Kadınların saçları hakkında Hadis-i Şerifler
(Fetâvâyi Hindiyye «Fetva kitabı» Cild 12,
s.133-134)
Bir kadının, baş ağrısından dolayı başını tıraş
etmesinde bir beis yoktur. Şayet kadın, erkeklere benzemek için tıraş
olursa, bu mekruh olur. KÜBRA'da da böyledir.Velisi olmayan, deli bîr kadının başı ağrırsa,
başının saçı tıraş edilir ve kadın olduğu bilinecek kadar saçı terkedilir. MÜLTEKIT'ta
da böyledir,
(Fetâvâyi Hindiyye «Fetva kitabı», Cild 12, s. 134)
Bir adamın saçına saç ilave etmek haramdır, İster ilave edilen saç kendi saçı olsun, isterse başkasının saçı olsun fark etmez. İHTİYAR'da da böyledir.Saçında başkasının saçı ilâve edilmiş bir kadının namazının caiz olup olmadığı ihtilaflıdır. Muhtar olan namazının caiz olmasıdır. GİYASSİYYE'de de böyledir.Bir kadının, saçına kordela takmasında bir sakınca yoktur. FETAVAYİ KADİHAN'da da böyledir.
(İbn-i Abidîn «Fetva kitabı», Cild 10, s. 320)
"İnsan saçının satılması da bâtıldır ilh..." Bu saçla hiçbir surette faydalanmak, istifade etmek caiz değildir. Zira bu konuda hadîs vardır."Saç ulatan ve ulayan, başkasının saçını kendi saçına ekleyen ve bunu eklemede vasıta olan kişilere Hz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve Cenâb-ı Hakk Teâlâ lanet etmiştir." buyurulmaktadır. Ancak (kadınların) saçlarına uladıkları kılları hayvan kılından yapılması durumuna izin verilmiş, saç örgülerini bu tüy ve kıllarla uzatmalarına cevaz verilmiştir.
(İbn-i Abidîn «Fetva kitabı», Cild 15, s.40l)
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Allah saç ekleyene, ekletene, ben yapana, yaptırana, dişlerinin başını inceltene, buna razı olana, yüzünden tüyleri aldırana,yüzündeki tüyler aldırıldığı takdirde buna rıza gösterene lanet etmiştir." diye buyurmuştur.
(İbn-i Abidîn «Fetva kitabı», Cild 15, s.405)
"İsterse saçına eklediği saç kendi saçı olsun ilh..," Tezvir yani kandırma, aldatma söz konusu olduğu için bu fiil haramdır. Nitekim gelecek hükümde de bu ortaya çıkacaktır. Başkasının saçını saçına eklemek insanın bir cüzünden menfaatlenmek de vardır. Fakat ET-TATARHANİYE'de; kadın başkasının saçını saçına eklerse bu mekruhtur, hükmü yer almaktadır. Ruhsatlı Ademoğullarının saçı olmayan saç hususundadır. Kadın örgülerini arttırmak için başka bir insan saçı değil bir madde alıp ekler. Bu Ebû Yusuf'tan da rivayet edilmiştir. Bunda ruhsat vardır. EL-HANİYE'de şu hükmü yer almaktadır. "Kadın örgü ve perçemlerine deve tüyünden bir şeyi kılarsa (eklerse) bu zararsızdır, beis yoktur."
(Râmûz-ul Ehadîs, Hadîs No: 2149)
''Allâhu Teâlâ yolunda baş ağartmış olan adamın bu ak saçı, onun için bir nur olur, herhangi bir adam müslüman bir köleyi azat ederse onun her azası onun cehennemden kurtulmasına bir vesile olacaktır!., (ilâ âhir)."
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs-i Kudsi No: 6363)"Allah Azze ve Celle buyuruyor:
"Ey Ademoğlu! Başa düşen aklık benim nurumdan bir nurdur. Ben nurumu narımla (ateşle) azablandırmaktan haya ederim! Öyleyse sen de benden haya et."
Saç bizim için nur oluyor. Saçı kesmek nuru zay etmektir.. Kurban bayramı günü kurban kesildikten sonra ister Mekke'de ister evinde saçını kesersin ki, o da Allâhu Teâlâ'nın emridir.574 Kesilen saçta kesen için nurdur. Siz; "Saçın ne ağırlığı olacak veya nur olup nereyi ısıtacak, bana ne faydası olsun?" diyeceksiniz. Allâhu Teâlâ o saça dilediği kadar ağırlık, dilediği şekilde projektör gibi veya daha fazla ışık verdirir. Şart şu ki; saçları Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in saçı gibi kulağının yumuşağına yetişecek kadar veya daha uzun bırakıp örgü ördürmüş olması lazım. Sakalın en kısası yüzün etini örtecek, göstermeyecek kadardır. Köse ise müstesna. Saçın en kısa ve normali kulak yumuşağına kadardır. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in saçını örgü ördüğüne dair birkaç hadîs var. Fakat kulak yumuşağına kadar saçını bıraktığına dair birçok hadîs-i şerifler var. Bize niçin örgü ördürmüyorsunuz?
Bu da sünnettir diyenler çıkacak. Bunlara karşı deriz ki:Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in sünnetini ihya eden yapan, öğreten yalnız biz değiliz. Siz de mü'minsiniz, müslümansınız, âlimsiniz sizlerin de Öğretmeniz lazım. Eksik yanımız varsa, yapıp göstererek, öğreterek söyleyiniz; tam yapıyorsak kabul et. Şu zamanda saçın en kısası kulak yumuşaklığına kadar olmalıdır. Saç sünnetini yapmak müslumalara, en âlim denilen kimselere çok ağır geliyor. Kulak yumuşaklığına kadar saç bırakmak hakkında iki hadîs yazıp bırakabilirim. Fakat bizim bir iki hadîsle yazdığımız sözleri, iddiaları onlar hemen yalanlamaya kalkışıyorlar. "Bu hadîs-i şerîf uydurmadır, bu hadîs-i şerifin manası böyle değildir." dedikleri için, ben onların itirazlarını büsbütün kesebilmek gayesiyle çok hadîs-i şerif yazıyorum. Hakiki müslümana bir âyet veya hadîs kâfidir. Ayete İtiraz âyetle, hadîs-i şerife itiraz âyetle veya hadîsle olması lazımdır.
(İhyâu Ulûmi'd-dîn, Cild 1, Hadîs No: 99, s.100)
"Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
İslâm dini garib olarak doğdu ve doğduğu gibi garib olarak sönecektir. Gariblere müjde olsun.Garibler kimdir? sorusuna cevap olarak:Benim sünnetimden insanların bozduğunu islah edenler ve terk edilen sünneti yaşatanlardır," buyurdu.575
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2132)
"Amr ibn-i Şu'ayb (Radiyallâhu anhu)'dan şöyle anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- Saçtaki akları yolmayın. Zira bir kimse müslüman iken bir tek bir kıl bile ağarmış olsa, bu kıyamet günü onun için mutlaka bir nur olur."
(Sünen-i ibn-i, Mâce, Cild 3, Hadîs No: 884)
"İbn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'dan;
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) buyurdu ki; , - Ben yedi (kemik) üzerinde secde etmekle ve (secdeye giderken)
saç ve elbiseyi toplamamakla emrolundum."Yani secdeye giderken Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi
vesellem)'in saçları gözlerinin önüne
dökülüyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'de gözünün önüne düşen
saçlarını eliyle düzeltiyordu.
Cebrail (Aleyhis selâm) gelip kendisini bundan men etti. "Namazda yüzüme doğru
sarkan saçlarımı düzeltmemekle emrolundum." dediğinden anlaşılıyor
ki. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in secdeye eğildiği
zaman gözünün üstünü kapayacak kadar uzun saçları vardı.
