Kadınlar ve Cihad

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 8, Hadîs No: 1216)

"Muavviz kızı Rübeyyi (Radiyallâhu anha)'den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

- Biz kadınlar Nebi {Sallallâhu aleyhi vesellem) ile beraber gazada bulunurduk. Mücahidlere su verir ve onlara hizmet ederdik. Yaralıları tedavi eder ve Şehidleri Medine'ye nakleylerdik."

(Sahîh-i Müslim, Cild 5, Hadîs No: 134 (1809))

"Enes ibn-i Mâlik (Radiyallâhu anhu)'den şöyle demiştir:

- Ümmü Süleym, (Süleym'in annesi) Huneyn günü iki yüzlü büyük bir bıçak edindi. Bu bıçak daima O'nun yanında bulunuyordu. Ebû Talha onu gördü de:

Ya Rasûlullah! İşte bu yanında bir hançer bulundurup taşıyan Ümmü Süleym'dir, dedi.

Rasûlullâh (Sallallâhu aleyhi vesellem)'de Ümmü Süleym'e:Bu hançer nedir? diye sordu.

Ümmü Süleym:Ya Rasûlullah! Ben bunu da bu gün için edinmişimdir. Müşriklerden biri yanıma yaklaşırsa bununla karnını deşerim, dedi. Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) (bu cevap­tan memnun olarak) gülmeye başladı.

Ümmü Süleym devam ederek:Ya Rasûlullâh! Ben şu yeni İslama girerek azad edilenlerden olup da panik yapıp yanından dağılıverenleri de muharîb müşrikler gibi öldürmek isterim, dedi. Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem) O'na cevaben:- Ya Ümmü Süleym! Allah bize yetişti ve zafer ihsan etti, buyurdu."

Hadîs-i şerîfte: Ümmü Süleym, Süleym'in annesi (Ebû Talha'nın eşi) olup, kendisi kadın. Bu kadın Huneyn günü iki yüzlü bir bıçak edindi dediği odur.

Hadîs-i şerifin kitabtaki açıklamasında:

İslâm kadınlarının harbe fiilen iştirakleri yalnız Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanına münhasır değildir. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) halifeliği za­manında meşhur Yermuk harbinde sayıca üstün Bizans askerleri bir baskın yaparak İslâm ordugahının içine kadar inmişlerdi. Bu sırada cengaver İslâm kadınları kılıçlarını çekmişler ve erler gibi düşmanla cenk etmişlerdir. (Kastalanî, V. 84 Bulak tab'ı).

Hadîs-i şerîfte de buyurulduğu gibi kadınlar, düşman yanlarına kadar gelince kılıçlarını çekip hemen düelloya başlıyorlardı. Onlar geri durursa koşarak gidip su getiriyor ve müslüman yaralıların ağzına ve­riyorlardı. Şimdi de: "Sakın ha sakın kadınlar çarşaftan çıkmasınlar, çıkarlarsa şu kadar günah, bu kadar günah." diyorlar. O zamanda çarşaf yoktu. Çarşaf ilk defa Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) zamanında icad ol­du. Kadınlar çarşaf giymesinler demek istemiyorum. Kadınları evden dışarı çıkmaz, harbetmez, harbe katılmaz gibi gösteriyorlar. Yeri, zamanı gelirse hepsini de yaparmış, ömründe daima çarşaf giyip, evinden çıkmayan kadından, o dar günde ağır yaralılara su taşıyan, düşmanla karşılaşırsa hemen kılıcını çekip düelloya başlayan kadın, Allah'u Teâlâ yanında diğerlerinin hepsinden derecesi kat kat daha büyüktür. Bunu anlatmak istiyorum.

(Fetâvâyi Hindiyye «Fetva Kitabı», Cild 4, s. 141-142)

"İmam Muhammed (Radiyallâhu anhu) şöyle buyurmuştur:

"Biz, kadınların, erkeklerle beraber cihad etmelerine taaccüp etmeyiz. Ancak (kadınların cihada çıkması) müslümanlara zarar verecekse; o hâl müstesna...

