S A İ H U N

(Sûre-i Tevbe, Ayet 112)

"(Bu alış veriş yapanlar) Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler seyahat edenler, rüku' edenler, secde edenler iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. O mü'minleri (cennetle) müjdele,"

Bu âyet-i kerimede; Allahu Teâlâ sâihûn yapmayı emrediyor. Türkçesi; Allahu Teâlâ için gezi yapın emridir. Bu âyet-i kerime mucibince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), kafir krallarına İslâmiyete girmeleri için mektup yazıp göndermiştir. Bu mektupların ve gönderdiği kral, padişah, bey sayısı yetmiş küsürdür. Ayrıca ashâbı ikişer, üçer, beşer islamı tebliğ için kâfir memleketlerine gönderirdi. Bu gitmeleri aylarca sürerdi. Tarikat Şeyhleri, Allahu Teâlâ'nın bu emri ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu sünnetlerine göre yetişkin müridlerine seyahat emri vermiştir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teâlâ için Mekke'den Medine'ye hicret etti. Musa (Aleyhis selâm) Firavun'dan; İbrahim (Aleyhis selam) Nemrud'dan; Yusuf (Aleyhis selâm) kardeşlerinden kendilerini gizlediler. En büyük sâihûnu yaptılar. Sâihûn, Allahu Teâlâ'nın emri ve bunların hepsinden kalan sünnettir. Bunlar Allahu Teâlâ'nın emri, ile sâihûn yaptılar. Biz de toplu olarak İslamı yaymak için sâihûn yapmalıyız. Allahu Teâlâ için göç olursa daha iyidir hicrettir, saihundur.

İstemeyenlerin devlete kötü bildirmeleri nedeniyle Bilâl Babam on sene Giresun'a, iki sene İstanbul'a sürgün gitmiştir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Mekke'den Medine'ye göç etti. Arası beşyüz kilometre kadardır. G.Antep ile Giresun arası da düz gidersen beşyüz kilometre kadardır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Medine'de on sene kaldı. Orada İslamiyeti yaydı. Bilâl babam da Giresun'da on sene kaldı, orada islamiyeti (şeriatı ve tarîkatı) yaydı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) on sene sonra Mekke'yi aldı. Bilâl Babamda on senenin sonunda G.Anteb'e geri döndü. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in başından geçenlerle Bilâl Babamın yaşadıkları birbirinin çok yakın benzeridir.

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4303)

"Ebû Sellam el-Hubşi (Memtur el-Esved) (radiyallâhu anhu)'den şöyle demiştir:

(Halife) Ömer ibn-i Abdülaziz bana haber göndererek yanına çağırttı. Ben debir katır sırtında O'nun yanı­na vardığım zaman bana: -Ya Ebû Sellam! Buraya kadar bindirip getirmek hususunda cidden sana meşakkat verdik." dedi. Ebû Sellam da: -Vallahi doğrudur. Ya Emire'l-Mü'mi­nin."dedi. Ömer ibn-i Abdülaziz:- Allah'a yemin ederim ki, sana eziyyet çektirmek istemedim. Velâkin (Kevser) havuzu hakkında Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın kölesi Sevban (Radiyallâhu anhu)'dan senin rivâyet ettiğini haber aldığım bir hadîs var. O hadîsi kendi ağzınla bana rivayet etmeni sevdim (de bunun için seni çağırttım) dedi. Ebu Selam el Hubşi demiştir ki, bunun üzerine ben dedim:

Bana Rasulullah (Sallal1âhû aleyhi vesellem)'ın kölesi Sevban (Radiyallâhu anhu)'ın rivâyet ettiğine göre Rasûlulah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Şüphesiz benim havuzum Aden ile Eyle arasındaki mesafe kadar (uzun)dur. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Bardakları gökteki yıldızlar sayısı gibi (çok)'dir. Kim ondan bir yudum içerse artık ebediyyen susamaz. O havuzun başına yanıma gelenlerin ilki (dünyada iken) elbiseleri kirli, başlarındaki saçlar dağınık, karışık, varlıklı eşraf­tan olan kadınlarla evlenemez ve kapılar onlara açılmaz."