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1040)
"Abdullah ibn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'den rivayet edildiğine
göre; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu
demiştir:- (Namaz kılarken) saç ve
elbiseyi (durumu bozulmasın veya tozlanmasın diye)toplamamakla emrolundum."576
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1042)
"Medine-i Münevvere halkından
Ebû Sa'd (künyeli) bir adam (Radiyallâhu anhu)'dan rivayet edildiğine göre; Hasan ibn-i Ali (bin Ebî Tâlib) (Radiyallâhu anhu) (bir gün)
saçlarını tepesinde toplamış olduğu
halde (ayakta) namaz kılarken;
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kölesi Ebû Râfi'
(Radiyallâhu anhu) O'nu gördü. Ebû Râfi' O'nun saçlarını
salıvererek veya onu böyle yapmaktan men ederek:
- Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) erkeğin saçlarını tepesinde toplamış olduğu halde namaz kılmasını yasaklamıştır, dedi.577
(Sahîh-i Müslim, Cild 2, Hadîs No: 232 (492))
"...İbn-i Abbas (Radiyallâhu
anhu)'ın azatlısı
Kureyb, ibn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'dan tahdis etti: İbn-i Abbas
(Radiyallâhu anhu), Abdullah ibn-i Haris (Radiyallâhu anhu)'in
saçlarını arkasından
toplayıp tepesine bağlamış olarak namaz kılarken gördü. Hemen kalktı ve O'nun saçlarını çözmeye başladı. Abdullah ibn-i
Haris(Radiyallâhu anhu)namazdan çıktığı
zaman ibn-i Abbas (Radiyallâhu anhu)'a döndü ve:
Senin, benim başımda ne işin var? dedi. Bunun üzerine ibn-i Abbas (Radiyallâhu anhu) şöyle dedi:Ben Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'den işittim, buyuruyor ki: "Bu kolları arkadan bağlı olarak namaz kılan kimseye benzer.'*
(Fetâvâyi Hindiyye «Fetva Kitabı» Cild 12,
s.132)
Bıyık, kaş gibi olana kadar kesilir.
GIYASSlYE'de de böyledir.Önceki müslümanlar, bıyıkların kenarlarını
kestirmeyip öylece bırakmışlardır. GARAİB'de de böyledir.Tahâvî, Şerhi Asar isimli
kitapta şöyle buyurmuştur. Gerçekten bıyığı
iyice kesmek güzeldir. Üst dudağın
hizasından kenarda kalan kısmı kesmek güzeldir ve sünnettir. Bu Ebû Hanife ve
arkadaşlarının kavlidir.SERAHSİ'nin
Muhıyt'ınde de böyledir.*Alimler: "Düşmanın gözüne heybetli görünmek için, bıyığı
uzatmakta bir beis yoktur." demişlerdir.GIYASSÎYE'de
de böyledir.
Sakal ve Bıyık hakkında Hadis-i Şerifler
(Fetâvâyi- Hindiyye «Fetva kitabı»,Cild 12, s.133)
*Boyun (boğaz) üzerindeki kıllar tıraş edilmez, İmam Ebû Yusuf (Radiyallâhu anhu) ise bir sakınca görmemiştir. Kaşlardan fazlasını kesmekte de bir beis yoktur. Yüzde olan kıllar da kesilip tıraş edilir.(Burada yüzden murad yanaklardır.) YENABİ'de de böyledir.Alt dudaktaki kılları yolmak (tıraş etmek) bid'attır.
(Kenzü'l-îrfan, Hadîs No: 799)
"Bıyıklarınızı
kesiniz, sakalınızı ziyade kesmeyiniz. Ve kendinizi yahudilere
benzetecek kadar da uzatmayınız."578
(Kenz'ûl-îrfan Hadîs No: 805)
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No; 2136)
"Abdullah ibn-i Amr İbni'1-As (Radiyallâhu
anhu) anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallâhu
aleyhi vesellem) sakalından enine ve boyuna
alırdı."579
(Sünen'ün-Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5035)
"Rüveyfi ibn-i Sabit (Radiyallâhu anhu)'den: Peygamberimiz
(Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
Yâ Rüveyfi! Olur ki, benden sonra uzun zaman yaşarsın, o zaman insanlara haber ver; kim özenerek sakalını kıvırmaya ve toplamaya çalışırsa, yahud nazarlık takars yahud hayvan tezeği veya kemikle istinca ederse bilsin ki, Muhammed ondan uzaktır."
(Sünen'ün-Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5043)
"İbn-i Abbas (Radiyallâhu
anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)"e isnad ederek: Son
zamanlarda sakallarını (güvercin gerdanı
gibi) siyaha boyayanlar cennet kokusu alamazla buyurdu."580
(Kenzü'l-îrfan, Hadîs No: 802)
"Dudaklarınızın üzerine inmiş olan bıyıklarınızı
kesiniz. Sakalınızı ziyade kesmeyiniz; yani mecûsilere muhalefet
ediniz."581
(Râmûz-ul Ehâdîs Hadîs No: 217)
"Bıyıkları kırpın, sakalları bırakın, yahudilere benzemeyin."
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2134)
"Zeyd İbn-i Erkâm (Radiyallâhu anhu)
anlatıyor: Peygamberimiz (sallallâhu
aleyhi vesellem) şöyle buyurdular ki:- Bıyığından kim almazsa (kesmezse)
bizden değildir."582
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2135)
"İbn-i Abbas (Radiyallâhu anhu) anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallâhu
aleyhi vesellem) bıyığından keser
ve şöyle derdi:- Halilu'r -Rahman İbrahim (Aleyhis selâm)'da böyle yapardı."583
(Kenzü'l-îrfan, Hadîs No: 801)
"Dudaklarınız görülecek kadar bıyığınızı
kesiniz, sakalınızı terk ediniz (bırakınız)."584
(Râmûz-ul Ehâdîs Hadîs No: 6229)
"Ey Ensar topluluğu!
(Sakalınızı) kırmızıya
boyayın, sarıya boyayın
da kitab ehline muhalefet edin. Şalvar
giyin, entari giyin! Kitab ehline muhalefet edin; mest giyin,
papuç giyin! Kitab ehline muhalefet edin; bıyıklarınızı
kırpın, sakalınızın uçlarından kırpın
ve kitab ehline aykırı olun."
Sakalın fazla uzatılması hem akıl noksanlığından hem de yahudilere benzemiş olur. Sakal uzunluğunun en normali işaret (şahadet) parmağı alt dudağının kırmızısının bittiği yere konulur, dört parmaktan uzun olanı kesilir, ölçü bir kabze (dört parmak)dır.Bir adam bir aylık maaşını kaybetse veya çaldırsa onu arar. Karısı (hanımı) her ne kadar, arama, gitme bırak dese dinlemez. Fakat hanımı sakal sünnetini uygulama, sakal bırakma dese hemen bırakmaz. Çünkü kendinin yanında sakalın kıymeti bir aylık maaşının kıymeti kadar yoktur.
Şalvar giymek, kitap ehline muhalefet etmek ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in emrine uymaktır. Entari giymeyi evvelce yapmışlar. Hatta padişahların giydikleri kıyafetleri de entari şeklinde idi. Hâlâ müzelerde sergilenmektedir.
Bir memlekette hiç kimsenin yapmadığı bir şey yapılırsa herkes tarafından hor görüleceğinden yapmak iyi değildir. Yaparsa en azından bir topluluk yapmalıdır. Meselâ; Tekaüt (emekli) olmuş din adamları, memuriyetten atılma gibi bîr mahzuru olmadığından ve yaşlarının ihtiyar olması yönünden de müsaittirler. Böyle bir toplum, sakalını kırmızıya, sarıya boyasın; şalvar, entari, mest ve onun üzerine pabuç giysin. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in dediği ve yaptığı ihmal edilen sünnetleri yapsın, tatbik etsin. Bayram günlerinde veya kandil gün ve gecelerinde bunları yaparlarsa çok iyidir. Aslında devamlı giyilse iyi ama bu zordur. Senede bir kaç sefer mübarek günlerde ve gecelerde giyilir ve tatbik edilirse çok iyi olur. Bir memleketin kurtuluşu diye her sene o kurtuluş günü gelince çete harbi yapanlar veya evlatları çete elbisesi giyip kutluyorlar. Mehter takımı mehter marşlarını çalmak için mehter elbisesi giyip, aynı marşlar çalınmıyor mu? Söylenmiyor mu? Bir film çekilirken eski zaman elbiseleri giyilip onların lisanı, sözleri, yaşantıları dile getirilip millete gösterilmiyor mu? Sünnet-i Rasûlullah'ın da bu gibi ihmal edilenlerini din adamları niçin ihya etmesin? Niçin dile getirmesin? Niçin giyerek, göstererek milleti eğitmesin? Yukarıdaki saydığımız şeyler için şekil değiştirmek değerde, sünnet-i Rasûlullah'ı ihya için değmez mi? Asıl sünnet-i Rasûlullah'ın yapılması, tatbik edilmesi değer. Onlar film icabı ve anmak amacı ile öyle yapıyorlar. Siz sünnet-i Rasûlullah'ı ihya, halka öğretmek, eğitmek, aşılamak amacı için yapacaksınız. "Alîm yaparsa, âlem yapar" atasözü de budur. Aşağıdaki hadîs-i şerifte bunu söylüyor.
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 196)
"İlminden istifade olunan bir âlim bin âbidden (ibadetçiden) hayırlıdır."585
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 807)
"Bıyıklarını kesmeyip, dudakları üzerine uzatan kimsenin duasını Cenâb-ı Allah kabul buyurmaz."
Allâhu Teâlâ kabul etmezse sen kendi kendine kuru sofuluk edip ibadet yap, amel et, çalış bunu şeytan engellemez. Sana iştah verir. Çünkü Hakk Teâlâ'nın rızasının dışındasın. Harbte, girdaba tutulmuş bir düşman vapuruna ateş açmazsın. Çünkü iyi biliyorsun ki, girdab onu batıracak. O gibilerde cehennem seline, girdabına tutulmuş, şeytan onun gemisini batırmaya uğraşmaz. Bilâkis, amelini ziynetlendirir.586 Ayet-i kerime'de aynısını söylüyor. Şeytanın gayesi sana ya hiç amel yaptırmamak veya yaptığın ameellerinin Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hz.'nin rızasından uzaklaştırmaktır. Hangi amel Allâhu Teâlâ'nın gadabını kazandırıyorsa ki amel düzgün itikad bozuk, Kur'ân-ı Kerim'e ve Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şeriflerine ters ise iblis onu çok iyi biliyor. Ona iştah verir. Abdest, namaz, oruç. ibadet, taat yaptırır, amelini zîynetlendirir. Onun sözüyle fikrini müslümanlara benimsettirir, heveslendirir ve onun vasıtası ile bir çoklarını azdırır. Onu elinde koz olarak kullanır.
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5515)
"Bıyığından almayan bizden değildir."
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5519)
"Etek tıraşı olmayan, tırnaklarını kesmeyen, bıyıklarını kırpmayan bizden değildir."
(Kenzü'I-İrfan, Hadîs No: 804)
"Bıyığını dudakları görününceye kadar kesmeyen bizden; yani ümmet-i kamilemizden (seçkin ümmetimizden) değildir."
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5615)
"Cuma günü yıkanmak, sünnet olmak, bıyıkları almak, sakal bırakmak İslâmın fıtratındandır. Çünkü Mecusiler bıyıklarını inadına salıverip sakallarını iyice tıraş ederler. Şu halde siz onlara muhalefet edin. Bıyıklarınızı (altlarından) alın, sakallarınızı bırakın."
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bıyık bırakıp, sakalı kazımanın Mecusi âdeti olduğunu buyuruyor. Ey bıyığını bırakıp, sakalını kazıyan din adamları! Ey bu şekil yapıp en âlim görünenler! Siz kendinizi Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'den ayırıp Mecusi âdetini yaptığınızın farkında mısınız? Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) yarın mahşerde tekdir hâlinde; "Şu şeklin Mecusi şeklidir. Bu hadîs-i şerifi okumadın mı, duymadın mı, inanmadın mı? Şimdi şefaat diye yanıma geliyorsun. Sen yapsan bütün mü'mînler yapacaktı. Sen yapmadığın için yapmadılar. Senin yapman halka yaptırmandı, yapmaman halka yaptırmamandı. Herkes senden gördüğünü yapıyordu. Sen niçin yapmadın?" diye sorar ve ona yüz vermez.
"Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) herkese karşı merhametli, herkesi kurtarmak ister. Niçin bana yüz vermesin?"diyeceksin. Şu hadîs-i şerifte de:
(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4302)
"...Huzeyfe (ibn-i el-Yemân) (Radiyallâhu anhu)'den rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
Şüphesiz benim havuzum, Eyle'den Aden'e kadar olan mesafeden cidden daha uzundur. Nefsim (kudret) elinde olan (Allâhu Teâlâ)'ya yemin ederim ki, muhakkak kapları yıldızların sayısından daha çoktur ve muhakkak o, sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Ruhum (kudret) elinde olan (Allâhu Teâlâ)'ya yemin ederim ki, adam yabancı develeri kendi havuzundan kovduğu gibi ben de bir takım adamları havuzumdan kovarım, buyurdu, demiştir.(Bunun üzerine sahabeler tarafın dan):
Yâ Rasûlullah! Sen bizi tanıyacak mısın? diye soruldu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
Evet. Siz, benim yanıma abdest izinden yüzleriniz, kollarınız ve ayaklarınız nurlu olarak varacaksınız. Bu alâmet sizden başka hiç bir kimsede olmayacaktır," buyurdu.Ümmet havuzun başına kadar gelmiş, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hem yüz vermiyor, hem de kovuyor. Zâten diğerlerini zebaniler havuzun kenarına yaklaştırmazlar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kovduğunu belli ki Allâhu Teâlâ da kovar.
