Bize sorulan sorular ve cevabları:

Birinci Soru: Fetullah Gülen Hoca'nın papa'ya yazdığı mektubu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

FETULLAH GÜLEN HOCA'NIN PAPA'YA YAZDIĞI MEKTUBUN 10  ŞUBAT 1998 TARİHLİ ZAMAN GAZETESİ KÜPÜRÜ:

HOCA EFENDİ'DEN PAPA'YA  MEKTUP

  Pek Muhterem  Papa cenapları

Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manası ile bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminiz de bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatı alilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız. .....(Devamı uzun olduğu için buraya sadece bir parçasını aldık.)

Cevab: Fetullah Gülen Hoca'nın islamı küçültecek papayı yükseltecek şekilde uzun boylu konuşmasını bir islam alimine yakıştıramadım. Buna cevaben Haydarbaş Hoca Efendi'nin Fetullah Gülen'e 11-12 Şubat 1998 tarihli YENİ MESAJ gazetesinde yazdığı mektubunu çok beğendim. Allah'ım Haydar-baş Hoca vb..alimlerden razı olsun (Amin)

 

İkinci soru: Amerika'daki müslüman kardeşlerimiz bize soruyorlar.

- Biz burada kesilmiş etlerden yiyebilir miyiz?

Cevab: Hıristiyanlar 72 fırkadır. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 325) Yetmişbiri cehennemlik birisi cennetlik. Cennetlik olanlar kitabımızda ayetlerle hadislerle açıkladığımız Allah bir, Muhammed ahir zaman peygamberidir deyip domuz eti yemeyen, ve Allahu Teala'nın adı anılmadan kesilmemişi yemeyen, kiliselerinde put olmayan Rumlardır. Ayette:

«Üstüne Allah'ın ismi zikr olunanları yeyin.» (Sure-i En'am, Ayet 121) Yani Allah'ın birliğine inanıp Allah bir diyerek, kesen herkesin kestiği yenir. Üstüne Allahu Teala'nın ismi zikrolunuyor. Onun için yenir diğerlerinin kestiği yenmez.

Benim bu mektubuma cevap vermek isteyen Rumlar kitab ehli olanlar; Ben İngilizce tercüme yapacak adam bulamadığım için bana cevab olarak yazılacak yazıların açık Türkçe ile yazılmasını rica ederim.  Dinimizde kitap ehli diye kitap inenler diğer kafirler gibi olmuyor onlar nisbeten islama yakındır. Kitap ehlinin içinde de Rumlar kitap ehlinden müslümanlara daha yakındır.

* * *

“Kitap ehli ölümünden evvel iman edecek.” (Sure-i Nisa, Ayet 159)

* * *

“Şüphe yok ki mü'minler ile yahudilerden ve nesara ile sabir taifesinden herhangi kimseler Allahu Teala'ya, ahiret gününe iman edip salih amellerde bulunmuş olurlarsa onlar için Rabb'leri indinde mükafatları vardır ve kendilerine asla korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Sure-i Bakara, Ayet 62)

1- Bu mübarek  ayet bir İsa (Aleyhis-selam), Musa (Aleyhis-selam) zamanında onlara iman edenleri

2- Onların içinde kendi dininde olduğu halde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ve onun yaptıklarına itiraz etmeyip yukarda yazdığımız gibi olanlar vardır.

* * *

“Ve şüphe yok ki ehli kitaptan öyleleride vardır ki, Allahu Teala'ya ve size indirilmiş olana ve kendilerine indirilmiş olanlara iman ederler. Allah için korkar bulunurlar Allahu Teala'nın ayetleri ile az bir bahayı satın almazlar. İşte onlar için Rableri nezdinde mükafatları vardır. Muhakkak Allahu Teala hesabını pek çabuk görendir.” (Sure-i A'li İmran, Ayet 199)

(Bizzat Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala şöyle buyuruyor:) Ehl-i kitaptan Allahu Teala'ya sevilen hem kendilerine hem size indirilmiş olana iman ederler. Allah için korkarlar. Dünya menfaati karşılığında Allah'ın kitabını okumaz, almaz, satmaz ancak Allah için, ahiret için yaparlar. (Çünkü dünyalık için dünya menfaatı için olanın hepsi azdır. ayette az bir pahaya satmazlar dediği dünya malının hepsi azdır ahiret için olan çoktur.) Allahu Teala mahşerde onların mükafatlarını verecektir. (Allahu Teala'nın verdiği mükafat cennettir.)

* * *

“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, maruf ile emredersiniz, münkerden nehy eylersiniz ve Allah'u Teala'ya iman ediyorsunuz. Eğer ehl-i kitapta iman etselerdi elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan mü'min olanlar vardır, en çoğu ise fasık kimselerdir.” (Sure-i A'li İmran, Ayet 110)

Ehl-i kitaptan mü'min olanlarda vardır.  Mü'minler cennete girer. Ehl-i kitabın çoğu ise fasık kimselerdir. Ehli kitaptan olan kafirlerin içinde de mü'minlerin olup cennete girebileceklerini söylüyor.

* * *

“Hepsi müsavi (eşit) değildirler. Ehl-i kitaptan bir müstakim cemaat vardır ki, gece saatlerinde Allahu Teala'nın ayetlerini okurlar ve onlar secde ederler.” (Sure-i A'li İmran, Ayet 113)

Bu ayette Allahu Teala ehl-i kitaptan olup yani Allahu Teala'nın indirdiği dört büyük kitap İncil, Tevrad, Zebur Kur'an-ı Kerim bunların içinde tam çalışabilenlerin cennete girebileceğini söylüyor. İtikad yönü islamınkinden ayrı olmamalıdır.

* * *

“Onlar ki haksız yere ancak Rabbimiz Allah'tır demelerinden dolayı yurtlarından çıkarıldılar. Eğer nasın bazılarını bazıları ile Allah'ın def etmesi olmasa idi manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah'ın adı çok zikredilen mescidler elbetteki yıkılırdı ve elbette ki Allah kendi dinine yardım edenlere yardım eder. Şüphe yok ki Allah elbette pek kuvvetlidir pek izzetlidir.” (Sure-i Hac, Ayet 40)

Manastırlar, kiliseler, havralar, mescidler bunların içinde Allahu Teala'yı zikr edip Allahu Teala'ya sevilenlerin olduğunu Kur'an-ı Kerim'de haber veriyor. Atasözü: «Kafire kafir demek doğru değildir.» Yani kafirlerin içinde kafir görünüp müslüman olanlarda vardır. Fatih İstanbul'u alacağı zaman Fatihe yardım eden « Ya Vedüd» ismine mazhar olan kilisedeki papaz meşhurdur. Fatih İstanbul'u alınca Ayasofya kilisesinin içinde araştırdı, bulamadı. Hocası Ak Şemseddin Hazretlerine sordu. O ölülere bakın onun sırtında nurla ya Vedüd yazılıdır. Ya Vedüd ismine mazhardır dedi, aradılar birisinin sırtında ya vedüd isminin Allah tarafından sırtına naks edildiğini gördüler. Bazı alimlere göre bu papazın müslüman olup gizli din taşıdığını söylerler.

* * *

“Ve ehl-i kitap ile en ziyade güzel sûretten başkasıyle mücadele etmeyin. Onlardan zulm edenler ise müstesna ve deyiniz ki: Bize indirilmiş olana biz iman ettik ve bizim ilahımız ile sizin ilahınız birdir ve biz ancak ona teslim olmuş olanlarız.” (Sure-i Ankebut, Ayet 46)

Çünkü onlar Allah bir diyor. Biz de Allah bir diyoruz. Onlarda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e inanma var, ümmet olarak amel etme yok. Abdest, namaz, oruç vs.. en çok onlar cehennemde bunları yapmadıklarının cezası miktarınca yanar cennete gider. Cennet sekizdir. Bizim Peygamberimizin ümmeti

1- Firdevsi ala'da

2- Cenneti naimde olacak. Geriye altı cennet kalıyor. Sadece Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmeti bu altı cennete girse içinde kaybolurlar. Bunlar evvelki peygamberler zamanında olan ümmetlerdir. Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in cennet ehli 120 saftır. Her safın uzunluğu bir at gidişiyle 100 senelik yoldur. Bunun 80 safı benim ümmetim 40 safı diğer peygamberlerin ümmetidir. (Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2670)

Yine eski peygamberlere sağlığında iman edenler 40 saf değil bir safı bile dolduramaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) benim ümmetimden 70bin kişi hesabsız, sualsiz cennete girer. Her birisi de cehennemde yanan yetmişbin kişiyi cehennemden kurtarır cennete girdirir. (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2554) İşte yetmişbin ile yetmişbin çarpılırsa o saflardan bir çok saf doldurur. Onlar Allah bir, sizin Allah'ınız bizim Allah'ımız birdir derler. Cehennemde Allah bir diyen ebedi kalmayacak. (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 5091, Cild 2, Sayfa: 263) Yanacak yanacak yine cennete girecek. Bu mübarek ayete göre de Allah bir diyen Rumlar cehennemde yansada sonunda cennete girecek buyruluyor.

* * *

“Ve işte sana böylece kitabı indirdik. Artık kendilerine kitap vermiş olduklarımız ona iman ederler. Şunlardan da ona iman edecek olanlar vardır ve bizim ayetlerimizi kafirlerden başkası inkar etmez.” (Sure-i Ankebut, Ayet 47)

Ehli kitap olanlarda da Allah'a tam iman edenler vardır.

Bu ayete göre; Rumlardan da Allahu Teala'ya iman edecekler vardır. Bir ihtimal olarak şimdiki yahudilerden de vardır. Kur'an-ı Kerim'de ki vasıfları tutan yahudiler dünya yüzünde varsa ki buna kanaat getiremiyorum. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Sizin kıyamete kadar en büyük düşmanınız yahudilerdir (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)  buyuruyor. Onların içinde de Allah bir diyen peygamber ahir zaman peygamberi Muhammed hak peygamberdir diyenler, Allahu Teala'nın adına boğazlanmayanı yemeyenler, domuz etini yemeyenler bu ayetlerdeki cennetlikler vasıflarına haiz olanlar onlarda yine cennete girer. Yani biz yahudilerin içinde bu ayetlere göre kesin hepsi cehenneme girer hiç cennete girmez diyemeyiz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kıyamete kadar sizin en büyük düşmanınız yahudilerdir dediğine göre şimdiki yahudiler cennete girebilir de diyemeyiz. Daha iyisini Allah bilir ama Rumlar bu vasıflara haizdir onlar cennete girer diyebiliriz. Onlar kafir değildir. Diğer bir ayet de ancak kafirler Allah'ın birliğini inkar eder diyor. Onlarsa Allah'ın birliğini inkar etmiyor. Onlarda cennete girecek Onların Peygamberleri İsa (Aleyhis-selam) bizim peygamberimize ümmet olabilmek için Allahu Teala'ya dua etti. Allahu Teala duasını kabul etti. Ve kendini ahir zamanda yeryüzüne indirip Muhammed ümmetinden edecek. Ve bizim peygamberimize ümmet olmak için tabi olacak.

 

Ölmeyip isa göğe tuttu yol

Ümmetinden olmak için idi ol

Çün Musa elindeki asa

Anın hürmetine oldu ejderha.

* * *

“Hayır, O kendilerine ilim verilmiş kimselerin sinelerinde pek zahir olan ayetlerdir Ve bizim ayetlerimizi zalimlerden başkası inkar etmez.” (Sure-i Ankebut, Ayet 49)

Kur'an'ı Kerim'i inkar edenin hepsi  kafir müslümanda olsa o, cehenneme girecek ehli kitap olanlar, Rumlar Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i kesinlikle inkar etmez hak doğru olarak bilir.

* * *

“Yemin ederim ki iman edenlere nasın adavetçe en şiddetlisini mutlaka Yahudiler ile müşrikleri bulacaksın.Ve yine yemin ederim ki nasın mü'minlere meveddetçe en yakın olanları da (En yakın olanlar deyince mü'min cennette onlar cehennemde manasında değildir. En yakın olunca Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmeti en üstün cennet olan firdevsi Ala'da ve cenneti Naimde onlarda diğer cennetlerde işte onlara yakın olur.)  biz Nesarayız diyenleri bulacaksın ve şübhe yokki onlar kibir etmek de istemezler.” (Sure-i Maide, Ayet 82)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e savaşta gelen adam'a Peygamberimizin tavsiyesi. Adam sordu:

- Şehadet mi getireyim, harp mi edeyim?

- Şehadet getir dedi. Adam şehadet getirdi ve harp etti, şehid düştü. Bir kaç saatlik müslüman. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem):

- Az çalıştı, çok kazandı buyurdu. (Ashaba yapılan işkenceler, Sayfa: 123; İslam Tarihi (M. Asım köksal), Cild 3-4, Sayfa: 217)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) üzerine salavat getiren kralın yakınını kalenin burcundan attılar, melekler onun naşını alıp götürdü. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Uhud harbinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yardıma gelen Hanzala cünüp olarak harp etti ve şehid düştü. Peygamberimiz (Sallallahualeyhi vesellem):

- Melekler onu yıkadılar, buyurdu. (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 156; Altı  Parmak Kitabı, sayfa: 556)

* * *

“Ve Peygambere indirilmiş olanı dinledikleri zaman, hakkı bildiklerinden naşi olanların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki; Ey Rabbimiz! İman ettik artık bize (hakka) şahid olanlar ile (müslümanlarla) beraber yaz.” (Sure-i Maide, Ayet 83)

Nasara'dan bir zümre yani Rumlar kendilerine inen ata, dedelerinden duydukları İncil'deki olan şeyleri Kur'an-ı Kerim'de de aynısını görünce gözlerinin yaşını tutamaz, ağlarlar ve biz ahir zaman peygamberi Muhammed'e iman ettik derler. Sadece bizim peygamberimiz İsa'dır derler.

Hadis-i Şerif:

“Hem kendi peygamberine hem de ahir zaman peygamberine iman eden için ahirette iki ecir, iki mükafat vardır.” (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 1, Hadîs No: 83) Bu mübarek hadiste bir nevi o tür Rum'lar bizleri ahir zaman peygamberi Muhammed'in şefaatından ayırma derler.

Habeşistan Kralı Necaşi'nin yanında Hazreti Ali'nin büyük kardeşi Cafer-i Sadık Sure-i Meryem'i okuyunca Habeşistan Kralının gözleri yaşardı.

- Ben yemin ederim ki İncil'de ki söylenen ayetle Muhammed'e inen ayet ikisi bir lambanın iki fitili gibidir. Muhammed doğrudur, haklıdır dedi ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e düldül'ü, mesti ve bazı hediyeler gönderdi. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 149,175)  Habeşiştan kralı Necaşi vefat ettiğinden Habeşistan'lılar cenaze namazı kılmıyorlardı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Habeşistan Kralı Necaşi vefat edince:

- Ben onun cenaze namazını kılacağım, bana uyun dedi. Necaşi Habeşiştan'da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Medine'de Ashabı ile birlikte Necaşi'nin cenaze namazını kıldı. (Sünen-i Tirmizi, Cild 2, Hadis No: 1044) Ama kendi ashabı içindeki münafıkların namazını kılmamak için ayet geldi. «Onların kabirlerinde dua etme, namazlarını kılma.» (Sure-i Tevbe, Ayet 84)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmetinden başka her ümmet sadece kendi peygamberine iman eder. Bunların içinde Rumların bazıları hem Peygamberimize hem kendi peygamberilerine iman ederler, onlar cennetliktir. Bizim Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmeti ise bütün peygamberlerin hepsine iman ederler.

Ellik kafirlerinden bir tanesine sormuşlar, o şu cevabı vermiş:

- Biz İsa bizi mahşerde kurtaracak diyoruz. Kurtarırsa kurtulduk. Yahudiler bizi Musa kurtaracak diyor, kurtarırsa kurtuldular. Başka peygamberlere inanmıyor. Ama müslüman olanlar her peygambere iman ettiği için mahşerde Musa kurtarırsa Musevileri ve müslümanları kurtarır. Çünkü Musa'ya da iman ediyorlar. Mahşerde İsa kurtarırsa İsevileri kurtarır müslümanları da kurtarır. Müslümanlar İsa'ya da inanıyorlar. Muhammed kurtarırsa müslümanları kurtarır. Musevileri, isevileri hiç birisini kurtarmaz. Çünkü onlar Muhammed'e iman etmiyorlar diyor. İman edenleri de kurtarır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Ben her ümmete şefaat edeceğim, (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadis No: 5092 benzeri) buyuruyor. Bu hadise göre kesinlikle Allah bir Muhammed Allah'ın hak peygamberi diyenlere şefaat edecek. Dört kitabın hangisine bağlı ise yine şefaat eder. Kafirlerin hepsi bir değildir kitap ehli ile diğer kafirler bir değil. Kitap ehli onlardan biraz daha iyidir. Kitap ehlinin içinde ki Allah bir Muhammed Allah'ın hak Resulü deyip yukarda saydığımız vasıflara haiz olan Rumlar onları Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şefaat edip kurtaracaktır. Kitap ehli ile diğer kafirler arasındaki farkı şöyle anlatabiliriz:

Harpte alınan esirlerden kitap ehlinin karısı alınır. Kitap ehli olmayanın karısı alınmaz. Kızı alınır. (Sure-i Mümtehin, Ayet 10-11) Karısı alınması için ancak kitap ehli olmalı. Şer'i mahkemede hakim müslüman mahkeme halkını idarecisinin hepsi müslüman ayrıyeten bir yahudi haham, üye bir hıristiyan papaz veya onların gönderdikleri üye müslümanları hakim yargılar. Yahudileri haham tevrata göre yemin verir, öyle yargılar, tevrata el bastırır onlar onun karşısında yalan söyleyemez. Hıristiyan ise İncil'e el bastırılır  papaz huzurunda incil'e el basar. İsa (Aleyhis-selam)'a yemin eder. Onlarda onun karşısında yalan söyleyemez. Kitap ehli olmayan, müslüman da olmayan veya müslümanım deyip islamiyetten uzak olan kimselerin şahitliği ifadesi dinlenmez. Yahudinin hıristiyanın ifadeleri yukarıda sayılana göre dinlenir. Çünkü Allahu Teala müslümanların içinde. Fasık, münafık, zındık cehennemlikler olacağına onların kabirlerine gitme onlara dua etme ayeti var. (Tevbe 84) Kitap ehlini de müslümanlara en yakın sayıyor. Yani Kur'an-ı Kerim'den başka İncil'le, Tevrat'a, Zebur'a iman edenleri İslam'a en yakın sayıyor. Yahudi, Hıristiyanların kendileri harpte öldürülüp karıları kalırsa onları müslümanlar alabiliyor. Hiç bir kitaba inanmıyor ise onların sadece harpte esir alınan kızları alınır. Onların karılarını uzun bir müddet imtihana tabi tutun kesinlikle islam dinine döndükleri kanaatı uyanırsa o zaman alınır. (Sure-i Mümtehin, Ayet 10) Kitap ehli olanın karısı islam dinine dönmesede alınır.

Ayet: “Müşrikleri iman edinceye kadar nikah etmeyiniz. Elbette mü'min olan bir cariye, bir müşrikeden hayırlıdır. Velev ki müşrike sizin hoşunuza gitsin ve müşrik erkeklerede iman etmedikçe (müslüman kadınları) nikah ettirmeyiniz. Elbette bir mü'min köle, bir müşrikten hayırlıdır. Velev ki o müşrik hoşunuza gidecek olsun. Onlar (o müşrik ve müşrikeler insanı) ateşe davet ederler. Allahu Teala ise kendi izniyle cennete ve mağfirete davet buyurur. Ve insanlara ayetlerini açıkça bildirir ta ki tezekkür etsinler.” (Sure-i Bakara, Ayet 221)

Ayette ki müşrik dediği Allahu Teala'nın bir taneden fazla olduğunu iddia edenlerdir. Bunlar iman edinceye kadar esir alınan kadınları nikah edilmez. Bunlar müslüman olmadıktan sonra onlara kız verilmez.

“Bu gün sizin için temiz nimetler helal kılınmıştır. Ve kendilerine kitap verilmiş olanların taamı sizin için helâldir. İla Ahir....” ( Sure-i Maide, Ayet 5)

Bu mübarek ayet yine kitap ehlinden Rum'ları kasd edip söylüyor. Çünkü bize helal olan onlara helal, bize haram olan yiyecekler onlarada haram. O birleri her haramı yer.

Kitap ehl-i ile diğerlerinin farkı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hakkında müsbet bir ayet inmemişse kendisi o konuda kitap ehlinin yaptıklarını yapardı. (Ashabın Dilinden Peygamberimiz'in Hayatı, Sayfa: 485-486; Şemail-i Şerif, Sayfa: 53; Mevahib-i Ledün-niyye, Cild 1, Sayfa: 452)

Saç hakkında:

- Kimin saçı varsa ona ikram etsin.

- Ona ikram nasıl olur? Ey Allah'ın Resulü diye sordular?

- Her gün onu yağlayıp taramakla buyurdu. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 5478)

Ayetlere göre saçı uzatır nasıl tarayacağı kesin bir delil yok. Kitap ehli o zamanda saçını iki tarafa ayırıp taradığı için.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) saçını iki tarafa ayırır, tarardı. (Ashabın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Sayfa: 486; Şemail-i Şerif, Sayfa: 53)

Ama başka dinler başka görüşlerin yanlış olduğunu anlatmak için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) tırnaklarını kesti bunu bir çıkın yaptı. O zata verdi bunu yere göm. O zat evvelce kafirdi sonra müslüman oldu. Dedi ki:

- Ya Resulullah! Biz islam dininde değilkende aynı böyle yapardık. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o çıkını tekrar eline aldı. Tırnaklarını çıkarıp avucunun içine aldı. öyle ise sizinkine benzemesin diye saçtı. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.) İşte kitap ehli kafirde olsa kitap ehli olmayan ve hiç bir kitaba inanmayanlar arasındaki fark budur.

Yıldırım Beyazıd'ın karısı Elenor ingiliz kızı olup müslüman olmamıştı. Yıldırım Beyazıd aldı. Fatih Sultan'ın harpte İstanbul'a yardıma gelen İngiliz kuvvetleri ile İngiltere'nin Kralının kızı konstantinin oğluna gelin gidiyordu. Harpte esir alındı müslüman olmadığı halde Fatih onu aldı. Anlatmak istediğimiz Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala ehli kitap olan kafirleri kafir olsa bile o bir kafirlerden ayırtıp onlara azda olsa özellik tanıyor. Ehli kitaptan olup Allahu Teala'yı bir Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'i Muhammed'i ahir zaman hak peygamberi olarak bilen domuz etini yemeyen Allahu Teala'nın adına  boğazlanmamış yemeyen kiliselerinde put olmayan onların cennete girebileceğini ya Peygamberimizin şefaatı ile mahşere kadar azap çeker kıl payı kendini cehennemden kurtarır cennete girer. Yahut cehennemde yanar yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şefaatı ile cennete girer. Bunun daha iyisini bilen Allahu Teala'dır.

Mahşerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şefaat ettikten sonra Allahu Teala:

- Yine şefaat et diyecek. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Rabbi! Ben bunlara şefaat edemem diyecek. Allahu Teala:

- Ben izin veriyorum şefaat et. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yine bunlara şefaat edemem diyecek. Allahu Teala öyle ise ben kurtarayım diyecek ve kendi kurtaracak.

Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Rabbi! Benim ümmetimin amel defterinin hesabını bana ver. Onların hesabını ben göreyim. Allahu Teala:

- Biliyorum ya Muhammed senin maksadın ümmetinin günah-sevab defteri senin elinde olur. Günah-sevabın hesabını sen görürsün niyetin çoğunu cennete götürmek ama sen bu hesabında yanılıyorsun. Onların sevab-günah kitaplarını, hesabını sana versem bir çoğunu ümmetim diye sahib çıkmazsın. Böylesi ümmetin bana gereği yok dersin. Ama ben böyle kulların bana gereği yok demem. Ya Muhammed! Benim kullarıma haris olduğum kadar sen ümmetine haris olamazsın. Sen benim acıdığım kadar acıyamazsın diyor. Buna göre Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den de merhametli ve iman edenlerin daha fazla kayırıcısıdır.

Ben sadece Kur'an-ı Kerim'de ki ehli kitapla Rumlarla olan ayet ve hadisleri yazıyorum. Kendi bilgim kadarıyla onlara mana vermeye çalışıyorum. Allahu Teala bütün noksanlarımızı kusurlarımızı bağışlasın. (Amin.)

* * *

Hadîs-i Şerif:

“Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla Lailahe illallah diyeni Allah bir diyeni Cenab-ı Hakk ateşe haram kılmıştır.” (Kütüb-i Sitte, Cild 2, Sayfa: 263)

Münafıkların, fasıkların La ilahe illallah demeleri değil onların ki müslümanları kandırmak için.

Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ile Mekke'nin Beyleri bir arada otururlarken “Kudüs'ü Rumların elinden Mecûsiler aldılar.” Haberi gelince Mekke'nin Beylerinden Ubey ibn-i Halef gülerek Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in yanına geliyor ve diyor ki:

- “Allah bir” diyenler birbirleriyle kardeş, “Allah çok” diyenler  birbirleriyle kardeştirler. Rumlar Allah bir diyor, siz de Allah bir diyorsunuz. Mecûsiler de Allah çok diyor, biz de Allah çok diyoruz. Allah bir diyenlerin elinden, Allah çok diyenler Kudüs'ü aldılar. Allah bir ise neden yardım etmedi de, çok diyenleri galip getirdi (diye alay ediyor). Demek ki, Allah çokmuş, çok olunca yardım etmiş. Bizim kardeşlerimiz, sizin kardeşlerinizin elinden Kudüs'ü aldı, deyince bütün müşrik Beyleri, Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e bakıp gülüşmeye başladılar. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) cevaben:

- Bizim kardeşlerimiz Allah'u Teâlâ'yı bir bilir, Allah'u Teâlâ da onlara yardım eder. Sizin kardeşlerinizin elinden Kudüs'ü tekrar alır, dedi. Ubey ibn-i Halef:

- Alamazlar, bizim tanrılarımız bizimkilere yardım eder. Bizimkilerin elinden alamazlar, der. Alırlar, alamazlar derken iş bahse girer. İkisi de:

- Bir seneye kadar bizim kardeşlerimiz Kudüs'ü alırsa sen bana kaç deve vereceksin, alamazlarsa ben sana kaç deve vereceğim, derken on deveye bahsettiler. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Benim soracağım bir adam var, O'na sormadan imzalayamam, deyince Ubey ibn-i Halef:

- Ben biliyorum, Muhammed'e soracaksın. O'na sormadan yapamazsın, git sor, deyince Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına geldi:

- Ya Resûlullah! Ubey ibn-i Halef'le böyle bir iddiamız oldu. Bir seneye kadar bizim kardeşlerimiz yani Rumlar Kudüs'ü mecûsilerin ellerinden alırlarsa bana kendisi on deve verecek. Bir seneye kadar alamazlarsa, ben kendisine on deve vereceğim. Senet yanımda imzalayayım mı, imzalamayayım mı? dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in o hususta bilgisi olmadığı için sukût etti. Düşünürken Cebrâil (Aleyhis-selâm) geldi, Sûre-i Rum'u getirdi:

 

(Sûre-i Rum, Âyet 1-2, 4)

Elif, Lam. Mim (Elif: Allah'a yemin ederim. Lam: Lehül Mülk bütün mükevvenata yemin ederim. Mim: Muhammede yemin ederim.

Gulubetir-Rum: Rumlar galip gelecek

Bid'asinin: Senelerin parçasında.

Ben yemin ederim ki: “Rumlar  senelerin parçasında galip gelecek…”(İlâ âhir).

Takvimdeki Rumi yılbaşı diye yazılan yazı o tarihtir. İslam'ın üç yılbaşı vardır. Hicri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Mekke'den Medine'ye hicreti; Rumi: Rum suresinin indiği yılbaşı. Muharrem Ayı: Yılbaşı bunun her üçüde müslümanlarca hesablanır. Her üçüde yılbaşıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunların içinden birisini özel yılbaşı seçelim dedi. Her ashab fikrini söyledi. Bazısı hicri bazısı Rumi olsun dediler. Hazreti Ali Muharrem olsun dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Muharremi kabul ettiler her üçü yılbaşıysada esas yılbaşı muharremdir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:

- Bu senelerin parçası ne demektir? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:

- Senelerin parçası bir olur, üç olur, beş olur, yedi olur, dokuz olur. Dokuzdan ilerisi parça sayılmaz. Sen seneyi on, deveyi yüz et, öyle senet yap.

Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) Ubey ibn-i Halef'in yanına gelip:

- Sen kendine güveniyorsan bir sene az olur, seneyi on edelim, deveyi yüz edelim, dedi. Ve öyle yaptılar. Aradan çok sene geçmiş Hadibiye'de, kâfirler eshâbları Mekke'ye bırakmayıp engel olunca, Hadibiye'de müslümanlar arasında kıtlık baş göstermişti. O sırada “Mecûsilerin elinden Rumlar Kudüs'ü tekrar aldılar” diye bir haber geldi. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) senedi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gösterdi:

- Rumlar Kudüs'ü almışlar, ne emir buyurursun? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Git, yüz deveyi getir, diye buyurdu. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) gitti, adam ölmüş tü. Çocuklarına senedi gösterdi. Çocuklar kendi aralarında yüz deveyi tedarik edip verdiler. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) yüz deveyi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e getirdi. Bahse girmek bahis bunun için helaldır.

- Ne yapayım ya Resûlullah! Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kesin, ashâb yesin, buyurdu. Kestiler ashâb yedi. (Din meselesinde bir kafir veya inkarcıyla aynı böyle bahsetmek, bahse girmek caizdir.)

Kur'an-ı Kerim'de Ebû Bekir'in ve Ubey bin Halef'in arasındaki olan bahiste Rumlar sizin kardeşiniz onlar bizim gibi Allah çok diyor Allahu Teala Rumlar galip gelecek demesi Hazreti Ebu Bekir'in sözünü tasdik ediyor. Yani sizin kardeşleriniz olan Rumlar galip gelecek diyor. Yoksa Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de Rumlar sizin kardeşiniz değildirde öyle inanmayın, söylemeyin ancak Rumlar galip gelecek diyebilirdi. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de her yanlış söylenilen sözü doğrulamayıp inen ayetle o yanlışlığı düzeltiyor. Niçin Rumlar müslümanların kardeşi değilse ayetle bunu düzeltmiyor.

* * *

Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur:

- Nefsim kudretinde olan (Allah'a yemin ederim ki bu ümmetten yahudi ve Nasrani'den beni her kim duyupta bana iman etmezse mutlaka cehenneme girer. (Şemail-i Resul, Sayfa: 351-352)

Yahudiden ve Nasara'dan her kim beni ahir zaman hak peygamberi olarak duyup bana iman etmezse cehenneme girer buyuruyor. İbrahim (Aleyhis-selam) babası kafir hiç kimseden islamiyeti duymuyor, bilmiyor gece dışarı çıktı. Parlak  yıldızı  gördü beni yaratan budur dedi. Daha sonra güneş doğdu bu daha parlak budur dedi. Akşam olup güneşte batınca ben böyle kayb olanları sevmem. Beni yaratan bunları da yaratmıştır dedi. Hiç kimseden duymadan müslüman oldu. (Envarü'l-Aşıkin, Sayfa: 69)

Bir insanda hiç bir din kitap duymamış bilmiyorsa İbrahim (Aleyhis-selam)'ın hiç kimseden duymadığı halde kendini aya, güneşe, yıldızlara yaratılanlara bakıp bunları bir yaratan var diye düşünürse o kimse müslümandır, cennetliktir. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala sizi bildiğinizden sorar (Sure-i Bakara, Ayet 286) buyuruyor. Allahu Teala'nın varlığını, birliğini kendini aya, güneşe, yıldızlara, yaratılanlara bakıp Allahu Teala'nın bir olduğunu her şeyi yarattığını İbrahim (Aleyhis-selam) gibi hiç kimseden duymasada öyle bilip inanmaya mecburdur. Amel cihetinden hiç kimseden bir şey duymadığı için ameli yapmaya mecbur değildir.

İmam-ı Azam Hazretlerine soruyorlar:

- Bir gemi batsa, herkes boğulsa bir hamile kadın bir tahta parçasına tutunup bir adaya çıksa ve bir çocuk dünyaya getirse, kadın ölse çocuk hiç bir insan görmeden büyüse, dünya yüzünde hiç bir insan olduğunu da bilmiyorsa bu çocuk duymadığı için hiç bir ameli de yok. Bu çocuk gavur mu, müslüman mı? Gavursa suçu ne, müslümansa ameli nedir?

İmam-ı Azam Hazretlerinin cevabı:

- Adaya çıkan hiç insan görmeden büyüyen çocuk akil baliğ oluncaya kadar cennetliktir. Akil baliğ olunca hiç kimseden duymadığı için amel bakımından Allahu Teala'ya inanmak zorundadır. Allahu Teala'nın kendine vermiş olduğu akılla Ay'a, Güneş'e, Yıldız'lara bakarak kendi kendine «muhakkak beni bir yaratan var» diye aklını, zekasını kullanıp Kur'an-ı Kerim'de İbrahim (Aleyhis-selam)'ın hiç kimseden duymadan Allahu Teala'yı kendiliğinden bildiği gibi bilmesi lazım. Adadaki çocukta aynısını düşünüp bulup Allahu Teala'yı tasdik etmesi etmesi lazımdır.

 

 

Abdestsiz ezberden Kur'an-ı Kerim okunmaz diyenlere:

 

Abdestsiz Kur'an okunur mu okunmaz mı diye? bana çok defalar soru soruyorlar. Abdestsiz ezberden Kur'an okunmaz diyerek o yönde milleti yetiştiriyorlar. Bizi yanlış anlatmaya çalışıyorlar.

“.... Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) kalkıp helaya girdi. Heladan çıktığında su istedi, bir avucuna alıp onunla ellerini yıkadı sonra Kur'an okumaya başladı. (Oradakiler) bunu garibsediler. Bunun üzerine Hazreti Ali şöyle dedi:

- Muhakkak Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) heladan çıkar, bize Kur'an-ı Kerim'i okutur ve bizimle beraber (abdestsiz) et yerdi. Cünüblükten başka hiç bir şey onu Kur'an okumaktan alıkoymazdı.” (Sünen-i Ebu Davud, Cild 1, Hadis No: 229)

 

Nefse (lohusa) bir kadın öleceği zaman şehadet kelimesi getirttirilir. La ilahe illallah dedirttirilir. La ilahe illallah zikirdir, Kur'an'dadır. Onunda abdesti yok Ayetel Kürsi'de on yerde zikir var. Cima'da kadın erkek Besmele çekmezse veya erkek Bismillah kadın er-rahman, erkek er-rahiym der öyle başlar veya ikiside ayrı ayrı Euzü billahimineş-şeytanir-racim Bismillahirrahmanirrahiym der öyle başlarlar. Böyle yapmazlarsa doğan çocuğa, cimaya şeytan ortak olur. Yıkanmadan kaç sefer cima ederse Euzu Besmeleyi ikiside getirmelidir. Euzü Besmele Kur'an'dır, cünüb olaraktan o vaziyette okumazsak cimaya, doğacak çocuğa şeytan ortak olur. Halbuki Euzu Besmele Kur'an olduğuna göre buda ikiside cünüp halinde okumaya mecbur oluyor. Bunlarsa abdestsiz ezberden Kur'an okunmaz diye bir şey  tutturmuşlar. Cimada bir tek besmele çekilir  Kur'an ve diğer başka şeyler okunmaz. Maksadımız ezbere Kur'an okunmaz diyenlere cevap vermek o hususta milletimizi ayıktırmak, doğacak çocukların temiz, pak olmasını sağlamaktır.

 

Hadis-i Şerif:

“İbn-i Abbas'ın azadlısı Kurayb'dan Ona'da İbn-i abbas haber verdi ki: Kendisi bir gece Ümmül Mü'minin Meymune'nin yanında kaldı ki teyzesidir. İbn-i Abbas der ki:

- Ben başımı yastığın enine koyarak uzandım. Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile ehli yastığın boyuna (başlarını koyarak) uzandılar. Resulullah uyudu, gece yarıyı bulduğunda yahut biraz evvelce, yahud biraz sonraca Resulullah uyandı. Uykuyu (gidermek için) eliyle yüzünü silmeğe başladı. Ondan sonra Ali İmran suresinin son on ayetlerini okudu. Sonra kalkıp asılı duran küçük bir kırbaya uzandı oradan güzelce bir abdest aldı sonra namaza durdu.

İbn-i Abbas der ki: Bende kalktım onun yaptığı gibi yaptım. Sonra gittim yanına (sol tarafına) durdum. Sağ elini başımın üzerine koydu ve sağ kulağımı tutup büktü sonra iki rek'at, yine iki rek'at, yine iki rek'at, yine iki rek'at, yine iki rek'at, yine iki rek'at kılıp ondan sonra tek rek'atlı bir namaz kıldı. İla ahir.... (Sahih-i Müslim, Cild 2, Hadis No: 182, Sayfa: 408)

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU