PEYGAMBERİMİZ (SALLALLAHU
ALEYHİ VESELLEM) KİMSEYE BEDDUA ETMEDİ DİYENLERE
“Utbe
ibni Ebû Leheb'in olayıdır. Muhammed ibni İshâk (Rahimehullah) bildirir. Ebûl
As ibni Rebi ibni Abdil Uzzâ ki Hazret-i Hadîce (Radiyallâhu Anhâ)'nin erkek
kardeşi idi. Hazret-i Hadîce ona, Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'ın
kızı Zeyneb'i vermiş idi. Kardeşi Rukıyyeyi Utbe ibni Ebî Leheb'e verdi.
(Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) peygamberlik gelmezden evvel islam
dini gelmediğinden Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kızlarını
akrabalarına vermişti, ilerde) Onların
Resûlullah'a düşmanlıkları ve hasedleri olunca, Ebül As'a ve Utbe'ye, siz
Muhammed'in kızlarını alıp, onun gönlünü rahatlattınız. Şimdi onları boşayın,
gönlü kırılsın. Kureyş ileri gelenlerinden kimin kızını isterseniz,
karşılığında size alıverelim dediler. Ebül As, vallahi ben hanımımdan başkasını
tercih etmem ve hanımımı boşamam ama fasık Utbe,
-
Ben deveyi Allah için adadım, kesip etini fakirlere vereceğim dedi. O devenin
yanına Onyedide deve kattı . Ebu Cehil'in devesini ve onyedi deveyi Mekke'de
kestirdi fakirlere dağıttı. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 628) Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) kafirlerin kendine karşı yaptığının misillemesini
yaptı. Kureyş'liler Said'in kızını Utbe'ye nikâh ettiler, Resûlullah'ın kızını
boşadı. Urve ibn-i Zübeyr anlatıyor:
-
Utbe, Resûllulah'ın huzuruna geldi. Ben yıldız düştüğü vakit kafir oldum ve
Cebrâl'in
-
Yâ Rabbi, ona köpeklerinden birini musallat et buyurdu. Derler
ki: Ebû Talib, o mecliste hazır idi:
- Ey kardeşimin oğlu, sen bu bedduadan nasıl kurtulursun
bilmem dedi. Ebû Talib bu bedduadan çok kasvetlendi. Resûlullah'a:
- Ey kardeşimin oğlu, bu bedduadan ne menfaat ele geçer
dedi. Utbe evine gidip, babası Ebû Leheb'e bu hali anlattı. Ebû Leheb, müşrik
iken, Resûlullah'ın duâsının kabul olacağını bilip çok üzüldü. Sonra çok zaman
geçmeyip, Ebû Leheb ve Utbe, Kureyş'in ticareti ile Şam tarafına sefer etti.
Bir rivayette, Ebû Leheb sefere gitmedi, ama Kureyş'lileri Utbe'yi korumalarını
sıkı tenbih etti. Böylece uzun mesafe geçtikten sonra bir yere indiler orada
bulunan kavim burada yırtıcı arslanlar vardır, dikkatli olunuz dediler. Utbe
arkadaşlarına:
- Ey yoldaşlar, yardım zamanıdır, mürüvet edin, beni sıkı
koruyun. Zira ben Muhammed'in bedduasından emin değilim dedi. Böylece birlik
halinde bütün yükleri bir yere yığdılar. Utbe'yi onun üzerine çıkarıp
yatırdılar. Diğerleri halka gibi etrafını çevirdiler. Dışardan develeri de
hisar gibi halka ettiler. O gece Allah'u Teâlâ bir aslanı ona havale etti.
Gelip hepsini birer birer kokladı. Birine saldırmayıp o habisin pis insanın
kokusunu alıp sıçradı ve kaptı. Develerden dışarı çıkarıp sahrada helâk etti.
Bir rivâyette karnını yarıp helâk etti. Bir rivâyette de bir yeri yırtılmayıp,
kemikleri burda tamamen hurda olmuş buldular. Nasıl olduğunu kimse bilemedi.”
(Altı Parmak, Sayfa: 813-814)
* * *
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Mekke'de namaz
kılarken Ebû Cehil ve on iki bey bir devenin bağırsaklarını Muhammed secdeye
varınca boynuna kim korsa şu kadar para vereceğiz dediler. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) secdeye varınca boynuna koydular. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Ebû Cehil'de içinde olan on iki beye beddua etti.
Bu beddua Ebu Cehil'e ve diğer beylere giran geldi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in o an için o yerde yapılan bedduasının kabul olacağını
biliyorlardı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hangi beye nasıl olsun
diye beddua etti ise, hepsi de aynen oldu. On iki beyin on tanesi Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in beddua ettiği gibi aldığı yaralarla Bedir
cenginde hepsi geberdi. İki tanesine Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
uzun yaşayın şöyle şöyle perişan olun dediği için onlar uzun yaşayıp dediği
şekilde perişan oldular. (Altı Parmak, Sayfa: 326-327; Sahih-i Buhari Tecrîd-i
Sarih, Cild 1, Hadis No: 177)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) bunlardan birisine ömrün uzun olsun çok fakir
olasın, oğlun kızın çok olsun, en rezil kepaze olarak yaşayasın diye beddua
etmişti.
O
adamın yüzleri bakılamayacak şekilde çirkinleşti. Göz kapakları kızarıp aşağı
doğru sarktı. Oğlu-kızı çok oldu, çok fakir oldu. Kadınlara saldırdı, o yüzden
kendini döve döve felç haline getirir, zibilliğe atarlardı. Orada baygın yatar,
ayıkır ölmez yine iyi olunca kadınlara saldırırdı.
-
Sen bu kadar yaşlı olduğun halde niçin kadınlara saldırıyorsun diyenlere:
-
Bende erkeklik yok. Peygamberin bedduası yerini bulacak. Ben
kadınlara saldırmazsam duramıyorum der. Tekrar dövülerek koma haline getirip
gübrelikte kimse yüzüne bakmazdı. Günlerce yatar ölmez, evine gelir, iyi olup
ayağa kalktığı zaman yine kadınlara saldırır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bedduası çıkmıştı.
Şimdi zamanemizde de yine aynıdır. Doğrudan düz kâfir
olan gördüğü bir ibretle çabuk müslüman olur. Küfrü inadi olanlar ise müslüman
olmaz. İnkârcı olur. Ayette;
Onların kalpleri, kulakları, gözleri şekavet mührü ile
mühürlenmiştir, onlar iman etmezler, buyuruluyor. (Sûre-i Bakara, Ayet 7)
Allah'u Teâlâ'nın şekâvet cehennemlik diye vurduğu mührü
kul bozamaz. Hadîste ismi geçen aslanın yediği de aynı hem babaları, hem
kendisi Resûlullah'ın bedduasının çıkacağını çok iyi biliyor ve yine de
müslüman olmuyor.
* * *
Mekke'de kıtlık
olup yedi sene yağmur yağmayınca Ebu Süfyan ve beylerin develeri yiyecek bir
şey bulamadılar. Çöl otları dahi yoktu. Ebu Süfyan Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e geldi:
- Ya Muhammed! Dua et yağmur yağsın hayvanlar mahf
oluyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) dua etti yağmur yağdı, yine
müslüman olmadılar. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 215 Benzeri.)
* * *
“Hazreti Aişe (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın yanına iki
kişi girdi. Resulullah'a bir şeyler söylediler. Fakat ne söylediklerini
bilmiyorum. Söyledikleriyle Aleyhis-selatü Ves-selamı kızdırmışlardı. Onlara
lanet etti, sebbetti (kırıcı konuştu.) Adamlar çıkınca:
- Vallahi ey Allah'ın Resulü! Bunların kazandığı hayrı
kim kazanabilir? dedim.
- Bu
da ne? buyurdular.
-
Onlara lanet ettin, sebbettin dedim.
- Benim Rabb'ime ne şart koştuğumu bilmiyor musun? Dedim
ki:
- Allah'ım ben bir beşerim (yanılanım, beşerin razı
olduğu gibi razı olur, beşerin kızdığı gibi kızarım.) Öyleyse mü'minlerden
hangisine (hak etmediği halde) lanet edersem, sebbedersem bunu onun hakkında
[tahur (günahlarından temizlik vesilesi)] (sevabında) bir artış ve ücret kıl
buyurdular.” (Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadis No: 5362)
O gelenlere Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
kızıp beddua edince arkasından şu duayı yapıyor: «Ya Rabbi! Ben mü'minlere
kızıp hak etmediği bir beddua yaparsam onun günahlarını affet ve sevabını
çoğalt. Ona da o yaptığım bedduayı kabul etme demektir.
* * *
Abdullah ibn-i Ebi Evfa (Radiyallahu anhu)'dan Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in Ahzab günü (Hendek harbinde) müşrikler aleyhine
dua ederek şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
Ey
Allah! Ey Kur'an gönderen! (Allah'ım) Ey düşmanlarla hesabı tez (Rabb'ım!) Sen
(Medine önünde toplanan) şu arap kabilelerini dağıt Allah'ım! Onların
topluluklarını kır, iradelerini sars (da yerlerinde tutunamasınlar) Rabb'ım!”
(Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 8, Hadis No: 1233, Sayfa: 342-343)
* * *
Arap
süvarilerinden Amir b. Tufeyl ile Erbed b. Kays
Resul-i Ekrem'i öldürmek üzere geldiler. Resul-i Ekrem bir hile ile
onlardan kurtuldu ve onlara beddua etti. Amir Gudde hastalığına yakalanarak
öldü. Erbed'i yıldırım yakarak yok etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Ubey b. Halef'i kendisini öldüreceğini haber verdi (Ölümünün
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinde olduğu haberini gönderdi.
) ve Uhud harbinde hafif bir temas ile öldürdü.” (İhya'u Ulumi'd-Din, Cild 2,
Hadis No: 1125-1127, Sayfa: 904)
* * *
Hendek
savaşında:
Cabir b.
Abdullah'ın bildirdiğine göre:
Peygamberimiz
Ahzab mescidinde (Mescidin bulunduğu yerde) rıdasını bırakıp ayağa kalktı,
ellerini kaldırdı. Toplanıp gelmiş bulunan müşrik kabileleri aleyhine dua etti.
Namaz kılmadan oradan ayrıldı. Tekrar oraya vardı yine müşrikler aleyhine dua
ve orada namaz kıldı.
Peygamberimiz
orada Pazartesi, Salı ve Çarşamba gününde dua etti.
Çarşamba
günü, öğle namazı ile ikindi namazı vakti arasında duasının kabul buyrulduğu
kendisine vahy olundu.
Ashab bunu, Peygamberimizin
yüzünde dalgalanan sevinçten anladılar.
Peygamberimiz
yaptığı dualarda:
«Ey
kitabı indiren, hisabı en çabuk gören, kabileleri hezimetlere, bozgunluklara
uğratan Allah'ım! Şu kabileleride hezimete uğrat, sars onları Allah'ım!
Onlara karşı bize
yardım et!
Ey
Allah'ım! Ben senden bana olan ahdini ve vadini yerine getirmeni diliyorum.
Ey
Allah'ım! Sen şu bir avuç müslümanların helakını dilersen artık hiç ibadet
olunmazsın!
Ey
darda! Tasalarda olanların imdatlarına yetişen!
Ey
muhtaç ve çaresiz kalmışların dualarına icabet eden Allah'ım!
Üzüntümü,
tasamı, sıkıntımı kaldır artık!
Benim
halimi, Eshabımın hallerini görüyor ve biliyorsundur! dedi.
Cebrail
geceleyin yanında rüzgar olduğu halde, peygamberimize geldi.
Hiç
şübhesiz Allah senin duanı işitti. Düşman korkusuna karşı, O sana tamamiyle
elverdi, dedi.
Peygamberimiz
hemen iki dizi üzerine çöküp ellerini kaldırdı ve gözlerini yere indirdi ve
«Bana ve Eshabıma acıdığından dolayı sana şükranlarımı sunarım Allah'ım!» dedi.
Cebrail
üç kere «Sevininiz! Allah, onlara bir rüzgar saldı!» diyerek Allah'ın
müşrikleri kasırga ile perişan ve tedirgin edeceğini haber verdi.” (İslam
Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 5, Sayfa: 266-267)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Bedir Cengine giderken geri döndü. Ashab'a baktı
ayakları yalın, karınları aç, yani normal yiyeceklerden yememişler, sırtlarında
elbise yok, şu duayı yaptı: Allah'ım bunları ben yediremiyorum sen yedir, ben
giydiremiyorum sen giydir. Ben zengin edemiyorum sen zengin et buyurdu. Harb
sonu o zamanda harbe gidip ganimet malı getirmek çok şereflilik harbe gidip
ganimet malı getirememekte çok ayıptı, bunun için Ebu Cehil'in bin deve yükü
kıymetli eşya getirip harpte müslümanları öldürdük, onlardan ganimet malı
aldık diye halka demesi için getirmişti.
Harbte kendiler öldürülüp getirdiği malların hepsi ashaba kaldı, zengin oldular
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in duası kabul olmuştu.
Kâfir
iki çeşittir. Bir tanesi ben haklıyım benim putlarım haklı Muhammed yalan
söylüyor. Dini de, kendi de yalan der. Buna düz kâfir derler.
Kendi dininin yalan olduğunu Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in doğru olduğu kendine tam ispat edilirse bu
gibiler müslüman olur.
O biri küfrü inadidir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) ve onun sözlerinin doğru ve haklı olduğunu bilir, bile bile inkâr
eder. Sen ona Peygamberimiz'in haklı olduğunu dininin doğru olduğunu
bildireceksin, onları zaten biliyor. Bildiği şeyi söylüyorsun. Hazret-i Ömer
cehalet devrinde:
- Benim putlarım haklı Muhammed haksız diyordu ve öyle
inanıyordu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in haklı putların yanlış
olduğunu bilir bilmez, hemen müslüman oldu. Ebû Cehil binlerce defa
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in haklı olup sözlerinin doğru
olduğunu, kendilerinin sözlerinin yalan çıktığını gördü, küfrü inadi olduğundan
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in haklı, dininin doğru olduğunu
bildiği halde müslüman olmadı. Buna da küfrü inadi derler. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hicretinde peşine düşen Süreka gizli müslüman
olmuş. Ebû Cehil bunun alnında müslüman olanların nurlarını gördü sözüne
inanmadı fakat açıklamadı. Süreka:
- Muhammed buralarda yok diyordu. Ebû Cehil'e bilahere
neden sözüne inanmadın dediler. Ebû Cehil:
- Muhammed'e tabi olanların alnında bir (nur) parlaklık
görüyorum. Bize tabi olanlarda bu nur, parlaklık yok. Süreka'da da aynı nuru
gördüm. Onun için sözüne inanmadım. Alnında nur görüyorum desem herkes müslüman
olur diye korktum. İşte küfrü inadi doğruyu, hakikatı bildiği halde küfür
ediyor inkar ediyor. Bu gibilerin düzelmesine imkan yok.