DOĞUŞTAN
EVLİYA OLANLAR
1- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) doğuştan
evliyalığın ikinci basamağı olan nefsi mülhime makamında doğmuştu.
2- Hazreti Ali (Radiyallahu anhu). annesinin karnında
canlanınca annesi puta secde edeceği zaman tekme vurdu, annesi sancılandı puta
taptırmadı.
3- Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu). Annesi-babası
kendini puta taptırmak için götürdüler. Onlar dışarı çıkınca Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu):
- Sen Allah'san bana mani ol ben sana inanmıyorum.
Dışardan taş getirip sana vuracağım dedi. Taşı aldı, getirdi attı ve puta
vurdu. Hiç biri mani olmadı. Hazreti Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu):
- Ben senin Allah olmadığını anladım. Annem, babam
4-
Hazreti Pir. Doğunca kendi kundakta idi.
Ramazan ayı girince gündüz süt emmedi. Hava kıştı, bayramın hangi gün
olduğunu bilmiyorlardı. Annesine sordular:
-
Abdulkadir gündüz süt emiyor mu? Annesi:
-
Emiyor dedi. Emince bildiler ki Ramazan çıkmış. (Abdulkadir Geylani'nin
Menkıbeleri, Sayfa: 20)
5-
İbrahim (Aleyhis-selam). İbrahim (Aleyhis-selam)'ın babası put yapardı. İbrahim (Aleyhis-selam)'ı putlara bekçi
bıraktı. İbrahim (Aleyhis-selam) putları balta ile vurup kırdı. En büyük putun
boynuna baltayı astı. Babası:
-
Bunları kim kırdı deyince İbrahim (Aleyhis-selam):
-
Şu büyük put kırdı dedi. Babası:
-
Bu cansız taş parçası eline alırda diğerini vurur, öldürür mü? Çocuk olan
İbrahim (Aleyhis-selam):
-
Cansızsa taş parçası ise bu putları vurup kıramayacaksa niçin Allah diye
tapıyorsunuz? dedi. (Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 855, Altı
Parmak Kitabı, Sayfa: 162) Bu ve benzeri çoktur biz kısa yazıyoruz.
Hazreti
Ömer'in ilki kafirdi. Ömrünün çoğu küfürle, masiyetle puta tapma ile geçti.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e suikasta geldi ve iman etti.
(Siyer-i Nebi, Cild 1, Sayfa: 770)
Kur'an-ı
Kerim'de ki Allahu Teâlâ'nın “tam tevbe edenlerin günahlarını sevaba çeviririm
”(Sure-i Furkan, Ayet 70) dediği oldu. Hazreti Ömer 'in günahları sevabı
çevrilince o zamana kadar müslüman olanların hepsini geçip dört cihar-ı yar'dan
birisi oldu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) sonradan evliya olma, Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu), Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Hazreti Pir anadan
doğma evliyadır.
Hazreti
Halid (Radiyallahu anhu) ömrünün çoğunu peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e düşmanlıkla geçirdi. O'da Hazreti Ömer gibi tevbe edince günahları
sevaba çevrildi ve Hazreti Halid (Radiyallahu anhu) diğer ashabları geçip
Allahu Teala'nın kılıcı oldu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 605)
Allahu
Teala ilk Levh-i mahfûz'u ve Kalem'i yarattı. Kalem'e ilk defa “Muhammed ismini
yaz” (Altı Parmak, Sayfa: 415; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 28) dedi.
Kalem'e çok fazla aşk ve sevgi geldi, dayanamadı çatladı. (Delail-i Hayrat
Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 118)
Senin için yaratıldı bu âlem,
İsmini yazarken çatladı kalem.
dediği odur. O
Muhammed ismini melekler dillerinde söylediler, çağırdılar. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in Mir'âc'ından kırk bin sene evvel bir burak o
Muhammed ismini, çağrılmasını duydu. O isme aşık oldu. (İrşad, Cild 2, Sayfa:
447) Yemedi, içmedi, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Mir'âc'ına
kadar kırk bin sene ağladı. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 386)
Ya Muhammed
deyuben çağırdılar
Bir seda birle
yürekler deldiler
Ol zamandan
bilmezem ki nolmuşam
Ol adın ismine
aşık olmuşam
Yüreğim içinde
eridi yağım
Aşık
oldu görmeden bu kulağım
dediği
odur.
Gelelim
ruhlara:
Ruhlar
arı peteği gibi her birisi kendi peteğinin içinde ki gibi Arş'ı A'la da bekler,
çocuk ana karnında büyür tam kemal
bulur, canlanma derecesine gelir. Arş-ı Ala'da ki ruh gelir. O ana karnındaki
çocuğa girer. Çocuk canlandı dedikleri odur. Daha sonra büyür, anasından doğar;
dünyaya gelir.
İlk
defa bütün mükevvenât yaratıldı. Dil ile sayabileceğimiz her şey yaratıldı. Ay,
Güneş, Yıldızlar hepsi duruyordu. Asırlar öncesi belki milyonlarca sene evvel
Allah'u Teâlâ ruhlara ve yaratılanlara:
(Sûre-i A'raf,
Âyet 172)
“Ben sizin
Rabb'ınız değil miyim?”
deyince hepsi aşka gelip o aşk ile dönmeye ve harekete başladılar. Bu Allah'u
Teâlâ'nın aşkından dönmeye aşka, şevke gelip o zamandan bu zamana ve kıyamete kadar dönmeye devam edecekler.
Ruhların hepsi (Galû belâ) “Beli (doğru) sen bizim Rabb'ımızsın ya Rabb'i”
dediler. Ay, Güneş, Yıldızlar ve Dünyamız o zamandan kıyamete kadar o sesin
verdiği aşkla aynı hızla dönerler, hızları ne artar, ne de azalır.
Şimdi
kulların yaptıklarının içinde Habibi Neccar Hazretlerinin kerâmeti ile en uzun
süre çalışan Hama şehrinde su çeken dönen dolaptır. Bu da
kerametle dönüyor. (Bu dolap iki bin seneden beri dönmektedir.) Eğer Habib-i
Neccar ve arkadaşlarının Kur'ân'da hâdiseleri geçmese, Allah'u Teâlâ'ya
sevilmese ve Allah'u Teâlâ'nın yardımı olmasa o da çabuk bozulurdu. Diğer
kulların yaptıkları ilk defa iyi, sonra arızalanır. Daha sonra eskir, dönmez
hale gelir veya dönmesi azalır. Allah'u Teâlâ'nın yaptığı ise Ervâh-ı Ezel'de
Allah'u Teâlâ Dünya, Ay, Güneş, Yıldızlar her şeye (Elestü birabbiküm) “Ben
sizin Rabb'ınız değil miyim?” deyince hepsi aşka gelip dönmeye başladılar. Sene
de bir milim veya bir saniye eksilmemek ve artmamak şartıyla dönüyorlar. İşte
Allah'u Teâlâ yapısı! İnsanların aklı böylesi şeyleri bulup, düşünüp Allah'u
Teâlâ'nın büyüklüğünü anlayabilmeğe yarar. Allah'u Teâlâ'nın işine akıl
yetirmeye değildir. Şimdi fen ikibin sene su çeken, hiç bozulmayan bir alet
yapmaktan acizdir. Ama Habib-i Neccar'ın ki kerametle olduğundan o keramet devam
eder.
Bir
gün Bilâl Babam'ın yanına yüksek tahsilde okuyan bir talebe geldi. İmâm-ı
Gazali Hz.'nin bir şiirini sordu. Dört beyt'ti. Öğretmenleri bunları öğrenin
diye ders vermiş, bir beyt'ini ben de yazdım. Babam hepsini cevaplandırdı. Beyt
şöyle:
Pedid Arendeyi
horda talepkâr,
Deron derdiş ne
mestendo ne hoş yar;
Ne der hadent ne bihadent ne bikâr.
Mânâ'sı: “Hepsi de kendilerini yaratanı arayarak, kendi
mihvilleri etrafında dönerler. Bu dönüşlerinde ne sarhoşturlar, ne ayık, ne
uykudadırlar, ne de uyanık. Sarhoşla ayık arasında, uyku ile uyanık arasında,
kendilerini yaratanı arayarak dönerler.”
Talebe
sordu:
- Kimlere söylüyor? Bilâl Babam buyurdu:
-
Yıldızlara söylüyor. Biz sorduk:
- Niçin söylüyor? Esas Manâ'sı nedir? Bilâl Babam şöyle
açıkladı:
- Allah'u Teâlâ, Ay, Güneş, Yıldızlar ve bu Dünya hepsini
yarattı, hepsi duruyordu. Hepsine birden ve ruhlarımıza da “(Elestü birabbiküm)
Ben sizin Rabb'ınız değil miyim?” (Sure-i Araf, Ayet 172) diye sordu. Cevaben
“(Galû belâ) Doğrudur! Rabb' imizsin” dediler. Ay, Güneş, Yıldızlar ve bu Dünya
hepsi duruyordu. Hepsi aşka gelip, o sesin sahibini arayarak aşkla mest olup
dönmeye başladılar. İmam-ı Gazalî Hz.'de kasidesinde aynısını söylüyor. (Babam
devamla:) Bundan yüz binler belki milyonlarca sene evvel bir (Elestü bi
Rabbiküm) sözü ile Ay, Güneş, Yıldızlar ve Dünyamız o zamandan kıyamete kadar
dönecekler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ashab sordu:
- Ya Resullulah! Biz cenneti Ala'da Allahu Teala'nın
cemalini açık, net olarak görecek miyiz, yoksa pürüzlü olarak mı göreceğiz?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:
- Siz dünyada onbeş günlük ayı açık, berrak havada
görmenizde tereddüt eder misiniz? Ashab:
- Hayır görürüz dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'de:
- Siz o ayı gördüğünüz gibi Allahu Teala'nın cemalini
aynı göreceksiniz buyurdu. (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadîs No: 2679) Üstelik
Allahu Teala bizzat kendi sesi ile Yasini Şerîfi okuyacak (Selâmün gavlen
min-Rabbirrahiym) diyecek (Sûre-i Yasin, Âyet 58; Sü-nen-i ibn-i Mâce, Cild 1,
Hadîs No: 184; Râ-mûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 812; Sünen-i Tir-mizi, Cild 4, Hadîs
No: 2673; 2680; Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sârih; Cild 2, Hadîs No: 331; Sünen-i
ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 4336)
Allahu Teâlâ ordaki kullara selam verecek. Selamün gavlen
min Rabbir-Rahiym dediği odur. Rabb'ılarından kendilerine selam gelir. Bir
(Elestü birabbiküm) sözü ile hiç
Cemâlullah'ı görmeden sadece sesin verdiği aşkla yüzbinlerce, milyonlarca sene
aşka gelip ay, güneş, yıldızlar bu dünya dönüyor. O aşk gitmiyor, bitmiyor.
Kıyamete kadar aynen dönmeye devam eder. İnsanlarla Allahu Teala cennet-i
A'la'da hem görür, hem konuşur, hem de selâm verir, selam gönderirse bunun aşkı
daha görünmeden sadece ses olarak elestü bi rabbiküm dediğinden ne kadar fazla
olur! İşte cennetlik olduğu halde Cemalullâhı görenler ile görmeyenler
arasındaki fark budur. İnsanlar mahşere üç çeşid olarak gelirler. Cennetlik,
cehennemlik, cennetil firdevsten daha ileri Allahu Teala'ya yakınlık,
gurbiyyet, didar-ı ilahiyye. (Sure-i Vakıa, Ayet 7-10) Cemalullah, Allahu
Teala'nın didarını seyr etmektir.
- Kur'ân-ı Kerim'de dünyanın döndüğüne dair bir âyet var
mı?
Bilâl
Babam:
-
Var, Sûre-i Neml'dedir.
(Sûre-i
Neml, Âyet 88)
“Dağları
görürsün onları yerlerinde sabit sanırsın. Halbuki onlar bulutların geçişi gibi
geçer gider. Her şeyi muhkem kılmış olan Allah'ın sun'udur. Şüphe yok ki o
yapar olduğunuz her şeyden haberdardır.”
Ayette
Allahu Teala: Sizin o duruyor zannettiğiniz dağlar taşlar dönmektedir
buyuruyor. Dünya dönünce haliyle duruyor sandığımız dağlar da dönüyor.
Atmosferin dışından dünya'ya kuş bakışı bakarsan dünya dönünce bulutların geçip
geçip gittiği gibi dünyadaki dağlar, taşlarda döner. Ayette bunu söylüyor.