ZİKRULLAH

(Sûre-i Ankebut, Ayet 45)

"(Rasûl'üm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı zikretmek (zikrullah)elbette (kötülükten alıkoymada)daha büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir."

Namaz insanı her türlü kötülükten beri eder, alıkoyar. Bu kötülükten beri edip alıkoymada zikrullah daha büyüktür, Üstündür. Meselâ ne kadar namaz kılsa mâlâyani konuşma, sigara vb. kötülükten vazgeçe­mez. Sünnet-i Rasûlullah'ı yapmak çok zoruna gider. Namaz ile zikrullah beraber olursa, beş vakit farz namazı ve fazla fazla nafile namazı kılar, zikrullahı devamlı eder. İşte yalnız namazla olmaz. Hem namaz, hem zikrullah olursa her türlü kötülükten alıkor, geri çeker. Genç yaşta saç-sakal bırakır. Çünkü saç bırakmak Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın sünnetinin en büyüklerindendir.103 Malâyani konuşmaz, sigara vb. kötülüklerden geri çekilir. Gece kalkar istiğfarı çok çeker, namazı çok kılar.

Yalnız namazla çalışanların hiç birisini, bu namaz kötülüklerden geri çekmez. Namaz bana yeter deyip, zikrullahı yapmayan fasık olur. Zikrullah bana yeter deyip, namaz kılmayan zındık olur. Fasık deyince mutlaka cehennemlik anlamında değildir. Fasık camiye gider namaz kılar, kahvehaneye gider kağıt oynar. Sigara, mâlâyani konuşma gibi şeyleri terk edemez. Daima iyi amelle kötü ameli birbirine karıştırır. Mahşerde iyiliği, sevabı ağır gelirse cennete, günahı ağır gelirse cehenneme girer. Hadîs-i şerifte:

"Cömert Allah'ın dostudur fasık da olsa. Cimri Allah'ın düşmanıdır ibadetçi ise de."104 Fasık cömert olursa Allahu Teâlâ'nın dostu oluyor. Cennete de Allahu Teâlâ'nın dostları girer.

(Kenzül-İrfan, Hadîs No: 374)

"Cömert olan bir cahil, Allahu Teâlâ katında cimri (mıhrız) olan bir âlimden efdaldir"

(Sûre-i İnsan. Ayet: 25)

"Gecenin bir kısmında O'na secde et, gecenin uzun bölümünde ise O'nu tesbih et."

Allahu Teâlâ'nın dediğini tam yapıp, O'nun gösterdiği yolda dört dörtlük gidebilmek için zikrullahı, namazı, gece ibadetini de yapmak lazım. Allahu Teâlâ, bu âyet-i kerime'de yalnız namazla veya yalnız zikrullahla olmayacağını haber veriyor.

(Sûre-i Ahzab, Ayet 42)

"Ve O'nu sabah akşam tesbih edin."

(Sûre-i A'raf, Ayet 205)

"Ve Rabb'ini, içinden yalvararak ve korkarak ve cehren kıraatin dûn'unda olarak sa­bahları ve akşamları zikret ve gafillerden olma."

Aşk hali gelmeyen zikrederken çok yüksek sesle bağırmamalıdır. Aşk hali olup, kendi kendini kaybedip, zapt edemezse müstesnadır. Onun bağırmasında bir mahzur yoktur.

(Sûre-i Müzemmil, Ayet 8)

"Rabb'inin ismini zikret. Mutlak ihlas ile O'na yönel,"

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) için ashâbı şöyle buyurur:

(Râmûz-ul Ehâdis, 30.Bölüm, Hadîs No: 440)

"Namaz kılanlar arasında bulunduğu zaman herkesten çok namaz kılardı. Zikredenler arasında bulunduğu zaman, herkesten çok zikri O yapardı."

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hem zikrullahı, hem de namazı herkesten çok yapardı. Aksini iddia eden bu hadîsi yalanlıyor.

"Ey Allahu Teâlâ'ya iman edenler! Allahu Teâlâ'yı çok zikredin."105

İşte emr-i îlâhi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in imanı hepsinden fazla olunca zikrullahı hepsinden fazla yapıyor.

(Râmûz-ul Ehâdis, 30. Bölüm, Hadîs No: 551)

"Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bütün vakitlerinde, Allah'ı zikrederdi."

Peygamberler ve Evliyalar, salât-ı daimde olur. Uykuda, bütün vakitlerinde, yirmidört saatin tümünde Allahu Teâlâ'yı düşünür, tefekkür eder. Allahu Teâlâ'yı "Allah, Lâ ilâhe illallah" ve diğer isimleri ile zikreder. Dili konuşur, eli iş tutar, kalbi namazdaki huzuru bir an olsun bozmaz. Bunu yapan kimse, salat-ı dâimdedir (devamlı namazdadır). Uykusuda namazdır.

Hadîs-i şerifte:"Alimin uykusu, âbidin ibadetinden efdaldir."106

Abid ibadetinde huzur tutturamaz. O uykusunda huzur tutturur. Ashâb-ı Kehf bu huzurla uyudu. Uyuya, uyuya Evliyalığın zirvesine çıktılar.

Yatarken huzurla yatar, kalkarken huzurla kalkar. İnsan ne ile çok meşgul olursa onu rüyasında görür. Bu da yirmi dört saatin tümünde Allahu Teâlâ ile meşgul olur. Onun uykusu âbidin ibadetinden efdaldir, İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) namazı da, zikrullahı da ayrı ayrı, ashâbdan fazla yapıyor. Namaz ve zikrin ayrı ayrı olduğuna ve her ikisinin de çok yapılacağına en büyük delildir.

(Sûre-i Necm, Ayet 29)

"Onun için sen zikrimize iltifat etmeyen ve dünya hayatından başka birşey istemeyenlerden yüz çevir."

"Zikrullahı etmeyenlerden uzak ol," emr-i İlâhisi zikrullahı çok edenlerle, zikrullah meclisle­rinde ol, ona devam et, demektir.

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 1111)

"Onlar (münafıklar) deli deyinceye kadar Allah'ı zikredin."

 

Hadîs-i şerîfte; Münafıklara delidir dedirtinceye kadar zikrullahı çok yapınız, buyuruluyor. Şimdi anlaşıldı mı? Zikrullahı çok yapan hâlis mü'min, zikrullahı çok yaptığından ötürü onlara deli diyen münafıktır. Mü'minlerin Allahu Teâlâ'yı çok zikretmesini; münafıkların "Deli" diyeceğini Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi vesellem) bu hadîs-i şeriflerinde buyuruyor.

(Sûre-i A'li İmran, Ayet 191)

"Ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı zikredenler (şöyle dua ederler:)

Rabb'imiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi ce­hennem azabından koru!"

İşte ayakta, otururken, yanı üstü yatarken zikrullah etmenin caiz olduğuna emr-i Ilâhi'dir. Aya, güneşe, dünyaya, mahlûkata ve kendi kendine bakar, Allahu Teâlâ'yı düşünür ve "Sen bunları boşuna yaratmadın." der. Ayakta, otururken, yanı üzerine otururken, her halinde, her vaktinde Allahu Teâlâ'yı zikreder ve Allahu Teâlâ'dan çok korkar. ''Bizi azabtan koru" diye dua eder.

Bir tek camide, namazda veya dîn-i toplumda değil, her halinde, her vaktinde Allahu Teâlâ'yı düşünür, O'nu zikreder; böyle de dua eder.

 

(Sûre-i Tâhâ, Ayet 124)

"Kim de beni zikretmekten yüz çevirirse şüphesiz, bu dünyada geçimini dar eder, mahşerde de gözleri kör olarak haşredim."

(Sûre-i Münâfikûn, Ayet 9)

"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten (zikrullah’tan) alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır."

(Sûre-i Cin, Ayet 16-17)

"Şayet doğru yolda gitselerdi, bu hususta kendilerini denememiz için onlara bol su verirdik. Kim Rabb'inin zikrinden yüz çevirirse, (Rabb'in) onu git gide artan çetin bir azaba uğratır."

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 4072)

"Allah Azze ve Celle buyurmuştur: "Lâ ilâhe illallah benim kelâmımdır. İşte ben O'yum. Kim onu derse kale'me girmiştir. Kale'me giren ise azabımdan emin olmuştur."

"Lâ ilâhe illallah benim kalemdir. Kim o kale'ye girerse, her türlü kötülükten beri olur."107 Lâ ilâhe illallah diyen Allahu Teâlâ'nın kale'sine sığınmıştır. Her türlü azap ve kötülükten kur­tulmuştur. Çünkü Allahu Teâlâ'nın Kale'sinde olan, kişi her türlü kötülükten kurtulur.

(Sûre-i Bakara, Ayet 198)

"Rabbinizden bir rızık talep etmeniz sizin üzerinize bir günah değildir

Arafat'tan geri döndüğünüz zaman Allahu Teâlâ'yı Meş'ar-il Haramın yanında hemen zikrediniz. Ve O'nu size hidayet ettiği gibi zikreyleyiniz. Şüphe yok ki, siz bundan evvel delâlette kalmış kimselerden idiniz."

Arafat'ta ve Meş'âr-il Haram'da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in zikrullah ettiği yerler var. Bilen hacılar orada Allahu Teâlâ'yı zikrullah etmeden geçmezler, halaka-i zikir yaparlar. Bu da emr-i ilâhi'dir diye Bilâl Babam vaazında buyuruyor.

(Sûre-i Bakara, Ayet 200)

"Sonra hacca ait ibadetlerinizi ifa ettiğiniz zaman babalarınızı zikrettiğiniz gibi ya­hut daha şiddetle (ziyade) zikrediniz. Nastan (insanlardan) öyleleri vardır ki: "Ey Rabb'i­miz! Bize dünyada ver"derler. Böyle isteyenlerin ahiretten hiç nasibi yoktur."

Ayetin en sonunda "(Ev eşedde zikrâ) Daha da şiddetli zikredin." deyince, zikirde bağırmak da­ha da şiddetli bağırmak caiz oluyor. Taklit olarak değil, vecd, tevacüd hallerinden biriyle kendinden geçerek o aşkla bağırılmalıdır. Evvelce hac vazifesini bitirenler, yüksekçe bir yere çıkar; kendini, anne-babasını, memleketini halka tanıtırdı. Halka duyurabilmek içinde var gücüyle bağırırdı.

(Râmûz-ul Ehâdis, Hâdîs No: 6190)

"Ey Osman! Şüphesiz Allah bize ruhbaniyet yerine bâtıl inançlardan arınmış olan tertemiz bir din vermiştir. Mina'dan Arafat'a kadar sesli olarak bizim tekbir getirdiğimiz gibi tekbir getirmeyi emretmiştir. Şayet sen bizden isen bizim yaptığımızı yap."

Ruhban ve kâhinleri, gaibden haber verirler, İlimleri şeytanîdir, İslâm dini tertemiz olup, içinde gaibden haber verme vb. şeytanî ilimler yoktur. Allahu Teâlâ'nın gaibden bildirmesi ruhban ve kâhinlere kahrından, müslümanlara ise lûtfundandır. Kendinde o ilim olan onu gizlemelidir. Cehri sesle, toplu olarak ve yürüyerek tekbir getirmemizi emrediyor. Tekbir ise baştan ayağa zikrullahtır.

(Sünen-i İbn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3790)

"Ebü'd-Derda (Radiyallâhu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve­sellem) (Sahâbilere):

Ben size amellerinizin en hayırlısını, Mâlikiniz (Allah) katında en çok beğenilen,(cennetteki) derecelerinizi en çok yükselten, altın ve gümüşü (Allah yoluna) vermekten size daha sevaplı olan ve düşmanlarınıza rastlayıp da boyunlarını vurmanız (gazi olmanız) ile düşmanınızın sizin boyunlarınızı vurmasından (şehid) edilmenizden daha üstün faziletli işi haber vereyim mi? (Veya bilmiş olunuz ki size haber veririm) buyurdu.

Sahabiler: Bu amel nedir? Ya Rasulullah."dediler.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):- Zikrullahtır, buyurdu.

Ve (Ziyad ibn-i Ebû Ziyad)'dan anılan senetle rivâyet edildiğine göre) Muaz ibn-i Cebel (Radiyallâhu anhu) şöyle demiştir:

Hiç bir adam, kendisini Allah (Azze ve Celle)'ın azabından, Allah'ı zikretmek (ibadetin)'den daha çok kurtarıcı hiç bir amel (ibâdet) işlemedi.108

"İbadet devri geçti, iman kurtarma devri başladı; zikrullahı, fazla ibadeti ne yapacaksın. Şimdi cihad zamanı, kendi kendine zikrullah etmek zamanı değildir, iman kurtarma devridir," diyenlere deriz ki:

Zikrullahsız hiçbir amel makbul değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in harbe giden ashâbı bölmesini ve bir kısmını harbe göndermeyip, ashâb-ı suffa olarak ibadet ve zikrullah etmelerini Allahu Teâlâ âyetle emrediyor.109

Biz niçin zikrullahı şu veya bunun için terk edelim. Söz Allahu Teâlâ’nındır. Emir din, uyacağımız, yapacağımız herşey O'nundur. Allahu Teâlâ'nın sözlerine ters gelen sözleri kabul etmeyiz. Azaptan koruyan en büyük amel zikrullahtır. Zikrullahsız hiçbir ibadet, ve amel insanı azaptan korumaz. Namazdan evvel okunan ezan, farz namaza başlarken getirilen kamet zikirdir, zikrullahtır. Ezanda, kamette bağırarak «Lâ ilâhe illallah» demek zikrullahtır.

Zikrullah doğrudan doğruya Allahu Teâlâ'nın isimlerinden birisini tek veya toplu olarak, sesli yahut gizli olarak «Allah, Lâ ilahe illâllah»diye zikretmektir.

(İhyâu Ulûmi'd-dîn, Cild 1, Hadîs No: 899, s.847)

"Rasûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem): "Adem oğlu, zikrullahtan daha ziyade kendisini Allah'ın azabından koruyabilecek bir amel işlememiştir." buyurdu.Ashâb:Allah uğrunda cihad etmek de zikrullahın yerini tutmaz mı?diye sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

Allah uğrunda cihad da bu dereceyi tutmaz. Ancak kılıcın kırılıncaya kadar vuruşup, üç kılıç eskitirsen, yani ciddi ve devamlı harb hali ile bu dereceyi alabilirsin."

Cihadın zikrullah gibi olabilmesi için devamlı harbde olacaksın. Harbin en zor, çetin yerine gireceksin. Üç kılıç parçalayacaksın o zaman zikrullah gibi olur. Yoksa eline kılıcı al, tehlikeli, zor yere gitme, rast gele birkaç kılıç salla, harbin içinde olup böylece harbi yapsan bile bunun zikrullah gibi olmasına imkan yoktur. Harbe giden adamda nefis, gösteriş, kendini beğenmek, hepsi var. Nefis ve şeytan hiç ezil­mez, ancak «Allah Allah, Lâ ilâhe illallah» zikrine devamla nefis ve şeytan ezilir. Kibir, gurur, kötü ah­lâklar (Ahlâk-ı Zemîme) gider, kalb yumuşar.Feth edilmesi en zor olan kalb kalesi feth olur.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyh vesellem)'in ashabının birçokları Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra murtâd oldu, dinden çıktı. Çünkü kalb kaleleri feth olmamıştı. Nefis ve şeytan, insanın içinde en büyük düşmanıdır. Çok zikrullah yapıp onunla mücadele edenler nefsini kendileri esir alırlar. Bunu yapmayanları nefis ve şeytan esir alır.110 Murtad olanlarda maneviyatı böyle olunca zâhiri çabuk azar.

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs-i Kudsi: 6385)

"(Allah (Azze ve Celle) buyuruyor):

"Benimle meşgul olması kulumun en önem verdiği bir iş olursa, onun arzu ve lezzetini zikrimde kılarım. Bir de arzu ve lezzetini zikrimde kı­larsam, o artık bana aşık olur, ben de ona aşık olurum. Birbirimize aşık olursak onunla benim aramdaki perdeyi kaldırırım. Bu hâl artık onun umumi hali olur. İnsanlar yanıl­dığında o yanılmaz. İşte böyle olanların sözleri Peygamberlerin sözleri gibidir. Gerçek kahraman onlardır. İşte! Onlar o kişilerdir ki, yer ehline bir azab vermek istediğim za­man kendilerini hatırlarım da azabtan vazgeçerim." 111

Bilâl Babam: Bu hadîs-i kudsı’yi tefsir ederken; "Onların sözleri peygamber sözü gibidir." de­mişler. Hadîs-i kudsinin esas tefsirinde ise "Gibidir" kelimesi yok. "Onların sözü peygamber sözüdür buyuruluyor. Çünkü peygamberler melek vasıtasıyla ve ilhamla; büyük zâtlar ise yalnızca ilhamla Allahu Teâlâ'dan alıp söylüyorlar. Alındığı yer (kaynak) birdir. Söz aynıdır, aynı yerden çıkıyor.

Allahu Teâlâ; "Kulum bana önem verirse onun arzu ve lezzetini zikrime koyarım. O beni zikretmeye doymaz" buyuruyor. Demek ki, zikrullah etmeyenler Allahu Teâlâ'ya önem vermiyor. Önem verse önem verdiğinin işareti Allahu Teâlâ'nın isminin zikrine kendisinin de katılmasıdır. Bunun sonunda "O bana ben de, ona aşık olurum." Aşık maşukundan ne esirger? Allahu Teâlâ bir kuluna aşık olursa cehennemin ne önemi kalır? Cemâl, Didar, Gurbiyyet en yüksek makamları niçin almasın? "Onun yapması gerekenleri kalbine ben bildiririm. Aradaki perdeleri kaldırırım. Onun her işini yapmayı yaptırmayı, eğitmeyi, nefise şeytana fırsat vermemeyi sağlarım," demektir. Başka insanların hepsi yanılsa O yanılmaz. İşte bunların sözü Peygamber sözüdür. Televizyonda seyreden, telefonda haberleşen hiç yanılır mı? Dinleyemeyen, seyredemeyen haberleşmeyen yanılır. İşte bunlara Allahu Teâlâ bildirdiği için yanılmıyorlar.

Allahu Teâlâ: "Ben yeryüzüne azab vereceğim zaman onları hatırlar, onlarda arada zarar görmesin diye o azabtan vazgeçerim?" buyuruyor.

"Allahu Teâlâ'dan başkasından yardım beklenmez" diyenler iyi düşünsünler. O azabı Allahu Teâlâ o kulunun hatırı için kaldırıyor. İşte, Allahu Teâlâ yapıyor ama o iyi, Allah'a aşık kul sebeptir.

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 4731)"Adem oğlunun zikirsiz geçirdiği her bir saat, kıyamet gününde nedamet (pişmanlık) vesilesi olacaktır.”

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 4776)"Bîr kavim sırf Allah için, oturup Allah (Azze ve Celle)'ı zikrederse, gökten biri ken­dilerine şöyle seslenir:- Haydi kalkın affedildiniz, günahlarınız sevaba çevrildi!"

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): "Allahu Teâlâ günahını doğrudan sevaba çevirir." buyu­ruyor. İnsafla düşün! Zikrullah ehlinin günahı sevaba çevriliyor. Sen ise zikrullah ehlinde eksiklik arı­yorsun. Ayette de:"Her kim, haksız yere adam öldürür, zina eder ise hakkıyla da tevbekar olup tevbekârlarla beraber olur ise onun günahını sevaba çeviririm." buyuruyor.112

"Allah ile kul arasına girilmez." sözü budur. Tevbekâr olmanın alâmeti "TARİKAT"tır. Tarikatta ders almanın bir adı da tevbedir,zikrullah halkasıdır.O,Allahu Teâlâ'yı zikrediyor, Allah Teâlâ da günahla­rını sevaba çeviriyor. Zikrullah edenleri benimsemeyenler, zikrullah cemaatlerine yaklaşmayanların gü­nahlarının sevaba çevrilmeyeceğine; Yalnız zikrullah ehlinin günahının sevaba çevrileceğine bu hadîs ve bu âyet delildir. Hem de yalnız namazla veya yalnız zikrullahla olmaz. Namaz ve zikrullah birlikte olma­lıdır. "Namaz sizi her türlü kötülükten alıkoyar. Bu hususta zikrullah daha büyüktür." 113 Namazın insanı geri koyamadığı büyük kötülükleri, namaz ve zikrullah birleşirse, en büyük kötülük­lerden geri kor.

Bir kul Rabb'inin ismini zikreder, namaz da kılar! Nefsi islah olur.Bu kadar açık olan zikrullahı söylememek, görmemek, örtbas etmek, kör olarak mahşere gelmesine sebep olur.114

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild-9, Hadîs No: 3797)"Ümmü Hâni (Radiyallâhu anha)'den rivâyet edildiğine göre; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:- Lâ ilâhe illallah kelimesini (faziletçe) hiç bir amel geçemez ve bu kelime hiç bir günah bırakmaz."

Zikrin en efdalı "Lâ ilâhe illallah" tır. İman da budur. Dille söyleyip, kalble tasdik edip mucibi ile amel etmektir. Bunu hiçbir amel geçemez ve bu kelimeye devam hiçbir günah bırakmaz. Diyeceksiniz ki, münafıklar "Lâ ilâhe illallah" demiyor mu? Onlarda dille söyleme var, fakat kalble tasdik edip, "Allahu Teâlâ'yı zikredenleri zikrettiğinden dolayı sevmek, mucibi ile amel yoktur. Allahu Teâlâ kendini zikre­denleri zikrettiğinden dolayı bu kadar çok seviyor. Allahu Teâlâ'yı seviyorum, diyorsun. Senin de Allahu Teâlâ'nın bu kadar sevdiği kullarını sevmen lazım. Seviyorsan onlara katılman lazım. Katılıyorsan ona canla, başla tâbi olman lazım. Onlara delil olman ve yardım etmen lazım.