«Düşmanın geldiği» haberi gelince; kadınların da, cihada çıkmasına ihtiyaç varsa; onların da, savaş için çıkmalarında beis yoktur.

Böyle bir durumda, kadınların, babalarından veya kocalarından izin almalarına gerek yoktur.

Böyle bir durumda, babaların veya kocaların, kadınları, cihaddan men etmeye hakları yoktur. Şayet, mani olurlarsa, günahkâr olurlar.

Keza, müslümanların, kadınların cihada çıkmasına ihtiyaçları olmadığı halde; savaşın şekli, onların uzaktan ok, kurşun ve benzeri şeyleri atmalarına imkan veriyorsa; yine kadınların savaşa katılmalarında bir sakınca yoktur."

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Selemet'ül-Ekva ve Eslem'den bir cemaatle birlikte akşama kadar ok attılar. Akşam olunca (okları) diğerlerinden ayırdılar. Gördüler ki, berabere kalmışlardı.960

(Muhtar'üI-Ehâdîs-in Nebeviyye, Hadîs No: 529, s.317)

"Hakîm'den;

"Çocuğun, babası üzerinde hakkıdır ki; ismini güzel koya ve iyi terbiye ede...Yazı yazmayı, yüzmeyi ve ok atmayı öğrete. Ona ancak helâl yedire... Ve buluğa erince evlendîre..."961

Hz. Ali (Radiyallâhu anhu):

"Çocuklarınıza üç şeyi öğretin; atıcılık, binicilik, yüzücülük."

Hadîs-i şerîfte

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Atıcılık öğrenin, Kur'ân öğrenin. Mü'minlerin en hayırlı saati Allah'ı zikrettiği saattir,' buyuruyor.

(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1533)

"Enes İbn-i Mâlik (Radiyallâhu anhu)'den rivayete göre şöyle demiştir:

- ...Uhud günü hakiki bir vakıa da Ebû Bekir'in kızı Aişe ile (annem) Ümmü Süleym'i (mücahidler, harbedenler arasında) görmekliğimdir. Bu iki kadın elbiselerini çemremişlerdi; dizlerinin, bacaklarının halhallarını görmüştüm. Bunlar arkalarında kırbalar, çeviklik­le su taşıyorlar, mecruhların (yani harbde ağır yaralanıp, sağına-soluna dönemeyecek kadar ağır yaralı olanların) ağızlarına (su) döküyorlardı. Kırbalar boşalınca sür'atle geri dönüp gele­rek kırbaları dolduruyorlar, sonra gelip mecruh mücahidlerin ağızlarına boşaltıyorlardı.Yine Uhud günü (düşmana havale ettiği ağır darbelerle) Ebû Talha'nın elinden iki, yahud üç kere kılıcı (yere) düşmüştü."

Yukarıdaki hadîs-i şerîfte de Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu) kızı Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) ile Enes ibn-i Mâlik (Radiyallahu anhu)'in annesi, Ebû Talha (Radiyallâhu anhu)'nın karısı olan Ümmü Süleym'in Uhud Cenginde, yaralılara su taşıdığını ve ayaklarının halhallarının göründüğünü söylüyor. Ayak hal hali aşık kemiğinden yukarısıdır. Bacak halhali, diz kapağından aşağıdaki halhaldir. Çünkü bacaklarını çemremeseler çevik olup, çabuk gidip gelemezler. Düşmanla harb edemezler. Aşığındaki halhal olsa nereye çemresin. Çemrediğine göre yine diz kapağının altındaki halhaldir.

Bazı sofu kimseler kadınların harblerde erkeklerin arasında dolaşmalarını cahiliye devri adeti gibi gösteriyorlar. Halbuki hem Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sağlığında, ashabın arasında, hem de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) zamanında mücahid kadınların yaralılara su taşıdığını, kılıçlarını çekip düşmanla düello yaptıklarını ve harbettiklerini yazıyor, İşte Allahu Teâlâ'nın emri, izni olmazsa Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yapmazdı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)dende kalan büyük bir sünnet olur. Ashâb ve Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) zamanında da olunca kıyamete kadar müslüman kadınlar için müslüman askerlerin gerisinde kadınlara, gerekirse harbetme, yaralılara yardım etme vardır ve caizdir. Aksini iddia edenlerin sözleri yanlıştır. Yukarıda geçen hadîs-i şeriflere de terstir.

