PEYGAMBERİMİZ (SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM) BİZİM GİBİ İNSANDIR DİYENLERE

 

Evet o bir insandır. Hem de bizim gibi. Ama hiç bir yaratıkta olmayan hiç kimseye nasib olmayan bir çok özellikler Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de mevcuttur. Çok mühim bir alet yapan kimseye baya, basit bir insandır dersen onun bizden şu üstünlüğü var. Şu aleti yaptı derler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'inde bizden üstün yaratılan bir çok özellikleri vardır. Bunlar saymakla bitmez. Bir kısmını yukarda yazdık. Bunlar göz önüne alınırsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bizim gibi bir adamdı demek çok hatalıdır. Bir çoban ben padişahım derse kimse inanmaz. Bir padişah ben çobanım derse yine kimse inanmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de bizim gibi bir adamdı demeyle hakiki bir mü'min inanmaz. Yukarda yazdıklarımız ve bundan sonra da yazacaklarımızdan anlaşılıyor ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah'ın kulu ve Resulüdür beşeriyet, yanılma hali kendinde var. Evet bizim gibi bir adamdır ama Allahu Teala bir çok yönleri ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bütün yaratılan peygamberlerden, melekler, yer ehli, gök ehli, hepsinden üstün tutuyor. Bir tek onun için, onun namına söyleyip yapıp başka hiç bir yaratığa söylemediği onlarda uygulamadığı bir çok şeyler var. Bunları zamanemizin Yezid'i, Vehhabiliği, şiiliği batıl mezheblerden birini savunan alim görünen bir çok din adamları kasıtlı olarak bu yazdığım hadisleri söylemiyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i küçültecek, ayetsiz, hadissiz, hadisi kudsisiz tekerleme sözlerle onu basitleştirmeye çalışıyorlar. Allah'ım onlarıda ayıktırsın, düzeltsin, hidayete erdirsin. (Amin)

* * *

İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hiç bir yaratığa nasib olmayan özelliklerinden bazıları şöyledir:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazretleri buyuruyor ki:

- Benim cenazemi ilk önce Allah'u Teâlâ kılar, sonra melekler, sonra Cebrail, Mikail, İsrafil kılar. Sonra ehl-i beytim sonra ashablar, çocuklar, köleler ayrı ayrı kılarlar. Kimse  benim cenazeme imam olmasın.” (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild-4, Sayfa: 843; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 314; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 761) Bu vasıfta hiç bir yaratıkta yoktur.

* * *

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kendi vefatını söylemesi ve ashabının kendini nasıl yıkayacaklarını söylemesi.” (İslam Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 11, Sayfa:13,17; Altı Parmak, Sayfa: 759-760)

* * *

“Ashab buna taaccub edince Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) cevap verdi.

- O bizim diriliğimizde nasıl imamımızsa ölüncede imamımızdır.” (İslam Tarihi, Cild 11, Sayfa: 103-104; Altı Parmak,Sayfa: 760)

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin demek istediği Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendisi hayatta sağ iken Kudüs'te peygamberlerin ruhlarına imam oldu. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 250) Şimdi de ruhu bize imam oldu. Bazı kimseler Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in cenazesini kıldırdığını söylerler. Bu çok yanlıştır.

* * *

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) elbisesinin çıkarılmamasını elbisesi ile yıkanmasını söyledi.” (İslam Tarihi, Cild 11, Sayfa: 17; Altı Parmak, Sayfa: 759-760)

Ölüyü yıkamak ümmete sünnet kalsın diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elbisesi çıkarılmadan elbisesinin içinde yıkandı. Şehidler elbisesi ile defn olunur. Kendisi vefatından 15 sene evvel bir kafir kale kumandanın karısı müslüman oldum dedi. Kuzuyu zehirledi, peygamberimize yedirdi. Bir lokma yeyince kuzu lisana geldi:

- Yeme benden ya Resulullah! Ben zehirliyim dedi. O bir lokma et midesinin bir köşesinde 15 sene bekledi. Vefatına yakın midesine geldi. Onunla zehirlendi vefat etti. (Şevahidün-Nübüvve, sayfa: 127-128) Küffar elinden şehidlik (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1061) Allah yanında en yüksek derece olduğu için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e de şehidliğin en yüksek makamını  vermek için Allahu Teala böyle yaptı. Onun için ümmete sünnet kalsın diye yıkandı. Şehid olduğu için elbisesi çıkarılmadı. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 316;s Altı Parmak, Sayfa: 759)

 

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in İntikama Gücü Yettiği Halde Affedip Bağışlaması ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) 'in hiç kimseyi incitmediği, hiç kimseden incinmediğini söyleyenlere

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 36 sefer kafirlerle harp etti. Onları öldürdü mallarını aldı, kendilerini esir etti. Bunlar incinmedi mi bunlar  yalan mıydı. Demek ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) müslümanı incitmez müslümandan incinmezmiş.

Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu) şehid edilip Hind kadın Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu)'nın karnını yarıp çiğerini çıkartıp çiğ çiğ Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in gözleri önünde yedi. (Altı Parmak, Sayfa: 563) Çünkü Mekke'nin beyler beyi Ebû Süfyan'ın karısı olan Hind'i kadının çok yakın akrabaları Bedir cenginde müslümanlar bilhassa Hazreti Ali ve Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu) tarafından öldürülmüştür.

Hind'i kadın o intikamı almak istiyor. Harb öncesi bütün köleleri toplayıp Muhammed'i, Ali'yi, Hamza'yı kim öldürürse ona yüz deve bahşiş vereceğim demişti. O savaşta oruç olan Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in amcası idi. ne güreşte ne savaş alanında hiç yenilmemişti. Yirmi dokuz kâfir öldürmüş, otuzuncu kâfir Siba ile çarpışıyordu. Harbte korktu derler, diye geriye dönüp bakmak âdeti değildi. Bunu çok iyi bilen Hind'in kölesi Vahşi bir taş arkasına gizlenmiş üzerine doğru vurup kırıp gelen Hazret-i Hamza'nın kendisine arkasını dönmesini bekliyordu. Tam istediği fırsat eline geçince mızrak atmada çok nişancı olan Vahşi mızrağını Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu)'ya attı ve şehid etti. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 563; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadis No: 1585, Sayfa: 207; İslam Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 3-4, Sayfa: 139-140; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 575)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in rüyası çıkmıştı. Harb öncesi demişti ki:

- Bir rüya gördüm, kılıcımın sapına yakın yerden ağzı kırıldı, manası nedir? Yâ Resûlullah dediler:

- Benim çok yakın akrabalarımdan birisi şehid düşecek dedi. Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu):

- İnşaallah o da ben olurum buyurmuştu. (Nura Doğru, Cild 4, Sayfa: 2282) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in amcasının karnını yarıp ciğerini çıkartıp gözlerinin önünde yiyen Hind'i kadını görünce:

- Ey Mekke'liler elime bir fırsat geçerse Mekke'nin ileri gelen beylerinden yetmiş kişiyi keseceğim dedi. Mekke feth edilirken bunu unuttu, beyler teslim olmak istiyor. Hazret-i Halid (Radiyallâhu Anhu) vuruyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) üç sefer dursun diye haber gönderdi, gidenler vursun dedi, sonunda mahkeme etti. [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 8, Sayfa: 267; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 472; Altı Parmak, Sayfa: 673]

- Ben durun dedim, siz niçin vurdunuz? dedi!

Cebrâil (Aleyhis-selâm) geldi:

- Sen amcan Hazret-i Hamza şehid edilip ciğeri gözün önünde yendiğinde Allah'a vaat etmiştin; elime bir fırsat geçerse Mekke'nin ileri gelen beylerinden yetmiş kişiyi keserim demiştin. Onu sen unuttun ama, Allah unutmadı. Halid Allah'ın kılıcıdır. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 605; 663) Kılıcı ile yetmiş kişiyi kesti. Senin de yeminin yerini buldu, dedi. Buna göre öldürülen, şehid edilen bir büyük müslüman zatın yerine kâfirlerden yetmiş kişiyi kesmek caizdir.

Hazreti Hamza'yı şehid eden Hind'in kölesi vahşi idi. Dinimizde vahşi kelimesi insanlıkla hiç alakası olmayan vicdanı, merhameti olmayanlara ve bu gibilere denir. İşte vahşi kelimesinin aslı budur. Vahşi sonradan müslüman olunca Yemen'de «ben peygamberim» diyen  Müseylemetü'l-Kezzab'ı aynı mızrağı ile vurdu ve öldürdü. O zaman işte benim şimdi günahım Allah tarafından af oldu Allah'ın en sevdiği Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcasını şehid ettiysem Allah'ın en sevmediği bu peygamberim diyen Müseylemetül Kezzab'ıda öldürdüm. Bu bunu af ettirir dedi. Bizde yine O'nu Allah'ın rahmetinde biliriz.

Yine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Hazret-i Osman'ı (Radiyallâhu Anhu) Hadibiye mevkiinde Mekke'ye elçi göndermişti. [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 6, Sayfa: 181, 191] Hazret-i Osman kâfirler tarafından şehid edildi, haberi gelince Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kâfirlerle harb etmek için gelin benim elimden tutun biat edin. Şimdi savaşa çıkacağız, harp edeceğim dedi. Silahsızdılar o sebebten harbe cesaret edemediler ancak Ashâb'tan on kişi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in elinden tuttu biat etti.

- Yâ Resûlullah malımızla, canımızla, varımızla senin öl dediğin yerde savaşacağız dediler. Diğer Ashâb silahsız olduğu için gelmedi, bizi görmesin diye bazı münafıklardan develerin arkasına saklananlar da oldu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) mahzundu, dört tane kadın geldi. Onlarda Peygamberimizin elinden tutarak biat edip harbe hazırlandı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) güldü, sevindi. Sebebini sordular buyurdu ki:

- Eğer bu kadınlar burda harbe katılmasa idi, Benim ümmetimden kadınlar savaşa katılmayacaktı, bunlar katıldı ümmetimden kıyâmete kadar savaşa katılacak kadınlar olacak dedi. Hazret-i Osman şehid edilmeyip yolda geliyor, haberi geldi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harbten vaz geçti.

O anda Ey Habibim! O ağacın altında senin elinden tutan sana biat edenlerden Allah razı oldu. Onlar senin elinden tutup biat ettikleri zaman «onların elinin üstünde Allah'ın eli vardı. (Sure-i Fetih, Ayet 10) Her kim bu biatında vefa gösterirse onun için çok büyük ecir ve mükafaat vardır. Ayeti geldi.  Hazreti Osman'da sağ geliyor harp olmayacak. O zaman bütün ashab biz niye Resûlullah'ın elinden tutup biat etmedik diye pişman oldular ve hepsi geldiler. Aynı ağacın altında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden tutup aynı biatı yaptılar. Ama Ayet ilk defa biat eden o on kişi hakkında gelmiştir. Bunlara Aşere-i mübeşşere derler.

Aşır; on, mübeşşere müjdelenen manasındadır. Yani on kişi cennetlikle müjdelenen demektir. Bunlar:

 Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Talha, Zübeyr, Sad ibn-i Malik, Abdurrahman İbnu Avf, Ebû Ubeyde Ubnu'l-Cerrah, Said İbnu Zeyd (Sure- Fetih, Ayet 10) Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadîs No: 4369) Bu on kişinin dışında ayrıyeten dört taneside kadındır onlarda cennetlikle müjdelenenlerdendir , bunlarla ondört kişi olur. Benim bu yazıma bir gazete yazarı itiraz ediyor. Ashâbın tümü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden tuttu, biat etti diye yazıyor ve bizi yalanlamaya çalışıyor.  O yazara soruyorum kaynakları ile yazdığım yazıyada  cevap versinler. (Gazete yazısı ve cevabımız sayfa: 181'den okuyunuz,) Onların görüşü çok yanlış ayet bu on kişi hakkında inmiştir. Öbürleri bizde onlardan olalım diye aynı ağacın altında sonradan biat ettiler. Ben bu Aşere-i Mübeşşere'nin biatını anlatıyorum. Sayın gazete yazarı ashabın tümünün biatını yazıyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mekke'ye Hazreti Osman elçi olarak gönderdi. O gerçek şehid olsa idi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harb etse idi binlerce Mekkeli kâfiri  Hazret-i Osman'ın yerine öldürüp intikamını alacaklardı.