(Sûre-i Enfal, Ayet 2)

''Mü'minler ancak, Allah zikredildiği zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını arttıran ve yalnız Rabb'ilerine dayanıp güvenen kimselerdir."

Hakiki mü'minler Allahu Teâlâ'yı zikrettiği zaman kalbleri, yürekleri, kendileri titreyen kimselerdir. Onlara Allahu Teâlâ'nın âyetleri okunduğu zaman imanları artar. Onlar Rabbılarına güvenen kimselerdir.

Bir kişi zikir etmiyorsa, zikrullah meclisine katılmıyorsa kendine titreme gelmiyorsa, diğerleri "Onda bu haller var" dese de yalandır. İşte hakiki mü'minlerin ilk alâmeti zikrullah ve zikrullah ederken gelen aşk, titreme, yüreğinde çarpmadır.

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 1929)

"Allah İmran oğlu Musa'ya vahyetti "Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)’in ümmeti için­de öyle insanlar vardır ki, her tepe ve vadide durup Şahadet kelimesi olan (Lâ ilâhe illal­lah) ile haykırıyorlar. Onlara vereceğim mükâfat peygamberlere verdiğim mükâfatın ay­nısıdır."

(Râmûz-ul Ehâdis, Hadîs No: 5614)

"Allah'ı zikretmek Allah'a sevginin belirtisidir; Allah'ın zikrinden hoşlanmamak Allah'ı sevmemekten ileri gelir."

Allahu Teâlâ'yı sevmenin alâmeti zikrullahı sevmektir. Allahu Teâlâ'yı sevmemenin alâmeti ise zikrul­lahı sevmemektir. Zikredenleri zikrettiğinden dolayı sevmeyenler doğrudan Allahu Teâlâ'yı sevmemiş oluyorlar, iyi düşünmek lazımdır.

Elif okudum ötürü

  Başımı verdim götürü;
  Yaratılmışı severim,
  Yaratandan ötürü.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) doğunca secdeye kapandı ve parmağını dikip tevhid (Lâ ilahe illallah) ile zikrullah etti.Secdede başı dili tahmid eder, Hem getirmiş parmağın tevhid eder.

Ayet-i Kerime'de:

"Siz Menasik-i haccı bitirdikten sonra babalarınızı nasıl zikrederseniz., Allahu Teâlâ'yı da öyle zikredin veya daha kuvvetli zikredin."115 Kadın-erkek bir arada hac etmeleri za­rurettir ama hadîs-i şerîfte: "Beyt-i şerifin etrafında dönmek (tavaf etmek), Safa ile Merve ara­sında koşmak (say etmek), şeytanı taşlamak zikrullah etmeyi öğretmek için olup, başka bir şey için değildir.”"116 buyuru1uyor.

(Sûre-i Hac, Ayet 27-28)

"İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, için (îlâ âhir)."

Ayette bir takım yararları yakînen görmeleri dediğinden anlaşılıyor ki: orada gördüğün bir tek zikrullahtır. Sen hacısın, hacca gittin ne öğrendin? İsim değiştirmek mi? Allahu Teâlâ farz olan haccı, zik­rullahı öğretmek için emrediyor. Kabe'de tavaf ederken. Safa ve Merve'de koşarken müslümanların yüksek sesle her yeri inleterek zikrullah ettiğini görüyorsun.

Kabe'yi tavaf ederken. Safa ile Merve arasında koşarken, her Hacer'ül Esved taşının hizasına gelince, şeytanı taşlarken, her taş atışta yüksek sesle "Bismillah! Allahu Ekber" deniliyor. İşte âyette ki, yararları yakînen görmeleri dediği bu zikrullahtır. Bu gördüğün zikrullahı unutma, ömür boyu devamlı Allahu Teâlâ'nın ismini zikret demektir. Çünkü zîkrullahsız hiçbir amel makbul değildir.

Hacc'dan ticari eşya getirmek caiz midir ?

Bilâl Babam'a hacca gidip ticari eşya getirenleri sordular.

Bilâl Babam buyurdu ki:- Hac için ne kadar para ayırdı, ne kadar harcadı, evine veya satmak için ne aldı ise hepsini Allahu Teâlâ kesinlikle biliyor. Yirmi milyon ile gitti isen on milyonu ile eşya ve hediye aldın. On milyonu da hac için harcadın. On milyon liralık hacca gittin. On milyon liralık da eşya için gittin. Allahu Teâlâ, kuruşunu, zerresini zay etmez. Harcadığın paraya, yaptığın sayi gayrete göre hac sevabı verir.

Hadîs-i Şerifte:

"Ahîr zamanda; zenginler ticaret için, fakirler dilenmek için, hafızlar riya (gösteriş) için hacca giderler."buyuruluyor.

Namazdan önce ezanda ve kâmette "Lâ İlahe illallah" diye zikrediyorsun. Namaza başlanıyor "Allahu Ekber, Semi'allahu limen hamideh, Allahu Ekber" hepsi zikrullahtır. Hacda ve başka zamanda helâl bir malını (koyun, keçi vb. etini) yemek için keseceksen, Üstüne Allahu Teâlâ'nın ismini zikretmezsen sana haram olur.

(Sûre-i Hac, Ayet 28)

"Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belligünler de Allah'ın ismini zikretmelerini (kurban kesmeleri için)..." (ilâ âhir). 117

"Bismillahi Allahu Ekber" de üç zikrullah vardır. Bismillah, Allah Teâlâ'nın zikri. Allahu yine zikir. Ekber (kebir) üçüncü kez Allahu Teâlâ'nın zikridir. Siz öylesiniz ki, ya deprem olup yerler yarılacak evler yıkılacak veya benzeri bir afet olacak da korkunuzdan "Allah Allah" diye bağıracaksınız! Başınızdan belâ kalkarsa "zikir yok, zikrullah yok" dersiniz!

Asırlardan beri Türk ordusu manevrada bile "Allah, Allah" diye hücuma kalkar Yine asırlardan beri mehter takımında davul-zurnayla "Allah, Allah" diye zikirle marş söylerler. Bu kadar güneş gibi aşikâr olan zikrullahı söylememek ne kadar hazindir!

Kur'ân-ı Kerim'de:

"Ey Allah'a iman edenler! Allah'ı çok zikredin."118 buyuruyor. Bir tek bu âyet kâfi değil mi? Allahu Teâlâ böyle emredince, gece-gündüz zikretsek azdır. Yine; "Münafıklar, Allah'ı az zikrederler."119 buyuruyor. Mü'minseniz Allahu Teâlâ'yı çok zikredenlerin aleyhinde konuşma, onları zikrettiğinde sizde zikredin.

Yapamıyorsanız onların bu zikirlerini benimseyiniz vesselam!Yaşlı biri evlenirse söz ederler, halbuki mubahtır, zararı yoktur. Evlenmez zina ederse, evleneni tenkit ettikleri gibi tenkit etmeyip, hoş görürler. Bu görüşte yanlıştır. Dünya için gece-gündüz çalışsa, dünya sevgisi gönlünde dolup taşsa çok rağbet görür, kınanmaz. Dünyayı terk ederse, ahirete ve zikrullaha çalışırsa kınanır!

Hubbu dünya; dünyayı sevmek haram.

Kesbi dünya; rızk için çalışmak helâl.

Cem'i dünya delâl; dünya malını toplamak. Allahu Teâlâ yolunda sarfetmemek delâlettir.

Terki dünya kemâl; iaşesi, rızkı temin olunuyor, kendisi dünyayı tamamen terk etmişse kemâl (olgunlaşmak)'dır. Ashâb-ı Süffa, Ashâb-ı Kehf bunlardandır.

(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hâdîs No: 4105)

"...Ebân ibn-i Osman ibn-i Affân (Radiyallâhu anhu)'dan; Şöyle demiştir:

Zeyd ibn-i Sabit (Radiyallâhu anhu) (bir defa) gündüz yarısı (halîfe) Mervân (ibn-i el Hakem)'in yanından çıktı. Ben:

Mervân bu (zamansız) saatte Zeyd ibn-i Sâbit'e mutlaka sormak istediği bir şey için ona haber gönderdi, yanına çağırttı, dedim ve (çağırılma sebebini) Zeyd ibn-i Sabit'e sordum. Bunun üzerine Zeyd:Mervân, bize Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'den işittiğimiz bazı şeyler sordu. Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'den şu buyruğu işittim, dedi:Kim ki arzusu, amacı dünya olursa Allah o kimsenin aleyhine işinî darmadağın eder, fakirliğini iki gözünün arasında kılar ve dünya (nimet ve malın)dan kendisi için (ka­derinde) yazılmış olan miktardan başka hiç bir şey ona gelmez. Kimin niyeti, arzusu ahiret olursa Allah o kimse için (dağınık) işini toplar (düzenler), zenginliğini kalbine yerleştirir, dünya (nimetleri ile malı) da boyun eğerek ona (rahatlıkla) gider."

Allahu Teâlâ'nın fakirliği iki gözünün arasına yerleştirdiği kişiler dünya kazancını, işini konuşur Ve dünyaya meyli çok olur. O hırs kendine Allahu Teâlâ'nın rızasını Allahu Teâlâ'yı unutturur. Dünya hırsı artar. Ne kadar zengin olsa, yeme, içme, yaşama aklına gelmez, rahat edip uyku uyuyamaz. Gece-gündüz "aman çalışayım, aman kazanayım, biriktireyim." der. Kendinde dünya hırsı, açgözlülüğü gittikçe artar. Namaz kılarken ve diğer zamanlarda kalbindeki dünya sevgisi, hırsı, aç gözlülüğü gittikçe artar. Allahu Teâlâ'dan korkmak aklına bile gelmez. Cimrileştikçe cimrileşir. Yalandan, iftiradan sakınmaz.

Hadîs-i şerîfte;

"Malı çok kendisi zengin, gözü aç, fakirliği iki gözünün arasındadır" buyuruluyor. Bilâl Babam buyurdu:

- Adamı adam eden, yolcuya, fakire, düşküne herkese yedirip içirmektir. Bu yaptığı misafirperverlik,onu bu dünyada kullara karşı, ahirette Allahu Teâlâ'ya karşı adam eder. Hem bu dünyada hem ahirette en şerefli en kıymetli, hatırı sayılır adam olur. Allahu Teâlâ bütün kötü amelleri o adamdan uzaklaştırır, Allahu Teâlâ'nın sevdiği bütün iyi amelleri o adama getirir. Adamı gözden düşüren yine bir parça ek­mektir! Aç gözlü, gözü dar, yedirmez-içirmez, cimri olursa, Allahu Teâlâ ondan muhafazasını kaldırır. En sevilmeyen, benimsenmeyen, hoşlanılmayan bir adam olur. Hem Allahu Teâlâ hem de kulları yanında ne kadar da zengin olsa nazardan (gözden) düşer. Horluk bu dünyada başlar, İhtiyarlayıp yaşlanınca herkes malına göz diker. Allahu Teâlâ'nın rızası için dahi kendisine bakan olmaz. Allahu Teâlâ, ahirette malının hesabını; "Bu malı sana emanet verdim, sendeki mal benimdi. Dünyadaki kullarda benimdi. Bu malla bunlara ne yaptın, benim yolumda ne harcadın?" diye sorar. Pişmanlık, rezillik her türlü perişanlık yakasını bırakmaz.

Sen yarattın bu cihanı,

Sen yarattın cism-ü canı,

Mülk Seninindir kerem kânî,

Kimsenin olmaz Allah'ım.

Çok sevdiğin gülistanın

Gülleri solmaz Allah'ım

Senden başka gözüm yaşın

Kimseler silmez Allah'ım

Cömert adamın; malı, serveti, Allahu Teâlâ'nın kullarının kalbindeki sevgisi gitmez, bitmez, tükenmez bir hazinedir! Onu ne Allahu Teâlâ sıkar, ne kullar yalnız bırakır. Yokluk içinde varlık olur. O birisi ihtiyarlayınca ne kadar da zengin olsa son zamanlarında varlık içinde yokluk başlar, intihar eder, kafayı oynatır, kimse yüzüne bakmaz. Ahirette de Allahu Teâlâ kendisini hor, hıcıl, zelil olarak haşreder. Ne kadar ibadetçi de olsa cennete değil girmek, kokusunu dahi alamaz. Allahu Teâlâ: "Sen, beni biliyor, bana güveniyorsan benim yolumda malını harcamaktan niçin korktun, çekindin." buyurur.

Allahu Teâlâ hadîs-i kudsîde;

Ben rahatı ahirete koydum, kullar onu dünyada ararlar.120 Kanaat tükenmez bir hazinedir"121 buyuruyor.

 Kabire götüremeyeceği, bırakıp gideceği dünya malının hesabı, mahşerde, sırat köprüsünün üstünde milimi milimine verilecektir. Ancak bunu bildiği halde yine mal, para biriktirmek ister. Yedirmek, içirmek, hayır, hasenat (fitre,zekat, sadaka) ya hiç vermez, ya da asgariye düşürmek ister. Bunu da Allahu Teâlâ kabul etmez. Bu gibiler için Allahu Teâlâ âyet-i kerimede:

"O sizin biriktirdiğiniz paralar cehennemde gövdenize ateşten dağ olarak basılacaktır"122 buyuruyor.

Halbuki Allahu Teâlâ'nın kendisine verdiği rızıktan fazlası kendine gelmez. Allahu Teâlâ'nın rızası için çalışsa az rızkı çoğalır. Dünyaya çalışırsa az rızkı çoğalmaz. Ancak fakirlere, yetimlere, yoksullara bol sadaka verirlerse çoğalır. Niyeti, arzusu ahiret için olursa Allahu Teâlâ onun işlerini toplar, düzeltir. Dünyaya hırsı olmaz, gözü gönlü bol olur. Dünya zenginliğini kalbine yerleştirir. Dünyada, dünya malı da kendine tâbi olur. Yani kendi dünyadan kaçar, dünya kendinin arkasından koşar. Şimdi en âlimlerimiz bi­le, hutbede bağıra bağıra "Beş vakit namaz yeter, fazla namazın, zikrullahın, ibadetin gereği yok." diyor­lar. Daha da cahilse vaazında "Dünya işine ölmeyecek gibi çalışın" diye, dünyalıktan bahsediyor veya amel cihetine çok vaaz ediliyor. İtikadı düzgün olmazsa, amel bir şeye yaramaz. İnsanlara en gerekli olan inanç ve itikad cihetine çok az vaaz ediliyor veya hiç edilmiyor. Sanki bu millet ibadete o kadar çok düş­kün ki, hiç dünyaya çalışmıyor, hep ahirete çalışıyormuş gibi dünya işine çalışmayı, beş vakit namazın yeteceğinisöylüyorlar.

1-İlm-ü amel gönülde âlime meş'aledir

2-Amelsiz olan ilim başta bir meşgaledir,

3-Dilde olup bir amel kalbe duhul etmezse,

4-Güft ile gû’sı anın bir kuru velveledir.

5-Amil olan âlimin âli olur menzili,

6-Dünya için âlimin meyli hep esfeledir,

7- Bu kâne yekûn ile kale-yekûl’ün eğer,

8-Hakk için olmaz ise çeşmine zelzeledir.

9-Aşk unutturdu benim yazdığım okuduğum,

10-Bildiklerim unuttum var hâce sen biledir.

11-Deryayı vahdet benim varlığım yoğ eyledi,

12-Eğer sen de istersen ardım sıra geledir.

13-Evvel ü âhir ilmini bir Eliftir öğrendim,

14-Dört Kitab'ın ma'nâsını bildim bir mes'eledir.

Seyyid NİZAMOĞLU

1-2- İlim bildiği ile amel eden kişiye ışıktır. Amelsiz olan İlim sıkıntıdır.

3-4-Dildeki bir amel kalbe girmezse;Onun söylediği söz kuru bir velveledir (gürültüdür).

5-6-İlmiyle amel eden âlimin Allahu Teâlâ yanında derecesi yüksek olur.Esfele safilin (cehennemde bir yerdir): Dünyayı çok sevenin yeridir.

7-8- Yaptıkları Allahu Teâlâ için olmazsa gözünden akan yaş vücudunda gereksiz bir zelzele gibidir.

9-10- Allahu Teâlâ'nın aşkı benim yazdığımı, okuduğumu unutturdu. Sen de bunu öyle anla, doğrusu da budur.

11-12- Allahu Teâlâ'nın birlik deryası benim varlığımı yok etti, sen de bunu istiyorsan benim yaptı­ğım gibi yap, arkam sıra (peşimden) gel.

Evvel âhir ilmi Allahu Teâlâ'nın isminin başındaki Elif'dedir.

Dört Kitab'ın manasını bildim ki hepsi bir mesele, bir harfde toplanıyor.

Hz. Ali (radiyallâhu an­hu):"Ben B'nin altındaki noktayım, ilim bir noktadır, çoğu cahildedir." buyuruyor. Bunu Bilâl Babama sor­duk, Bilâl Babam buyurdu ki:

Kur'ân-ı Kerim'in tümü Sûre-i Bakara'da: Süre-i Bakara'da ne varsa Kur'ân-ı Kerim'in başındaki Elham (Fatiha) sûresindedir. Elham (Fatiha) sûresinde ne varsa başındaki Bismillahirrahmanirrahiym'dedir. Bismillahirrahmanirrahiym'de ne varsa başındaki «B» harfindedir. «B» harfinde ne varsa noktasındadır. (Kur'an yazısında «B» harfinin altında nokta var. Burada o noktayı belirtiyor.) Onun için Hz. Ali (Radiyallâhu anhu):

"Ben, B'nin altındaki noktayım", "İlim bir noktadır, çoğu cahilleredir" ve "Bana bir harf öğretene kölelik yaparım" buyuruyor. Yani Kur'ân-ı Kerim'in tümünü «B» harfinde toplayıp onu, bana öğretene kölelik yaparım, demektir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem). Hz. Ali (Radiyallâhu anhu) hakkında: "Ben ilmin şehriyim, Ali (Radiyallâhu anhu) kapısıdır."123 buyuruyor. Butun hakikî ilimler o B harfini ve noktayı öğrenmektir. Bunun için Şeyhlerin müridleri yirmi, otuz, kırk sene çalışır. Hiç bir ilim öğrenmez, duymaz. Yunus Emre ve İbrahim Ethem onsekiz sene sırtları ile odun çektiler, bunun karşılığında birkaç saniye içinde irşad olup fazlasıyla o ilmi aldılar, bildiler ve öğrendiler. Ne öğretti? diyeceksiniz. İşte Mürşid-i Kâmil o noktayı öğretti.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i öldürmek için Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu) fedai olarak geldi. Bir anda kalbindeki küfür, masiyet. kin hepsi yok olup gitti, yerine iman nuru doldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ömer (Radiyallâhu anhu)'e o anda ne öğretti? Bir konuşma, bir söz yok. İşte manen o noktanın bir zerresini öğretip, irşad etti.
Buna tasavvufta '"İrşad" denir.

İhvanlarda bütün methini duydum

Gelip de bu halkın sözüne uydum.

Bu kemter başımı bu yola koydum,

Minnetsiz canımı kurbana geldim, .

Müsadenle irşad olmaya geldim.

Rehbersiz salik up uzun yatar,

Hakkı bulam derken batıla sapar,

Çobansız koyunu derler kurt kapar,

Güdülmeye bende Çoban’a geldim.

Müsaadenle irşad olmaya geldim.

1- Ben benden geçmeyince andan haber almadım,

2- Sende terk et senliğin terk etmezsen biledir.

3-Okuduğun yerlerde ister isen Hakkı sen,

4-Ben her kande olursam Hakk benimle biledir.

5-İki cihan güneşi Muhammed hürmetiyçün,

6-Mürşid'e varmayınca her çektiği belâdır.

7-Seyyid Nizamoğlu var kaalini hâl edegör,

8- Hakk nazarı hâl’edir sanma kıyl u kaledir.

Seyyid NİZAMOĞLU

1-) Ben benden geçmeyince (Ben beni unutmayınca) Allahu Teâlâ'yı bilemedim.

2-) Sende herşeyini terk edersen anlarsın.

3) Sen Allahu Teâlâ'yı istiyorsan.

4-) Ben nerde olursam Allahu Teâlâ benimle beraberdir.

5-) Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz hürmeti için.

6-) Hakiki Mürşid-i kâmili bulamadığın müddetçe her gördüğün, yaptığın seninle Allahu Teâlâ arasında engeldir.

7-8-) Seyyid Nizamoğlu sözünü, dilinle okumanı hâl'e çevir, hâlle öğren, hâl ile anla. Allahu Teâlâ'nın nazarı hâledir. Hz. Ali (Radiyallâhu anhu)'nin dedikleri, istediği Peygambe-rimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in:

"Ben ilmin şehriyem, Ali kapısıdır." dediği o hâl'edir. Harfle öğretilen okumuşluğa değil­dir. Bir zât rüyasında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i görüyor ve: -Yâ Rasulullah! Biz toplu olarak halaka-i zikri yapıp arkasından da Sana ve bütün mü'minlere dua ediyoruz. Bundan haberdar mısın?" diye soruyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

-Her meclisinizden haberdarım, sizin yaptığınız duaların sevabını alıyorum." buyuruyor.

KONU BAŞLIKLARI
(EHLİ SÜNNET GÖRÜŞÜNDE BİRLEŞELİM)
KONU BAŞLIKLARI
(TÜM KİTAPLAR)