ALLAHU
TEÂLÂ'NIN
EN
EVVEL NEYİ HALKETTİĞİ
Hadîs-i
şerîf:
“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:
- Allah'u Teâlâ en evvel neyi yarattı? Buyurdular ki:
- Allah'u Teâlâ sizin Nebi'nizin nûr'unu yarattı.”
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s. 20-21; Envar'ül-Aşıkîn, s. 239-240; Siyer-i Nebi,
Cild 1, s. 31; Mevahib-i Ledünniyye, Cild1, s. 26-27; Delâil-i Hayrat Şerhi
«Kara Davud», s.117)
(Sûre-i
Nur, Âyet 35)
“Allah
yerlerin ve göklerin nurudur.”
Allah'u Teâlâ en evvela kendi nûr'undan Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in nûr'unu yarattı. (Buna Bakabillâh da denir.)
Mülkü Bakadan gelmişem,
Fani cihanı neylerem;
Ben Hakk Cemâlin görmüşem,
Huri cenanı neylerem.
İbrahimem Cebrâil'e,
Hiç ihtiyacım kalmadı;
Muhammed dosta giderem,
Ben tercümanı neylerem.
İsmailem Hakk
yolunda,
Canımı kurban eylerem;
Çünkü bu can kurban sana,
Ben koç kurbanı neylerem.
İsâ gibi dünya koyup,
Gökleri seyran
eylerem;
Musa'ya didar
olmuşam,
Ben len terânî neylerem.
Aşık
Yûnus Maşukuna,
Vuslat edince mest olur;
Ben şişeyi taşa çaldım,
Arı namusu neylerem.
Yûnus
EMRE
Hakikat sırrı esrarın cihanda ancak
ehl-i hal anlar
Avam olan ne bilsin haleti aşk-ı vebal anlar,
Görür mü her taharetsiz sanırsın alem-i
kalpte.
Gönül seyrin beyan etsen basiretsiz hayal anlar.
Okurlar levh-i mahfuzun kitabın ehl-i aşk olan
Kalan zahirde billahi hemen bir gılı gâl anlar
Baka camın şerabından müyesser olmayan şahsa.
Cihanın
zehrin içüben biçare bal anlar.
Bu kaside Bilal babamın sevdiği devamlı okuduğu
kasidelerden birisidir. Yazarının kim olduğunu bilmiyorum. Bilal Babam kendi
yazdığı kasidelerin bir çoklarına da kendi ismini vermiyor. Bilal babam'ın
kasidesi de olabilir.
Allah'u Teâlâ'nın nurundan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in nurunun yaratılması hepimizin ilk geldiğimiz yer orasıdır. En son
gideceğimiz yerde orasıdır. Bir insan burdan çalışa çalışa yüksele yüksele ilk
defa Fena-fişşeyh, sonra fena-firresûl, daha sonra Fena-fillah'a varır, hakka
vasıl olur. Oradan yukarısı Bakabillah makamıdır. Yine O Allahu Teala'nın
nurundan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nurunun yaratıldığı
yerdir. Gidilecek en son makamdır. Yine bir insan günah, küfür ve masiyet
işleye işleye Esfeles-Safiline varır. Bu da cehennemin en dibidir.
Allah'u Teâlâ'nın doksan dokuz ismi var. Allah'u
Teâlâ'nın, Nur isimleri nurludur. Kâhhâr, Cebbâr isimleri zulûmattır. Herkes
gördüğünü söyler. Allahu Teala'nın cennet nurundan, cehennemde zulumat,
karanlık nurundandır. Ölen her insan Hakka kavuşur sevdikleri nurundan cennete,
Hakka kavuşur sevmedikleri Kahhar, Cebbar zulumat isimlerinden cehennemin en
dibinde yine Hakka kavuşur. Dünyadaki zehirli otlar, böcekler, yırtıcı
hayvanlar Allah'ın kahhar cebbar karanlık, zulumat isimlerindendir. Onun
tecellisindendir. En güzel tatlı meyvalar, güzel sesli, güzel görünümlü
hayvanlar, kuşlar, çiçekler onlarda Allahu Teala'nın nurlu isimlerindendir.
Nurlu isimlerine sevdikleri, zulumat isimlerine sevmedikleri kavuşur. Birisi
çalıştı en yüksek ulvi makam olan Fena-Fillah nuruna erişti, birisi de nehyini
yasaklarını yapa yapa Esfel'es-Safiline cehennemin en dibinde yine Hakka
kavuştu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına Hz.
Ebû Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu) geldi:
- Ne kadar güzelsin, dedi. Biraz sonra Ebû Cehil geldi. O
da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e bakıp:
- Ne kadar çirkinsin, dedi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) her ikisine de “Haklısın” dedi. Ashâblar sordular:
- Ya Resûlullah! Her ikisine de “Haklısın” dedin.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ben bir aynayım. Aynada herkes kendini görür. Ebû Bekir
çok güzeldi, gördüğünü söyledi. Ebû Cehil çok çirkindi, O da gördüğünü söyledi.
(İrşad, Cild 1, Sayfa: 80-81)
Yine herkes gördüğünü söylüyor. Birisi Nûr, birisi
zulûmât. İkisi de Allah'u Teâlâ'nın tecellisidir.
Allah'u Teâlâ kendi nûr'undan Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in nûr'unu yarattı. Hadîs-i Kudsî:
“Ben bir gizli hazine idim, istedim ki bilineyim. Benden
bir sevgi zuhur etti. O sevgiden, kendi nûrumdan Muhammed'in nûrunu yarattım.”
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s.19-21; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s. 26-27;
Müzekkî'n-Nüfus, s.16; Marifetnâme, Syf: 1, 417)
Hadis-i
Şerif:
“Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivayet edilmiştir;
dedi ki:
- Ya Resûlullah! Peygamberliğin ne zaman vacib (sabit)
oldu? dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Adem ruh ile cesed arasında iken!..” (Sünen-i
Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3850)
Adem
(Aleyhis-selam)'ın ruhu yaratıldı ondan binlerce sene sonra cesedi yaratıldı.
Bu ikisinin arasında Peygamberliğim geldi demektir.
İlk
defa Allah'u Teâlâ'nın nurundan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
nuru; Peygamberimizin nurundan Peygamberimizin ruhu yaratıldı. Onun içinden
Peygamberlerin ruhlarını seçti. Bu da Adem ruh ile cesed arasında iken yani
ruhlar yaratıldığından Adem (Aleyhis-selam)'ın cesedi arasında Allah'u Teâlâ
ruhların içinden Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve bütün
peygamberlerin ruhlarını seçti.
Cebrâilem selam
söyle dostuma,
Benim
Muhammed'im nûr'dan Ahmed'im;
Gelsin seyran
etsin, Arşım üstüne,
Benim
Muhammed'im nûr'dan Ahmed'im.
Kendi nûr'umdan
yarattım ben onu,
Aşık oldum ona
hem dünü günü;
Neylerem
ben onsuz iki cihanı,
Benim
Muhammed'im nûr'dan Ahmed'im.
Onculayın hiç bir kul yaratmadım,
Onun
bir sözünü iki yapmadım;
Ümmetini
cehenneme yakmadım,
Benim
Muhammed'im nûr'dan Ahmed'im.
Ahmed'imdir Enbiyâların başı,
Göklerimin
nûr'u, arş'ım nakkaşı;
Yerde gökte
iki cihan güneşi,
Benim
Muhammed'im nûr'dan Ahmed'im.
Yûnus neder iki cihanı sensiz,
Sen Hakk
Peygambersin şeksiz gümânsız;
Sana uymayanlar
gider imânsız,
Benim
Muhammed'im nûr'dan Ahmed'im.
Yunus eder
severiz Muhammedi
Ruhu için
verelim selevatı
Kerim Allah ona
mahbubum dedi
Benim Muhammedim
nurdan Ahmed'im.
Yunus
EMRE.
Dünyanın
yaratılışı, levhi mahfuz, Allah'ın nurundan bütün mükevvenatın yaratıldığı,
akla gelen her şeyin yaratılması ve bundan daha evvelkine ilmi ezeliye denir.
Yani evvelkilerin daha evvelidir.
Peygamberler
ve büyük evliyalar; Levh-i Mahfuz'a bakar gelmişi, geleceği olanı, olacağı her
şeyi bilirler. Yalnız levhi mahfuzda iptal olma, ileri, geri alma, kesinleşme
olur.
Ayeti
Kerimede: «Yemhullahu ma yeşau ve yusbitu ve indehu ümmül kitap»
“Ümmül
Kitap olan Levhi mahfuz Allah'ın yanındadır. Dilediğini ondan siler, iptal eder
dilediğini onda sabit kılar.” (Sure-i Raad, Ayet 39; Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa 30)
Allah'u
Teâlâ olmasını murad etmiş onuda kesinleştirmişse o muhakkak olur. Bir de
kesinleşmemiş; o duayla yapılan iş, hareketle, zulüm, işkence, dua ve beddua
ile ileri, geri alınır. Zamanı değişir.
Hadîs-i Şerif:
“Essadakatu
tereddül bela ve tecidül ömür”
“Sadaka belayı def eder ömrüde artırır.” (İrşad, Cild 2,
Sayfa: 18; Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 355)
Onun
için peygamberler, olacak şeyi bilmişler kesin tarih söylememişlerdir. Kesin
söyledikleri de çoğu zaman aynı bazan de değiştiği olmuştur. Levhi mahfuzdan
daha ilerisi ilmi ezeliyedir. İlmi ezeliyeden, ne peygamberler ne de evliyalar
haber vermemişlerdir. Haber vereyim dese bilemez. Bunun için «ilmi ezeliyeye
karışmayın, söylemeyin, aklınız yetmez bilemezsiniz” diye hadis-i şerifler
vardır.