Hazreti Osman Mekke'ye elçi olarak gittiği için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sağ elini, sol elinin üstüne koydu. Osman burda olsa biat ederdi. Sağ elim Osman'ın eli, sol elim benim elim. Osman'ın namına ben bana biat ediyorum dedi ve sağ elini sol elinin üstüne koydu. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 623; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 442-446; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 213) Buna göre huzurda olmayan insana çok sevdiği bir arkadaşı kefareten ben onun namına vekilim, kefilim diye söyleyip onun namına imza atma, iş yapma vs... caiz oluyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mekkeli'lerle harp müttefiki olduğu bir kafir kabilesi vardı. Onlarla şöyle anlaşma yapmıştı. Mekke'liler bize vurursa siz bize yardım edeceksiniz. Size vurursa biz size yardım edeceğiz. Kesinlikle size saldırı bizedir, bize saldırı sizedir, diye müşahede yapmışlardı. Mekke'liler bir gece kabileyi vurdular ve mallarını yağma ettiler. O kabileden bir kişi çıplak ata binmiş, koşturarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldi: O kabile kafir kabilesi olduğu için ya Resulullah demiyor ya Muhammed diye haber veriyor. Şems mevlidi olsa gerek onda aynı bu vakıayı şöyle dile getiriyor:

 

Resulullah tan namazın kılmış idi

Arkasın mihrabına dönmüş idi

Gördüler kim bir atlı hızla gelir

Heybeti ile gayet heybetli gelir

Ya Muhammed Mekke'liler bizi vurdular

Mallarımızı yağma edip aldılar

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ona:

- Sen git kimseye bir şey söyleme o mallarınızı fazlası ile size vereceğim dedi. Ve harp hazırlığına başladı. Mekke müşrikleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldiler:

- Ya Muhammed harp anlaşmasını yeniden yapalım dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onlara:

- Anlaşma bozuldu mu diye sordu. Bozuldu deseler harp olacak bozulmadı dediler.

- Öyle ise niçin anlaşma yapalım dedi. Mekke'liler bu harp hazırlığı bize mi? yoksa Şam'amı nereye diye tereddüt ediyorlardı. Casuslarını gönderdiler, asker ne tarafa gidecek, gizliden takib edin bize de haber verin dediler. Onlar gizliden geldiler. Askerin hangi cihete gideceğini öğrenmeye çalışıyorlardı. Bu hal peygamberimize ayan oldu. 500 atlısı var idi. 500 atlıya sabahtan erkenden siz Şam'a doğru ilerleyin emrini verdi. Onlar Şam yolunda ilerlemeye başladılar. O 500 atlıda Şam feth edilecek zannediyorlardı atları Şam yoluna sürdüler. Mekke casusları onları bir müddet takib etti. Şam'a gittiklerinin tam kanaatına varınca Mekke'ye geldiler. Mekke'nin beyler beyi Ebu Süfyan ve diğer beylere Muhammed'in 500 atlısı vardı, onlar Şam'a harbe gittiler diğer piyadeler arkasından gidecek korkmayın Mekke'de harp yok dediler.

İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) müşriklere ne tarafa harbe gideceğini bildirmiyor. 500 atlıyı Şam'a gönderiyor kafirleri şaşırıyor ve aniden baskın yapıyor. Kafirlere karşı en büyük harb siyasetini yapıyor. Müslümanda siyaset olmaz diyenlere: Müslüman müslümanlara karşı siyaset etmez kafire karşı siyaset eder.

Hadis-i Şerif:

«Harb hiledir.» (Altı Parmak, Sayfa: 719; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 424; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 524)  Harpte hile yapılır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) en yavuz atlardan 17 tane seçmiş onlara adam bindirip bu gece Mekke'yi basıyoruz sabah tan yeri ışımadan bize yetişin haberini o 500 atlıya gönderdi. Piyadelerde Mekke'ye döndü. Sabah namazı ışırken 500 atlı yetişti. VelAdiyatı Dabhan suresi bunu söyler. Ayaklarının altından çıngı çıkıyor. (Sure-i Adiyat, Ayet 2) Şafak sökerken hücumla Mekke'ye girdiler. Onların atlarının ayaklarının nalı taşa çarptıkça çıngı çıkıyordu. Bu mübarek ayette ayaklarından çıkan çıngı ile geldiler. Mahiyetinde söylemektedir. Bir kitapta deve ile hücum ettiler, develerin ayağının altında çıngı çıkıyordu diye yazıyor. Bu söz çok yanlıştır Devenin ayağının altı et taşa çarpmakla çıngı çıkmaz. Atların ayağının altı demir nal, taşa çarpınca çıngı çıkar. Mekke'liler karşı koyamadılar. Dört koldan Mekke basılmış Hazreti Halid ayrı bir koldan vuruyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) emir verdi buyurdu ki:

- Kabe'nin içine giren emniyette olur öldürülmez. Elinde kılıç olup silahını yere atmayan herkesi öldürün isterse kadın olsun emrini verdi.  Bir ashab:

- Ya Resulullah! Benim akrabalarım bey onlar gururlarına yediremezler. Kabe'nin içinde herkesle beraber duramazlar sen müsade et benim evime gelenlerde emniyettedir de. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o zatın ismini söyleyerek Bunun evine gelenlerde emniyettedir dedi. Beyler onun evine toplandı. Beylerin akrabaları kendilerini müslüman etmek için yanlarında uğraşıyorlar. Hepsini ikna ettiler tek tek gelip müslüman oldular. Mekke'nin beylerbeyi Ebu Süfyan ile Ebu Cehil'in oğlu Akreme müslüman olmamak için direniyorlardı. Müslümanlarda bilhassa bu ikisi üzerinde duruyorlar. Birisi Mekke'nin beyler beyi Ebu Süfyan, birisi Ebu Cehil'in oğlu. Bunun ikisi müslüman olursa diğerleri müslüman olmada direnmezlerdi. Ebu Süfyan'ı Peygamberimizin huzuruna getirdiler şehadet kelimesi getir diye akrabaları yumrukla böğürlerine vuruyorlardı. O:

- Ben La ilahe illallah derim de Muhammed Resulullah demek bana ağır geliyor diyordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kılıcı bir karış kadar çekti. Peygamberimizin gözüne baktı. İşaret bekliyordu, zorla Muhammed Resulullah dedirttirdiler, daha sonra Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Ebu Süfyan La ilahe illallah derim Muhammed Resulullah demem dediği zaman ölümü hak etmedi mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ölümü hak etti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Ben senin gözüne baktım. Bir işaret bekledim niçin bana işaret etmedin? Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem):

- Yeryüzüne gelen peygamberlerin içinde işaretle konuşan bir peygamber gelmemiştir. Onun için bende işaret etmedim.

Ebu Cehil'in oğlu Akreme'yi müslüman etmek için yanındakiler Peygamberimize getirince müslüman ol şehadet getir yoksa seni öldüreceğiz diyorlardı. Akreme Peygamberimize «Ben ömür boyu çok zina ettim, yine kölelerimden hizmetçilerimden sinirlenip onlar haklı ben haksız olduğum halde çok adam öldürdüm. Ve diğer günahlarını saydı. Ben şimdi islam dinine dönersem benim bu günahlarımın af olup cennetlik olacağıma bir garanti verirseniz müslüman olurum. Yok müslüman olsamda yine cehennemde yanacaksam atamın dedemin dinini niçin terk edeyim. Bir can içinde size minnet etmem beni dilediğiniz gibi öldürün diyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sükut etti. Af olur cennetlik olursun dese, diyemiyor. Af olmaz dese müslüman olmayacak. Düşünürken Cebrail (Aleyhis-selam) geldi ve bu ayeti getirdi:

“Her kim haksız yere adam öldürürse, zina ederse vaad olsun onu esama cehennemine atar yakarım yalnız tevbe eder ameli salih işler Allah'ın sevdiği en güzel amelleri işlerse o tevbesinin üzerinde tam durur, günah işlediği arkadaşları terkeder, Allah'ı sevenlerden kendisine yeni arkadaş tutarsa onun günahlarını af etmeden başka sevaba çeviririm.” (Sure-i Furkan, Ayet 68-70) ayeti indi ve Ebu Cehil'in oğlu Akrame'de müslüman oldu.

Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yetmiş tane mektubu müslüman olmaları için krallara, göndermiştir. Bunlardan bir tanesi de Mute'de bulunan Rum imparatorunun baş kumandanına göndermişti. Baş kumandan Şurahbil b. Amr Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) elçi olarak müslüman etmek için mektupla Mute'deki bulunan Rum imparatoruna gönderdiği Ben-i Lihb'lerden Haris b. Ümeyr'in Ezdi isimli sahabeyi öldürdüler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) asker topladı ve Mute'ye o elçilerin intikamını almak için üçbin asker gönderdi. Üç kumandan tayin etmişti. Birinci Kumandan Peygamberimizin ilk defa kölesi sonra azadlayıp hür edip evlendirdiği, besleyip büyüttüğü çok kıymetli sahabe olan Zeyd b. Harise idi ikinci kumandan, Hazreti Ali'nin büyük kardeşi Cafer b. Ebi Talip, üçüncü kumandan Abdullah bin Revaha idi.

Peygamberimiz şehid edilen üç kumandan ve pek az sahabenin yerine binlerce Rum'luyu  öldürmüştü. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 8, Sayfa: 61)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üç kumandan tayin etmesinin hikmetini anlayamadılar, daha evvelki ordulara bir kumandan tayin etmişti. Çünkü Peygamberimiz o kumandanların şehid olacağını biliyordu. Onlar  şehid düşünce anladılar ki Peygamberimiz (Salllallahu aleyhi vesellem) bu üç kumandan şehid olacağı için bunları tayin etmişti. Aksi takdirde islam ordusu kumandansız kalıp kaçacaktı harp sonu millet hikmetini anladı.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hadibiye'ye ilk gelmesi :

- Ben bir rüya gördüm. Biz Ka'beye gideceğiz kurbanlarımızı keseceğiz, başımızı traş edeceğiz diye silahsız sulh anlaşması ile Hadibiye'ye gelmişler. Mekke'liler tarafından elçi olarak gönderilen Suheyl bırakmıyordu. Kurban geldi o sene Kabe'ye gidemediler.

Münafıklar gizlice fısıldaşıp: «Hani ben peygamberim diyordu, her sözüm çıkar diyordu, rüya gördüm kabeyi tavaf edeceğiz orada başımızı usturaya vereceğiz diyordu. Peygamberliğide kendide rüyasıda yalan çıktı. Niçin gidemiyoruz dediler. O zaman bu ayet geldi. «Legad sadagallahu resulehürRü'ya»  (Sure-i Fetih, Ayet 27-28)

 

«Resulullah'ın rüyası doğrudur»

«ve dini hak»

«Ve onun dini haktır.»

«Leted hulunnet mescidel haram»

«Siz Mescidi Haram olan Kabeye gideceksiniz,

«İnşallah» Allahın izni ile gideceksiniz.

«Aminiyne»

«Selamet olarak gideceksiniz.»

«Ve muhalliğin»

«Orada başınızı usturaya vereceksiniz.»

«Ve mugassirin»

«Yahudda kısaltacaksınız.

Bu mübarek ayette uzun saçlılara söylüyor. Kısa saç kısalmaz, uzun saç kısalır. Eshabda, Peygamberimizde uzun saçlı idi,  Peygamberimizin kulak yumuşağına kadar uzanan saçı vardı. (Şemail-i Şerif, Sayfa: 50)

Suheyl çok sert hiç taviz vermeyen dediklerinin hepsini Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e kabul ettirendi.

Süheyl'in anlaşmayı kabul etmeyip müslümanları sinirlendiren sözlerinden birisi:

- Ben anlaşmada Muhammedi Peygamber olarak tanımıyorum tanısam zaten ona tabi olurum.  Muhammed Resulullah diye yazılmış. Abdullah'tan doğma Muhammed diye niçin yazmıyorsunuz? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali'ye:

- Muhammed Resulullah imzasını sil Abdullah'tan doğma Muhammed yaz dedi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Ben Muhammed Resulullah yazısını silecek kadar cesaretli değilim deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) orayı kendisi sildi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) sinirlendi ayağa kalktı:

- Sen Allah'ın Hak Resulü değil misin? Niçin bu harpten korkuyorsun? Suheyl'e niçin bu kadar çok taviz veriyorsun? Harb etsek bundan iyi değil mi? diye çağırıyordu. Ashabın hemen hepsi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Suheyl'in haksız iddia ve sözlerini kabul edip anlaşmanın içine koyduğuna sinirlenmişlerdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali'ye dönerek:

- Ya Ali! Bir zaman gelecek senin başınada aynısı gelecek. Benim Süheyl'in sözlerini kabul ettiğimin karşılığını sende tadacaksın o zaman görürsün dedi.

Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu)'e bakıp:

- Yâ Ömer! Bu Süheyl şimdi bize düşman ilerde müslüman olacak. Takvada o kadar ileri gidecek ki, onun okuduğu hutbeye sen de imreneceksin. Ben o günleri görüyorum. Siz sadece içimizdeki dakikayı biliyorsunuz. Bu muahedelerin hepsi kendilerinin lehine bizim aleyhimize sanıyorsunuz. Halbuki muahede bizim lehimize onların aleyhinedir. Bunu ilerde göreceksiniz diyordu. Ben bunun için kabul ediyorum. Siz bilmiyorsunuz dedi ve aynısı oldu. (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 8, Sayfa: 186)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) vefat edince Mekke'nin içinde yaşlılar Muhammed öldü. Biz eski dinimize dönelim dediler. Gençler Muhammedin dinini, yaşlılar putları savunuyordu. Zamanla Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e bu yaşlılardan birisini Mekke'ye vali yapalım demişlerdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ben onların kalbinde put sevgisinin silinmediğini görüyorum. Ama genç vali bilgisizde olsa kalbinde bizim sevgimizden başka sevgi yok demişti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu sözü meydana çıkmıştı. Genç vali gençleri başına topladı. İhtiyarlar adam topladı. Harp edecekler. O sırada Suheyl Mekke fethinde müslüman olmuş. Cuma günü hutbeye çıktı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i çok fazla övüp yaşlıların sapkın olduklarını her müslümanın yaşlılarla ölünceye kadar savaşmalarını çok dokunaklı şekilde bir cuma hutbesi okumuştu. Bunun üzerine gençlerin karşısında duramayacaklarına akılları kesen yaşlılar harpten vaz geçtiler ve islamiyeti kabul ettiler. Hazreti Ömer Suheyl'in bu hutbesini daha sonra duymuş ve o hutbeye heveslenmişti. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in sözü yine çıktı.

Bir çok sene sonra Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) Hazret-i Muâviye'ye bir mektup yazdı:

- Halife Ali'den Muâviye'ye mektuptur. Bu mektubu Hazret-i Muâviye alınca okudu ve:

- Bu da neyin nesi, ben Ali'nin halife olduğunu kabul etsem, zaten kendine tabi olurum dedi. Bu sözü Hazret-i Ali duyunca, ayağa kalktı, kıbleye döndü iki şehadet parmağını yukarı kaldırdı:

- Saddakte ya Resulullah! Sözün çıktı yâ Resûlullah! Süheyl senin Peygamberliğini kabul etmiyordu, Muâviye'de benim halifeliğimi kabul etmiyor. Senin başına da aynısı gelecek dediğin çıktı, diye içten sevindi. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 6-7, Sayfa: 198; Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 118) O zat Süheyl ilerde müslüman oldu. Takvada ileri geçti. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) ona imrendi. Ama Hazreti Ömer ve Süheyl'in ömürlerinin çoğu Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e düşmanlıkla geçmişti.

Süheyl  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile anlaşma yapmaya gelmeden oğlu müslüman olmuş, Süheyl oğlunu hapse atmış zincirlemiş Hadibiye'ye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'le anlaşma yapmağa gelmişti. Oğlan kapıyı zinciri kırdı Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'e kaçtı geldi, Süheyl Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Şimdi senin hak peygamber olup olmadığın belli olacak. Gerçek peygamber isen sözünden caymaman lazım. Benim oğlumu bana teslim et çünkü anlaşmada Bizden size kaçanları siz bize teslim edeceksiniz. Şimdi oğlumu bana teslim et dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) teslim etti. Süheyl'in oğlu babasına teslim olmuş gidiyor.

Yine ashab çok kızdı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ayağa kalktı. Sen Allah'ın hak peygamberi değil misin? Anlaşmayı bozalım çocuğu teslim etmeyelim. Niçin kendilerine bizden kaçıp kafir olanı kendileri bize teslim etmeyecekte biz bize kaçıp müslüman olanı teslim edeceğiz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Bizden kaçıp kafir olup onlara gidenleri Allah geri döndermesin daha ileri gitsin diye beddua etti. Onlardan kaçıp bize gelenleride Allah korur. Çocuğa hiç bir şey yapamazlar. Ama o çocuk kendilerine çok şey yapacak, siz bunları görmüyor, bilmiyorsunuz. Ben görerek bilerek yapıyorum dedi. Bir müddet yol gittikten sonra Süheyl'in oğlu babasına:

- Ben Muhammed'i gerçekten peygamber zannediyordum. Bir peygamber kendine teslim olanı başkasına teslim etmez. Ben onun peygamberliğine inanmıyorum dedi. Babası inandı:

- Ha şöyle şimdi aklın başına geldi mi?  dedi. Oğlan:

- Geldi babacığım. Çocuğun ellerini çözdü, yemek yemeğe oturdular. Yemek yiyince hepsine uyku geldi. Çocuk  uyumamıştı. Birisinin kılıcını aldı, hepsinin başını kesti. Ve dağ başına çıktı. Giden kervanlarla Mekke'ye haber gönderdi.

Müslüman olan benim yanıma gelsin. Muhammed'in anlaşması var. Müslüman olanları geri verecek. Benim anlaşmam yok. Müslüman olacaklar çocuğun yanına geldiler.

Bunlar Mekke'nin kervanlarını vurup, kırıp yemeye başladılar. Kafirler Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına geldiler.

- Çocuğu bize teslim et. Peygamberimiz:

- Ben bende olanı teslim ederim. Dağ başında olanı nasıl  teslim ederim. Muahede bir anda kafirlerin aleyhine müslümanların lehine döndü. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kervanları muahede gereğince her yere serbest gidiyordu. Kafirlerinki ise gidemiyor, çocuk vuruyordu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Ömer  (Radiyallahu anhu) ve ashaba:

- Ben demedim mi muahede şimdi bizim aleyhimize gibi görünüyor ama bir anda kafirlerin aleyhine bizim lehimize dönecek.  Şimdi oldu.

Mekke'liler korkusundan dışarı kervan gönderemiyor. En son Peygamberimize gelip:

- Ne biz bizden size kaçanları sizden alacağız. O sizde kalacak ne siz bize kaçanları bizden alacaksınız o bizde kalacak. Tek şu kervan soyma hadisesi ortadan kalksın dediler ve o hususta da anlaştılar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çocuğa haber gönderdi, çocuk geldi.

Buna göre biz bunların hepsini de uygulamamızda bir mahzuru yoktur. Bir müslüman on kafire bedeldir  (Sure-i Enfal, ayet 65-66; Sünen-i Ebu Davud, Cild 10, Hadis No: 2646; Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadis No: 625-626 benzeri) ayetine göre öldürülen bir müslüman yerine on kâfir öldürmekde caizdir. Buna göre sırası ile bir müslüman şehidin yerine de binlerce kâfirin öldürülmesinde bir sakınca yoktur. Hepsi de Allah'u Teâlâ'nın emri ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in sünnetidir. Şart şehadet kelimesi getiren öldürülmez. Veya kendisine anlatılır müslüman ol denilir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Akreme'yi Ebu Süfyan'ı müslüman etmenin için nasıl çalıştıysa bizde aynı sair gayreti yapacağız. Müslüman olacaklara aynı kolaylığı göstereceğiz, sözümüzü kabul etmemede direnirse öldürülür .

 (Sure-i Enfal, Ayet 67-68)

“Hiç bir peygamber için yerde tamamen kuvvetlenmedikçe esirler edinmesi muvafık değildir. Siz dünya menfaatini istersiniz. Allahu Teala ise ahireti irade buyurur. Ve Allahu Teala azizdir, hakimdir.

Eğer Allahu Teala'dan bir yazı geçmiş olmasa idi almış olduğunuz şey hususunda size elbette büyük bir azab dokunurdu.”

* * *

“Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) insanların en ağır başlısı olup (kendi ile konuşanları yavaş yavaş müslüman edebilmek için)  en hafiften alanı, gücü yettiği halde en çok affedenlerden birisi idi. Bir gün, altun ve gümüşten yapılmış bir takım gerdanlıklar Resûl-i Ekrem'e getirilmişti. Ganimet malı veya kafir krallarının Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gönderdiği hediye idi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bunları Ashâb-ı arasında bazı esaslar dahilinde taksim etti. Tabîî herkese müsâvi şekilde vermedi. Bu arada Bedevîlerden bir Arab:

- Ey Muhammed, vallahi Allah sana adâleti emrettiği halde seni adâlete riâyet eder görmüyorum, diye ağır bir ithâmda bulundu. Resûl-i Ekrem:

- Yazık sana, ben adâlete riâyet etmezsem, ya kim adâlete riâyet eder, buyurdu. Adamcağız oradan ayrıldıktan sonra, Resûl-i Ekrem:

- Biraz sonra onu bana çağırın buyurdu. Ve adamın bu kadar kaba ve saygısız davranmasına karşılık onu en tatlı bir dil ile ikaz etti. Biraz sonra çağırtması da adamın korkmaması için idi.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 889-890)

Çünkü o adamda: «Muhammed'e hakaret ettiğinden dolayı ya Muhammed, ya adamları bana bir şey  yaparlar» korkusu vardı. Bunu bilen Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kendini çağırdı, konuşup teskin etti.

Yine Cabir (Radiyallâhu Anhu) rivâyetinde; Resûl-i Ekrem Hayber gününde Bilâl'in elbisesi içinde toplanan gümüşleri taksim ediyordu. Adamın biri:

- Ey Allah'ın Resûlü, taksimatını adâletle yap, dedi. Resûl-i Ekrem, Yazık sana! Eğer ben adâlet etmezsem, kim adalet edebilir? O zaman bu hususta ziyân etmiş olurum!.. Binaenaleyh nasıl adâlet etmemişim? buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu):

- Bu adam münâfıktır, bunun boynunu vurayım diye ayağa kalkınca, Resûl-i Ekrem:

- Allah korusun, artık insanlar bunu dillerine dolar ve "Muhammed kendi adamlarını öldürüyor derler, buyurdu. (İhyâu Ulumi'd -Dîn, Cild 2, Sayfa: 890; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 703, Sayfa: 358) Yani müslüman olacaklara propaganda yapıp Muhammed kendi adamlarını öldürüyor. Seni de öldürür sakın müslüman olma der kafirlerin münafıkların eline fırsat geçer buyurdu.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) münafıkları bildiği halde öldürülmesine müsade etmedi. Zahirde görünüşte Peygamberimiz'in ümmeti ve ona tabi imiş gibi görünüyorlardı. Bu öldürülürse kâfirler, münafıklar bunları dillerine dolayıp propaganda yapacaklar, bir çok kimselerin müslüman olmalarına engel olacaklardı. Bela'nın en yükseği peygamberlere, sonra evliyalara daha sonra da insanlara verilmiştir. (Tenbihu'l-Gafilin, Sayfa: 289) En büyük sıkıntı karşısında sabr etmek, en kaba konuşana karşı en yumşak konuşmaktır.

- Sen niçin şu işte sabretmedin? derler. O adam:

- Bende evliya sabrımı var? sözü meşhurdur. Evliya olduğunu denemek için yakinen yaşamına bakılır. İbadetine, sabrına, cömertliğine, zikrine, gizli ibadetine, âyete hadîse uygun hikmetli sözlerine bakılır. vb.... bazı ahlâkları araştırılır.

* * *

Yine Resûl-i Ekrem bir ganimet malını taksim ediyordu. Ensâr'dan biri:

- Bu taksimat Allah rızâsına uymayan bir taksimdir, dedi. Bunu Resûl-i Ekrem'e haber verdiklerinde, benzi kızardı ve:

- Allah'u Teâlâ kardeşim Musa'ya rahmet etsin, o bundan daha büyüğü ile eziyet edilmiş ve sabretmiştir buyurdu. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 892; Ashâbın Dilinden  Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 712, Sayfa: 363; Hayat Düsturları, Sayfa: 344)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bazı kimseleri müslüman edebilmek için ganimet malından çok verir ve müslüman eder. Bazı kimseleri İslâmiyette tutabilmek için çok verir. Çok verdiği çok sevdiğinden değil, az verdiği az sevdiğinden değil veya sevmediğinden değildir.

“Benim ümmetimin alimleri Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir.” (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 417; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, sayfa: 619) hadisine göre hakiki alim olan Mürşid-i Kâmillerde böyledir. Birde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e Allah'u Teâlâ ganimeti  helal kılmış, kendisine vermiş,  istediğin kadar, istediğin şekilde harca, dağıt, ne yaparsan yap. Dünya yüzünde bu sadece Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e mahsustur. Ben beş vasıfla üstün kılındım.

Bana beş şey verildi ki  bunlar benden önce hiç kimseye verilmemiştir. Daha bir aylık mesafede düşmanlarımın korkusu ile bana nusret verildi. Ben bir aylık yerden harbe gelirken Allahu Teala düşmanlarıma korku verir morallerini çökeltir. «Mü'minlere karşı gönlü engin, kafirlere karşı şiddetli olur.” (Sure-i Maide, Ayet 54) ayetine göre  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mü'minlere gönlü çok engin, kafirlere karşı çok şiddetli yani aşılmaz bir engel olur demektir. Ganimet malının tümü benden önce kimseye helâl değil iken bana helâl oldu. Bütün yeryüzü benim için mescid ve her tarafı temiz oldu. Herkes bulunduğu yerde namazını kılabilir.  Daha evvel dualar ve ibadetler ancak ibadethanelerde kabul olurdu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetine dünyanın her yeri mescid kılındı. Nerde ibadet edip dua ederlerse kabuldür. Bana şefaât verildi. Her peygamber yalnız kendi kavmine, ben ise bütün insanlara peygamber olarak gönderildim, buyurmuştur.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 946, Hadîs No: 672)  Ben insanlara, cinnilere bütün mahlukata peygamber olarak gönderildim. (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadis No: 4349)

* * *

4- Yine Enes (Radiyallâhu Anhu) rivâyetinde yahudi kadınlarından birisi Resûl-i Ekrem'e zehirli koyun eti getirdi. Resûl-i Ekrem:

- Bu zehirli eti niçin bana getirdin? diye sordu. Kadın:

- Seni öldürmek için getirdim, dedi. Resûl-i Ekrem:

- Allah'u Teâlâ seni muvaffak etmez! buyurdu. Bu kadını katledelim, diyenlere de,

- Hayır bırakın gitsin buyurdu.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 891)

Bazı insanların elinde hiç kimsede olmayan aletler olduğunu düşünürsek o, o aletlerle önlenebilecek bazı hataları bilerek yapar, çünkü önleyeceğini biliyor yapsada önler. Diğerleri önleyemez. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) aynı öyledir. Gelmişigeleceği kendine gerekli olan herşeyi ilerde hikmet doğuracak her hali kendine Allahu Teala bildirir, ona göre hareket eder. Bizce çok büyük bir zatı zehirlemeye gelen kadın serbest bırakılmaz. Nitekim bazı harplerde Hazret-i Hasan (Radiyallahu anhu), Hazret-i Hüseyin (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu yaptığı gibi yapıp ölümüne kast eden adamı serbest bırakmasına, Ashâb razı olmadı. O hal Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in kendine mahsustur.

* * *

5- “Yine Yahûdilerden birisi Resûl-i Ekrem'e sihir yapmıştı. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Peygamberimize haber verdi, sihir aletini çıkararak düğümlerini çözdü ve Resûl-i Ekrem kendisinde yeğnilik (şifa, hastalıktan kurtulma) hissetti, Resûl-i Ekrem bunu Yahûdiye duyurmak bile istemedi.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 891; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 708, Sayfa: 360)

Ben kendinin beni öldürmek istediğini bildiğim halde af olduğunu başkalarından öğrensin. Ve düşünsün. İslâm dinine dönsün.

İyiliğe iyilik her kişinin kârı

Kötülüğe iyilik er kişinin kârı.

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendi nefsi için kendisinin şahsına yapılan ve yapılacak suikastleri bağışlıyor ama şeriattan fire vermiyor  şeriattan ayrılanı ikaz yolu ile ayıktırmak istiyor. Ve ayıkmazsa cezalandırıyor. Buna dinimizce Asebiyeti Diniyye denir. Din için sinirlenmek demektir. Bu mahzurlu değildir.

Hadis-i Şerif'te Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Eğer kızım Fatıma hırsızlık etse onun elini keserim.» (Zübdet'ül-Buhari, Hadis No: 1003, Sayfa: 661) buyuruyor.

* * *

6- “Yine Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) buyuruyor: "Resûl-i Ekrem Zubeyir ve Mikdad ile birlikte beni iki harem arasındaki "HAH" denen yere gönderdi ve buyurdular ki:

- Hâh bahçesine gidin, orada bir kadın vardır, onda bir mektub var, mektubu alın gelin.

- Biz de gittik, kadını bulduk ve kadına:

- Mektubu ver, dedik. Kadın:

- Bende mektub yok, dedi ise de biz mutlaka seni arayacağız, dediğimizde kadın saçları arasından mektubu çıkarıp verdi. Mektûbu Resûl-i Ekrem'e getirdik. Mektub Hatıb b. Ebî belta'a tarafından Mekke müşriklerine yazılmış ve orada Resûl-i Ekrem'e dair bazı sırlar aktarılmış bulunuyordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Hatıb'ı çağırarak:

- Bu nedir? diye sorunca, adamcağız:

- Ey Allah'ın Resûlü hakkımda acele hüküm verme, beni dinle ben bu hareketimi müslüman olduktan sonra küfre döner şeklinde yapmış değilim. Ancak oraya gelen muhâcirlerin Mekke'de kendi ailelerini koruyacak kuvvetli kabileler vardır. Benim ailem zayıftır. Bunu yaparken oradaki akrabalarımın da onlar tarafından himâye edilmelerini düşünerek yaptım, dedi. Resûl-i Ekrem:

- O size doğruyu söyledi, buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Ömer:

- Ey Allah'ın Resûl'ü müsâade et de şu münâfığın kellesini uçurayım, deyince, Resûl-i Ekrem:

- Bu adamlar Bedir cengine katılmıştır. Ne biliyorsun? Allah'u Teâlâ Bedir cengine katılanların gelmiş ve gelecek günahlarını afv etti. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa:  891)

- Ne yaparsanız yapın, ben sizi bağışladım buyurdu, dedi. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 891-892)

* * *

7- “Yine Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

Ashabımın aleyhimde konuştuklarını bana duyurmayın; zira gönül hoşluğu içinde aranızda bulunmak isterim, buyurdu.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 893; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 712, Sayfa: 363)

* * *

Enes (Radiyallahu anhu) anlattı:

Uhud günü Resulullah'ın yan dişi kırılıp yüzü yaralandığında hem yüzünden kanı siliyor hem de:

«Peygamberlerinin yüzünü kana boyayan bir kavim nasıl felah bulur?» dedi.

Allahu Teala onlara bunu beddua olarak kabul eder. Belaya uğrarlar korkusuyla Ya Rabbi! Bunlar bilmiyorlar, bilseler böyle yapmazlar böyle yaptıklarından dolayı bunları  cezalandırma diye dua etti.

Halbuki o, onları Allah'a davet ediyordu» diyordu. Bunun üzerine «Bu işte senin yapacağın bir şey  yoktur. Yahut (müslüman olsunlar da) onların tövbesini kabul etsin ya da (ısrar ederlerse) onlara azab etsin (diye Allah Bedir'de size yardım etti.) Çünkü onlar zalimdirler» ayeti indi.» (Sure-i A'li İmran, Ayet 128; Ashabın Dilinden, Sayfa: 556)

* * *

El-Bera İbn Azib şöyle anlattı:

Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Uhud günü okçuların -elli kişilerdi- (Diğer bir kitapta 200 atlı idiler.) başına Abdullah ibn Cubeyr'i vermiş ve:

- Kuşların bizi kaptıklarını görsenizde ben size adam göndermedikçe sakın yerinizden ayrılmayın. Düşmanları yendiğimizi görseniz de, ben size haber göndermedikçe sakın yerinizden ayrılmayın, demişti.

Müslümanlar müşrikleri yendiler. Vallahi ben kadınların dağa koştuklarını gördüm. Koşarken bileziklerini ve elbiselerini kaldırdıklarından bacaklarının halhallarını gördüm. Abdullah ibn Cubeyr'in arkadaşları (okçular):

- Ganimete koşun! Arkadaşlarınız galip geldi. Ne bekliyorsunuz dediler. İbn Cubeyr:

Resulullah'ın dediğini unuttunuz mu? dedi. Onlar:

Biz mutlaka diğerlerinin yanına gidip ganimetten nasibimizi alacağız dediler.

Onların yanına gidince (Arka taraftan pusuda olan Hazreti Halid hücum etti. Ve müslümanlar bozguna uğradılar. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in emrini ve sözünü dinlemediklerinden bozuldular. Çünkü burdaki müslümanları görüp hücum edemiyorlardı. ) yüzleri geriye çevrildi ve bozguna uğradılar. Resûlullah'ın yanında sadece oniki kişi kaldı. Onlardan yetmiş kişi öldürüldü. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Bedir savaşında onlardan yetmiş esir yetmişi de ölü olarak yüzkırk kişi ele geçirmişdi. Müslümanlar dağa sığınmış kafirler gelemiyorlar.

Ebu Süfyan üç defa:

Müslümanlar arasında Muhammed var mı? diye sordu.

Resûlullah onların cevap vermemelerini istedi. Ebû Süfyan üç defa da:

Müslümanlar arasında Ebû Kuhafe'nin oğlu var mı? diye sordu. Sonra üç defa:

- İbnü'l-Hattab var mı? diye sordu. Bunun üzerine arkadaşlarına dönerek:

- Bunların hepsi öldürülmüşler. Siz onların işini bitirdiniz, dedi.

Ömer kendini tutamayıp:

- Allah'ın düşmanı! Vallahi yalan söylüyorsun, saydığın kişilerin hepsi de sağdır. Senin için sana kötülük yapacak şeyler kaldı dedi. Ebu Süfyan:

Onlar bana kötülük yapmadılar ki dedi ve şu maniyi ilave etti.

Yükselt Hubel, yükselt Hubel! (Hubel en güvendiği putlardan birisinin adı) Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ona cevap vermeyecek misiniz? dedi.

- Ne diyelim ya Resulullah! dediler. Resulullah'da:

- Allah bizim mevlamızdır, sizin mevlanız yok deyin cevabını verdi.” (Ashabın Dilinden, Sayfa: 557-558)

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözünü Ebû Süfyan'a söyledi. Ebu Süfyan:

- Yükselt ey  Hubel putu deyince Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- En yüksek en büyük olan Allah'tır. Ebu Süfyan Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:

- Ya Ömer! Senin sözüne güvenirim. Biz Muhammed'i öldürebildik mi? Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Siz Muhammed'i öldüremediniz içimizde sağdır hem de ölecek şekilde ağır bir yarası yoktur dedi.

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU