Diğer peygamberlerin en üstün meziyetlerine karşılık
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in onlardan daha üstün meziyetlere
sahib olması
Bunlar
şunlardır:
*- Ashab-ı
Kehf'in köpeği 309 sene bekledi. (Sure-i Kehf, Ayet 25)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i yılan mağarada 600 sene bekledi. (Şemail-i
Şerif, Sayfa: 67; Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 463 benzeri)
*- Ashab-ı
Kehf'in başından yarım gün (Sure-i Kehf, Ayet 19) 309 sene gibi geçti, (Sure-i
Kehf, Ayet 24-25)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in başından miraçta (Sure-i İsra, Ayet 1) beş
dakika yüz sene gibi geçti.
*- Yunus
(Aleyhis-selam) balığın karnında 6 ay
yaşadı. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 196)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in midesinde zehirli lokma 15 sene bekledi. Vefat
edeceği zaman eridi zehirlendi. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 127-128)
*- Adem
(Aleyhis-selam)'ın safiyullahlığına hiç bir peygamber yetişemez. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Safiyye'de Adem (Aleyhis-selam)'dan yüzbinlerce
sene evvel ruhuna o ilim ilk defa verildi. Adem (Aleyhis-selam) yaratılınca
ondan sonra o ilim Adem (Aleyhis-selam)'a da verildi.
*- Şeytan Adem
(Aleyhis-selam)'ı cennetten çıkardı. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 41)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in şeytanı müslüman oldu. (Kütüb-i Sitte, Cild 12,
Hadis No: 4359)
Bilal babam
vaazında, kitapta okuduğu şöyledir:
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) bir hurma bahçesinde ashabla oturuyordu. Ayakları
içe doğru eğri insan olmayıp insana benzeyen bir yaratık hurma bahçesinin
yakınına geldi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yanındakilere:
-
Siz uzaklaşın ben bununla konuşacağım dedi. Biz yanından çekildik o geldi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile bir müddet başbaşa kaldılar. O
gitti biz geldik sorduk:
- Bu kim ya
Resulullah? Buyurdu ki:
- İblisin 14.
oğlu.
- Niçin gelmiş?
-
Müslüman olmak için gelmiş, müslüman oldu. Kendisine kavminide müslüman etmek için
islamiyeti öğrettim gitti buyurdu. (Bu konu ilerde çıkacak kitablarımızda geniş
olarak anlatılacaktır.)
*- İdris
(Aleyhis-selam) cennete girdi, çıkamadı dördüncü kat gökte kaldı.
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 62-63; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 126-127) Adem
(Aleyhis-selam) cennetten çıktı, dünyada iken cennete giremedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
dünya hayatında sağ iken Arşı ala'ya Allahu Teala'nın davetine gitti, cennete
girdi, her çeşidiyle konuştu, çıktı dünyaya geldi. Cenneti gözümle gördüm diye
gördüklerini uzun boylu haber verdi. (Altı Parmak, Sayfa: 70; Mir'at-ı Kainat,
Cild 1, Sayfa: 432) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mi'raca çıkınca
Allahu Teala ile başbaşa konuşmaya başladı. Diz çöktü daha evvel selam yoktu.
Selam yerine tahiyye vardı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de
Allahu Teala'ya tahiyyeyle selam veriyor. (Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud»,
Sayfa: 324; Siyer-i Nebi, Cild 2, Sayfa: 205; İrşad, Cild 2, Sayfa: 466) Bu
meziyetlerin tümü hiç bir yaratıkta yoktur.
*- Nuh
(Aleyhis-selam)'a tufanda gemi verildi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi
vesellem)'e miraçta burak verildi. Nuh (Aleyhis-selam) su üzerinde gitti.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah'u Teala'ya kavuşmak için Arşı
Ala'ya çıktı. (Altı Parmak, Sayfa: 70; Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 256)
*- İbrahim
(Aleyhis-selam)'a Halil ismi verildi. Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e Habibim dedi. (Altı Parmak, Sayfa: 71)
*- İbrahim
(Aleyhis-selam) ateşe atılacağı zaman Cebrail (Aleyhis-selam):
- Bir dileğin
var mı? dedi.
- İbrahim
(Aleyhis-selam) Rabbim bilir dedi. Cebrail (Aleyhis-selam)'in her sormasında:
- Seni
kurtarayım mı ya İbrahim? İbrahim (Aleyhis-selam):
- Rabbim bilir
dedi. Cebrail'in yardımını istemedi. Bilahere Allahu Teala:
- Ey Ateş!
İbrahim'in üzerine soğuk ve selamet ol dedi. Ateş gül bahçesi oldu.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i Taif'te taşladıklarında Cebrail (Aleyhis-selam):
- Ya Muhammed!
Allahu Teala beni senin emrine verdi. İstersen Taifi yere batırayım.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- İlerde belki
müslüman olurlar batırma diye yalvardı. Kafirlerin attıkları taşta kendine
değiyordu. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadîs No: 1333; Altı Parmak,
Sayfa: 365; Siyer-i Nebi, cild 2, Sayfa: 253) Bu sırada ara ara Allahu Teala
tarafından Cebrail (Aleyhis-selam) geldi. Taifi batıracağım Allahu Teala:
- Habibime sor!
Batır derse batır Cebrail (Aleyhis-selam) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e:
- Sana taş
vuruyorlar ne dersin? Üçüncüde
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Bunlar
bilmiyorlar ilerde müslüman olurlar batırma diye yalvarıyordu. En son Allahu
Teala kesin söylesin batırma demesin deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Cebrail (Aleyhis-selam)'a:
- Bir hafta
bekle bunların içinden bir tanesi şehadet kelimesi getirip müslüman olmazsa
batır dedi. Bir hafta içerisinde bir köle geldi şehadet kelimesi getirdi
müslüman oldu. Taif yere batmadan kurtuldu. İşte Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in sabrı, merhameti ümmetinin çoğalmasını istemesi Allahu
Teala'ya tevekkülü İbrahim (Aleyhis-selam)'ınkinden de kat kat fazladır.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) İbrahim (Aleyhis-selam)'dan çok merhametli ve
ümmeti için değil ilerde ümmet olacaklar için taşlanmaya razı. O taşlanma neticesinde Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu) günlerce koma halinde yattı. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) yarası ile günlerce evinde, yatakta yattı.
*- Yine Cebrail (Aleyhis-selam):
-
Sidretül-Münteha'dan ileri gidemem ben yanarım dedi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Yanar isem
yanayım ben ey halil dedi ve gitti. (Altı Parmak, Sayfa: 71; Envarü'l-Aşıkîn,
Sayfa: 252; İrşad, Cild 2, Sayfa: 465)
*- İbrahim
(Aleyhis-selam) Nemrud'un ateşinden selametle çıktı. İbrahim (Aleyhis-selam)'ın
nuru ateşi söndüremedi ama Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
ümmetine cehennem ateşi çabuk geç ey mü'min zira senin nurun ateşimi söndürüyor
diyecek. (Altı Parmak, Sayfa: 71) Ateş kendini yakmadı ama ateş İbrahim
(Aleyhis-selam)'den şikayetçi olmadı.
Cehennem ateşi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetinden
şikayetçi olacak. Senin nurun beni yakıyor, çabuk geç diyecek. (Altı Parmak,
Sayfa: 71)
*- Yusuf
(Aleyhis-selam)'a rüya tabiri kabiliyeti verildi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e Allahu Teala'nın kitabını tefsir etmek ihsan olundu. (Altı Parmak,
sayfa: 73) Bu tefsir zahir tefsir değil.
Kur'an-ı Kerim
iç içe yedi manadır. (Berika, Cild 1, Sayfa: 162) Cebrail (Aleyhis-selam) ile
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) müşavere yaparak Kur'an-ı Kerim'in
yedi manasını çözerlerdi. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz
bandından alınmıştır.) Cebrail (Aleyhis-selam) ile Allah'tan inen kitabın batın
manalarını çalışıp çözen tek Peygamber tek yaratık Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'dir.
Kur'an'ın zahiri
var, batını var, hatta yedi batına kadar batını var. (Sünen-i Ebu Davud, Cild
5, Hadîs No: 1478 Benzeri) Bu da batın manalarını Cebrail (Aleyhis-selam) ile
çalışıp çözüyorlar. Peygamberimiz (Sallalahu aleyhi vesellem)'e bu tefsirler
verildi. Cebrail (Aleyhis-selam) ile Kur'an'ın tefsirini yapmak için
çalıştılar. (Sahih-i Müslim, cild 2, Sayfa: 468 izahında; Sünen'ün-Neseî, Cild
1, Hadîs No: 941, benzeri) Bu yedi iç içe olan batın tefsirini yaptılar. Hiç
bir peygamber böyle yapmadı.
*- Musa
(Aleyhis-selam) Turu Sina'da sadece konuştu, Allahu Teala'yı göremedi. (Altı
Parmak, Sayfa: 73; Envarü'l-Aşıkîn, sayfa: 257)
Bir padişahın
harem dairesi olur. Aile, çocukları çok yakınları çok sevdikleri onlardan
başkası oraya giremez. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) miraçta
Allahu Teala ile başbaşa harem dairesinde konuştuğu gibi konuştu. Hatta hem
gördü hem de konuştu. Musa (Aleyhis-selam) yazıhanede konuştuğu gibi konuştu.
Evliyalar Allahu Teala ile kalp aleminde telefonla konuştuğu gibi konuştular ve
konuşurlar. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala'yı zahir bu
vücutla miraca çıkıp miraçta bu vücutta olan can gözü ile gördü. Hem konuştu.
Bu hiç bir yaratıkta olmayan meziyettir. (Sure-i İsra, Ayet 1; Altı Parmak
Kitabı, Sayfa: 415-416)
*- Musa
(Aleyhis-selam)'a Turi Sina'da nalinlerini çıkar diye emir olundu.
Musa
(Aleyhis-selam) Turi Sina'da Allahu Teala ile konuşacağı zaman Allahu Teala:
- Ya Musa!
ayağındaki ayakkabını çıkarda öyle konuş dedi. Onun için mevlidlerde Kur'an-ı
Kerim okurken sandalyede, masada oturup ayakkabı ile okuyorlar. Sandalye masa
bid'at ayakkabıyı çıkarmıyor. O hem bid'at hem de Allah'ın emrine asi
gelmektir.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) miraçta arş üzerinde yürürken nalinini çıkarmak
istedi. «Nalinini çıkarma zira arş ayağının tozu ile şereflenmek ister» diye
hitap geldi.” (Altı Parmak kitabı, sayfa: 74)
Allahu Teala
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ve onun ayağının tozuna ne kadar
ehemmiyet veriyor. Bilal Babam'ın yüzüğünün kaşında«Haki payi Fahri alem
Mustafa» Mustafa'nın ayağının tozunun kurbanıyım yazısı vardı. Ondan dolayı
bizde bu kitabımıza Haki Payi Fahri alem Mustafa ismini koyduk.
*- Süleyman
(Aleyhis-selam)'a rüzgarı verdi. Rüzgar Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'a
hizmet etti.
Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam) güneşin doğumundan batımına kadar bir aylık yol, güneşin
batımından doğumuna kadar bir aylık yolu havada tacı, tahtı askeri ordusu ile
bütün mahlukatıyla uçarak giderdi. (Sure-i Sebe, Ayet 12)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e melekler hizmet etti. Bedir'de beşbin melek
hizmet etti. (Altı Parmak, Sayfa: 75)
Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam)'ın da çıkamadığı, gidemediği yolculuğa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
gitti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in miracı dünyada bir saat
arş-ı ala'da cennette, alemlerde, cehennemi görmede ordakilerle konuşmada
vs...yüz sene geçti. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'a onları verdiysem sana da
bunu verdim.
*- İsa
(Aleyhis-selam) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e uymaya mecburdur.
Ahir zamanda gökten yere inecek. Sultanı Enbiya'nın şeriatı ile amel edecek.
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:
- Eğer Musa ve
İsa (Aleyhis-selam) diri olsalardı bana uymaktan başka çareleri yoktu. Ancak
benim şeriatımla çalışırlardı.” (Altı Parmak, Sayfa: 77)
*- Resul-i Ekrem
miraç gecesinde Allahu Teala'ya:
- Adem
(Aleyhis-selam)'a cenneti verdin, cenneti yarattın karşılığında bana ne verdin?
dedi. Allahu Teala:
- Fakat Ademe
hem cenneti verdim hem cennetten çıkardığım halde senin ümmetine mukarreblik
Allahu Tealaya en yakınlık vereceğim onlara cennette selam vereceğim (Sure-i
Yasin, Ayet 58) onları asla çıkarmayacağım, buyurdu. (Sure-i Vakıa, Ayet 10-12;
Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 256-257)
*- Resul-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- İsmail'e
zemzem verdin bana ne verdin dedi. Allahu Teala:
- Sana'da kevseri verdim.
Zemzem
bu dünyanın en iyi suyu. Kevser ahiretin en iyi şarabı suyu. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
-
İsmail (Aleyhis-selam)'a feda olarak koç verdin buna karşılık bana ne verdin?
-
Ümmetin için inanmayanları koçun İsmaile feda olduğu gibi (inanmayanları
ümmetine kefaret için) feda ettim. (Ümmetiyin yerine onları cehenneme atarım)
Onları cehenneme ümmetinin hepsini cennete koyacağım. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa:
257)
*- İsa
(Aleyhis-selam)'a gökten hazır sofra indirdin. Sana kıyamette keramet sofrası
vereceğim. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 257)
Hem de İsa (Aleyhis-selam)'a
sofra indi senin Ashab-ı Suffa'na ömür boyu sofra indi.
Bir
bardak süt ile dörtyüz Ashab-ı Suffa doydu hatta arttı. (Şevahidün
Nübüvve, Sayfa: 188; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Sayfa: 184, Hadis
No: 2027)
Yarım avuç hurma
ile Medine halkı doydu, ashab-ı suffa yedi arttı eksilmedi. (Altı Parmak, Sayfa:
607; Şevahidün Nübüvve, Sayfa: 115 benzeri.) Ömür boyu ashab-ı suffa bunun gibi
yoktan yedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ki yokluk içinde
varlıktı.
-Davud
(Aleyhis-selam)'a Zebur'u verdin.
- Sana'da ona
karşılık En'am suresini verdim. En'am suresi Zeburun tümüne bedeldir. (Altı
Parmak, Sayfa: 426)
- Yunus
(Aleyhis-selam)'u üç türlü karanlıktan kurtardın.
- Senin ümmetini
de kabir, kıyamet ve sırat karanlıklarından kurtardım.
- Hızır
(Aleyhis-selam)'a ab-ı hayat verdin
- Sana da cennette
selsebil ırmağını verdim.
- İsa
(Aleyhis-selam)'a İncili verdin.
- Sana da ihlas
suresini verdim. İhlas suresi incil'e bedeldir.
- Musa
(Aleyhis-selam)'a tevratı verdin.
- Sana
da Ayetül Kürsü'yi verdim. (Ayete'l-Kürsü tevratın tümüne bedeldir.) (Altı
Parmak, Sayfa: 425/
Sana öyle bir sure verdim ki
kitabın hiç birinde benzeri yoktur.
- O hangi suredir?
-
Fatiha suresidir. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 257)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e inen Kur'an-ı Kerim'in içinde 104 kitapta ne
varsa hepsi vardır. Ama Kur'an-ı Kerim'in içinde olan bazı sureler 104 kitabın
hiç birisinde yok. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Kur'an-ı
Kerim'de verdiği ufak bir sure olan ayetler Allahu Teala'nın Cebrail
(aleyhis-selam) ile indirdiği eski kitapların tümüne bedeldir.
Gelen
peygamber sayısı 124 bindir. (Onlara inen kitap 104'tür. Yüzü suhuf, dördü
büyük kitap. (Fıkhı Ekber, Sayfa: 233; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 240-241)
Kitaplar sırası ile İncil, Tevrat, Zebur, Kur'an-ı Kerim'dir. Diğer peygamberlere
suhuf inmiştir. Her suhuf 20, 30, 40 sayfa, sayfa halinde az olduğu
için adına suhuf denir. Bir peygambere kitap iner o kitap kullar tarafından
bozulur. İkinci kitap inene kadar o kitabın bozulan yerlerini düzeltici diğer
peygamberlere suhuf iner. Hiç suhuf inmeyen peygamberlerde o suhuflarla amel
ederler. Yine peygamberlere kitap iner. O kitap kullar tarafından bozulur ilave
yapılır. Onları düzeltici peygamber
gelir. Onlara inen suhuf o kitabın bozulan yerini düzeltir.
Fatiha
suresini okuyan kimseyi cehennem ateşi yakamaz. Fatiha'yı okuyan kimsenin ana
ve babasını bağışlarım. Şunu iyi bilki senden daha üstün bir kimse yaratmadım.”
(Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 256-257)
104
kitapta zikretmiş
Hay Muhamed Mustafa'yı
Bütün Peygamber fikretmiş
Ol Muhammed Mustafa'yı
Ahmedi
Mahmud'dur adı
Şekerden
şirindir tadı
Girdi
koynuna okşadı
Ay
Muhammed Mustafa'yı
Nurundan yarattı ezel
Habibim dedi lem yezel
Cümle kainata bedel
Say Muhammed Mustafa'yı
Bak
şu muallak taşına
Miraçta
düştü peşine
Sevgilerin
üst başına
Koy
Muhammed Mustafa'yı
Yanağı şerifin yardılar
Mübarek dişin kırdılar
Uhud cenginde yordular
Ol Muhammed Mustafa'yı.
Doğdu
zulmeti kaldırdı
Cebrail buraka bindirdi
Aleme
rahmet gönderdi
Duy
Muhammed Mustafa'yı
Eriştiler risaleme
Melekler durdu selama
Ol onsekizbin aleme
Bey Muhammed
Mustafa'yı
Durma
deli gönül durma
Sev
Muhammed Mustafa'yı
Canından
daha ileri
Gör
Muhammed Mustafa'yı.
Kul Hamidim vara idik
Yüzümüzü süre idik
Mahşer günü göre idik
Ol Muhammed Mustafa'yı.
* * *
Ebu Bekir, Ömer, Osman
Ali'yi çok sevin sultan
Ehl-i Beyte canlar kurban
Muhammed'den güzeli yok.
Bir
gece göklere uçtu,
Peygamberlerle
buluştu
Cemalullaha
kavuştu
Muhammed'den
güzeli yok.
Ayet, Hadis idi sözü
Ümmet olan eder nazı
Enbiyalar serfirazı
Muhammed'den güzeli yok.
Haber
vereyim sırrından
Dünya
ahiret varından
Kaftanları
cümlü nurdan
Muhammed'den
güzeli yok.
Taki'nin Kaygılı başı
Akar gözlerinin yaşı
Gerçek bilin din kardeşi
Muhammed'den güzeli yok.
7- “Muhammed (Aleyhis-selâm) Allah'ın Peygamberidir.
O'nunla beraber bulunanlar kafirlere karşı pek şiddetlidirler. Kendi aralarında
ise merhametlidirler. İla Ahir.” (Sure-i Fetih, Ayet 29)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ve dört cihar-ı yar hakkında inen ayettir.
* * *
8- “Onların üzerlerine bir musallatcebbar- değilsin.”
(Sure-i Gaşiye, Ayet 22)
* * *
9- Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i öven ayetlerden, surelerden bazıları: Esra,
Velleyli , Ven-necmü, Veş-şemsü, Ved-duha, Nurun ala nur, Kevser.
Ya Resulullah cemalin
sübhanellezi esra imiş
Saçın velleyli
iza yağşa, gözün ven-necmi ayet-el kübra imiş.
Veş-şemsi zatın,
Ved-Duha sıfatındır senin.
Nurun alâ Nurda
hüviyetin bu alemden kübra imiş.
Senin hakkında
indi Sure-i ayet-el kevser
Deryayı feyzinde
senin kevser bir katra imiş.
Manada senin kadrini bilen bildi kendi kendini
Başın arşı ala da senin ayakların tahtes-sera imiş.
Hilkatı ervahta sensin Enbiyalar, Evliyalar atası
Hilkatı ecsamda Adem ata bu cümleden kübra imiş.
Mucizatın alemde ceryan etmektedir hala gün gibi,
Kur'an'ül Keriym'ül aziym'ül burhan bu cümleden kübra imiş.
Kıl şefaat sen bu gün Enbiyalar, Evliyalar serveri eyle medet.
Bu
güruhu aşıklarına senin bu Bilalin
Nadiriyyül
Kadiri cümleden sonra imiş
Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretleri.
* * *
10- Hadis-i Kudsi:
“Ey
habibim! Sen olmasaydın yerleri gökleri ve bütün mükevvenatı yaratmazdım.”
(Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 334; Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa: 414)
* * *
11- “Adem (Aleyhis-selam)
duasında «Ahir zaman Peygamberi hürmetine beni affet» deyince Allah'u Teâlâ
affetti.” (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 43)
Allahu Teala
Adem (Aleyhis-selam)'a:
-
Ahir zaman peygamberini ne bildin deyince:
-
Beni yarattığında levhi mahfuza baktım senin ismiyin yanında isminle beraber
Muhammed yazılı idi. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 43-44) Bu kendinin yanında çok
sevgili olmasa ismini isminle birleştirip onun ismini (La ilahe illallah
Muhammed Resulullah diye) yazmazdın ondan bildim dedi.
Ben
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e mahsus olup diğer hiç bir
peygambere, ümmete yaratığa nasib olmayanları yazıyorum. Peygamberimiz
(sallallahu aleyhi vesellem) bunlarla övülür. (Bunlarla övmeyen) Sadece zahirde
kaşı şöyle güzel, gözü böyle güzel, huyu şöyle güzel diye diğer insanlardaki
olabilecek vasıflarla övmek Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
eksikliktir. Bir profösöre alfabeyi biliyor demek eksiklikse Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i insanlardaki olan vasıflarla övmek öyle eksikliktir.
* * *
12- “Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:
-
Allah'u Teala'ya bütün ümmetlerin affı için yalvaracağım, Allah'u Teâlâ benim
hürmetime cehennemde La ilahe illallah diyeni bırakmayacak hepsini cennete
koyacak.” (Kütüb-i Sitte, Cild14, Hadîs No: 5091; İmam-ı Şa'rani
«Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadîs No: 342, Sayfa: 229)
* * *
13- “Ümmetine
leyle-i kadir gibi bir gece nasib ettik. (Altı Parmak kitabı) kadir gecesi bin
aydan hayırlıdır. (Sure-i Kadir, Ayet 1-5) bu müjde eski ümmetlere yoktu.
* * *
14-“Allah'u Teâlâ
Adem'i, Nuhu ve A'li İbrahim'i ve A'li İmran'ı bütün dünyalar
üzerine ihtiyar kıldı. Ve bunların arasından Muhammed Mustafa'yı yüce eyledi ve
yer ehlindende bahtlı kıldı. Bütün yaratıklardan onu kendisine yakın ve sırri
hazinesine güvenli emin kıldı. Sonra meleklere Muhammed'e hizmet edip kulluk
etsinler diye ferman kılındı.” (Siyer-i Nebi, Cild 1, Sayfa: 38)
* * *
15- Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismi Tevrat'ta Miza, Zebur'da Nûra, İncil'de
Hûra, Kur'an'da Ahmed-Muhammed gökyüzünde Mahmud, arz yüzünde Beşir, cinler
indinde Nezir (korkutucu) cennette Ebu'l-Kasım, cehennemde Dai (dava
edici)'dir. (Siyer-i Nebi, Cild 1, Sayfa: 38)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in 200 kadar ismi var. Bu isimlerin her birisi bir
alemde bir yerde söyleniyor.
* * *
16- “Allahu Teâlâ
bana ilmi beyan ve tevhid-i asan eyledi. Melaikesini benim imdadım için
gönderdi.” (Sure-i Enfal, Ayet 9; Sure-i A'li mran, Ayet 13, 24; Sahih-i Buhari
Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadîs No: 1564-1565; Altı Parmak kitabı, sayfa: 391)
Allahu
Teala melekleri diğer peygamberlerin ümmetleri azınca onlara bela verip onları
yere batırmak için görevlendirdi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ömür boyu ve kıyamete kadar
onun ümmetine harplerde yardım için aynı melekleri görevlendirdi.
Hadisi
Kudsi: Ya Muhammed! Senin bu askerinin, ordunun devamı olan senin sünnetini ve
senin ashabının yolunu tam takib eden ümmetinin edeceği harplerde kıyamete
kadar sıkılanlara da aynı yardımı
yapacağım. (Benzeri Altı Parmak, Sayfa: 76) Günümüzde dünyanın en süper devleti
ile harb eden Afganlılar ve Çeçenler bunun büyük bir örneğidir.
* * *
17- “Senin ümmetine
cum'ayı verdim.” (Sünen-i Neseî, cild 3-4, Hadis No: 1367)
* * *
18- “Allahu Teala ümmetim
için tevbe kapısını kapamadı. Havzı kevseri bana verdi.” (Altı Parmak Kitabı,
Sayfa: 391; Sure-i Kevser, Ayet 3)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetine tevbe kapısı kapanmıyor. Halbuki
kıyamete yakın tevbe kapısının kapanacağına tevbelerin kabul olmayacağına dair
bir çok deliller yazılar var. İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in ümmetine tevbe kapısı kapanmıyor.
Allah
bir diyenler kitap ehli Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ümmetiyim
deyip pasif davrananların vb.. olanların hepsine tevbe kapısı kapalı olacak,
kafire tevbe kapısı zaten kapalı diyenlere Yunus (Aleyhis-selam)'ın ümmeti
kafirdi dua etti tevbeleri kabul oldu. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 195)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetine bu tevbe kapısı kıyamete
kadar kapanmayacak.
* * *
Hadîs-i Şerif:
Enes
bin malik (Radiyallahu anhu)'den Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle
buyurdu:
-
Benim havuzumda göğün yıldızları sayısınca ibrikler vardır.” (Sünen-i Tirmizî,
Cild 4, Hadîs No: 2559)
* * *
Ebu Sellam
El-Hubşi (Rahimehullah)'dan rivayet edilmiştir, dedi ki:
Ömer bin Abdülaziz bana haber göndermişti; posta
beygirine bindiri (lerek gönderil)'dim. Ebu Sellam Ömer bin Abdulazizin yanına
girince:
- Ey mü'minlerin reisi! dedi. Posta beygirine binişim pek
zahmetli oldu. Ömer bin Abdulaziz dedi ki:
- Ya Eba Sellam! Sana zahmet etmek istemezdim. Fakat
havuz hakkında Sevban (Radiyallahu anhu) tarikiyle Resulullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'dan rivayet ettiğin bir hadisin bana ulaşmıştır; (bu hadisi)
bana şifahi olarak kendi ağzından anlatmanı istedim. Ebu Sellam şöyle dedi:
- Sevban (Radiyallahu anhu) Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem)'dan şöyle buyurduğunu bana anlattı: Benim havuzum Aden'den Belka
Ammanı'na kadar uzanır, suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır.
Kadehleri göğün yıldızları sayısıncadır. Her kim ondan bir yudum içerse bundan
sonra ebediyyen susamaz. Havuzun başına gelecek ilk insanlar başları dağınık,
elbiseleri kirli, refah içinde yaşayan kadınlarla evlenemeyen ve kendilerine
kapı açılmayanlardır Kıyamete kadar
bunlar devam eder.
Ömer
bin Abdülaziz dedi ki:
- Fakat ben, refah içinde yaşayan kadınlardan evlendim ve
bana kapılar da açıldı. Abdülmelik'in kızı Fatıma ile evlenmiş bulunuyorum. Şu
kadar var ki ben, dağınık olmadan başımı yıkamam ve cesedime değen elbisemi de
kirlenmeden yıkamam.” (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2561)
Ben herkese şefaat ederim ashabıma kötü söyleyenlere
şefaat etmem.
Bu hadis sadece
ashabları içermiyor. Çünkü bu zat ashab değildir ne
muhacirdir, ne de ensardır.
* * *
Allahu Teâlâ her
peygamberin bir duasını kabul etti. Benim duamı kıyamette şefaat için
verdi. Ümmetimin günahı kebairine şefaat ederim.” (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 496;
Kütüb-i Sitte, cild 13, Sayfa: 82; İslamda Helaller ve Haramlar, Cild 2, Hadîs
No: 1439, Sayfa: 725, 726; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadîs No: 4307;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadîs No: 4598)
Şefaat etmek şöyledir. Şefaat edilecek kimse şefaat
edilecek şekilde olmalı. Yani bu dünyada iken şefaat edecek kimseye dil
uzatmayıp onun lisanen de olsa savunuculuğunu yapması lazımdır. Şefaat
edilmeyecek kimseye bütün peygamberler şefaat edeyim dese edemez.
Pişman olduk yaptık hata bir defa
Rica edip yalvarıyoruz aha
Ahirette bize yaptırma cefa
Kıl
şefaat ya Muhammed Mustafa.
* * *
Kıyamette görünür bu eserin
Livaül Hamdin var gölgesi serin
Pek çok soğuk tatlıdır hem kevserin
İçir
bundan ya Muhammed Mustafa.
* * *
Peygamber
çok hesab olmaz sayısı
Bunların
beyisin sen hem reisi
Cümlesinin
sensin şefaatçısı
O
dar günde ya Muhammed Mustafa.
Gözlerim
seni meydanı mahşerde
Herkes
nefsim vay nefsim der şaşarda
Sancak
altına al koyma dışarda
O
dar günde ya Muhammed Mustafa.
Hu
deyip hu dinle bul anınla gurbetiy
Enbiyalar,
evliyalar buldu anınla vuslatı
Ey
gönlüm, sen de hu zikri ile eyle daim ülfeti
Keşfola
bu vücudum mülküne esrarı hu.
* * *
Ya Resulullah yüzüme vurma yüzüm karasın
Aşık
olan canı dilden maşukunu arasın
Cenneti
A'lada bize cemalin gösteresin
Hasretinem ya Muhammed Hasretinem hasreta
Atam
anam tatlı canım yoluna olsun feda
Şükür
bizi ümmet etmiş sana ol bari Hüda
Ben bu aşkdan dönmezem ki yaksalar beni od'a
Hasretinem ya Muhammed Hasretinem hasreta
Hürmetin bildim bu gün Hakka feryad eyledim
İtikadım
ihlas ile kalbimi pak eyledim
Mal,
mülk can yolunda hep terk eyledim
Hasretinem ya Muhammed Hasretinem hasreta
Hürmetin
çün dendi ancak kafi nun,
Ayağına
secde kıldı inüben ay ile gün
Biz
zayıf ümmetine in'am, ihsan et bugün
Hasretinem ya Muhammed Hasretinem hasreta
Aklı olan gece-gündüz durmaz seni fikreder
Gökte melek yerde insan daim ismin
zikreder
Sana ümmet olan her halına her gününe şükreder
Hasretinem ya Muhammed hasretinem hasreta
* * *
Ta
kıyamet haşrolunca arasatın dehşeti
Nefsi
nefsi çağrışırlar cümlesinin ümmeti
Ol Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali'nin hürmeti
Kıl şefaat ya Muhammed Şah-ı Sultanı Resûl.
Ravza-i Nur-u Münevver bu gün geldi hem yanıma
Ya Resulullah medet eyle mahşerde benim
feryadıma
Atam anam gavmi kardeş hem abû ecdadıma
Kıl şefaat ya Muhammed şahı Sultan-ı
Resul.
Söyler sözün Hakka dertli Bilâl'im
Ağlar gözüm yaşı durmaz melâlim
Cümle alem bilmedi başımdaki bu halim,
Hasretinem ya Muhammed Hasretinem hasreta
Hacı
Muhammed Bilal-i Nadir Hz.
* * *
Hadîs-i
Şerif:
“Yine
Sahiheyn ve Tirmizi'nin Ebu Hüreyre'den kaydettikleri bir rivayet şöyledir:
«Biz
bir davette Resulullah ile beraberdik, Ona sofrada hayvanın ön budu(ndan bir
parça) ikram edildi. Bud hoşuna giderdi. Ondan bir parça ısırdı ve:
- Ben
kıyamet günü Ademoğlu'nun Efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor
musunuz? (Açıklayayım) Allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte
toplar. Bakan onlara bakar çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır gam ve
sıkıntı insanların tahammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecekleri dereceye
ulaşır. Öyle ki insanlar:
«İçinde
bulunduğumuz şu hali görüyor musunuz? Sizlere şefaat edecek birini görüyor
musunuz?» demeye başlarlar. Birbirlerine:
«Babanız Adem var» derler ve ona gelerek:
«Ey Adem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi
eliyle yarattı. Kendi ruhundan ona üfledi. [Bütün isimleri sana öğretti]
Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. (Allah
katında itibarın makamın var) Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz
mısın? Bizim şu halimizi başımıza şu geleni görmüyor musun? derler. Adem
(Aleyhis-selam)'de:
«Bu gün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar
öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim
yüzüm yok, çünkü cennette iken Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti.
Ben bu yasağa asi oldum. [Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten
çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter] Nefsim, nefsim, nefsim!
Benden başkasına gidin. Nuh (Aleyhis-selam)'a gidin!» diyecek. İnsanlar
Nuh(Aleyhis-selam)'a gelecekler:
- Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Resullerin
ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şekûrâ) diye isimlendirdi.
İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun?
Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? diyecekler. (Peygamberin
huzuruna varıp ya Adem şu şu vasıflarla
Allahu Teala seni övüyor, Musa (Aleyhis-selam)'a, diğer peygamberlerin her
birisine Allahu Teala seni şu şu vasıflarla övüyor bize şefaat et dediğinden
anlaşılıyor ki bunlar alim, okumuş ve onları bilen kimselerdir, cahil kesim
değildir.)
Nuh
(Aleyhis-selam)'da şöyle diyecek:
«Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar
öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. Benim bir dua hakkım
vardı. Ben onu kavmimin aleyhine (beddua olarak) yaptım.
Bir de
oğlum Kenan boğulurken:
- Ya Rabbi! Benim ehlimi evladımı, sen suya gark
etmeyecektin. Benim evladım boğuluyor dedim ve gemiyi oğlumdan tarafa çevirdim.
Allahu Teala:
- Ya Nuh! Ben seni aklı selime çekiyorum. (Sure-i Hud,
Ayet 46) Sen cahillerden oluyorsun. Kim senin gemine bindi ise evladın odur.
Senin gemine binmeyen evladın değildir dedi. O tekdir gibi tekdir eder diye
korkuyorum.
Nefsim, Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim
(Aleyhis-selâm)'a gidin! diyecek. İnsanlar İbrahim (Aleyhis-selam)'a
gelecekler:
«Ey İbrahim! Sen Allah'ın Peygamberi ve arz ahalisi
içinde yegane Halilisin. Allahu Teala'ya en sevgilisin. Allahu Teala Bize Rabbin nezdinde şefaat et.
İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? diyecekler. İbrahim (Aleyhis-selâm)
onlara:
«Rabbim bu gün çok öfkeli. Bundan önce bu kadar
öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. (Şefaat etmeye
kendimde yüzde bulamıyorum çünkü ben) üç kere yalan söyledim» deyip, Bu
yalanlarını birer birer sayacak, sonra sözlerine şöyle devam edecek:
«Nefsim, Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin Musa
(Aleyhis-selam)'a gidin! İnsanlar Hazreti Musa (Aleyhis-selam)'a gelecekler
ve:
«Ey
Musa! Sen Allah'ın peygamberisin Allah seni risaletiyle ve hususi kelamıyla
insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun! İçinde
bulunduğumuz hali görmüyor musun? diyecekler. Hazreti Musa'da:
«Rabbim
bu gün çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi. Bundan
sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de
yok. Çünkü) ben öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım.
Musa (Aleyhis-selam) dedi ki: Firavunun adamı ile dövüşen
bir adamı kurtarmak için bir yumruk vurdum, adam öldü. Halbuki o adamı
öldürmekle emrolunmamıştım. Şöyle dua ettim:
- Ya Rabbi! Bana karşı geldiği için bunu affet. Ben
senden emirsiz bunu öldürdüğüm için beni affet dedim. (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 5092)
Bu
gün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir. Nefsim
Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Hazreti İsa (Aleyhis-selam)'ya gidin!»
diyecek. İnsanlar Hazreti İsa'ya gelecekler ve:
«Ey İsa! Sen Allah'ın peygamberisin ve Meryem'e attığı
bir kelamısın ve kendinden (Allah'tan) bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken
insanlara konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu
hali görmüyor musun? diyecekler. Hazreti İsa (Aleyhis-selam)'da:
«Bugün Rabbim çok öfkeli. Daha önce bu kadar öfkelenmedi,
bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek!» diyecek. (Hazreti İsa şahsıyla
ilgili bir günah zikretmeksizin) - Bir başka rivayette- [Beni Allah'tan ayrı bir ilah edindiler.
Bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter!) Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden
başkasına gidin! Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gidin diyecekler.
İnsanlar Muhammed Aleyhis-selatü Vesselam'a gelecekler bir diğer rivayette:
«Bana gelirler!» denmiştir - ve:
«Ey
Muhammed! Sen Allah'ın peygamberisin bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah
senin geçmiş-gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde
şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? diyecekler. Bunun
üzerine ben Arş'ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken
Allah benden önce hiç kimseye açmadığı medhu senaları benim için açacak. [Ben
onlarla Rabbime medhu senalarda bulunacağım] sonra:
«Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (istediğin)
sana verilecek! Şefaat taleb et, şefaatın yerine getirilecek! denilecek. Bende
başımı kaldıracağım ve: «Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim
ümmetim!» diyeceğim. Bunun üzerine:
«Ey
Muhammed! Ümmetinden üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki
kapıdan içeri al (ümmetinden başka diğer ümmetleri cennete al diyecek. Çünkü
bütün ümmetler Adem (Aleyhis-selam)'dan kıyamete kadar gelen hepsi kendine
şefaatçi arıyor. Onların hepsine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
şefaat ediyor ve kurtarıyor.) Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara
ortaktırlar denilecek.
Nefsim
kudret elinde olan zat-ı zülcelal'e yemin olsun. Cennet kapısının kanatlarından
iki kanadının arasında ki mesafi Mekke ile Hacer arasındaki veya Mekke ile
Busra arasındaki mesafe kadardır.” (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 5092;
Sayfa: 410-412)
* * *
“Hazreti
Enes (Radiyallahu anhu) anlatıyor Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
-
İnsanlar (kıyamet günü) diriltilecekleri zaman yerden ilk çıkacak olan benim.
Onlar (huzur-u ilahiye) geldiklerinde (onlar adına) hatipleri (onların namına
konuşan) ben olacağım. (Allah'ın rahmetinden) ümidlerini kestiklerinde (rahmet
ve mağfireti) onlara ben müjdeleyeceğim. O gün Liva-ül Hamd (şükür sancağı)
benim elimde olacak. Ademoğlunun Allah'a en kerim olanı da
benim. Bunda fahr övünmek yok.” (Kütüb-i Sitte, Cild12, Hadîs No: 4347)
Bu gibi hadislerin bazılarında Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem): «Ma iftihar» iftihar, övünmek için söylemiyorum. Anlatmak
için söylüyorum buyuruyor.
Kıyamet
gününde mahşer yerine,
Yeşil
sancak ile gelir Muhammed
Mü'minler
müjdeler birbirlerine
Yeşil
sancak ile gelir Muhammed.
Gelin
bizde gitmeyelim ırağa
Hazrete
varmağa ak yüz gerek
Medine'den
kalkar biner burağa
Yeşil
sancak ile gelir Muhammed
Bulun
mürşidi de yapışın ele
Mürşidsiz
varılmaz ol doğru yola
Hasan
Hüseyin dört yarı bile
Yeşil
sancak ile gelir Muhammed
Ak
sakallı pirler olmuş yiğitler
Cennetin
içinde var burak atlar
Huri
ile gılman yolumu bekler
Yeşil
sancak ile gelir Muhammed.
Bu
ömrün güneşi doğa dolana
Bunda
ettiklerin anda biline
Aşık Yunus
Emre bile buluna
Yeşil
sancak ile gelir Muhammed.
Yunus EMRE.
* * *
Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurmuşlardır:
- Kıyamet günü ben gelirim Ali de benimle beraberdir.
Elinde Liva'ül-Hamdi tutar. Liva'ül-Hamd adındaki sancağım, biri sündüsten ve
biri istebraktan olmak üzere iki parçalıdır. Bir kimse kalktı:
- Ya Resulullah! Babam, anam sana feda olsun. Hazreti Ali
Liva'ül-Hamd'i (Hamd sancağını) taşıyabilir mi? dedi. Server-i alem:
- Nasıl taşıyamasın ki, ona üstün hasletler verilmiştir.
Onun sabrı benim gibidir. Güzelliği Yusuf (Aleyhis-selam) gibidir. Kuvveti
Cebrail (aleyhis-selam) gibidir. Ali bin Ebi Talib Liva'il Hamd'i elinde tutar.
Kıyamet günü bütün mü'minler sancağın altında bulunur, buyurdu. (Dört Büyük
Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi), Menkıbe 11, Sayfa: 285; Mir'at-ı
Kainat, cild 1, Sayfa: 468)
* * *
“Hz. Cabir (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- Bana beş şey verilmiştir ki, bunlar benden önceki
peygamberlerden hiç birine verilmemiştir.
Her peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Ben
ise kırmızılara (acemlere) ve siyahlara (araplara)da gönderildim.
Ayrıyeten insin, cinnin, 18 bin alemin bütün mahlukatın
peygamberidir. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 51-52)
Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden
öncekilerden kimseye helal değildi. Yer bana tahur, pak ve mescid kılındı. Her
kim namaz vaktine girerse, nerde olursa olsun namazını kılar. (Evvelki
peygamber ümmetlerinin ibadeti ancak ibadet hanelerde kabul olurdu. Bana
ümmetime dünyanın her yeri ibadethane oldu. Nerede ibadet yaparlarsa kabul
olunur.
Ben bir aylık mesafede olan düşmanımın içine düşen bir
korku ile yardıma mazhar oldum. (Bir aylık yoldaki düşmanımın moralini Allahu
Teala kırdı bu zaferlere çabuk kavuştum.)
Bana şefaat etme yetkisi verildi. (Kütübi Sitte,
Cild12, Hadîs No: 4349; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 669)
Her
ümmete ben şefaat edeceğim. Biraz evvel okuduğumuz hadiste Allahu Teala'nın
öfkelendiği zaman her peygamber kendi kendini kurtarmaya çalışıyordu. Ben
hepsine şefaatçı oldum demektir.
Hem
de peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e verilen şefaat etme yetkisi
sınırsız yetkisiz, ölçüsüzdür. Diğer peygamberlerin ki sınırlıdır. Ölçülüdür.
Ancak şefaat edebilecek özellikleri taşıyan şefaat edecek kimsede olsun kafi.
* * *
Hazreti
Huzeyfe (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
-
İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık.
a-
Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı.
b- Arzın tamamı
bize mescid kılındı.
c-
Toprak bize, su bulamadığımız zaman tahur (temiz ve temizleyici) kılındı.
(Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4350; (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadîs No:
672, sayfa: 946; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 763; Sahih-i Buhari
Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadîs No: 223; Sünen-i Ebu Davud, Cild 2, Hadîs No:
489))
Ayet:
Teyemmümde hiç bir şüphe yoktur. O saittir, doğrudur. (Sure-i Nisa, Ayet 43)
Teyemmüm
ve her yerde namaz kılmak ibadet etmek
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hürmetine sadece onun ümmetine
verilmiştir.
* * *
“Ebu
Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
-
Her peygambere mutlaka insanların
inanmakta ola geldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. Ama bana
verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple
kıyamet günü diğer peygamberlere nazaran etbaı en çok olan peygamberin ben
olacağımı ümid ediyorum.” (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4351)
Ümmeti
taraftarı en fazla olan ben olacağım. Cebrail (Aleyhis-selam) yeryüzüne
peygamberler için otuzaltıbin sefer inmiştir. Yirmisekizbini Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) için, sekizbin seferi diğer peygamberler için
inmiştir. Bunun altıbin küsuru ayetler için bir onun kadarda hadisi kudsiler
için inmiştir. Her inmeye bir çok hadisi kudsileri söylediği olmuştur.
Diğerleri Allahu Teala'dan Peygamberimize selam, müjdeler, Allahu Teala ile
kendi arasında olan şifreli haberlerdir. Cebrail (Aleyhis-selam) ayrıyeten üç
kitap için inmiş her inmede bir çok ayetler indirmiştir. Suhuflar ise Cebrail
(Aleyhis-selam)'ın indirmesi değil. Peygamberlerin ezberlerinde incil, tevrat,
zebur olur. Hiç akıllarından çıkmaz o bozulan kavmi düzeltmek için ezberindeki
olan kitabı tevrat zamanında ise tevratı, zebur zamanında ise zeburu Cebrail
(Aleyhis-selam) o peygamberlere neler söyleyeceğini haber vermiş. Misal: Üzeyr
(Aleyhis-selam) yüz sene yattı, (Mir'at-ı Kainat Cild 1, Sayfa: 282) 40 yaşında
yatmıştı oğlu yirmi yaşında idi. 140 yaşında
kalktı. Oğlu 120 yaşında idi. Kavmine:
-
Ben Üzeyr'im diye söyledi, kimseyi inandıramadı. En son kendine:
-
Tevrat bir tek peygamberlerin ezberlerindedir kimse ezberine alamıyor, Tevratı
baştan sona okursan senin Üzeyr olduğunu biliriz dediler. Üzeyr (aleyhis-selam) tevratı ezbere okuyunca
bildiler ki Peygamberdir, Üzeyir'dir.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e Allahu Teala hiç duraklamaksızın her şeyinde
vahyetmiştir. O birlerinin ölçüsü, sınırı var Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in kinde sınır yoktur. Allahu Teala ile karşılıklı en fazla konuşan
Musa (Aleyhis-selam)tır. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 123) Ömür boyu konuştuğu
binbir soru binbir cevaptır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir
gece miraca çıkınca Allahu Teala ile doksanbin soru doksan bin cevap konuştu.
Ömrünün diğer zamanlarındaki konuştuğunu buna göre kıyasla!
* * *
Yine
Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
-
Ademoğlu nesillerinin en temizinden süzüle süzüle gelerek içinde bulunduğum
nesilde ortaya çıktım.” (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4352; Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 412)
Benim
neslimden hiç kimse nikahsız olarak çocuk dünyaya getirmedi. Kafirin ise nikahı
olmaz. İbrahim (Aleyhis-selam)'in babası kafirdi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in babasının, annesinin, amcasının müslüman olmadıklarını
iddia ederler. Bu hadise göre kafirin nikahı olmaz. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) babası, annesi, amcası kafir değil, mü'mindi. Ama İsa'nın
ümmetinden idiler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in onları kabirde
diriltip (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 652; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa:
306; İbn-i Abidin, Cild 9, Sayfa: 25) şehadet kelimesi getirttirmesi müslüman etmek
için değil kendi ümmetinden etmek içindi.
* * *
“Hazreti
Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdular ki:
-
Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali şu adamın misali gibidir:
Adam
mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri
boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp):
-
Bu eksik kerpiç konulmayacakmı? der. İşte ben bu kerpiçim ben
peygamberlerin sonuncuyusuyum.” (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4353)
Bütün
peygamberlerle bina tamamlandı. Köşelerinin birine bir taş konmamış. Bina eksik
örülüyor. Benim yeryüzüne gelmemle o köşedeki taş tamamlandı.
* * *
“Hazreti
Enes (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
-
Ben kıyamet günü cennetin kapısına gelip açılmasını isterim. Hazin (kapıcı
melek):
- Sen kimsin?
diye seslenecek. Ben:
- Muhammed'im derim. Bunun üzerine:
- Sana açıyorum senden önce kimseye açmamakla emrolundum
diyecek.“ (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4354)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e cennetin
kapısı ilk defa açılır. Ümmeti girer ondan sonra bütün herkes girer. O zamana
kadar cennetlikler cennetin içi ile dışı arasında bir bekleme salonu vardır
ancak o bekleme salonuna girerler.
Hadis-i
Şerif:
«Alimlerle
abidleri mahşer yerine getirirler. Alimlere:
-
Siz burada tevakkuf edin, durun bekleyin. Dünyada iken sizin için şefaat yardım
bekleyen arkadaşlarınız vardır. Allahu Teala size şefaat etme izni verdi.
(Sure-i Bakara, Ayet 255) Kaç kişiye şefaat etme izni verdi ise o kadar kişiyi
bildiklerinizden, cehennemlik olanlardan kurtarın cennete götürün. (Bu büyük
evliyaullahlaradır.)
Abidlere
derler ki: Sizin burda beklemenize bir lüzum yok. Sizin dünyada iken çalışıp
kazandığınız cennet şu istikamettedir. Oraya gidin orada bekleyin onlar
cennetin kapıcısı Rıdvan'a gelirler. Rıdvan bunlara:
- Siz ne çabuk geldiniz, siz mahşeri , mizanı,
sıratı görmediniz mi? Onlar:
-
Biz kabrimizden kalktığımızda Allahu Teala bizim için elbise, tac, ve bu
burakları göndermişti. biz tacı, elbiseyi giyip buraklara binip geldik derler.
Buraya kadar hadis-i şerif'tir. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz
bandından alınmıştır.)
Bilal
Babam bu hadisi tahlil ediyor. İlk cennete girecek Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'dir. Bunlara da : «Siz oranın meyvalarından yeyin ve bizi
bekleyin dediğinden anlaşılıyor ki orasa ne cennetin içi ne dışı şimdiki
deyimle bekleme salonu. Orda meyvaları yerler, geriden gelecek Peygamberimiz
(sallallahu aleyhi vesellem) ve büyük zatları beklerler. Cennetin içine girene
bekleyin denmez, o varacağı yere vardı ama uzun bir yola gidecek bir kimseye
sen filan yerde bizi bekle denir. Buna göre onların beklediği yer şimdiki
deyimle bekleme salonudur.
* * *
“İbnu
Amr İbni'l-As (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) (Hz. İbrahim'in duası olan):
-
Ey Rabbim! Şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana
uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse şüphesiz ki sen
çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin. (İbrahim 36) mealindeki ayeti ile
Hazreti İsa'nın duası olan: Eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır.
Eğer onları bağışlarsan elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen herşeyi
hikmetle yaparsın.” (Maide 113) Mealindeki ayeti tilavet buyurdu ve ellerini
kaldırdı şöyle yalvardı:
-
Allah'ım! Ümmetimi (mağfiret et) ümmetimi (mağfiret et) ve ağladı. Allah'u
Teâlâ Hazretleri:
-
Ey Cibril! Muhammed'e git dedi. - Rabbin bildiği halde- niye ağladığını sor!
diye emretti. Cebrail (Aleyhis-selâm) O'na gelip niye ağladığını sordu. Rabb
Teâlâ'ya dönüp Muhammed'in ne söylediğini (O çok iyi bildiği halde) haber
verdi. Bunun üzerine Allah'u Teâlâ Hazretleri:
-
Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: «Biz seni ümmetin hususunda razı
edeceğiz, asla kederlendirmeyeceğiz.” İstediğin kadarını cehennemden kurtar.
(Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4362)
Ayet:
«Sana Rabb'in şefaat etme izni verecekte hoşnut olacaksın.» (Sure-i Duha, Ayet
5)
* * *
Allah'u Teala
Hazretleri bütün Peygamberler ile aleyhimüs-selam sözleşti ki, «sizden biriniz
ahir zaman Peygamberi Muhammed Mustafa'nın zamanına yetişirseniz ona tabi
olunuz. Ona uyunuz, ona yardım ediniz.
Eğer bu
peygamberlerden biri onun zamanına rastlasa idi ona uymaktan başka şey caiz
olmazdı.
Nitekim kendileri buyurdular:
Eğer Musa
(Aleyhis-selam) diri olsaydı bana (tabi olmaktan) uymaktan başka bir şey
yapmazdı. (Altı Parmak, Sayfa: 49)
Hakk Teala
Hazretleri her peygambere hitap ederken isimleriyle hitap etti.
Adem Aleyhis-selam'e Ey Adem! Zevcenle
cennette otur, buyurdu.
Musa'ya:
Ey Musa! Seni insanlar arasından seçtim buyurdu.