Bunu Allâhu Teâlâ niçin yapmıyor da, buraya kadar getiriyor, diyecekseniz. Bunu da Allâhu Teâlâ yapıyor. Çünkü mahşerde bir insan cennetliklerle beraber cennetlik gibi cennetin kapısına kadar gelir, girme sırası kendine gelince; tam cennete gireceği zaman cennetin bütün kapıları kapanır. Ümidini keser geri çekilir. Yine cennetin kapıları açılır. Allâhu Teâlâ "Cennete gir!" diye emreder. Tam cennete gireceği vakit yine tüm kapılar kapanır, kendi yine geri çekilir. Üçüncü defa kapılar yine açılır, Allâhu Teâlâ kendisine: "Cennete gir!" buyurur. O adam bu sefer girmez ve:
Yâ Rabb'i! Benim suçum ne?587 der. Allâhu Teâlâ:Sen dünyada iken benim mü'min kullarımı kandırdın. Ben de seni böyle kandırıyorum. Hem cenneti gör cehennemde yandığın müddetçe nerden ayrılıp, nerde yandığını, nekadar büyük zarara uğradığını bil.588 Sen onları dünyada kandırdın. Fakat burada beni kandıramadın,"buyurur.
"Onların hilelerine karşı Allâhu Teâlâ'da hile yapar."589 Allâhu Teâlâ "Cennete gir" buyuruyor, o giremiyor. Allâhu Teâlâ'nın gir emri kesin değil mi? Allâhu Teâlâ her sözünde, her işinde baliğ (yapabilen, gücü yeten) değil mi? Cennete girdirmesi lütfundan, girdirmemesi gadabındandır. Allâhu Teâlâ: yiyin, için, israf etmeyin590 diye emrediyor. Bir çoklarına da hastalık verip perhiz yaptırıyor. Niçin bunlara yedirip, içirtmiyor. Bu zahiri dünyada; mü'minlere lütfundan ibtila, kâfirlere kahrından belâdır.591 Bu dünyada ki olandır. Her ikisinin karşılığı da âhirette cennete normal girenler, bir kısmıda yukarıda anlattığımız girmeye gidenler ve Allâhu Teâlâ "Gir!" dediği hâlde giremeyenler. Allâhu Teâlâ mü'min dervişlere; "Gidin cehenneme atılın" diye emreder. Bunlar gelirken cehennem feryad eder, bağırır.
"Bunların göz yaşı,592 zikir nuru593 beni yakıyor. Çabuk geri çevirin.'' der. Bütün kapılar kapanır.
Bir ufak çocuğun eline tabancayı verirsen, çocuk mermiyi tabancanın ağzına sürer, yönünü veren adamdan tarafa çevirir. O güçlü, kuvvetli adam ellerini havaya kaldırır, ufak çocuğa yalvarmaya başlar. Aynı onun gibi, Allâhu Teâlâ, dervişe cehennemi yakacak, yıkacak nuru ve gözyaşını vermiştir. Cehennem bu nedenle ondan korkarak feryad eder. Cehennemde müstehak olmayan yanmaz, imanla gidip şefaat edilenler hariç. Cennete müstehak olmayanlar giremezler..
Hakiki dervişlere, zakirlere Allâhu Teâlâ "Cehenneme gir!" diye emretti, cehennem kabul etmedi. Allâhu Teâlâ iki yüzlü, münafık ve fâsık olanlara da "Cennete gir!" diye emretti; onlarıda cennet kabul etmedi. Bunların ikisi birbirlerinin karşılığıdır.