Ravi demiştir ki: Ömer ibn-i Abdülaziz, sakalı ıslanıncaya kadar ağladı sonra şöyle söyledi:

Lâkin ben bol nimetlenmiş kadınlarla evlendim ve kapılar bana açıldı. Artık çare yok vücudum üstündeki elbiseyi yıkamayacağım ki iyice kirlensin ve başımı yağlamıyacağım ki saçım dağılıp karışsın, dedi."38

Bu hadîs-i şerîfe bazı yüksek düzeydeki din adamları "Müslüman pis olmaz" diyerek itiraz etmişler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): "Temizlik imanın yarısıdır. "39 buyuruyor. Allahu Teâlâ için aylarca, senelerce sâihûn yapan hali ile kirlenir. Allahu Teâlâ, insanın gücünün yetmediğinden sorumlu tutmaz, Bu nedenle üstü başı kirli olanı da hepsinden üstün tutuluyor.

"Pire itte, bit yiğitte bulunur." Ata sözü meşhurdur. Bit yiğitte bulunur, bu iki çeşittir:

1-) Zahir yiğit; bu, aylarca düşman içerisine gider, harb yapar; su eline geçmez, üstü başı bitlenir.

2-) Bâtın yiğit; "Sâihûn (Allahu Teâlâ için gezi) yapın" âyetine göre sâihûn yaparlar. Sâihûn yapan derviş, Allahu Teâlâ için her şeyinden, canından da geçer. Ümmet-i' Muhammed'i uyandırmak için azimli olur.Ömrünü o yola adar. Bununda sırtı, başı zamanında yıkanmaz. Elbisesi, üzeri kirlenir.

Hadîs-i şerîfte:"Yamalı elbise kalbi nurlandırır"40 O da Sâihûn yapmaya veya ona benzemeye işarettir. Onların bir saatlik yola gitmesi senin bin sene ibadetinden, temizliğinden Allahu Teâlâ yanında iyidir.Hem milleti islah eder, hem de dünyayı tur yapar. Afganlılar bu Sâihûnu yapıyorlar.

(Sûre-i Furkan, Ayet 63)
"O çok merhametli Allah'ın
(has)kulları olanlarıdır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler. Ve kendini bilmez kimseler kendilerine laf attığında (incitmeksizin) "selâm" derler (geçerler)."

Rahman'ın öyle kulları varki;"Yeryüzünde gönül enginliği ile yumuşaklıkla gezerler. Cahiller kendilerine hitap edip kötü söylerlerse selâmettir, aramızda birşey yok" derler

Hac kaç çeşittir ?

Üç çeşit hac vardır. En makbulü aylarca evvel hacca gider, ihramı giyer hiç çıkarmaz, ihram kirlenir. Aylarca traş olmaz, saç-sakal birbirine karışır. Tırnak kesme, ailesi ile cinsi ilişkide bulunma, hatta kesinlikle koltuk, kasık traşlarını da yapmak yasaktır. Traş olma, yıkanma, kazayla kaşıyarak vücudundan bir kıl koparsa. evine gelince bir ceza kurbanı kesip dağıtması lazımdır. En makbul hac bu hacdır. Bunda da en fazla ihramda kalmak en makbulüdür. Bu da görünüşte (zahirde) en kirli müslümandır. [Diğer taraftan masraf olur diye Arafa'ta çıkmazdan birkaç gün evvel ihrama girer. O sâihûn sayılmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) son hacca gidişinde yüz deveyi Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'nin eli ile kurban kesmiştir. Kurbanın kesileceği yer orası, günü o gün. Hacca gidip kurban kesmemezlik kat'i surette ol­maz.]

Ashâb-ı Kehf’in üçyüz dokuz sene uyuyup, uyanınca vücudları kirlenmiş, saç-sakalları, tırnakları çok çok uzamıştı. Çok yattık deseler, karınları acıkmamış Az yattık deseler; tırnakları, saçları uzamış, toz toprak, kir içinde. Köpekleri her sene tüleye tüleye tüyü yatak gibi olmuş. Sen bir tek delilin olmadan kafadan atarsın. Halbuki bu sâihûn kibir ve riyayı kırmadır. Yapabilene!

Riya dediğin nedir? Riyadan kaçınmak en iyi ameldir, riya ise en kötü ameldir. Evvelki yaptığın iyi amelleri de öldürür. Sâihûn riyayı giderir. Temizliğe dikkat edeceğim diye bunları beğenmemek riyanın gelmesine sebep olur.