Hadis-i Şerif:
Ebu
Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivayet edilmiştir; dedi ki: Kader mevzuunda
birbirimizle çekişmekte iken Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) üzerimize
çıka geldi O kadar kızdı ki, yüzü kızarmıştı; hatta yanaklarına sanki nar
sıkılmıştı. Sonra şöyle buyurdu:
- Size
bu (kader mevzuunda münazaa) mı (tartışmamı) emredildi. Veya
ben size bununla mı gönderildim. Sizden önceki (millet)ler, bu meselede
çekiştikleri için helak oldular. Artık bu mevzuuda münazaa etmemenizi sizden
ciddi olarak istiyorum.” (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2216, Sayfa:
13-14; Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadis No: 6003)
Yani levhi mahfuzdan evvelki, ilmi Ezeliyeye karışmayın
söylemeyin ondan soranda cevap verende küfre varır. Cennete girmek iman ve amel
iledir cehenneme girmek küfür ve masiyetledir. Kur'an-ı Kerim bunu söyler.
Levhi Mahfuzda Allahu Teala cennetliği, cehennemliği başa gelen her şeyi
biliyor muydu? bilmiyor muydu? diye soran cevap veren küfre varır. Bilmiyordu derse Allahu Teala'ya cehil isnat
etmiş olur, küfre varır. Biliyordu derse Kur'an-ı Kerim'i inkar etmiş olur. Her
insanın cennetlik, cehennemlik olduğu ilmi ezeliyede kesinleşmişse ibadet
yapmayanlar cennetlik ise ibadet yapmaları boştur. Zaten cennetlik cehenneme
gidecekler kesinleşmişse ibadet yapmasada cennete girer. Bu söz Kur'an-ı
Kerim'e terstir onun için bu kader takdir meselesinde soranda cevap verende
küfre varır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashaba bunun için
kızıyor. Biz Kur'an-ı Ke-rim'e bakar ona göre fetva veririz. İlerisine
karışamayız itirazda edemeyiz kabulde edemeyiz.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:
Sizi
üç şeyden nehyederim:
1. İlm-i Ezelî'yeden sormak ve cevap vermek,
2. Yıldızlar ilminden soru sormak, onda da yanılırsınız,
3. Ashâb'ım arasında çıkacak ihtilâfa karışmayın. Bunlardan
ne söylerseniz yanılırsınız.” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 599) buyurmuştur. Şimdi
ashabdan Hazreti Muaviye'ye kötü söyleyip dil uzatıyorlar bunlarda Allah ve
Resulullah yanında çok mes'uldurlar. Ayrıyeten sorulması ve cevap verilmesi
mahzurlu olan sorular:
Allah'u Teâlâ'nın zatından yani; “Allah kaç yaşında? Erkek
mi, dişi mi?” (Râmûzul-Ehadis, Hadis No: 3208-3211) gibi soruları sormak
mahzurludur. Yine “Allah'u Teâlâ cennet ehlinin nefesinin sayısını bilir mi?
Bilir dese Kur'ân'da cennet ebedidir. Ebediliğini inkâr var. Bilinmesi için son
verilmesi lâzım. Bilmez dese Allah'u Teâlâ'ya cehil ispat etmiş olur.
Hadis-i Şerif: «Ben-i İsraillerin sora sora kafir olduğu
gibi sizde sora sora kafir olmayın.» (Sünen-i İbn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 2,
Sayfa: 8) İşte bu gibi sorular insanı küfre götürür, kafir eder.
İmam-ı Azam Hazretleri kendisine sorulan soruların
içinden on yedi soruyu cevapsız bırakmıştır. Bu on yedi sorudan bir tanesi
“Haccacı Zâlim iyi mi idi? Kötümü idi?” İyi dese kötülüğü çok, kötü dese
iyiliği çok. Sormakta, cevap vermekte mahzurlu oluyor.
Allah'u Teâlâ kendi nûrundan Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in nûr'unu yarattı demiştik. Bunu dörde böldü, üç parçasından
Ay, Güneş, Yıldızlar, bu dünya ve Melâike hasılı herşeyi yarattı. (Mevâhib-i
Ledünniyye, Cild 1, s. 27; Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, S. 20) Bir parçasından da
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ruhunu yarattı. Bu dünyadan çok
büyük olan o ruha “Beni zikret” diye emretti. O ruh doksan dokuz Esmâ'ül husnâ
ile Allahu Teala'yı zikretmeye başladı. Rahmân ismine gelince, Rahmâniyetinden
utandı, terledi, terinden damlalar düştü. Her düşen damlalar bizim ruhlarımız
oldu. Onların içinden Peygamberlerin ve anadan doğma Evliyaların da ruhlarını
seçti.