Allâhu Teâlâ'dan başka tek yoktur. Her âyet ve hadîs-i şerîf çifttir. Dünyadakiler birbirleriyle, âhirettekiler de birbirleriyle çifttir. Dünyadaki ile âhirettekileri karşılaştırsan onlarda çifttir. Zahirle bâtın çifttir; maddi ile manevi çifttir. Elektronk aletler radyo, teleks, televizyon, faks, telefon bunlar dünyadaki zahiri, cennetteki haberleşme ise bâtınıdır. Dünyadakiler de maneviyat yok, kesik, insan bu zahir vücudu ile yapıyor. Âhirette olanların maneviyatı böyle değildir. Bu dünyada iki kişi telefonda seninle konuşmak istese aynı anda ikisi ile konuşamazsın. Birini iptal eder, diğeri ile konuşursun. Cennette olanlar ve (tarikatta irşad olan o hâli kazanan zâtlar dünyada iken) bâtında bin yerden telefon gelse biniyle de konuşur. Cennette de bunun gibi telefonla konuşacaksın demek değil. Allâhu Teâlâ mahşerde her azanı konuşturacak.594 Her azan konuşursa, cevap verme, konuşma kolay olur. Bu dünyada bir tek azan (dilin) konuşur. Onda da söyleyeceğin sözün çoğunu unutursun. Cennette bu konuşma mahşerdekinden çok daha üstündür.
Bu dünyada milyonlarca kişi çok uzun müddet çalışmış sonunda Şeyhi kendini bir anda irşad etmiş. Bir anlık irşad için yirmi, otuz, kırk. altmış sene emek vermiş, çalışmış, sonunda irşad olmuş. Onların dışında kimse irşad olmamış. Cennette bir şeyi kazanabilmek için emek yok, irşad var. Öyle olunca irşada da akıl yetmez. Hasılı Allâhu Teâlâ verir, verir, verir de verir.
Bir çok kimselere ben şahsen, sakal sünnettir, niçin bırakmıyorsunuz? dediğim zaman "Bizim üstadımız, büyüğümüz sakal bırakmamış." diyorlar. Niçin evlenmiyorsunuz
dediğimde "Bizim üstadımız, büyüğümüz evlenmemiş" cevabını veriyorlar. Diğer bazılarına niçin sakal bırakmıyorsun? diye sorduğumda: "Bizim mesleğimizin icabı" veya "Her cemaata , her meclise girebilmemiz lazım. Sakal bırakırsak giremeyiz." cevabını alıyorum. Peki hangi Peygamber, hangi Evliya meslek icabı veya başkalarının toplantılarına serbest girebilmek için sakalını veya bıyığını kazıtmış. Milyonda bir tane dahi çıkmaz. Fakat Allâhu Teâlâ'nın rızası için saç-sakal bırakan nice milyonlarcası çıkar. O saç-sakal bırakanlara devlet yüksek bir maaş bağlasaydı, parayı görünce hemen sarılırdınız. Saç-sakal sünnetini tam uygulayanlara en yüksek mevkii, bakanlık, milletvekilliği, cumhurreisliği verilecek denilse sünnet-i Rasûlullah'ı milimi milimine inceler, harfi harfine yerine getirirsiniz.
Allâhu Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerim'deki vaadleri, vereceği nimetler, cennetteki yaşamın bir saati ömür boyu padişahlıktan, cumhurreisliğinden çok üstündür. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in mahşerde, mizanda, sıratta Cennet-i A'lâ'da ebedi komşuluğunu yapabilmek milyarlarca defa dünyaya hükmeden cumhurreisi, kral ve padişahlardan çok daha üstündür.
Bu lisanen vaazlarda söyleniyor da niçin yapılmıyor, uygulanmıyor? Hangi Peygamber, hangi Evliya korkusundan veya menfaat karşılığında Allâhu Teâlâ'nın rızasının dışında şeklini, şahsını, görüşünü, fikrini değiştirmiş, saklamıştır. Mansur-i Bağdadi Hz.'ne: "Enel Hakk deme, dersen seni keseceğiz." dediler, susturamadılar.
Şeyh Muhiddin-i Arabi Hz.'ne: "Sizin taptığınız benim ayağımın altınadır, deme. Seni asacağız." dediler, fikrinden vazgeçiremediler. Halbuki; "Ben Allah'ım" demek ve "sizin taptığınız benim ayağımın altındadır." demek âyet, hadîs, emr-i ilâhi değil, bir tek kendi sözleri idi. Kendi sözlerinden fire verdiremediler. Şimdi asılan, kesilen, öldürülen yok. Ortadaki iddiamız sünnet-i Rasûlullah ve bunları yapan milyonlarca kişiler. Sen din adamı olarak Allâhu Teâlâ'nın emrinden, sünnet-i Rasûlullah'tan durmadan fire veriyorsun
Sözde de en âlimsin.Böylesi kişilerin yanında Allâhu Teâlâ'nın tevhidi "Lâ ilahe illallah" diye sesli olarak zikredilir. Zikredenlere bakar, fakat kendinde hiç bir hareket yoktur. Dudağı da kımıldamaz. Başka zamanlarda da Allâhu Teâla'yı şu kadar çok, bu kadar çok seviyorum gibi laf atarlar. "Övdüğünü zikrediyoruz, gel bizimle zikret" denilince değil zikretmek, dudağını bile depretmez. Fiiliyatta O'nun ismini zikredenlere buğz ,kin, adavet, beğenmemek, benimsememek, yanlış görmek, küçümsemek çok olur. Allâhu Teâlâ esirgesin. (Amin).
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
"Emevi halifelerinin hepsini kendi döşeğimde maymun suretinde görüyorum. Bir tek Ömer ibn-i Abdülaziz'i insan suretinde görüyorum." buyuruyor.595 Salman ibn-i Abdülmelik'de çok iyidir. Yalnız o halife değildir. Hakiki müslümanlardan olan bir sadrazam onu ölen Emevi halifesinin vasiyetidir diyerek hileyle tahta oturtturdu. Aslında böyle bir vasiyet yoktu. Salman İbn-i Abdülmelik'te çok dindar ve iyi adamdı. Ashâb, Emevi halifelerinin içinde bir tek Ömer ibn-i Abdülaziz'in ağzından hadîs almışlardır. Diğer Emevi halifelerinden hadîs-i şerif almamışlardır. İlki Hz. Muaviye (Radiyallâhu anhu)'nin oğlu Yezid (Hz. Muaviye (Radiyallâhu anhu) çok iyi ashâb idi. Oğlu Yezid ashâb değil, kâfir, mel'un, dinsizdir.), sonu Eba Müslim (Radiyallâhu anhu)in harb edip öldürdüğü Mervan'dır. Emevi halifeleri seksen sene hükümdarlık yaptılar. Bu seksen sene içerisinde onbir padişah değişti. Biriside Ömer ibn-i Abdülaziz'dir.
(Riyâzü's Sâlihîn Aslı ve Tercemesi, Hadîs No: 1641)"İbn-i Ömer (Radiyallâhu anhu)'den:
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in iğreti saç (peruk) takan ve taktırana, vücuda dövme yapan ve yaptırana lâ'net ettiği rivayet edilmiştir."
(Riyâzü's-Sâlihîn Aslı ve Tercemesi, Hadis No: 1639)"Esma (Radiyallâhu anha)'dan rivayet edilmiştir:
Bir kadın, peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e sordu:
- Ey Allah'ın Rasûlü! Kızım kızamığa tutuldu da saçları döküldü, ona iğreti saç (peruk) takabilir miyim? dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
- İğreti saç (peruk) takana ve taktirana Allâhu Teâlâ lâ'net etsin," buyurdu. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) zamanında takma saç vardı. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bunu şiddetle men etti.
(Riyâzü's-Sâlihîn Aslı ve Tercemesi, Hadîs No: 1636)
"İbn-i Ömer (Radiyallâhu anhu) dedi ki:
Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) başının bazı yeri traş edilmiş, bazı yeri bırakılmış bir çocuk gördü. Onları bu şekil traştan nehyedip:
- Ya (başın) hepsini traş ediniz veya tamamını bırakınız"596 buyurdu.
Bizim kıymete almadığımız saçı-sakalı karışmış, üstü-başı kirli, dünyaya hiç kıymet vermez, ömür boyu seyyah gezen, Allâhu Teâlâ'nın emirlerini emir, nehilerini nehiy, yasaklarını yasak olarak mü'minlere gezdiği yerde anlatan zâtlar vardır. Münafık, fâsık, zındık, kâfirleri de iyilikle yola getirmeye çalışırlar.
|
KONU BAŞLIKLARI (EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |