Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in okuyup şifaya kavuşturduğu hadis-i şeriflerden bazıları

 

“Uhud Gazasında Ebû Katâde ibn-i Nu'man'ın gözüne bir darbe erişti, gözü yerinden çıktı ve hatta yanağının üstüne sarktı. Onu Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretlerine getirdiler. Ebû Katâde:

- Yâ Resûlullah! dedi. Benim bir karım var, onu çok severim. Korkarım ki, bu hâlde görüp benden iğrenir. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz Hazretleri mübarek eliyle gözünü yerine koyup:

- Yâ Rabb! Sen ona güzellik ver, diye dua etti.

Ondan sonra o gözü güzellikte ve keskin görüşte diğerinden daha baskın oldu. Öbürü ağrıdığı zaman bu ağrımazdı” diye buyurdular. (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 655)

* * *

Rifâa b. Râfi' (Radiyallahu anhu) anlatıyor:

- Bedir savaşında bir okla gözüm akmıştı. Resûlullah gözümün yerine (çukuruna) tükürüp dua buyurdu. Bundan sonra hiç bir ağrı hissetmedim.”

Selemân oğullarından bir zât annesinden naklen annesinin dayısı Habîb b. Fü-veyk'in annesine şöyle anlattığını naklediyor:

- Babam beni alıp Resûlullah'a götürdü. İki gözüm de bembeyazdı, görmüyordum. Allah'ın Resûlü gözlerime ne olduğunu sordu:

- Devemi alıştırıyordum, bir yılanın yumurtasına bastım. Bu yüzden gözlerim görmez oldu, dedim.

Bu açıklamam üzerine Resûlullah gözlerime nefes buyurdu, görmeye başladım.

Râvi diyor ki: “Ben bu zatı gördüm, seksen yaşında ve gözleri bembeyazdı, iğneye iplik geçiriyordu.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 4, Sayfa: 261-262)

* * *

“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mucizelerinden bir çeşidi de hastaların iyi olmasıdır. Bunlardan biri mübarek ağzının suyu olup, bununla şifa hasıl olan mucizeleri sayılamayacak kadar çoktur.

Sünen-i Nesâi'de Muhammed bin Hâtıb'den mervidir ki:

- Ben çocuk idim. Üstüme ateşte kaynamış tencere döküldü. Yandım, babam beni Resûlullah'a götürdü. Üzerime tükürüp, mübarek eliyle oğaladı. Dua etti, hemen iyileştim. (Mir'ât-ı Kâinat, Cild 1, Sayfa: 498)

* * *

(Şevâhidü-n-Nübüvve, Sayfa: 175-177)

 Utbe bin Garkad (Radiyallahu anhu)'ın hatunu demiştir ki;

 Biz Utbenin yanında, bir kaç kadın idik. Dâima çalışırdık ve hoş rayihâlarla rayihâlanırdık. Tâ ki birbirimizden kokular içinde gaib olaydık. Ve Utbe asla kendisine, ıtır (koku) sürmezdi. Ammâ yine cümlemizden daha muattar idi. Ve ne vakit, halk arasına varsaydı, derlerdi ki:“ Biz Utbe'nin kokusundan gökçek, (güzel) asla koku görmedik.” Bir gün ona, bu halin sebebini sorduk. Dedi ki:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanında, bir türlü kabarcıklar çıkardım. Ve bunlardan O'na şikâyette bulundum. Bana buyurdu ki, elbiseni çıkar. Bunun üzerine gövdemi uryan ederek, önünde oturdum. O, eline mübarek nefesini üfürüp, arkama ve karnıma sürdü. İşte bu hoş koku, o zamandan beri, bende zâhir olmuştur.

 Cerhedüs-sülemi (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna geldi ve o sırada, taam hazırlanmış idi. Tesâdüfen, Cerhed'in sağ eli ağrırdı. Bu sebeble, sol elini uzattı, tâki o elle taâm yeye. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Taamı sağ elinle ye. Cerhed dedi ki:

- Ya Resûlullah, sağ elim ağrır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek nefesini üzerine üfledi. Cerhedin eli o anda iyileşti. Ve bundan sonra dahi, asla ağrımadı.

Ashâb'tan biri demiştir ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna geldik. Ve bize bir oğlancık dahi, yoldaş olmuştu. Ve bir gün evvel, o oğlancığın sağ kolu kırılmış olduğundan, tahtalarla sargıya alınmıştı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o oğlancığa ileri gel diye emreyledi. Oğlancık huzuruna vardı. O sargıları, üzerinden giderdi ve mübarek elini, kırığın üstüne sürdü. Ve o kırık o anda zail oldu. O hâlde ki, kırığın eseri dahi kalmadı. Bundan sonra taamı götürdüler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): “Taamı sağ elinle ye”, diye ona buyurdu. Çünkü taamdan fâriğ olduk. O oğlancığa etti ki, bu sargıları al ve ehline götür.

Bunun üzerine o oğlancık, onları alıp gitti. O sırada kavminden bir Pîre tesadüf etti ki, o Pîr henüz iman etmemişti. Hâlin nicedir diye sordu? Oğlancık o Pir'e dedi ki:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek elini, üzerine sürdü. Filhal elim iyileşti. O Pîr, çünkü bu hâli müşahede eyledi. Hemen Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna gelip iman etti. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 175-176)

Şerhabîl Câfi (Radiyallahu anhu) demiştir ki:

Bir gün Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna vardım ve benim elimde ur çıkmıştı. Dedim ki:

-  Ya Resûlullah, bu ur beni gâyet rahatsız etmektedir, ve bu elimle asla kılıç kabzasını ve yan dizginini tutamam. Hazreti Resûl (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Beriye gel, ileri vardım ve önünde oturdum. Buyurdu ki:

- Elini aç. Açtım. Mübarek nefesini, elime üfürdü ve sonra, mübarek elini elime sürdü, o illet külliyyen zâil oldu.” (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 176)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in okuyup iyi ettiği hastalar pek çoktur. Bunlardan bazılarının  yayınlandığı hadîs kitabları ve numaraları:

Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 655; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 498; Hayatü's-Sahabe, Cild 4, Sayfa: 261-262; Cild 2, Sayfa: 106; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 34 (2406), Sayfa: 309-310; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarîh, Cild 10, Hadîs No: 1611)

Şifa ve okuma ile ilgili diğer Hadîs-i Şeriflerin Numaraları:

Ramûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 82; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4026; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 9, Hadîs No: 3501; 3512-3514; 3521, 3527, 3529, 3549; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadîs No: 157, Sayfa: 143; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 54 (2194), Sayfa: 48; Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No: 2142, 2165; Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 114-115.

Kitabımızda fazla yer alacağı için yazamadığımız daha pek çok hadîs-i şerifler vardır.

* * *

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hastaya okuduğunda:

“Allah'ın yardımı ve izni ile bizim toprağımız bazımızın tükrüğü ile şifa bulur” buyurdu. (Zübdetü'l-Buhari, Hadîs No: 1301, Sayfa: 940)

Evliyaların kabirlerinden toprak almak, sürünmek, Kur'ân okuyup, üfürüp, hastanın yarasına veya ağrıyan yerine tükürmek caizdir, şifadır.

Bazımızın deyince işte hepsinin değil bazısının okuması, tükürmesi, üfürmesi caiz oluyor. Ümmetinin okuması, üfürmesi tükürmesi şifadır.

İşte bu alimin okumasında doktorların iyi edemedikleri hastalar onun okuması ile şifa buluyorsa ölümden kurtulan kadın-erkek hastalar elini Allah için öpeceğiz diye yemin verip yalvarıp saatlerce ısrar edip sıra bekleyip elini öpeceğiz dedikleri zaman  o kimsenin elini kadınlar öpmesi diğerlerinin elini öpmesi gibi değildir. Doktor kadınların her yerine dokunup muayene ediyor, caizde doktorun iyi edemediği hastayı Kur'an-ı Kerim şifası ile, nuruyla okuyup iyi ederse sadece elini öpmesi niçin caiz olmasın.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kadınların elinden tutup biat etmediklerini yazıyor. Bu hadistir. (Kütüb-i Sitte, Cild 2, Sayfa: 275; No: 4 (43); Hayatü's-Sahabe, Cild 1, Sayfa: 266-267) Ama Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mekke'nin fethinde yerine vekil olarak Hazreti Ömeri tayin etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 'e vekaleten Hazreti Ömer  (Radiyallahu anhu) pencereden içeriye elini uzattı. Kadınlar pencereden dışarıya elini uzattı, ellerinden tutup biat ettiler. (İslam Tarihi, Cild 1-2, Sayfa: 65-66; Hayatü's -Sahabe, Cild 1, Sayfa: 225-226)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Rıdasının altından kadınların elinden tutup biat verdi. [İslam Tarihi, Cild 1-2, Sayfa: 66; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 582 (30. Bölüm)]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir kadına bir erkeğin eli değmeyecek, öpmeyecek ise bunu bilahere Hazreti Ömer'e ve bütün herkese niçin yasaklamadı. Anlaşılıyor ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yapmadığı ashabıma sünnet kalmasın diye. Hazreti Ömer'e yaptırdığı  yaşlı, kamil mü'mine elinin değmesinde mahzur olmadığını anlatmak için idi. Şimdi kadınların elden tutup biat verilmesi caiz değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadisi üzere el öpme musafaha değildir, biat verme, el öpme musafaha da değildir hepsi ayrı ayrıdır.

Bizim anlatmak istediğimiz Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) vekaleten müslüman olacak biat alacak kadınlarla Hazreti Ömer'in elden tutup biat etmeleri yani Hazreti Ömer'in kadınlara elini değmesi, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in izni olmadan ve onun sözlerine ters gelecek hiç bir sözü kesinlikle yapmaz. Hazreti Ömer'in kadınlara elinden tutup biat vermeleri bizzat Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kadınların elinden tutup biat vermesi sayılır. Hadibiye Mevkiinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden on erkek  Kütüb-i Sitte, Cild 12, Hadis No: 4369) tutup biat edince dört tane kadın geldi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Bilahere ümmetime sünnet kalmasın diye: «Ben kadınların elinden tutmam, musafaha yapmam dedi. (Kütüb-i Sitte, Cild 2, Hadis No: 4 (43), sayfa: 275) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hiç bir kadına eli değmediyse bunlar eli değmiş sayılmıyor mu?

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Harpte gırtlağına ok batan kadının (Gülsüm bint-i Husayn) okunu eli ile çıkardı ve yaraya tükürdü. Kadın sapa-sağlam oldu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 457)

Bir kadın ekme yani gözsüz doğmuş kızını Resulullah'a getirdi. Mübarek elleriyle gözlerinin yerini oğaladı, hemen gözleri hasıl olup, görür oldu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 499)

Aişei Sıddıka (Radiyallahu anhu) demiştir ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında bir işşiz avred var idi. Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in katına geldi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) oturmuştu ve önünde biraz et var idi ve o etten yer idi. O avret etti ki,

- Görünüz Allah'ın Resulünü kullar gibi oturmuş ve kullar gibi taam eder. Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evet, ben bendeyim, bendeler gibi otururum ve bendeler gibi taam ederim. Ondan sonra o hatun dedi ki:

- Bana taam ver.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) dahi o taamdan bir parça verdi. O avred dedi ki:

- Yok ağzındaki çiğnediğinden ver. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek ağzından bir parça çiğnenmiş et çıkarıp verdi. O hatun dedi ki:

- Ya Resulullah! Kendi mübarek elinle ağzıma koyuver. Ve Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kendi mübarek eliyle onun ağzına koydu. Taki o kadın yedi sonra o zina etme hali ki o hatunda mevcud idi ondan zail oldu ve asla geri gelmedi. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 177)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ben kadınların elinden tutup biat vermem dediği hadisi şeriflere göre biz yine de biat vermenin için kadınların elinden tutup biat vermeyiz.

Sayın gazete yazarı! Bizim doktorla misal verdiğimizi ya tam anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Soru sorma, cevap verme hem çok günah hem çok sevap. Öğretmek ve öğrenmek gayesi ile soru sormak  çok sevap, yanıltmak, küçük düşürmek gözden düşürmek gayesi ile sormak cevap vermek çok günahtır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

İmtihancılar mel'undur. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 240 Benzeri)

Soru sormak, cevap vermek imtihan kastı ile olmamalı, öğrenmek veya öğretmek gayesi ile olmalıdır. Biz bizim elimizi öptüklerini açıkladık. Bize gelip okunması ısrarlarla elimizi öpmesi niçin caiz olmasın?

 

3. Soru: Evladın imamlığı:

Yazar (çok alim bir evlad çok cahil babasına imam olamaz diyor. Kaynak gösterememiş. Sadece kölenin imamlığına benzetmiştir. Fıkıh kitaplarında kölenin imamlığının «mekruh» olduğu bildiriliyor. Sebebi de bildiriliyor. Köle efendisine hizmetle meşgul olduğu için ilim tahsiline vakit bulamaz. Eğer alim olursa imamlığı mekruh olmaz.

A'manın (körün) imamlığıda mekruhtur. Bunun sebebi de, elbisesini temizleyememesidir. Fakat temiz olan a'manın da imam olması mekruh değildir. Çünkü Peygamberimiz Efendimiz a'ma olan ibn-i Mektum Hazretlerini defalarca kendi yerine imamlığa seçmişti. (Nimet-i İslam)

Alim olan evladın babasına imam olamıyacağı hiç bir muteber kitapta yazılı değildir.

 

3. Sorunun Cevabı: HİLMİ KUTLUBAY

Bilhassa cuma namazının şartlarındandır ki hoca hutbede hür olması lazım. Köleyse efendisine karşı hiç bir zaman için hür değildir. İmamda öyle hür olmalı hür olmayan kimse hür adam varken imam olmasına imkan yoktur. Asker hür değidir, memur hür değildir. İşçi işte çalıştığı saatlerde hür değildir. Bunlarda imam olamaz. Ancak kendi gibi hür olmayanlara imam olabilir. Yine orda hür adam varsa o da imam olabilecekse yine imam olamaz. Maraşlı şeyh Ömer Hazretlerinin padişahın karşısında padişahın suçlarını camide padişah olduğunu bilerek sayması o yüzden padişah tarafından Kıbrıs'a sürgün gönderilmesi, gittiği yere Maraş ismi verilmesi ve ordaki papazların hepsini islam dinine çevirmesi meşhurdur. İmamlığı mekruh olmayan adam varken mekruh olmayacak namazı kılma imkanı var iken niçin mekruh namazı kılınsın. Ben Allahu Teala'nın huzuruna namaza duruyorum âmâ arkasında kıldığım namaz mekruhda olsa kılabilirim mi diyeceksin, yoksa mekruh Allah'ın sevmediğindendir. Onu yapmam, gözleri sağlam adamın arkasında namaz kılmam mekruh olduğunu bile bile âmâ'nın arkasında namaz kılarım mı diyeceksin. Ancak âma okumuş olur namaz kıldıracak kimse olmaz o zaman imamlık yapar. Mekruh'un bir kaçı birleşirse veya daha fazla yapılırsa büyük günah olmaz mı; bu günahla günah olduğunu bile bile Allahu Teala'nın huzuruna durup namaz kılınır mı?

Bu senin sözün, sen kendi sözünü millete kaynaklıymış gibi gösteriyorsun. Hem mekruh olsun hem zararı olmasın. Yani hem yenir hem yenmez hem yapar hem yapmaz hem soğuk hem sıcak gibi söylüyorsun.

İmam-ı Azam kendi oğlunun kendine imam olmasını caiz görmüyor.

Bir gün İmam-ı Azam'ın oğlu Hammadı namazı kıldırması için ileri sürmüşlerdi. Ebu Hanife oğlunun elbisesinden çekerek namazı kıldırmasına engel oldu. Başkasını ileri sürerek namazı kıldırmasını istemişti. Oğlu Hammad babasına:

- Beni mahçup ettin baba! demişti. İmam:

- Bunu bilerek yaptım. Biri çıkıpta benimde arkanda olduğumu kasd ederek namazlarınızı iade ediniz deseydi böylece kitaplara da geçseydi, kıyamet gününe kadar bu zihinlerden silinemezdi, dedi. (Fıkhı Ekber Şerhi, Sayfa: 158)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ümm-i Mektum'u kendine imam yaptı diye yazıyor. Bu yazı yanlıştır. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'ye namaz kıldıran bir tek Hazreti Ebu Bekir'dir. Hazreti Ebu Bekir'e Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hasta iken:

- Namazı kim kıldırsın diye sordular.

- Ebu Bekir kıldırsın diye buyurdu.

Hazreti Ebu Bekir sahabeye imam oldu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onlar namazda iken ateşi hafiflemiş ağrıları azalmış, Hazreti Ebu Bekir'in arkasına cemaat olarak durdu. Cemaat el çırptılar, o zamanda imamı ikaz için Sübhanallah denmez el çırpılırdı. (Sünen'ün-Nesei, Cild 1-2, Hadis No: 793; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 396) Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) geri döndü baktı ki; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) arkasına cemaat olarak durmuş. Namaz kılıyor hemen geri  geri çekildi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ileri geçti, imam oldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e:

- Niçin namaza devam etmedin? deyince Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):

- Ebu Kuhafe'nin oğlu Abdullah'ın oğlu Muhammed'e namaz kıldırması doğru değildir dedi.

Bunun için Hazreti Ali'ye Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):

- Sen Resulullah'ın ilminin şehrinin kapısısın (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701) Sen bize imam ol deyince Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra senin arkana Resulullah namaza durdu çok azda olsa ona imam oldun. Onun için ben sana imam olamam diyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.) O yazarın dediği gibi olsa idi Ümmi-i Mektum'a kimse imam olmazdı. Yine yazara soruyorum.

Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Namazını nasıl kılacağız? diye sordu ve hepimiz ağladık. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendinin vefat edeceğini Allahu Teala'nın ilk defa kendinin cenaze namazını kılacağını söyledi. Sonra Resul-ü Ekrem:

- Durun, Allah sizi mağfiret etsin, peygamberinizden sizi iyi mükafatlarla mükafatlandırsın. Beni yıkayıp kefenlediğiniz vakit evimdeki bu yatağımda mezarımın kenarında beni bırakın. Bir saat kadar yanımdan uzaklaşın. İlk namazımı kılacak Allahu Teala'dır.  Sonra meleklere izin verilecek ve yaratıklardan ilk namazımı kılacak sırasıyla Cebrail, Mikail, İsrafil ve sonra da ölüm meleğidir. Askerleri ile gelirler (bunların her birinin kendine tabi olan bir çok melekleri var. Onlarla gelirler demektir.)  sonrada bütün melekler gelir. Daha sonra da siz posta posta imamsız herkes ayrı ayrı gelir namazımı kılar salatu selam edersiniz. Tezkiye etmek, bağırıp, çağırmak ve ses çıkarmakla bana eziyet etmeyin. Önce sizden imam ve en yakın Ehl-i Beytim gelsin. Erkeklerden sonra da kadınlar ve sonra da çocuklar gelsin buyurdu. Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):

- Sizi mezara kim koyacak, ya Resulullah diye sordu. Resûl-i Ekrem:

- Ehl-i Beytimden en yakın olan bir kaç kişi. Ayrıca sizin görmediğiniz bir çok meleklerde bu işe katılır. Şimdi kalkın benden sonrakilere duyurun buyurdu. (İhya'u Ulumi'd-Din, Cild 4, sayfa: 843; Envarü'l-Aşıkin, sayfa: 314; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 761)

İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'ın rivayetinde Cebrail (Aleyhis-selam) cennetten kefen getirdi ve Resul-ü Ekrem'i melekler sardılar. Üç gün melekler ve insanlar Resul-i Ekrem'in namazını kıldılar. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 316)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hasta yatarken vefat etmeden önce hiç kimse cahillik yapıp benim cenazeme imam olmasın buyuruyor. Oysaki cenazeye herkes imam olabilir. Bu yazar da Ümm-i Mektum'un Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e imam olduğunu yazıyor. O yazı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i küçümsemek, küçük düşürmek için islamiyeti küçümseyen veya aklı yetmeyen veya büyük bir zat yazıyormuş gibi sonradan kitaba ilave edilenlerdir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in cenaze namazını Allah kılsın Allah Arşı alaya çeksin bütün yaratılanların hepsi onun hürmetine yaratılsın. (İrşad, Cild 2, Sayfa: 446) Ümmi Mektum gibi biriside ona imam olsun. Bu sözler batıl mezheblerin peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i basitleştirmek için uydurdukları ve o sözlerini muteber kitapların içine o kitabın yazarı yazıyormuş gibi yazdıkları sözlerdir. Dinimizce en alimi namaz kıldırır. Gazete yazarına soruyorum. Ümm-i Mektum Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den alim midir? Yine yazar yazısında Ama'nın imamlığı mekruhtur diyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ümm-i Mektum arkasında kılacağı namazın mekruh olduğunu bile bile mekruhsuz namazı değilde mekruhlu namazımı tercih etti.

Mekruhun aslı haramın küçüğü değil mi? Haram'ın küçüğünü ömür boyu yapmayan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala'nın huzurun da mı yaptı. Ümm-i Mektumu imam etti mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in namazı salat-ı Daimdir. En büyük namazdır Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) namazın en küçüğünü hemde mekruhunu mu tercih eder. Dünya yüzü kitap dolu olsa hepside aynı yazıyı yazsa yine inanmayız. Ve bunu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i hakkıyla seven hiç bir ümmet kabul etmez.

 

4. Soru:

Yazar (Allah'ın övdüğünü övmek farz olduğu için mevlid okumak da farzdır) diyor. Bazıları da mevlid okumanın bid'at ve haram olduğunu yazıyor. Mevlid okumak farz değildir. Bid'at karıştırılmadan okunursa sevab olur. Okunmazsa günah olmaz (Huccetullahi alel'âlemin)

 

4. Soruya cevab veriyorum: HİLMİ KUTLUBAY

Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de: «O Muhammed üzerine Allah selevat getirir, melekler selevat getirir, ey Mü'minler sizde salavat getirin.” (Sure-i Ahzab, Ayet 56) buyuruyor. Mevlidde de hep bir ağızdan toplu olarak defalarca selavat getiriliyor. Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti mi bid'at? Bu ayetin mucibince hep bir ağızdan selevat getirmek mi bid'at? Kur'-an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bizim mevlidi şerifte övdüğümüzden çok çok fazla övüyor. Allah'u Teâlâ'nın övdüğünün bir benzerini mevlidde övmek mi bid'at? Allah'u Teâlâ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Kur'an-ı Kerim'de her şeyden fazla önem veriyor. Herkesten fazla yer veriyor.

Hadis-i Kudsi'de:

«Ey Habibim! Sen olmasaydın ben yerleri gökleri, bütün mükevvenatı yaratmazdım» buyuruyor. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 414) Bu mu bid'attır? Bid'at diyebilmek için bir delil gösterilmeli. Yine soruyorum. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi veselem)'in altı şairi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ömür boyu gittiği yerde överdi. (Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Hadis No: 813, sayfa: 388 Benzeri) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onlara kafir şairlerine iblisin yardım ettiğini görüyorum size de Cebrail yardım ediyor. Eğer Cebrail'in yardımı olmazsa siz onlara çabuk yenilirsiniz. (Kütüb-i Sitte, Cild 8, Sayfa: 181; Şemail-i Şerif, Sayfa: 273; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 613) buyuruyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu sözü mü bid'at Cebrail (Aleyhis-selam)'ın bu yardımı mı bid'at! Cebrail'in yardımı ile kafir şairlerine cevab veren Peygamberimizi öven müslüman şairlerin bu şiirleri mi bid'at! Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de Hadis-i Kudsilerde bir çok defalar övdüklerimi bid'at, namaz kılın dedi farz oldu da Allah'ın övdüğü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övmek niçin bid'at olsun? Niçin farz olmasın? Kur'an-ı Kerim'de bir çok yerlerde övdüğü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Mevlid'de onun övdüğü gibi övmek yasak mı? Bid'at mı?

Namazda tahiyyatta Allahümme salli Allahümme barik, salavatı Şerife ile övülüyor. Hutbede imam sağına dönüyor, salavat getiriyor soluna dönüp salavat getiriyor. Kafir müslüman olacağı zaman şehadet kelimesi getiriyor. Muhammed Resulullah diyor. Ancak onu demekle müslüman oluyor ölürken imanını yine La ilahe illallah Muhammed Resulullah demeyle kurtarıyor.

 

Açan çiçeklere meyve,

Verilmiyor Muhammedsiz,

Haktan gelen derde deva,

Bulunmuyor Muhammedsiz.

 

Çok meşgul ol Kur'an ile,

Seherlerde figan ile,

Son nefeste iman ile,

Ölünmüyor Muhammedsiz.

 

Son ikramdır cemalullah

Ağlayanlar görür vallah

Çünkü böyle diyor Allah

Görülmüyor Muhammedsiz.

 

Kemter kulun sana asi

Silinmez gönlünün pası

Gönüller de Allah aşkı

Bulunmuyor Muhammedsiz.

 

Uzak cennetin yolları

Girer mubtaki kulları

Cennette tuba dalları

Eğilmiyor Muhammedsiz.

 

Kur'an'ı Kerim'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hadisi kudsilerde çok fazla övülüyor. Bunların hepsi bid'at mı? Şu zamanede bir çok camilerde, bir çok cemaatte bir çok imamlarda bid'atlar saymayla bitmez. Bunların hepsi söylenmiyorda musafahada, salavatı şerifede Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in övülmesinde bid'atlarmı aranıyor. Her bid'atler haramdır. İbadette, taatte çok yapmada olan bid'atler haram değildir. (Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 326-327)

Yani yapma tarzı ayete hadise Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'in yaptığına uygun ama hiç kılınmayan namazları ve bunun gibi yapılmasında sevap olan şeyleri yapıyor. Bunlar bid'at değildir. Yine temizlikten nezafete dininize yarayan şeyler bid'at değildir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 26) Hele o bid'at dediğin şey Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i içeriyorsa onun üzerinde çok araştırıp çok inceleyip gayet temkinli olarak konuşmamız söylememiz lazım. Dininize yarayan bid'atta olsa yapın hadisine göre temizliğe, dine, nezafete, ulaşıma, haberleşmeye dair olan şeyler vb..leri bid'at isede kerih isede yapılır. Bunlar kerihte olsa kerahat dışında kalıyor, bunlar haram değildir.

Bizim mevlid okuma farzdır, sözümüze yazar itiraz ediyor.  Allahu Teala İncil'de, Tevratta, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i dört cihar-ı yar'ı övüyor ve vasıflandırıyor. Meselehüm fittevratı ve meselehüm fil incil. Tevrattada, İncilde de o Muhammed'in ve onunla beraber olan dört cihar-ı yar'ın isimleri vasıfları övülmeleri geçmiştir. (Sure-i Fetih, Ayet 29) Hele Kur'an-ı Kerim'de o Muhammed sizden rical mertebesine yetişen hiç bir oğlan çocuğunun babası değildir. O Allah'ın Resulüdür peygamberlerin baştacıdır. (sure-i Ahzab, Ayet 40)

Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de Peygamberlerin baş tacıdır diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övüyor. Mevlid okuma Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övme ise en fazla ayette Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övüyor. Bunun için mevlidin ilk yazarı Allahu Teala'dır. Allahu Teala kendi yanında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i onu sevdiğini büyüklüğünü, O'na verdiğini hiç bir ümmete, hiç bir peygambere vermediğini bize anlatmak için ayet ve hadisi kudsilerde şöyle söylüyüyor:

«Ey Habibim! Sen olmasa idin yerleri, gökleri bütün mükevvenatı yaratmazdım»  Yaratılan her şey, canlı-cansız yerde gökte ne varsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hürmetine yaratıldı. Ben insanlara, cinlere bütün alemlere ve bütün yaratılan her şeye peygamber olarak gönderildim. (Altı Parmak, Sayfa: 51) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hürmetine Allahu Teala bu ümmete cum'ayı verdi. (Sünen-ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 1367) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine Allahu Teala bu ümmete Leyle-i Kadri verdi.  (Kütüb-i Sit-te, Cild 4, Hadis No: 868) Leyle-i Kadir bin aydan hayırlıdır. (Sure-i Kadir, Ayet 3) O Muhammed ümmetinden günahkar olanlar cidden tevbe ederlerse günahlarını sevaba çeviririm (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bu ve bunun gibi Allahu Teala ayet ve hadis-i kudsilerinde binlerce yerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bizim mevlidde övdüğümüzden fazla övüyor. Sen nasıl ümmetsin ki senin Rabb'in Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Kur'an-ı Kerim'de bu kadar çok övdüğüne göre sen onu küçümsüyorsun, övülmesini engelliyorsun. Mevlid okumayı inkar edenlere soruyorum. Bu haliniz Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sevgiden mi nefretten mi? Peygamberimizi en fazla öven Allahu Teala hiç sevmeyen iblis sen kimi sevindirip, kimi gücendirdiğinin farkındamısın? Sen de haliyle mevlidde okunan ve hep bir ağızdan getirilen selevatları yasaklıyorsun, sen Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala'nın bu sözlerine itiraz ediyorsun. Peygamberimiz üzerine selevat getirmek vacibtir, vacibi yasaklayan ne olur? (Hayat Düsturları, Sayfa: 605) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i övmek mi bid'at? Mevlid bid'at diyen alimlerimiz çok. Ama bid'at olan neresi göster dersen gösteremiyor. Senin bir oğlun olsa dünyada hiç kimsenin başaramadığı herkesten üstün bir elektronik alet yapsa, onunla övünürsün. O çocuğu küçümseyenlere karşı çıkarsın. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in çıktığı miraca hangisi çıktı? Yukardan beri yazıp anlattığımız Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hakkındaki sırf Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ait olan özellikler hangi peygamberde var? Bizim dünyada ve ahirette öveceğimiz, övüneceğimiz medarı iftiharımız bir tek o değil mi?

Yine yazara soruyorum: Miraçta Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile Allahu Teala karşılıklı doksanbinsoru doksanbin cevab konuşmuştur. Yüzde doksanını Peygamberimizi övmekle konuşmuştur. Mevahib-i Ledünniyye, Siyer-i Nebi, Mir'at-ı Kainat, Altı Parmak bu ve daha bir çok kitaplarda Peygamberimizin miracını yazar. Bunların hepsi bid'at mı? Yani Allahu Teala'nın Arşı Ala'da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i mevlidde övenlerden daha çok fazla övmesi bid'at mı? Sen nasıl ümmetsin ki kendi peygamberini bizzat Allahu Teala arşı ala'ya çeksin, övsün sen de batıl mezheblerin sözlerine kitaplarına bakıp mevlid bid'attır de.  Münafıkların tek suçu Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Allahu Teala'nın övdüğü değer verdiği şekilde övmemek övülmesini yasaklamak değil mi?

Bazı alimlerimiz cenaze giderken Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e salavat demek yok derler. Çünkü Peygamberimizin ismi anılıp salavat getirilmezse burnu yere sürtülsün. (İslamda Helaller ve Haramlar, Cild 1, Sayfa: 310) hadisini delil gösteriyorlar. İsmi anılıp salavat getirmeyenin burnu yere sürtülürde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in salavatını büsbütün yasaklarsa onun burnu kat kat fazla yere sürtülmez mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ismim anılsın selevat getirilsin diye söylüyor. Salavat getirmenin fazileti hakkında hadisler çoktur.

«Bana bir salavat getirene Allah on salavat getirir. On salavat getirene yüz salavat getirir. Yüz getirene bin salavat getirir.» (İslamda Helaller ve Haramlar, Cild 1, Hadis No: 638, Sayfa: 313) Ancak cenaze şehir içinde gider. Cemaat Peygambere salavat derse kimse işini bırakıp ayağa kalkmaz salavat getirmez o zaman onların günahkar olmaması için Peygambere salavat denmez. Diğer yerlerde sadece ölüyü takib eden kimselere hoca Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'e salavat deyince herkes salavat getirsin der herkesde getirir. Onların görüşüne göre Peygamberimizin ismi büsbütün yasaklanması lazım. Çünkü ismi anılırsa salavat getirilmesi lazım. Yüzlerce ayet, hadis-i kudsi, Hadis-i şerif'te selevat getiriliyor ve selavatın fazileti söyleniyor. Bunlar mı okunmayacak vaaz edilmeyecek ezanda Muhammed Resulullah diye çağırıyor. Bu mu yasaklanacak. Namazda, tahiyyatta iki sefer salavat getiriliyor bu da mı yasaklanacak. İmam hutbede sağına-soluna dönüp salavat getiriyor bu mu yasaklanacak. Kur'an-ı Kerim'de:

«O Muhammed üzerine Allah salavat getirir, melekler selavat getirir ey mü'minler sizde salavat getirin.» (Sure-i Ahzab, Ayet 56) Bu mu yasaklanacak? Dünyaca kazancı bol olan şey  yasaklanmıyor. Bilakis tercih ediliyor. Teşvik ediliyor bu salavatın bu kadar büyük fazileti varken niçin teşvik edilmiyor, kısıtlanıyor, söylettirilmiyor, yaptırılmıyor. İblis'in en sevmediği Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir. Onun salavatı olursa iblis orda duramaz, kaçar. Karanlığa ışığın, soğuğa sıcağın, yangına suyun zıd olduğu gibi iblisin zıddıda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir. Sen onu cenaze giderken yasaklarsan meydan iblise kalır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üzerine tek veya toplu olarak salavat getirilirse meydan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e kalır, şeytan kaçar.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismini mi yasaklayacağız, salavat getirmek için yoksa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ismini, sözünü, hadisini çok söyleyip selevat mı getireceğiz. Onun selevatı musafahası çok yapılırsa söylenirse günahlar dökülüyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 6, Sayfa: 435-436; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2132) Bu günahları dökecek miyiz yoksa o günahları zay etmeyip artıracak mıyız? Günahların döküleceği yer cami değil mi? Günahları dökmemek için mi camide musafahayı, selevatı yasaklayacağız? Aslında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ismini selevatını, musafahasını yasaklayan kimsenin hiç bir ameli makbul değildir.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bizzat bana salavat getirmeyenin burnu yere sürtülsün (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3637; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 639) desin; Allahu Teâlâ: O Muhammed üzerine Allah salavat getirir, melekler salavat getirir ey mü'minler sizde getirin (Sure-i Ahzab, Ayet 56) desin sende musafahada getirilen bu salavatı batıl mezheblerin sözlerine yazılarına bakıp bahane et ve musafahayı, salavatı yaptırma. Efendim! Ben yapmayın demiyorum, yapan yapsın demekle kurtulamazsın. Sen Allahu Teala'ya kul, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ümmetsen niçin bu gibileri delil gösterip camide de musafaha yapılır, ölü arkasında da Peygambere salavat denir diye niçin söylemiyorsun? Biz yarın mahşere vardığımız zaman Allah'ı ve Resulünü ben ve benim gibi bunları söyleyenlere verip bırakıp, siz geri mi  çekileceksiniz? Yoksa bizim Allah'ımız, bizim Peygamberimiz diye sahib mi çıkacaksınız? Burda yasaklayıp veya seslenmeyip orda mı sesinizi çıkaracaksınız?

Ayet: “İlmi amel etmeyen alim kitap yüklü eşek gibidir.” (Sure-i Cum'a, Ayet 5)

Hadis-i Şerif: “İlmi ile amel etmeyen alimin ağzına ateşten gem vurulur.” (Râmû-zu'l-Ehadis, Hadis No: 5260; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 407, Sayfa: 257)

Allahu Teala'nın ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)(in bu kadar ağır sözlerini hazmedip yine mi geri duracaksınız?

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) burnu yere sürtülsün diye beddua ederse o bedduanın telafisini hangi amel kurtarır buna imkan var mı?  Salavatı çok getirilen mevlidi yasaklayana burnu yere sürtülmeden bir pay  yok mu acaba.

 

Yazar: (Tütün Nemrud'un pisliğidir.) diyor. Tütünün yerden biten bir ot olduğunu bilmeyene ne denir?

 

Yukarıdaki soruya cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.

Gazete yazarı tütün yerden biten bir ottur diyor. Otun ise bir zararı yok demek istiyor. Günümüzde bütün uyuşturucuların aslı yerde biten bir ottur. Tütüne yerde biten bir ot demekle helal olduğuna fetva veriyorsun dolayısı ile bütün uyuşturucularında helal olduğuna fetva veriyorsun. Afyon, esrar, morfin vb.. hepsi ottur. Ot da helaldır demek istiyorsun. Tevbe istiğfarı çok etmen lazım.

 

Yazar: (Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in vefatından sonra sahabenin çoğu mürted oldu) diyerek eshab-ı kiram'a iftira ediyor. Halbuki bir sahabe bile mürted olmadı. Mekke Medine ve Taiften başka yerdekiler mürted oldu. Mürted olanlar ashab-ı Ki-ram'dan değildi. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) bunlarla savaştı.

 

Yukardaki soruya cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) vefatına yakın 120bin kişi ile haccı tavaf etti. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 10, Sayfa: 219) En az bunun on misli hacca gelemeyen vardı. Her dört ayda bir yer feth edilir bir kaç yerde kendiliğinden müslüman olurdu. Böylelikle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sağlığında Arap yarımadası tamamen müslüman olmuş hepsi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e veya onun gönderdiği valilere, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e vekaleten biat etmişlerdi. Biat edince hepsi ashab oluyor, bunu inkar etmek güneşi inkar etmek gibidir. Siyer-i Nebi ve Peygamberimizin ashabların hayatını yazan kitaplar bu Arab yarımadasındaki müslüman olanları çok güzel açıklar. Çoğu eski dinlerine dönüp murtad oldular. Onlara murtad, dönme gibi söylerler. Sen benimle uğraşmak için bunun hepsini inkar ediyorsun. Müseylemetü'l-Kezzab bile bir zaman Peygamberimizin yanına geldi ümmet oldu vahyin nasıl geldiğini Peygamberimizin sözlerini yaptıklarını öğrendi yine peygamberimizin sağlığında Yemen'e gitti o öğrendikleriyle söyleyerek ben peygamberim dedi ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Müseyleme Peygamberden Muhammed Peygambere mektubtur diye mektub yazdı.

- Ya Muhammed! Sen orda ben burda Peygamberliğimizi devam ettirelim, sen benim tarafıma ben senin tarafına geçmeyeyim dedi. peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Muhammed Peygamberden, Müseyleme'tül Kezzab'a mektubtur. Yani Muhammed Peygamberden yalancı Müseylemeye mektubtur diye yazdı. (Bu konu İslam Tarihi (M. Asım Köksal, Cild 10, Sayfa: 353-355; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, sayfa: 391'de anlatılmaktadır.) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında murtad olmaya başladılar. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) zamanında yine Yemen yolu üzerindeki yalancı Peygamber Tüleyha ellibin kişi ile Medine'ye baskın yaptı. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ninde yardımı ile bütün ashab geri püskürttüler.

Sayın gazete yazarı! Yazınızda çok açık veriyorsun. Bunu bütün islam tarihleri yazıyor. Sense hiç kimse murtad olmadı diyorsun. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetinin içinde murtadlardan başka münafıklar, fasıklar, zındıklar yok mu idi. Bunlar hakkındaki inen ayetlere ne dersin? Sahlebe Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmeti değil mi idi? Ömer Nasuhi Bilmen'in Kur'an tefsirinde bin münafığın bir günde tevbe istiğfar edip Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yeniden halis ümmet olduklarını yazıyor. (Ömer Nasuhi Bilmen Kur'an-ı Kerim tefsiri, Cild 3, Sayfa: 1312) Hazreti Halid Hazreti Ebu Bekir' (Radiyallahu anhu)'in tavsiyesi üzerine Tüleyha ile harbe giderken evvelce müslüman olan sonra murtad olan beyle gidip ondan kılavuz, asker vs.. yardım istedi. O insan söz arasında murtad olup öyle konuştuğu için yine aynısını unutarak konuştu. Sizin peygamberiniz dedi. Hazreti Halid ikaz etti, bir daha söylersen başını keserim senin peygamberin değil mi? dedi. O adam: Unuttum  dedi. İkinci defa sizin peygamberiniz dedi ki deyince Senin peygamberin değil mi diye başını kesti. Bütün aşiretinide kırdı. Sayın gazete yazarını bunu açıklamaya davet ediyorum.

 

Yazar (intihar edenin imanı gider) diyor. İntihar büyük günah isede intihar edenin imanı gitmez.

 

Yukardaki soruya cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.

Allahu Teâlâ ayeti kerime'de: “Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Sure-i Bakara, Ayet 195; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 31) buyuruyor. Bu ise tehlikeye atma değil yüzde yüz ölüme gidiyor. İntihar edenin imanı gitmez sözü bu ayete muhalif konuşmaktır  ayete muhalefet ise insanı küfre götürür. İntihar edenin kesinlikle imanı gider, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) harpte kafir ile harb eden bir şahsı müslümanlar safında göstererek bu imansız gidecek dedi. Ashab o yaralanınca yanına gittiler. O kimse kendi karnına kılıcı saplayıp kendi kendini öldürdü. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e söylediler. İşte kendi kendini öldüren imansız gider buyurdu. (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 4936; Sahih-i Müslim, Cild 1, Hadis No: 178 (111), Sayfa: 158) Hadis-i Şerif'te yazdığımızdan fazla şu ifade vardır: «Sadece islamın lehine olan ameller kişinin imanına delil değildir.» Çünkü amel aşikar imansa gizlidir. Müslümanmış gibi güzel ameller yapar ama aslında içerisinde iman yoktur iman zamanı yeri gelince icraatle belli olur.

Hadis-i Şerif: Allahu Teala bid'at ehlinin namazını, orucunu, zekatını, haccını vs.. kabul etmez. Hamurdan kıl çıkar gibi İslamdan çıkar. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6093; Berika, Cild 1, Sayfa: 269)

Amel çokluğuna yoktur itibar

Kulundan halıkı hoşlanmayınca dediği odur.

 

Kitapta: Uydurma hikayeler var. Mesela: [Bir papaz cennetin duvarından sarkan meyveleri çalarak getirdi) diyor. Papaz nasıl olur da cennetin yanına yaklaşabilir?

 

Yukardaki soruya cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY

Bir papazın istidracen ruhaniyeti cennetin dışındaki duvarından dışarı sarkan meyveleri getirdi. Sözümüze itiraz ediyor. Nasıl olur da Allah'ın sevmediği bir papaz cennetin havlu duvarından dışarı sarkan üzümleri cennetin dışından koparıp getirebilir diyor. Buna karşı deriz ki; iblisi Allahu Teala cennetten kovdu iblis Allahu Teala'nın sevmediği papazdanda daha kötü eşed değil midir? Allahu Teala'nın cennetten kovduğu iblis Cennetin duvarına  gitme değil Allahu Teala'dan izinsiz cennetin içine girdi. Adem ile Havva'yı kandırdı. Papaz istidracen cennetin dışına kadar istidraç yolu ile gidemez sözü yazımıza itirazı yetersizdir. İblis Adem ile Havva'yı kandırıp cennetten çıkardı. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 41) Allahu Teala'ya asi etti. Bu ise cennetin dış avlu duvarına istidracen gidemez diyor. Sözlerinin doğruluğuna delil isterim.

 

İmam-ı Şafii Hazretlerine de iftira ediyor. İmam-ı Azam'ın mezhebini önceden bilseydim içtihad etmez mezheb kurmazdım dediğini yazıyor. Halbuki her müçtehide içtihad etmesi farzdır. Müctehid başka müçtehid'in kendisinden farklı olan içtihadına uymaz.

 

Yukardaki soruya cevap veriyorum. HİLMİ KUTLUBAY.

İmam-ı Şafii, İmam-ı Azam'ın büyüklüğünü bilseydim mezhebi kurmaz bunun mezhebi ile amel ederdim dediğine itiraz ediyor. Şimdi soruyorum:

- Bir insan hanifi mezhebinden şafii mezhebine dönerse ona ne yapılır? Şafii mezhebinden Hanifi mezhebine dönerse ona ne yapılır. Cevap: Şafii'den Hanefi'ye dönene bir hil'at elbise giydirilir. Hanefi'den Şafii'ye dönene yüz değnek vurulur. Bu değnek Kur'an-ı Kerim'de Eyyüb (Aleyhis-selam)'ın karısı Rahime'ye:

- İyi olursam sana yüz değnek vururum dedi. Allahu Teala'ya Eyub (Aleyhis-selam) ben buna Allah için vaad ettim. Yüz değnek vuracağım deyince Allahu Teala yüz buğday sapını birleştir bir sefer vur ben onu yüz değnek yerine kabul ederim dedi. (Sure-i Sad, Ayet 44; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 108) Hanefi'den Şafii'ye dönene yüz buğday sapı ile bir sefer vurulur. Böyle olunca Hanefi ile Şafii arasını iyi oku, iyi öğren. Sayın gazete yazarı! Hani  Hanefi mezhebinin üstünlüğünü, büyüklüğünü, benimsemiyordun?

«İmam-ı Azam Veda Haccında Kabe'nin kapıcısına malının yarısını bağışlayıp Kabe'yi açtırdı, içeri girdi. Namaza başladı birinci rek'atta sağ ayağı üzere durup Kur'an-ı Kerim'in baştan yarısını, ikinci rek'atta öbür ayağı üzerinde durup Kur'an-ı Kerim'in ikinci yarısını okuyup hatmi bitirip selam verdikte:

- Ya Rabbi! Ben seni hakkıyla tanıyamadım. Sana hakkıyla ibadet edemedim. Hizmetimdeki kusuruma bakmadan seni hakkıyla tanımamı ihsan eyle diye münacaat etti, yakardı. Sanki duvar içinden gelen bir ses:

- Beni tanıdın ve hemde iyi tanıdın hizmet ettin hem de ihlasla ettin seni ve kıyamete kadar senin mezhebinde olanları mağfiret eyledim buyurdu. Bu ne büyük müjdedir.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 53; Tam İlmihal, Sayfa: 440; İbn-i Abidin, Cild 1, Sayfa: 57)

 İmam-ı Azam Allahu Teala ile rüyada veya açıktan yüzkere konuştu. (Fıkhı Ekber, Sayfa: 174; İbn-i Abidin, Cild 1, Sayfa: 57) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Her peygamber benimle övünür bende benden sonra gelecek Numan'la övünürüm. (Numan dediği İmam-ı Azam'dır.) (İbn-i Abidin, Cild 1, Sayfa: 58; Tam İlmihal, Sayfa: 440) İmam-ı Azam'ın yazdığı kitap sayısı ömrünün her gününe 17 sayfadır. Ömrü ise seksen veya doksan sene civarındadır. Yani buna göre hesab edilirse yazdığı kitab bin cildin üzerindedir.

Şam'da bir hoca: «İmam-ı Azam büyük zattı, defterleri kalemleri bir odaya doldurdu dua etti. Allahu Teala tarafından yazıldı» demiş. Bilal Babama bu mevzuyu sorduk.

- Nasıl yazdı? Buyurdu ki:

- Allahu Teala sevdiği kullara kolaylık için zamanı mekana, mekanı zamana tebdil eder. Yani o zatın başından bir saati yüzbin saat, milyon saat eder. Milyon saati bir saat eder. Örneği Ashab-ı Kehf 309 sene yattı, aynı yaşta kalktı yarım gün yattık dediler. (Sure-i Kehf, Ayet 25) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gece evinden kalktı Kudüs'te Peygamberlere imam oldu. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 250; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 432)Yedi kat gökleri geçti her kattaki meleklerle konuştu hatta miraçta bana uğrayıp benden istifade etmeyen melaike kalmadı buyuruyor. (Altı Parmak, Sayfa: 52) Allahu Teala ile doksanbinsoru doksanbin cevap karşılıklı konuştu. İçinde insan yaşayan başka alemlere gidip onları müslüman etti. Cenneti gezdi, her çeşidi ile konuştu. Cehennemin penceresinden içeri baktı. Cebrail (Aleyhis-selam) kimin ne suçtan, nasıl yandığını kendine izah etti. (Altı Parmak, Sayfa: 293; Delail-i Hayrat Şerhi «Kara Davud», Sayfa: 267; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 259) Geri geldim yatağımı sıcak buldum diyor. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 437)  Bir saat gibi bir zaman geçmemiş bu işler yüz seneye sığmaz. Bu Allahu Teala'ya göre kolaydır aynı bunlar gibi İmam-ı Azam' da ömrünün çok kısa az bir zamanında kitap yazdı. Yazdığı zamanın her saatine iki kitap düşüyor. İşte her saati bir çok seneler gibi uzuyor.

İmam-ı Azam'ın hacca gitmesi 54 sefer, akşam namazının abdesti ile sabah namazını kılması kırk sene, mezheb kitabı yazmak için hadis toplaması onyedi sene hasılı hiç bir yaptığına akıl yeteceği yok. Milyarlarca müslüman ismini İmam-ı Azam koydular en büyük imam demektir. Sayın yazar İmam-ı Azam sözünüde inkar etmiş oluyor. İmam-ı Şafii Hazretlerine saygımız, hürmetimiz sonsuzdur ama İmam-ı Azam denginde fıkıh alimi Abdulkadir Geylani denginde tasavvuf alimi gelmemiştir. Abdulkadir Geylani Efendimiz Hazretlerine de Gavsul Azam , en büyük Gavs ismini yine gavsiyette hepsinden üstün olduğu için vermişlerdir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali'ye:

- Ya Ali! Senin neslinden bir Abdulkadir gelir bütün evliyaların ayağı başının omuzunun üstündedir. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Bunun içinde bende mi varım ya Resulullah! diye sordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evet sende varsın.

- Nasıl olur ya Resulullah? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Ali! Şu kitabı bana ver. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) uzandı yetişemedi. Ufak bir oğlan çocuğu peydah oldu. Hazreti Ali o çocuğu omuzuna bastırdı kitabı aldı ve Peygamberimize verdi. Çocuk kayboldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Ali! Çocuk kimdi?

- Bilmiyorum.

- O çocuk Abdulkadir'in ruhaniyeti idi. Seninde omuzuna bastı, sana da yardım etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) miraca çıkarken Allahu Teala peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'e müjde vermek için süpriz yaptı. Önüne bir engel çıkardı. O engeli Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) aşamadı orda bir çocuk geldi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çocuğun boynuna bastı engeli aştı. Allahu Teala: «Ey Habibim! Senin neslinden gelecek Abdulkadir herkesin yardımına yetişecek bunun maneviyatını sana bizzat göstermek için bu engeli ben çıkardım. Sana yardım etti, gösterdi yani müsterih ol senin ümmetinden sıkılan çağıran herkese yetişir. Bunu sana gösterdim. Şahin kuşu 250 km hız ile uçar. Bundanda daha süratlisine şahinlerin en çeviğine Baz derler. Hazreti Pir herkesin yardımına çok hızlı geldiği için ismine Gavsul Azam Baz Abdulkadir Geylani derler. Şimdi ona çağırıp sofular şiş vururlar, ateş tutarlar. Hepsinin yardımına yetişir. Günümüzde televizyonlarda seyrediliyor.

 

Dahili dergahı Pir'em.

Esiri Gavsu Geylânî,

Fakiri Hazreti Şeyhim

Gedayı Şahı Geylâni.

 

Cenab-ı Şahi Abdülkadirin

Bir kıtmir iyem ben,

Şeref vermişti şir-ane

Sen dergahı Geylani.

 

Ne adû'den görür mihnet,

Ne sultana eder minnet,

Müridim derse bir zata

Ki ol mahı Geylani.

 

Duhul et aziyzim,

Gavs-i A'zam dergahıdır bu,

Açıktır ta kıyâmet.

Herkese dergahı Geylani.

 

Kıyas etme Cenab-ı Gavs-ı,

Sair Pirlere Ya hû,

Anın maktulu da makbüldür,

İndallahi Geylani.

 

Zemini asumanı bir nefeste

Her cümerc eyler.

Dese ez dili can,

Dervişi bir kerre ahı Geylani.

 

Gulamıyın gulamıyam,

Beni fazlınla irşad et,

Medet ya sakinel bağdad

Medet ya Şahı Geylani.

 

* * *

 

Erenler meclisinde hû diyenler Kadirilerdir.

İçip aşkın şarabından kananlar Kadirilerdir.

 

Çekerler nareyi ya hû geçip hem can ile serden.

Yanıp aşk-ı ilahi ile dönenler Kadirilerdir.

 

Guruhu dervişanın zül-cenâheyni zahiri batın.

Sıratı cümleden evvel geçenler Kadirilerdir.

 

Ederler talibi irşad hem de rûzi-şep amma,

Ve lâkin hasmını berbad edenler Kadirilerdir.

 

Eğer feryad edip dersen Medet ya Gavsu Geylani.

Senin imdadına derhal gelenler Kadirilerdir.

 

Aliyyûl Murtazanın nesli paki seyyid-i âlem.

Tariki Mustafa'ya baş eğenler Kadirilerdir.

 

Kelimullah ile hem bezm olup ervahı alemde.

Bu sırrı nûru Ahmed'den alanlar Kadirilerdir.

 

Eğer ki hükmü işler şarka-garba hem bilâ şübhe.

Anın içün cümleye ser-tâç olanlar Kadirilerdir.

 

Rıza müştaki pirandır esiri Gavsı Geylandır.

Delilim sırrı Kur'an'dır diyenler Kadirilerdir.

 

Hadîs-i Şerif: Bir adam cennette bir hanımı ile yetmişbin sene kalır o bir hanımı hiç zaman geçmedi sanır. (İmam-ı Şa'rani «ölüm-Kıyamet-Ahiret» Hadis No: 646, Sayfa: 452) Buna tasavvuf  lisanı ile zaman içinde zaman derler. İşte İmam-ı Azam'daki olan bu vasıflarda diğer dört mezheb imamlarında yoktur. İmam-ı Azam demek en büyük imam demektir. Bunu diğer imamlarla kıyaslamak İmam-ı Azam'a büyüklüğüne İmam-ı Azam'ın sözüne itiraz etmek olur.

 

(Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 51)

«İmam-ı Azam Hazretleri ilmi, zekası, firaseti, zühdü, takvası, emaneti hazır cevab-lılığı, dinini sevme ve korumadaki gayreti, doğruyu bulma kuvveti ve diğer insanı sıfat ve kemalleri akranından ziyade idi. Zamanında bulunan ve ondan sonra gelen bütün müctehidler, diğer alimler, fadıllar kendisini çok medhü sena etmişlerdir.

İmam Şafii Hazretleri: «İnsanlar fıkıhda Ebu Hanife'nin çoluk çocuğu gibidirler» Ve «Ebu Hanife ile teberrük ediyorum. Her gün kabrini ziyarete geliyorum. Bir ihtiyacım olsa onun kabrini ziyarete gelir orada iki rek'at namaz kılar ve Allah'tan o hacetimi isterim ve istediğim verilir» buyurmuştur. İmam Şafii Hazretleri İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin ikinci talebesi olan İmam Muhammed'in talebesi olduğundan Allahu Teala ilimde bana iki kişi ile yardımda bulundu. Hadiste İbn-i Uyeyne, fıkıhda Muhammed ve yine «İlimde ve dünyalıkta İmam Muhammed kadar bende hakkı olan kimse yoktur» ve yine «ondan öğrendiklerimle bir deve yükü yazı yazdım o olmasaydı ilimden bana bir şey  ulaşmazdı. İnsanlar Irak alimlerinin, Irak alimleri Kufe alimlerinin Kufe alimleride İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin çocuklarıdır» demiştir.» (Mir'at'ı Kainattan alınan yazı burada sona ermiştir.)

İmam-ı Şafii İmam-ı Azam'ın talebesinin talebesi oluyor. Eğer o olmasaydı bir deve yükü kitab yazdım bunu yazamazdım buyuruyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) miraçta cennete girince ashabların hurilerinin hepsine baktı, onlarla uzun boylu konuştu. Ayrıyeten bir saraya geldi Cebrail (Aleyhis-selam): «Bu senin ashabından Ömer'in Hurileridir» deyince arkasını çevirdi, bakmadı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bilahere sorunca:

- Sen namus cihetine gayyursun, gayretlisin çok incelersin. Onun için Cebrail bana Ömer'in hurileri deyince senin hurilerine bakmadım dedi. [Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 20 (2394), Sayfa: 292]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de bu dünyada da aynı ashabtan bazılarının ailesini, kızını savaşa götürür  (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 8, Hadis No: 1216; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 220) bazılarının ailesi, kızı kendiliğinden gelir savaşa katılır (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadis No: 1533) bazısı da tesettüre son derece riayet edip evinden dışarı çıkmaz, örtünür, Bizim dinimizde her ikisi de vardır bir tarafını söyleyip öbür tarafını söylemezsek tek taraflı konuşmuş oluruz. Ben her ikisini de yazıyorum. Vesselam...

Yazınızda içtihadçının içtihad yapmaya hakkı var diyorsunuz. Halbuki karşıdakilerinde itiraz etmeye hakkı var. İçtihad yaptı diye arkasına düşülmez. Her içtihadında ayetler, hadislerle içtihadının doğruluğuna dair ikaz etmeli. Gazete yazarı içtihad yapar diyor öyle, okumuş ilerisini bilmiyor. İçtihad yapanın hiç içtihadına karışılmaz demek değil içtihad yapan içtihadındaki konuyu açıklar. Bir ucunu ayete, hadise kuvvetli bir delile dayar. Herkesi o hususta ikna eder. İşte o kişinin içtihadı kabuldür. İçtihadına karışılmaz değil, yaptığı içtihadında itiraz yollu karışacak kimselere hiç bir şekilde en ufak söz hakkı bırakmaz. Yaptığı içtihadını herkes kabul etmeye mecbur kalır.

İmam-ı Azam Hazretleri beşyüzbin müşkülü ayet ve hadislerle açıklamıştır. (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 52) Bunun binlercesi içtihadtır. İçinden bir kaç tanesi kızı Hanife'nin içtihadıdır. İmam-ı Azam kızının içtihadını bir kaç defa doğru bulunca kızının içtihadını yazdı onları aşağıda yazdık. Misal:

Bir kuyuya pislik düşse sende görsen kaç günlük namazını kaza edeceksin? Herkes içtihad yapıyor ve beş günlük, on günlük, onbeş günlük namazınızı kaza edin diyorlar. İmam-ı Azam'a soruyorlar. «O günki namazı kaza eder» diye buyuruyor. Sebebini soruyorlar. İmam-ı Azam namaz kılarken üzerinizde pislik görseniz kaç günlük namazınızı kaza edersiniz Onlar: O günün namazını kaza ederiz. Namaza gelince o günün namazını kaza ediyorsunuz da kuyuya gelince niçin onbeş günü kaza ediyorsunuz dedi. İşte içtihad diğerlerini ikna ediyor.

İmam-ı Azam'ın içtihadı kabul ediliyor.

İmam-ı Azam karısına başı açık evden çıkarsan benden boşsun diyor. Kadın unutarak dışarı çıkıyor, ayrılacaklar. İmam-ı Azam'ın kızı Hanife:

- Annem dışarı başı açık çıkmadı. Kur'an-ı Kerim'de: «Geceyi ben size örtü yaptım, elbise yaptım.» (Sure-i Nebe, ayet 10) ayetini delil gösteriyor. Annem dışarı çıktığı zaman geceydi, gece ise Allahu Teala'nın örttüğü örtü olduğundan annem başı açık dışarı çıkmadı diyor. İmam-ı Azam kızının içtihadını kabul ediyor. Kendi görüşünü bırakıyor kızının içtihadından o kadar memnun oluyor ki mezhebinin ismine kızının isminide ekleyip İmam-ı Azam Ebû Hanife koyuyor.

İmam-ı Azam'a eşek üzerinde binili bir adam getiriyorlar. Bu adam eşeğini kayb ediyor, arıyor, bulamıyor ve yemin ediyor. Eşek seni bulursam üzerine binerim bir dahada inmem diyor. Eşeği buluyor, biniyor inemiyor. İmam-ı Azam'a fetva verdiriyorlar. İmam-ı Azam: «Keffaret versin» başka çaresi yok diyor. Kızı: «Eşekten ağaca çıksın ağaçtan aşağı insin» diyor. İmam-ı Azam kızının içtihadını beğenip kabul ediyor. Çünkü adam eşekten inmemeye yemin etti. Her şey içtihadla hallolup itiraz edilmeyecekse Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hakkında ayet, hadis bilmeyip vahiy, ilham, rüya görmeyip o durumda kalınca niçin içtihad yapmadı da müşavere yaptı. Çünkü içtihad ayet hadis kuvvetli bir delile dayanılmadan yapılmaz. İçtihad yapan adam ne kadar yanılsa içtihadı makbul karşı çıkılmaz imajını veriyor. İçtihadının büyüklüğü yapılan itirazcıları her konuda ikna edebilmesidir. Yoksa dünya yüzünde yanlış içtihatçılardan çıkılmaz.

Yine imam-ı Azam'a kadınlar geliyor.

- Bir erkek dört kadın alıyor niçin bir kadın dört erkeği alamıyor? diye sordular. İmam-ı Azam:

- İmam-ı Azam o hususta ayet, hadis söylüyor. Onlar:

- Bize aklı delil göster. İmam-ı Azam gösteremeyince kızı bir kab getiriyor.

- Herkes bu kaba bir tas süt koysun koyuyorlar. Kız:

- Herkes koyduğu sütü geri alsın. Onlar:

- Alamayız, karıştı. Kız onlara:

- Her kocanız size bir tas su koydu ondan çocuk oldu. Nasıl ayıracaksınız? diyor. Gözünüzle görerek koyduğunuz sütü ayırt edemiyorsunuz. İmam-ı Azam beğendi hakkında ayet, hadis yok ama akli delillerle karşıyı ikna edecek. İçtihad işte bu gibilerde içtihaddır. Yoksa içtihad diye rast gele yazmış ne ayet, ne hadisle ikna edebiliyor. Onun ki içtihad sayılmaz. İçtihadına kimse karışmaz demek itiraz edeceklere itiraz söz hakkı bırakmıyor. İşte bu içtihad makbuldür.

İmam-ı Azam