PEYGAMBERİMİZ (SALLALLAHU ALEYHİ
VESELLEM) BİZİM GİBİ İNSANDIR DİYENLERE
Evet o
bir insandır. Hem de bizim gibi. Ama hiç bir yaratıkta olmayan hiç kimseye
nasib olmayan bir çok özellikler Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de
mevcuttur. Çok mühim bir alet yapan kimseye baya, basit bir insandır dersen
onun bizden şu üstünlüğü var. Şu aleti yaptı derler. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'inde bizden üstün yaratılan bir çok özellikleri vardır. Bunlar
saymakla bitmez. Bir kısmını yukarda yazdık. Bunlar göz önüne alınırsa
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bizim gibi bir adamdı demek çok
hatalıdır. Bir çoban ben padişahım derse kimse inanmaz. Bir padişah ben çobanım
derse yine kimse inanmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de bizim
gibi bir adamdı demeyle hakiki bir mü'min inanmaz. Yukarda yazdıklarımız ve
bundan sonra da yazacaklarımızdan anlaşılıyor ki: Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Allah'ın kulu ve Resulüdür beşeriyet, yanılma hali kendinde
var. Evet bizim gibi bir adamdır ama Allahu Teala bir çok yönleri ile
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bütün yaratılan peygamberlerden,
melekler, yer ehli, gök ehli, hepsinden üstün tutuyor. Bir tek onun için, onun
namına söyleyip yapıp başka hiç bir yaratığa söylemediği onlarda uygulamadığı
bir çok şeyler var. Bunları zamanemizin Yezid'i, Vehhabiliği, şiiliği batıl
mezheblerden birini savunan alim görünen bir çok din adamları kasıtlı olarak bu
yazdığım hadisleri söylemiyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i
küçültecek, ayetsiz, hadissiz, hadisi kudsisiz tekerleme sözlerle onu
basitleştirmeye çalışıyorlar. Allah'ım onlarıda ayıktırsın, düzeltsin, hidayete
erdirsin. (Amin)
* * *
İşte
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hiç bir yaratığa nasib olmayan
özelliklerinden bazıları şöyledir:
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Hazretleri buyuruyor ki:
-
Benim cenazemi ilk önce Allah'u Teâlâ kılar, sonra melekler, sonra Cebrail,
Mikail, İsrafil kılar. Sonra ehl-i beytim sonra ashablar, çocuklar, köleler
ayrı ayrı kılarlar. Kimse benim cenazeme
imam olmasın.” (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild-4, Sayfa: 843; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa:
314; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 761) Bu vasıfta hiç bir yaratıkta yoktur.
* * *
“Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in kendi vefatını söylemesi ve ashabının kendini
nasıl yıkayacaklarını söylemesi.” (İslam Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 11,
Sayfa:13,17; Altı Parmak, Sayfa: 759-760)
* * *
“Ashab
buna taaccub edince Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) cevap verdi.
- O
bizim diriliğimizde nasıl imamımızsa ölüncede imamımızdır.” (İslam Tarihi, Cild
11, Sayfa: 103-104; Altı Parmak,Sayfa: 760)
Hazreti
Ali (Radiyallahu anhu)'nin demek istediği Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) kendisi hayatta sağ iken Kudüs'te peygamberlerin ruhlarına imam oldu.
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 250) Şimdi de ruhu bize imam oldu. Bazı kimseler
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in cenazesini kıldırdığını söylerler. Bu çok yanlıştır.
* * *
“Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) elbisesinin çıkarılmamasını elbisesi ile
yıkanmasını söyledi.” (İslam Tarihi, Cild 11, Sayfa: 17; Altı Parmak, Sayfa:
759-760)
Ölüyü
yıkamak ümmete sünnet kalsın diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
elbisesi çıkarılmadan elbisesinin içinde yıkandı. Şehidler elbisesi ile defn
olunur. Kendisi vefatından 15 sene evvel bir kafir kale kumandanın karısı
müslüman oldum dedi. Kuzuyu zehirledi, peygamberimize yedirdi. Bir lokma
yeyince kuzu lisana geldi:
- Yeme
benden ya Resulullah! Ben zehirliyim dedi. O bir lokma et midesinin bir
köşesinde 15 sene bekledi. Vefatına yakın midesine geldi. Onunla zehirlendi vefat
etti. (Şevahidün-Nübüvve, sayfa: 127-128) Küffar elinden şehidlik
(Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1061) Allah yanında en yüksek derece olduğu için
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e de şehidliğin en yüksek makamını vermek için Allahu Teala böyle yaptı. Onun
için ümmete sünnet kalsın diye yıkandı. Şehid olduğu için elbisesi çıkarılmadı.
(Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 316;s Altı Parmak, Sayfa: 759)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in İntikama Gücü Yettiği Halde Affedip Bağışlaması ve Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) 'in hiç kimseyi incitmediği, hiç kimseden
incinmediğini söyleyenlere
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) 36 sefer kafirlerle harp etti. Onları öldürdü
mallarını aldı, kendilerini esir etti. Bunlar incinmedi mi bunlar yalan mıydı. Demek ki Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) müslümanı incitmez müslümandan incinmezmiş.
Hazret-i
Hamza (Radiyallâhu Anhu) şehid edilip Hind kadın Hazret-i Hamza (Radiyallâhu
Anhu)'nın karnını yarıp çiğerini çıkartıp çiğ çiğ Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem)'in gözleri önünde yedi. (Altı Parmak, Sayfa: 563) Çünkü
Mekke'nin beyler beyi Ebû Süfyan'ın karısı olan Hind'i kadının çok yakın
akrabaları Bedir cenginde müslümanlar bilhassa Hazreti Ali ve Hazreti Hamza
(Radiyallahu anhu) tarafından öldürülmüştür.
Hind'i
kadın o intikamı almak istiyor. Harb öncesi bütün köleleri toplayıp Muhammed'i,
Ali'yi, Hamza'yı kim öldürürse ona yüz deve bahşiş vereceğim demişti. O savaşta
oruç olan Hazret-i Hamza (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in amcası idi. ne güreşte ne savaş alanında hiç yenilmemişti. Yirmi
dokuz kâfir öldürmüş, otuzuncu kâfir Siba ile çarpışıyordu. Harbte korktu
derler, diye geriye dönüp bakmak âdeti değildi. Bunu çok iyi bilen Hind'in
kölesi Vahşi bir taş arkasına gizlenmiş üzerine doğru vurup kırıp gelen
Hazret-i Hamza'nın kendisine arkasını dönmesini bekliyordu. Tam istediği fırsat
eline geçince mızrak atmada çok nişancı olan Vahşi mızrağını Hazret-i Hamza
(Radiyallâhu Anhu)'ya attı ve şehid etti. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 563;
Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadis No: 1585, Sayfa: 207; İslam
Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 3-4, Sayfa: 139-140; Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa: 575)
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in rüyası çıkmıştı. Harb öncesi demişti ki:
- Bir
rüya gördüm, kılıcımın sapına yakın yerden ağzı kırıldı, manası nedir? Yâ
Resûlullah dediler:
-
Benim çok yakın akrabalarımdan birisi şehid düşecek dedi. Hazret-i Hamza
(Radiyallâhu Anhu):
-
İnşaallah o da ben olurum buyurmuştu. (Nura Doğru, Cild 4, Sayfa: 2282)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in amcasının karnını yarıp ciğerini
çıkartıp gözlerinin önünde yiyen Hind'i kadını görünce:
- Ey
Mekke'liler elime bir fırsat geçerse Mekke'nin ileri gelen beylerinden yetmiş
kişiyi keseceğim dedi. Mekke feth edilirken bunu unuttu, beyler teslim olmak
istiyor. Hazret-i Halid (Radiyallâhu Anhu) vuruyor. Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) üç sefer dursun diye haber gönderdi, gidenler vursun dedi,
sonunda mahkeme etti. [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 8, Sayfa: 267;
Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 472; Altı Parmak, Sayfa: 673]
- Ben
durun dedim, siz niçin vurdunuz? dedi!
Cebrâil (Aleyhis-selâm) geldi:
- Sen
amcan Hazret-i Hamza şehid edilip ciğeri gözün önünde yendiğinde Allah'a vaat
etmiştin; elime bir fırsat geçerse Mekke'nin ileri gelen beylerinden yetmiş
kişiyi keserim demiştin. Onu sen unuttun ama, Allah unutmadı. Halid Allah'ın
kılıcıdır. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 605; 663) Kılıcı ile yetmiş kişiyi
kesti. Senin de yeminin yerini buldu, dedi. Buna göre öldürülen, şehid edilen
bir büyük müslüman zatın yerine kâfirlerden yetmiş kişiyi kesmek caizdir.
Hazreti
Hamza'yı şehid eden Hind'in kölesi vahşi idi. Dinimizde vahşi kelimesi
insanlıkla hiç alakası olmayan vicdanı, merhameti olmayanlara ve bu gibilere
denir. İşte vahşi kelimesinin aslı budur. Vahşi sonradan müslüman olunca
Yemen'de «ben peygamberim» diyen
Müseylemetü'l-Kezzab'ı aynı mızrağı ile vurdu ve öldürdü. O zaman işte
benim şimdi günahım Allah tarafından af oldu Allah'ın en sevdiği Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcasını şehid ettiysem Allah'ın en sevmediği
bu peygamberim diyen Müseylemetül Kezzab'ıda öldürdüm. Bu bunu af ettirir dedi.
Bizde yine O'nu Allah'ın rahmetinde biliriz.
Yine
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Hazret-i Osman'ı (Radiyallâhu Anhu)
Hadibiye mevkiinde Mekke'ye elçi göndermişti. [İslâm Tarihi (M. Asım Köksal),
Cild 6, Sayfa: 181, 191] Hazret-i Osman kâfirler tarafından şehid edildi,
haberi gelince Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kâfirlerle harb etmek
için gelin benim elimden tutun biat edin. Şimdi savaşa çıkacağız, harp edeceğim
dedi. Silahsızdılar o sebebten harbe cesaret edemediler ancak Ashâb'tan on kişi
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in elinden tuttu biat etti.
- Yâ
Resûlullah malımızla, canımızla, varımızla senin öl dediğin yerde savaşacağız
dediler. Diğer Ashâb silahsız olduğu için gelmedi, bizi görmesin diye bazı
münafıklardan develerin arkasına saklananlar da oldu. Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) mahzundu, dört tane kadın geldi. Onlarda Peygamberimizin
elinden tutarak biat edip harbe hazırlandı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) güldü, sevindi. Sebebini sordular buyurdu ki:
- Eğer
bu kadınlar burda harbe katılmasa idi, Benim ümmetimden kadınlar savaşa
katılmayacaktı, bunlar katıldı ümmetimden kıyâmete kadar savaşa katılacak
kadınlar olacak dedi. Hazret-i Osman şehid edilmeyip yolda geliyor, haberi
geldi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harbten vaz geçti.
O anda
Ey Habibim! O ağacın altında senin elinden tutan sana biat edenlerden Allah
razı oldu. Onlar senin elinden tutup biat ettikleri zaman «onların elinin
üstünde Allah'ın eli vardı. (Sure-i Fetih, Ayet 10) Her kim bu biatında vefa
gösterirse onun için çok büyük ecir ve mükafaat vardır. Ayeti geldi. Hazreti Osman'da sağ geliyor harp olmayacak.
O zaman bütün ashab biz niye Resûlullah'ın elinden tutup biat etmedik diye
pişman oldular ve hepsi geldiler. Aynı ağacın altında Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in elinden tutup aynı biatı yaptılar. Ama Ayet ilk defa biat
eden o on kişi hakkında gelmiştir. Bunlara Aşere-i mübeşşere derler.
Aşır;
on, mübeşşere müjdelenen manasındadır. Yani on kişi cennetlikle müjdelenen
demektir. Bunlar:
Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti
Osman, Hazreti Ali, Talha, Zübeyr, Sad ibn-i Malik, Abdurrahman İbnu Avf, Ebû
Ubeyde Ubnu'l-Cerrah, Said İbnu Zeyd (Sure- Fetih, Ayet 10) Kütüb-i Sitte, Cild
12, Hadîs No: 4369) Bu on kişinin dışında ayrıyeten dört taneside kadındır
onlarda cennetlikle müjdelenenlerdendir , bunlarla ondört kişi olur. Benim bu
yazıma bir gazete yazarı itiraz ediyor. Ashâbın tümü Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in elinden tuttu, biat etti diye yazıyor ve bizi yalanlamaya
çalışıyor. O yazara soruyorum kaynakları
ile yazdığım yazıyada cevap versinler.
(Gazete yazısı ve cevabımız sayfa: 181'den okuyunuz,) Onların görüşü çok yanlış
ayet bu on kişi hakkında inmiştir. Öbürleri bizde onlardan olalım diye aynı
ağacın altında sonradan biat ettiler. Ben bu Aşere-i Mübeşşere'nin biatını
anlatıyorum. Sayın gazete yazarı ashabın tümünün biatını yazıyor.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Mekke'ye Hazreti Osman elçi olarak gönderdi. O
gerçek şehid olsa idi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harb etse idi
binlerce Mekkeli kâfiri Hazret-i
Osman'ın yerine öldürüp intikamını alacaklardı.
Hazreti
Osman Mekke'ye elçi olarak gittiği için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) sağ elini, sol elinin üstüne koydu. Osman burda olsa biat ederdi. Sağ
elim Osman'ın eli, sol elim benim elim. Osman'ın namına ben bana biat ediyorum
dedi ve sağ elini sol elinin üstüne koydu. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 623;
Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 442-446; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 213)
Buna göre huzurda olmayan insana çok sevdiği bir arkadaşı kefareten ben onun
namına vekilim, kefilim diye söyleyip onun namına imza atma, iş yapma vs...
caiz oluyor.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Mekkeli'lerle harp müttefiki olduğu bir kafir
kabilesi vardı. Onlarla şöyle anlaşma yapmıştı. Mekke'liler bize vurursa siz
bize yardım edeceksiniz. Size vurursa biz size yardım edeceğiz. Kesinlikle size
saldırı bizedir, bize saldırı sizedir, diye müşahede yapmışlardı. Mekke'liler
bir gece kabileyi vurdular ve mallarını yağma ettiler. O kabileden bir kişi
çıplak ata binmiş, koşturarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
geldi: O kabile kafir kabilesi olduğu için ya Resulullah demiyor ya Muhammed
diye haber veriyor. Şems mevlidi olsa gerek onda aynı bu vakıayı şöyle dile
getiriyor:
Resulullah
tan namazın kılmış idi
Arkasın
mihrabına dönmüş idi
Gördüler
kim bir atlı hızla gelir
Heybeti
ile gayet heybetli gelir
Ya
Muhammed Mekke'liler bizi vurdular
Mallarımızı
yağma edip aldılar
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ona:
- Sen
git kimseye bir şey söyleme o mallarınızı fazlası ile size vereceğim dedi. Ve
harp hazırlığına başladı. Mekke müşrikleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e geldiler:
- Ya
Muhammed harp anlaşmasını yeniden yapalım dediler. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) onlara:
-
Anlaşma bozuldu mu diye sordu. Bozuldu deseler harp olacak bozulmadı dediler.
- Öyle
ise niçin anlaşma yapalım dedi. Mekke'liler bu harp hazırlığı bize mi? yoksa
Şam'amı nereye diye tereddüt ediyorlardı. Casuslarını gönderdiler, asker ne
tarafa gidecek, gizliden takib edin bize de haber verin dediler. Onlar gizliden
geldiler. Askerin hangi cihete gideceğini öğrenmeye çalışıyorlardı. Bu hal
peygamberimize ayan oldu. 500 atlısı var idi. 500 atlıya sabahtan erkenden siz
Şam'a doğru ilerleyin emrini verdi. Onlar Şam yolunda ilerlemeye başladılar. O
500 atlıda Şam feth edilecek zannediyorlardı atları Şam yoluna sürdüler. Mekke
casusları onları bir müddet takib etti. Şam'a gittiklerinin tam kanaatına
varınca Mekke'ye geldiler. Mekke'nin beyler beyi Ebu Süfyan ve diğer beylere
Muhammed'in 500 atlısı vardı, onlar Şam'a harbe gittiler diğer piyadeler
arkasından gidecek korkmayın Mekke'de harp yok dediler.
İşte
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) müşriklere ne tarafa harbe
gideceğini bildirmiyor. 500 atlıyı Şam'a gönderiyor kafirleri şaşırıyor ve
aniden baskın yapıyor. Kafirlere karşı en büyük harb siyasetini yapıyor.
Müslümanda siyaset olmaz diyenlere: Müslüman müslümanlara karşı siyaset etmez kafire
karşı siyaset eder.
Hadis-i Şerif:
«Harb hiledir.»
(Altı Parmak, Sayfa: 719; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 424; Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 524) Harpte hile
yapılır.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) en yavuz atlardan 17 tane seçmiş onlara adam
bindirip bu gece Mekke'yi basıyoruz sabah tan yeri ışımadan bize yetişin
haberini o 500 atlıya gönderdi. Piyadelerde Mekke'ye döndü.
- Kabe'nin içine
giren emniyette olur öldürülmez. Elinde kılıç olup silahını yere atmayan
herkesi öldürün isterse kadın olsun emrini verdi. Bir ashab:
- Ya Resulullah!
Benim akrabalarım bey onlar gururlarına yediremezler. Kabe'nin
içinde herkesle beraber duramazlar sen müsade et benim evime gelenlerde
emniyettedir de. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o zatın ismini
söyleyerek Bunun evine gelenlerde emniyettedir dedi. Beyler onun evine
toplandı. Beylerin akrabaları kendilerini müslüman etmek için yanlarında
uğraşıyorlar. Hepsini ikna ettiler tek tek gelip müslüman oldular. Mekke'nin
beylerbeyi Ebu Süfyan ile Ebu Cehil'in oğlu Akreme müslüman olmamak için
direniyorlardı. Müslümanlarda bilhassa bu ikisi üzerinde duruyorlar. Birisi
Mekke'nin beyler beyi Ebu Süfyan, birisi Ebu Cehil'in oğlu. Bunun ikisi
müslüman olursa diğerleri müslüman olmada direnmezlerdi. Ebu Süfyan'ı
Peygamberimizin huzuruna getirdiler şehadet kelimesi getir diye akrabaları
yumrukla böğürlerine vuruyorlardı. O:
- Ben
La ilahe illallah derim de Muhammed Resulullah demek bana ağır geliyor diyordu.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kılıcı bir karış kadar çekti. Peygamberimizin
gözüne baktı. İşaret bekliyordu, zorla Muhammed Resulullah dedirttirdiler, daha
sonra Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e:
- Ebu
Süfyan La ilahe illallah derim Muhammed Resulullah demem dediği zaman ölümü hak
etmedi mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Ölümü hak etti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Ben
senin gözüne baktım. Bir işaret bekledim niçin bana işaret etmedin?
Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem):
-
Yeryüzüne gelen peygamberlerin içinde işaretle konuşan bir peygamber
gelmemiştir. Onun için bende işaret etmedim.
Ebu
Cehil'in oğlu Akreme'yi müslüman etmek için yanındakiler Peygamberimize
getirince müslüman ol şehadet getir yoksa seni öldüreceğiz diyorlardı. Akreme
Peygamberimize «Ben ömür boyu çok zina ettim, yine kölelerimden
hizmetçilerimden sinirlenip onlar haklı ben haksız olduğum halde çok adam
öldürdüm. Ve diğer günahlarını saydı. Ben şimdi islam dinine dönersem benim bu
günahlarımın af olup cennetlik olacağıma bir garanti verirseniz müslüman
olurum. Yok müslüman olsamda yine cehennemde yanacaksam atamın dedemin dinini
niçin terk edeyim. Bir can içinde size minnet etmem beni dilediğiniz gibi
öldürün diyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sükut etti. Af olur
cennetlik olursun dese, diyemiyor. Af olmaz dese müslüman olmayacak. Düşünürken
Cebrail (Aleyhis-selam) geldi ve bu ayeti getirdi:
“Her
kim haksız yere adam öldürürse, zina ederse vaad olsun onu esama cehennemine
atar yakarım yalnız tevbe eder ameli salih işler Allah'ın sevdiği en güzel
amelleri işlerse o tevbesinin üzerinde tam durur, günah işlediği arkadaşları
terkeder, Allah'ı sevenlerden kendisine yeni arkadaş tutarsa onun günahlarını
af etmeden başka sevaba çeviririm.” (Sure-i Furkan, Ayet 68-70) ayeti indi ve
Ebu Cehil'in oğlu Akrame'de müslüman oldu.
Yine
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yetmiş tane mektubu müslüman
olmaları için krallara, göndermiştir. Bunlardan bir tanesi de Mute'de bulunan
Rum imparatorunun baş kumandanına göndermişti. Baş kumandan Şurahbil b. Amr
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) elçi olarak müslüman etmek için
mektupla Mute'deki bulunan Rum imparatoruna gönderdiği Ben-i Lihb'lerden Haris
b. Ümeyr'in Ezdi isimli sahabeyi öldürdüler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) asker topladı ve Mute'ye o elçilerin intikamını almak için üçbin
asker gönderdi. Üç kumandan tayin etmişti. Birinci Kumandan Peygamberimizin ilk
defa kölesi sonra azadlayıp hür edip evlendirdiği, besleyip büyüttüğü çok
kıymetli sahabe olan Zeyd b. Harise idi ikinci kumandan, Hazreti Ali'nin büyük
kardeşi Cafer b. Ebi Talip, üçüncü kumandan Abdullah bin Revaha idi.
Peygamberimiz
şehid edilen üç kumandan ve pek az sahabenin yerine binlerce Rum'luyu öldürmüştü. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal,
Cild 8, Sayfa: 61)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in üç kumandan tayin etmesinin hikmetini
anlayamadılar, daha evvelki ordulara bir kumandan tayin etmişti. Çünkü
Peygamberimiz o kumandanların şehid olacağını biliyordu. Onlar şehid düşünce anladılar ki Peygamberimiz (Salllallahu
aleyhi vesellem) bu üç kumandan şehid olacağı için bunları tayin etmişti. Aksi
takdirde islam ordusu kumandansız kalıp kaçacaktı harp sonu millet hikmetini
anladı.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Hadibiye'ye ilk gelmesi :
- Ben
bir rüya gördüm. Biz Ka'beye gideceğiz kurbanlarımızı keseceğiz, başımızı traş
edeceğiz diye silahsız sulh anlaşması ile Hadibiye'ye gelmişler. Mekke'liler
tarafından elçi olarak gönderilen Suheyl bırakmıyordu. Kurban geldi o sene
Kabe'ye gidemediler.
Münafıklar
gizlice fısıldaşıp: «Hani ben peygamberim diyordu, her sözüm çıkar diyordu,
rüya gördüm kabeyi tavaf edeceğiz orada başımızı usturaya vereceğiz diyordu.
Peygamberliğide kendide rüyasıda yalan çıktı. Niçin gidemiyoruz dediler. O
zaman bu ayet geldi. «Legad sadagallahu resulehürRü'ya» (Sure-i Fetih, Ayet 27-28)
«Resulullah'ın
rüyası doğrudur»
«ve
dini hak»
«Ve
onun dini haktır.»
«Leted hulunnet mescidel haram»
«Siz Mescidi
Haram olan Kabeye gideceksiniz,
«İnşallah»
Allahın izni ile gideceksiniz.
«Aminiyne»
«Selamet olarak
gideceksiniz.»
«Ve muhalliğin»
«Orada başınızı usturaya vereceksiniz.»
«Ve mugassirin»
«Yahudda
kısaltacaksınız.
Bu mübarek
ayette uzun saçlılara söylüyor. Kısa saç kısalmaz, uzun saç kısalır. Eshabda,
Peygamberimizde uzun saçlı idi,
Peygamberimizin kulak yumuşağına kadar uzanan saçı vardı. (Şemail-i
Şerif, Sayfa: 50)
Suheyl çok sert
hiç taviz vermeyen dediklerinin hepsini Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'e
Süheyl'in
anlaşmayı
- Ben anlaşmada
Muhammedi Peygamber olarak tanımıyorum tanısam zaten ona tabi olurum. Muhammed Resulullah diye yazılmış.
Abdullah'tan doğma Muhammed diye niçin yazmıyorsunuz? Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Hazreti Ali'ye:
- Muhammed
Resulullah imzasını sil Abdullah'tan doğma Muhammed yaz dedi. Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu):
- Ben Muhammed
Resulullah yazısını silecek kadar cesaretli değilim deyince Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) orayı kendisi sildi. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) sinirlendi ayağa kalktı:
- Sen Allah'ın
Hak Resulü değil misin? Niçin bu harpten korkuyorsun? Suheyl'e niçin bu kadar
çok taviz veriyorsun? Harb etsek bundan iyi değil mi? diye çağırıyordu. Ashabın
hemen hepsi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Suheyl'in haksız
iddia ve sözlerini
- Ya Ali! Bir
zaman gelecek senin başınada aynısı gelecek. Benim Süheyl'in sözlerini
Hazret-i
Ömer (Radiyallâhu Anhu)'e bakıp:
- Yâ
Ömer! Bu Süheyl şimdi bize düşman ilerde müslüman olacak. Takvada o kadar ileri
gidecek ki, onun okuduğu hutbeye sen de imreneceksin. Ben o günleri görüyorum.
Siz sadece içimizdeki dakikayı biliyorsunuz. Bu muahedelerin hepsi kendilerinin
lehine bizim aleyhimize sanıyorsunuz. Halbuki muahede bizim lehimize onların
aleyhinedir. Bunu ilerde göreceksiniz diyordu. Ben bunun için kabul ediyorum.
Siz bilmiyorsunuz dedi ve aynısı oldu. (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 8,
Sayfa: 186)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) vefat edince Mekke'nin içinde yaşlılar Muhammed
öldü. Biz eski dinimize dönelim dediler. Gençler Muhammedin dinini, yaşlılar
putları savunuyordu. Zamanla Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e bu
yaşlılardan birisini Mekke'ye vali yapalım demişlerdi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ben
onların kalbinde put sevgisinin silinmediğini görüyorum. Ama genç vali
bilgisizde olsa kalbinde bizim sevgimizden başka sevgi yok demişti.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu sözü meydana çıkmıştı. Genç
vali gençleri başına topladı. İhtiyarlar adam topladı. Harp edecekler. O sırada
Suheyl Mekke fethinde müslüman olmuş. Cuma günü hutbeye çıktı. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i çok fazla övüp yaşlıların sapkın olduklarını her
müslümanın yaşlılarla ölünceye kadar savaşmalarını çok dokunaklı şekilde bir
cuma hutbesi okumuştu. Bunun üzerine gençlerin karşısında duramayacaklarına
akılları kesen yaşlılar harpten vaz geçtiler ve islamiyeti kabul ettiler.
Hazreti Ömer Suheyl'in bu hutbesini daha sonra duymuş ve o hutbeye
heveslenmişti. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in sözü yine çıktı.
Bir
çok sene sonra Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) Hazret-i Muâviye'ye bir mektup
yazdı:
-
Halife Ali'den Muâviye'ye mektuptur. Bu mektubu Hazret-i Muâviye alınca okudu
ve:
- Bu da
neyin nesi, ben Ali'nin halife olduğunu kabul etsem, zaten kendine tabi olurum
dedi. Bu sözü Hazret-i Ali duyunca, ayağa kalktı, kıbleye döndü iki şehadet
parmağını yukarı kaldırdı:
-
Saddakte ya Resulullah! Sözün çıktı yâ Resûlullah! Süheyl senin Peygamberliğini
kabul etmiyordu, Muâviye'de benim halifeliğimi kabul etmiyor. Senin başına da
aynısı gelecek dediğin çıktı, diye içten sevindi. (İslam Tarihi (M. Asım
Köksal, Cild 6-7, Sayfa: 198; Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 118) O zat Süheyl
ilerde müslüman oldu. Takvada ileri geçti. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) ona
imrendi. Ama Hazreti Ömer ve Süheyl'in ömürlerinin çoğu Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e düşmanlıkla geçmişti.
Süheyl Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
ile anlaşma yapmaya gelmeden oğlu müslüman olmuş, Süheyl oğlunu hapse atmış
zincirlemiş Hadibiye'ye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'le anlaşma
yapmağa gelmişti. Oğlan kapıyı zinciri kırdı Peygamberimiz (sallallahu aleyhi
vesellem)'e kaçtı geldi, Süheyl Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:
-
Şimdi senin hak peygamber olup olmadığın belli olacak. Gerçek peygamber isen
sözünden caymaman lazım. Benim oğlumu bana teslim et çünkü anlaşmada Bizden
size kaçanları siz bize teslim edeceksiniz. Şimdi oğlumu bana teslim et dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) teslim etti. Süheyl'in oğlu babasına
teslim olmuş gidiyor.
Yine
ashab çok kızdı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ayağa kalktı. Sen Allah'ın hak
peygamberi değil misin? Anlaşmayı bozalım çocuğu teslim etmeyelim. Niçin
kendilerine bizden kaçıp kafir olanı kendileri bize teslim etmeyecekte biz bize
kaçıp müslüman olanı teslim edeceğiz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem): Bizden kaçıp kafir olup onlara gidenleri Allah geri döndermesin daha
ileri gitsin diye beddua etti. Onlardan kaçıp bize gelenleride Allah korur.
Çocuğa hiç bir şey yapamazlar. Ama o çocuk kendilerine çok şey yapacak, siz
bunları görmüyor, bilmiyorsunuz. Ben görerek bilerek yapıyorum dedi. Bir müddet
yol gittikten sonra Süheyl'in oğlu babasına:
- Ben
Muhammed'i gerçekten peygamber zannediyordum. Bir peygamber kendine teslim
olanı başkasına teslim etmez. Ben onun peygamberliğine inanmıyorum dedi. Babası
inandı:
- Ha
şöyle şimdi aklın başına geldi mi? dedi.
Oğlan:
-
Geldi babacığım. Çocuğun ellerini çözdü, yemek yemeğe oturdular. Yemek yiyince
hepsine uyku geldi. Çocuk uyumamıştı.
Birisinin kılıcını aldı, hepsinin başını kesti. Ve dağ başına çıktı. Giden
kervanlarla Mekke'ye haber gönderdi.
Müslüman
olan benim yanıma gelsin. Muhammed'in anlaşması var. Müslüman olanları geri
verecek. Benim anlaşmam yok. Müslüman olacaklar çocuğun yanına geldiler.
Bunlar
Mekke'nin kervanlarını vurup, kırıp yemeye başladılar. Kafirler Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına geldiler.
- Çocuğu bize teslim et.
Peygamberimiz:
- Ben
bende olanı teslim ederim. Dağ başında olanı nasıl teslim ederim. Muahede bir anda kafirlerin
aleyhine müslümanların lehine döndü. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in kervanları muahede gereğince her yere serbest gidiyordu.
Kafirlerinki ise gidemiyor, çocuk vuruyordu.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Ömer (Radiyallahu anhu) ve ashaba:
- Ben
demedim mi muahede şimdi bizim aleyhimize gibi görünüyor ama bir anda kafirlerin
aleyhine bizim lehimize dönecek. Şimdi
oldu.
Mekke'liler
korkusundan dışarı kervan gönderemiyor. En son Peygamberimize gelip:
- Ne
biz bizden size kaçanları sizden alacağız. O sizde kalacak ne siz bize
kaçanları bizden alacaksınız o bizde kalacak. Tek şu kervan soyma hadisesi
ortadan kalksın dediler ve o hususta da anlaştılar. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) çocuğa haber gönderdi, çocuk geldi.
Buna
göre biz bunların hepsini de uygulamamızda bir mahzuru yoktur. Bir müslüman on
kafire bedeldir (Sure-i Enfal, ayet
65-66; Sünen-i Ebu Davud, Cild 10, Hadis No: 2646; Kütüb-i Sitte, Cild 3, Hadis
No: 625-626 benzeri) ayetine göre öldürülen bir müslüman yerine on kâfir
öldürmekde caizdir. Buna göre sırası ile bir müslüman şehidin yerine de binlerce
kâfirin öldürülmesinde bir sakınca yoktur. Hepsi de Allah'u Teâlâ'nın emri ve
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in sünnetidir. Şart şehadet kelimesi
getiren öldürülmez. Veya kendisine anlatılır müslüman ol denilir. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in Akreme'yi Ebu Süfyan'ı müslüman etmenin için
nasıl çalıştıysa bizde aynı sair gayreti yapacağız. Müslüman olacaklara aynı
kolaylığı göstereceğiz, sözümüzü kabul etmemede direnirse öldürülür .
(Sure-i Enfal,
Ayet 67-68)
“Hiç
bir peygamber için yerde tamamen kuvvetlenmedikçe esirler edinmesi muvafık
değildir. Siz dünya menfaatini istersiniz. Allahu Teala ise ahireti irade
buyurur. Ve Allahu Teala azizdir, hakimdir.
Eğer
Allahu Teala'dan bir yazı geçmiş olmasa idi almış olduğunuz şey hususunda size
elbette büyük bir azab dokunurdu.”
* * *
“Resûl-i
Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) insanların en ağır başlısı olup (kendi ile
konuşanları yavaş yavaş müslüman edebilmek için) en hafiften alanı, gücü yettiği halde en çok
affedenlerden birisi idi. Bir gün, altun ve gümüşten yapılmış bir takım
gerdanlıklar Resûl-i Ekrem'e getirilmişti. Ganimet malı veya kafir krallarının
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gönderdiği hediye idi. Resûl-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bunları Ashâb-ı arasında bazı esaslar
dahilinde taksim etti. Tabîî herkese müsâvi şekilde vermedi. Bu arada
Bedevîlerden bir Arab:
- Ey
Muhammed, vallahi Allah sana adâleti emrettiği halde seni adâlete riâyet eder
görmüyorum, diye ağır bir ithâmda bulundu. Resûl-i Ekrem:
-
Yazık sana, ben adâlete riâyet etmezsem, ya kim adâlete riâyet eder, buyurdu.
Adamcağız oradan ayrıldıktan sonra, Resûl-i Ekrem:
-
Biraz sonra onu bana çağırın buyurdu. Ve adamın bu kadar kaba ve saygısız
davranmasına karşılık onu en tatlı bir dil ile ikaz etti. Biraz sonra
çağırtması da adamın korkmaması için idi.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa:
889-890)
Çünkü
o adamda: «Muhammed'e hakaret ettiğinden dolayı ya Muhammed, ya adamları bana
bir şey yaparlar» korkusu vardı. Bunu bilen
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kendini çağırdı, konuşup teskin
etti.
Yine
Cabir (Radiyallâhu Anhu) rivâyetinde; Resûl-i Ekrem Hayber gününde Bilâl'in
elbisesi içinde toplanan gümüşleri taksim ediyordu. Adamın biri:
- Ey
Allah'ın Resûlü, taksimatını adâletle yap, dedi. Resûl-i Ekrem, Yazık
- Bu adam münâfıktır, bunun boynunu vurayım diye
ayağa kalkınca, Resûl-i Ekrem:
- Allah korusun,
artık insanlar bunu dillerine dolar ve "Muhammed kendi adamlarını
öldürüyor derler, buyurdu. (İhyâu Ulumi'd -Dîn, Cild 2, Sayfa: 890; Ashâbın
Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 703, Sayfa: 358) Yani müslüman
olacaklara propaganda yapıp Muhammed kendi adamlarını öldürüyor. Seni de
öldürür sakın müslüman olma der kafirlerin münafıkların eline fırsat geçer
buyurdu.
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) münafıkları bildiği halde öldürülmesine müsade
etmedi. Zahirde görünüşte Peygamberimiz'in ümmeti ve ona tabi imiş gibi
görünüyorlardı. Bu öldürülürse kâfirler, münafıklar bunları dillerine dolayıp
propaganda yapacaklar, bir çok kimselerin müslüman olmalarına engel olacaklardı.
Bela'nın en yükseği peygamberlere, sonra evliyalara daha sonra da insanlara
verilmiştir. (Tenbihu'l-Gafilin, Sayfa: 289) En büyük sıkıntı karşısında sabr
etmek, en kaba konuşana karşı en yumşak konuşmaktır.
- Sen
niçin şu işte sabretmedin? derler. O adam:
-
Bende evliya sabrımı var? sözü meşhurdur. Evliya olduğunu denemek için yakinen
yaşamına bakılır. İbadetine, sabrına, cömertliğine, zikrine, gizli ibadetine,
âyete hadîse uygun hikmetli sözlerine bakılır. vb.... bazı ahlâkları
araştırılır.
* * *
Yine
Resûl-i Ekrem bir ganimet malını taksim ediyordu. Ensâr'dan biri:
- Bu
taksimat Allah rızâsına uymayan bir taksimdir, dedi. Bunu Resûl-i Ekrem'e haber
verdiklerinde, benzi kızardı ve:
-
Allah'u Teâlâ kardeşim Musa'ya rahmet etsin, o bundan daha büyüğü ile eziyet
edilmiş ve sabretmiştir buyurdu. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 892;
Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in
Hayâtı, Hadîs No: 712, Sayfa: 363; Hayat Düsturları, Sayfa: 344)
Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bazı kimseleri müslüman edebilmek için ganimet
malından çok verir ve müslüman eder. Bazı kimseleri İslâmiyette tutabilmek için
çok verir. Çok verdiği çok sevdiğinden değil, az verdiği az sevdiğinden değil
veya sevmediğinden değildir.
“Benim
ümmetimin alimleri Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir.” (Müzekki'n-Nüfus,
Sayfa: 417; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, sayfa: 619) hadisine göre hakiki alim olan
Mürşid-i Kâmillerde böyledir. Birde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'e Allah'u Teâlâ ganimeti helal
kılmış, kendisine vermiş, istediğin
kadar, istediğin şekilde harca, dağıt, ne yaparsan yap. Dünya yüzünde bu sadece
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e mahsustur. Ben beş vasıfla üstün
kılındım.
Bana
beş şey verildi ki bunlar benden önce
hiç kimseye verilmemiştir. Daha bir aylık mesafede düşmanlarımın korkusu ile
bana nusret verildi. Ben bir aylık yerden harbe gelirken Allahu Teala
düşmanlarıma korku verir morallerini çökeltir. «Mü'minlere karşı gönlü engin,
kafirlere karşı şiddetli olur.” (Sure-i Maide, Ayet 54) ayetine göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
mü'minlere gönlü çok engin, kafirlere karşı çok şiddetli yani aşılmaz bir engel
olur demektir. Ganimet malının tümü benden önce kimseye helâl değil iken bana
helâl oldu. Bütün yeryüzü benim için mescid ve her tarafı temiz oldu. Herkes
bulunduğu yerde namazını kılabilir. Daha
evvel dualar ve ibadetler ancak ibadethanelerde kabul olurdu. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetine dünyanın her yeri mescid kılındı. Nerde
ibadet edip dua ederlerse kabuldür. Bana şefaât verildi. Her peygamber yalnız
kendi kavmine, ben ise bütün insanlara peygamber olarak gönderildim,
buyurmuştur.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 946, Hadîs No: 672) Ben insanlara, cinnilere bütün mahlukata
peygamber olarak gönderildim. (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadis No: 4349)
* * *
4-
Yine Enes (Radiyallâhu Anhu) rivâyetinde yahudi kadınlarından birisi Resûl-i
Ekrem'e zehirli koyun eti getirdi. Resûl-i Ekrem:
- Bu
zehirli eti niçin bana getirdin? diye sordu. Kadın:
- Seni
öldürmek için getirdim, dedi. Resûl-i Ekrem:
-
Allah'u Teâlâ seni muvaffak etmez! buyurdu. Bu kadını katledelim, diyenlere de,
-
Hayır bırakın gitsin buyurdu.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 891)
Bazı
insanların elinde hiç kimsede olmayan aletler olduğunu düşünürsek o, o
aletlerle önlenebilecek bazı hataları bilerek yapar, çünkü önleyeceğini biliyor
yapsada önler. Diğerleri önleyemez. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
aynı öyledir. Gelmişigeleceği kendine gerekli olan herşeyi ilerde hikmet
doğuracak her hali kendine Allahu Teala bildirir, ona göre hareket eder. Bizce
çok büyük bir zatı zehirlemeye gelen kadın serbest bırakılmaz. Nitekim bazı
harplerde Hazret-i Hasan (Radiyallahu anhu), Hazret-i Hüseyin (Radiyallahu
anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu yaptığı gibi yapıp
ölümüne kast eden adamı serbest bırakmasına, Ashâb razı olmadı. O hal
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in kendine mahsustur.
* * *
5-
“Yine Yahûdilerden birisi Resûl-i Ekrem'e sihir yapmıştı. Cebrâil
(Aleyhis-selâm) Peygamberimize haber verdi, sihir aletini çıkararak düğümlerini
çözdü ve Resûl-i Ekrem kendisinde yeğnilik (şifa, hastalıktan kurtulma)
hissetti, Resûl-i Ekrem bunu Yahûdiye duyurmak bile istemedi.” (İhyâu
Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 891; Ashâbın Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı,
Hadîs No: 708, Sayfa: 360)
Ben
kendinin beni öldürmek istediğini bildiğim halde af olduğunu başkalarından
öğrensin. Ve düşünsün. İslâm dinine dönsün.
İyiliğe
iyilik her kişinin kârı
Kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) kendi nefsi için kendisinin şahsına yapılan ve
yapılacak suikastleri bağışlıyor ama şeriattan fire vermiyor şeriattan ayrılanı ikaz yolu ile ayıktırmak
istiyor. Ve ayıkmazsa cezalandırıyor. Buna dinimizce Asebiyeti Diniyye denir.
Din için sinirlenmek demektir. Bu mahzurlu değildir.
Hadis-i
Şerif'te Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Eğer kızım Fatıma
hırsızlık etse onun elini keserim.» (Zübdet'ül-Buhari, Hadis No: 1003, Sayfa:
661) buyuruyor.
* * *
6-
“Yine Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) buyuruyor: "Resûl-i Ekrem Zubeyir ve
Mikdad ile birlikte beni iki harem arasındaki "HAH" denen yere
gönderdi ve buyurdular ki:
- Hâh
bahçesine gidin, orada bir kadın vardır, onda bir mektub var, mektubu alın
gelin.
- Biz
de gittik, kadını bulduk ve kadına:
- Mektubu ver, dedik. Kadın:
-
Bende mektub yok, dedi ise de biz mutlaka seni arayacağız, dediğimizde kadın
saçları arasından mektubu çıkarıp verdi. Mektûbu Resûl-i Ekrem'e getirdik.
Mektub Hatıb b. Ebî belta'a tarafından Mekke müşriklerine yazılmış ve orada
Resûl-i Ekrem'e dair bazı sırlar aktarılmış bulunuyordu. Bunun üzerine Resûl-i
Ekrem Hatıb'ı çağırarak:
- Bu nedir? diye sorunca,
adamcağız:
- Ey
Allah'ın Resûlü hakkımda acele hüküm verme, beni dinle ben bu hareketimi
müslüman olduktan sonra küfre döner şeklinde yapmış değilim. Ancak oraya gelen
muhâcirlerin Mekke'de kendi ailelerini koruyacak kuvvetli kabileler vardır.
Benim ailem zayıftır. Bunu yaparken oradaki akrabalarımın da onlar tarafından
himâye edilmelerini düşünerek yaptım, dedi. Resûl-i Ekrem:
- O
size doğruyu söyledi, buyurdu. Bunun üzerine Hazret-i Ömer:
- Ey
Allah'ın Resûl'ü müsâade et de şu münâfığın kellesini uçurayım, deyince,
Resûl-i Ekrem:
- Bu adamlar
Bedir cengine katılmıştır. Ne biliyorsun? Allah'u Teâlâ Bedir cengine
katılanların gelmiş ve gelecek günahlarını afv etti. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild
2, Sayfa: 891)
- Ne yaparsanız
yapın, ben sizi bağışladım buyurdu, dedi. (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa:
891-892)
* * *
7- “Yine Resûl-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
Ashabımın
aleyhimde konuştuklarını bana duyurmayın; zira gönül hoşluğu içinde aranızda
bulunmak isterim, buyurdu.” (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 893; Ashâbın
Dilinden Peygamberimiz'in Hayâtı, Hadîs No: 712, Sayfa: 363)
* * *
Enes (Radiyallahu anhu) anlattı:
Uhud günü
Resulullah'ın yan dişi kırılıp yüzü yaralandığında hem yüzünden kanı siliyor
hem de:
«Peygamberlerinin
yüzünü kana boyayan bir kavim nasıl felah bulur?» dedi.
Allahu Teala
onlara bunu beddua olarak
Halbuki o,
onları Allah'a davet ediyordu» diyordu. Bunun üzerine «Bu işte senin yapacağın
bir şey yoktur. Yahut (müslüman olsunlar
da) onların tövbesini
* * *
El-Bera İbn Azib şöyle anlattı:
Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) Uhud günü okçuların -elli kişilerdi- (Diğer bir
kitapta 200 atlı idiler.) başına Abdullah ibn Cubeyr'i vermiş ve:
-
Kuşların bizi kaptıklarını görsenizde ben size adam göndermedikçe sakın
yerinizden ayrılmayın. Düşmanları yendiğimizi görseniz de, ben size haber
göndermedikçe sakın yerinizden ayrılmayın, demişti.
Müslümanlar
müşrikleri yendiler. Vallahi ben kadınların dağa koştuklarını gördüm. Koşarken
bileziklerini ve elbiselerini kaldırdıklarından bacaklarının halhallarını
gördüm. Abdullah ibn Cubeyr'in arkadaşları (okçular):
- Ganimete koşun! Arkadaşlarınız
galip geldi. Ne bekliyorsunuz dediler. İbn Cubeyr:
Resulullah'ın
dediğini unuttunuz mu? dedi. Onlar:
Biz
mutlaka diğerlerinin yanına gidip ganimetten nasibimizi alacağız dediler.
Onların
yanına gidince (Arka taraftan pusuda olan Hazreti Halid hücum etti. Ve
müslümanlar bozguna uğradılar. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in
emrini ve sözünü dinlemediklerinden bozuldular. Çünkü burdaki müslümanları
görüp hücum edemiyorlardı. ) yüzleri geriye çevrildi ve bozguna uğradılar.
Resûlullah'ın yanında sadece oniki kişi kaldı. Onlardan yetmiş kişi öldürüldü.
Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Bedir savaşında onlardan yetmiş esir yetmişi
de ölü olarak yüzkırk kişi ele geçirmişdi. Müslümanlar dağa sığınmış kafirler
gelemiyorlar.
Ebu Süfyan üç defa:
Müslümanlar
arasında Muhammed var mı? diye sordu.
Resûlullah onların cevap
vermemelerini istedi. Ebû Süfyan üç defa da:
Müslümanlar
arasında Ebû Kuhafe'nin oğlu var mı? diye sordu. Sonra üç defa:
- İbnü'l-Hattab var mı? diye
sordu. Bunun üzerine arkadaşlarına dönerek:
-
Bunların hepsi öldürülmüşler. Siz onların işini bitirdiniz, dedi.
Ömer kendini tutamayıp:
-
Allah'ın düşmanı! Vallahi yalan söylüyorsun, saydığın kişilerin hepsi de
sağdır. Senin için sana kötülük yapacak şeyler kaldı dedi. Ebu Süfyan:
Onlar
bana kötülük yapmadılar ki dedi ve şu maniyi ilave etti.
Yükselt
Hubel, yükselt Hubel! (Hubel en güvendiği putlardan birisinin adı) Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ona cevap vermeyecek misiniz?
dedi.
- Ne
diyelim ya Resulullah! dediler. Resulullah'da:
-
Allah bizim mevlamızdır, sizin mevlanız yok deyin cevabını verdi.” (Ashabın
Dilinden, Sayfa: 557-558)
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözünü
Ebû Süfyan'a söyledi. Ebu Süfyan:
-
Yükselt ey Hubel putu deyince Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu):
- En
yüksek en büyük olan Allah'tır. Ebu Süfyan Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:
- Ya
Ömer! Senin sözüne güvenirim. Biz Muhammed'i öldürebildik mi? Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
- Siz
Muhammed'i öldüremediniz içimizde sağdır hem de ölecek şekilde ağır bir yarası
yoktur dedi.