RESİM

 

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) «Benim resmimsede yırtın atın» buyurduğunu böyle bir hadis olduğunu iddia edenler var.

 Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yastığın üstünde işlemeli nakışı yasaklaması (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 6, Hadis No: 980) bu iki hadisi delil göstererek resmin yasak olduğunu söylemek resmin caiz olduğuna dair hadisleri söylememek, yetersizdir. Resmin caiz olduğuna dair hadisler çoktur.

1- “Ey Aişe! Kıyamette en çetin azaba uğrayacak olanlar. Allah'ın yarattığına resim yaparak benzetenlerdir.” (Râmûzu'l Ehâdîs Hadîs No: 6206; Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2166; Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 985; Ahmed bin Hanbel, I, 326, 375, III.

* * *

2- “Aişe (Radiyallahu anha)'den rivâyet olunduğuna göre;

Sıddıyka Müşar'ün ileyhe bir kere ufak bir yastık, bir şilte almıştı. Üstünde hayvan resimleri vardı. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu görünce kapının önünde tevakkuf buyurdu da (durdu) içeri girmedi. Aişe (Radiyallahu anha) bu sırada Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın yüzünde şiddet asarı sezdim de:

- Yâ Resûlullah! Allah'a ve Allah'ın Rasûl'üne tevbe ederim. Fakat bilmem ki ne kusur ettim, dedim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Şu yastığın burada işi nedir? buyurdu. Ben:

- Yâ Resûlullah, kâh üzerine oturasın, kâh yaslanasın diye senin için iştira ettim (aldım), dedim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bu sûretlerin sahipleri kıyâmet gününde muhakkak azap olunurlar ve bu kimselere tahakküm ve taciz yollu tasvir ettiğiniz bu hayvanları haydi diriltiniz bakalım denilir, dedi. Yine Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Şol bir ev ki, içinde sûretler vardır. Artık o eve melekler girmez, buyurdu.” (Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild  6, Hadîs No: 980)

Bu resimler, fotoğraf makinesi ile çekilen resim değildir. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 'in zamanında fotoğraf makinesi ve kağıt yoktu. Her yapılan resim ya taştan oyma, ya da kabartmalı veya yastık gibi eşyaların üzerine işlemeli olanıdır. Resim; elini sürünce ağzı, burnu eline değeni olursa o, resim sayılır. Elini sürünce ağzı, burnu eline değmezse o resim sayılmaz.

Ayna taşımak sünnettir. (Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Sayfa: 486) Bakıncada aynı sen seni görüyorsun. İçinde resmin görünüyor o zaman ayna taşımak sünnet olmaması lazım. Onlarla kağıt üzerindeki resim aynıdır. Gölgesi düşen resim sayılır.

* * *

3- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ilk resmini çekenin Cebrâil (aleyhis-selâm) olduğunu hadîs-i şerîfinde açıklamıştır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mi'rac’a çıktığında Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın Peygamberlerin resimlerini gösterdiği ve “Yâ Ebû Bekir! Yanımda sende vardın” buyurmuştur. (Altı Parmak Kitab'ında geniş izah edilmiştir) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kâfir krallarını İslâma davet için elçiler gönderdi. Gönderdiği elçi ile mektup sayısı yetmiş küsurdür. Birkaç tanesini de Çin'e gönderdi. Geri döndüklerinde yaşadıkları olayı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e şöyle anlattılar:

- Çin padişahı, bizi yanına alarak bir saraya girdi. İçiçe kilitli odaların demir kapılarını açtı. En son odada büyük bir sandık vardı. İçiçe bir çok sandık ve en son sandıktan resimler çıkarttı. Resimler canlı gibiydi. Her çıkarttığı resimde:

- “Bu resmi tanıyor musunuz?” dedi. Biz:

- Tanımıyoruz dedik. En son bir resim çıkarttı. Biz üzerine kapanıp ağladık.

- Yâ Rasûlullah! O senin resmindi. Sen o resimde canlı imişsin gibi duruyordun. Padişaha:

- Bu bizim Peygamberimizdir” deyince padişah müslüman oldu.” (Şevahidü'n-Nübüvve, S. 22)

- Ya Resûlullah! Bu altı Ulu'l-Azim Peygamberlerin resmi bunlarda ne geziyor?” diye sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Adem (Aleyhis-selâm) çok ağladı. En son duası kabul olunca, Allahu Teâlâ, Cebrâil (Aleyhis-selâm)'i kendisine teselli için gönderdi. İlki “Sen (Adem (Aleyhis-selâm) ve senin neslinden büyük (ulu'l-azim) Peygamberler gelecek” dedi ve bu altı resmi Adem (Aleyhis-selâm)'e hediye etti. Onlarda torundan toruna en son bu padişaha kadar geldi” buyurdu.

* * *

 4- “Emir'ül Mü'minin Ebû Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu)'ın hilâfeti zamanında Hişam bin el-As (Radiyallahu anhu) yanında bir arkadaşı ile Rum Devleti hükümdarı Heraklis Kayser'e gönderir. Maksadı onu islâma davet etmekti.

Bizi hükümdarın huzuruna aldılar. Biz:

- Esselâmü aleyke, dedik.

- Siz beylerinize de böyle selâm mı verirsiniz? dedi.

- Evet. Biz beylerimize de böyle selâm veririz dedik.

- Aranızdaki büyük kelâm nedir? dedi. Biz dedik ki:

- “Lâ ilahe illallâh. Vallahu Ekber” bu kelimeyi söyledik. Gördük ki pencere yerinden harekete geldi.

- Siz bu sözü söyleyince her zaman böyle olur mu? diye sordu. Biz:

- Bundan başka yerde böyle bir şey görmedik dedik.

Üç gün orada istirahat ettik. Bir gece bizi Melik yanına çağırdı. Ortaya bir sandık getirdiler. O sandık içerisinde pek çok küçük hücreler ve her hücrenin bir kapısı vardı. Her kapıya bir kilit vurulmuştu. Bir kilidi açıp içinden bir parça siyah harir (ipek) çıkardı. Üzerinde bir adam resmi vardı. Güleryüzlü, uzunboylu idi.

- Bunu tanıdınız mı? Biz:

- Hayır, tanımadık, dedik.

- Bu Adem'dir, dedi. Bir kapı daha açtı. Bir parça harir çıkardı.

- Bunun üzerinde ki resmi tanır mısınız?

- Hayır tanımayız, dedik.

- Nuh'dur, dedi. Tekrar bir kapı daha açtı. Yine siyah bir harir parçası çıkardı. Bunu tanır mısınız? dedi. Biz:

- Bilmeyiz, dedik.

- Bu İbrahim'dir, dedi. Tekrar bir kapı daha açtı. İçinden bir harir çıkardı. Ak benizli idi.

- Bunu tanıdınız mı? diye sordu. Biz:

- Evet! Vallahi bu bizim peygamberimizdir, dedik. Gayri ihtiyari gözlerimizden yaşlar aktı. O sırada Melik ayak üzerinde durdu. Sonra yerine oturdu.

- Sizin Allah'ınız hakkı için, bu sizin peygamberinizdir. Bir saat kadar bize dikkatli dikkatli baktı. Sonra dedi ki:

- Bu resim bu sandığın en son gözündedir. Size göstermek için acele ettim, dedi. Daha sonra biz Melik'e sorduk:

- Sen bu sûretleri nerden buldun?

- Enbiya (Aleyhis-selâm)'ların hilyelerine ve nakşına muvafıktır. Adem (Aleyhis-selâm) Allahu Teâlâ'dan evladından gelecek Enbiyaların sûretlerini kendisine göstermesini diledi. Hakk Süphanehu onların sûretlerini Adem (Aleyhis-selâm)'a gönderdi. Bunlar Adem'in hazinesinde idi. Mağrib taraflarından İskender-Zülkârneyn oradan çıkardı. Danyel (Aleyhis-selâm)'e verdi. Danyel (Aleyhis-selâm) onları birer Harir parçalarına tasvir etti, çizdi. Sonra biz Emir'ül-mü'minin Ebû Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu)'in yanına geldik. Her ne vaki ise hepsini kendisine naklettik. Emir'ül-mü'minin dahi ağladı. (Şevahidü-n-Nübüvve, s. 23-25)

* * *

5- “Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) peygamberlik geldikten sonra Kureyş'liler müslümanlara baskıyı artırmışlardı. Cübeyr bin Mutim (Radiyallahu anhu) Şam tarafına gidiyor. O diyarda bir mabede gittim. O mabedin ehl-i kendi ulularına benden haber verdiler. Üç gün ona lâyık olduğunca hizmet edin diye ısmarladılar. Üç gün sonra benim hala mabedde olduğumu büyüklerine haber verdiklerinde benimle görüşmek için çağırdılar. Bana:

- Ehl-i haram'dan mısın? dediler.

- Evet! dedim.

- Peygamberlik davası eden şahsı tanır mısın? Ben:

- Evet dedim. Benimle başka bir mabede geldi. Burada bir çok sûretler resmedilmişti. Bana:

- O peygamberin resmi burada var mı? dedi.

- Olmadığını söyledim. Beni diğer bir mabede götürdü. Burada daha çok resimler vardı. Nazar ettim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sûretini ve akabinde Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in resmini gördüm. Sordu:

- Gördün mü? Ben:

- Evet gördüm dedim ise de gönlümden hangisi olduğunu demeyim, bakalım ne söyler? derken; Rahib O'nun resmi budur diye parmağı ile gösterdi. Ben:

- Evet, Allah hakkı için bu odur, dedim. Rahib:

- Ben dahi şahitlik ederim ki; bu sizin sahibinizdir ve bu O Hazretten Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den sonra, O'nun halifesi olsa gerektir, diyerek Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) resmini işaret etti. Bunun üzerine Rahib:

- Sen O'nu öldüreceklerinden korkarsın. Ben:

- Evet! Şüphem öyledir; Belki de şimdiye kadar öldürmüşlerdir, dedim. Rahib:

- Vallahi O'nu kimse öldüremez. Ama o kendisini öldürmek isteyenleri helâk etse gerektir. Hakk Süphanehu ve Teâlâ elbette O'na zafer ve nusret verse gerektir. (Şevahidü-n-Nübüvve, s. 22)

Kur'ân-ı Kerim'de; Tabud'un hakkında âyet ve bir çok maceraları var. (Sûre-i Bakara, Ayet 248) O tabud'un içinde Kudret Helvası, Sultan Süleyman (Aleyhis-selâm)'ın mührü, Musa (Aleyhis-selâm)'nın Asası ve bu altı ulu'l-azim Peygamberlerin resmi vardır. Bu tabutu hangi kral götürdü ise gittiği yerde çok büyük hastalıklar oldu. Tabutu bir öküz arabasına koyup, şehirden dışarı sürdüler. Cebrâil (Aleyhis-selâm), öküzleri araba ile beraber İsa (Aleyhis-selâm)'ya getirdi. O resimler evlattan evlada birçok eller değiştirerek bu padişaha kadar geldi. O tabutta ki diğer emanetler saklıdır. Ahir zamanda Mehdi o tabutu çıkaracak. (İmâm-ı Şa'rânî «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Sayfa: 447) O resimlerin bir  aynı şimdi İtalya'da patrikhanededir. Adem (Aleyhis-selâm), Nuh (Aleyhis-selâm), İbrahim (Aleyhis-selâm), Musa (Aleyhis-selâm), İsa (Aleyhis-selâm) ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in resimleridir.

Seyyid-i Ahmed Rufai Hz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şekli (eşgali, şemaili)ni söylüyordu. İçlerinden bir âlim: “Ben kitapta okudum, senin dediğin gibi değil” deyince, Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.:

- İsterseniz ilk Adem'den son Adem'e kadar hepsinin fotoğraflarını size çizer gösteririm, buyurdu. Bu Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.'nin çizmesi, göstermesi değildir. Adem (Aleyhis-selâm)'in duası kabul olunca Allahu Teâlâ hediye olarak altı ulu'l-azim peygamberlerin fotoğraflarını Cebrâil (Aleyhis-selâm) ile gönderdi. Seyyid Ahmed Rufâi Hz.'de Cebrâil (Aleyhis-selâm)'in vasıtasıyla, O'nun yapması ile yaparım demek istiyor. Hz. Meryem'e cennetten devamlı yemek geliyordu. (Sure-i A'li İmran, Ayet 37) O Peygamber değil, ben-i İsrail Peygamberlerinden birinin  (ümmetinin) Evliyası, Seyyid-i Ahmed Rufâi Hz. de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in ümmetinin Evliyasıdır. O'nda öyle hal olurda, böylesi bir hâl Seyyid-i Ahmed Rufai Hz.de niçin olmasın? O resim Cebrâil (Aleyhis-selâm) vasıtasıyla Ahmed Rufâ-i Hazretlerine gelmez mi?

* * *

6- “Hz. Aişe (Radiyallâhu anha) buyurdu ki:

“Ben on vasıfla üstün kılındım. Cebrâil (Aleyhis-selam) suretimi (resmimi) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e getirdi (ve “Bununla evleneceksin” dedi). Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bakire olarak sadece benimle evlendi, annesi ve babası da muhacir zevcesi (ailesi, hanımı) olan sadece benim. Allah, benim suçsuzluğum üzerine semadan âyet indirdi, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) benimle beraber iken vahye mazhar olurdu, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve ben aynı kabdan guslederdik, ben onun önünde uzanmış yatarken namaz kılardı, (hastalığında ben tedavi ettim). Benim göğsüme dayalı olarak, benim odamda ve benim gecemde son nefesini verdi, benim odamda defnedildi." (Kütüb-i Sitte, Cild 1, s.78; Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadîs No: 1554)

Bu fotoğrafın caiz olduğuna en açık delildir. Cebrâil (Aleyhis-selâm) fotoğrafçı ve Allahu Teâlâ kendi emriyle yaptırıyor.

Hatta senin sevabını, günahını yazan melekler yaptığın günahın ve sevabın hepsinin fotoğrafını, filmini çekiyor. En büyük elektronik cihazlar ahirette, mahşerde meydana çıkacak. Hem de elin, ayağın ve bütün azaların lisana gelip ben bunu yaptım diye suçunu itiraf edecekler. Fotoğrafın, filmin ve elektronik cihazın daha çok gelişmişi ahirette insandadır. 1400 sene evvel Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu haber vermiştir. Sofuluk yapıp “fotoğraf caiz değil, bizim dinimizde böyle bir şey  yok” diyorsun. Bir açıdan kendi dininin büyüklüğünü kendin yalanlıyorsun. Aslında fen, bizim dinimizin büyüklüğünü meydana koyuyor.  (Fen şimdi fotoğraf makinasını çıkarıyor. 1400 sene evvel Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vessellem) her halinin fotoğrafını, vidosunu melekler çekiyor. Elin ayağın dilin seni suçlandırıcı şahitlik yapacak buyuruyor.) Sen onu saklayıp, aksini iddia ediyorsun. Allah'u Teâlâ ayıktırsın, (Amin).

Bu şekilde olan fotoğraflar Rahmânîsidir. Günümüzde olan müstehcen (açık, edepsizce olan) gereksiz resimler, fotoğraflar zarureten taşınıyor.

Çarşıdan aldığın herhangi bir eşyanın üzerinde, paranın tümünde, her çeşidinde fotoğraf var. Hatta mark, dolar ve benzeri paraların üzerlerinde de kâfir papazlarının ve krallarının fotoğrafı var. Paranın üzerinde resim var diye yere atar mısın? Atmaz; hem de çok sıkı sahip olursun. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Dünyadan, dünyalıktan, dünya malının sizi aldatmasından korkarım.” (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5749, Benzeri; Marifetnâme, Sayfa: 523 Benzeri.) buyuruyor. Allahu Teâlâ'nın sevdiklerini Allah'u Teâlâ için sevin. (Riyazü's-Sâlihîn (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 380; Râmû-zu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4070) Sen, Allah‘u Teâlâ'nın sevdiklerini seviyorsan fotoğrafa niçin karşı çıkıyorsun? Dünya ve dünyalıktan sakınıyorsan niçin mark, dolar üzerindeki resimleri hoş karşılıyorsun. Aslında markın, doların üzerindekiler zaruret olduğu için caizdir, taşınır biz sadece o gibi kimselere anlatmak için söylüyoruz. Bir âlimin ilminin hatırı için fotoğrafını evinde bulunduranlara, taşıyanlara mani ol. Sizce resim parada olursa caizde, ilminin hatırı için âlimin fotoğrafı olursa caiz değil mi? Bizce en mühim Allah'u Teâlâ için, âhiret için olandır. Paranın üstündeki de ikinci sıraya gelir. Zaruret olduğundan onu da taşımak caizdir. Bazılarının kalbine Allah'u Teâlâ'nın sevgisinden başka birşey girmez. Sen bundan ne anlıyorsun? Kendini ona benzetmek, ona bakıp sünnet-i Resûlullah'ı uygulayabilmek için, rüyada, huzurda görürse, o olduğuna kalbinin tam kanaat getirebilmesi için, evinde (o alimin) fotoğrafını hatıra olarak bulundurur, üzerinde taşır. Ondaki maneviyat, manevi kazançtır. İtiraz edene göre de; Allah'u Teâlâ tarafından çok adi sayılan dünya malı ve parası  sence daha önemlidir. Paranın üzerinde fotoğraf olduğunu bile bile en itinalı bir şekilde onu saklar. İşte paraya önem verdiği kadar maneviyata, manevi âlimlere, Dîn-i mübinin hamili, (taşıyıcısı) olan, sıfat-ı subutiyenin ikincisi olan, ilim sıfatını üzerinde taşıyan alime önem vermiyorsun? Eğer mahzurlu ise para üzerindeki resim mahzurludur. Sünneti tam uygulayan bir âlimin fotoğrafına bakıp, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in  sünnetini uygulamak saç-sakal-bıyığını, giyimini ona benzetmek için çektirilen, taşınan fotoğrafın ne mahzuru olabilir? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in fotoğrafı şimdi olsa, ona bakıp sünnet-i Resûlullah'ı, görerek onu tam uygulayabilmek için ve hatıra olarak taşır mısınız, yoksa yırtar yakar mısınız? Ben de o resim olsa, ömür boyu taşır, hem kendimi hem de bütün İslâmı O'na benzetmeye çalışırım. Şimdi hiç bir müslüman evvelki cahiller gibi  tapmak için O'nun resmini taşımaz.  Resmin mahzurlu yönüde tapmak için taşımaktır. Ceviz ağacı ömründe bir saat fotoğraf çeker, bunu Allah'u Teâlâ kudret eli ile çektiriyor.

 

Göremedik mübarek cemâlin

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

İns cins huri gılman nuruna hayran,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

 

Baştan ayağaça nur idi cismin

İkiyüze yakın mübarek ismin

Olsada görseydik hatıra resmin

Ne kadar güzeldin ya Resûlullah.

 

Şanına yazıldı mevlîd-i şerîf,

Lisanlar toplanıp olsalar ârif,

Kâfi gelmez seni etmeye tarif,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

 

Senin aşkın idi Kâlem'i çatladan,

Perdeler kalksada görsek aradan,          

Sana aşık oldu seni yaradan,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

 

Varıp da ravzana yüzümüz sürsek,

Liva-ül Hamdi'nin altına girsek,

Dünyada görmedik âhirette görsek,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

 

Mi'râc'ında Cebrâil'i solladın,     

Orda bile ümmetini kolladın,

Tahiyyatla bize selâm yolladın,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah

 

Kadir Mevlam seni yaratmış özel,

Nurunu yarattı her şeyden ezel,

Halk olmadı senden daha bir güzel,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

 

Hakk'ın nurudur asâletin senin,

Babamı yetiştiren bâsiretin senin,

Vefatına sebep hasretin senin,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

 

Sana ümmet olduğuma şükrediyorum,

Diyemem hakkıyla zikrediyorum,

Bir Meçhul'um seni fikrediyorum,

Ne kadar güzeldin yâ Rasûlallah.

                          Aşık MEÇHUL

                         

7- Cabir bin Abdullah ve Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'in bildirdikleri Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan mi'raç gecesi birinci gökte bir mihrab gördüm uzunluğu dört eni bir mil ve bir mercan tanesinde idi. O mihrabın içinde Osman bin Affan'ın Hüsn-ü cemalinin suretini gördüm.

İkinci gökte bir mihrab daha gördüm. Kırk mil uzunluğunda on mil genişliğinde bir inciden yapılmıştı. Onun içinde Osman'ın yüzünü gördüm. Üçüncü gökte bir mihrab uzunluğu 400 mil genişliği 100 mil idi. Firuze'den yapılmıştı. Bu mihrabın içinde Osman bin Affan'ın güzel yüzünün şeklini gördüm. Bunlar Yedi gökteki mihrablarda Hazreti Osman'ın suretlerinin bulunması onun salih amellerinin ve hayırlı işlerinin bereketinden idi. İlâ Ahir..” [Dört Büyük Halife Kitabı (Şem-süddîn Ahmed Efendi), 45. Menkıbe; Sayfa: 214-215)

 

Bir hadisi şerîfte:

«Mi'raç gecesinde cennette nûru gözleri kamaştıran bir huri (cennet kızı) gördüm. Cebrail (Aleyhis-selâm) gözünü eliyle kapadı ve yüzünü çevirdi. Sebebini sordum, ona bakmaya izin yoktur, dedi. Sonra huri yanıma geldi. Selâm verdi, selâmını aldım. Hûri bana,

- Efendim nasıldır? diye sordu.

- Efendin kimdir? dedim.

- Sana önce iman eden, malını ve canını senin yolunda feda eden Ebû Bekir Sıddîk'tır, dedi.

- Sen Ebû Bekir için misin? dedim.

- Evet! dedi.

- Onu gördün mü? dedim.

- Gördüm, istersen şimdi göstereyim, dedi. Hemen elini açtı. Avucunda Ebû Bekir'in resmi vardı, buyurulmuştur.

19. Bir hadis-i şerîfte: «Allah'u Teâlâ beni, kendi nurundan yarattı. Ebû Bekir'i, benim nûrumdan yarattı. Âişe'yi, Ebû Bekir'in nurundan yarattı. Bütün mü'mine kadınları da, Âişe'nin nurundan yarattı. Allah'u Teâlâ onları seven kimsede bir nûr yaratır. O nur ile kabrin ve kıyâmetin karanlığından kurtulup, cennete giderler. Onları sevmeyen kimsede hiç nûr yaratmaz,» buyurdu. (Dört Büyük Halife Kitabı, Sayfa: 70, 54. Menkıbe)

 

* * *

El öpme mü'minin musafahasıdır. (Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 932) Yani yaşlı kamil mü'minlerle musafaha edilmez eli öpülür demektir. Senin dengin olursa musafaha edersin. Kadınlar erkeklerle musafaha etmez el öpme mü'minin musafahasıdır. Hadisine göre yaşlı, kamil mü'min ile musafaha edilmez eli öpülür. Kadınların elini öpmesi o da musafaha sayılır.

Tibyan tefsirinde mümtehine suresinin 12. ayetinin açıklamasında deniyor ki:

Peygamber Efendimiz kendisi ile bey'at edilirken hiç bir yabancı (namahrem kadınla musafaha yapmamıştır. Hazreti Aişe dedi ki:

(Peygamber Efendimiz'in kadınlarla bey'at akdi (sözleşmesi) söz ile idi. Onun eli hiç bir yabancı kadının eline değmemiştir. (Müslim)

Kadınlar (Ya Resulullah bey'at ederken niçin elimizi tutmadınız?) dediklerinde (kadınların elini tutup musafaha etmem) buyurdu. (Nesai) Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Herhangi birinizin başına şiş sokulması namahrem bir kadına dokunmaktan daha hafiftir. (Beyhaki, Taberani)

Yazar (Doktor kadına dokunuyor günah olmuyor da , benim elimi öpünce niçin günah olsun?) diyor. Doktor zaruret olunca ihtiyaç miktarı kadına dokunması caizdir. İhtiyaçtan fazla yerini açması haramdır. El öpmekte bir zaruret yok ki doktorla mukayese edilsin.

Yukarıdaki soruya cevab veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.

Namahrem kadın bir alimin elini öpemez diye yazıyorsun. Kur'an-ı Kerim'de ki Allahu Teala kadınlara namahrem olmayan kimseleri sayarken yaşlı mü'minler babası, amcası, kardeşi gibidir. (Sure-i Nur, Ayet 31) Bu ayete göre yaşı kamil mü'min babası, amcası, kardeşi gibi olunca bunlarla namahrem olmayıp nerde ise hacca bile gidebilirler. Niçin elini kadınlar öpmesin yaşlı kamil mü'min deyince her yaşlı müslümanım diyen değil onlar hadis ve hadisi kudsilerde şunlardır: Yukarıdaki ayetin mucibince iyi olması imkansız hastayı okuyup şifaya kavuşturanları eli öpülecek kimselerin vasıflarında yazdım. (Sayfa: 203) İşte bunların eli öpülür.

Bunları nesinden bilelim diyeceksiniz. Ayet: «Biz Kuran-ı Kerim'i mü'minlere şifa ve rahmet olarak indirdik.» (Sure-i İsra, Ayet 82)

Kur'an-ı Kerim ile şifa bulmayan hiç bir ilaçla şifa bulamaz. (Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 157, Sayfa: 143; Berika, Cild 1, Sayfa: 141) Sende Kur'an okuyor o okuduğun hastaya şifa olmuyorsa kabahat Kur'an'da değil sendedir. Çünkü hadis Kur'an'ın her ilaçtan tesirli olduğunu söylüyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de onun okumasında bu şifa vardı.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU