ADEM (Aleyhis-selâm)'İN YARATILMASI

 

İblîs, Melâike'lere hoca idi. Yetmiş bin sene melaikelere hocalık yaptı. “Kalbinden kendi saadeti ezeliyeme, ebedi saadete kavuştum” dedi. Yani “Benim için artık burdan düşmek yok” dedi. Ben ezelde (en evvelde) saiddim, kurtulmuştum. Artık benim için burdan düşmek yok dedi. Bu söz Allah'u Teâlâ'nın ağırına geldi. Ayette onların mekirlerine karşı Allah'u Teâlâ'da mekir yapar (Su-re-i A'li İmrân, Âyet 54) dediği oldu. Allahu Teala iblisin mekrine karşı mekir yaptı. İblîsin kalbinden geçeni Allah'u Teâlâ çok iyi biliyordu. İblîs kendi kendine “Allah bana, benden başkasına boyun eğ, itaat et dese etmem” diye kibirlilik getirdi. Allah'u Teâlâ'da kibirli kullarını sevmez. O zaman Allah'u Teâlâ Adem (Aleyhis-selâm)'ı yaratmayı murad etti. Cebrâil (Aleyhis-selâm)'e dünyanın her yerinden, her renkte toprak ve Kâbe'nin yerinden toprak aldırdı. (Su-re-i A'li İmran, Ayet 59; Sure-i Secde, Ayet 7; Sure-i Rum, Ayet 20; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 104; Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 36) İnsanların renklerinin sayısınca toprakların renkleri vardır. (Envâr'ül-Aşıkîn, s.36; Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s.104) Adem (Aleyhis-selâm)'ın vücudunu (kalıbını) insan suretinde düzdürdü, melâikelere gösterdi. Melâikeler:

(Sûre-i Bakara, Âyet 30)

“(Sen o vakti) hatırla ki Rabb'ın meleklere «Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım» dedi. Onlar «Biz sana hamd ve tesbih ve seni tasdik ederken, yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek birisini mi halife kılıyorsun?» dediler. Allah'u Teâlâ'da onlara: «Sizin bilmeyeceğinizi herhalde ben bilirim dedi.”

Çünkü insanoğlundan daha evvel  yeryüzüne Can Cin kavmi gelmişti (Mir'ât-ı Kâi-nât, Cild 1, s. 89-95).  Onlar çok kan dökmüşlerdi, çok fitne yapıp Allah'u Teâlâ' ya asi gelen bir kavim idiler. Allah'u Teâlâ onları helâk etti. Meleklerde: Ya Rabbi! Can Cin kavmi gibi kan dökücü kimse mi yaratacaksın dediler. Can ve Cin kavmi ile insanoğlunun dünyada geçirecekleri süresinin yetmiş bin sene olacağını bunun, altmış bin senesi Can Cin kavmi ile geçmiş, yedi yahut dokuz bin, on bin senesi de Adem (Aleyhis-selâm)'den bu yana kıyamete kadar geçecek. Bunun, insanoğlunun on bin sene dünyada kalıp yetmiş bin sene tamam olunca kıyamet kopacağını söyleyenlerde var. Ama kesin bir delil yok. (Yine de doğrusunu Allah'u Teâlâ bilir.)

Melekler Allah'u Teâlâ'ya bu can cin kavminin hadisesine dayanarak:

- Sen fitne yapıcı bir kavim mi yaratacaksın? diye sormuşlardı, Allah'u Teâlâ:

- Siz bilmezsiniz, ben bilirim, dedi. Adem (Aleyhis-selâm)'ın vücudunu çamurdan yarattı, can yok. (Yarasada çamurdandır, insanoğlunun yaratılışı ile yarasanın yaratılışı çifttir.)

Kafirler İsa (Aleyhis-selâm)'a:

- Biz tarif edelim sen yap sonunda uçsun dediler. Yarasayı tarif ettiler yarasanın gözü az görür. Görmesi bu gözle değil, çok hızlı uçar, uçtuğu yerde gece yarısı en ufak ivez böceklerini havada yer. Memeleri köpek memesi gibidir burnu sığır burnu gibidir. Radarı yarasadan buldular tüyü yok. Kadınların ay hali gibi dişileri ay hali olur.

İmam-ı Azam'ın diğer bir rivayette de Muhiddin Arabi Hazretlerinin en son sözü.. İmam-ı Azam'a:

- Bize nasihat et dediler. İmam-ı Azam:

- «Meniyyün ricalün kemeniyyül vat vat»

Türkçesi: Yarasanın menisi bekar erkeğin menisi gibidir dedi. Ondan üçyüz sene sonra bir aşiret ağasının oğlu akrabaları ile başka bir aşiret ağasına misafir olmuşlardı.  Kızın yatağında leke gördüler. Bu aşiret ağasının oğlu  bu kızın yatağına geldi diye iki aşiret birbiri ile harp edecekti. O zamanın bilginleri doğrudan  kızın yatağında bekar menisi bulmuşlardı. Bir alim İmam-ı Azam Hazretlerinin bu yazısını okudu. Kızın yattığı yatak bir mağaradaydı boş bıraktılar. Yarasalar mağarada çiftleşirken yine kızın yatağına meni akıttılar.  Baktılar ki aynen bekar menisi.  O zamanın bilginlerinin bunu neden, nasıl çözdüklerini Bilal Babam uzun boylu anlatmıştı.  Hem İmam-ı Azam'ın kendinden 300 sene sonra iki aşiret arasında onbinlerce müslümanın birbirlerini yanlışlıkla kırıp öldürmelerini önledi, hem de yarasının özellik-erinden birisi daha meydana çıktı. Hemde İsa (aleyhis-selam)'ın mucizesinin derinliği meydana çıktı.

Herkes Adem (Aleyhis-selâm)'e baktı. İblîs de geldi baktı. İblis; O zaman Melâikeye hocalık yapardı. Adı Ezazil'di. İblis Adem (Aleyhis-selam)'ın kendinden daha yüksek bir ilme sahip olacağını ve kendisine düşman olacağını anladı, tükürdü. Cebrâil (Aleyhis-selâm), Allah'u Teâlâ'nın emri ile tükürdüğü yeri koparıp attı. Atıldığı yer (çukur)  göbek, atılan parça köpek oldu. Köpekte İblîs'in huyu ile Adem (Aleyhis-selâm)'in huyu karışıktır. Şöyle ki: Bir köpek sahibine çok itaatli olur. Onun yemeğini, ekmeğini yediği için, ömür boyu evini, mallarını ve canını korur. Bu adet Adem (Aleyhis-selâm)'den gelir. Yine köpek sahibini sağ iken korur. Sahibi ölürse esas düşmanlığı meydana çıkar. Sahibinin etini yer. Bu da İblîs'in adetidir. İblîs insana dünyada iken dostmuş gibi görünür. Ölürken imânsız göndermeye, öldükten sonra kabirde Münkir ve Nekir meleklerinin sorularına yanlış cevap verdirtmeye çalışır. Allah'u Teâlâ'ya asi etmek ister, düşmanlığı meydana çıkar. Köpek çok uzaktan giden bir yolcuya çok fazla havlar. Bu da şeytanın adetidir. Elinden ekmek yese yediğine çok itaatlı olup onun kapısını itina ile bekler. Adem (Aleyhis-selam)'in adetidir. Köpekler boğuşurken daima yıkılan düşen altta kalanı boğarlar bu da şeytanın adetidir.

Allah'u Teâlâ Adem (Aleyhis-selâm)'i yarattı, can verdi. Adem (Aleyhis-selâm)'e Safiyye İlmini verdi. Bu ilim çok yüksektir. Bütün ilimlerden üstündür. Adem (Aleyhis-selâm)'e:

(Sûre-i Bakara, Âyet 33)

“Benim Esmâ'larımı say.”

Dedi. O zamana kadar İblîs'in de başkalarının da, Melâikenin de hiç kimsenin duymadığı ve bilmediği Esmâ'ların ilmini bütün mazharları ile saymaya başladı.

Adem (Aleyhis-selam) Allah'ın emri ile Allah'u Teâlâ'nın esmalarını, isimlerini, mazharlarını sayınca bütün melaikeler hayran kaldı. Demek ki Allah'u Teala'nın esmalarının mazharlarını yani esas hakiki manalarını geniş kapsamlı sayabilmek melaikelerden de çok üstünmüş. Melaike deyince melaikelerin peygamberi Cebrail (Aleyhis-selâm), Mikail (Aleyhis-selam), İsrafil (Aleyhis-selam) onlarda dahildir. Melaikenin içinde İnsanoğlu o ilme sahip olursa bu meleklerin hepsinden üstün olacağına delildir. Nitekim Cebrail (Aleyhis-selam)'in gidemediği, giremediği yere Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) gitti. Çünkü Cebrail (Aleyhis-selam)'dan üstündür.

Sidretü'l-Münteha'dan ileri girip, Arşı Ala'da Allahu Teala ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) konuştu.

Bismillahirrahmanirrahiym'in çıktığı yere ve [(Delâil-i Hayrat Şerhi), «Kara Davud», Sayfa: 344)] daha bir çok yerlere Cebrail (Aleyhis-selam) gidemedi. Peygamberimiz (Sallal-lahu aleyhi vesellem) gitti. Cebrail (Aleyhis-selam)'ın ve meleklerin bütün mükevvenatın hepsi Peygamberimizin nurundan, ruhundan yaratıldı.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Cebrail (Aleyhis-selam)'e:

- Ya Cebrail! Sen bu vahyi nerden alıyorsun? Cebrail (Aleyhis-selam):

- Sidretü'l-Münteha'da bir yeşil perde arkasından bana söyleniyor dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bundan sonra gittiğinde o perdeyi kaldır, sana söyleyene bak dedi. Cebrail (Aleyhis-selam) Sidretü'l-Münteha'da o yeşil perdeyi kaldırdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i gördü. Kendisine söyleyen o idi. Bir rivayette 360 kanadını bir rivayette de altıyüz kanadını (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3857) çırpıp var hızı ile dünyaya geldi. Cebrail (Aleyhis-selam):

- Muhammed'den evvel dünyaya gideyim dedi. Dünyaya geldi baktı ki Peygamberimizi yerinde gördü.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Cebrail (Aleyhis-selam)'a sor-du, Cebrail  (Aleyhis-selam) cevab verdi:

- Ya Muhammed! Bende hayret ettim vahyi Allahu Teala'dan alıp bana söyleyen sensin. Burada da benden alıp halka söyleyende sensin dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in maneviyatı Allah'tan alıyor, Cebrail (Aleyhis-selam)'a söylüyor. Cebrail (Aleyhis-selam) Peygamberimizin maneviyatından Sidretül Müntehada alıp dünyada zahirine söylüyor. Bu neye benzer.

Hadisi Kudsi: Yakub (Aleyhis-selam) Yusuf (Aleyhis-selam)'ı arıyor bulamıyor, ölümü, dirimi bilemiyor yine Yakub (Aleyhis-selam)'ın maneviyatı Yusuf (Aleyhis-selam)'la Zeliha ayrı bir odada kalıp zina edecekleri zaman Yakub (Aleyhis-selam) Yusuf (Aleyhis-selam)'ın o anki odasının penceresine parmağı ile vurdu. Yusuf (Aleyhis-selam) baktı ki babası Yakub (Aleyhis-selam):

- Ya Yusuf! Dışarı çık diye çağırdı. Yusuf (Aleyhis-selam) dışarı kaçtı, Yakub (Aleyhis-selam) hem zahirde Yusuf (Aleyhis-selam)'ı arıyor, bulamıyor maneviyatı Zelihanın şe-rrinden Yusuf (Aleyhis-selam)'ı koruyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin Vaaz bandından alınmıştır. Bu Hadis-i Kudsi'dir kaynağını henüz bulamadık.)

- Eğer Rabb'ısının bürhanını görmese idi (Sure-i Yusuf, Ayet- 24) Zelihaya uyup günahkar olacaktı ayeti de aynısını söylüyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hem Cebrail'den alması hemde Cebrail'e söylemesi aynıdır.

Adem (Aleyhis-selam)'ın Vücud endamı, yapısı çok güzel, sesi Davudi, çok güzel anlatış tarzı vardı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 104) Maneviyat ilmi ve bütün ilimlerin başı safiyye ilmidir. Bu ilim Adem (Aleyhis-selâm)' de mevcud idi. Buna Melâikeler ve İblîs hayran kaldı. Melâikeler:

- Ya Rabb'i! Yanılmışız, bilememişiz, diye af dilediler.

(Bu Safiyye İlmi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de, Adem (Aleyhis-se-lâm)'da ve bir de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in oğlu İbrahim'de oldu.

Adem (Aleyhis-selâm)'a Ademi Safiyyullah denir. İlmi de Allah'u Teâlâ'nın ilminin safiliğindendir. Melâikeden çok az bilgisi olan Hızır (Aleyhis-selâm), Musa (Aleyhis-selâm)'a ilm-i Ledünnü öğretti. (Sure-i Kehf, Ayet 65)

 

Hadîs-i Şerif:

Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu) buyurdu:

- Ben Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in bana öğrettiği ilmin hepsini söyleyemiyorum. Hepsini söylesem bu halk benim başımı vururlardı. (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Sayfa: 8)

Nitekim söyleyen Nesimi, Mansur, Muhiddin Arabi, Şemsi Tebrizi gibilerin başını zamanın en alimi görünen zahir alimleri bunların sözlerine yaptıkları işlere akıl yetiremedi, küfre vardı diye boyunlarını vurdular. İşte maneviyat ledün ilmine, zahir ilminin aklı yetmez. Ulul azim peygamber olan kelimullah, Resulullah peygamber olan Musa (Aleyhis-selam) Sure-i Kehf'te Hızır (Aleyhis-selam)'ın gemiyi delmesine (Sure-i Kehf, Ayet 71), oğlanı boğazlamasına (Sure-i Kehf, Ayet 74) duvarı yapmasına (Sure-i Kehf, Ayet 77) akıl yetiremedi. Allahu Teala buyurdu:

- Ya Musa! Ona bir ilim verdim sende yok, sana bir ilim verdim onda yok. Musa (Aleyhis-selam)'ın ki zahir ilmi, Hızır (Aleyhis-selam)'ın ki ledün maneviyat ilmidir. Derecede Musa (Aleyhis-selam), ilimde Hızır (Aleyhis-selam) yüksektir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve-sellem)'in oğlu İbrahim çocukken hocaya gitti. Hocası kendisine Esmâ'ül hüsnâ'yı ezberletmek istedi. İbrahim her Esmâ'nın mazharlarını ayrı ayrı saymaya başlayınca hocası olan Osman bin Affan (Radiyallahu anhu):

- Ben sana ancak harf öğretebilirim, ilim öğretemem. Bunları ben de bilemem, kimse de bilemez. Ancak sen ve bir de baban Hz. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bilir, dedi.

 

Allah'ın emrine boyun büktü,

Muhammedin oğlu küçük İbrahim,

Resûlün emriyle mektebe gitti

Muhamedin oğlu küçük İbrahim.

 

Resûlullah bir gün evine döndü,

Ezraili kapıda oturmuş gördü,

Ne işin var kardeş ezrail dedi

Nerededir oğlun küçük İbrahim.

 

Resûlullah gitti, mektebe kadar

İçerisin sardı gam ile keder

Osmana sordu İbrahim neder?

Kafası ağrıyor küçük İbrahim.

 

Gün eve geldiler kapı çalındı,

Üstlerine miski anber saçıldı.

İbrahime beyaz kefen biçildi

Vaktine hazır ol küçük İbrahim.

 

İbrahim der ki babam severim seni,

Bu adam kimdir korkuttu beni

Ezraildir oğlum alacak seni,

Muhammedin oğlu küçük İbrahim.

 

İbrahim der ki ey canım muhtar

İzin ver gideyim mektebe kadar

Hocamın hakkı var yolumu bekler

Muhammedin oğlu küçük İbrahim.

 

Resûlullah der ki ey oğlum yürü

Çabuk gel bekletme beni,

Ayrılık günüdür gözümün nuru

Muhammedin oğlu küçük İbrahim.

 

İbrahim koştu mektebe daldı

Osman-ı Zinnureyn çocuğu gördü.

Canım sana kurban İbrahim dedi.

Nedir bu telaşın küçük İbrahim.

 

İbrahim der ki hocam ecel şerbetin

Şimdi sıra bana geldi nöbeti,

Ver elin öpeyim eyle şefkati

Muhammedin oğlu küçük İbrahim.

 

Osman-ı Zinnureyn ayağa kalktı

Öyle bir ahh çekti ki mektebi yıktı

Toplandı çocuklar ahı zar etti

Canımız sana kurban küçük İbrahim.

 

İbrahim gelince yatağa yattı,

Ezrail uzanıp elini tuttu,

Mübarek ruhunu alınca gitti,

Muhammedin oğlu küçük İbrahim.

 

İbrahim yaşasa peygamber olacaktı. Çünkü evvelce peygamber oğulları da peygamber oluyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den sonra Peygamber gelmeyeceği için İbrahim'inde büyüyünce peygamber olması lazımdı. Onun için akıl baliğ olunca İbrahim vefat etti. Bazı kimseler İbrahim'in çok küçük yaşta öldüğünü söylerler. Kitaplarda da yazar. İbrahim vefat edince akıl balig olmuştu. Sorgu, sual melekleri geldiler. İbrahim'e:

- Rabb'in kim? Nebin kim? dediler.

O zamana kadar Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e İbrahim baba dediği için:

- Rabbim Allah, Nebim babam dedi. Nebim babam demeyi melekler kabul etmedi. İkinci defa yine sordular.

- Rabbin kim? Nebin kim? İbrahim yine:

- Rabbim Allah, Nebim babam dedi. Akıl baliğ olmadan vefat edenlere kabirde sorgusual melekleri gelmez. (Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 309-310) Üç defa cevap veremezse melekler gider. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunları işitiyordu. İbrahim'in baş ucuna geldi. Annesinin adı ile:

- Ya İbrahim ibn-i Mariye. Mariyenin oğlu İbrahim. Sen Rabbim Allah, Nebim Muhammed de. Nebim babam demeni kabul etmezler dedi. İbrahim:

- Rabbim Allah, Nebim Muhammed dedi. Dediğini kabul ettiler. Şimdi kabir talkini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den kalan sünnettir. Kesinlikle annesinin adı ile çağrılır. Bazı yerlerde ya Abdullah! Ey Allah'ın kulu diye çağırırlar, buda yanlıştır.

 Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e annesinin adı ile çağırınca bizimde annesinin adı ile çağırmamız lazım. Bazı ham sofular kadınları küçümseyip onun annesinin adı ile çağırmayıp Abd Allah demeleri sünneti Resulullah'ı terktir.

- Ölenin annesinin adını bilmiyorsak ne ile çağıralım? diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Onu Hava'ya nisbet edin buyurdu. Bu hadis-i şeriftir. (İmam Celaleddîn-i Es Suyuti «Kabir Alemi», Sayfa: 190-191; İhya'u Ulumi'd -Dîn, Cild 4, Sayfa: 878) Havva hepimizin annesidir. O niyetle Havva'nın oğlu-kızı diye çağırın dedi. Kabir talkıni ölüye ikaz olup meleklerin sorularına dürüst cevab vermesine sebeb olur. Hatta peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadis-i şerifte: «Talkin baştan ayağa düzgün verilirse melekler hiç soru sormadan burda işimiz kalmadı gidelim derler.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 861; İhya'u Ulumi'd-Din, Cild 4, Sayfa: 877-878)

İblîs'in içindeki gizli kini biraz daha arttı. Kendi kendine sinirlendi, öfkelendi. Kendi karşısında kimseyi rakip olarak tanımıyordu. Melâikeler, Adem (Aleyhis-selâm)'e çok hürmet edince kendi kendine “Eğer Allah bana Adem'e secde et diye emretse secde etmem” dedi. Bu kalbinden geçeni Allah'u Teâlâ çok iyi biliyordu. Allah'u Teâlâ bunu emretmeği murad etti.

 

(Sûre-i Bakara, Âyet 34)

Bir zamanlar biz, meleklere; «Adem'e secde ediniz» dedik. İblîs hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.”

Allahu Teala:

- Hepiniz Adem'e secde ediniz diye emretti. Hepsi secde etti. İblîs secde etmedi. (Marifetnâme, S. 40) Çünkü o inat, o hırs, o kin, o kibir içinde duruyordu. Allah'u Teâlâ tekrar Melâikelere:

- Secde edin! diye ikinci emri verdi.

- İçinizde secde etmeyen var. İzzim Celâlim hakkı için ona lânet tokunu giydiririm, dedi. Melâikenin hepsi secde etti, yalnız İblîs etmedi.

Ayet: «Ve mekeru ve mekerallah»

“Allah onların mekrine karşı mekir yapar.” (Sure-i A'li İmran, Ayet 54) Allahu Teala'da iblisin mekrine karşı mekir yaptı. Onun kötü niyet fikrine karşılık Allahu Teala iblisi imtihana tutup tevbe edebilmesine imkan tanıdı. İblîse, secde etmesi için Allah'u Teâlâ'dan daha fazla ihtar geldi. Sanki kendisi o emrin içinde değilmiş gibi inanıyordu. Üçüncü defa emirden sonra meleklerin hepsi secde etti, yalnız İblîs etmedi. İblis yine Allahu Tea-la'yı dinlemeyince Allahu Teala lanet tokunu boğazına geçirip dünyaya sürdü. İblis bunu hiç ummuyordu.

Bazı kimseler  geçmişte tarikat şeyhlarına çok büyük ehemmiyet vermişler bu tarikatta, Şeyhte, insanda ne var? Niçin ona o kadar ehemmiyet veriliyor? Kendisi bir insandır, çok fazla hürmete, iltifata layık değil gibi sözler söylerler. Halbuki Allah'u Teâlâ İblîs'e: “Bana secde et” diye binlerce kere söylese İblîs her defasında secde ederdi. Yeryüzündeki bütün müslüman toplumu da Allah'u Teâlâ'ya secde etmekte en ufak bir duraklama göstermeyip memnuniyetle kabul ediyorlar. İblisin nefsine ağır geldiği ve ilimde herkesten yüksek olduğu için Allahu Teala iblise, insana “Adem'e secde et” diyor. İblis edemiyor. Bunda bizim için alacaklar var. İyice düşünürsen insan-ı Kâmil'de ne kadar büyük meziyetler varmış ve Allah'u Teâlâ'ya ne kadar çok sevgili imişler. Allah'a itaat kolaymış, kula itaat zormuş.  ilminden dolayı âlime, şeyhe tabi olmak ne kadar zormuş. Allahu Teala insanı kamile ne kadar büyük meziyetler ne kadar çok ehemmiyet veriyormuş.

Seyid Nizamoğlu Hazretleri'de bunu şu kasidesinde şöyle dile getiriyor:

 

Esmâsını bilcümle Hak insana teslim etdi bak

İnsan imiş mukarreb ben bildim ism-i a'zam

 

Bilsem niçin mürâî etmez sücûd-ı Âdem

Terketdi emr-i Hakk'ı şeytana uydu o her dem

 

Âdemdedir kerâmet Âdemden iste Hakk'ı

Ben Âdem'i yaratdım dedi Hudâ mükerrem

 

Kâ'be yerinden aldı Hakk Âdem'in toprağın

Budur kadîmi Kâ'be gel secde et hey Âdem

 

Kâküllerini kaldır şahım cemâlin örtmüş

Seyyid Nizamoğlu'na göster yüzünü bir dem.

 

                                Seyyid NİZAMOĞLU

 

Peygamberlerin en büyüğü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir. Ümmetide Peygamberler gibi olan Şeyhler, Mürşid-i Kâmil'ler ve büyük zatlardır. Peygamberler Allah'tan elçidir, ona itaatsızlık, Allah'a itaatsızlıktır. Evliyalar, alimler Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in vekilidir. (Ramu-zu'l-Ehadis, Hadis No: 3455) Ona itaatsızlık Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e itaatsızlıktır.

Bilal Babam buyurdu ki:

- Bir insan beni tam severse o ona yeter. Bir insan beni sevmezse o da ona yeter. Çünkü seven Allah için seviyor, sevmeyende Allah için sevmiyor.

Hadis-i Şerif:

“Alimi seven beni sevdi, beni seven Allah'ı sevdi, Allah'ı sevenin yeri cennettir. Alime buğz eden bana buğz etti, bana buğz eden Allah'a buğz etti. Allah'a buğz edenin yeri cehennemdir.” (Envarü'l-Aşikîn, Sayfa: 436)

Allah'u Teâlâ “Adem'e secde edin” diye emretsin, benim hocam da “Siz o Şeyhte ne gördünüz? O âlimin elini niçin öpüyorsunuz? O bu kadar hürmet edilmeye layık mı?” gibi yanlış, ters iddialar yapıyor. Demek ki, Allah'u Teâlâ'ya herkes boyun eğer, herkes itirazsız her sözünü, her işini kabul edermiş. Allah'u Teâlâ'nın “Adem'e secde edin” demesinden maksadı insana ne kadar büyük meziyetler vermiş. İnsan Allah yolunda çalışırsa Allah'u Teâlâ'ya ne kadar çok sevilirmiş , o zata boyun eğmemek Allah'u Teâlâ'ya asi gelmek olurmuş. İnsan-ı kamile hürmet etmek, boyun eğmek, sözlerini tam kabul etmek insanlara ne kadar zormuş. Şimdi insana secde etmek haram ve küfürdür. Secde edecek veya Allahu Teala'nın yasakladığı şekilde büyütmek doğru değil, Allahu Teala'nın ayette ve Hadis-i Kudsiler'de insana verdiği ehemmiyet çok büyük olup o hadîs-i kudsilerin mucibince söylemenin zararı yoktur. Bu hadisi kudsiler kitabımızda geniş olarak yazılıdır.

 

(Sûre-i Araf, Âyet 12)

“Allah'u Teâlâ buyurdu ki: 'Sana secde emrettiğim zaman seni secde etmekten ne men etti?' İblîs dedi ki:

- Ben O'ndan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, O'nu ise çamurdan yarattın. Senin kullarını azdıracağım, kıyamete kadar bana mühlet ver, ömür ver.”

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU