizlerin yeneceğinden yüzde yüz emindi. Ama Allâhu Teâlâ'nın yardımı herşeyi bir anda değiştirdi, İngilizler kazanacaklarından emin oldukları halde çok büyük zayiatlar vererek, gazetenin yazı deyimiyle homurdana homurdana geri çekildiler. Harb başlayacağı zaman: "İngilizlerin Dırat Navut gemileri karşısında Mısır'ın durmasına imkân yok" diyenlerin sözleri de yanlış çıktı. Harbi Mısır kazan­dı. İşte Müslüman Allâhu Teâlâ'dan ümidini kesmez, sonunu bekler.

Mevzumuz kadınların cephede harb edebilmeleri:

Paraşütle atılan İngiliz askerlerini havada imha eden gönüllü, eğitilmiş, silah sıkmasını bilen Mısırlı Müslüman kadınlardı. O kadınlar intiharı düşünmedi. Dünyanın en kuvvetli devletlerinden biriyle "Allâ­hu Teâlâ'nın yardımıyla harb edip kazanacağız." dediler ve kazandılar.

Harbden sonra Abdünnasr'a uçaklarını niçin başka ülkelere kaçırttığını sordular. Abdünnasr:- İngiliz hava gücü bizim uçaklarımızı bir anda yok edecek güçte idi. Havaalanlarını da bombalayacaklarını biliyordum. Bu nedenle uçakları başka devletlere kaçırttım. Harbin içinde çok mühim yerlerde, ih­tiyaç olunca kullandım, dedi ve kendine sorulan her sorunun cevabını verdi.

İngilizler Abdünmısr'ı kötülemek için parayla adam tutup Abdünnasr'ı haksız. İngilizler haklıymış gibi söylettiler, propaganda yaptırdılar. Kendi kendilerini haklı gösterdiler. Abdünnasr, kocaman bir İn­giliz İmparatorluğunun ve bir çok Avrupa devletlerinin hücumunu atlattı. Mısır'ı İngilizlerden kurtardı. Hem de bir başına (hiçbir devletten yardım görmeden) yahudilerle harb etti.

Abdünnasır yahudi önündeki askerinin hepsini geri çekti. Yahudiler Mısır cephesini aldı ve silahları­nı da ele geçirdiler. Harbin sonunda bunu kendisine sordular. "Yahudilerin önünde ki o kadar silahı bı­rakıp geri çekildiniz, sebebi ne idi?" Abdünnasr: "Mısır'daki İngilizlerin silahlarına el koyabilmek için, yahudilerin önünden askerlerimi çektim ve Mısır'daki İngiliz silahlarının hepsine el koydum." dedi. Mı­sırlılar bu zaferin büyük bir bölümünü kadın askerlere boçludurlar.

İngilizler Avam kamarasında yine ikiye ayrıldılar. Bir kısmı "harbi durduralım." bir kısmı "harb edelim" dedi. Harbi durduralım diyenler öbürlerine "Alçaklar, bu ikinci bir Süveyş'tir. Bu zamana kadar verdiğimiz zayiat yetmiyormu da harbe devam edeceksiniz?" dediler ve harbi durdurdular. Oradaki zayiatın üzerine bir zayiat daha mı ekleyeceksiniz, dediklerinden anlaşılıyor ki İngilizler bu harble çok büyük zayiatlar verdiler. :

O zamanın gazete karikatüründe bir deve, devenin iki hörgücü var. Hörgücün biri Sudan, birisi Süveyş. İngiltere devenin üzerine binmiş ama hörküçlerin arası daraldığından çok sıkılmış karikatürün altında da: "Bizim Tomi'nin devenin iki hörkücü arasında rahatı kaçtı." diye yazıyor.

Seyyid Kutub'u kim neden astırmıştır?

Mısır'da. pek çok din adamı İngilizlerle el altından anlaşmışlardı. Abdünnasr, düşmanla anlaşan din adamlarını tesbit edip onları astırdı. Senin devletini kâfir istilasından kurtaran ve hürriyetine kavuşturan kimse böyle din adamlarını astırmaz da ne yapar? İşte bu şekilde astırdıklarından birisi de Seyyid Kutub idi. Seyyid Kutub'un Kur'ân Tefsir'i çok iyi bir tefsir imiş gibi memleketimizde bastırılıp, satılıyor. Onun fetvalarında caiz gördüğü şeyleri inceleyen ve hakiki ehl-i sünnet din adamlarına sorun, hakikat ortaya çıkacaktır!

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kendisiyle beraber harb edecek ashabın içinde bir kişiyi göstererek:- Bu cehennemliktir,624 buyurdu. O adam yaralanınca, kılıçla kendi kendini kesti ve intihar etti.İntihar edince imansız gitti.

Afganlar bir avuç çete idiler. Ruslara karşı ecdadlarından kalan eski tüfeklerle harbettiler. Dünyanın en kuvvetli devleti olan Rusya'yı bozguna uğrattılar. Afganistan'daki erkek-kadın kim varsa, hepsi harbi düşünüp, hiç kimse intiharı düşünmedi. Bugünkü Rusya'nın çöküş sebebi; Afganlılara yaptığı zulüm ve Afgan harbidir. Allâhu Teâlâ gadaplanır, kahrederse her taraftan vurur. Akla, hayale gelmeyen işler olur. Kâfir ölürse, kanı kurur. Müslüman şehid düşerse kanı kaynar; hiç intikamını alan olmazsa, Allâhu Teâlâ kudret eliyle intikamını alır. Tarih boyunca İslâmın. mü'minin intikamı yerde kalmamıştır.

Bugün İslâm âlemi çok kırılıyor; niçin kanı kuruyor? sorusuna:  Dünyanın ömrü uzun, bizim ömrümüz kısadır. Belki biz göremeyiz, ama en geç bir iki asır içerisinde Allâhu Teâlâ mü'minlerin intikamını fazlasıyla alır. Vietnam'da Amerikalıların, Afganistan'da Rusların bu duruma gelecekleri imkansız gibi görünüyordu. Fakat bir anda iş değişti, beklenmedik bir şekilde yenilgiye uğradılar. Bu intikamın müddeti dünya ömrüne göre çok kısa; bizim ömrümüze göre de çok uzun zamandadır. Bu intikamların gerçekleşmesini zaman gösterir.
 

Çoban Baba Hz.nin yazdığı kaside
 

İstanbul'da medfun olan meşhur Çoban Baba Hz. âhir zamanda olacak harbleri asırlarca evvel kasidesinde şöyle yazıyor:
 

Karadağ'ı alacaklar,
Fransız'ı kovacaklar,
Çok nüfusu kıracaklar.
Bu da bir gün gelecek.

Karadağ Cezayir'dedir. Yapılan harb de Fransızlarla Cezayirliler arasında olan harbtir.

Cezayir'den imdat gelir,
Fransızlar geri durur,
İngiliz kumandan olur,
Buna çoklar uyacaktır.

Bu harb anlattığımız Mısır ile İngiltere arasındaki Süveyş Harbi idi. Fransızlar harbe katılmadı, Cezayir'den Mısır'a yardım geldi. Harbide esas yapan, yöneten bazı devletlere kumandan olup harbi yöneten İngiliz'lerdi.

Himmet Mısır'dan gelecek,
zır beraber olacak,
Kendi ser'asker olacak,
Bir ulu gün olacaktır.

Hem şeriat uyanacak,
lıç kana boyanacak,
Tâ Mehdi'ye dayanacak,
Bu da bir gün gelecektir.

Bunu söyleyen Çobandır,
Ezelden benim babamdır,
Tâ ezelden akrabamdır,
Bu zahire çıkacaktır.

Bu üç kıtada anlatılanlar daha zuhur etmedi.

                        

 

Kasidesinde:

Abû geçer üçer üçer,
Meydan açar kanlar saçar.
Şeriatı güzel açar Rahmani'dir.
(Kadın İlmihali, s.348)

 

"Kadınlar dışarı çıkamaz" diyenler hakkında

"Haşrec ibn-i Ziyad baba annesinden:

 Bir takım kadın arkadaşlarımla beraber Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ile birlikte savaşa çıktık. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bize:- Niçin geldiniz? diye sordu.

- Allah yolunda bir yardımımız olsun diye; size kıl eğirmek, yaralıları tedavi etmek, elinize ok vermek ve gerekirse size yemek hazırlamak için geldik, dedik."

İşte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in harbte yanına kadınlar geliyor ve yardım ediyor. Aşağıdaki hadîsle de umuma ait olacağını söylüyor. Her ikisi de oluyor. Birinde Peygamberimiz (Sallallâ­hu aleyhi vesellem) fiilen yapıyor, savaşa katılıyor; birinde de umuma ait kadınların harbe katılmayacak­larını söylüyor. Her ikiside yeri ve zamanı gelirse tatbik edilir.

(Râmûz-ul Ehadîs, Hadîs No: 5970)

"Kadınları evden çıkarmayın, kitabeyi öğretmeyin. Onlara yün örmeyi, eğirmeyi öğretin; Nur sûresini belletin."

Hadîs-i şerifin birisini okuyup, o birini okumamış yarım hoca: "Hadîste böyle gördüm kadınlar evinden dışarı çıkamaz diye" iddia eder, durur. "Kadınlar evinden dışarı çıkamaz!" hadîsi kaç tanedir? Kadınların evden çıkıp Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in harbinde yardım etmeleri, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i kadın-erkek, büyük-küçük kaside söyleyerek karşılamaları gibi ha­dîsler pek çoktur, İşte niyet, işte zaman, işte kendinin İslâmiyet hakkındaki görüşü, işte meşrep! Bunların hepsi değişir, zamanı yeri gelince kadınlar hepsini yapmışlardır.

Bu hadîs-i şerifi Bilâl Babama "Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem) niçin kadınlara yazı yaz­masını öğretmemeyi buyuruyor" dediler. Bilâl Babam buyurdu ki:

- İstediği zaman, istediği erkeğe gizli gizli mektup yazmasını önlemek içindir. Bir çok faydaları varsa da Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem) bunu kastedip söylüyor.

Bir çok harbde kadınlar Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem) ile harbe gider ve geri hizmette bulunurlardı. Erkekler harb ederken kadınlar zılgıt, gılili çalar, erkeklere moral vermek için "Bizi düş­mana bırakmayın, Allah için vurun" gibi sözler kasideler söylerlerdi. Bir kadın yedi sefer Peygamberi­miz (Sallallâhü aleyhi vessellem) ile birlikte harbe gidip yardım etti. Ayrıyeten bir takım kadınlar Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem)'e harbde yardım için geldiler. Hz. Ömer (Radyallâhu anhu) zamanında kadınların harblerde yardımı daha çok olmuştur.

(Kadın ilmihâli, s.349)

"Umare ibn-i Arabe (Radiyallâhu anhü)'den: Ümmü Sa'd (Sa'd'ın annesi) (Radiyallâhu anha) Uhud günü müşriklerden bir atlıyı öldürmüştür."

"Ömer (Radiyallâhu anhü)'den;

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem): "Sagıma bakıyor Ümmü Sa'd'ı görüyor, soluma bakıyor Ümmü Sa'd'ı görüyordum. Müşrikleri bana yanaştırmamak için döğüşüp duruyordu" buyurmuştur. [Esma bint-i Zema (Zema'nin kızı Esma)]'da hadîsi şerifte bahsedilen kişi olabilir.)

Bir kadın bir müşriki öldürdü. Hz. Ali (Radiyallâhu anhü), Hz. Hamza (Radiyallahu anhü) gibiler de çok kâfir öldürdüler. Eğer Müslüman askerlerinin hepsi bu kadın gibi birer kâfir öldürseydi zafer kaza­nılırdı. Ne yazık ki Müslüman askerlerin çoğu kaçtı. Bir kadının cesaretini hiç kimse umursamaz (hesaba almaz) ama o harb zamanında belli olur. "Onların kalbine korku kor, sizin cesaretinizi arttırırırım."625 âyetine göre o kadına cesareti veren iman kuvvetidir. Kaçanların da kaçışına sebep olan iman zayıflığıdır. Günümüzde kadınlar cihada gitmez ama düşman ağır basar memleket işgal edilirse o zaman harbe iştirak eder. Ayrıyeten cihadda hasta bakıcılık ve geri hizmet yapmak için gidebilir. Esas cihada katılanlarda olmuştur. Bir rivayette Hadibiye'de kadınlar gelip biat edince Peygamberimiz (Sallallâhu a-leyhi vessellem) iftihar edip; "Elhamdüllillah! Benim ümmetimde de kadınlardan cihada katılanlar olacak." buyurdu.

 

 

"Kadınlar çalışabilir mi, çalışamazlar mı?" sorusuna cevaben:

(Riyâzü's-Sâlihîn, Cild 2, Hadîs No: 994)

"İbn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'dan: Rasûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi vesellem):Genç bir erkek yanında mahremi bulunmayan bir kadınla tenha (bir yerde)da kalma­sın ve hiç bir kadın yanında mahremi olmaksızın sefere çıkmasın."626 buyurdu.

İş sektöründe çalışan, nöbetçi olarak dairede kalan kadınlar bir oda içerisinde bir erkek ile bir kadın yalnız kalıyorlar. Bunların çok fazla mazuriyette kalmaları müstesna. Hiç bir surette yalnız kalmamalıdır. Bilâl Babam vaaz bandında:

Bir hadîs-i şerifte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem ):"Zaruret zamanında mahzurlu olan şeyler mubah olur"627 buyuruyor. Yani mecburiyet karşısında şer'an yapılması mahzurlu olan şeyler yapılır, buyuruyor. Bu da her ne kadar yapılması mahzurlu ise zaruret husule gelince caizdir, intibahtır, bir zararı yoktur.

Bilâl Babam: "Mazuriyet karşısında çok sıkışıkta kalan kadın ile erkek bir arada kalabilir. Bu zama­nın iktizasına (mecburiyet karşısında kalmasına) bakar" sözüne hocalar karşı çıktı. "Nasıl olur, imkan­sız, bu sözün hadîs-i şerife terstir" denilince Bilâl Babam buyurdu:

Senin bir ailen var, aileninde bir bacısı var. Onun annesi babası öldü, kardeşleri de yok arada kaldı. Eniştemin evidir diye sana sığınmaya geldi. "Ben yalnız kaldım namusumu muhafaza edemeyeceğim, beni yanına al, koru." der ve yanınıza gelirse; sakın onu eve koymayın. Çünkü ailen bir yere giderse baş başa kalacaksın. Namusu da, kendisi de ne olursa olsun, evinize almayın. Çünkü namahremdir mi? diyelim, deyince hocalar: "Öyle olmaz, evine alman lazım" diyorlar. Bilâl Babam da:İşte çok fazla sıkılmış bu ve bu gibi şeyler için caizdir, buyuruyor. Yine buyurdu ki: Sen bola çıktıkça şeriat daralır, sen daraldıkça şeriat bolalır. Şeriat akılla ölçülmez, vicdandan şaş­maz. Hadîsi-i şerîfte: "Mü'minler yanında iyi görülen Allah yanında da iyidir."628 buyuruluyor. Ama böylesi bir mazuriyeti yok kendi kendini idare edebiliyor ve kendisinin geçimini sağlayan biri varsa kesinlikle yukarıdaki hadîs-i şerife uyup onunla amel etmesi lazım ve kadının çalışması doğru değildir.

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 779)

"Kanaatkar olmalısınız... Zira kanaat tükenmez bir maldır (hazinedir). "

(Sûre-i Nisa, Ayet 34)

"Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerinden üstün kılması sebebiyle ve erkekler mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için saliha kadınlar itaatkârdır, Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadın­lara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür."

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 4378)

"Başlarına kadınları geçiren kavim katiyyen iflah olmaz."629

Bu hadîs-i şerîfe muhalefet Osmanlı Devletinin yıkımına sebep oldu. Osmanlıların başına vekil olarak geçen kadınlar vardı. Devletin başında bulunan Padişah yedi yaşındaki bir çocuk ama aslında devleti an­nesi idare ediyor, Padişah mührü olan yüzük çocuğun parmağında; her karar, yapılacak iş, annesi tarafından yazdırılıp hazırlanıyor, çocuğa geliyor, çocuk parmağındaki yüzükle mühürleyip onaylıyor. Bu kadı­nın padişah olması değildir. Fakat bunu caiz görmüşler. Ama yine de bunu bir erkeğin yapması lazımdır.Bu hadîse göre. dolaylı yoldan dahi padişah kadın olmaz, olmamalıdır. Ama yine de oluyor. Bu hadîs-i şerîfe terstir. , .

Sultan Süleyman (Aleyhis selâm) zamanında bir kavmin padişahı kadın (Belkıs) idi."630 O zamanda Yemen'de Sam yeli yoktu. Yemen topraklan çok verimli bir arazi idi. Allâhu Teâlâ'nın gadabı ile Sam yeli esti, hepsini kuruttu. Belkıs büyük bir padişahtı, ama Belkıs'ın reisliğinin ve milletinin sonu gelmedi. Kendisi Müslüman oldu, Sultan Süleyman (Aleyhis selâm) ile evlendi ve kendisinin hükmü bitti. O millet yine de helak oldu.

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 159)
"Kadınların az giyiminde yardım arayınız. Sebebine gelince onlardan birinin giyeceği çok olur, bir de güzel süslenirse sokağa çıkmayı ister."

(Muhtar'ul Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 402)
"Hangi kadın saçı dışında, başına bir saç takarsa
(o taktığı) bir vebaldir ki saçına katmış olur."631

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 476)
"Kadın dört şey için nikahlanır. Malı, nesebi, güzelliği ve dini... dindarını seç. Sonra eli boş kalırsın."
632

Kadının kocasına- Kocanın karısına karşı görev ve sorumlulukları

(Muhtar'ul-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 524)
"Karısı üzerinde hakkıdır ki: ,
Kadın bir deve üzerinde bulunsa dahi erkek onu istediği taktirde bir engel çıkarmayacak. ,
Farz hariç bir gün dahi olsa kocasının izni olmadan oruç tutmaya, şayet tutarsa günahkâr olur ve kabul olmaz. .
Kocasının izni olmadan evinden birşey vermeye şayet verecek olursa sevabı kocasına, günahı da kendisine olur.
- Kocasının izni olmadan evinden çıkmaya, şayet çıkacak olursa; Allah ona lanet eder. Meleklerin gazabı ona olur. Taa tevbe edinceye kadar isterse kocası zalim olsun..."

"Kocasından izinsiz sadaka verirse, kocasına iki sevap, kendisine bir sevap yazılır."633
-
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hem "Kocasından izinsiz birşey veren kadın günahkâr olur." hem de "Kocasından izinsiz sadaka verirse kocasına iki kat, kendisine bir kat sevap verilir", diye buyurmaktadır. Bunun birisini okuyan âlim diğerini okumamışsa . o bir âlim de diğerini okumuş bunu okumamışsa sözleri birbirine ters gelir. Her ikisi de caizdir. Kocası takva olur, ka­dın onun sözünü dinlemeli, karşılık vermemelidir. Kocası takvadan uzak malını içkide, kumarda harcı­yorsa, onun izni olmuyor diye malından sadaka vermemezlik olmaz.

(Kenzül-İrfan, Hadîs No: 869)
"Zevce (kocası) kendisinden razı olduğu halde bîr kadın vefat ederse cennete dahil olur."
634

Bu hadîs-i şerifin mucibi; kadının erkeğinin büyük bir zât olmasına, onun hizmetini görmesine göre değişir. Kocası büyük bir zât olup kadın uzun müddet onun çok mühim işlerini görürse, onun hatırı için cennetin en yüksek makamındadır. On sekiz sene hasta yattığı müddetçe Eyyüb (Aleyhis selâm)'un karısı Rahime Validemiz ekmek dilenip getiriyordu, İblis ekmek verenlere: "Rahime'nin saçından kesip size vermezse ekmek vermeyin." dedi. Rahime Validemiz sesi namahrem, kendi namahrem, saçı namahrem olduğu halde ekmek versinler diye saçından kesip verdi.

Ama bu işi Allâhu Teâlâ için yapıyordu. Eyyüp (Aleyhis selâm) büyük bir Peygamber, Rahime Validemiz O'na hasta olduğu için bakıyor, O'nun duasını alıyor, iblisin (şeytanın) "Rahime zina etti" diye kendini kandırması üzerine Eyyüb (Aleyhis selâm): "lyileşirsem kendisine yüz deynek vururum." diye yemin etti. Allâhu Teâlâ kendisine şifa verdi. Yemininin yerine gelmesi içinde "Yüz buğday sapını birleştir, bir sefer vur, yüz deynek yerine kabul ederim”635 buyurdu. Bundan anlaşılıyor ki, Rahime Validemizin her yaptığından Allâhu Teâlâ razı idi. O'­na bir sefer sopa vurulmasını bile istemiyor. Eğer bu yaptıklarıyla bir sopayı hak etmiş olsaydı niçin bir kez sopayla vur demedi de "Yüz buğday sapını birleştir, bir sefer vur" buyurdu. Mazeretsiz da­yak atmanın Allâhu Teâlâ yanında cezası çok büyüktür.

(Müzekki-n-Nüfus, s.492)
"Hizmet edene, hizmet edilir."

(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No:971)
"Hiç bir sadaka yoktur ki, su içirmek gibi bir büyük sevabı gerektirsin."
636

Bu gibi fetvalar adamına, zamanına, yerine, gösterdiği fedakârlığa göre değişir. Bunun misalleri çoktur ama uzatmak istemiyorum. Kur'ân-ı Kerim'de: "(hüm ve ezvacühûm:) Kendileri ve aileleri o yüksek makamda sedirlere yaslanır, otururlar." 637 diye buyurulmaktadır.

"Kendilerine pişmiş kuş etleri ikram edilir"638 dediğinden de anlaşılıyor ki, erkek çalışmış, o makamı kazanmış, kadın kazanmamışsa erkeğin hatırı için o makama yükseliyor. Şart; muhakkak kadının imanla gitmesi lazım.

Misâl; Eyyüb (Aleyhis selâm) o yüksek makamda olsun hasta iken kendisine on sekiz sene hizmet eden ailesi Rahime Validemizin makamıda enginde olsun. Cennette can sıkıntısı olmayacağına göre; Allâhu Teâ­lâ Eyyüb (Aleyhis selâm)'in canı sıkılmasın diye o makamı kazanmamışsa da ailesini o makama yükseltir. Erkeğin hatırı için kadının cennette yüksek makama çıkacağına dair âyet var. Ama kadının hatırı için er­keğin yüksek makama çıkacağına dair bir âyet yoktur. Nikah ölünceye kadardır. Kadın kocasından memnunsa o kocasının yüksek makamına çıkar. Kadının kocası kendinden engin ise, kocasının makamına inebilir. Ama kocası kendinin bulunduğu yüksek mevkiye çıkamaz. Yüksek makamda olan kadın isterse kendi makamında olan biriyle evlenebilir, istemezse evlenmez. Engin makama da inmek istemez.

(Sünen-i Tirmizî, Cild 2, Hadîs No: 1176)
"Sa'd'ın kızı Meymûne (Radiyallâhu anha)'dan rivayet edilmiştir: [Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hizmetçisi idi] dedi ki:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

-Ailesinden başka (mahremi olmayan)ların arasında süs içinde salınarak yürüyen kadının misali, kıyamet günündeki karanlığın misali (örneği)dir; ona aydınlık yoktur."

(Kenz'ül-îrfan, Hadîs No: 865)
"Güzel kokusunu insanlara duyurmak üzere güzel koku kullanan kadınlar zina etmiş hükmündedir.
639

(Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, s.479, Hadîs No; 22)
"Hangi kadın (yakılan) bir buhur(un kokusu) kendisine isabet ettiğinde bizimle beraber yatsı (namazın) da hazır olmasın."
640
Yani koku sürünen veya koku vücuduna tam sinmiş ise (sigara içmeyen bir adam, sigara içenlerin yanında çok durunca sigaranın kokusu kendisine sindiği gibi olsa da) mescide gelmesin demektir.

(Sünen'ün-Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5094)

"Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)'den; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):- Hangi kadın koku sürünürde sonra mescide (gitmek için evinden) çıkarsa gusl edercesi­ne yıkanınadıkça namazı kabul olmaz."641

(Kırk Mevzuda Kırk Hadîs, s.480, Hadîs No: 24)
"Kadın kocasından başkası(nın dikkatini üzerine çekmek) için koku sürünürse o şey ancak ateş(te yanmaya) ve arlanma (ya sebeb) olur."
642
Sadece zinayı değil erkeklere kendini göstermesi, övmesi, söylemesi de ateşte yanmaya sebep olur. Dikkati üzerine çok çekerse demektir.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3846)
"(Ey kadınlar!)..Odalarınızdaki namazlarınız,evinizdeki namazınızdan efdaldir.Evlerinizdeki namazlarınız cemaat mescidindeki namazlarınızdan efdaldir."
Kadınlar imam olabilir mi ?

Kadınların camideki cemaatle kıldığı namaz veya diğer bir kadının sesli olarak kadınlara namaz kıldırması öğrenmek, öğretmek içindir. Bir kadın, kadınlar cemaatinin ön safının ortasında ileri çıkmadan durup, diğer kadınlara kerih ve caiz olarak namazlarını erkeklerin duymamaları şartı ile kıldırır. Çünkü yüksek sesle kıldırması lazım, sesi de namahremdir.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 4, Hadîs No: 633)
"Ümmü Atiyye (Radiyallâhu anha)den şöyle rivayet edilmiştir:

- Biz [kadınlar Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) tarafından] cenazeyi takip etmekten nehy olunduk. Cenazeye îttibâ (arkasından gitmek), bizim üzerimize farz kılınmadı.'

(Sünen'ün-Neseî, Cild 3-4, Hadîs No: 2045)
"İbn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'dan: Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) kabirleri ziyaret eden kadınları, kabirleri mescid edinenleri ve kandil yakanları lanetledi."

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 585)
"Hayırlınız, ehli için hayırlı olandır. Ben ehlim için hayırlınızım. Kadınlara ancak Kerim olan ikram eder. Ve ancak leim (alçak olan) onlara ihanet eder."

 

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 611)
"Dünyanın hepsi bir meta'dır.Ve dünyanın hayırlı meta'ı ise iyi kadındır."
643 (Meta': Kişiye zaruri ihtiyaçtır. Onunda en iyisi kadındır.) Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesel­lem)'e;Cennete misal ver, dediler.
Dindar saliha bir kadınla evlenip yuva kurmaktır, buyurdu.

- Cehenneme misal ver, dediler;
- Ahlakı kötü olan bir kadınla evlenip yuva kurmaktır,
644 buyurdu.

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 956)
"Kadının iki örtüsü vardır. Kabir ve koca (ilâ âhir)."

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 983)
"Eğer kadınlar olmasaydı Allah'a tam manasıyla ibadet edilirdi."

Yukarıdaki hadîste böyle buyurulmuş fakat diğer bir hadîs-i şerifte de;

"Allâhu Teâlâ kadınları insanın nefsini, şehvetini öldürüp kendisine dürüst bir ibadet yapabilmesi için yaratmıştır"645

ayrıca
"Evli insanın iki rekat namazı bekar insanın seksen iki rekat namazından efdaldır."
646 Evli insanın bekar insanın namazının 82 misli olmasına sebep yine kadınlardır. Benzeri hadîs-i şerifler çoktur. Bir şehirde pavyon, genelev ve barda çalışan kızların, kadınların sayısı çok az olmasına rağmen, azdırdığı, Allâhu Teâlâ'ya asi ettiği erkeklerin sayısı çok fazladır. Fahişelik yapıp cehennemi kazanan kadınların sayısı çok az ona nisbeten onlara uyan, cehenemi kazanmış erkek­lerin sayısı çok fazladır. Cehenneme rağbet erkeklerde, o yola teşvik etme, sebeb olma da kadınlarda çok fazladır.

(Kimyâ-yı Saadet, s.212)
"Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:Dolaşan her kadının yanında bir şeytan olur. Bir kimse güzel bir kadına rastlayınca, hemen evine gidip hanımı ile sohbet etmelidir. Çünkü bu mes'elede bütün kadınlar aynıdır."

(İslâmda Evlilik ve Saadetleri, s.40)
"Kadını görmekle şehveti uyanan kimse hemen ailesiyle münasebette bulunsun."
647

(İslâmda Evlilik ve Saadetleri, s.40)
"Kadınlar, insanın karşısına şeytan gibi çıkarlar. Bir kadını görüp heves ettiğiniz vakit hemen kendi ailenize müracaat edin. Çünkü onda olanın aynısı onda da vardır."
648

Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) halife olunca ilk hutbesinde üç sefer "Elhamdülillah! dedikten sonra: Allâhu Teâlâ'ya hamd olsun ki, kadınları bize verdi, ihsan etli. Eğer onlar olmasaydı gözümüz haramda olur, şeytan bizi çabuk kandırırdı." buyurdu.

(Muhtarü'l-Ehâdîsin-Nebeviyye, Hadîs No: 1320)
"Kadınlara itaat ettikleri zaman erkekler helâkta sayılır (kadınların sözünün aksini yapın demektir)."
649

Bir erkek dam loğluyordu. Karısı; "Kenara gitme düşersin." dedi. Adam, bu hadîsin mucibince kadınların sözünün aksi yapılacak diye daha fazla kenara gitti ve düştü, ayağı kırıldı. Yezid, İmam Hüseyin ile harb etmek için Kerbelâ'da önüne. asker çıkarmak istiyordu. Bunu da asker etmek için geldiler. Ayağı kırık olduğu için asker olmadı. Kendini görmeye gelenler: "Niçin çok kenara geldin, düştün ayağın kırıldı?" sorusuna karşılık adam, kırık ayağını göstererek iftiharla; "Allâhu Teâlâ, "Kadınların sözüne itaat etmeyin." hadîsini söyleyen Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'den, bizlere kadar ulaştıran sa­habelerden ve yazanlardan razı olsun. Eğer karımın sözüne itaat etseydim, damdan düşüp ayağım kırılmayacaktı. Ayağım kırılmayınca da beni İmam Hüseyin ile harp etmek İçin Kerbelâ'ya götüreceklerdi. Mecburen orada harp edecektim, İmam Hüseyin'in önüne çıkıpta harp edenlerin hepsi Allâhu Teâlâ yanında mes'uldür. Ayağım kırıldığı için, bende mes'uliyetten kurtuldum. Ben ayağımın kırıldığına çok mem­nun oldum. Sonradan da tuttu, iyi oldu. " dedi.

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 730)
"Kadınların itaati pişmanlıktır."

(Bilmeyerek hata yapan pişman olur. Kuldan özür diler, istiğfarı çok çeker, Estağfirullah-el azim diyerek hem kula, hem Allâhu Teâlâ'ya karşı af dilemiş, affolmuş olur.)

(Muhtar'ül-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 1312)
"(Peygamberimiz (Sallallâhualeyhi vesellem)) Kadınların konuşmalarını yasak etti; kocala­rının izni olursa müstesna."

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 8, Hadîs No: 2142)
"...Muaviye el-Kuşeyri'den demiştir ki: [Peygamberimiz (Sallalâhu aleyhi vesellem)'e hitaben:]

Yâ Rasûlullah! Bizim birbirimizin üzerinde zevcesinin hakkı nedir? diye sordum da:- Yediğin zaman ona da yedirmen, elbise aldığın zaman ona da almandır. (Sakın) yüze vurma, (onu) kötüleme evin dışında (onu) terk etme, diye cevap verdi. ;650

Yüze tokatla vurmamalıdır. Çünkü yüz sıfatullahtır. Allâhu Teâlâ'nın zâtı bir şeye benzetilmez. Sıfatı çok şeye benzer ve sıfatlarından birisi de insanın yüzüdür. Allâhu Teâlâ buyuruyor:

"Ben insanı kendi suretimde halkettim.651

Bu nedenle yüze vurmak iyi değildir. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) veda hutbesinde:
"Değil ailenize, kızınıza, cariyenize, kölenize, hizmetçilerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Kadınların erkekler üzerinde hakları vardır, bunlara riayet edin."
buyurdu. Hutbenin sonunda:

"Bu söylediklerimi diğerlerine aktarın. Olur ki, burda ki bulunanlardan bu cemaatte olmayıp duyanlar daha fazla üzerinde durur." buyurarak dilden dile söylenmesine, yazılıp dağıtılmasına işaret ediyor. Ayrıca, kişinin ailesini herhangi bir yere bırakıp, kendisi evinde veya işinde serbest olup durması, ailesinin gelmesi için ilgilenmemesi iyi değildir. .

(Muhtar'ul Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 525)

"Erkeğin karısı üzerinde hakkıdır ki:

a) Kocasının yatağını terketmeye;
b) Kocasının yeminli olduğu şeyde uyar ola;
c) Evinden yalnız kocasının izni ile çıka,
d) Kocasının sevmediği kimseyi eve sokmaya."
652

(Muhtar'ul Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 526)

"Kadının erkeği üzerinde hakkıdır ki:
a) Yediğinden kadına da yedire;
b) (Yeni) bir elbise giyince ona da giydire;
c) Dövdüğü zaman yüzüne vurmaya;
d) Ayıplamaya;
e) Kendisinden ayıracaksa ancak evinde ayıra"
653

(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 8, Hadîs No: 2141)

"Ebû Hüreyre (Radiyallâhu anhu)'den rivayet olunduğuna göre;
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
- Bir adam karısını yatağına çağırdığında gelmez de bu yüzden kocası geceyi öfkeli olarak geçirirse sabaha kadar melekler o kadına lanet eder."
654

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) dünyaya gelmezden evvel, erkekler kadınları çok hor görüp, ayrım yaparlardı. İkinci sınıf bir insanmış gibi görürlerdi. Cariyeleri de olurdu, onları da kadınlar­dan daha aşağı üçüncü sınıf bir insanmış gibi görürlerdi.Yine erkekler; yeme-içme her türlü muamelede de ayrılırlardı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bunların çok büyük bir bölümünü yasakladı. O zamanın örf ve âdetlerine göre, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in bu sözleri halka çok ağır geliyordu. Çünkü kız çocuklarını kuma gömerlerdi. Maldan miras vermedikleri gibi, bir erkek istediği an hangi yaşta olursa olsun bacısını, kızını öldürebilirdi. Kimse birşey sormadığı gibi herkes o adamı ifti­har ile karşılardı. Bir de cariye olursa onun hiçbir hakkı yoktu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) veda hutbesinde:

"Kadınların sizin üzerinizde hakkı vardır, o haklarına riâyet etmelisiniz. Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Cariye olsun, hür kadın olsun, onların hak­larına riâyet edin."655 buyuruyor.

Şer'an mirastan erkek iki hisse alır, kadın bir hisse alır. Şimdi Türkiye'nin doğu vilayetlerinin bazı yerlerinde kadına mirastan birşeyler vermezler. Miras isterse, onu öldürmeye kalkışırlar. Bizim dinimiz bunu sınırlandırdı.

. Bir erkek karısı olan hür kadın ile yatağını ayırıp (normal zamanda ayrı yatmamalı) ilişkiyi kesmemelidir. Cariyesi olursa kırk gün yalağını ayırır, yanına gitmezse günahkâr olur.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5486)
"Kim cariyesi ile kırk gece cinsi temasta bulunmazsa o Allah Azze ve celle'ye asi olmuş olur."

Hür kadının yatağını ayırma müddeti daha azdır. Şimdi zâten herkes kendi yediğinden, giydiğinden ailesine yedirip, giydiriyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) kendi zamanındaki örf ve âdet kurallarına göre kadınlara büyük hürriyeti tanımış, oldu. Yine o zamanda kadına en fazla da cariyeye, er­kek köleye iftira ederler ve normal sayarlardı. Bunların kendilerini savunacak, haklı çıkaracak hiç bir taraftarları yoktu. Kur'ân-ı Kerim'de:

(Sûre-i Ahzab, Ayet 58)

"Mü'min erkeklere ve mü'mine kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler şüphesiz bîr iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir."

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh. Cild 2, Hadîs No: 477)

"(Abdullah) ibn-i Ömer (Radiyallâhu anhu)'den; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vese!Iem)'in:Kadınlarınız sizden geceleyin mescide (gidip ibadet için) izin istediklerinde, kendilerine izin veriniz." buyurduğunu (sened-i muttasıl ile) rivayet ediyor. 656

 

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 3, Hadîs No: 551)

"(Abdullah ) İbn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'dan: Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Küsuf namazını kıldıktan sonra as hâb dediler ki :Yâ Rasûlullah! (Namaz içinde) durduğun yerden (görmediğimiz) bir şeye elinle uzandığını gördük. Sonra (yine namaz içinde irkilîp geri geri geldiğini) gördük.

Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem): Evet! Ben cenneti gördüm ve bir (üzüm) salkımına elimle uzandım. Eğer o salkımı ben ele geçirebilseydim, dünya baki kaldıkça ondan yerdiniz(de tükenmezdi). Ateş (-i cehennemi) gördüm (lâkin) ömrümde bu gün gördüğüm kadar çirkin,berbat hiç bir manzara görmemiştim. Cehennemin ekseri (en çok) ahalisini de kadınlar olarak gördüm, buyurdu.

Yâ Rasûlullah! Ne sebeple (kadınlar buna müstehak oluyorlar?) diye sordular. Cevaben:-Küfürleri sebebi ile, buyurdu.

Allah'a iman mı etmiyorlar? (diye tekrar sordular).

Kocalarına karşı küfran-ı nimet (nankörlük) ederler. İyiliğe karşı küfran-ı nimet ede'rler. (İçlerinden) birine dünya dünya oldukça iyilik etsen de sonra senden (marzisine muhalif ufacık) bir şey görse (hemen) senden hiç, bir hayır görmedim ki der"buyurdu.

Hadîs-i şerifte geçen küsûf namazı; bizim için. dünya yüzünde Allâhu Teâlâ'nın gadabını teşkil eden bir hâl (âyet) zuhur edince cemaatle kılınan namazdır,. Ardından da dua edilir.

Demek ki; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem), cenneti ve cehennemi bir çok zaman görebiliyor. Ondan da Üzüm koparıp yiyebilecek, fakat namazda, olduğu için koparmıyor. Çünkü Hz. Meryem'e cen­netten devamlı meyva gelirdi 657

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vessellem) Hz., Hz. Meryem'in Peygamberininde baş tacı onda niçin bu gibi mucize olmasın? İşte hem Evliya kerameti, hem Peygamber mucizâti. .Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) namaz içinde gözleri açık, hem cenneti, hem cehennemi gö­rüyor. O görme bu gözle değil desen namazda gözleri açık; bu göz desen bu göz değil, o bir hâldir. Peygam­berimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) namazda hâlden hâle geçerdi. "Ümmetimin mi'rac'ı namazdır" buyurdu.

Sen ki gelip bana eyledin niyaz,
Ümmetin mi'rac'ını kıldım namaz.

dediği budur. Bu hâl Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kıldığı her namazda vardı. Bizim ise tam huzurla kılabildiğimiz namazlarda çok kısa bir an meselesi bizde de olur. Namazda gözü açık olduğu halde secde yerini görmez. Belki imam olur, namaz kıldırır, dili yüksek sesle Kur'ân okur. Okuduğunu kulağı duymaz veya uykuda uyuyan bir adamın söylediğinin bazısını seçip bazısını seçemediği gibi olur. Bu da okuduğunun bazısını seçer, bazısını seçemez. "Allâhu Ekber" deyip namaza durunca, kendisi bura­da yok. Yok desen cesedi burada, namaz kıldıran veya namaz kılan kendisidir. Burada desen gözü açık bu­rayı görmüyor, İşte Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) de namazda gözü açık o hâl gelmiş. Allâhu Teâlâ kendisine cennetteki üzüm salkımlarını çok yakın olarak gösteriyor. Eliyle koparmak için uzanıyor. Aynı anda Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hz. cehennemi gösteriyor.

İmamlardan bir tanesine çok mühim, bilinmeyecek bir soru soru sorarlarsa abdest alır, Allâhu Teâlâ'­nın rızası için iki rekat namaz kılar. Allâhu Teâlâ, namazın içinde veya duada huzurlu olduğu bir hâlde hâl ile kendisine bildirir. Cevabına kalbi tam mutmain olur. Namazdan çıkınca, cevabını verirdi. Kur'ân-ı Kerim ile hadîs-i şeriflerle araştırırlar, Kur'ân-ı Kerim'e ve hadîs-i şeriflere tam mutabık gelirdi, İşte mü'minin mi'rac'ı namazdır, İşte en mühim müşkülünü Allâhu Teâlâ namazda hallediyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'inde en mühim müşküllerini kendisine can gözü ile gösteriyor. Yakinen de bildiriyor. Namazda da her türlü müşkülünü hallediyor.

(Sünen-i Tirmizî, Cild 2, Hadîs No: 1183)

"Muaz ibn-i Cebel (Radiyallâhu anhu)'den rivayet edilmiştir; Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem):

- Bir kadın dünyada kocasına eziyet ederse, onun cennet kızlarından (huri) olan karı­sı muhakkak surette şöyle der:

"Kahrolasıca kadın! Ona eziyyet etme! O senin yanında misafirdir; bize müteveccihen yakında senden ayrılabilir."

Seyyid-i Ahmed Rufai Hz ile Papazın arasında geçenler

Bilâl Babam vaazında:

Bayezid-i Bestami Hz.'nin diğer bir rivayette Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'nin zamanında bir papaz cennetten üzüm getirip yiyordu. Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'ne anlattılar.

 O:Benim yanımda aynısını yapsın, buyurdu. Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'nin yanında papaz huzura vardı. Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'de huzura vardı. Papazın ruhu yükseldi, yükseldi cennetin dış avlu duvarına kadar vardı. Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'nin ruhaniyeti de arkasından gitti. Papaz cennetteki Üzüm asmala­rının dalları cennetin avlu duvarından dışarıya doğru sarkmıştı. Ondan bir salkım koparıp getirdi. Sey­yid-i Ahmed Rufai Hz., papazın getirdiği üzümün cennetten geldiğini doğrulayarak:

Bu cennet meyvasıdır buyurdu, yediler. Seyyid-i Ahmed Rufai Hz. tekrar huzura vardı. Allâhu Teâlâ'nın "Tutan eli ben olurum"658 buyurduğu eliyle cennetin avlusundan sarkan, bütün asma dallarının hepsini içeriye attı ve papaza :Şimdi Üzüm getir sana inanacağım, dedi. Papaz yine huzura vardı. Gitti cennetin dışarı sarkan avlu duvarını gezdi. Üzüm yok, boş geldi.

Bu kez getiremedim, deyince Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.:Bundan sonra hiç getiremeyeceksin. Çünkü asma dallarının hepsini içeri attım. Getiren böyle getirir, deyip kendisi cennetin içinden bir salkım üzüm getirdi ve:- Sen bu zamana kadar hırsızlık yapıyordun. Size cennete girmek haram, ancak dışından hırsızlık yaparsın, buyurdu.

Buna bir hoca karşı çıkıyor ve "cennetin avlusundan dışarı sarkan üzümleri kim koparıp yiyecek?" diyor, hem de gülüyor. Ben ona şöyle cevap verdim:

Cennetteki bir salkım üzümü binlerce sene yesen bitmez. Her kopardığın salkım yerine yeni bir salkım, her salkımdan koparıp ağzına attığın tanenin yerine yeni bir tane biter. Bütün cennet halkının hepsi bir salkımı yiyip bitiremez, bitmez. Delili hadîs-i şeriftir.659 Cennette mevsim değişikliği olmayıp hep­si birdir. Dünyada mevsimler değişken olup, her mevsimin meyvaları ayrı ayrıdır. Fakat cennette her an tüm meyva çeşitleri taze olarak vardır. Cennette ki hayatta dünyada ki yemekler pişmiş olarak tabaklar içinde sana gelecek.660

Bu dünyada her kıtada yetişen meyve çeşitleri her birisi ayrı ayır mevsimlerde yetişir. Cennette dünyanın her yerinde olan meyve çeşitleri her insanın bahçesinde hem de her mevsimde taptaze olacaktır. Cennetteki her meyvenin yanında dünyanın meyvesinin en iyisi yenmeyipte çöpe atılan gibidir.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 11, Hadîs No:1723 )

"Aişe (Radyallâhu anhu)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur:

Peygamberin kadınlarından Sevde (Hicâb âyeti nazil olduktan sonra) bir lüzum ve ihtiyaç üzerine evden çıkmıştı. Sevde iri yapılı bir kadındı. Bu cihetle onu (vaktiyle) bilenler anlarlardı (tanırlardı). Bu cihetle Ömer ibn-i Hattab onu görünce (onun evi dışına) çıkması­na itiraz ederek:

-Yâ Sevde! İyi bil ki, Vallahi sen bizce tanınmamış değilsin. Düşünsene sen, ne cesa­retle evinin dışına çıkıyorsun? dedi. Hazreti Aişe (Radyallâhu anhu) (rivayetine devam ederek) der ki :

-Bunun üzerine Sevde evine dönüp geldi. O sırada Rasûlullah benim odamda akşam yemeğinde idi. Elinde de etli bir kemik vardı. Bu halde iken Sevde (odaya) girdi ve:- Yâ Rasûlullah! Bazı hacetim için evimden çıkmıştım.Ömer bana şöyle şöyle söyle­yerek itiraz etti, diye şikayet eyledi. Hazreti Aişe (Radiyallâhu anha) der ki:- Bunun üzerine Allâhu Teâlâ Rasûl-i Ekrem'e vahiy gönderdi. Vahiy âsârı, Rasûli Ekrem'den kaldırıldıktan sonra (ve elinde tutmakta olduğu et parçasını yere koymaksızın) Sev­de'ye şöyle cevap verdi:

- Siz kadınların lüzum ve ihtiyaç üzerine mesture (kapalı) giyili olarak evlerinden çık­malarına izin verildi," buyurdu.

(Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, s. 482, Hadîs No: 31)

"Allah'ın Rasûl'ü kendini erkeğe benzetmeye uğraşan kadına da, kendini kadına benzetmeye çalışan erkeğe de lanet etti."661

Kadın, erkeklerin meclisine gider veya erkek şalvarı, pantolonu giyer erkek traşı olur. Bu gibi hâllerle kendisini erkeğe benzetir. Kadının ya elbisesinin rengi, deseni, kadınların daimi giydiği desenlerde olur ya da biçimi, şekli erkek giyiminden farklı olur. O zaman kendini erkeğe benzetmemiş sayılır.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 11, Hadîs No: 1795)

"Üsâme ibn-i Zeyd (Radyallâhu anhu)'den Nebi (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in:

- Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne ve fesad (âmili) olarak hiçbir şey bırakmadım," buyurduğu rivayet olunmuştur.

(Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s.478)

"...Enes ibn-i Mâlik (Radiyallâhu anhu)'den rivayet edilmiştir:

Bir gün Hz. Aişe'nin evinde idik. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhivesellem)' in hatunlarından Ümmü Seleme'nin evinden bir çanak pişmiş et ve ekmek geldi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in önüne koydular.

Bize:-Buyurun, yiyin, diye buyurdu. Kendisi mübarek elini uzattı, bizde uzattık, yedik. Bu sırada Hz. Aişe'de ocakta yemek pişiriyordu. Hemen aceleyle yetiştirip ortaya koy­du. Ümmü Seleme'nin çanağını kaldırdı, yere vurup parçaladı. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):- (Külû bismillâhi, ğaret Ümmüküm:) Allah'ın ismiyle yeyin. Anneniz kıskandı,"diye buyurdu.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) "Anneniz hiddete geldi." buyuruyor ve başka birşey demiyor. Bizim bundan örnek almamız lazım. Şimdi Türkiye'de kadınların kötü olduğuna dair hadîsler söyleniyor. Fakat iyi olduğuna dair hadîsler söylenmiyor. Ben bu yazımda bütün hadîslerin hepsinden söylenmeyen, saklanan; hem kadınları öven, çok yüksek gören hem de kadınların çok mes'uliyette olduklarını bildiren hadîsleri bulup yazıyorum.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1569)

"Muavviz kızı Rübeyyi (Radiyallâhu anhu)'den şöyle rivayet edilmiştir:

- Ben gelin olduğumun kuşluk vaktinde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) evlenme törenime gelmişti. O sırada bir takım kızcağızlar def çalarak babalarımızdan Bedir Gazasında şehid olanların menkıbelerini yâd ediyorlardı. Nihayet bu kızlardan birisi: "İçimizde bir Peygamber vardır ki, O yarın ne olacağını bilir!"dedi. Bunun üzerin Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) cariyeye:- Kızım öyle söyleme, evvelce söylemiş olduklarını inşad eyle!" buyurdu.

"Baba demek yok" diyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) "Öyle söyleme kızım, ilk defa ki söylediğini söyle!" buyuruyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) "kızım" diye hitap ederse kız ne diyecek. O da muhakkak ki "baba" diye hitap edecek. Müşriklerin neseben babası imiş gibi manada demelerini, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yasaklıyor. Yoksa neseben ayrı olduğunu herkes biliyor. Onu büyükleyerek baba demiş, bunu demeyi bu hadîs-i şerîf ile Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) teşvik ediyor.



 

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)