İstiklâl harbinde düşmanı pusuya düşüren sonra ödül olarak müslümanlar tarafından mükafatlandırılan kadın mücahidler meşhurdur. Yine Makbule isminde bir kadın senelerce kocası ile beraber mavzer elinde düşmandan elde edilmiş bir doru ata biner, çetelerin daima en tehlikeli taraflarında bulunurdu. En keskin nişancı idi. Çok uzun zaman harbetti. En son cephede düşman tarafından vurularak şehid edildi. Bu gibileri gayet çoktur.

Uhud Cenginde Esma bint-i Zem'a ismindeki kadın ata binmiş, kılıcını, zırhını her techizatını kuşanmış olarak geldi. Düşmanla harbe başladı. Düşmandan bir kaç kişiyi öldürdü. Çünkü düşman saatlerce harb etmiş, atları ve kendileri yorgundu. Esma bint-i Zem'a'nın atı da kendisi de dinçti. Önünden kaçanı yakalıyor, arkasından sürdüğüne yetişiyordu. Bunu gören Ebû Süfyan:

- Bu kadındır harb usulünü bilmez, gidin arkadan çevirin, dedi. öyle yaptılar, vurdular şehid ettiler.

Hadibiye mevkiinde erkekler on, kadınlar dört veya altı kişi, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in elinden tutup:

Yâ Rasûlullah! Malımız ve canımız ile senin uğrunda ölünceye kadar harbedeceğiz, geri durmayacağız, diye biat ettiler.

Sizin künyesi gelen, öldü zannettiğin ümidini kestiğin oğlunu aniden görünce bağırıp, çağırman normal oluyor! Bunu herkes normal karşılıyorda, zikirde aynı hâl gelip kendinden geçip, Alla­hu Teâlâ'nın korkusundan ve sevgisinden ne yaptığını bilmeyip başı açılırsa da aynı onun gibi olur! Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) harblere kadınları götürüyor. Kadınlar harpte; şiir, beyt, kaside söyleyip, askeri iştaha getiriyor. Bizzat harb edip şehid düşüyor. Hadibiye'de erkeklerden sadece on; kadınlardan dört veya altı kişi; "senin uğrunda ölünceye kadar harb edeceğiz" diye yemin ediyor. Peygam­berimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bunların hepsini kabul ediyor. O zikreden kadınlara o hâlin bir ben­zeri geldi ise Allahu Teâlâ'nın aşkından kendi kendini tutamadıysa sizin bundan ne haberiniz var? Hem de hepsi kadın. Harbde erkeklerin içinde sesi, bacağı namahremdir. Harbte elbiselerini biraz çemremişler. Çünkü çok uzun giyimle harb edemezlerdi. Bunların hepsini Allahu Teâlâ ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) görüyor.

(Sûre-i Ahzab, Ayet 41) .

"Ey iman etmiş olanlar! Allah'ı çokça zikrediniz."

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3954)

"(Ey kadınlar!) Tesbih, tehlil, takdisden ayrılmayın! Parmaklarınızı sayarak (söyleyin); çünkü parmaklar, kıyamette mes'ûl olacaklar ve lehimize konuşturulacaklar. Zikirden gaflet etmeyin ki, rahmet (babında) unutulursunuz."

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3566)

"Gafiller içinde Allah'ı zikreden, arkadaşları kaçtığı halde sabredipde yalnız başına düşmanlarla savaşan gibidir."

Emri üzerine onlar zikrediyorlar. Sizlerde onları kınamakla gafillerden oluyorsunuz. Zikredenler, başları açılanlar; arkadaşları kaçıp ta, yalnız başına düşmanla harb eden gibi olur. Harbte kadının başı açılsa, düşmanla karşılaşmış "dur ben başımı örteceğim, müsaade et" mi diyecek?

Yunus (Aleyhis selâm)'un kavmi kâfirken dua ettiler, duaları kabul oldu. Değil başı açıklık, hepsi cünüp değil mi? Hepsi imansız değil mi? dua da bilmedikleri halde bir tek insanların, hayvanların bağırmaları sebebi ile Allahu Teâlâ affediyor. Bazıları da; Allah'u Teâlâ'yı zikretmeye gelmiş, hepsi kadın birazına hâl gelip başı açılacak hâle gelmiş. Bunlara "delâlette" diyorlar. Yunus (Aleyhis selâm)'un kavmini kâfir, cünüp ve başı açık olduğu halde, Allah'u Teâlâ delâlette kabul etmiyor, hidayete getiriyor, müslüman oluyorlar. Allah'u Teâlâ bunlarınkini niçin kabul etmesin?

Allah'u Teâlâ tarafından verilen emir ikidir:

1-) Normal emir.

2-) Katileşmiş kesin emirdir.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'i Taifte taşladıklarında Cebrail (Aleyhis selâm) Allahu Teâlâ'dan Taifi batırmak için emirle geldi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e sordu. O'nun da rızasını alması lazımdı, İki sefer gelişinde Peygamberimiz (Sallallâh aleyhi vesellem):
- "Batırma! Belki ileride ayıkırlar." buyurdu. Cebrail (Aleyhis selâm)'in üçüncü gelişinde: "Allahu Teâlâ kesin emir verdi. Bu sefer dönmeyeceğim." dedi.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): - Bir hafta içerisinde müslüman olan olmazsa batır." diye mühlet istedi. O zamana kadar müslüman olanlar oldu. Demek ki Allahu Teâlâ'nın emri

1-) Kesin değişmez.

2-) Değişir. Lut (Aleyhis selâm)'un kavmine Allahu Teâlâ belâ verdi. Yunus (Aleyhis selâm)'un kavminin Allahu Teâlâ'ya karşı bağırmaları sebebi ile üzerlerinden belâları kaldırdı, ömürlerini uzattı.962 İşte kesin değil. "Ben,onların kalplerini mühürledim, onlara kimse haber anlatamaz."963 İşte kesin emirdir. Ayetlerde yine aynıdır. Muhkem ve Müteşabih âyetlerdir. Muhkemleri, Allahu Teâlâ'dan başkası bilmez, değişmez, kesindir. Müteşabih olanların manası verilir. Allahu Teâlâ tarafından değiştirilebilir.]

Meleklerin kaçması, gelmemesi için alenen zina edilmesi lazım. Kadınların başı açılsa da bazı melek­ler yine gitmez, görevlidir. Onlar da alenen zina edilirse o zaman giderler. Çünkü İbrahim (Aleyhis selâm)'i mancılıkla ateşe atamadılar. İbrahim (Aleyhis selâm)'den tarafa Cebrail (Aleyhis selâm) basıyordu. Ağırlığı bütün ağırlıklardan daha ağır geliyordu. Onların kadınlarının hepsinin başı açık değil miydi? Niçin Cebrail (Aleyhis selâm) kaçmadı? İblis bir insan suretinde geldi:

Herkesin gözü önünde alenen zina edilirse bunu atabilirsiniz, yoksa atamazsınız, dedi. Kimse çıkmadı. Bir bacıyla kardeş:

Biz yaparız, dediler. Çünkü Nemrud, zinayı yapacak kadına ayrı, erkeğe ayrı ödül veriyordu. Bunlarda ödülü kaçırmamak için zina ettiler. Erkeğin ismi "can", kadının ismi "gan" idi. Onun için onlara ve onlardan türeyenlere cangan cangan derken derken "cinganlar" denildi.

Yine bazı melekler vardır ki, aldıkları emre göre zinadan da kaçmazlar. Çünkü Lut (Aleyhis selâm)'un kavminden binlerce kişi zina halinde iken, Cebrail (Aleyhis selâm) şehrin altına kanadını sokup, hepsini havaya kaldırıp aktardı (alt üst etti).

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)