EL ÖPME HAKKINDAKİ AYET VE HADİSLER
1- Din
kardeşinin elini öpmek musafahadır. (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 932)
* * *
2- Yahudilerden
bir gurub Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elini ve ayağını
öptüler. (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3705).
* * *
3- Alim ve takva
sahibi bir kişinin elini öpmekte bir beis yoktur. DÜRER.
MUSANNIF
EL-CAMİ'DEN NAKLETTİ Kİ; Hakim ve adil bir sultanın elinin öpülmesinde de beis
yoktur. Hatta bazıları bunun sünnet olduğunu söylemişlerdir. MÜCTEBA.
Alimin başını
öpmek elini öpmekten daha güzeldir. EL-BEZZAZİYE'de de böyledir. [İbn-i Abidîn,
(Reddü'l-Muhtar), Cild 15, Sayfa: 429]
* * *
4- Bir kimsenin
başkası için kendi elini öpmesi mekruhtur. (Bu zamanımızda vardır.) Şayet bir
kimse başkasının elini öperse elini öptüğü zat alim bir şahıs veya adil bir
hükümdar olurda onun elini ilmi veya adaleti için öperse bunda bir sakınca
yoktur. SEMERKANT ALİMLERİNİN FETVALARI'da böyledir.
* * *
5- İlmi ile amil
olan âlimin elini öpmek caizdir. Çünkü ilim sıfatı Allah'ın sıfatıdır, ancak
amele yakın olduğu zaman meth olunur.
Salih bir ölünün
yüzünü teberrüken öpmekte bir beis yoktur. Nitekim Ebû Bekir Sıddık
(Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın ruhu kabzolduktan
sonra iki gözünün arasını öpmüştür. (Berîka, Cild 5, Sayfa: 298-299)
* * *
6- Öpmek beş vecih üzerinedir:
a- Sevgi öpmesi: Çocukların yanaklarından
öpülmesi gibi.
b- Merhamet öpmesi: Anne ve babanın (ellerini)
başlarını öpmek.
c- Şefkat öpmesi: Kardeşlerin alnından
öpülmesi.
ç- Hanım ve cariye için şehvet öpmesi ki ağız
üzerinde olur.
d- İkram öpmesi ki mü'minler için el üzerinde
olur.
e- Bazıları altıncısı din öpmesi olduğunu
söylemişlerdir.
«Mushaf'ın
(Kur'an'ın) öpülmesi vardır.» EL-KİNYE'de de böyledir.
Bazıları
«Mushaf'ın öpülmesi bid'attır» dediler. Lâkin Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'den gelen rivâyete göre o, her sabah Mushafı (Kur'an'ı) alır, öper ve «Bu
Rabb'imin ahdidir, menşurudur» derdi. Hazreti Osman'da bu Mushafı öper ve
yüzüne sürerdi. [İbn-i Abîdin (Reddü'l-Muhtar), Cild 15, Sayfa: 430-431]
Bilal Babam
çiftehan kaplıcasına gittiğinde bir yüksek dini öğretim üyesi Bilal babama soru
soruyor. Bana bazı kimseler sordular. Ben bu konuda müsbet
cevab veremedim. Muhiddin Arabi Hazretlerinin görüşü insan Hakka kavuşursa hak
olur vücud birdir «La Mevcude illallah» Allah'ın vucudundan başka vücud yoktur.
Bir insan bir damla gibidir okyanus denizine bir damla düşerse ona damla denmez
deniz denir. Aynı onun gibi insan Hakka kavuşunca Hak olur.
İmam-ı
Rabbani Hazretleri onun görüşü ve ehli sünnetin görüşü halık ayrı mahluk ayrı.
İnsan Hakka kavuşmayla hak olamaz. Allahu Teala halıktır yaratandır
diğerlerinin hepsi mahluktur yaratılandır. Halık mahluk olmaz, mahluk halık olmaz.