Bir harbte ashâbdan biri: -"Yâ Rasulullah! Ben kirliyim, bana dokunma, gusül yapmam icab ediyor" der. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- "Müslüman pis olmaz." buyurdu.

(Sünen-i Tirmizi, Cild 1, Hadîs No: 121)"Ebû Hureyre (radiyallâhu anhu)'den rivâyet edilmiştir;

Ebû Hureyre (Radiyallâhu anhu) cünüb iken, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) O'nunla karşılaşmıştı. Diyor ki:

Ben geriledim, yani geri çekilerek (gidip) yıkandım ve sonra geldim.

- Nerede idin? Veya nereye gittin? buyurdu. Gerçek cünüb idim,dedim. Peygamberimiz (
Sallallahu aleyhi vesellem): Müslüman pis olmaz,41 buyurdu."
 

En iyisi yukarıda saydığımız gibi elbisesi, kendisi kirlenir ama pis değildir. "Müşrikte temiz ol­maz, pistir."42 Müşrik her ne kadar yıkansa bile dışı temiz, içi kirli; mü'minin içi temiz, dışı kirlidir. Bu saydıklarımızı yapmak çok zordur. Fakat çok mükâfatlıdır. Onun bir tanesi Allahu Teâlâ yanında diğer milyonlarca müslümana bedeldir. Bunu yapamıyorsa yamalı elbise giyer o da kalbi nurlandırır. Yine elinin kazancını yemek Allahu Teâlâ'yı memnun eder. Sultan Süleyman (aleyhis selâm) Büyük padişahtı. Sepet örer, onu satar, onun parası ile ekmek alır yerdi.43 Osmanlı padişahları başka padişahın kazancını yemezdi. Kendisi Allahu Teâlâ için harb eder, ganimat malı alır onu harcardı. Onu da cami ve hayır işlerine sarfederdi. Bunu da yapamazsa sünnete uyar. Şeriatın emrini yaptıktan sonra zikrullahı çok eder, seher vaktinin ibadetini çok yapar, çok göz yaşı döker. Allahu Teâlâ'nın emirleri olarak farzları, vacipleri, Peygamberimiz {Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptıklarını da sünneti olarak uygulardı.

"Kulum bana en fazla farz namazda yaklaşır. O farz namazdaki yakınlığını ancak nafilelerle muhafaza eder."44

Bu hadîs-i kudsîye göre bu saydıklarımız başta gelir. Bunları yapamazsa temizliğe son derece dikkat eder. Beş vakit namazını kılar.O yüksek düzeydeki din görevlisi en sonuncusunu söylüyor.

Zamanla Seyyah gezen üç dervişten birisi hastalanıyor ve ölüyor. Hoca yıkayacak. Derviş yukarıdaki hadîs mucibince; senelerce yol tepmiş üstü başı yıkanmamış. Hoca bunu görünce arkadaşlarına:

- Bu ne kadar pislik, böyle müslüman mı olur?

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):"Temizlik imandandır, temizlik imandan gelir."45 buyurmadı mı? Ben bunu yıkamam Ayağından sürüyün, bir çukura atın, üstüne de toprak dökün, deyince ölen dervişin arkadaşı olan diğer derviş, ölünün başucuna varıyor, çağırıyor:

- Sen ölecek yer bulamadın da bula bula burayı mı buldun? Kıymetin bilinen bir yerde niçin ölmedin?deyince ölü kalkıp oturuyor ve:Öyle ise nerede öleyim? diyor. Derviş Felan köy seni çok iyi biliyor, orada öl, diyor. Ölü elbisesini giyiyor. Hoca ve halk gelip her ne kadar minnet ettilerse de "Artık burada ölmem, durmam, imkânı yok" deyip o köye gidip orada ölüyor.

Diğer ölüler yıkanır, şehid yıkanmaz. Şehidler görünüşte yıkanmadı; kanlı, kirli elbisesi ile gömüldü. Fakat o ölmedi. Şehid, Allahu Teâlâ'nın yanında en yüce ve üstün sevdiğidir. Şehidlerin yıkanmadan def­nedilmesi, insanın düşünce ve görüşüne göre ters ama şehid olmayanların yıkanması şehidin yıkanmamasına yetişebilir mi? Şehid bâtın Saihun yapıyor, diğerleri yıkanıp zahir temizliği yapıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ashabının içinde bu sâihûnu mescidde oturup, batın gönül yolu ile Allahu Teâlâ'ya giden, ömrünü ibadete vakfetmişler vardı. Bunlara Ashâb-ı Süffa denir. Zâhir sâihûn yukarıda yazıp saydığımız bâtın gönül yolu sâihûnu ashâb-ı suffa yirmi dört saatin tümünü zikrullah, ibadet, tes­bih, secde, kıyam ile geçirir. Gece uyumazlardı.

Bir âlimin yanına millet vekili, bakan, vali geldiğinde yanındaki fakirleri onlarla konuşacağım, dışarı çıkınız. Sonra geri içeri girersiniz derse bir mahzuru yoktur. Allahu Teâlâ bunu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e kusur sayıyor. Derhal Cebrâil (Aleyhis selâm) geliyor ve bu âyeti getiriyor.

Sen yanındakileri tard etme (kovma).(Çabuk dışarı çıkın demeyi kovma sayıyor.) Çünkü onlar Rabbılarının cemaline mürid olmuşlardır."46

"Sen kendi nefsine sabret (Onların ter kokularına, bilir bilmez sözlerine sabret). Çünkü onlar Rabb'ılarının cemaline mürid olmuşlardır."47

Bu iki âyet-i kerimede Ashâb-ı Süffa ve Onların yolunu takip eden müridler hakkındadır. Peygambe­rimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömründe bir sefer "Dışarı çıkın, beylerle konuşacağım" belki onlarda müslüman olurlar gayesi ile söylemesi Allahu Teâlâ'nın kendini âyetle tekdir etmesine sebep oluyor.

Sen Şeyh, Meşayıh ol değil Ashâb-ı Süffa gibileri, senden ders almak için yanına girmelerini kabul et­me; kabul etsen de: "Şu dersi çek. bu dersi çek, hoşuma gidersen sana ders veririm. Yoksa vermem, dersin, İşte bu söz, bu görüş, bu hâl Peygamberimiz, (Sallallahu aleyhi vesellem)'inkine ve Allahu Teâlâ'nın sözüne terstir. Belki Allahu Teâlâ'nın yanında onun kıymeti hepsinden üstündür. Görünüşte üstü-başı kirli, saçı-sakalı birbirine karışmış, darmadağın, kelâm-i kibar söylemesini bilmiyor, fakat Allahu Teâlâ'nın ismi, zikri dilinden gitmez, korkusu, sevgisi kalbinden çıkmaz.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına Mekke'nin beyleri toplanıp geldiler. Biz seninle konuşacağız ama yanındaki fakirler (Ashâb-ı suffan)in üstü-başı ter kokuyor. Onlar çıksın, pencere, kapı açılsın, içeri havalansın. Biz seninle konuşalım, biz çıkalım onlar girsinler, deyince Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bunlarda hak, doğru sözü duyar belki iman ederler gayesi ile Ashâb-ı Suffa’yı hemen dışarı çıkardı. Biraz çabuk çıkın, demiş olacak ki Ashâb-ı Süffa dışarı çıkınca:

- Yâ Rabbi! Sevgili Habibinin cemalini görmeden duramayız. Zenginler geldi diye bizi dışarı sürdü, de­yip mel'ûl ve mahsun oldular. Gözleri yaşardı. ''Onları yanından kovma" diye Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem)'e tekdir âyeti geldi.

Evindeki saçı-sakalı birbirine karma karışık adamı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) traş ettiriyor, "Böylesi daha iyi oldu"49 buyuruyor.Bu zâhir temizliktir. Sâihûn yapmayıp evinde kirli geziyorsa, evinde oturanın temiz gezmesi lazım. Sâihûn yapan yeryüzünde gönül enginliği ile gezer. Bunun içinde üstü başı kirli, çamaşırı yıkanmamış, varlıklı kadınlar kendileri ile evlenmezler, en iyisi odur.50 İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şerifini göz önüne alırsak, evinde oturup bunları yapmayan traş olup temiz olacak; o biri de ne kadar çok gezer, ne kadar çok uzun zaman bu saydıkla­rımızı yaparsa Allahu Teâlâ'nın yanında en üstün o olur. Ondan daha üstünü olmaz.

Ensar (Medineliler), Akabe'ye gelmekle sâihûn yaptılar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat ettiler. Muhacirler (Mekkeliler) hicretle sâihûn yaptılar. Yolda bir tek içecek suları vardı. Nasıl yıkansınlar! . Hem de Mekke'de iki buçuk sene kendilerini çöle sürdüler. Bizim kıymete almadığımız saçı-sakalı karışmış, üstü-başı kirli, dünyaya hiç kıymet vermeyip ömür boyu seyyah gezen Allahu Teâlâ'nın emirlerini emir, nehiylerini nehiy, yasaklarını yasak olarak mü'minlere gezdiği yerde anlatan zâtlar vardır. Bunlar münafık, zındık, fasık, kâfirleri de iyilikle yola getirmeye çalışırlar.

Yunus Emre'ye Şeyhi sâihûn yapması için Şam'a gidip bir adamı görmesini, ona mektup vermesini emretti. Yunus Emre yol boyu gittiği yerlerde kasideler söylemeye başladı. G.Antep'e gelince:

Emr-i Mürşid ile oldum yola revane,
Kime aşıksa kişi onunladır her işi,
Ne mümkündür gide Şam'a böyle divane;
Cümle aşıkların başı döker çeşminden yaşı;

Murad alan. Antep imiş çıktı beyane,
Bu dolap su çeker savaşı savaşı,
Yunus bir nutuk söyledi Anteb'e.
Yunus Muhammed ismini duydu dolapta.
Hama'daki dönen dolaba gelince,

dolaba söylediği kaside çok meşhurdur. Bir Yunus olup söylüyor, bir dolap olup söylüyor. Kaside söyleyerek dolaba sorar: "Dolap niçin inlersin?" Dolap olup cevap verir.

Ben bir dağın ağacıyam.
Beni bir dağda buldular,
Ne tatlıyam ne acıyam;
Onun için inilerim

Kolum kanadım kırdılar;
Ben Mevlâ'ma duacıyam,
Dolaba layık gördüler.
Onun için inilerim. .

Ayrıca her Şeyh, her Mürşid-i Kâmil kendi zamanında Kur'ân-ı Kerim'deki "Sâihûn" emrini, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mektup yazarak, Ashâbı Üçer beşer tebliğ cemaati olarak, İslamı yaymak için krallara gönderdiği şekilde müritlerine görev verip göndermiştir.

Bir çok tefsirlerde bile apaçık güneş gibi olan bu hakikatları görmemezlikten geliyorlar. Ve sâihûn yapmak, manevi gezi, oruçtur; Sâihûn yapmak yaşlı ihtiyarları, akrabanı gezip. sıla-i rahm yapmaktır. Sâihûn yapmak; çocuğunu uzak yere okutmaya vermektir gibi yanlış, ters görüşler ileri sürüyorlar. Böyle söylemeleri. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve ashabın yaptıkları hiç birbirine benziyor mu?

Bilâl Babam vaaz kasetinde:

- Allahu Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'deki sâihûn emrinin zâhir anlamı dervişlerin seyahat etmesi. Bâtın anlamı ibadette, taatle Allahu Teâlâ'ya kavuşmak, vuslat, gönül yoludur. Bunu böyle söylemeyip, "Sıla-i Rahm, Mevalât-ı Mü'minin" diye en kıymetli tefsir kitaplarında bile bununla yetinmişlerdir, buyuruyor.

Halbuki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hicreti en büyük sâihûndur. Kâfir krallarını ve memleketlerini İslâma davet için mektupları götüren, ayrıca Üçer beşer kişilik topluluk halinde islamı tebliğ için giden sahabelerin gezmeleri Kur'ân-ı Kerîm'deki sâihûn emrini yerine getirmek içindir.

Zamanımızda bu sâihûnu Afganlılar yapıyorlar ve İslamı Tebliğ Cemaati olarak dünyanın her yerini geziyorlar. Bir şeyhin müridleri uzak bir memleketten toplu olarak şeyhinin ziyaretine gider, içinde en ufak dünya menfaati, kazancı, maddi çıkarı olmayıp bir tek Allahu Teâlâ'nın rızası için evinden çıkar gi­der, vaaz nasihatini dinler ve ömür boyu da onunla amel ederse işte sâihûnun bir çeşidi de budur. Ondan daha üstünü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in gönderdiği mektuplar ve tebliğ cemaatidir.

Bilâl Babamı Giresun'da iken Kırıkkale, Darende ve Isparta'dan; G.Antep'te iken K.Maraş ve Yozgat Çayıralan'dan yaya olarak görmeye gelenler oldu. Bilâl Babamın uzak mesafelere gönderdiği ihvanlarda vardır. Bunlarda aynı sâihûnu yaptılar. Sırf Allahu Teâlâ'nın onu sevdiği için ondan dini konuda birşeyler öğrenebilmek için onu görmeye geliyorlar.

Bir şeyhin müridi olup, O'nun emri ile seyyahlığa çıkanlar; dünyayı tur yapıp gittiği yerde İslâm'ı aşıladılar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den sonra aylarca yol çekip hakiki bir âlim, Mürşid-i Kâmil, Meşayıh aradılar. Görünüşte bunların üstleri, başları kirli ama kalbleri iman doludur. Onların kalblerine Allahu Teâlâ'nın sevgisinden başka sevgi, Allahu Teâlâ'nın korkusundan başka korku girmez. Dünya, dünyalık, para, evlat, memleket bunların hiç birisi kendini o sâihûndan, o geziden ayırmaz. Dünyada kendini garîb sayar. Kendi kendini tamamen unutur. Bir tek İslamiyeti uyandırmak, diriltmek, Alla­hu Teâlâ'nın hidayetine kulları çekebilmek gayesi ile ömrünü o yola vakfetmiştir. Aylarca, senelerce eli­ne su geçmediği, bir banyo yapamadığı olmuştur.

Senelerce dediğime hayret edeceksiniz fakat Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de

Ashâb-ı Kehf’in üçyüz dokuz sene uyuduğunu buyuruyor.51 İşte yukarıda saydıklarımızın hepsi ve Ashâb-ı Kehfin Takyanus'tan kaçıp mağaraya yatmaları, sâihûndur. Askerde normal bir asker disipline her ne kadar uyarsa, vazi­fesine her ne kadar dikkat ederse o kadar iyidir. Ama casus olarak düşman içerisine gönderilen bir asker dilenci, aptal, çingene, hasta, felçli, çok fakir olur. Çok yamalıklı, yırtık, giyer. Üstü, başı pis kokar; çeşitli kılıklara girer. Bu her ne kadar kötü, pasaklı kılık değiştirirse kumandanı o kadar sevinir. O sâihûnu yapamayanlar normal asker gibidir. Onların temizliğe, nezafet (paklık)e, İslamı kurallara tam uyması lazım. O sâihûnu yapanlar düşman içerisine casus olarak peygamber ve Şeyhlerin gönderdiği halifeleridir. Onlar ne olurlarsa olsunlar, görünüşleri nasıl olursa olsun, vazifelerine devam ediyorlarsa kumandanların [Şeyhinin, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in] ve başkumandan olan Allahu Teâlâ'nın yanında o kadar sevgilidir. Eğer onlar olmasa, İslâmiyet yeryüzünde çabuk batar (silinir). Onlar âlimleri de, cahilleri de ayıktırır,düzeltirler.

Hadîs-i şerifte:

Onlar kırmızı kibrit başı gibidir. Gezdiği yerde Allahu Teâlâ'nın aşkına, ateşine milleti yakar, tutuşturur giderler."52 buyuruluyor,

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs-i Kudsi No: 6385)

"Allah Azze ve Celle buyuruyor:

Benimle meşgul olması kulumun en önem verdiği bir iş olursa, onun arzu ve lezzetini zikrimde kılarım. Bir de arzu ve lezzetini zikrimde kılar­sam, o artık bana aşık olur; ben de ona aşık olurum. Birbirimize aşık olursak onunla benim aramdaki perdeyi kaldırırım. Bu hal artık onun umumi hali olur: İnsanlar yanıldı­ğında o yanılmaz. İşte böyle olanların sözleri peygamberlerin sözleri gibidir. Gerçek kahraman onlardır. işte! Onlar o kişilerdir ki, yer ehline bir azap vermek istediğim zaman, kendilerini hatırlarım da azabtan vazgeçerim."

"Rahman'ın öyle kulları vardır ki, yeryüzünde gönül enginliği ile gezerler."53

"Halkı Hakka irşad ederler. Allahu Teâlâ'nın öyle kulları vardır ki, onların olsun dediği her şey olur"-54

''Onların yediğini ben yerim, içtiğini ben içerim."55

. Ayet-i Kerime'de ve hadîs-i şeriflerde buyurulanlardır.Bu sâihûnu yapan. Allahu Teâlâ'nın rızasını kazanan zâtlardır.

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 3444)

"Muhabbetim benim için sevişenlere vacip olmuştur, muhabbetim benim için bol bol verenlere sabit olmuştur."

(Sahih-i Müslim. Cild 8, Hadîs No: 43 (2569))

"Ebû Hureyre (radiyallâhu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre: Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Aziz ve Celil olan Allah kıyamet gününde:

Ey Adem oğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyaret etmedin, buyurur. Kul: Ya Rabb! Sen âlemlerin Rabb'i olduğun halde ben sana nasıl hasta ziyareti yapabilirim? diye sorar. Allahu Teâlâ: Sen bilmez misin ki, benim filanca kulum hasta olmuştu da sen onu ziyaret etmemiştin. Yine bilmez misin ki eğer sen onu ziyaret etseydin muhakkak beni onun yanında bulacaktın. Ey Adem oğlu! Ben senden yiyecek istedim, fakat sen bana yiyecek vermedin. Kul:- Ya Rabb! Sen âlemlerin Rabb'i iken ben sana nasıl yiyecek verir doyururum?der.Allahu Teâlâ:- Sen şu hakikati bilmez misin ki, filan kulum senden yiyecek istediydi de sen ona yiyecek vermediydin. Bilmez misin ki şayet onu doyursaydın muhakkak bunu benim ya­nımda bulmuş olacaktın. Ey Adem oğlu! Ben senden su istedim de sen bana su vermedin, buyurur. Kul:- Ya Rabb! Sen âlemlerin Rabb'i iken ben sana nasıl su verebilirim, der. Allahu Teâlâ:- Filan kulum senden su istemişti de sen ona su vermemiştin. Bilmez misin ki eğer sen ona su vermiş olsaydın bunu benim yanımda bulacaktın.'' buyurdu.

Peygemberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): "Allahu Teâlâ için bir kulu ziyaret etmek Allah’u Teâlâ'yı ziyaret etmektir."56 buyurdu.

Hadîs-i Kudsi'de Allahu Teâlâ:-"Kulum beni ziyaret etti. Her ziyaret edilene ev sahibi ikramda bulunur. Benim de ikramım cennettir."57 buyurdu. Demek ki, Allahu Teâlâ için bir kulu ziyaret. Allahu Teâlâ'yı ziyaret etmektir. Uzak yerden toplu olarak gelir, O kulu ziyaret eder. İşte sâihûn yapmış olur.

(Sûre-i Araf, Ayet 181)

"Yarattıklarımızdan, daima hak ile doğru yolu bulan ve onunla adil davranan bir ümmet (millet) vardır."

(Sûre-i Müzemmil. Ayet 2-4)

''Geceyi tamamen değil de, yarısını yahut yarısından az eksiğini veya fazlasını yatmadan (ibâdetle) geçir ve Kur'ân'ı tane tane oku."

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in: Gece mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılardı.58

Namazda; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem),Hz. Osman (radiyallâhu anhu) ve İmam-ı Azam'ın her rekatta Kur'ân-ı Kerim'i hatmettikleri olmuştur.

Allahu Teâlâ. Kur'ân-ı Kerim'de:(Sûre-i Taha, Ayet 2-3)

"Biz, Kur'ân'ı sana güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.

(Sûre-i Fetih, Ayet 2)"Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan ni'metini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir." buyuruyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i n gelmiş ve gelecek bütün günahlarının af olduğu yukarıdaki âyetle sabit olduğu halde gece sabahlara kadar zikrullah, namaz, İbâdet ve istiğfarla çalışıyor. Biz ümmet olarak onu ömrümüzde hiç yapıyor muyuz? ibadetle sabahlıyor muyuz? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömür boyu devamlı yapardı.59

(Sûre-i Müzemmil, Ayet 20)

"(Resûl'üm!)Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen) yarısını, (bazende)üçte birini yatmadan (ibâdetle) geçirdiğini ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğunda (böyle yaptığını) Rabb'in elbette biliyor...(İlâ âhir)"

Ayet-i Kerime'de: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ışığı yanınca ashâb-ı suffa’nın da, uyandığını ve O'nunla ibadet ettiklerini söylüyor. Bizim de gece ibâdet etmemize işaret ediyor. Ashâbı temsil eden şeriat, ashâb-ı Suffa’yı temsil eden tarikattır.

(Sûre-i Kehf, Ayet 28)

"(Rasûlüm!)Sabah akşam Rabblerine, sırf O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle bir­likte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme (Fa­kir olan ashâb-ı suffa’dan yüz çevirme. Onlar dünyayı terk etmişlerdir, Onlar gibi ol demektir). Kalbini bizi anlamaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimselere boyun eğme."

(Râmûz-ul Ehâdis. Hâdîs No: 49)

"Ey ashâb-ı suffa! Siz sevininiz. Ümmetimden her kim sahip olduğunuz vasıflara, hoş­nut olduğu halde sahip bulunursa; mutlaka o, kıyamet günü benim arkadaşlarımdan olacaktır."

Hakiki Kadirî dervişleri; aynı onlar gibi olurlar. Hadîste sizin gibi olursa onlar; gece seher vaktinde yatmaz, ibâdetle geçirir. Allahu Teâlâ için gezi (sâihûn) yapar. Sünnet-i Rasulullah'ı milimi milimine uygular.Hasılı ashâb-ı suffa gibi olmaya çalışırlar.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şeriflerinde teheccüd, tahiyyet-ül mescid, abdest namazı ve daha bir çok nafile namazların kılınmasını buyuruyor.60

(Sünen-i Ebû Davud, Cild 3, Hadîs No: 864)"
...(Hasan el-Basrî) dedi ki: Enes ibn-i Hakim ed-Dabbî, Ziyad'dan veya ibn-i Ziyad'dan korkup Medine'ye gelmişti. Ebû Hüreyre'yle karşılaştı. (Enes) dedi ki:-(Ebû Hureyre) bana nesebimi sordu. Ben de ona nesebimi açıkladım. Bunun üzerine (Ebû Hureyre bana):- Ey delikanlı, ben sana bir hadîs nakledeyim mi? dedi. Ben de:- Evet (naklet), Allahu Teâlâ sana merhamet etsin dedim. (Bu hadîsi Hasen el-Basrî'den nakleden) Yûnus dedi ki, öyle zannediyorum ki, Hasan el-Basrî (Ebû Hureyre'nin) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den (naklettiği) bu hadîsi öyle rivâyet etti; Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

 

Halkın kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği amel, namazdır. Aziz ve celil olan Rabbimiz bildiği halde meleklerine (şöyle) der:

- Kulumun (farz) namazına bakınız, onu tam mı, yoksa eksik mi kılmış? Eğer (o kimsenin farz namazı) tam ise, onun için (namaz sevabı) tam olarak yazılır. Eğer (farz) namazından biraz eksik olursa Allahu Teâlâ (şöyle) emreder:

- Bu kulum için nafile (namaz) var mı, bir bakınız!" Şayet o kimse için nafile (namaz) var ise, (şöyle) buyurur:

- Kulumun (eksik olan) farzını nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan diğer) amellerde bu şekilde ele alınır."61

Nafile namaz farz namazın yerine geçer. Eksiğini tamamlarsa, "Kaza borcu varken nafile namaz kılın­maz" diyenlerin sözlerinin boşa çıktığı" ve kaza borcu dururken nafile namaz kılınabileceği Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözü ile tasdik edilmiştir. Her çeşit farzın eksiğini nafileler tamam­lar. Kasıtlı olarak yemediği farz orucun ve farz haccın eksikliğinin nafilelerle tamamlanacağını bu hadîs-i şerif bize bildiriyor.

Zikrullah hakkında da âyet ve hadîsler çoktur.62 "Allahu Teâlâ yolunda yedirin, içirin, infak edin."63 âyet ve hadîsi gayet çoktur. Ayrıca fitre, zekat ve sadakayı çok fakir olana dağıtmak hem âyet hem hadîslerde buyurulmuştur. Bunları tam tatbik eden, etmeye çalışan hakiki mü'minlerdir.

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)