TARİKAT

Tarikatı inkâr edenler kâfir olur mu, olmaz mı? Diye soruyorlar. Kur'ân-ı Kerim'de:(Sûre-i Ahzab, Ayet 41)

"Ey Allah'a iman edenler! Allah'ı çok zikredin."

Dediğine göre zikrullah emr-i ilâhidir. Allahu Teâlâ'yı çok zikretmek farzdır. Tarikatta zikrullah çok yapılınca bu farzı tarikat ehli yapıyor. Ayrıyeten tarikat vaciptir. Allahu Teâlâ'nın kesin emir ve nehiyleri farzdır. Bu âyete göre zikrullahı çok yapmak kesin emir (farz)'dır. Yine Kur'ân-ı Kerim'de işaret edi­lenler vaciptir. Ayet ve Hadîs-i şeriflerde işaret edilenlerin birçokları tarikatta yapılınca hakikî tari­katta vaciptir. Nafile namazların yapılması gerektiğine hem Kur'ân-ı Kerim’de işaret ediliyor,19 hem de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadîs-i şeriflerinde buyuruyor. En kıymetli tefsir kitaplarının bazılarında bile Kur'ân-ı Kerîm'deki zikrullah âyetlerini "Anmak" diye yazıyor.

Tasavvuf âlimlerinin zikrullah halkası kurup toplu veya yalnız Allahu Teâlâ'nın isimleri ile çağırarak veya gizli olarak Allahu Teâlâ'nın isimleri ile zikretmelerinin başı bu âyettir. Bir kâfir müslüman olmak isterse "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Rasulullah" söylettiriliyor. Bu anmak mıdır? Bir kişi öleceği zaman yine şahadet kelimesi getirttirilip hem de "Allah Allah" dedirttiriliyor. Bu anmak mıdır? Bir kâfiri mü'min eden, bir mü'minin ölürken imanını kurtaran zikrullahı söylemeyip, anmaktır, hatırlamaktır gibi küçümseyip kısaltmak, söylememek ne kadar hazindir! Mü'minlerin bir araya toplanıp hep bir ağızdan "Allah, Allah", "Lâ ilâhe illallah" ve Allahu Teâlâ'nın diğer doksan dokuz isimlerini hep bir ağızdan söylemek anmak mıdır? Ezan, kamet anmak mıdır? Bunların hepsi zikrullahtır.

(Sûre-i A'raf, Ayet 180)

"En güzel isimler (el- Esmaül-hüsna) Allah'ındır, o halde O'na o güzel isimlerle dua edin. O'nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır."

(Sûre-i İsra, Ayet 110)

"De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır...(İlâ âhir)."

(Sûre-i Haşr. Ayet 24)

Hadîs-i Şerîf:

"Kur'ân'ın zâhiri var, bâtını var. Hatta yedi bâtına kadar bâtını var."28

Helaki düşman: Zâhir düşmanların helâk olması, müdahale etmemesi, etkisiz hale gelmesidir.Bir de nefis, şeytan, ahlâkı Zemîme gibi bâtın düşmanlardır. Bilâl Babamın gördüğü diğer halleri uzun süreceğinden kısa yazıyorum.

Bilâl Babama: "Bu kabul olacak duanı ne zaman dileyeceksin?" diye sormak hatırımıza gelmedi, kendi­ de söylemedi. Bilâhire Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadîs-i şerifinde

"Her peygam­berin makbul kabul olan bir duası var. (Kendine soruldu.) Hepsi bu dünyada dua ettiler.Ben ümmetimin affı için duamı ahirete sakladım."29 buyuruyor.

Bilâl Babam dua etmedim, sakladım, filan yerde filan iş için o saklı duayı yaptığını da söylemiyor. Anlaşılıyor ki, ihvanların ve ümmet-i Muhammed'in affı için O'da duasını ahi-

rete saklıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hırkasını ve tacını kendisinden sonra Yemen'deki Veysel Karani Hz.'ne götürmelerini vasiyet etti, götürdüler. Veysel Karani Hz.

Veysel Karani Hz. bu ümmetin günahının dörtte üçünü affettirdi ve hırkayı kabul etti.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kabul ettiremiyor mu ki,Veysel Karani Hz.lerine havale etti? diyeceklere:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in en sevdiği şey olan ümmetinin affı için ömür boyu dua etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e en büyük hediye de ümmet-i Muhammed'in affedilme­sine katkıda bulunmaktır. Onun için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ümmetini affettirmeye sebep olsun diye Veysel Karani Hz.'e hırkasını tacını göndertip O'da ümmetin affı için dua etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sürülerin sahibi, ümmetinin Evliyaları çoban, ümmeti koyun gibidir. Hangi çoban koyun sürüsünü daha iyi muhafaza ederse sürü sahibi en fazla ondan memnun olur.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Önce Cihar-ı yâr'â (dört büyük halife) sonra Hz. Aişe (Radiyallahu anha) ve Hz. Fatıma (Radiyallahu anha) analarımıza:

-'"Sen ümmet için nasıl dua edeceksin? Ne katkıda bulunacaksın?" diye ayrı ayrı sordu.

İyi olup rızkını ararsın,

Kimin mülkünde sen rahat yatarsın.

Elinde var mıdır güna alâmet,

Bulasın rûzu mahşerde selâmet.

Belâ balan olup yansa semada,

Yerinip ağlar idi yana yana.

Ah yine keşf oldu birgün hazretine,

Göründü hali ümmet kendisine.

Hayasından bükaya verdi kuvvet.

Görenler hüznünü alırdı heybet.

Ebû Bekir, Ömer, Osman'ı, Haydar,

Erişti hazret i Fatıma Zehra,

Anamız Aişe Sıddık-ı hatta.

Ebû Bekir dedi: Ey Nur-i aynim,

Feda olsun sana hep valideynim.

Bizi Allah için eyle haberdar.

Dedi o Fahri âlem âli ümmet,

Beni giryan edendir asi ümmet.

Bu âsiler günah işler fenada.

Hazan yaprağı var andan ziyade

Belâ balan olup yansa semadan,

Yine İslaha dönmezler hevâdan.

Cesaret olunur her bir günaha,

Eder binde biri tevbe ilâha.

Dedi ol hazreti Sıddık-ı Ekber,

Hoş eyle kalbini olma mükedder.

Ne kadar olsa ümmetin günahı,

Alırsın boynuma nısfın günahı.

Fenalar eyledi Fahr-i Cihana,

Dedi ya Ömer sen n'eylersin evlâ.

Dedi geçmem Ebû Bekri muhakkak,

Velâkin sülüs olsun boynuma hak.

Fenalar eyledi tekrar o Sultan,

Dedi sen nice ya Osman-ı Affan.

Dedi ben onları geçmem velâkin

Olam ruzi günaha nedamin.

Ah dedi sevindi O Hazret,

Dedi sen ver yâ Ali bir beşaret.

Dedi bende sırat üzre gideyim,

Gelen asilere imdad edeyim.

Ne kadar asi olsa bir günahkâr,

Onu say eylerem lâ kuvvetim var.

Yine ümmetine olmazsa çare,

Yerine ben beni atarım nâre.

Cehennemde yanayım tâ o miktar,

Dedi ümmetime oldun fedakâr.

Yine sevindi o mahbubu Mevlâ,

Dedi sen yâ Aişe yâ Hümeyra.

Ah dedi, ben söyleyemem Zehra'dan evvel,

Ki, O bint-i Nebi'dir şanı ekber.

Dedi Zehra ki, sen bir nazeninsin,

Nişan eyle ki, ümmü'l-Mü'mininsin.

Dedi ben gerçi Ümmü'l-Mü'mininem,

Seni geçmek değil haddim zaifem

Ah dedi Zehra ki, ben mahşer yerinde,

Figana başlaram mizan önünde.

Başım kara elimde iki gömlek.

Biri kanlı, biri simli sarı renk.

Ümmetin sevabı tartılır ise,

Günahı her kimin ağır gelirse.

Koyam gömlekleri mizana elbet.

Onunla kurtulur binlerce ümmet.

Yine ağır gelen olsa günahı,

Koyam başımdaki bağlı siyahı.

Açayım başımı tek ibret olsun.

Velâkin cümle gözler yumulsun.

Dedi yâ Aişe nöbet senindir,

Ana evladına şefkat senindir.

Ne denkl-ü söyledi Şah-ı Nübüvvet,

Ağıttan bulmadı Aişe fırsat.

Dedi ben söyleyemem hayadan.

Velâkin isterem Bari Huda'dan.

Kapandı hücresine secdeye hem,

Dedi yâ Rabb'i, yâ Hallak-i âlem.

Sen ettin kalbimi memlûyi muhabbet,

Gönlüme sığmadı bu rahmi şefkat.

Beni koy nâre onlarla beraber,

Veya kıl onlarla cenneti müyesser.

Ne denklü evladı olsa günahkâr,

Ananın şefkati olur mu inkar.

Bana göstertme onlardan firaki.

Kerem kanisin yâ Hayyü Baki.

Duanın sözü ki, kâr etti cana,

Melekler başladı gökte figana.

Erişti Cebrâil verdi beşaret,

Cenâb-ı Hakk Teâlâ'dan dinle rivâyet.

Ki, layık mı Habibim zevcesini,

Koyam nara alayım rutbesini

Hem evladın bağışladım, O’nundur,

Ne eylerse eylesin Aişe’nindir

O asi evlada kim eyler imdad,

Eğer iman ile gitmezse bir fert..

Cemi-i Enbiya kılsa şefaat ,

Ona uhrada çâre yoktur elbet,

Bulan dünyada bulmuş çaresini,

Çeken dünyada çekmiş yaresini,

Fürugu nazlı rahmetle yad et ,

Sana biçare söyler itimat et.

Şeriat ehline sen eyle hürmet,

Namaz ehlinden ol, hem al nasihat,

Bu iş nasihatı bildin ise irşad,

Sana has son nefeste eyler imdad

İlâhi ehl- i beytin ümmetine .

Ki, muhtacız onların şefaatına,

 

Umarız ehl-i beyt’in şefkatini,

Bize gösterme mahşer şiddetini.

Şefaattır ricamız Mustafa’dan

Bütün âl-i ashâb-ı pür sefadan.

İştir bizleri dâr’ün-Naime,

Düşürme bizleri nâr-ı cahime.

Zaifiz mücrimiz âsi günahkâr,

Bizi affeyle yâ gaffar-ı Settar.

İster ise her zî âlem neylersin,

Ver salavat bula canın rahatı,

Allahümme salli alâ Seyyidina,

Muhammed’in ve alâ âli Muhammed.

 

Kenzül-İrfan, Hadîs No: 216)

"Allah için ilim taleb edenlerin (öğrenenlerin) rızıklarını Cenâb-ı Allah memûl olun­madık mahallerden tekeffül etmiştir." (Umulmadık yerlerden garanti etmiştir.)

Şimdi zamanımızda "Çileye girdim, çıktım." diyen bir çok kimseler, çileye konulanlar var. Bunların yaptıkları yanlıştır, çile değildir. Bir şeyh, müridinin birisini çileye girdiriyor. Mürid birşey anlayamıyor. Başka bir şeyhe geliyor, intisab edip ders alıyor. Şeyhine:

-"Şeyhim! Ben zamanla çileye girdim, çıktım bir şey anlayamadım, eksiğimiz neydi?" diye sorunca Şeyh: -"Nasıl, ne niyetle girdin, çıktın?" der. Mürid: -"Çileye girip çıkayım, büyük bir adam olayım, halka ilim, irfan öğreteyim diye girdim," der. Şeyh: - "Çileye öyle girilmez. Sırtıma giydiğim kefenim, girdiğim yer kabrim.Ya Rabbi! Ben çıkmayı düşünmüyo­rum. Bu ibadetle burada ruhumun alınmasını istiyorum. İster benim ruhumu burada kabzet istersen kabzetme demesi lazım. Dışarı çıkmayı, halkı, kendi kendini, herşeyi kalbinden tamamen silip atması bir tek Allahu Teâlâ'ya bağlanması gerekir. Çünkü “Sen halkı görürken kendi nefsini göremezsin. Kendi nefsini görürken Rabb'ını göremezsin. Halkı da kendi kendini de unut, çileye öyle gir, çalış." dedi. Mürid öyle girip çıkınca Şeyh: "İşte şimdi oldu." buyuruyor.

Taptuk Emre Hz.'nin isminin Taptuk kalmasının sebebi

Koyanı nâra alayım rütbesini. Yunus Emre'nin Şeyhi Taptuk Emre Hz.'nin isminin Taptuk kalmasının sebebi:

Taptuk Emre Hz. kırk sefer üst üste çileye giriyor. Kırk defa, toplamı bin altı yüz gün çilede kalıyor. (Bir sene Üçyüz atmış beş gündür) Çilede o kadar zayıflıyor ki, başında et kalmıyor, iskelet vaziyetine geliyor. Namazda rükû edince beyni içerden ön tarafa çarpar "Tak" diye ses gelirdi. Doğrulunca arka tarafa değer "tak" diye ses gelirdi. Bunu dışardakilerde duyardı. Et ete değince ses çıkarmaz ama Allahu Teâlâ bunu kullara ibret için her rukûya eğilip doğrulduğu zaman tak-tuk diye ses çıkarttırırdı. Taptuk Şeyh ismi ordan kaldı.

Bilâl Babam:Çilede ağzımda et kalmadı, dişlerimin hepsi sallanıyordu, istesem hepsini de elimle çekebilirdim.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in iki dişi şehit düştü diye ben, iki dişimi elimle çekip çilehaneye gömdüm, buyurdu.

Bir mürid çileyi bitirip çilehaneden çıkıyor. Kendini gören kazlar bağırıp kaçıyorlar. Mürid kendi kendine: "Vahşi hayvanlar; Rabiat'ül Adeviye Hz., Hz. Isa (Aleyhisselâm) ve Hz. Meryem'den kaçmaz, koşarak yanlarına gelirlerdi. Benden ehli (evcil) hayvanlar bile koşarak kaçıyorlar." diye tekrar çileye giriyor. Hz. Pir onyedi sene ot kökü yiyerek riyazet yapıp çileye girdi. Onlar gibi yapmak imkansız, ama asgarisini de yapmazsan olmaz.

Çileye girmenin vakti ne zamandır ?

 

Çileye girmezden evvel, dışarıda çileye girilmesi lâzım. Senelerce tuzsuz, yağsız bir tek arpa ekmeği o da çok az miktarda yiyerek riyazet yapıp öyle girilmesi lazım.

Çileye girmenin vakti şudur:

Gönlü, en tatlı ve etli güzel yemekle en tatsız yemek arasında kendisi için bir fark olmaz. En tatlı yemeğin de tuzsuz, yağsız arpa çorbasının da tadı aynıdır. İşte o zaman çileye girilir. Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) Hıra Mağarasında; tuzsuz, yağsız bir tek arpa ekmeğiyle çalıştı. Çileye girecek kişi de ondan fazla yiyemez.

(Sünen-i Tirmizi. Cild 4, Hadîs No: 2486)

İnsanoğlu karından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna kendini ayak­ta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet (bu miktarın aşılması) kaçınılmaz ise bu durumda üçte biri yemeği, üçte biri içmesi, üçte biri de nefesi için (ayrılmalı) dır."30

Çilede yirmi dört saatte birkaç lokma yemeli deyince, o lokma sayısı üç lokmayı geçmemelidir. Bilâl Babamın yirmi dört saatte yediği bir çay bardağı dolusu arpa ununun çorbası idi. (Eski çay bardakları şimdiki çay bardağının İki mislini alırdı) Üç öğünde yediği bu idi. Bunu üçe bölersen Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in buyurduğu "bir kaç lokma" olur. Çilede olmayıpta yiyeceğim derse midesinin üçte biri kadarı yesin.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) harbten gelirken: Küçük muharebeden büyük muharebeye geldik, buyurdu. Ashâb:

- Evimize istirahata gidiyoruz.Bu harbten daha büyük muharebeyi evimizde kiminle yapacağız? dediler. Buyurdu ki Nefsimizle yapacağız.31 Ashâb:

-Nefisle cihad (harb) nasıl olur? dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):- Az yemek yemek, az uyku uyumak, dünya kelâmını az konuşmak, zikrullahı ibadeti, riyazeti, mücahedeyi çok yapmak, 32 Böyle çalışmakla bu ledün ilmi elde edilir. Ashâb:

Allahu Teâlâ için cihad etmekte zikrullah gibi olamaz.Yalnız elinde üç kılıç parçalanıncaya kadar harb ederse zikrullah gibi olur."33

Bu açıdan Bilâl Babam riyazet ve mücahede ile yedi sene bir çay bardağının dolusu tuzsuz ve yağsız arpa ununun ekmeğini yiyerek veya çorbasını içerek yedi sene riyazet etmiştir. Akşam namazının abdesti ile sabah namazını senelerce kılmıştır. Müzekkî'n-Nüfus kitabında haftada, onbeş günde, kırk günde bir yemek yiyenler olduğunu yazıyor. Bu nasıl oluyor? Nasıl dayanıyor, açlıktan ölmüyor mu? diye soruyorlar:

Bilâl Babam'ın devamlı yediği yağsız, tuzsuz arpa çorbasıdır. Üç günde, haftada, kırk günde, altmış günde bir sefer etli, tatlı yemekleri yer. Kendi ibadetini engellememesi ve takattan (sıhhatten) düşmemek için öyle yiyor. (Kırk günde, altmış günde bir yerdi dediği odur.)

Camilere girmenin yasak olup, kimsenin camilerde en ufak bir vaaz yapamayıp çekindikleri sırada Bilâl Babam vesile olup katkıda bulundu, G.Antep, K.Maraş ve İslahiye köylerine on dört cami yaptırdı. O zaman da şeyh bir tek Bilâl Babamdı. O zalimlerin, istemezlerin devlete şikayeti üzerine otuz altı sefer tevkif edildi, elli dört sefer nezarete girdi, on sene Giresun'a, iki sene İstanbul'a sürgün gitti. Sürgün gittiği yerlerde de imkân dahilinde vazifesine devam etti. Üç sefer idamlık suçuyla yargılandı. Allahu Teâlâ'nın inayetiyle kurtuldu. Fakir, fukaranın hakkını kayırıp, yüzlerce haksız zalimi durdurdu. Allahu Teâlâ, Bilâl Babama o kadar büyük maneviyatı, o kadar büyük hâli, o kadar büyük İlm-i Ledünü ve benzeri in'am ve ihsanını rastgele vermedi. 1950 senesinden bu yana serbestleşince hiç Şeyh yokken Şeyhler birden ço­ğaldı. Bunların içinde hakiki olanlar pek az vardır.

Benim yazdığım bu âyet ve hadîsle olan vaazlar Bilâl Babamın ilminin bir zerresidir. Bunu yalanlamak ve başkaları ile karşılaştırmak isteyenler sadece benim yazdığımla; onların konuşmalarını sorulara cevap vermelerini karşılaştırsınlar. Hangisi âyet, hadîs ve Edille-i Şer'iye ile insanı ikna, ikaz, irşad edip ayıktırıyor. Bu karşılaştırmayı başka şeye bakmayıp siz kendiniz yapınız. O zaman Bilâl Babamın büyüklüğü meydana çıkar.

(Sûre-i Tevbe, Ayet 122)... Her kabileden bir zümre ayır...(İlâ âhir)."

Emr-i İlâhisi gelince. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashabın içinden ashâb-ı Suffayı ayırdı. Onlar camî-i şerifin sofasında geceli, gündüzlü zikrullah ve ibâdet ederlerdi. Peygamberimiz (sal­lallâhu aleyhi vesellem) onları harbe götürmediği halde ganimet malından onlara da verirdi. Bu Allahu Teâlâ'nın emridir, Kur'ân-ı Kerim'de âyettir. Bu âyetin mucibince onları geceli gündüzlü zikrullah, ibadetle çalıştırırdı. Ashâb-ı Süffa'nın zikrullahla çalışması, harbe gitmemesi Allahu Teâlâ'nın emridir, farzdır.

Ümmet-i Muhammed'in içinde çok iyileri de var, çok kötüleri de var. Ümmet-i Muhammed'in içinde öyleleri var ki, İslâmiyetten uzaklaşmış, günah deryasının içine dalmış, küfür selinin içinde yüzenleri elinden tutup hidayete Allah Teâlâ'nın rahmetine kavuştururlar.

(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1861)

"Ben bir takım insanları bilirim; onlar ne peygamberler ve ne de şehidlerdir. Lâkin kıyamet günündeki mevkilerine hem peygamberler hem de şehitler gıpta ederler (imre­nirler). Onlar Allah'ı sevenler ve Allah'ı halka sevdirenlerdir! Onlara devamlı olarak Allah'a itaat etmelerini emrederler. İşte Allah'a itaat ettikleri zaman Allah onları se­ver."

Bu ve bunun gibi âyet-i kerime ve hadîs-i şerifleri, Bilâl Babam tam açıklıyor. Onlar Allahu Teâlâ'yı sevenler ve sevdirenlerdir. Bu da Elhamdülillah Bilâl Babamda fazlasıyla vardır.

(Râmûz-ul Ehâdis. Hadîs No: 2200)

"Ebdal (veliler) kırk erkek, kırk da kadındır: Onlardan bir erkek öldüğü zaman Allah yerine (başka) bir erkek getirir. Kadınlardan da biri öldüğü zaman Allah yerine (başka) bir kadın getirir."

Ebdal kırklar demektir. Çingan (çingene) ve aptallara aptal denildiği zaman; "Keşke abdal olabilsek" derler.Yani ebdal (kırk)lardan olabilsek demek istiyorlar. Ebdallar kırk erkek, kırk da kadındır. Biri ölse yerine birini getirirler. Kıyamete kadar böyle devam eder. Otuz dokuz olarak sabahlamaz, muhakkak ölenin yerine birini getirirler.

Pehlül Dâne Hz. yirmi dört saat başını saklayacak yer aradı. Bir kaç ay sonra başını açıp boynunu uzâttı. Yirmi dört saatte böyle durdu. Kendisine sordular:

- Niçin yirmi dört saat başını sakladın ve neden bir kaç ay sonra başını açıp, boynunu uzatıp gezdin?

Pehlül Dâne Hz.:- İlk defasında iblisin yardımcılarından birisi ölmüştü, İblisin verdiği külahı başına geçirip, onun yerine vekil yapacakları birini arıyorlardı. Olur ki, benim başıma geçirirler diye korktum başımı sakladım. Bir kaç ay sonra başımı açıp, boynumu uzattığım da kırklardan biri ölmüştü. Kırkların başkanının:

- Kim münasipse onun başına giydirin." diye verdiği külahı gezdiriyorlardı. Onun için boynumu uzattım, başımı açtım. Giydirmezler mi acaba dedim, onu da giydirmediler." dedi.

Yine Allah Teâlâ'nın emirlerini. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sünnetlerini ve hadîslerini ancak tarikat ehl-i olanların içinde çok çalışan pek az kimse yapar. O da yine tam yapamaz.

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4201). .

"Ebû Hureyre (Radiyallâhu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre: Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesel­lem):

-(Ey mü'minler!) Amel ve ibadetlerinizde itidal ile hareket edip ifrattan kaçınınız. Çünkü hiç birinizi (güzel) ibadeti işi kurtarıcı değildir." buyurdu. Sahabiler:

- Seni de mi kurtaramaz, Ya Rasulullah? diye sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):- Evet, beni de Allah'ın rahmet ve fazlı bürümedikçe yalnız ibadetim kurtarıcı değildir, buyurdu."3 4

Hadîs-i şerifte geçmekte olan ifrat'ın manası: lüzumundan fazla değer vermektir. Mesela; Cihar-ı yar'ı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den: ashâbı cihar-ı yar'dan, tabiini ashâbdan, tabiîn olmayan­ları tabiinden üstün görmek gibi şeyler ifrattır. Bu ifrat kelimesini, ibadeti fazla yapan diye söylemişler, ibadeti fazla yapmayı;

"Ey Allah'a iman edenler! Allah'ı çok zikredin."35

"Münafıklar size mecnun (delidir)deyinceye kadar Allah Teâlâ'yı zikredin."36 gibi Allahu Teâlâ'nın ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in emirleri çoktur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

Gece sabahlara kadar ibadet etmiştir. Bunu Allahu Teâlâ emrediyor.37 Bu ifrat mıdır? Zamanımızda bazıları Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'ye susan (konuşmayan) Peygamberdir, bir kısmı da "Ali Allah'tır" derler. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'yi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in denginde görmek ifrattır.

 

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)