Yine
Muhiddin Arabi Hazretlerinin ve benzeri evliyaların sözü cennete girecek bu
vücud değil ruhaniyettir. Cennette yeme, içme hurilerle cem olma yok derler. Bu
ikisinin sözlerine bazı kimseler şaşıp kalmışlardır. Bu soruya Bilal babam
şöyle cevap veriyor.
- Bir
okulda talebenin devamlılığı geçimi, görüşü, temizliği okuması yazması hesabı
tarihi, coğrafyası, siyasal bilgisi vs... bunların hepsine bakılır. incelenir
en sonunda tayin edileceği zaman bunların hepsi değerlendirilir. Ona göre
kendisine atama yapılır aynı onun gibi geceli, gündüzlü çalışan bir dervişi
manen Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onun dosyasını açar. Sabrı
sadakatı, cömertliği çalışması gece ibadeti, din hususunda atılganlığı, şecaatı
vb.. dosyasına Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bakar. Bütün cihar-ı
yarlar büyük zatlar onların görüşünü alır en son kesin kararı kendi verir. Bu
çalışan derviş sofi evliya-i kümmelinlikte mi kalsın mürşidi kamilinliğe mi
geçsin? Kesin kararı Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) verir. Onbinlerce evliyaullahtan ancak bir tanesi
mürşidi kamilinliğe geçer. O birileri evliya-i kümmelinlikte kalır. Muhiddin
Arabi Hazretleri gibi. Evliya-i kümmelin şudur: İnsan çalışa çalışa
ibadetle taatle zikrullahla gece ibadeti ile, sabırla, cömertikle kendi kalp
aleminde ilerleye ilerleye kalp kal'asının başına çıkar. Bütün melekutu, arşı
ala'yı, onsekizbin alemi niceliksiz pürüzsüz seyr eder. Hakka kavuşur. Ben Hak
oldum zanneder, her evliyaullah ilerleye ilerleye en sonunda buraya kavuşur. Kendi
kendini kayb edip şeriata ters gibi görülen sözleri kasideleri, yaptığı
hareketleri vardır. Bu Allahu Teala ile kendileri arasında bir haldır. Halde
dille, kalemle tarif edilmez. Ancak yaşayan bilir. Mansur-i Bağdadi Hazretleri
bu makamda Enel Hak , Ben Allah'ım dedi. (Müzzekki'n-Nüfus, Sayfa: 396) Ve o
uğurda can verdi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) o makamda «Ben görmediğim
Allah'a iman etmem» dedi. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 240) Beyazıd-ı Bestami
Hazretleri o makamda «Sübhani ma azami şani» dedi. Ben Allah değil miyim benim
şanım büyük değil mi? (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 396-397)
Yunus
Emre Hazretleri de o makamda iken şu kasideyi söylemiştir:
Adım adım ileri
Beş alemden içeri
Onsekizbin alemi
Geçtim bir dağ içinde.
Ayrılmadım Pir'imden
Ayrılmadım şeyh'imden
Aşk'tan bir kadeh aldım
İçtim bir dağ içinde.
Yetmiş bin hicab geçtim
Gizli perdeler açtım
Ol dost ile buluştum
Gördüm bir dağ içinde
Vardım ileri vardım
Levh-i elime aldım
Ayetleri okudum
Yazdım bir dağ içinde.
Gözler gibi görmedim
Söz gibi söyleşmedim
Musileyin münacaat
Ettim bir dağ içinde
Kalbten büyük dağ olmaz
Ol Allah'a doyulmaz
Sohbetine kanılmaz
Erdim bir dağ içinde.
Gökler gibi gürledim
Yeller gibi inledim
Sular gibi çağladım
Aktım bir dağ içinde.
Açtım Mekke kapısın
Duydum ol dost kokusun
Erenlerin hepisin
Gördüm bir dağ içinde.
Yunus eyder gezerim,
Dost iledir pazarım
Ol Allah'ın didarın
Gördüm bir dağ içinde.
Yunus
EMRE.
Yine
orda kalıp çıkamayanlara evliya-i Kümmelin denir. Oraya varıp bir müddet orada kaldıktan
sonra Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in maneviyat vermesi ile sahve
çıkarılır. Onlar şeriata yeniden başlarlar ve hemde yaşarlar. Şöyle ki sıfatı subutiyede biz dirilik görme,
duyma, yürüme, işitme hepsi Allah'tandır diyoruz. Ama gözümüz ile göremiyoruz.
O hem öyle inanır hemde yerde yürüyen en ufak bir sarı karıncanın Allahu
Teala'dan aldığı kuvvetle yürüdüğünü görür. Her mahlukun böyle olduğunu görür.
Bu hal evliya-i kümmelinlikte başlar. Mürşidi kamilinlikte devam eder. Mürşidi
kamilinler şeriatın aslını hakikatı, marifeti her şeyi görür, bilir, yaşar.
Bilmeyenler derecenin en altı müslümanlığın birinci basamağı olan nefsi
emmarede zanneder. Vücud halindedir yüksek
makam olan vecidi, tevacidu içinde işte Muhiddin Arabi Hazretleri evliya-i
Kümmelinden, imam-ı Rabbani Hazretleri Mürşidi kamilinden deyince soran biz
Muhiddin Arabi Hazretlerini çok büyük biliyoruz. İmam-ı Rabbani Hazretleri
oraya geçmişte Muhiddin Arabi Hazretleri neden geçememiş? deyince Bilal Babam:
-
Muhiddin Arabi Hazretlerinin derecesi büyüktür. Allahu Teala evliya-i
kümmelinlikteki kalanlara bir önder bir büyükleri manen idarecileri olması lazım. Onun için
evliya-i kümmelinliklerin büyüğü şeyh Muhiddin Arabi hazretleridir. Evliyayı Kümmelinler şuna
benzer. Bir ateşin içerisinde demir ısına ısına ateşin rengini alır o demir
kıpkırmızı ateş olur. O demir ben ateşim derse yalan söylemiyor. Çünkü nereye
değse yakar. Ateşin her türlü sıcaklığı kendinde var. Yerde soğuk, buz gibi
duran demir ben ateşim derse yalan söylüyor onlar ateşin içerisinde kızaran
demir gibi biz yerde soğuk buz gibi duran demir
gibiyiz. O sözlerin onlara zararı yok bize zararı var. Allahu Teala'nın
onların sözlerini doğrulayan hadisi kudsileri vardır. Bunları kitabımızda
yazdık. (Sayfa: 203)
Ayet:
Hazreti Meryem'e cennetten devamlı yemek geliyor (Sure-i Ali İmran, Ayet 37)
Ayet:
Kitaptan ilim verilen bir evliya Yemen'den Kudüs'e Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam) başını çevirip bakıncaya kadar kocaman sarayı getiriyor.
(Sure-i Neml, Ayet 40)
Bunlar peygamber değil, Ben-i İsrail peygamberinin
ümmetlerinden evliya olan zatlardır. Bunları doğrulayan destekleyen biraz evvel
yazdığımız hadisi kudsilerdir. Kur'an-ı Kerim mürşidi kamillerin görüşünü
doğrular. (
O
Allah haliktir, yaratandır. (Sure-i En'am, Ayet 102; Sure-i Secde, Ayet 7) Buna
dair benzeri ayet ve hadisi kudsiler çoktur. Diğerlerinin hepsi yaratılandır.
Bundan anlaşıldığına göre yaratan yaratılmış olmaz, yaratılanda da yaratma
olmaz. Zamanemizde biz şunu yarattık, bunu yarattık diyenler hep vardan var
ediyor. Yoktan var etmek, yaratmak sadece Allahu Teala'ya mahsustur. Bütün
dünyanın fenni hepsi birleşse bir buğday
tanesini yoktan var etmeye kadir değildir. Sihirle olanlar insanın
gözüne öyle gösteriyor. Yine yaratma değildir.
Ehli sünnet itikadıda aynı görüştedir. Evliyayı kümmelinler içinde yaşadığı görünümü
dile getiriyor. Güneşe yeşil gözlükle bakan yeşil görür, sarı gözlükle bakan
sarı görür, gözlüksüz bakan daha iyi görür. Evliyayı Kümmelinler renkli
gözlükle bakan gibi mürşi-di kamiller gözlüksüz bakan gibidir. Allahu Teâlâ
kula tecelli ettiği zaman yukarıda saydığımız hadisi kudsiler kulda tecelli
(zuhur) eder. O kul yapıyor zannedilir ama o ateşin içerisindeki kızaran demir
gibi demir yakmıyor. Ateşten aldığı sıcaklık yakıyor. Bunu evliyaullahlar
kasidelerle şöyle dile getirmişlerdir:
Evliyaya eğri bakma,
Kevni mekan elindedir,
Mülke hüküm süren odur,
İki cihan elindedir.
Hakk zatıyla sıfatıyla,
Tecelli eyledi anda,
Varlığı Hakk varlığıdır,
Emri sübhan elindedir.
Sen anı öyle sanırsın
Sencileyin bir Adem'dir
Evliya'nın sırrı vardır.
Gizli ayan elindedir.
Hakk anı bunda yarattı
Kullarını irşad için
Kime diler iman verir
Kahr-ı ihsan elindedir.
Kaygısız edermiş bu ilmi
Okudum anladım bildim
Bütün alemlerin hükmü,
Kamil insan elindedir.
Kaygısız
Hz.
İmanı
veren Allahu Teâlâ sebeble verir. Peygamberlerini ve evliyalarını sebeb yapar.
Onların vasıtası ile verir yapan yine Allahu Teala'dır.
Doğan sensin dolanan sen,
Ne doğar ne dolanırsın,
Mekanın la mekan senin
Her mekanda bulunursun.
Bilen sensin bilinen sen
Sen bilirsin seni yine
Tecelli ettiğin dosta
Lütfun ile bilinirsin.
Bir gönülde senden gayrı
Ağyar girip yar olmasın
Muhabbetin nuru ile
Ol gönülde salınırsın.
Seyid Nizamoğlu sakın.
Ölem deyu gussa yeme.
Dost ilinde doğarsın sen
Gerçi bunda dolanırsın.
Seyid
NİZAMOĞLU.
* * *
7- Abdullah bin
Ömer (Radiyallahu an-hu)'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elini
öptüğünü rivâyet etmiştir. Bu hadîs-i Ebu Ya'lâ rivayet etmiştir.
(Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa: 48)
Cem'ül Fevâid
adlı eserde Hazreti Ömer'in Peygamberimizin elini öptüğü kayıd ediliyor.
(Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa: 48)
Kaab bin Malik
(Radiyallahu anhu)'in tevbesi Allah tarafından
Ümmü Eban
anlatıyor. Dedem Amir oğlu Vazi (Radiyallahu anhu) şöyle nakletmişti:
Medine'ye gittik,
bize “İşte Allah Resûlü denildi, hemen ellerine ve ayaklarına kapanarak öpmeye
başladık” (Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa: 48; Buhari Edeb'ül Müfred'de rivayet
etmiştir.)
Hayatü's-Sahabe
kitabında ayrıca on üç tane el öpme vardır. (Hayatü's-Sahabe, Cild 3, Sayfa:
48-49)
* * *
8- Din
kardeşinin elini, alnını öpmesi caizdir, ağzından öpmek mekruhtur.
(Gun-yetü't-Talibîn, Sayfa: 53)
Hazreti Fatıma
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın yanına vardığı zaman (veya
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Fatıma'nın yanına vardığı
zaman)
* * *
9- Aişe (Radiyallahu anha) anlatıyor.
Hârise oğlu Zeyd
(Radiyallahu anhu) Medine'ye gelmişti. O sırada Resûlullah benim evimde idi.
Zeyd geldi kapıyı vurdu, Allah Resûlü peştemalini sürüyerek kalktı, kapıya
yürüyerek Zeyd'i kucaklayıp öptü. Vallahi Resûlullah'ı o şekilde çıplak olarak
ne daha önce, ne de ondan sonra görmedim. (Hayatüs-Sahabe, Cild 3, Sayfa:
46-47; Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2875)
* * *
10- Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i oğlundan ve kızından fazla seven mü'min her
vilâyette bir tane bulunursa onun eliniayağını öpmelidir. (İmadiyel-İslam,
Sayfa: 44)
* * *
11- Ashab-ı
Kiram Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elini öperdi. [İslâm Tarihi
(M. Asım Köksal), Cild 1-2, Sayfa: 56; Ayrıca Buhari, Ebû Davud, Sünen-i ibn-i
Mâce'de de rivayet edilmiştir.]
* * *
12- Bir kişi Allah Resûlüne
gelerek:
- Ey
Allah'ın Resûl'ü! İman yönünden artmama sebeb olacak tek bir mucize bana göster
deyince Cenab-ı Peygamber:
- Şu ağaca git, onu bana çağır
dedi. Kişi ağaca giderek:
-
Allah'ın Resûlü seni çağırıyor dedi. Ağaç gelerek peygamberimize selâm verdi ve
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ağaca:
- Yerine
dön dedi. Ağaçta yerine dönüp gitti, yerleşti. Ravi der ki: Sonra Resûl-i Ekrem
ona izin verdi, o da peygamberimizin başını ve iki ayağını öptü. Ve Resûl-i
Ekrem buyurdu:
- Bir
kimsenin başka birisine secde etmesini emretse idim, kesinlikle kadının kocasına
secde etmesini emrederdim. (İbn-i Abidîn, Cild 15, Sayfa: 434, Hakim'de rivayet
etmiştir.)
El
öpme hakkında bu kadar hadis yazdım. Bu hadislerin bazıları erkeğin el öpmesini
bazıları da umuma ait söylüyor. El öpülmeyeceğine kadınların yaşlı, kamil
mü'minin elini öpmeyeceğine dair bir tek bir ayet bir hadis-i kudsi veya bir hadis-i şerif
göstersinler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanından günümüze
kadar bütün kadınlar ve erkekler yaşlı kamil mü'minin elini öperler. Bunu kadın
erkek hepsi yapar. Kadınlar kesinlikle erkeklerden hiç kimsenin elini öpemez
diyenler yirminci asrın ortalarında çıktılar. Kendi fikirlerini yayıyorlar.
Ey
müslümanlar! Size soruyorum sizin yaşlı dedelerinizin ellerini kadınlar öper
miydi? öpmez miydi? muhakkak ki Öperlerdi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanından bu zamana kadar
bizim dedelerimizi ayıktıracak hiç bir alim gelmedi de yirminci asrın sonuna
doğru mu geldi? Siz bu dedelerinizi çok
büyük hata-günah işlemiş mi sayıyorsunuz?
Gelen milyonlarca evliyalar bu el öpmenin yanlış olduğunu söyleyip
bunları niçin ayıktırmamışlar.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:
«Mü'minler
yanında iyi görülen Allah yanında da iyidir.» (irşad, Cild 3, Sayfa: 511; 500
Hadis-i Şerif Kitabı, Hadis No: 357, Sayfa: 294) Allah yanında milyarlarca
müslüman bin kusur seneden beri yapar. Biz övünürken onlarla övünürüz onların
yaptıklarının içinden görüşümüze ters gelenleri kabul etmeyiz.
Kendileri
de ayetle, hadisle delil göstersinler. İnsan-ı Kamilin büyüklüğünü onlara
Allahu Teala ne kadar büyük ehemmiyet verdiğini, insan-ı kamilin Kâ'be'den
üstün olduğunu (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4323; İhya'u Ulumi'd-Din, Cild 4,
Sayfa: 275) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in harbe kadınları götürdüğünü,
cephede harb ettiklerini ve yaralanan kadının okunu çekip tükürdüğünü yukarda
yazdık. Sizde sadece el öpemez demeyin benim gösterdiğim deliller gibi delil
gösterin. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömür boyu yaptığı
harplerde kadınlar iştirak etmiş, aylarca yol çekip cephede bazen gögüs göğüse
düşmanla harb etmiş bazen yaralıları sarmış, yemek pişirmiş, kabirleri kazmış,
cenazeleri nakletmişlerdir. Memleketinden bir aylık yol uzaklıkta kadınların
böyle yapmaları kendi evinde bir alimin ilmine hürmeten elini öpmek gibi midir?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yapıp bize yasakladığı bizim
yaptığımız bazı şeylerin Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yasak
olduğunu kitabımızda geniş açıkladık, oraya bakınız.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in: «Bazımızın tükrüğü, bizim toprağımız şifadır»
(Zübdet'ül-Buhari, Hadis No: 1301) dediği bu deliller vb.. çok deliller vardır.
Bazınızın deyince alimlerin içinde okuyup hasta iyi edenleri şifaya
kavuşturanları kast ediyor. Okumak, üfürmek, yaraya tükürmek sadece onlara
mahsustur. Onun için alimin ilmine hürmeten, yaşlının yaşına hürmeten eli
öpülür. El öpmede bir zaruret yoktur diyorlar bu kadar hadis-i kudsilerde
Allahu Teala'nın övdüğü alimin elini öpmek zarurettir. Allahu Teâlâ övsün övsün sen onunla hiç
ilgilenme. «Allahu Teâlâ'yı şiddetle sevin»
(Sure-i Baka-ra, Ayet 165) ayetine göre Allahu Teâlâ'yı şid-detle sevmek
geride durmak, kaçmak, sözünü dinlememek, elini öpmemek midir? Şiddetle deyince
o alimi diğer insanlardan fazla sevmeyi Allahu Teala'yı şiddetle sevdiğinden
dolayı yapman lazımdır.
Adam
var ki kapının önünden geçse evine baksa kızar, öfkelenir bu adam namus
hainidir. Niçin bizim eve baktı dersin, kızarsın. Adam var ki kocası ölmüş veya
babası ölmüş bakacak kimsesi yok. Bunun namusuna sahip olsun diye emniyetli bir
adam bulurlar, ona da yalvarırlar bu adamın namusunu sen muhafaza et derler.
Namahrem bir kadını her ne surette olursa olsun ikisi bir evde kalmalarına
imkan yok diyenlere:
Hadîs-i
Şerif: «Bir insan bir mü'min kardeşinin namusunu korur muhafaza ederse Allahu
Teala'da kıyamet gününde onun şahsından cehennem ateşini bertaraf buyurur. (500
hadis-i şerif kitabı, Hadis No: 414, Sayfa: 335) Mü'min kardeşinin namusu
ortada kalmış koruyucusu, bakıcısı yok, onu Allahu Teala rızası için namusunu
korumak muhafaza etmek için evine almanın bir zararı yoktur. Hatta çok büyük
sevaptır.
Adam
var ki çek, senet verir yemin eder para kaptırırsan imkanı yok alamazsın. O
adama niçin para kaptırdın derler. Adam var ki, o adamın sözü senettir. Ağzından
çıkarsa korkma sözünü muhakkak yerine
getirir. Çeke, senede ihtiyaç yok derler. Bunları kitap yazmaz, islam toplumu
seçer. Eli öpülecek öpülmeyecek
kimseleri de islam toplumu seçer. Eli öpülmeyecek ne kadar öğünse elimi öpün
dese kimse elini öpmez. Eli öpüleceği de yalvara yalvara sıra bekleyerek bir
çok sıkıntı, zahmetlere karşı elini öperler.
* * *
Hazreti
Osman (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
-
İslâma gelmeden önce bir gün Kureyş'in ileri gelenleri ile oturuyordum. Hazreti
Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) kızı Rukiyye'yi Utbe'ye verdiği haberi
geldi. Ben niçin istemedim, diye çok üzüldüm. Üzüntülü halde eve geldim. Annem,
teyzem ve akrabamız olan bir çok kadınlar bizim evde idi. Bir kimseyi medh
ediyorlardı.
-
Teyzeciğim bu medh ettiğiniz kimdir? dedim. O, yüzü güzel, konuşması tatlı bir
kimsedir. Rahmân onu bize hak dîne, doğru yola çağırmak için göndermiştir.
Gökten inen Furkan ile gelmiştir. Ona tabi ol, putlara tapma! dediler. Bu garib
sözleri duyunca, iyice merak edip:
- Bana
bunun kim olduğunu söyleyin, dedim.
-
Muhammed bin Abdullah'tır. Allahu Teâlâ tarafından Resûl olarak gelmiştir. Hakk
Teâlâ'nın emirlerini bize bildirir. Bizi hak dîne çağırır. Yüzü ışık verir.
Dînine giren kurtulur. İstediği şeyler kolaydır. Ona yakın olan iyilik bulur,
dedi. Bu sözler bana çok tesir etti. Yalnız bir yerde Hazreti Ebû Bekir:
- Ya Osman!
- Olmaz, dedim.
Teyzem:
- Doğru
söylemiş. Gel Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna gidelim.
Müslüman ol, dedi. O sırada Resûl-i Ekrem, yanında Hazreti Ali olduğu halde karşıdan
göründüler. Hazreti Ebû Bekir onları karşıladı. Server-i Âlem (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in kulağına bir şeyler söyledi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem) yanıma gelip:
- Yâ Osman! Seni Allah'a ve cennetine çağırıyorum. Ben Allahu Teâlâ'nın sana ve bütün
insanlara gönderdiği Peygamberim, buyurdular.
Onun
mübârek sözlerini duyunca kalbim imân nûru ile doldu. Düşünmeden kelime-i
şehâdeti söyledim. Aradan çok zaman geçmeden kızı Rukiyye'yi bana verdi. Teyzem
müslüman olduğumu duyunca çok sevindi. Yanıma geldi.
Bir
rivâyete göre Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) diyor ki:
-
Kehânet ilmini bilen ve başka ilimlerden de haberi olan, iyiyi kötüyü
ayırabilen bir teyzem vardı. Bir gün onu görmeye gitmiştim. Yazdığı bir
kasideyi bana okudu. Kaside, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı medh
ediyor, Peygamber olduğunu bildiriyordu. Onun damadı olacağım, veziri,
yardımcısı olacağımı da yazmıştı.
- Bu
kasîdeyi al, doğru Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzûruna
git, imân et. O, doğru sözlüdür. Getirdiği din hakdır. Gün geçtikçe şânı büyük
olacaktır. Bu sözü benden duymuş ol ki, senin merteben de çok yüksek olacak,
dünyanın her tarafında ismin duyulacak, hutbelerde okunacaktır, dedi. (O
zamanda kahinlik ilmi ile herşeyi bilirlerdi. ) Bu sözler kalbime tesir etti.
Puta tapmaktan tamamen vazgeçtim. Kalbimde hiçbir şüphe kalmadı. Resûl-i Ekrem
Hazretlerine gittim. Onlar da Hazreti Ebû Bekiri'-Sıddîk ile bana
geliyorlarmış. Selâm verdim. Selâmımı aldılar. Sonra:
- Yâ
Osman! Teyzenin nasihatlerini dinledin. Söyledikleri doğrudur. Hakk Teâlâ
Hazretlerine ve bana muhalefet etmek istemiyorsan, teyzenin sözlerine inan.
Onun söyledikleri hep olacaktır. Onun için hemen gel, İslâm dinini kabul et,
buyurdular. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
- Yâ Osman!
Sana bir sualim var, cevabını ver dedi. Server-i Âlemin getirdiği, insanları
davet ettiği ve benim de kabul ettiğim dinde şübhe yalan var mı? Atalarımızın
dînidir diye bırakamadığınız, yine kendilerinin yaptıkları görmez, işitmez taş
parçaları değil midir? Bunlar ilâh olabilir mi? dedi. Cevabında:
-
Doğru söylüyorsun, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek
elini öperek bî'at ettim ve müslüman oldum.
Hazreti
Osman (Radiyallahu anhu)'ın beşinci olarak imâna geldiği bildirilmiştir. (Dört
Büyük Halife kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi, 1. Menkıbe, Sayfa: 180-181)