Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in okuyup şifaya kavuşturduğu hadis-i şeriflerden bazıları
“Uhud Gazasında Ebû Katâde ibn-i Nu'man'ın gözüne bir
darbe erişti, gözü yerinden çıktı ve hatta yanağının üstüne sarktı. Onu
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretlerine getirdiler. Ebû
Katâde:
- Yâ Resûlullah! dedi. Benim bir karım var, onu çok
severim. Korkarım ki, bu hâlde görüp benden iğrenir. Bunun üzerine Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretleri mübarek eliyle gözünü yerine
koyup:
- Yâ Rabb! Sen ona güzellik ver, diye dua etti.
Ondan sonra o gözü güzellikte ve keskin görüşte
diğerinden daha baskın oldu. Öbürü ağrıdığı zaman bu ağrımazdı” diye
buyurdular. (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 655)
* * *
Rifâa b. Râfi' (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
- Bedir savaşında bir okla gözüm akmıştı. Resûlullah gözümün yerine
(çukuruna) tükürüp dua buyurdu. Bundan sonra hiç bir ağrı hissetmedim.”
Selemân oğullarından bir zât annesinden naklen annesinin dayısı Habîb b.
Fü-veyk'in annesine şöyle anlattığını naklediyor:
- Babam beni alıp Resûlullah'a götürdü. İki gözüm de bembeyazdı,
görmüyordum. Allah'ın Resûlü gözlerime ne olduğunu sordu:
- Devemi alıştırıyordum, bir yılanın yumurtasına bastım. Bu yüzden gözlerim
görmez oldu, dedim.
Bu açıklamam üzerine Resûlullah gözlerime nefes buyurdu, görmeye başladım.
Râvi diyor ki: “Ben bu zatı gördüm, seksen yaşında ve gözleri bembeyazdı,
iğneye iplik geçiriyordu.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 4, Sayfa: 261-262)
* * *
“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mucizelerinden bir çeşidi de
hastaların iyi olmasıdır. Bunlardan biri mübarek ağzının suyu olup, bununla
şifa hasıl olan mucizeleri sayılamayacak kadar çoktur.
Sünen-i Nesâi'de Muhammed bin Hâtıb'den mervidir ki:
- Ben çocuk idim. Üstüme ateşte kaynamış tencere döküldü. Yandım, babam
beni Resûlullah'a götürdü. Üzerime tükürüp, mübarek eliyle oğaladı. Dua etti,
hemen iyileştim. (Mir'ât-ı Kâinat, Cild 1, Sayfa: 498)
* * *
(Şevâhidü-n-Nübüvve,
Sayfa: 175-177)
Utbe bin Garkad (Radiyallahu
anhu)'ın hatunu demiştir ki;
Biz Utbenin yanında, bir kaç kadın
idik. Dâima çalışırdık ve hoş rayihâlarla rayihâlanırdık. Tâ ki birbirimizden
kokular içinde gaib olaydık. Ve Utbe asla kendisine, ıtır (koku) sürmezdi. Ammâ
yine cümlemizden daha muattar idi. Ve ne vakit, halk arasına varsaydı, derlerdi
ki:“ Biz Utbe'nin kokusundan gökçek, (güzel) asla koku görmedik.” Bir gün ona,
bu halin sebebini sorduk. Dedi ki:
- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında, bir türlü
kabarcıklar çıkardım. Ve bunlardan O'na şikâyette bulundum. Bana buyurdu ki,
elbiseni çıkar. Bunun üzerine gövdemi uryan ederek, önünde oturdum. O, eline
mübarek nefesini üfürüp, arkama ve karnıma sürdü. İşte bu hoş koku, o zamandan
beri, bende zâhir olmuştur.
Cerhedüs-sülemi (Radiyallahu anhu)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna geldi ve o sırada, taam
hazırlanmış idi. Tesâdüfen, Cerhed'in sağ eli ağrırdı. Bu sebeble, sol elini
uzattı, tâki o elle taâm yeye. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyurdular ki:
- Taamı sağ elinle ye. Cerhed dedi ki:
- Ya Resûlullah, sağ elim ağrır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
mübarek nefesini üzerine üfledi. Cerhedin eli o anda iyileşti. Ve bundan sonra
dahi, asla ağrımadı.
Ashâb'tan biri demiştir ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
huzuruna geldik. Ve bize bir oğlancık dahi, yoldaş olmuştu. Ve bir gün evvel, o
oğlancığın sağ kolu kırılmış olduğundan, tahtalarla sargıya alınmıştı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o oğlancığa ileri gel diye
emreyledi. Oğlancık huzuruna vardı. O sargıları, üzerinden giderdi ve mübarek
elini, kırığın üstüne sürdü. Ve o kırık o anda zail oldu. O hâlde ki, kırığın
eseri dahi kalmadı. Bundan sonra taamı götürdüler. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem): “Taamı sağ elinle ye”, diye ona buyurdu. Çünkü taamdan fâriğ
olduk. O oğlancığa etti ki, bu sargıları al ve ehline götür.
Bunun üzerine o oğlancık, onları alıp gitti. O sırada kavminden bir Pîre
tesadüf etti ki, o Pîr henüz iman etmemişti. Hâlin nicedir diye sordu? Oğlancık
o Pir'e dedi ki:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek elini, üzerine sürdü.
Filhal elim iyileşti. O Pîr, çünkü bu hâli müşahede eyledi. Hemen Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna gelip iman etti. (Şevahidü'n-Nübüvve,
Sayfa: 175-176)
Şerhabîl Câfi (Radiyallahu anhu) demiştir ki:
Bir gün Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna vardım ve
benim elimde ur çıkmıştı. Dedim ki:
- Ya Resûlullah, bu ur beni gâyet
rahatsız etmektedir, ve bu elimle asla kılıç kabzasını ve yan dizginini
tutamam. Hazreti Resûl (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- Beriye gel, ileri vardım ve önünde oturdum. Buyurdu
ki:
- Elini aç. Açtım. Mübarek nefesini, elime üfürdü ve sonra, mübarek elini
elime sürdü, o illet külliyyen zâil oldu.” (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 176)
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in okuyup iyi ettiği hastalar pek çoktur.
Bunlardan bazılarının yayınlandığı hadîs
kitabları ve numaraları:
Mevahib-i
Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 655; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 498;
Hayatü's-Sahabe, Cild 4, Sayfa: 261-262; Cild 2, Sayfa: 106; Sahih-i Müslim,
Cild 7, Hadîs No: 34 (2406), Sayfa: 309-310; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarîh,
Cild 10, Hadîs No: 1611)
Şifa ve okuma ile ilgili diğer Hadîs-i Şeriflerin Numaraları:
Ramûzu'l-Ehâdis,
Hadîs No: 82; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4026; Sünen-i ibn-i Mace, Cild
9, Hadîs No: 3501; 3512-3514; 3521, 3527, 3529, 3549; Muhtarü'l-Ehadisin
Nebeviyye, Hadîs No: 157, Sayfa: 143; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 54
(2194), Sayfa: 48; Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 2142, 2165;
Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 114-115.
Kitabımızda
fazla yer alacağı için yazamadığımız daha pek çok hadîs-i şerifler vardır.
* * *
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) hastaya okuduğunda:
“Allah'ın
yardımı ve izni ile bizim toprağımız bazımızın tükrüğü ile şifa bulur” buyurdu.
(Zübdetü'l-Buhari, Hadîs No: 1301, Sayfa: 940)
Evliyaların
kabirlerinden toprak almak, sürünmek, Kur'ân okuyup, üfürüp, hastanın yarasına
veya ağrıyan yerine tükürmek caizdir, şifadır.
Bazımızın deyince işte hepsinin değil bazısının okuması, tükürmesi,
üfürmesi caiz oluyor. Ümmetinin okuması, üfürmesi tükürmesi şifadır.
İşte bu alimin okumasında doktorların iyi edemedikleri hastalar onun
okuması ile şifa buluyorsa ölümden kurtulan kadın-erkek hastalar elini Allah
için öpeceğiz diye yemin verip yalvarıp saatlerce ısrar edip sıra bekleyip
elini öpeceğiz dedikleri zaman o
kimsenin elini kadınlar öpmesi diğerlerinin elini öpmesi gibi değildir. Doktor
kadınların her yerine dokunup muayene ediyor, caizde doktorun iyi edemediği
hastayı Kur'an-ı Kerim şifası ile, nuruyla okuyup iyi ederse sadece elini
öpmesi niçin caiz olmasın.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kadınların elinden tutup biat
etmediklerini yazıyor. Bu hadistir. (Kütüb-i Sitte, Cild 2, Sayfa: 275; No: 4
(43); Hayatü's-Sahabe, Cild 1, Sayfa: 266-267) Ama Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Mekke'nin fethinde yerine vekil olarak Hazreti Ömeri tayin
etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 'e vekaleten Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) pencereden içeriye elini
uzattı. Kadınlar pencereden dışarıya elini uzattı, ellerinden tutup biat
ettiler. (İslam Tarihi, Cild 1-2, Sayfa: 65-66; Hayatü's -Sahabe, Cild 1,
Sayfa: 225-226)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Rıdasının altından kadınların
elinden tutup biat verdi. [İslam Tarihi, Cild 1-2, Sayfa: 66; Ramuzu'l-Ehadis,
Hadis No: 582 (30. Bölüm)]
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir kadına bir erkeğin eli
değmeyecek, öpmeyecek ise bunu bilahere Hazreti Ömer'e ve bütün herkese niçin
yasaklamadı. Anlaşılıyor ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
yapmadığı ashabıma sünnet kalmasın diye. Hazreti Ömer'e yaptırdığı yaşlı, kamil mü'mine elinin değmesinde mahzur
olmadığını anlatmak için idi. Şimdi kadınların elden tutup biat verilmesi caiz
değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadisi üzere el öpme
musafaha değildir, biat verme, el öpme musafaha da değildir hepsi ayrı ayrıdır.
Bizim anlatmak istediğimiz Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
vekaleten müslüman olacak biat alacak kadınlarla Hazreti Ömer'in elden tutup
biat etmeleri yani Hazreti Ömer'in kadınlara elini değmesi, Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in izni olmadan
ve onun sözlerine ters gelecek hiç bir sözü kesinlikle yapmaz. Hazreti Ömer'in
kadınlara elinden tutup biat vermeleri bizzat Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in kadınların elinden tutup biat vermesi sayılır. Hadibiye Mevkiinde
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden on erkek Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadis No: 4369) tutup
biat edince dört tane kadın geldi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
elinden tutup biat etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Bilahere
ümmetime sünnet kalmasın diye: «Ben kadınların elinden tutmam, musafaha yapmam
dedi. (Kütüb-i Sitte, Cild 2, Hadis No: 4 (43), sayfa: 275) Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) hiç bir kadına eli değmediyse bunlar eli değmiş sayılmıyor mu?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Harpte gırtlağına ok batan
kadının (Gülsüm bint-i Husayn) okunu eli ile çıkardı ve yaraya tükürdü. Kadın
sapa-sağlam oldu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 457)
Bir kadın ekme yani gözsüz doğmuş kızını Resulullah'a getirdi. Mübarek
elleriyle gözlerinin yerini oğaladı, hemen gözleri hasıl olup, görür oldu.
(Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 499)
Aişei Sıddıka (Radiyallahu anhu) demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) zamanında bir işşiz avred var idi. Bir gün Resulullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in katına geldi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
oturmuştu ve önünde biraz et var idi ve o etten yer idi. O avret etti ki,
- Görünüz Allah'ın Resulünü kullar gibi oturmuş ve kullar gibi taam eder. Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Evet, ben bendeyim, bendeler gibi otururum ve bendeler gibi taam ederim.
Ondan sonra o hatun dedi ki:
- Bana taam ver. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) dahi o taamdan bir parça verdi. O avred dedi ki:
- Yok ağzındaki çiğnediğinden ver. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) mübarek ağzından bir parça çiğnenmiş et çıkarıp verdi. O hatun dedi
ki:
- Ya Resulullah! Kendi mübarek elinle ağzıma koyuver. Ve Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) kendi mübarek eliyle onun ağzına koydu. Taki o
kadın yedi sonra o zina etme hali ki o hatunda mevcud idi ondan zail oldu ve
asla geri gelmedi. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 177)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ben kadınların elinden tutup
biat vermem dediği hadisi şeriflere göre biz yine de biat vermenin için
kadınların elinden tutup biat vermeyiz.
Sayın gazete yazarı! Bizim doktorla misal verdiğimizi ya tam anlamıyor ya
da anlamak istemiyor. Soru sorma, cevap verme hem çok günah hem çok sevap.
Öğretmek ve öğrenmek gayesi ile soru sormak
çok sevap, yanıltmak, küçük düşürmek gözden düşürmek gayesi ile sormak
cevap vermek çok günahtır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:
İmtihancılar mel'undur. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 240 Benzeri)
Soru sormak, cevap vermek imtihan kastı ile olmamalı, öğrenmek veya
öğretmek gayesi ile olmalıdır. Biz bizim elimizi öptüklerini açıkladık. Bize
gelip okunması ısrarlarla elimizi öpmesi niçin caiz olmasın?
3. Soru: Evladın imamlığı:
Yazar (çok alim bir evlad çok
cahil babasına imam olamaz diyor. Kaynak gösterememiş. Sadece kölenin
imamlığına benzetmiştir. Fıkıh kitaplarında kölenin imamlığının «mekruh» olduğu
bildiriliyor. Sebebi de bildiriliyor. Köle efendisine hizmetle meşgul olduğu
için ilim tahsiline vakit bulamaz. Eğer alim olursa imamlığı mekruh olmaz.
A'manın (körün) imamlığıda
mekruhtur. Bunun sebebi de, elbisesini temizleyememesidir. Fakat temiz olan
a'manın da imam olması mekruh değildir. Çünkü Peygamberimiz Efendimiz a'ma olan
ibn-i Mektum Hazretlerini defalarca kendi yerine imamlığa seçmişti. (Nimet-i
İslam)
Alim olan evladın babasına imam
olamıyacağı hiç bir muteber kitapta yazılı değildir.
3.
Sorunun Cevabı: HİLMİ KUTLUBAY
Bilhassa cuma namazının şartlarındandır ki hoca hutbede hür olması lazım.
Köleyse efendisine karşı hiç bir zaman için hür değildir. İmamda öyle hür
olmalı hür olmayan kimse hür adam varken imam olmasına imkan yoktur. Asker hür
değidir, memur hür değildir. İşçi işte çalıştığı saatlerde hür değildir.
Bunlarda imam olamaz. Ancak kendi gibi hür olmayanlara imam olabilir. Yine orda
hür adam varsa o da imam olabilecekse yine imam olamaz. Maraşlı şeyh Ömer
Hazretlerinin padişahın karşısında padişahın suçlarını camide padişah olduğunu
bilerek sayması o yüzden padişah tarafından Kıbrıs'a sürgün gönderilmesi,
gittiği yere Maraş ismi verilmesi ve ordaki papazların hepsini islam dinine
çevirmesi meşhurdur. İmamlığı mekruh olmayan adam varken mekruh olmayacak
namazı kılma imkanı var iken niçin mekruh namazı kılınsın. Ben Allahu Teala'nın
huzuruna namaza duruyorum âmâ arkasında kıldığım namaz mekruhda olsa
kılabilirim mi diyeceksin, yoksa mekruh Allah'ın sevmediğindendir. Onu yapmam,
gözleri sağlam adamın arkasında namaz kılmam mekruh olduğunu bile bile âmâ'nın
arkasında namaz kılarım mı diyeceksin. Ancak âma okumuş olur namaz kıldıracak
kimse olmaz o zaman imamlık yapar. Mekruh'un bir kaçı birleşirse veya daha
fazla yapılırsa büyük günah olmaz mı; bu günahla günah olduğunu bile bile
Allahu Teala'nın huzuruna durup namaz kılınır mı?
Bu senin sözün, sen kendi sözünü millete kaynaklıymış gibi gösteriyorsun.
Hem mekruh olsun hem zararı olmasın. Yani hem yenir hem yenmez hem yapar hem
yapmaz hem soğuk hem sıcak gibi söylüyorsun.
İmam-ı Azam kendi oğlunun kendine imam olmasını caiz görmüyor.
Bir gün İmam-ı Azam'ın oğlu Hammadı namazı kıldırması için ileri
sürmüşlerdi. Ebu Hanife oğlunun elbisesinden çekerek namazı kıldırmasına engel
oldu. Başkasını ileri sürerek namazı kıldırmasını istemişti. Oğlu Hammad
babasına:
- Beni mahçup ettin baba! demişti. İmam:
- Bunu bilerek yaptım. Biri çıkıpta benimde arkanda olduğumu kasd ederek
namazlarınızı iade ediniz deseydi böylece kitaplara da geçseydi, kıyamet gününe
kadar bu zihinlerden silinemezdi, dedi. (Fıkhı Ekber Şerhi, Sayfa: 158)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ümm-i Mektum'u kendine imam
yaptı diye yazıyor. Bu yazı yanlıştır. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'ye namaz kıldıran bir tek Hazreti Ebu Bekir'dir. Hazreti Ebu Bekir'e
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hasta iken:
-
Namazı kim kıldırsın diye sordular.
- Ebu
Bekir kıldırsın diye buyurdu.
Hazreti Ebu Bekir sahabeye imam oldu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) onlar namazda iken ateşi hafiflemiş ağrıları azalmış, Hazreti Ebu
Bekir'in arkasına cemaat olarak durdu. Cemaat el çırptılar, o zamanda imamı
ikaz için Sübhanallah denmez el çırpılırdı. (Sünen'ün-Nesei, Cild 1-2, Hadis
No: 793; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 396) Hazreti Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu) geri döndü baktı ki; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) arkasına cemaat olarak durmuş. Namaz kılıyor hemen geri geri çekildi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) ileri geçti, imam oldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e:
-
Niçin namaza devam etmedin? deyince Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):
- Ebu Kuhafe'nin oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed'e namaz kıldırması doğru
değildir dedi.
Bunun için Hazreti Ali'ye Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):
- Sen Resulullah'ın ilminin şehrinin kapısısın (Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa: 701) Sen bize imam ol deyince Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra senin
arkana Resulullah namaza durdu çok azda olsa ona imam oldun. Onun için ben sana
imam olamam diyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından
alınmıştır.) O yazarın dediği gibi olsa idi Ümmi-i Mektum'a kimse imam olmazdı.
Yine yazara soruyorum.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e:
- Namazını nasıl kılacağız? diye sordu ve hepimiz ağladık. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) kendinin vefat edeceğini Allahu Teala'nın ilk defa
kendinin cenaze namazını kılacağını söyledi. Sonra Resul-ü Ekrem:
- Durun, Allah sizi mağfiret etsin, peygamberinizden sizi iyi mükafatlarla
mükafatlandırsın. Beni yıkayıp kefenlediğiniz vakit evimdeki bu yatağımda
mezarımın kenarında beni bırakın. Bir saat kadar yanımdan uzaklaşın. İlk
namazımı kılacak Allahu Teala'dır. Sonra
meleklere izin verilecek ve yaratıklardan ilk namazımı kılacak sırasıyla
Cebrail, Mikail, İsrafil ve sonra da ölüm meleğidir. Askerleri ile gelirler
(bunların her birinin kendine tabi olan bir çok melekleri var. Onlarla gelirler
demektir.) sonrada bütün melekler gelir.
Daha sonra da siz posta posta imamsız herkes ayrı ayrı gelir namazımı kılar
salatu selam edersiniz. Tezkiye etmek, bağırıp, çağırmak ve ses çıkarmakla bana
eziyet etmeyin. Önce sizden imam ve en yakın Ehl-i Beytim gelsin. Erkeklerden
sonra da kadınlar ve sonra da çocuklar gelsin buyurdu. Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu):
- Sizi mezara kim koyacak, ya Resulullah diye sordu. Resûl-i Ekrem:
- Ehl-i Beytimden en yakın olan bir kaç kişi. Ayrıca sizin görmediğiniz bir
çok meleklerde bu işe katılır. Şimdi kalkın benden sonrakilere duyurun buyurdu.
(İhya'u Ulumi'd-Din, Cild 4, sayfa: 843; Envarü'l-Aşıkin, sayfa: 314; Siyer-i
Nebi, Cild 3, Sayfa: 761)
İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'ın rivayetinde Cebrail (Aleyhis-selam)
cennetten kefen getirdi ve Resul-ü Ekrem'i melekler sardılar. Üç gün melekler
ve insanlar Resul-i Ekrem'in namazını kıldılar. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 316)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hasta yatarken vefat etmeden
önce hiç kimse cahillik yapıp benim cenazeme imam olmasın buyuruyor. Oysaki
cenazeye herkes imam olabilir. Bu yazar da Ümm-i Mektum'un Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e imam olduğunu yazıyor. O yazı Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i küçümsemek, küçük düşürmek için islamiyeti
küçümseyen veya aklı yetmeyen veya büyük bir zat yazıyormuş gibi sonradan
kitaba ilave edilenlerdir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in cenaze
namazını Allah kılsın Allah Arşı alaya çeksin bütün yaratılanların hepsi onun
hürmetine yaratılsın. (İrşad, Cild 2, Sayfa: 446) Ümmi Mektum gibi biriside ona
imam olsun. Bu sözler batıl mezheblerin peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i basitleştirmek için uydurdukları ve o sözlerini muteber kitapların
içine o kitabın yazarı yazıyormuş gibi yazdıkları sözlerdir. Dinimizce en alimi
namaz kıldırır. Gazete yazarına soruyorum. Ümm-i Mektum Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'den alim midir? Yine yazar yazısında Ama'nın
imamlığı mekruhtur diyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ümm-i
Mektum arkasında kılacağı namazın mekruh olduğunu bile bile mekruhsuz namazı
değilde mekruhlu namazımı tercih etti.
Mekruhun aslı haramın küçüğü değil mi? Haram'ın küçüğünü ömür boyu yapmayan
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala'nın huzurun da mı
yaptı. Ümm-i Mektumu imam etti mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in namazı salat-ı Daimdir. En büyük namazdır Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) namazın en küçüğünü hemde mekruhunu mu tercih eder. Dünya yüzü
kitap dolu olsa hepside aynı yazıyı yazsa yine inanmayız. Ve bunu Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'i hakkıyla seven hiç bir ümmet kabul etmez.
4. Soru:
Yazar (Allah'ın övdüğünü övmek
farz olduğu için mevlid okumak da farzdır) diyor. Bazıları da mevlid okumanın
bid'at ve haram olduğunu yazıyor. Mevlid okumak farz değildir. Bid'at
karıştırılmadan okunursa sevab olur. Okunmazsa günah olmaz (Huccetullahi
alel'âlemin)
4. Soruya cevab veriyorum: HİLMİ KUTLUBAY
Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de: «O Muhammed üzerine Allah selevat getirir,
melekler selevat getirir, ey Mü'minler sizde salavat getirin.” (Sure-i
Ahzab, Ayet 56) buyuruyor. Mevlidde de hep bir ağızdan toplu olarak defalarca
selavat getiriliyor. Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti mi bid'at? Bu ayetin mucibince
hep bir ağızdan selevat getirmek mi bid'at? Kur'-an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bizim mevlidi şerifte övdüğümüzden
çok çok fazla övüyor. Allah'u Teâlâ'nın övdüğünün bir benzerini mevlidde övmek
mi bid'at? Allah'u Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Kur'an-ı
Kerim'de her şeyden fazla önem veriyor. Herkesten fazla yer veriyor.
Hadis-i
Kudsi'de:
«Ey Habibim! Sen olmasaydın ben yerleri gökleri, bütün mükevvenatı
yaratmazdım» buyuruyor. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 414) Bu mu bid'attır?
Bid'at diyebilmek için bir delil gösterilmeli. Yine soruyorum. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi veselem)'in altı şairi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i ömür boyu gittiği yerde överdi. (Ashabın Dilinden Peygamberimizin
Hayatı, Hadis No: 813, sayfa: 388 Benzeri) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) onlara kafir şairlerine iblisin yardım ettiğini görüyorum size de Cebrail
yardım ediyor. Eğer Cebrail'in yardımı olmazsa siz onlara çabuk yenilirsiniz.
(Kütüb-i Sitte, Cild 8, Sayfa: 181; Şemail-i Şerif, Sayfa: 273; Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 613) buyuruyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in bu sözü mü bid'at Cebrail (Aleyhis-selam)'ın bu yardımı mı bid'at!
Cebrail'in yardımı ile kafir şairlerine cevab veren Peygamberimizi öven
müslüman şairlerin bu şiirleri mi bid'at! Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de
Hadis-i Kudsilerde bir çok defalar övdüklerimi bid'at, namaz kılın dedi farz
oldu da Allah'ın övdüğü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övmek
niçin bid'at olsun? Niçin farz olmasın? Kur'an-ı Kerim'de bir çok yerlerde
övdüğü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Mevlid'de onun övdüğü gibi
övmek yasak mı? Bid'at mı?
Namazda tahiyyatta Allahümme salli Allahümme barik, salavatı Şerife ile
övülüyor. Hutbede imam sağına dönüyor, salavat getiriyor soluna dönüp salavat
getiriyor. Kafir müslüman olacağı zaman şehadet kelimesi getiriyor. Muhammed
Resulullah diyor. Ancak onu demekle müslüman oluyor ölürken imanını yine La
ilahe illallah Muhammed Resulullah demeyle kurtarıyor.
Açan
çiçeklere meyve,
Verilmiyor
Muhammedsiz,
Haktan
gelen derde deva,
Bulunmuyor
Muhammedsiz.
Çok meşgul ol
Kur'an ile,
Seherlerde
figan ile,
Son
nefeste iman ile,
Ölünmüyor
Muhammedsiz.
Son
ikramdır cemalullah
Ağlayanlar
görür vallah
Çünkü
böyle diyor Allah
Görülmüyor
Muhammedsiz.
Kemter
kulun sana asi
Silinmez
gönlünün pası
Gönüller
de Allah aşkı
Bulunmuyor
Muhammedsiz.
Uzak
cennetin yolları
Girer
mubtaki kulları
Cennette tuba
dalları
Eğilmiyor
Muhammedsiz.
Kur'an'ı
Kerim'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hadisi kudsilerde çok fazla
övülüyor. Bunların hepsi bid'at mı? Şu zamanede bir çok camilerde, bir çok cemaatte
bir çok imamlarda bid'atlar saymayla bitmez. Bunların hepsi söylenmiyorda
musafahada, salavatı şerifede Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in
övülmesinde bid'atlarmı aranıyor. Her bid'atler haramdır. İbadette, taatte çok
yapmada olan bid'atler haram değildir. (Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 326-327)
Yani yapma tarzı
ayete hadise Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in yaptığına uygun ama
hiç kılınmayan namazları ve bunun gibi yapılmasında sevap olan şeyleri yapıyor.
Bunlar bid'at değildir. Yine temizlikten nezafete dininize yarayan şeyler
bid'at değildir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 26) Hele o bid'at dediğin şey
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i içeriyorsa onun üzerinde çok
araştırıp çok inceleyip gayet temkinli olarak konuşmamız söylememiz lazım.
Dininize yarayan bid'atta olsa yapın hadisine göre temizliğe, dine, nezafete,
ulaşıma, haberleşmeye dair olan şeyler vb..leri bid'at isede kerih isede
yapılır. Bunlar kerihte olsa kerahat dışında kalıyor, bunlar haram değildir.
Bizim mevlid
okuma farzdır, sözümüze yazar itiraz ediyor.
Allahu Teala İncil'de, Tevratta, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i dört cihar-ı yar'ı övüyor ve vasıflandırıyor. Meselehüm fittevratı
ve meselehüm fil incil. Tevrattada, İncilde de o Muhammed'in ve onunla beraber
olan dört cihar-ı yar'ın isimleri vasıfları övülmeleri geçmiştir. (Sure-i
Fetih, Ayet 29) Hele Kur'an-ı Kerim'de o Muhammed sizden rical mertebesine
yetişen hiç bir oğlan çocuğunun babası değildir. O Allah'ın Resulüdür peygamberlerin
baştacıdır. (sure-i Ahzab, Ayet 40)
Allahu Teala
Kur'an-ı Kerim'de Peygamberlerin baş tacıdır diye Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'i övüyor. Mevlid okuma Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i övme ise en fazla ayette Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'i övüyor. Bunun için mevlidin ilk yazarı Allahu Teala'dır.
Allahu Teala kendi yanında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i onu
sevdiğini büyüklüğünü, O'na verdiğini hiç bir ümmete, hiç bir peygambere vermediğini
bize anlatmak için ayet ve hadisi kudsilerde şöyle söylüyüyor:
«Ey Habibim! Sen
olmasa idin yerleri, gökleri bütün mükevvenatı yaratmazdım» Yaratılan her şey, canlı-cansız yerde gökte
ne varsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hürmetine yaratıldı. Ben
insanlara, cinlere bütün alemlere ve bütün yaratılan her şeye peygamber olarak
gönderildim. (Altı Parmak, Sayfa: 51) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in hürmetine Allahu Teala bu ümmete cum'ayı verdi. (Sünen-ün Neseî,
Cild 3-4, Hadis No: 1367) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine
Allahu Teala bu ümmete Leyle-i Kadri verdi.
(Kütüb-i Sit-te, Cild 4, Hadis No: 868) Leyle-i Kadir bin aydan
hayırlıdır. (Sure-i Kadir, Ayet 3) O Muhammed ümmetinden günahkar olanlar
cidden tevbe ederlerse günahlarını sevaba çeviririm (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bu
ve bunun gibi Allahu Teala ayet ve hadis-i kudsilerinde binlerce yerde
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bizim mevlidde övdüğümüzden fazla
övüyor. Sen nasıl ümmetsin ki senin Rabb'in Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i Kur'an-ı Kerim'de bu kadar çok övdüğüne göre sen onu küçümsüyorsun,
övülmesini engelliyorsun. Mevlid okumayı inkar edenlere soruyorum. Bu haliniz
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sevgiden mi nefretten mi?
Peygamberimizi en fazla öven Allahu Teala hiç sevmeyen iblis sen kimi
sevindirip, kimi gücendirdiğinin farkındamısın? Sen de haliyle mevlidde okunan
ve hep bir ağızdan getirilen selevatları yasaklıyorsun, sen Kur'an-ı Kerim'de
Allahu Teala'nın bu sözlerine itiraz ediyorsun. Peygamberimiz üzerine selevat
getirmek vacibtir, vacibi yasaklayan ne olur? (Hayat Düsturları, Sayfa: 605)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övmek mi bid'at? Mevlid bid'at
diyen alimlerimiz çok. Ama bid'at olan neresi göster dersen gösteremiyor. Senin
bir oğlun olsa dünyada hiç kimsenin başaramadığı herkesten üstün bir elektronik
alet yapsa, onunla övünürsün. O çocuğu küçümseyenlere karşı çıkarsın.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in çıktığı miraca hangisi çıktı?
Yukardan beri yazıp anlattığımız Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
hakkındaki sırf Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ait olan
özellikler hangi peygamberde var? Bizim dünyada ve ahirette öveceğimiz,
övüneceğimiz medarı iftiharımız bir tek o değil mi?
Yine yazara
soruyorum: Miraçta Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile Allahu Teala
karşılıklı doksanbinsoru doksanbin cevab konuşmuştur. Yüzde doksanını
Peygamberimizi övmekle konuşmuştur. Mevahib-i Ledünniyye, Siyer-i Nebi,
Mir'at-ı Kainat, Altı Parmak bu ve daha bir çok kitaplarda Peygamberimizin
miracını yazar. Bunların hepsi bid'at mı? Yani Allahu Teala'nın Arşı Ala'da
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i mevlidde övenlerden daha çok fazla
övmesi bid'at mı? Sen nasıl ümmetsin ki kendi peygamberini bizzat Allahu Teala
arşı ala'ya çeksin, övsün sen de batıl mezheblerin sözlerine kitaplarına bakıp
mevlid bid'attır de. Münafıkların tek
suçu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Allahu Teala'nın övdüğü değer
verdiği şekilde övmemek övülmesini yasaklamak değil mi?
Bazı alimlerimiz
cenaze giderken Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e salavat demek yok
derler. Çünkü Peygamberimizin ismi anılıp salavat getirilmezse burnu yere
sürtülsün. (İslamda Helaller ve Haramlar, Cild 1, Sayfa: 310) hadisini delil
gösteriyorlar. İsmi anılıp salavat getirmeyenin burnu yere sürtülürde
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in salavatını büsbütün yasaklarsa
onun burnu kat kat fazla yere sürtülmez mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) ismim anılsın selevat getirilsin diye söylüyor. Salavat getirmenin
fazileti hakkında hadisler çoktur.
«Bana bir
salavat getirene Allah on salavat getirir. On salavat getirene yüz salavat
getirir. Yüz getirene bin salavat getirir.» (İslamda Helaller ve Haramlar, Cild
1, Hadis No: 638, Sayfa: 313) Ancak cenaze şehir içinde gider. Cemaat
Peygambere salavat derse kimse işini bırakıp ayağa kalkmaz salavat getirmez o
zaman onların günahkar olmaması için Peygambere salavat denmez. Diğer yerlerde
sadece ölüyü takib eden kimselere hoca Peygamberimiz (sallallahu aleyhi
vesellem)'e salavat deyince herkes salavat getirsin der herkesde getirir.
Onların görüşüne göre Peygamberimizin ismi büsbütün yasaklanması lazım. Çünkü
ismi anılırsa salavat getirilmesi lazım. Yüzlerce ayet, hadis-i kudsi, Hadis-i
şerif'te selevat getiriliyor ve selavatın fazileti söyleniyor. Bunlar mı
okunmayacak vaaz edilmeyecek ezanda Muhammed Resulullah diye çağırıyor. Bu mu
yasaklanacak. Namazda, tahiyyatta iki sefer salavat getiriliyor bu da mı
yasaklanacak. İmam hutbede sağına-soluna dönüp salavat getiriyor bu mu
yasaklanacak. Kur'an-ı Kerim'de:
«O Muhammed
üzerine Allah salavat getirir, melekler selavat getirir ey mü'minler sizde
salavat getirin.» (Sure-i Ahzab, Ayet 56) Bu mu yasaklanacak? Dünyaca kazancı
bol olan şey yasaklanmıyor. Bilakis
tercih ediliyor. Teşvik ediliyor bu salavatın bu kadar büyük fazileti varken
niçin teşvik edilmiyor, kısıtlanıyor, söylettirilmiyor, yaptırılmıyor. İblis'in
en sevmediği Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir. Onun salavatı
olursa iblis orda duramaz, kaçar. Karanlığa ışığın, soğuğa sıcağın, yangına
suyun zıd olduğu gibi iblisin zıddıda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'dir. Sen onu cenaze giderken yasaklarsan meydan iblise kalır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üzerine tek veya toplu olarak
salavat getirilirse meydan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e kalır,
şeytan kaçar.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismini mi yasaklayacağız, salavat getirmek için
yoksa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ismini, sözünü, hadisini çok
söyleyip selevat mı getireceğiz. Onun selevatı musafahası çok yapılırsa
söylenirse günahlar dökülüyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 6, Sayfa:
435-436; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2132) Bu günahları dökecek miyiz yoksa o
günahları zay etmeyip artıracak mıyız? Günahların döküleceği yer cami değil mi?
Günahları dökmemek için mi camide musafahayı, selevatı yasaklayacağız? Aslında
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismini selevatını, musafahasını
yasaklayan kimsenin hiç bir ameli makbul değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
bizzat bana salavat getirmeyenin burnu yere sürtülsün (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis
No: 3637; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 639) desin; Allahu Teâlâ: O
Muhammed üzerine Allah salavat getirir, melekler salavat getirir ey mü'minler
sizde getirin (Sure-i Ahzab, Ayet 56) desin sende musafahada getirilen bu
salavatı batıl mezheblerin sözlerine yazılarına bakıp bahane et ve musafahayı,
salavatı yaptırma. Efendim! Ben yapmayın demiyorum, yapan yapsın demekle
kurtulamazsın. Sen Allahu Teala'ya kul, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e ümmetsen niçin bu gibileri delil gösterip camide de musafaha
yapılır, ölü arkasında da Peygambere salavat denir diye niçin söylemiyorsun?
Biz yarın mahşere vardığımız zaman Allah'ı ve Resulünü ben ve benim gibi
bunları söyleyenlere verip bırakıp, siz geri mi
çekileceksiniz? Yoksa bizim Allah'ımız, bizim Peygamberimiz diye sahib
mi çıkacaksınız? Burda yasaklayıp veya seslenmeyip orda mı sesinizi
çıkaracaksınız?
Ayet: “İlmi amel
etmeyen alim kitap yüklü eşek gibidir.” (Sure-i Cum'a, Ayet 5)
Hadis-i Şerif:
“İlmi ile amel etmeyen alimin ağzına ateşten gem vurulur.” (Râmû-zu'l-Ehadis,
Hadis No: 5260; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 407, Sayfa: 257)
Allahu Teala'nın
ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)(in bu kadar ağır sözlerini
hazmedip yine mi geri duracaksınız?
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) burnu yere sürtülsün diye beddua ederse o
bedduanın telafisini hangi amel kurtarır buna imkan var mı? Salavatı çok getirilen mevlidi yasaklayana
burnu yere sürtülmeden bir pay yok mu
acaba.
Yazar: (Tütün Nemrud'un pisliğidir.) diyor. Tütünün
yerden biten bir ot olduğunu bilmeyene ne denir?
Yukarıdaki
soruya cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.
Gazete yazarı
tütün yerden biten bir ottur diyor. Otun ise bir zararı yok demek istiyor.
Günümüzde bütün uyuşturucuların aslı yerde biten bir ottur. Tütüne yerde biten
bir ot demekle helal olduğuna fetva veriyorsun dolayısı ile bütün
uyuşturucularında helal olduğuna fetva veriyorsun. Afyon, esrar, morfin vb..
hepsi ottur. Ot da helaldır demek istiyorsun. Tevbe istiğfarı çok etmen lazım.
Yazar: (Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
vefatından sonra sahabenin çoğu mürted oldu) diyerek eshab-ı kiram'a iftira
ediyor. Halbuki bir sahabe bile mürted olmadı. Mekke Medine ve Taiften başka
yerdekiler mürted oldu. Mürted olanlar ashab-ı Ki-ram'dan değildi. Hazreti Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu) bunlarla savaştı.
Yukardaki soruya
cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) vefatına yakın 120bin kişi ile haccı tavaf etti.
(İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 10, Sayfa: 219) En az bunun on misli hacca
gelemeyen vardı. Her dört ayda bir yer feth edilir bir kaç yerde kendiliğinden
müslüman olurdu. Böylelikle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
sağlığında Arap yarımadası tamamen müslüman olmuş hepsi Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e veya onun gönderdiği valilere, Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e vekaleten biat etmişlerdi. Biat edince hepsi
ashab oluyor, bunu inkar etmek güneşi inkar etmek gibidir. Siyer-i Nebi ve
Peygamberimizin ashabların hayatını yazan kitaplar bu Arab yarımadasındaki
müslüman olanları çok güzel açıklar. Çoğu eski dinlerine dönüp murtad oldular.
Onlara murtad, dönme gibi söylerler. Sen benimle uğraşmak için bunun hepsini
inkar ediyorsun. Müseylemetü'l-Kezzab bile bir zaman Peygamberimizin yanına
geldi ümmet oldu vahyin nasıl geldiğini Peygamberimizin sözlerini yaptıklarını
öğrendi yine peygamberimizin sağlığında Yemen'e gitti o öğrendikleriyle
söyleyerek ben peygamberim dedi ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
Müseyleme Peygamberden Muhammed Peygambere mektubtur diye mektub yazdı.
- Ya Muhammed!
Sen orda ben burda Peygamberliğimizi devam ettirelim, sen benim tarafıma ben
senin tarafına geçmeyeyim dedi. peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
«Muhammed Peygamberden, Müseyleme'tül Kezzab'a mektubtur. Yani Muhammed
Peygamberden yalancı Müseylemeye mektubtur diye yazdı. (Bu konu İslam Tarihi
(M. Asım Köksal, Cild 10, Sayfa: 353-355; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, sayfa:
391'de anlatılmaktadır.) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında
murtad olmaya başladılar. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) zamanında yine
Yemen yolu üzerindeki yalancı Peygamber Tüleyha ellibin kişi ile Medine'ye
baskın yaptı. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ninde yardımı ile bütün ashab geri
püskürttüler.
Sayın gazete
yazarı! Yazınızda çok açık veriyorsun. Bunu bütün islam tarihleri yazıyor.
Sense hiç kimse murtad olmadı diyorsun. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in ümmetinin içinde murtadlardan başka münafıklar, fasıklar,
zındıklar yok mu idi. Bunlar hakkındaki inen ayetlere ne dersin? Sahlebe
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmeti değil mi idi? Ömer Nasuhi
Bilmen'in Kur'an tefsirinde bin münafığın bir günde tevbe istiğfar edip
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yeniden halis ümmet olduklarını
yazıyor. (Ömer Nasuhi Bilmen Kur'an-ı Kerim tefsiri, Cild 3, Sayfa: 1312)
Hazreti Halid Hazreti Ebu Bekir' (Radiyallahu anhu)'in tavsiyesi üzerine
Tüleyha ile harbe giderken evvelce müslüman olan sonra murtad olan beyle gidip
ondan kılavuz, asker vs.. yardım istedi. O insan söz arasında murtad olup öyle
konuştuğu için yine aynısını unutarak konuştu. Sizin peygamberiniz dedi.
Hazreti Halid ikaz etti, bir daha söylersen başını keserim senin peygamberin
değil mi? dedi. O adam: Unuttum dedi.
İkinci defa sizin peygamberiniz dedi ki deyince Senin peygamberin değil mi diye
başını kesti. Bütün aşiretinide kırdı. Sayın gazete yazarını bunu açıklamaya
davet ediyorum.
Yazar (intihar edenin imanı gider) diyor. İntihar
büyük günah isede intihar edenin imanı gitmez.
Yukardaki soruya
cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.
Allahu Teâlâ
ayeti kerime'de: “Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Sure-i Bakara, Ayet
195; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 31) buyuruyor. Bu ise tehlikeye atma değil
yüzde yüz ölüme gidiyor. İntihar edenin imanı gitmez sözü bu ayete muhalif
konuşmaktır ayete muhalefet ise insanı
küfre götürür. İntihar edenin kesinlikle imanı gider, Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) harpte kafir ile harb eden bir şahsı müslümanlar safında
göstererek bu imansız gidecek dedi. Ashab o yaralanınca yanına gittiler. O
kimse kendi karnına kılıcı saplayıp kendi kendini öldürdü. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e söylediler. İşte kendi kendini öldüren imansız
gider buyurdu. (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 4936; Sahih-i Müslim, Cild 1,
Hadis No: 178 (111), Sayfa: 158) Hadis-i Şerif'te yazdığımızdan fazla şu ifade
vardır: «Sadece islamın lehine olan ameller kişinin imanına delil değildir.»
Çünkü amel aşikar imansa gizlidir. Müslümanmış gibi güzel ameller yapar ama
aslında içerisinde iman yoktur iman zamanı yeri gelince icraatle belli olur.
Hadis-i Şerif:
Allahu Teala bid'at ehlinin namazını, orucunu, zekatını, haccını vs.. kabul
etmez. Hamurdan kıl çıkar gibi İslamdan çıkar. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No:
6093; Berika, Cild 1, Sayfa: 269)
Amel çokluğuna
yoktur itibar
Kulundan halıkı
hoşlanmayınca dediği odur.
Kitapta: Uydurma hikayeler var. Mesela: [Bir papaz
cennetin duvarından sarkan meyveleri çalarak getirdi) diyor. Papaz nasıl olur
da cennetin yanına yaklaşabilir?
Yukardaki soruya
cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY
Bir papazın
istidracen ruhaniyeti cennetin dışındaki duvarından dışarı sarkan meyveleri
getirdi. Sözümüze itiraz ediyor. Nasıl olur da Allah'ın sevmediği bir papaz cennetin
havlu duvarından dışarı sarkan üzümleri cennetin dışından koparıp getirebilir
diyor. Buna karşı deriz ki; iblisi Allahu Teala cennetten kovdu iblis Allahu
Teala'nın sevmediği papazdanda daha kötü eşed değil midir? Allahu Teala'nın
cennetten kovduğu iblis Cennetin duvarına
gitme değil Allahu Teala'dan izinsiz cennetin içine girdi. Adem ile
Havva'yı kandırdı. Papaz istidracen cennetin dışına kadar istidraç yolu ile
gidemez sözü yazımıza itirazı yetersizdir. İblis Adem ile Havva'yı kandırıp
cennetten çıkardı. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 41) Allahu Teala'ya asi etti. Bu
ise cennetin dış avlu duvarına istidracen gidemez diyor. Sözlerinin doğruluğuna
delil isterim.
İmam-ı Şafii Hazretlerine de iftira ediyor. İmam-ı
Azam'ın mezhebini önceden bilseydim içtihad etmez mezheb kurmazdım dediğini
yazıyor. Halbuki her müçtehide içtihad etmesi farzdır. Müctehid başka
müçtehid'in kendisinden farklı olan içtihadına uymaz.
Yukardaki soruya
cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.
İmam-ı Şafii,
İmam-ı Azam'ın büyüklüğünü bilseydim mezhebi kurmaz bunun mezhebi ile amel
ederdim dediğine itiraz ediyor. Şimdi soruyorum:
- Bir insan
hanifi mezhebinden şafii mezhebine dönerse ona ne yapılır? Şafii mezhebinden
Hanifi mezhebine dönerse ona ne yapılır. Cevap: Şafii'den Hanefi'ye dönene bir
hil'at elbise giydirilir. Hanefi'den Şafii'ye dönene yüz değnek vurulur. Bu
değnek Kur'an-ı Kerim'de Eyyüb (Aleyhis-selam)'ın karısı Rahime'ye:
- İyi olursam
sana yüz değnek vururum dedi. Allahu Teala'ya Eyub (Aleyhis-selam) ben buna
Allah için vaad ettim. Yüz değnek vuracağım deyince Allahu Teala yüz buğday
sapını birleştir bir sefer vur ben onu yüz değnek yerine kabul ederim dedi.
(Sure-i Sad, Ayet 44; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 108) Hanefi'den Şafii'ye dönene
yüz buğday sapı ile bir sefer vurulur. Böyle olunca Hanefi ile Şafii arasını
iyi oku, iyi öğren. Sayın gazete yazarı! Hani
Hanefi mezhebinin üstünlüğünü, büyüklüğünü, benimsemiyordun?
«İmam-ı Azam
Veda Haccında Kabe'nin kapıcısına malının yarısını bağışlayıp Kabe'yi açtırdı,
içeri girdi. Namaza başladı birinci rek'atta sağ ayağı üzere durup Kur'an-ı
Kerim'in baştan yarısını, ikinci rek'atta öbür ayağı üzerinde durup Kur'an-ı
Kerim'in ikinci yarısını okuyup hatmi bitirip selam verdikte:
- Ya Rabbi! Ben
seni hakkıyla tanıyamadım. Sana hakkıyla ibadet edemedim. Hizmetimdeki kusuruma
bakmadan seni hakkıyla tanımamı ihsan eyle diye münacaat etti, yakardı. Sanki
duvar içinden gelen bir ses:
- Beni tanıdın
ve hemde iyi tanıdın hizmet ettin hem de ihlasla ettin seni ve kıyamete kadar
senin mezhebinde olanları mağfiret eyledim buyurdu. Bu ne büyük
müjdedir.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 53; Tam İlmihal, Sayfa: 440;
İbn-i Abidin, Cild 1, Sayfa: 57)
İmam-ı Azam Allahu Teala ile rüyada veya
açıktan yüzkere konuştu. (Fıkhı Ekber, Sayfa: 174; İbn-i Abidin, Cild 1, Sayfa:
57) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Her peygamber benimle övünür bende benden sonra gelecek Numan'la
övünürüm. (Numan dediği İmam-ı Azam'dır.) (İbn-i Abidin, Cild 1, Sayfa: 58; Tam
İlmihal, Sayfa: 440) İmam-ı Azam'ın yazdığı kitap sayısı ömrünün her gününe 17
sayfadır. Ömrü ise seksen veya doksan sene civarındadır. Yani buna göre hesab
edilirse yazdığı kitab bin cildin üzerindedir.
Şam'da bir hoca: «İmam-ı Azam büyük zattı, defterleri kalemleri bir odaya
doldurdu dua etti. Allahu Teala tarafından yazıldı» demiş. Bilal Babama bu
mevzuyu sorduk.
-
Nasıl yazdı? Buyurdu ki:
- Allahu Teala sevdiği kullara kolaylık için zamanı mekana, mekanı zamana
tebdil eder. Yani o zatın başından bir saati yüzbin saat, milyon saat eder. Milyon
saati bir saat eder. Örneği Ashab-ı Kehf 309 sene yattı, aynı yaşta kalktı
yarım gün yattık dediler. (Sure-i Kehf, Ayet 25) Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) bir gece evinden kalktı Kudüs'te Peygamberlere imam oldu.
(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 250; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 432)Yedi kat
gökleri geçti her kattaki meleklerle konuştu hatta miraçta bana uğrayıp benden
istifade etmeyen melaike kalmadı buyuruyor. (Altı Parmak, Sayfa: 52) Allahu
Teala ile doksanbinsoru doksanbin cevap karşılıklı konuştu. İçinde insan
yaşayan başka alemlere gidip onları müslüman etti. Cenneti gezdi, her çeşidi
ile konuştu. Cehennemin penceresinden içeri baktı. Cebrail (Aleyhis-selam)
kimin ne suçtan, nasıl yandığını kendine izah etti. (Altı Parmak, Sayfa: 293; Delail-i
Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 267; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 259) Geri geldim
yatağımı sıcak buldum diyor. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 437) Bir saat gibi bir zaman geçmemiş bu işler yüz
seneye sığmaz. Bu Allahu Teala'ya göre kolaydır aynı bunlar gibi İmam-ı Azam'
da ömrünün çok kısa az bir zamanında kitap yazdı. Yazdığı zamanın her saatine
iki kitap düşüyor. İşte her saati bir çok seneler gibi uzuyor.
İmam-ı Azam'ın hacca gitmesi 54 sefer, akşam namazının abdesti ile sabah
namazını kılması kırk sene, mezheb kitabı yazmak için hadis toplaması onyedi
sene hasılı hiç bir yaptığına akıl yeteceği yok. Milyarlarca müslüman ismini
İmam-ı Azam koydular en büyük imam demektir. Sayın yazar İmam-ı Azam sözünüde
inkar etmiş oluyor. İmam-ı Şafii Hazretlerine saygımız, hürmetimiz sonsuzdur
ama İmam-ı Azam denginde fıkıh alimi Abdulkadir Geylani denginde tasavvuf alimi
gelmemiştir. Abdulkadir Geylani Efendimiz Hazretlerine de Gavsul Azam , en
büyük Gavs ismini yine gavsiyette hepsinden üstün olduğu için vermişlerdir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali'ye:
- Ya Ali! Senin neslinden bir Abdulkadir gelir bütün evliyaların ayağı
başının omuzunun üstündedir. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Bunun içinde bende mi varım ya Resulullah! diye sordu. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Evet
sende varsın.
-
Nasıl olur ya Resulullah? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ya Ali! Şu
kitabı bana ver. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) uzandı yetişemedi. Ufak bir
oğlan çocuğu peydah oldu. Hazreti Ali o çocuğu omuzuna bastırdı kitabı aldı ve
Peygamberimize verdi. Çocuk kayboldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Ya Ali! Çocuk kimdi?
- Bilmiyorum.
- O çocuk
Abdulkadir'in ruhaniyeti idi. Seninde omuzuna bastı, sana da yardım etti. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) miraca çıkarken Allahu Teala peygamberimiz
(sallallahu aleyhi vesellem)'e müjde vermek için süpriz yaptı. Önüne bir engel
çıkardı. O engeli Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) aşamadı orda bir
çocuk geldi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çocuğun boynuna bastı
engeli aştı. Allahu Teala: «Ey Habibim! Senin neslinden gelecek Abdulkadir
herkesin yardımına yetişecek bunun maneviyatını sana bizzat göstermek için bu
engeli ben çıkardım. Sana yardım etti, gösterdi yani müsterih ol senin
ümmetinden sıkılan çağıran herkese yetişir. Bunu sana gösterdim. Şahin kuşu 250
km hız ile uçar. Bundanda daha süratlisine şahinlerin en çeviğine Baz derler.
Hazreti Pir herkesin yardımına çok hızlı geldiği için ismine Gavsul Azam Baz
Abdulkadir Geylani derler. Şimdi ona çağırıp sofular şiş vururlar, ateş
tutarlar. Hepsinin yardımına yetişir. Günümüzde televizyonlarda seyrediliyor.
Dahili dergahı Pir'em.
Esiri Gavsu Geylânî,
Fakiri Hazreti Şeyhim
Gedayı Şahı Geylâni.
Cenab-ı Şahi Abdülkadirin
Bir kıtmir iyem ben,
Şeref vermişti şir-ane
Sen
dergahı Geylani.
Ne
adû'den görür mihnet,
Ne
sultana eder minnet,
Müridim
derse bir zata
Ki ol
mahı Geylani.
Duhul
et aziyzim,
Gavs-i A'zam dergahıdır bu,
Açıktır ta kıyâmet.
Herkese dergahı Geylani.
Kıyas etme Cenab-ı Gavs-ı,
Sair Pirlere Ya hû,
Anın maktulu da makbüldür,
İndallahi Geylani.
Zemini asumanı bir nefeste
Her cümerc eyler.
Dese ez dili can,
Dervişi bir kerre ahı
Geylani.
Gulamıyın gulamıyam,
Beni fazlınla irşad et,
Medet ya sakinel bağdad
Medet ya Şahı Geylani.
* * *
Erenler meclisinde hû diyenler Kadirilerdir.
İçip aşkın şarabından kananlar Kadirilerdir.
Çekerler nareyi
ya hû geçip hem can ile serden.
Yanıp aşk-ı
ilahi ile dönenler Kadirilerdir.
Guruhu dervişanın
zül-cenâheyni zahiri batın.
Sıratı cümleden
evvel geçenler Kadirilerdir.
Ederler talibi
irşad hem de rûzi-şep amma,
Ve lâkin hasmını
berbad edenler Kadirilerdir.
Eğer feryad edip
dersen Medet ya Gavsu Geylani.
Senin imdadına derhal gelenler Kadirilerdir.
Aliyyûl Murtazanın nesli paki seyyid-i âlem.
Tariki Mustafa'ya baş eğenler Kadirilerdir.
Kelimullah ile
hem bezm olup ervahı alemde.
Bu sırrı nûru
Ahmed'den alanlar Kadirilerdir.
Eğer ki hükmü
işler şarka-garba hem bilâ şübhe.
Anın içün cümleye
ser-tâç olanlar Kadirilerdir.
Rıza müştaki
pirandır esiri Gavsı Geylandır.
Delilim sırrı
Kur'an'dır diyenler Kadirilerdir.
Hadîs-i Şerif:
Bir adam cennette bir hanımı ile yetmişbin sene kalır o bir hanımı hiç zaman
geçmedi sanır. (İmam-ı Şa'rani «ölüm-Kıyamet-Ahiret» Hadis No: 646, Sayfa: 452)
Buna tasavvuf lisanı ile zaman içinde
zaman derler. İşte İmam-ı Azam'daki olan bu vasıflarda diğer dört mezheb
imamlarında yoktur. İmam-ı Azam demek en büyük imam demektir. Bunu diğer
imamlarla kıyaslamak İmam-ı Azam'a büyüklüğüne İmam-ı Azam'ın sözüne itiraz
etmek olur.
(Mir'at-ı Kainat, Cild 2,
Sayfa: 51)
«İmam-ı Azam
Hazretleri ilmi, zekası, firaseti, zühdü, takvası, emaneti hazır cevab-lılığı,
dinini sevme ve korumadaki gayreti, doğruyu bulma kuvveti ve diğer insanı sıfat
ve kemalleri akranından ziyade idi. Zamanında bulunan ve ondan sonra gelen
bütün müctehidler, diğer alimler, fadıllar kendisini çok medhü sena
etmişlerdir.
İmam Şafii
Hazretleri: «İnsanlar fıkıhda Ebu Hanife'nin çoluk çocuğu gibidirler» Ve «Ebu
Hanife ile teberrük ediyorum. Her gün kabrini ziyarete geliyorum. Bir ihtiyacım
olsa onun kabrini ziyarete gelir orada iki rek'at namaz kılar ve Allah'tan o
hacetimi isterim ve istediğim verilir» buyurmuştur. İmam Şafii Hazretleri
İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin ikinci talebesi olan İmam Muhammed'in talebesi
olduğundan Allahu Teala ilimde bana iki kişi ile yardımda bulundu. Hadiste
İbn-i Uyeyne, fıkıhda Muhammed ve yine «İlimde ve dünyalıkta İmam Muhammed
kadar bende hakkı olan kimse yoktur» ve yine «ondan öğrendiklerimle bir deve
yükü yazı yazdım o olmasaydı ilimden bana bir şey ulaşmazdı. İnsanlar Irak alimlerinin, Irak
alimleri Kufe alimlerinin Kufe alimleride İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin
çocuklarıdır» demiştir.» (Mir'at'ı Kainattan alınan yazı burada sona ermiştir.)
İmam-ı Şafii
İmam-ı Azam'ın talebesinin talebesi oluyor. Eğer o olmasaydı bir deve yükü
kitab yazdım bunu yazamazdım buyuruyor.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) miraçta cennete girince ashabların hurilerinin
hepsine baktı, onlarla uzun boylu konuştu. Ayrıyeten bir saraya geldi Cebrail
(Aleyhis-selam): «Bu senin ashabından Ömer'in Hurileridir» deyince arkasını
çevirdi, bakmadı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) bilahere sorunca:
- Sen namus
cihetine gayyursun, gayretlisin çok incelersin. Onun için Cebrail bana Ömer'in
hurileri deyince senin hurilerine bakmadım dedi. [Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis
No: 20 (2394), Sayfa: 292]
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'de bu dünyada da aynı ashabtan bazılarının
ailesini, kızını savaşa götürür (Sahih-i
Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 8, Hadis No: 1216; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa:
220) bazılarının ailesi, kızı kendiliğinden gelir savaşa katılır (Sahih-i Buhari
Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadis No: 1533) bazısı da tesettüre son derece riayet
edip evinden dışarı çıkmaz, örtünür, Bizim dinimizde her ikisi de vardır bir
tarafını söyleyip öbür tarafını söylemezsek tek taraflı konuşmuş oluruz. Ben
her ikisini de yazıyorum. Vesselam...
Yazınızda içtihadçının
içtihad yapmaya hakkı var diyorsunuz. Halbuki karşıdakilerinde itiraz etmeye
hakkı var. İçtihad yaptı diye arkasına düşülmez. Her içtihadında ayetler,
hadislerle içtihadının doğruluğuna dair ikaz etmeli. Gazete yazarı içtihad
yapar diyor öyle, okumuş ilerisini bilmiyor. İçtihad yapanın hiç içtihadına
karışılmaz demek değil içtihad yapan içtihadındaki konuyu açıklar. Bir ucunu
ayete, hadise kuvvetli bir delile dayar. Herkesi o hususta ikna eder. İşte o
kişinin içtihadı kabuldür. İçtihadına karışılmaz değil, yaptığı içtihadında
itiraz yollu karışacak kimselere hiç bir şekilde en ufak söz hakkı bırakmaz.
Yaptığı içtihadını herkes kabul etmeye mecbur kalır.
İmam-ı Azam
Hazretleri beşyüzbin müşkülü ayet ve hadislerle açıklamıştır. (Mir'at-ı Kainat,
Cild 2, Sayfa: 52) Bunun binlercesi içtihadtır. İçinden bir kaç tanesi kızı
Hanife'nin içtihadıdır. İmam-ı Azam kızının içtihadını bir kaç defa doğru
bulunca kızının içtihadını yazdı onları aşağıda yazdık. Misal:
Bir kuyuya
pislik düşse sende görsen kaç günlük namazını kaza edeceksin? Herkes içtihad
yapıyor ve beş günlük, on günlük, onbeş günlük namazınızı kaza edin diyorlar.
İmam-ı Azam'a soruyorlar. «O günki namazı kaza eder» diye buyuruyor. Sebebini
soruyorlar. İmam-ı Azam namaz kılarken üzerinizde pislik görseniz kaç günlük
namazınızı kaza edersiniz Onlar: O günün namazını kaza ederiz. Namaza gelince o
günün namazını kaza ediyorsunuz da kuyuya gelince niçin onbeş günü kaza
ediyorsunuz dedi. İşte içtihad diğerlerini ikna ediyor.
İmam-ı Azam'ın içtihadı kabul
ediliyor.
İmam-ı Azam
karısına başı açık evden çıkarsan benden boşsun diyor. Kadın unutarak dışarı
çıkıyor, ayrılacaklar. İmam-ı Azam'ın kızı Hanife:
- Annem dışarı
başı açık çıkmadı. Kur'an-ı Kerim'de: «Geceyi ben size örtü yaptım, elbise
yaptım.» (Sure-i Nebe, ayet 10) ayetini delil gösteriyor. Annem dışarı çıktığı
zaman geceydi, gece ise Allahu Teala'nın örttüğü örtü olduğundan annem başı
açık dışarı çıkmadı diyor. İmam-ı Azam kızının içtihadını kabul ediyor. Kendi
görüşünü bırakıyor kızının içtihadından o kadar memnun oluyor ki mezhebinin
ismine kızının isminide ekleyip İmam-ı Azam Ebû Hanife koyuyor.
İmam-ı Azam'a
eşek üzerinde binili bir adam getiriyorlar. Bu adam eşeğini kayb ediyor,
arıyor, bulamıyor ve yemin ediyor. Eşek seni bulursam üzerine binerim bir
dahada inmem diyor. Eşeği buluyor, biniyor inemiyor. İmam-ı Azam'a fetva
verdiriyorlar. İmam-ı Azam: «Keffaret versin» başka çaresi yok diyor. Kızı:
«Eşekten ağaca çıksın ağaçtan aşağı insin» diyor. İmam-ı Azam kızının
içtihadını beğenip kabul ediyor. Çünkü adam eşekten inmemeye yemin etti. Her
şey içtihadla hallolup itiraz edilmeyecekse Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) hakkında ayet, hadis bilmeyip vahiy, ilham, rüya görmeyip o durumda
kalınca niçin içtihad yapmadı da müşavere yaptı. Çünkü içtihad ayet hadis
kuvvetli bir delile dayanılmadan yapılmaz. İçtihad yapan adam ne kadar yanılsa
içtihadı makbul karşı çıkılmaz imajını veriyor. İçtihadının büyüklüğü yapılan
itirazcıları her konuda ikna edebilmesidir. Yoksa dünya yüzünde yanlış içtihatçılardan
çıkılmaz.
Yine imam-ı Azam'a kadınlar
geliyor.
- Bir erkek dört
kadın alıyor niçin bir kadın dört erkeği alamıyor? diye sordular. İmam-ı Azam:
- İmam-ı Azam o
hususta ayet, hadis söylüyor. Onlar:
- Bize aklı delil göster. İmam-ı Azam gösteremeyince kızı bir kab
getiriyor.
- Herkes bu kaba bir tas süt koysun koyuyorlar. Kız:
-
Herkes koyduğu sütü geri alsın. Onlar:
-
Alamayız, karıştı. Kız onlara:
- Her kocanız size bir tas su koydu ondan çocuk oldu. Nasıl ayıracaksınız?
diyor. Gözünüzle görerek koyduğunuz sütü ayırt edemiyorsunuz. İmam-ı Azam
beğendi hakkında ayet, hadis yok ama akli delillerle karşıyı ikna edecek.
İçtihad işte bu gibilerde içtihaddır. Yoksa içtihad diye rast gele yazmış ne
ayet, ne hadisle ikna edebiliyor. Onun ki içtihad sayılmaz. İçtihadına kimse
karışmaz demek itiraz edeceklere itiraz söz hakkı bırakmıyor. İşte bu içtihad
makbuldür.
İmam-ı Azam