Şii (rafıza) mezhebi
Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz.Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu), Hz. Aişe (Radiyallâhu anha)'ye buğz edip, kötü söyleyip, dil uzatanlar.
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1126)
"Ashabıma saygı gösterin, sonra onları takip edenlere, sonra takipedenleri takip edenlere (ikram edin). Sonra yalan yaygın hale gelecek, öylesine ki, kişi kendisine yemin teklif edilmeden önce yemin edecek, şahitlik yapılması istenmeden şahitlik yapmaya kalkışacak. Cennet saadetini isteyen kişi, cemaate büyük cemaate ki:Sahabe ile tabiinin ve ehl-i sünnetin topluluğuna sarılsın. Sakın tefrikaya düşmeyin Çünkü şeytan tek kişinin yanından ayrılmaz! Şeytan iki kişiden biraz daha uzaktır.Bir erkek, (yabancı) kadınla katiyyen başbaşa kalmasın! Çünkü üçüncüleri şeytandır! Her kim; iyiliği sevindirir, kötülüğü üzerse işte o mü'mindir."
Bu hadîs-i şerîfte "Siz ehl-i sünnetten ayrılmayın," buyuruyor. Bizim de ayrılmamamız lazımdır.
Ayşe (ra) Hz.lerine (haşa) Fahişe diyenler kimlerdir ?
Mısır'daki İslâm toplumu, gazeteyle Humeyni'ye ve İranlılara: "Humeyni ve İranlılar! Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'a buğz edip, hakaret etmeyin; Hz. Aişe Validemiz (Radiyallâhu anha)'e "fahişedir" demeyin" diye ikazda bulundular. Onlar cevap olarak yine aynı sözleri tekrarladılar. Tekrar Mısır'dan cevap verdiler. Bu gazetelerin haberini Türkiye'nin gazeteleri de yazdı. Bu haberin küpürünü kesip bana getirdiler. Şiiler, Cihar-ı yar'a küfredip, buğz ediyor. Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) Validemiz ile Hz. Hafza (Radiyallâhu anha) Validemize "fahişedir" diyorlar. Bunlarda belli bir topluluğun içinde kuluçkaya yatmış. Halbuki âyette: ''Peygamberin hanımları mü'minlerin (sizin) anneleridir."945 buyuruyor. Yani O ve diğerleri hepimizin annesidir. Bunlara engel olunmalıdır.
Senin annene, bacına, kızına "fahişedir" demeden, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ailesine fahişedir demenin kötülüğü ondan kat kat üstün değil mi? diye sorduğum zaman hepsinin başı aşağıda, hiç birisinde çıt yok. Bir yere gittim, orada kilerle konuştum. Kendilerinden başkalarını müslüman olarak görmüyor, kabul etmiyorlar. Onlara da bu durumu anlattık:
"Münafıklarla bir olup onlara hak veren, ben bunlardan değilim demekle kurtulabilir mi? Ebû Cehil'i haklı görüp, ben Ebû Cehil'den değilim diyen Allahu Teâlâ'nın yanında mes'uliyetten kurtulabilir mi? Siz de; Biz, Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'a kötü söyleyip, küfür edenlerle, Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) Validemiz ve Hz. Hafza (Radiyallâhu anha) Validemize "fahişedir" diyenlerle bir değiliz, biz ayrıyız" demeyle kurtulabilir misiniz?" deyince bize hakaret ettiler. Daha da ileri safhada münakaşa etmedim. Ehl-i sünnet olup, âyetle, hadîsle kendilerine ikaz yollu söyleyenler yanlış; Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'a buğz edip, kâfir diyen, Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) ile Hz. Hafza (Radiyallâhu anha) Validelerimize "fahişedir" diyenler doğruymuş. Güya hakiki müslümanlar onlar oluyorlar.
Şiiler, Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'a buğz edip, kin tutuyor. Hz. İmam Hüseyin (Radiyallâhu anhu)'e buğz edenlere tam düşman olan ama Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in aileleri olan Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) ile Hz. Hafza (Radiyallâhu anha) Validelerimize "fahişedir" diye iftira ediyor. Şiilerden diğer bir gurubun mikrofon elinde gezip, cemaatın sağını, solunu kontrol ettiğini hem de namaz kıldırdığını gözleri ile gören hacı kardeşimiz bizzat bana söyledi.
Şeriat dönen bir kılıca benzer. Şeyhte, Meşayıhta, Sultan da, tahsilde dinlemez, önüne kim çıkarsa hepsini biçer. Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) kendi oğlunu mahkeme yapıp seksen değnek vurulmasına karar verdiğini, bizzat kendi öz oğluna kırk değnek vurup öldürdüğünü, ölüsüne de kırk değnek vurduğunu; yine Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu)'in: "Deveyi zekat olarak verip, ayağını bağladığı ipi vermeyeni kâfir kırar gibi kırarım."946 dediğini düşün.
(İmam Celâleddin es-Süyûti, «Kabir Alemi» s.285-288)
"ibn-i Ebû Dünya "El-Kubur" kitabında Hasan'dan merfuan rivayet ettiğine göre; Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
- Kim sahabelerimden birisine söverek dünyadan ayrılırsa, Allah ona bir hayvan musallat eder, etini kemirir, ondan kıyamete kadar elem duyar."
Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu) da sahabelerin en büyüklerinden. Hz. Aişe (Radiyallâhu anha), Hz. Hafza (Radiyallâhu anha) Validelerimiz hem sahabelerin büyüklerinden, hem Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in aileleri, hem de mü'minlerin annesidir..947
(İmam Celâleddin es-Süyûti, «Kabir Alemi» s.288) "Ebû İshak'dan nakledildiğine göre, şöyle demiştir:
- Bir ölüyü yıkamak için çağrıldım. Yüzünden örtüyü kaldırdığım vakit boğazına sarılmış bir yılan gürdüm. Dediler ki:- Bu adam sahabeler (Radiyallâhu anhu)'e sövüyormuş."
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2174
"Ashâbım hakkında Allahu Teâlâ'(dan korkun): Onları benden sonra hedef edinmeyin! Kim onları severse bana olan sevgileri ile sevmiştir. Onlardan nefret eden, bana olan nefreti sebebi ile nefret eder. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş demektir, bana eziyet eden ise Allahu Teala'ya eziyet etmiş olur. Kim de Allahu Teâlâ'ya eziyet ederse, onu çepeçevre yakalaması yakındır, demektir."
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3665)
"Rabb'imden, benden sonra ashabımın ihtilafa düşecekleri meseleler deki (hatalarını) affetmesini diledim. Bana şöyle vahyetti:Yâ Muhammed! Ashabın nezdimde, semadaki yıldızlar gibidir; birbirinden aydındır (bazısı diğerinden daha bilgilidir). Onların ihtilafa düştükleri meselelerden kim alıp tatbik ederse o nezdimde hidayet üzeredir."
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 163)
" Ashabıma ihtiram ile şan ve şerefimi muhafaza eden kimse cennetteki havuzumdan su içer; (yani etmeyen içmez). Zira dinimizin esası bulunan âyet-i kerime ve hadîs-i şerîfe onlardan rivayet olunduğu cihetle onlara isnad-ı fısk (fâsıklık isnad-i) ancak din-i mubinin ibtâline (ortadan kaldırılmasına) teşne (çok istekli) olan bir zındıktan beklenir."
(Sûre-i Fetih, Ayet 29)
"Muhammed (Aleyhis selâm) Allah'ın Peygamberidir. O'nunla beraber bulununlar, kâfirlere karşı pek şiddetlidirler, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Onları rükû ediciler, secde ediciler olarak görürsün. Allahu Teâlâ'dan inayet ve rıdvan dilerler. Yüzlerindeki nişaneleri, secdelerinin eserindendir. Bu (na't) onların Tevrat'taki vasıflarıdır ve onların İncil'deki meselleri (vasıfları) ise bir ekin gibidir ki, filizini çıkarmış, sonra da kalınlaşmış, sonra da sakları üzerine yükselmiş (istikamet almış) ekincilerin hoşlarına gidiyor. Onlar ile kâfirleri öfkelendirmek için Allahu Teâlâ, onlardan iman edip salih amellerde bulundukları için mağfiret ve pek büyük bir mükafat vaad buyurmuştur."
Bu âyetle cihar-ı yar ve evsaflarını övüyor. Ayette:"Onlar ile kâfirleri öfkelendirmek" diyor. Ayetteki "Onlar" dediği kim? (Onlar dediği sahabelerdir.) Öfkelenen niçin kâfir oluyor? Bunları iyi düşünelim! İşte sahabelere öfkelenen kötü söyleyen bu âyete göre kâfir oluyor.
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 5658)
"Cibril inip şöyle dedi: - Ey Muhammed! Allah'ın sana selamı var; buyuruyor ki:-Kıyamette Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali'yi sevenlerden başka herkes susuz olacak"
Bunların üçünü sevip, Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'yi Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in denginde veya daha üstün görmek ne haddimizedir! Ayrıca on kişi cennetliktir diye âyet gelmiştir.
(Sûre-i Fetih, Ayet 18)
"Yemin ederim kî, o ağacın altında senin elinden tutup biat ederlerken Allah, o mü'minlerden razı olmuştur. Kalblerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetihle mükafaatlandırmıştır."
(Sûre-i Fetih, Ayet 10)
"Yemin ederim ki, o ağacın altında senin elinden tutup biat ettikleri vakit onların elinin üstünde Allah'ın eli vardı...(ilâ âhir)."
(Sûre-i Nur, Ayet 11)
"(Muhammed'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir grubtur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığında ceza) vardır. (Ele başılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse içinde çok büyük bir azab vardır."
O azab, o zamandakilere var da şimdikilere yok mu? Kur'ân-ı Kerim'de onlara öyle azab söylüyor, onları müdafa edene de aynı azab yok mudur?
(Sûre-i Nur, Ayet 12)
"Erkek ve kadın mü'minlerin bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları île hüsnü zanda bulunup da "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 149)
"Aişe-Sıddıka cennette refikamdır (eşimdir)"948
(Sûre-i Ahzab Ayet 6)
"Peygamber, mü'minlere kendi canlarından üstündür. Eşleri onların analarıdır." (ilâ âhir)
Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) Validemiz yukarıdaki âyete göre annemizdir. Bu halde nasıl müslümansın ki, annene küfür edip "fahişedir" diyebiIiyorsun?
(Sûre-i Hucurat, Ayet 12)
"Ey iman edenler! Çokça zan etmekten kaçınınız, şüphe yok ki, zannın bazısı günahtır ve araştırmakta bulunmayınız ve bazınız bazınıza gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? (Bilâkis) onu kerih görmüş olursunuz. Artık Allah'tan korkunuz, şüphe yok ki, Allah (Teâlâ) tevbeleri kabul edicidir, çok esirgeyicidir."949
İmam-ı Azam Efendimiz:
Bir çadırdan ağzını yalayaraktan bir köpek çıksa, çadırda içi yoğurt dolu olan kovanın yüzü kaymak bağlamış, biraz yerinden yenmiş veya kaymağı bozulmuş, eksilmiş. Bu köpek bu yoğurdu yedi diye şahitlik yapmayınız,gözünüzle görmedikten sonra, diye buyurmuştur. Bu âyete göre zanla konuşmamalıyız. Çoğu zaman zanla söylenen sözler, karşı tarafı konuşturmadan söylenmişse yalan çıkmıştır. İmam-ı Azam Efendimize: Atının ayağı kaç tane? deyince İmam-ı Azam Efendimiz atlan indi, atın iki ayağını tuttu, iki ayağına da dirsekleri ile değdi ve;Atımın ayağı dört tane, dedi.
Ya İmam! Atın ayağı beş olmaz, üçte olmaz. Niçin atın üzerinde iken atımın ayağı dört demedin?Kur'ân-ı Kerim'de, gözünle görüp, elinle tutup tam içinde olup öyle söylememizi işaret ediyor. Zanla konuşmayın, diyor. Ben de gözümle görüp, dirseğimle dokunup dört dedim. Ne biliyorsun, deseler hem görüyorum hem de ikisini tuttum, ikisine de dirseğimle dokundum derim, buyurdu.
Gıybet: Görmediğin, duymadığın, bilmediğin, huzurda olmayan ve bir mü'minin hoşlanmayacağı sözü söylemektir. Yalnız zalimse onun zulmünden dolayı söylemek gıybet değildir. Geri kalanın hepsi gıybettir.
Bu bâtıl mezhebler, görüşler yetmiş ikidir. Hz. Pir (kaddesallâhu sırrahu) «Günyet'üt-Tâlibin» isimli eserinde yetmiş üç mezhebin hepsinin görüşlerini yazıp mezheb imamlarını, itikadlarını tafsilatıyla bildiriyor (ileride çıkacak broşürümüz de genişçe izah edilecektir).
Biz ehl-i sünnete sahip çıkmayıp, geride her birimiz bir gaye, bir görüşle birbirimizi çekiştiriyoruz. Onlarda bâtıl fikirlerini alabildiğine yayıyorlar. Ağacın kurdunun ağacı içten yediği; kanser hastalığının insanı sardığı gibi bâtıl görüşlerle ehl-i sünneti parçalıyor, yıkmaya çalışıyorlar.
İçimizde bir çok bâtıl görüşe sahip olanların bir bölümü Vehhabiler, bir bölümü Şii'lerdir. Bunlar müslüman görünüyor ama dinin, İslâmiyet'in köküne. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e ve O'nun ailesine ve ashaba çok kötü söylüyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) için "Öldü, gitti" derler. Mevlid okumayı, musafahayı, salâvat-ı şerîfeyi, kabir ziyaretini, kabir talkinini inkar ederler. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem )'i fazla översen canları sıkılır. Bu grubların görüşlerinden pek az bir açıklama yapabildik, islâmiyet'e ters gelen daha birçok bâtıl görüşleri var. Bunlar hacı olur, hoca olur, müftü, vaaz, yüksek düzeyde din görevlisi olur; mezhebleri bâtıl, görüşleri yanlıştır. Şiiler ile Vehhabilerin görüşleri de birbirine terstir. (Kitabımızda geniş açıkladık)
Kabir ziyaretini yaptırmaya engel olan müslüman görünen, ehl-i sünnet olan müslümanları kandıran Vehhabilerdir. Vehhabi mezhebi: Ehl-i sünnet mezhebinin zıddıdır. Onlar kabir ziyaretini inkâr ederler, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem )'in bile kabrini ziyaretini, ona elyüz sürmeyi, yaklaşmayı kesinlikle reddederler.
Medine-i münevvere'de Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kabrinde o Vehhabiler bekçi olarak durur ve ziyaretine kesin olarak mani olurlar. Benim yanımda, Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in kabrine yaklaşmak isteyen bir arabı dövdüler ve aldılar götürürlerken adam ellerinden yalvara yalvara zor kurtuldu. Ehl-i sünnetten başka mezheblerin hepsi fırka-ı dâlledir, delâlettedir, cehennemliktir.
(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3738)
"Ümmetime öyle bir zaman gelecek ki, okuyucular çoğalacak, fakihler azalacak, ilim (ortadan) kalkacak, fitne ve ölümler çoğalacak. Ondan sonra öyle bir zaman gelecek ki, ümmetimden Kur'ân okuyan kişiler bulunacak (fakat okudukları) boğazlarından geçmeyecek... Sonra bir zaman gelecek ki, müşrik Allah hususunda aynı silahla mü'mine karşı mücadele edecek."
Şarap haram, faiz haram diye hâlâ oyalanıyoruz! Elli beş milyon nüfuslu Türkiye'nin içinde şarap helâl, faiz helâl diyen olursa onu ya deli, ya İslâmın dışında sayarlar. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem): "Ehl-i sünnetten ayrılmayın" diye buyuruyor. Şimdi ise ehl-i sünnete yaklaşılmıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) şimdi hayatta olsa, Hz. Ebû Bekir (Radiyallâhu anhu), Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu), Hz. Osman (Radiyallâhu anhu)'a buğz edenler, Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) Validemize "fahişedir" diyen Şiilerle beraber olanlara, onları hoş görenlere, sizlere "Çok iyi yaptınız'" mı diyecek? Bu taraftan "Hz. Yezid" diyen, Yezid'i haklı, İmam Hüseyin (Radiyallâhu anhu)'i haksızmış gibi gösteren ve onlarla çok iyi geçinenlere "Haklısınız" mı diyecektir?
İslâm memleketinde oturup, Almanya'nın aracılığı ile Vehhabi olan Suudî Arabistan'dan izahat alıp, bir gün evvel oruç açılıyor. Vehhabilerin bir tek, orucu bir gün evvel açmaları mı doğru? Onlar şefaat-ı Enbiya'yı, kerâmet-i Evliya'yı, kabir ziyaretini inkâr edip, Peygamberimiz (Sallalâhu aleyhi vesellem)'in övülmesini yasaklar. Namazda sünneti kılmaz, tesbihe, duaya kıymet vermez. Hemen farzı kılar kalkar. Bunlar doğru ise, saydıklarımızın hepsi doğru, bunların yaptığının hepsini yanlış görüyor da bir tek bir-gün evvel bayram yapmaları mı doğru? Halka karşı konuşurken itikadtan, ehl-i sünnetten konuşma, bunları da sakla, hoş gör. Mahşerde bunların hepsi meydana çıkacak, için dışın bir olsun "Yâ olduğun gibi görün, yâ göründüğün gibi ol," Bizi bizden daha iyi bilen Allahu Teâlâ'dır, insanın dış görünüşüne değil, kalbinin içine nazar eder. Kalbinin içindeki gizli olanları da bilir. İslâmi görüşteki, sağ görüşlü her dergi, her gazete, her yazarın bunları açıklaması ve her müslümanın araştırıp savunması lazımdır.
Benim Babam şu cihana.
Küfürle güreşe geldi.
Küfr ehlini kahreyleyip,
Kökünden tıraşa geldi.
Benim Babam gerçek Veli,
Tatlı sohbet eder dili,
Bir vurunca küfrün beli,
Kemikleri taşa geldi.
Yıkıldı küfür mars oldu,
Bu kendisine ders oldu,
Her işleri ters oldu,
Sanki yazı kışa geldi.
Parça parça oldu alnı,
Hem kırıldı ağzı burnu,
Vurunca patladı karnı,
Sanki içi dışa geldi.
Zalim küfürün filosu,
İmha oldu hem silosu,
Batmanı ile kilosu,
Tarttım hiç kuruşa geldi.
Gizli gizli plancılar
Şol maskeli yalancılar,
Falancılar filancılar,
Kebap diye leşe geldi.
Bu bir gerçek değil rüya,
Bu bir İhlas değil riya,
Bu güreşi gören dünya,
Seyire temaşa geldi.
Onun bunun sapıkları,
Kilisenin rahipleri.
Babamızın rakipleri,
Mağlup olup tuşa geldi.
Kabul oldu tüm dilekler,
Yerler gökler hem felekler
Bu güreşte tüm melekler,
Cezbe ilecuşa geldi.
Adalet yerini buldu,
Muhammed'den miras kaldı,
Babamız şampiyon oldu,
Şimdi Babam başa geldi.
Babam ehl-i sünnet için,
Sıkışana himmet için,
Din uğrunda hizmet için,
Dünya ile yarışa geldi.
Babama Baba demeyen,
Emrine boyun eğmeyen
Gelip de biat etmeyen,
Şu dünyaya boşa geldi.
M. TUĞ
Sûre-i Tevbe, Ayet 107-108)
"(Sefere katılmayanlar arasında) bir de (mü'minlere) zarar vermek, (hakkı) inkar etmek, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûl'üne karşı savaşmış olan (adamın gelmesini) beklemek için bir Dırar mescidi kuranlar ve (bununla) iyilikten başka bir şey niyet etmedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahîdlik eder.""Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescid (Küba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah'da temizlenenleri sever."
Bu münafıkların bütün amelleri iptal olup, cehennemin en derin yerinde, dibinde yanacak.
(Sûre-i Nisa, Ayet 145)
"Şüphe yok ki, münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın."
Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) Validemiz sıddıkadır. Hakkında dokuz âyet inmiştir950, cennetliktir. Cihar-ı yar âyetlerle ve hadîslerle cennetle müjdelenmiştir. Aksini iddia eden kâfir olur. Yarın mahşerde Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'e "Yâ Rasûlullah! Senin "Benden sonra ümmetim yetmiş Üç fırkaya ayrılır, hepsi cehennemliktir, birisi kurtulur. O da ehl-i sünnetten olanlardır."951 hadîs-i şerifini kasıtlı olarak söylemedim. Çünkü kendi görüşümde değildi" mi diyeceksiniz? Kur'ân-ı Kerim'de:
(Sûre-i Cum'a, Ayet 5)
"Kendilerine Tevrat yükletilen sonra onu taşımayanların durumu (yani ilmi ile amel etmeyenlerin durumu) koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan bir kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."
Yani ilmi ile amel etmeyen âlim kitap yüklü eşek misalidir. Eşeğe kitabın ağırlığından başka bir şey kalmaz, ilmi ile amel etmeyen âlime de ilmin mes'uliyetinden başka bir şey kalmaz. Biz, imam Hüseyin'i "seviyoruz" diyenlerden daha fazla severiz. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem)'in ailelerine de aynı sevgiyi devam ettiririz. O'nu sevmek, cihar-ı yar'ın üçüne buğz etmek demek değildir. Başta Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) ve cihar-ı yar hakkında hepsini de öven, birbirinden ayırt etmeyen âyet inmiştir.
(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 225)
"Kendisinden sual edilen (sorulan) bir meseleyi ehlinden saklarsa cevabını vermeyen âlimin ağzına ateşten bir gem vurulur."
"Kıyamet gününde insanların arasında en şiddetli azaba uğrayan kimse ilminden istifade edilmeyen, yararlanılmayan âlimdir."
Bende bu hadîsten korkumdan açıklamaya, söylemeye, yazmaya mecbur kalıyorum. Siz bilmiyorsanız, duydunuz. Bunları söyleyin, biliyorsanız, söylemezseniz ağzınıza cehennemde ateşten gem vurulur.
(Râmûz-ul Ehâdîs Hadîs No: 105)
"Allah'ın Rasûl'ü:- Gıybet nedir bilir misiniz? diye sordu.Ashâb:Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler, dediler. Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem)'da:Din kardeşini
hoşlanmadığı bir şey ile söylemendir, buyurdu. Sahabeden biri tarafından:Ya söylediğim şey kardeşimde bulunuyorsa? diye
soruldu.
Rasûlullah (Sallallâhu aleyhi vesellem):Söylediğin husus onda mevcut ise
gıybet etmiş olursun, mevcut değilse ona iftirada bulunmuş olursun, buyurdu."
Bildiğin varsa karşılaş, yüzüne söyle. Yüzüne söyleyemediğin sözü arkasından söyleme! Karşılaşsan söyleyeceksin, karşılaşmana imkan yoksa; o zaman ben bununla karşılaşsam aynı şeyi söylerim, benim namıma siz sorun veya benimle karşılaştırın, der. Karşılaştığı anda sorar. Karşılaşmasa da şöyle söylemiş, bu şu âyete göre, şu hâdise göre şöyledir sözü yanlıştır. Kendi ile karşılaşamıyorum karşılaştığım an sorarım der ve karşılaşınca sorar. Ya kendi onu ikna eder, ya o kendini ikna eder. Bunun dışında görmeden duymadan, konuşmadan, karşılaşmaktan kaçınmak ve arkasından söylemek iftiradır, gıybettir.
Hz. Ali (Radiyallâhu anhu): "Bir insanın iyi veya kötü olduğuna karar verip, kanaat getirebilmek için evine gidin, misafir olun. Çocukluk arkadaşlarından, komşularından akrabalarından, yakın muhitindeki adamlardan sorun. Bu bilgilerin hepsini toplayıp değerlendirin, ondan sonra iyi veya kötü olduğuna karar verin" buyuruyor.
(Râmûz-ul Ehâdîs Hadîs No: 2838)
"Mü'min mü'min in aynasıdır."
Atasözü: "El elin aynasıdır"
Hadîs-i şerîfte:Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem):
"Ben bir aynayım, herkes kendini bende görür. Ebû Cehil çirkindi kendini bende gördü, "Çok çirkinsin" dedi. Doğru konuştu. Ebû Bekir güzeldi, kendini bende gürdü "Çok güzelsin" dedi, gördüğünü söyledi. Doğru konuştu" buyurdu.
Gıybeti, Allahu Teâlâ âyeti kerime'lerde. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) hadîsi-i şeriflerinde kesinlikle men ediyor.
(Sûre-i Nur, Ayet 16)
"Onu duyduğunuzda, "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşa! Bu, çok büyük bir iftiradır" demeli değil miydiniz?"
(Sûre-i Ahzab Ayet 11)
"İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı."Şimdi de ayn imtihan. Çünkü Kur'ân kıyamete kadar bakidir.
(Sûre-i Ali İmran, Ayet 103)
"Hep birlikte Allah'ın ipine (İslama, Kur'ân'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetlerini hatırlayın..." (ilâ Ahir)
(Sûre-i Hucurat, Ayet 10)"Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz" buyuruluyor.
Bilâl Babam buyurdu;
- Bin sene ömrüm olsa ateş tutmak, yılan tutmak, şiş vurmak ve gösteriş için bir sefer dahi Allah demem. Allahu Teâlâ emrettiği için derim. Dünyanın hepsi müridim olsa, onlarla övünmem; sevinmem. Yalnız bir şeye sevinirim, Allahu Teâlâ'ya şükür bunların hepsini inanç, itikad bakımından düzelttim, şeytanın şerrinden kurtardım, der ona sevinirim. Dünyanın hepsi benim müridim olup hepsi benden yüz çevirse ayrılsa onlar ayrıldı diye acımam. Bunlar yanılır, bilmez şeytanın tuzağına düşer, cehennemlik olur diye ona acırım, buyurdu.
(Sûre-i Mumtehine, Ayet 12)
"Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldür memek, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir."
Allahu Teâlâ Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi vesellem)'e bu kadar günahı işledikten sonra sana söz verirlerse, iman ederlerse, onların biatlarını kabul et, onlar için Allahu Teâlâ'dan af ve mağfiret dile. Allahu Teâlâ onların günahlarının hepsini bağışlayan ve esirgeyendir, buyuruyor. Bu günahı işleyenin hepsini Allahu Teâlâ affedeceğini vaad ediyor. Hem de o kimse mü'mindir, müslümandır.
İtikadı bozuk olup İmansız olursa amelinin hepsi boşa gider, İtikad bozukluğu yüzünden ebedi cehennemden çıkmaz. Ehl-i sünnet itikadından ayrılan fırka-ı dâlledir, cehennemliktir. Böyle inanmamız lazım.
|
KONU BAŞLIKLARI (EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM) |
KONU BAŞLIKLARI (TÜM KİTAPLAR) |