PEYGAMBERİMİZ (SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM)'İN CÖMERTLİĞİ

 

 

1- “Resûl-i Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) insanların en cömert ve en iyilerinden biri idi. Hele Ramazan-ı şerîfte esen rüzgâr gibi eline geçen her şey durmadan giderdi. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) Resûl-i Ekrem'i anlatırken:

- O insanların en çok eli açık olanı idi. (cömerd olanı idi, ondan cömerdi yoktu.) Sıkıntılara göğüs germe bakımından göğsü en geniş olanı, (İslamiyet din hususunda, yoksulların düşkünlerin her işlerini görüp onlara manevi babalık yapmada en üstün olanı idi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in 200 kadar ismi vardır. Bir ismide Ebel Ervah ruhlar babası demektir.) En doğru sözlüsü, üzerine aldığı işi en güzel ve en iyi şekilde yerine getireni idi. O, en güzel ve yumuşak tabiatli olup, kabîle ve akrabasına en çok ikrâmda bulunan bir zât idi. Onu ilk gören ondan heybet duyar, sohbetinde bulunanlar ise onu severlerdi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in güzel ahlaklarını sayarken şöyle söylerler:

«Çok halim (yumşak) olmakla beraber vakarlı ve heybetli idi. Vakar: Oturacağı, kalkacağı yeri bilir, söyleyeceği sözü, zamanını sükut edeceği yerleri bilir tam vaktinde konuşur veya susar.)

 

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Huneyn seferinden dönüşünde Bedevî A'rablar yoluna çıkarak etrafını sardı ve durmadan kendisinden Huneyn savaşında alınan ganimet malından istediler. Hatta Resûl-i Ekrem bir ağaca sığınmağa mecbur kaldı. O sırada sırtındaki ridâsı dala takıldı. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) durdu ve:

Ridâm'ı veriniz, eğer şu ummugaylan ağaçlarının sayısı kadar koyunum olsa hepsini size bölerdim. Bu sözümde beni ne korkak, ne cimri ve ne de yalancı bulurdunuz buyurdu.” [İhyâu Ulumi'd -Dîn, Cild 2, Sayfa: 894-895; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 307-308; Riyâzü's-Salihin (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 553, Sayfa: 395-396; Sahih-i Müslîm, Cild 7, Hadîs No: 50 (2308), Sayfa: 189]

Huneyn zaferinde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çok ganimet malı almış, bunları da hep dağıtıyordu. Yanlarına gelen Bedevi Arablar kendisinden koyun istediler. En çok alınan ve en çok verilen ganimet malı koyun idi. Onun için koyundan istiyorlar.  Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) düşmandan ganimet olarak alınan kırk bin koyunu, yirmibeşbin deveyi, bin dirhem, üç ton altun gümüş kıymetli eşyayı dağıtarak bitirmiş verecek bir şeyi kalmamıştı.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Şu ağaçların sayısınca koyunum olsa yine size dağıtırdım diyor.

Bedevi Araplar şimdiki deyimle çölde yaşayan medeniyetten gelenek, görenek itibarı ile çok geride kalmış çöl arapları demektir. Bunlar hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

- Hiç bir bedevi hiç bir muhacire imam olamaz. (Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadis No: 6308; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 3, Hadis No: 1081)

Yani bedevi müslümanların en iyisi, en büyüğü muhacirin en küçüğündende küçüktür. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu sözü ile büyük bir zata veya çok okumuş dini bilgisi çok olan kimseye diğerlerinin imam olamayacağını da anlatıyor.

Hadis-i Şerif:

«Müezzinlik yapmaya koşun, imamlık yapmaya koşmayın.»  (Ramuzu'l Ehadis, Hadis No: 40)

 

* * *

 

2- “İbn-i Abbâs (Radiyallâhu Anhu) şöyle dedi: Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hayır (dağıtmak) da insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman da ramazan ayında idi. Muhakkak ki, Cibrîl (Aleyhis-selâm) her sene ramazan ayı içinde bu ay çıkıncaya kadar (her gece) Resûlullah'a mulâki olur, Resûlullah'da ona Kûr'an'ı arz eder idi. Cibrîl, kendisi ile mulâki olduğu zaman Resûlullah hayır (dağıtmak) da, esmesi mâniaya uğramıyan rüzgardan daha cömert idi.” [Sahih-i Müslîm, Cild 7, Hadîs No: 50 (2308), Sayfa: 189; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 1, Hadîs No: 6, Sayfa: 17; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 307; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 128; Şemâil-i Resûl, Sayfa: 84-85]

Ramazan ayı içerisinde her gece Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e özel olarak Cebrail gelir, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ona Kur'an'ın iç içe yedi manasından bazılarını sorar, ikisi karşılıklı müşavere yaparak Kur'an'ı Kerim'in batın manalarını çözerdi.

Kur'an iç içe yedi manadır.

Hadis-i Şerif:

Kur'an-ı Kerim'in zahiri var batını var, batının batını var. Hatta yedi batına kadar batını var. (Sure-i Hicr, Ayet 87 benzeri; Berika, Cild 1, Sayfa: 162; Benzeri; Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Sayfa: 238, Hadis No: 3330 benzeri; Sünen-i Ebu Davud, Cild 5, Hadis No: 1478 benzeri)

Kur'an-ı Kerim'in batın manalarının hepsini bir insanın bilmesine imkan yoktur. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e müzakere, karşılıklı anlaşma yolu ile Kûr'ân öğretirdi. (Sahih-i  Müslim, Cild 2, Sayfa: 468'in izahında; Sünen'ün Neseî, Cild 1-2, Hadis No: 941 benzeri) O'da öğrendiğini Ashâb'ına öğretirdi. Kur'an-ı Kerim'in manasının hepsini bilmede Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de Cebrâil (Aleyhis-selâm)'de acizdi. Ancak birbirleri ile müzakere, müşavere yaparlardı. Çünkü müşavere de hayır var. (Hayat Düsturları, Sayfa: 358)

Hadis-i Şerif:

- Ey Ali! istihare eden eli boş dönmez, istişare edende pişman olmaz. Ey Ali! Gecenin sonuna dikkat et (onu ihya et), çünkü yeryüzü gündüzden çok gece dürülür. Ey Ali! Allah'ın ismi ile sabah erken kalk! Çünkü Allah ümmetimin erken kalkmasında bereketler ihsan eder. (Sure-i A'li İmran, Ayet 159; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6198; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 1274, Sayfa: 607; 1135, Sayfa: 563)

Allah'u Teâlâ hiç bilmediklerini müşaverede bildirir. İnsanlarında dini konularda birbiri ile müşavere yapmaları lâzımdır. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in büyük sünnetlerindendir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Cebrâil (Aleyhis-selâm) gelmediği,  ilham olmadığı, rüya görmediği zamanlarda Ashâb-ı ile müşavere yapardı.

Cebrail (Aleyhis-selam) yeryüzüne 28 bin sefer Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şahsı için, Kur'an-ı Kerim'i Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e öğretmek ve karşılıklı müzakere için inmiş, sekizbin sefer diğer bütün peygamberler için inmiştir. Kur'an-ı Kerim'de ki toplam ayet sayısı 6666'dır. Bu ayetler hariç diğerleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelen hadisi kudsi ve müjdeci, umumi özel havadislerdir. Daha evvel peygamberlere inen 104 suhufun aslı İncil, Tevrat, Zebur'du. Onlar yeryüzünde kullar tarafından bozulunca Allahu Teala o bozulan yerleri düzeltmek için yeni suhuflarla yeni peygamberler göndermiştir. Bir evvelki kitaptaki kullar tarafından bozulan yerleri düzeltmek için 30, 40 sayfa suhuflarla o kitablardaki ayetleri yeniden indirmiştir. İnen bu suhuflarla Allahu Teala İncil'de, Tevrat'ta, Zebur'da o bozulan yerleri düzeltiyor. Her sayfaya bir suhuf denir. Yirmi sayfa, otuz sayfa, kırk sayfa gibi,  Sayfa halinde ve az olduğu için adına suhuf denmiştir. (Fıkhı Ekber Şerhi, Sayfa: 233)

İndi Kur'an ayet ayet beyyinat

Zahir oldu nice dürlü mucizat dediği de odur.

Bunların en sonu ve hepsini içine alan Kur'an-ı Kerim'dir. Hadis-i Şerif'te, Kur'an-ı Kerim'de olup diğer semavi kitaplarda olmayan bir çok ayetler vardır.  Bunlardan bazıları:

Cum'a ayeti. (Sure-i Cum'a)

«Senin ümmetine cum'ayı verdim.» (Sünen'ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 1367)

Leyle-i Kadir ayeti

Leyle-i Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. (Sure-i Kadir Ayet 1-5; Altı Parmak Kitabı)

O da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine onun ümmetine kolaylık için inmiştir.

Elham suresi...

Fatiha suresini okuyan kimseyi cehennem ateşi yakmaz. Fatiha'yı okuyan kimsenin ana ve babasını bağışlarım..(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 256-257)

Ayeti Kerime: «İnne haza lefis suhufil-ulâ suhufi  İbrahim'e ve Musa»

«İbrahim'e ve Musa'ya da suhuf  indi.» (Sure-i Ala, Ayet 18-19)

Halbuki Musa (Aleyhis-selam)'a inen Tevrattır, büyük kitaptır. Suhuf suhuf indiği için suhuf  deniyor.

Yirmi, otuz, kırk suhuf inen Peygamberleri kitapta yazar. Bunlara yüzdört kitapta denir. Dört kitap 100 suhufta denir. Aslı dört kitaptır.

 

104 kitapta zikretmiş

Hay Muhamed Mustafa'yı

Bütün Peygamber fikretmiş

Ol Muhammed Mustafa'yı.

 

Ahmedi Mahmud'dur adı

Şekerden şirindir tadı

Girdi koynuna okşadı

Ay Muhammed Mustafa'yı.

 

Nurundan yarattı ezel

Habibim dedi lem yezel

Cümle kainata bedel

Say Muhammed Mustafa'yı

 

Bak şu muallak taşına

Miraçta düştü peşine

Sevgilerin üst başına

Koy Muhammed Mustafa'yı

 

Yanağı şerifin yardılar

Mübarek dişin kırdılar

Uhud cenginde yordular

Ol Muhammed Mustafa'yı.

 

Doğdu zulmeti kaldırdı

Cebrail buraka bindirdi

Aleme rahmet gönderdi

Duy Muhammed Mustafa'yı

 

Eriştiler risaleme

Melekler durdu selama

Ol onsekizbin aleme

Bey  Muhammed Mustafa'yı

 

Durma deli gönül durma

Sev Muhammed Mustafa'yı

Canından daha ileri

Gör Muhammed Mustafa'yı.

 

Kul Hamidim vara idik

Yüzümüzü süre idik

Mahşer günü göre idik

Ol Muhammed Mustafa'yı.

 

Bazı alimlerimiz Kur'an-ı Kerimi yutmuş gibi hiç bir bilmedikleri tarafı yokmuş gibi konuşuyorlar. Bunlar Kur'an'ı Kerim'in ancak zahir manalarını okurlar, söylerler manevi manaları okyanus denizlerinden daha derin ve daha geniştir.Şimdi tasavvuf ehli batın manasını bilir dediğimiz Kur'an-ı Kerim'de Surei Kehf'de Hızır (Aleyhis-selam)'ın Musa (Aleyhis-selam)'a öğrettiği ledün ilmidir. Hızır (Aleyhis-selam) yine batın manasının ancak milyonda birini bilebildi. Onunda milyonda birini  (Musa (Aleyhis-selam)'a öğretti. (Sure-i Kehf, Ayet 65)

Ayet-i Kerime: «Denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem olsa yedi denizde arkasından yardımlasa Rabb'ıyın kelamını yazmakla bitiremez.» (Sure-i Lokman, Ayet 27)

Bu ayet Allahu Teala'nın ilminin büyüklüğünü apaçık meydana koyuyor. Çünkü yarım litre mürekkep Kur'an-ı Kerim'in zahirini ve zahir manasını kaç kere yazar. Zahir bilgi, zahir ilim bitmeye tükenmeye sonu gelmeye mahkumdur. Mesela: En alim bilgin bir insanın profosörün bilgisi tükenir. Yarım litre mürekkeb tükenmez bütün dünya denizlerinin  mürekkeb olduğunu yedi okyanus denizinin arkadan yardımladığını düşün. Bunların hepsi biter fakat Allahu Teala'nın ilmi bitmez. Allahu Teala'nın bu manevi ledün ilminin çokluğuna derinliğine nihayet yoktur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bilgisinin yanında bizim bilgimiz yüz milyonda biri gibidir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bilgisi Allahu Teala'nın bilgisinin yanında yüz milyarlardan birisi gibidir. Allahu Teala'yı öyle bilmemiz lazımdır.

Gerçi kullarda masiyet çoktur

Rahmetin mevlam daha artıktır

Gayrıdan bize hiç meded yoktur

Dertliyiz senden umarız derman.

 

Bu gibi kasidelerle de hak aşıkları Allahu Teala'nın fadlının, kereminin, in'amının, ihsanının büyüklüğünü ve kulların çalıştığının karşılığını değil onun kat kat fazlasını vereceğini dile getirmişlerdir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Kur'an mı büyük sen mi büyüksün?  diye sordular.

Buyurdu ki:

- Kur'an büyüktür.

- Sen Kur'an-ı Kerim'i hakkı ile okuyabiliyor musun?

Buyurdu ki:

- Ben de Cebrail'in bana Kur'an-ı Kerim'i getirdiği gibi okuyamıyorum. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Kur'an-ı Kerim büyük çok büyük; Allahu Teala'da büyük çok büyük. Allahu Teala'nın büyüklüğü Kur'an-ı Kerim'in büyüklüğü ne derece, nasıldır? Bu alimler arasında tartışılıyor.

Kur'an halık mıdır? Mahluk mudur? Yaratan mıdır? Yaratılan mıdır? En son ittifaken verilen karar: Kur'an halıktan, yaratandan ayrı değildir, dediler.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ise yaratandan ayrıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sadece nuru Allah'tandır ve Allah'tan bir parçadır. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 20-21; Siyer-i Nebi, Cild 1, Sayfa: 31; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 26-27)

 

Yüzün nuru hüdadır (Allah'tır) ya Muhammed

Sana canım fedadır ya Muhammed

Bir ismin Ahmed-i Mahmudu mürsel

Bir adın Mustafa'dar ya Muhammed.

 

Lebin zemzem cemalin Kâbetullah,

Makamın hem uladır ya Muhammed.

Biz günahkâr ümmetine kıl şefaat ya Resûl.

İşimiz, gücümüz hep hatadır ya Muhammed.

 

                          Nesîm-i ŞİRAZI Hz.

 

 

Hakkın ayetleridir cümle alem

İçinde Adem oldu ism-i a'zam,

 

Diyen Kur'an'a mahlûk oldu kâfir

Ki natık biledir nutk ile her dem.

 

Seni bildin mi kimsin cân-ı alem

Yaratdı Hak seni gayet mükerrem,

 

Vücudun Kâ'be'sidir Kâinâtın

Hakikat ilmi oldu sende zem zem

 

Sücud etmediğiyçün sana İblis

Takıldı tavk-ı lanet ana ol dem.

 

Gönül âyinesinin sil gubarın

Tecelli ede ol Zât-ı Muazzam.

 

Bilirsen Seyfi kendin Hakkı bildin

Budur ben bildiğim vallahü alem.

 

              SEYYİD NİZAMOĞLU.

 

 

Cömertlik doğuştan Allah vergisi midir?

 

Bilal Babam buyurdu ki:

- Cömertlik doğuştan Allah vergisi olsa cömerd olan kimseye haşa Allah iltimas geçmiş olması lâzım.

Cimriliğide cömertliğide Allah verdiğine göre doğuşunda insanları cennetlik ve cehennemlik olmaya mecbur etmesi lâzım. Oysa ki bu âyet, hâdis, hadîs-i kudsilere terstir. Cimrilik dünya malını aşırı derece sevmeden ileri gelir. Bu da ahlâkı zemimenin Allahu Teala'nın sevmediği yedi ahlakın en sonuncusu en büyüğü ve hepsinin başıdır.

Cömertlik kendi fakire verirse verdiği malın yerine  Allahu Teala'nın  kat kat fazlasıyla vereceğine inanmakdan ileri gelir. Cimrilikse buna inanamamaktan ileri gelir.

Kûr'ân-ı Kerim'de Allah'u Teâlâ'nın birin yerine on, (Sure-i En'am, Ayet 160) yüz, (Sûre-i Bakara, Ayet 261) yediyüz, (Sure-i Bakara, Ayet 261; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4062) bin ve kat kat (Sure-i Bakara, Ayet 245)  vereceğini vaad ediyor.

Hadis-i şerifte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala'nın birin yerine iki milyon (Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 137) verebileceğini söylüyor.

 

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmişiki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil.

 

Yol odur ki doğru vara,

Göz odur ki Hakk'ı göre,

Er odur ki Hakka vara,

Yüceden bakan göz değil.

 

Hep erenler geldi geçti,

Bunlar yurdu kaldı göçtü,

Pervaz vurup Hakk'a uçtu,

Hüma kuşudur kaz değil.

 

Doğru yola gittin ise

Şeyh eteğin tuttun ise

Bir hayırda ettin ise

Birine bindir az değil.

 

Yunus bu sözleri çatar

Sanki balı yağa katar

Halka metanı satar

Yüküm cevherdir tuz değil.

                          Yunus EMRE.

 

 Kaside de birine bindir az değil dediği şudur:

Allahu Teala'nın birin yerine bin vereceğine inanırsa o adamın cimri olmasına imkan yoktur. Cimri adamın cimriliği ayette ki birin yerine bin vereceğine inanamadığındandır. Allahu Teala: Ben Kur'an-ı Kerim'de birin yerine bin vereceğim dedim. Sen buna neden inanmadın? İnandınsa niçin yapmadın der? Cehenneme atar. Benzeri hadisler ve ayetler çoktur. Bir insan bu ayetleri biliyor, yapmıyorsa söylesede inanmış sayılmaz. İnanan kimse ise muhakkak yapar.

Cömerd Allah'ın dostu olup cennete, cimri cimriliğinden dolayı cehenneme gideceğine göre dünyayı sevip sevmemek, dünya sevgisini Allah sevgisinden üstün görüp görmemek, bu yaratılıştan olmaz, Allah'a inanmayan kafirlerde cömerd oluyor. Onlarında insanlara, insanlığa merhametinden dolayı sevgisi var. Merhametli hayır sahibi kafir ile merhametsiz kâfir, cehennemde beraber ceza çekmez. Merhametsiz kâfir, ateşin şiddetli yerinde merhametli kafir ateşin hafif yerinde ceza çeker.

Çünkü ayette: «Zerre kadar hayır zerre kadar şer araya gitmez» (Sure-i Zilzal, Ayet 7-8) buyruluyor.

İmansıza hayır fayda etmez demek cehennemden kurtarır demek değildir. İmansız gidene bütün peygamberler şefaat etmek istese hepside şefaat etse yine de cehennemden kurtarmaz.

Allahu Teala bazısına tam gadab etmiş olup ona hiç hafifletmeyebilir. Bazısı da Ebu Leheb gibi hafifler. O da Allahu Teala'nın bileceğidir. Hayır dediğimiz de herhangi bir alet yapmış, herhangi bir icad yapmış, millete kolaylık yapmış bu gibiler değildir. Allahu Teala'ya sevilen bir kula onun gönlünü kazanacak şekilde kendi hayatta olup sağlığında iken bir iş yapmışsa onun faydası olur. Yoksa kafirlerin münafıkların kabrine gitme, Kur'an okuma, dua etme ayetine göre onların cenaze namazını kılmak, kabrine koymak vs.. hepsi haramdır.

Örneğin Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcası Ebu Leheb Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kundakta iken annesi hastalanmış onbeş gün cariyesini gönderip peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e baktırmış. Birisi rüyasında Ebu Leheb'i gördü. Parmaklarının arasından su çıkıyor. Önü yanarken arkasına su tutuyor söndürüyor, arkası yanarken önüne su tutuyor söndürüyor. (Benzeri Altı Parmak, Sayfa: 262)

Bu hali rüyada gören kişiye Ebu Leheb:

- Ben Muhammed'e küçükken bakmak için onbeşgün cariyemi gönderdim. Onun için Allahu Teala cennette bu suyu parmaklarımın arasından çıkartıp fışkırttı diyor. İşte kafirin iyiliği kendini cennete değil cehennemde ateşinin hafif yanmasına sebeb oluyor. Bu tür olan şeyler cehennemdeki ateşini hafifletir. Bir mü'minin, bir mü'min toplumunun büyük bir müşkülünü, işini bitirmesi o adamın cehennemdeki ateşini hafifletir isterse imansız gitsin. Çünkü Ebu Leheb'de imansız idi. Veya Allahu Teala bu dünyadan gitmeden son nefesinde kendisine iman nasib eder. Fakat örneğin bir alet yapmış bundan sadece müslümanlar değil bütün herkes istifade ediyor. Kendiside imansız gitmiş olup bu yaptığı cehennemdeki ateşini hafifletmez.

Allah'a sevilen fakir bir zat vefat etmişti. Oğlu ne kefen parası, ne de ödünç kefen alamadı. Oğlu müslüman bir mağazacıya geldi ve borca kefen istedi. O da vermedi. Çocuk ağlayarak eve geliyordu. Babası kefensiz gömülecekti. Bir Yahudi mağazacı çocuğu gördü ve niçin ağladığını sordu. Çocuk meseleyi anlattı. Yahudi kefeni verdi, borcunda yok yazmıyorum dedi.  Babasını kefene sarıp defnettiler. O gece Yahudi bir de borca kefen vermeyen müslüman mağazacı aynı rüyayı gördüler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mahşer yerinde idi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yahudiyi çağırdı ve kendisine cenneti ve müslüman olursa  cennette  alacağı makamı gösterdi ve kendisine  ebediyyen cennette komşu edeceğini söyledi. Yahudi uyandı ki evin içi nurla dolmuştu derhal bir hocaya gitti ve Ben müslüman olacağım dedi. Şehadet kelimesi getirdi ve müslüman oldu.

Yine aynı gece müslüman mağazacı bir rüya gördü. Rüyasında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yaklaşmak istiyor Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendini yanına yaklaştırmıyor ve kovuyor.

- Ya Resulullah! Kabahatim ney? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Yahudi vicdana merhamete geldi, ümmetime beleş kefen verdi sen borca vermedin dedi. Müslüman mağazacı sabahtan yahudinin dükkanına geldi. Yahudiye:

- Sen dün bir çocuğa kefen verdin, o kefenin parasını ben sana vereyim dedi, yahudi kabul etmedi. Kefenin on kat parasını, yüz katını benim hesabıma yaz ben ödeyeyim dedi. Yahudi yine kabul etmeti. Mağazayı tüm sana devredeyim, o kefenin parasını ben vermiş olayım dedi. Yahudi:

- Sen bir rüyamı gördün? Mağazacı:

- Evet. Yahudi:

- Aynı rüyayı bende gördüm. Bağdat şehrini içindekileriyle beraber tüm bana bağışlasan kefenin parasını senin hesabına geçirmem o kefen hem beni müslüman etti hem de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e cennette ebedi komşu etti dedi. İşte dünyada yaptığı hayır yahudinin müslüman olmasına ve cenneti kazanmasına sebeb oluyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) on tane azılı kafiri esir aldı. Hepsine ölüm cezası verdi

- Şu dereye götürün hepsini öldürün buyurdu. Onları götürürlerken Cebrail (Aleyhis-selam) geldi.

- İçlerinden felanı serbest bırakın o birlerini öldürün dedi. Onu serbest bıraktılar. O birlerini öldürdüler. Serbest bırakılan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına geldi.

- Niçin onları öldürdünde beni serbest bıraktın Ya Muhammed?

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) cevaben:

- Seni öldürmemek için Allah'tan Cebrail geldi. Diğerlerini öldürün onu öldürmeyin dedi. Onun için seni serbest bıraktım dedi. O kafir:

- Öyle ise benim onlardan üstünlüğüm neymiş?

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Sen memleketinde fakirlere acır, para verir, evinde yemekler, elbise giydirir işlerini bitirir onlara yardımcı olurmuşsun. Allahu Teala seni öldürmemek için Cebrail'i bana gönderdi dedi. Kafir:

- Cebrail benim cömert olduğumu nerden biliyormuş? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Allah'u Teala'nın görmediği bilmediği bir şey yoktur. Allahu Teala kalbinden geçeni de bilir dedi. Kafir şehadet kelimesi getirdi ve müslüman oldu. (İmadiye'l-İslam, Sayfa: 406; Nura Doğru, Cild 4, Sayfa: 2008) İşte bu dünyada da kafir cömerdin cömertliği kendinin müslüman olmasına sebeb oldu.

Cehennem yedi tanedir. Hepsi birbirinden şiddetlidir. Cehennemdeki Gayya deresinden diğer cehennemler hergün yetmişbin sefer Allahu Teala'ya sığınır. (İhya'u-Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa: 956) İşte kafir zalimliğine, zulmüne veya merhametliliğine göre bunların hafif veya ağır yerinde yanar. Allahu Teala cenneti bir yapıp niçin müslümanları içine doldurmadı. Cehennemi bir yapıp niçin kafirleri içine doldurmadı. İşte cennette, cehennemde birbirinden çok farklıdır.  Allahu Teala çok çalışanları cennette kendine en yakın edip cenneti naime koyacaktır. (Sure-i Vakıa, Ayet 10-12)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e babalarının hayrına bir sepet hurma dağıtan birisi geldi.

- Bu hayır babamızı bulur mu?  diye sordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bulur dedi ve sepetten eline bir tane hurma aldı:

- Babanız sağlığında bunu hayrına verseydi sizin bu bir sepet hurmayı verdiğinizden daha fazla sevap alırdı buyurdu. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 426, benzeri.)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile hacca giden bir kadın Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordu:

- Babam öldü, ben babamın yerine hacca gidebilir miyim? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Gidebilirsin.

- Babama bu haccın faydası olur mu? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Olur.

- Nasıl olur ya Resulullah?

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Baban cehennemde ise azabının hafiflemesine sebeb olur, artmasına sebeb olmaz. Cennette ise derecesinin yükselmesine sebeb olur. Derecesinin düşmesine sebeb olmaz buyurdu. (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 38, Sayfa: 138)

Yine İbrahim (Aleyhis-selam) imansız giden babasına dua ediyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- İbrahim (Aleyhis-selam) babasına sağlığında baba ben senin kabrine gelip dua edeceğim diye vaad etmişti. O vaadinden dolayı dua yaptı ama kabul olmadı. (Sure-i Tevbe, Ayet 114)

Buna göre cehennemdeki insanada bir hayır yapsan eğer imansız değilse ateşinin hafiflemesine sebeb olur. İmanı var kendini cehennemden kurtaramamış ise cehennemde cezası miktarınca yanacak ve cennete girecek. İşte o kimseye yapılan dua ateşinin hafiflemesine sebeb olur. Hatta o kimse için yapılan duanın mühimliğine göre cehennem cennet olur. Nitekim İbrahim (Aleyhis-selam)'a ateşin üşütmeyecek soğuk, selamet ve gül bahçesi olduğu gibi.  (Sure-i Enbiya, Ayet 69)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kabrinde azabla yatan adamın kabrine bir dal dikti ve dua etti sordular.

- Umulur ki Allahu Teala azabı üzerinden kaldırır. (Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadis No: 5495; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 4, Sayfa: 555) İmanı var imanla gitmiş ama azabıda var.

Bir adam ölüyor kabrinde azab çekiyor, Adamın oğlu doğuyor. Hocaya gidiyor. Hocası Kur'an-ı Kerim'i öğretmek için diz çöktürüyor. Çocuğa besmele çektiriyor. Adamdan azab kalkıyor. O adama manen bir zat soruyor:

- Sen azaptaydın şimdi azabın yok neden deyince o azab çeken adam:

- Benim oğlum yetişti, büyüdü hocaya gitti. Hocada Kur'an-ı Kerim öğrenmek için Besmele çekince Allahu Teala benim ismimi zikreden çocuğun babasına azab etmeye haya ederim dedi ve azabı kaldırdı buyuruyor. (Benzeri İmadiye'l-İslam, Sayfa: 508)

Anlaşılıyor ki sadaka-i Cariye'nin en büyüğü kendinden sonra Allah'ı zikir eden zakir ve halka ilim neşreden bir evlat yetiştirmektir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3691; Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadis No: 5503) Bu hadisten anlaşılıyor ki kişinin sağlığında yaptığı en iyi amellerden daha iyisi Allah'ı zikreden ve halka ilim neşreden bir evlat yetiştirmektir. «Biz kendimizi ilme vakfettik evlenmeyeceğiz diyenlerin» nazarı dikkatine! Bizden sonra islamı temsil edecek  olanlar bizden doğanlar olacaktır. Bütün müslüman alemi hepsi aynı görüşte olup evlenmeyi terk etse zinayı kim önleyecek? Bizden sonra yetişecek İslam İngiliz'den, Fransız'dan, Rus'tan, Avrupa'dan mı dünyaya gelecek? Yoksa müslümanlardan mı gelecek?

Cömerd müslümanların cömerdliğinden dolayı cömerd olmayan müslümanlardan cennetteki derecesi yüksektir. Allahu Teala'nın emrettiği fitre, zekat, sadaka gibi fakire verilecek malları kısıtlayanlar, daima askarisini hesaplayıp verenler cehennemliktir. Mesela kırk koyundan birisini vermesi lazım. Koyunların içinden en kötüsünü seçer, verir. İşte bu gibiler cimriliğinden dolayı abdest, namaz, oruç, haccı tamamda olsa cehennemliktir. Çünkü Allahu Tealanın emrini noksana düşürdü. Şeriatın emrini noksana düşürenin yeri cehennemdir. Farz olan namaz, oruç noksana düşerse cehenneme atıldığı gibi zekatda aynıdır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

- Ahir zamanda zekat altından kalkılamayacak bir vergi kabul edilir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4450)

 

 

Apartmanın bedeline değil sadece kirasına zekat düşer diyenlere:

 

 O kimseye apartmanını bana bir senelik kirasına tüm kökünü sat desen o adam: «Ben delimiyim, apartmanımın tümünü kirasına satacak» der.  Allahu Teala senin bedelinin yerine kirasını hesab edip verdiğin zekatı kabul etmek için haşa sümme haşa deli mi? Apartmanı ne zaman satarsan para, parayı ne zaman verirsen apartmandır. İster ev al oturma kiraya ver, ister bedelince altını veya parayı bir yerde tut, muhafaza et. İkisi de aynı olunca evin bedelinin zekatı olmaz mı? Allahu Teala yarın mahşerde «apartmanının, evinin bedelinin zekatını niçin vermedin?» demez mi?

Hadis-i Şerif:

«Cömerd Allah'ın dostudur fasıksada cimri Allah'ın  düşmanıdır ibadetçi isede.» (Berika, Cild 4, Sayfa: 16-17; Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 374, 376 Benzeri.)

Hadîs-i Şerifte: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

«Menlem yerham lâ yürham» buyuruyor.

«Merhamet etmeyene merhamet edilmez.» (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 5573; 500 Hadîs-i Şerif (Hikmet Gonceleri), Hadîs No: 438)

Yani merhamet etmeyene bu dünyada kullar tarafından merhamet edilmez, ahirette de Allahu Teala tarafından merhamet edilmez. Ancak Allahu Teala müslüman olan ve Allahu Teala'ya çok sevilen sonunda nefsine uyup büyük günah işleyen kulların yapmış olduğu bir hatayı cehennemde azab çekmesin diye cehenneme uğratmadan cennete girdirmek için bu dünyada hastalık, görünüşte feci ölüm vs.. şeylerle çektirir ve ödeştirir.

Allahu Teala daima fakirden, öksüzden taraftır. Senin ibadetinin kabul olabilmesi için helal malının kırkta birini ona vermediğin için sana haram ediyor. Fazla verirsen o derece memnun oluyor. Buna da cömertlik denir. Yine dinimizde  yemin etse oda yalan çıksa, yemin edip yerine getiremese; haccın vaciblerini yerine getiremese Allahu Teala şu kadar fakiri doyur, şu kadar fakire elbise giydir, şu kadar kurban kes fakirlere dağıt buyuruyor. (Sure-i Maide, Ayet 89) Bundan anlaşılıyor ki senin Allahu Teala'nın emrinden noksana düşürdüklerini Allahu Teala fakirlere bu yaptığın yardım dolayısı ile affediyor. Bunu Allahu Teala'nın dediğinden de fazla fazla yaparsan o seni cennete götürüyor.

Cömerdlik bir ağaçtır, kökü cennettedir. Bu dünyada dalından tutanı cennete götürür. Cimrilik bir ağaçtır kökü cehennemdedir. Bu dünyada dalından tutanı cehenneme götürür. (Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 682, Sayfa: 381)

Allahu Teala çok öfkelendiği ve çok memnun olduğu zamanlar Arşı Ala sallanıyor. Fakire yaptığın iyilikten, yedirdiğinden giydirdiğinden zikrullah edip La ilahe illallah dediğinden yetimi ağlattığından zina yaptığından arşı Ala Allahu Teala'nın lütfundan ve kahrından sallanıyor.

 

* * *

 

“ Cömerd kişi, Allah'a yakındır. Cennet'e yakındır. İnsanlara yakındır.

Cehennem ateşinden uzaktır!

Cimri kişi, Allah'dan uzaktır. Cennetten uzaktır. İnsanlardan uzaktır.

Cehennem ateşine yakındır.!

Cennet, Sahîlerin (cömertlerin) yurdudur!

Cömerdin kusuruna göz yumunuz!

Çünkü, cömerdin ayağı kaydıkça, yüce Allah, onu elinden [Yâkubi'ye (tarihine) göre alnının perçeminden] tutar! (düşürmez)

Cahil cömerd Abid, ibadetçi bir cimriden, yüce Allah'a daha sevgilidir!

İki şey, Mü'minde birleşmez:

a)- Cimrilik,

b)- Kötü ahlâk.

Hiç şüphesiz, Allah sizi İslâmiyetle şereflendirdi.

Siz de, onu Sehâ (cömertlik) ve güzel ahlâkla süsleyiniz! ” [İslâm Tarihi M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 479-480]

 

* * *

 

“Afra oğlu Muavviz (ki Bedir harbinde Ebû Cehl'i öldüren iki kardeşten biridir) kızı Rübeyyi anlatıyor: "Babam Muavviz bir miktar yaş hurma üzerine birkaç tane turfanda (ilk defa çıkan) acur (hıta) koyarak benimle Peygamber Efendimize gönderdi. Allah Resûlü acuru severdi. O sırada Bahreyn'den mücevherat gelmişti. Resûlullah o mücevherlerden bir avuç doldurup bana verdi ve: "Bunlarla süslen," buyurdu.

Bu hadise göre kadınların kendi aralarında veya kadın kocasına karşı süslenmesine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) müsade ediyor. (Kütüb-i Sitte, Cild 7, Sayfa: 493)

Ümmü Sünbüle'den rivâyet olunduğuna göre kendisi Peygamberimiz'e bir hediye getirir, Allah Resûlü'nün hanımları hediyesini kabul etmeyerek: "Biz almayız" derler. Resûlullah durumu öğrenince hediyeyi almaları için kendilerine emir verir. Sonra da Ümmü Sünbüle'ye bir vâdi bağışlar. Bilâhere bu vâdiyi (Resûlullah'ın torunu) Hasan (Radiyallâhu Anhu)'dan Cahş oğlu Abdullah satın alır.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 128-129)

 

 

Biz hediye kabul etmeyiz diyenlere:

 

Bu yukarda yazdığımız hadis-i şerife göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in emrine karşı geliyorlar.  Hediyeyi al ihtiyacın yoksa bir fakire ver veya karşılığını yap veya sen ye.

 

Hadis-i Şerif:

“Hediyeleşin, musafaha edin. Çünkü hediye, musafaha birbirinize karşı kalbinizdeki kırgınlığı giderir.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3156; 500 Hadis-i Şerif Kitabı, Hadis No: 137; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 478)

Bilal Babam'ın bana vasiyetlerinden birisi de:

- Sana hediye olarak verilan para, eşya, değerli-değersiz her ne varsa almamazlık mahçupluk yapma, almazsan Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'in sünnetine ve emrine karşı gelmiş olursun. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kafirlerin verdiği hediyeyi kabul ederdi. (Kütüb-i Sitte, Cild 16, Sayfa: 242) Bazen olurdu onları islama çekmek için kendide o hediyeden daha fazlasını verirdi.

Buyurdu ki: Hediyeyi al, istersen ye karşılığını yapma ister karşılığını yap bunların hepsinden en iyisi biriktir, sende üzerine kendi öz parandan koy, delil ol kıyamete kadar sürecek büyük eserler meydana getir.

İmam-ı Azam çocuğunu hocaya gönderir iken hocasına çocuğuyla bir hediye gönderir. Hocası:

- Ben bu hediyeye layık değilim, bunu babana geri götür diye çocuğa verir.  İmam-ı Azam hediyenin geri geldiğini hocasının böyle söylediğini duyunca buyurdu ki:

- O kimse hakikatende hediyeye layık değilmiş. İki kişi arasında sevgi ve muhabbetin artması için bunun Allahu Teala'nın emri, Resulullah'ın sünneti, Allah için verilme gayesi olduğunu, bilse geri çevirmezdi. Çünkü hediyeyi gönderme ve hediyenin gitmesi Allahu Teala'nın o kimsenin kalbine ilhamla bildirmesi ile oluyor. İmam-ı Azam Hazretleri böylesil hocada okuyup tam bilgi edinemezsin diye çocuğunu başka hocaya hediyesi ile gönderdi. O hoca hediyesini kabul edip, memnun olup İmam-ı Azam'a hürmet edince  çocuğuna: İşte bu hocada oku buyurdu. 

Kur'an-ı Kerim'de: Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) Belkıs'ın gönderdiği hediyeyi aldı kabul etti. Ama:

 

«lehüm tefrahun»

«Sizin hediyeniz ancak sizi ferahlandırır. (Sure-i Neml, Ayet 36-37)  Bana müslüman olarak gelin» Beni memnun edebilmeniz hediyeyle değildir dedi. Hediye olarak gönderdikleri altın vazoyu çöplüğe götürttürdü o ve onun gibi yüzlercesinin içine çöp doldurmuşlardı. Bunlara da hediyenizi aldım kabul ettim bu hediyeyi almak davamdan vaz geçiyorum manasında değildir dedi.  (Hediye konumuz ilerde çıkacak bölümlerimizde geniş olarak yazılacaktır, oraya bakınız.)

* * *

 

 “Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ikrâmda ve cömertlikte de çok ileride olup, çok kimselere yüzlerce deve ve koyun bağışlar, etraftaki memleket ve bölgelerden çok mal geldiği gün, hepsini adâlet ve ihsânla taksîm eder, kendisi için yarına bir zerre alıkoymazdı. Cömertliklerini, iyiliklerini, ihsân ve ikrâmlarını, dîn düşmanları bile mecbûren beğenmişlerdir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) o kadar zengin servetinden hepsini dağıtıyor, yine de fakirliği, açlığı, riyazeti, mücahedeyi Allah ile başbaşa kalmayı en ön plânda tutuyor.

Nice vahşi kâfirleri kerem, iyilik, ihsân tuzağıyla avlayıp imâna getirmiştir.” (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 541)

Misal: Çok iyi ata binen bir binicinin çok yavuz hızlı koşan bir at ile kovalaya kovalaya vahşi hayvanlara yetişip boynuna kement atıp tutup evde evcil hayvanlarla beraber yemleyip evcilleştirildiği gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mucize atına bindi, ilmi hikmet kemendini eline aldı o azılı kafirleri kementle yakaladı ve onları müslüman etti.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 18 yaşlarında iken Mekke'deki şimdiki deyimle yüksek hakimler kurulu başkanlığına veya temiz mahkemesi başkanlığına seçildi. Hiç taraf  tutmayan haklı, doğru, adaleti savunan tek başkan oydu. Kafirler onun için adını Muhammed-ül Emin; emniyet edilecek adam dediler. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 6, Sayfa: 331) O zamanda taraf tutmayıp, doğruluğu adalet hükmünün tam tarafsız tam yerinde verdiğinden kafirler tarafından tanındı. 25 yaşında  Hazreti Hatice Validemiz ile evlenince peygamberlik gelinceye kadar   kendini sevenlerden dostlarından sevdiklerinden, Allah'a şirk koşmayacaklarına, çocuklarını kuma gömmeyeceklerine yalan söylemeyeceklerine daha bazı şeylerde onlardan ahd aldı, söz aldı. Kırk yaşında peygamberlik geldiğinden elli yaşına kadar peygamberlik süresince Allahu Teala'nın emir ve yasaklarını herkese tebliğ etmek için kafir içlerine gidip onları müslüman etmeye çalıştı. Her gidişinde pek azda olsa bazılarını müslüman etti. Onları mucize ile güzel ahlakla yakalayıp ehlileştirmiş insancıllaştırmış ve yola getirmiştir.

Şimdi ne yazık ki bazı alimlerimiz ben akrabamla islama yaklaşmadığı için konuşmuyorum diyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) anası-babası kendisi kafir putperest bunları yola getirmek için içlerine gidiyor. Binbir türlü meşakkat, sıkıntı yaptıkları eza ve cefalarına gögüs germek ile onları yola getiriyor. Bu müslüman kardeşimde annesi babası, bütün akrabaları müslüman kendisi müslüman sadece islamı yaşamadığı için  “ben onunla konuşmuyorum” diyor. Ona sorsan Allah bir, Resul Hak Kur'an-ı Kerim'e inancım var ama ben yapamıyorum diyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanındaki müşriklere sorsan Allah 360 tane veya üç, tane. beş tane der. Kur'an-ı Kerim'i kabul etmiyor veya hiç bir şeyi kabul etmiyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) öylesillerden kaçmıyor onları yola getirmeye çalışıyor. Bizse anası babası , kendisi müslüman islami yaşamıyor açıktı, çıplaktı bakma günah, konuşulmaz meclisinde yanında oturma şu kadar bu kadar günah diyoruz. Bizim yaptığımızın Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptığına neresi benziyor. Sen onların gidişatlarını beğenme onları ıslah, düzeltmek maksadı ile git. İslamiyetten söyle sözünü tutarlarsa sen de kazandın onlarda kazandı. Sözünü tutmazlarsa sen kazandın onlar zarar etti.

 

Yine: Onun kazancı haram, gidersem bir şeyler yemem lazım, yemezsem gücenirler diyenlere:

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kafirlerin içlerine uzun çok uzun mesafelere müddet müslüman etmek için gittiklerinde onların yemeklerini yemedi mi? Sen oraya yeme, içme gayesi ile gitme islama çekmek gayesi ile git. Allahu Teala insanların suretine dış görünüşüne bakmaz, siretine içine bakar. (Tam İlmihal, Sayfa: 20; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1270)

Ama senin niyetinde onların gidişatlarına heveslenme veya onları görünce ibadetten, taatten soğuma onların akımına gitme varsa, o zaman yanlarına gitme.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

«Din nasihattır. Din nasihattır, din nasihatla öğretilir.» (Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadis No: 5754) Onların yanına gitmezsen söylemezsen onların cehenneme gitmesini istiyorsun demektir.

Hadis-i Şerif:

«Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır.» (Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 30) Sevab günah olması, senin niyetine bağlıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kafir içlerine gitti, onlara söyledi. Bazısını yola getirdi, günah mı kazandı sevab mı kazandı? Ayette saihun (Sure-i Tevbe, Ayet 112) Allah için gezi yapın emri vardır.  Bu ayetin mucibince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashabı dörder, beşer kafir içlerine İslamı öğretmek için gönderirdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi  vesellem) buyuruyor ki:

- Size ekmek vermezlerse zorla alın yeyin, hakkınızdır. (Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 1637)

Allah için saihun (gezi) yapılmasında başkası kendisine yiyecek vermezse kendisinin zorla alıp yemesini Allahu Teala helal kılıyor ve hoş görüyor. Bu ilmi yeryüzüne yaymak için kafir içlerine gitsen onların sözleri, hareketleri ne kadar islama terste gelse senin niyetin İslamı yaymak olunca Allahu Teala onları günah değil senin için sevab  yazar.

Eski şeyhlarda müridlerine saihun yaptırmışlardır. Biz kafir içlerine gidemesekte memleketimizde aynısını yapmalıyız. Bazı kimselerin bizim için bunu yaptığımızdan dolayı sünnete uymuyorsunuz dedikleri yanlıştır. Sen evinde de olsan hiç dışarı çıkmasan kafirlere yaşantın, yemen, içmen giyimin uyduktan sonra o sakınmanın ne faydasını görürsün? Allahu Teala o gibilerin sözüne tesir vermez. Sözümüz memur olmayıp veya emekli olup islamı tam yaşayacağım diyenleredir. Bunlar hiç bir şekilde devlete siyasete dokunacak sözleri fiil, iş, hareketleri yapmamak şartı ile hem kendini hem başkalarını o hususta eğitmeli ve islama uymalıdır. Devlete karşı gelmemelidir. Bizim Allahımız bir, Peygamberimiz bir, dinimiz, kitabımız bir, bizde ayrılık olmasın. Kur'an-ı Kerim'de: «Allah'ın ipine hepiniz birden sımsıkı sarılın.» (Sure-i A'li İmran, Ayet 103) ayetine göre bizim hepimiz birbirimizi ayetle, hadisle, hadisi kudsilerle ikna edeceğiz. Herkes ayete, hadise, hadisi kudsilere ters düşen yönlerini terk edip islamda birleşmemiz lazımdır. Bunu sözle değil hem dille hem kalben, hem fiilen çalışıp yapmamız lazımdır. İnsan kendi yüzündeki karayı göremez. Ona arkadaşı haber verir. Senin toplantında senden başkası konuşmasın, oraya senin adamlarından başkası gitmesin,  benim toplantıma benim arkadaşlarımdan başkası gelmesin, benden başkası konuşmasın dersek bu müslümanlar arasındaki ayrılığı çekişmeyi sürtüşmeyi birleşmemeyi hali ile biz yapıyoruz demektir.

 Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Bana bir harf öğretene kölelik yaparım (Zinet'ül-Gulub, Sayfa: 62; Berika, Cild 5, Sayfa: 61) buyuruyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

«İlim Çin'de ise de öğrenin» (Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 182) buyuruyor.

Bu gibi sözler ancak vaazlarda söyleniyor, tatbik edilmiyor. Bir eksiğimizi, noksanımızı söyleyene kızarsak olmaz. Haklıysak kendini de ikna etmemiz lazımdır. Soru sormak iki çeşittir.

1- Yanıltmak, küçük düşürmek mahçup etmek, şaşırtmak gayesi ile çapraşık soru sormak. Bunlara imtihancılar denir. Birbirini hüsnü niyetle değil sui niyetle şaşırtmaya çalışırlar.

Bunlar hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

«İmtihancılar mel'undur.» (Şevahidün-Nübüvve, Sayfa: 240 benzeri) buyuruyor.

2- Öğrenmek ve öğretmek gayesi ile sormak bu çok iyidir. Yerindedir, sevabtır islama yararlıdır. Bilmediğini öğrenmek veya bilmeyene öğretmek çok iyidir. Bir hadiste  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

«Yalnız başına seksen yıl ibadetten hayırlıdır» buyuruyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

 Diğer bir hadis-i Şerifte de:

«Ey Ebu Zerr! Sabaha erdiğin zaman Allah'ın kitabından bir bölüm öğrenmen senin için yüz rek'at namaz kılmandan hayırlıdır. Yine sabaha erdiğin zaman bir ilim bölümü öğretmen ister onunla amel edilsin ister edilmesin bin rek'at nafile namaz kılmandan hayırlıdır.» (Dürret'ül-Vaizin, Cild 1, Sayfa: 89) buyruluyor.

Hadis-i Şerif: «İlminden istifade edilen bir alim ilminden istifade edilmeyen ibadetçinin bin tanesinden Allah yanında hayırlıdır.» (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4104; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3900)

Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'deki «Allah'a ve Resulüne tabi olun» (Sure-i Nisa, Ayet 59) ayetine ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözlerine ters geldikten sonra senin alimliğinin ne kıymeti kalır.

 

* * *

 

Kırk bin altın borcu olan bir sahabe Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den kırk bin altın borç istedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) borç aldığı Yahudiye gidip:

- Bunun kırk bin altınını ben vereceğim. Yahudi:

- Sen vermezsen ne olacak. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Ben sana köle olacağım, dedi senetleştiler. Aradan kırk gün geçti, para yok. Bunları düşünürlerken Hazret-i Fâtıma'nın gözünden bir damla yaş, bir taşın üzerine düştü. Taş rengini değiştirdi, en kıymetli mücevher oldu. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kuyumcuda bozdurdu. Seksen bin altın tuttu. Kırk binini yahudinin borcuna verdi. Kırk binini de ordaki fakirlere dağıttı. (Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi) Sayfa: 51-53 Menkıbe: 37)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu gibi mucizeleri vefatına kadar  devam etti. Dörtyüz sahabeyi mutfağında yedirdi. (Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 445) Çoğu zaman yiyecek olmayıp mucizelerle doyurdu. Bunları kitabımızda geniş olarak yazdık.

Biz ümmet olarak onun cömertliğinden dörtyüz Ashâbı yedirip içirmesinden hisse alıp ev yaptırırken misafir odası, misafirlerin tuvalet banyo ve giriş-çıkış kapısının ayrı olmasına dikkat etmemiz lâzımdır. Şu zamanede müslüman zenginlerin en fazla ihmal ettikleri budur.   

İmam-ı Müslîm'in katında da böyledir. Bâzı alimler katında bundan murad: "Dünyaya ait şeylerden bir nesne taleb olunmadı ki, o men'etsin, vermesin," demektir. Bu takdirde mâna:

" Her ne diledilerse verdi," demek olur.

Ama Ebü'l-Fazl ibni Hacer (Allah ona rahmet etsin) buyurmuştur ki:

Cabir kavline göre mânası bu değildir, belki şudur: Fahr-i Alem Efendimiz Hazretlerinden bir nesne taleb olunsa yok diye cevap vermezdi. Eğer istedikleri nesne kendisinde varsa ve vermesi câizse verirdi. Aksi halde sükût ederdi, demektir.

İbn-i Hanefiye'nin mürsel bir hadîsinde bu zikredilenin beyanı vardır ve lâfzı da şudur:

"Resûlullah Efendimizden her ne zaman bir nesne istense, o da vermek istese "peki" derdi. Vermek istemediği zaman sükût ederdi." ” (Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 495-498; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 128; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 541)

Bilâl Babam buyurdu ki:

 - Yeryüzüne gelen Peygamber ve evliyâların içinde nekes, cimri, yedirmez, içirmez, bir peygamber gelmemiştir. Yine gözü gönlü bol, cömert, sofrası herkese açık, misafir sahibi olmayan, ne bir Peygamber, ne de bir evliya gelmemiştir. Değişik tipte, değişik ahlakta, evliya ve Peygamberler gelmiştir. Meselâ: Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu), Musa (Aleyhis-selâm), Ebû Zerril Gıffari Hazretleri çok öfkelidir. Diğerleri çok mülayim idi. Diğerlerinin hilmi (yumuşaklığı) Allah'u Teâlâ içindi. Öfkeli olanda Allah'ın sevgili kullarına mülâyim, diğerlerine öfkelidir. Mülâyim olan herkese mülâyimdir. Dîne İslâmiyete keder, zarar getirecek yerde, sözde, işte harekette mülâyim değil, serttir.

Ayet: Kafire karşı şiddet göstermesini severim.” (Sure-i Fetih, Ayet 29)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in Allah'u Teâlâ'ya inancı, çok fazla olup Kur'an-ı Kerim'deki birin yerine yediyüzbin vereceğine tam inandığı için hiç tereddütsüz verirdi.  Allah'u Teâla da bu hususta kendini hiç sıkmazdı. Kısa ve az bir sabırla mucize yoluyla eline geçenleri fakirlere verdiği binlerce, onbinlerce defa görülmüştür. Onun için Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

- Eğer bir kimseye vermiyorsa elinde yokluğundan veya kendinin vermediğinden değil sadece o kimsenin verilmeye lâyık olmadığındandır.

Şöyle ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ve evliyalar onlar Allahu Teala'dan aldıkları ilhamla yaparlar. Bizim versek dediğimiz acıdığımız bazı kimselerin niyetinin fikrinin bozukluğunu o verdiği malın kendisi için hidayet olmayıp kötü yolda harcayacağını bilir, vermezler. Yine küfür ehlide olsa ona hediye verirse islama ısınacağını, islamdan olacağını Allahu Teala'nın kendisine bildirmesi ile bilir ve ona göre verirler. Bu çoğu zaman  diğer halka ters gelebilir. Bu hususta vaaz yapan İmam-ı Azam'a bunun aydınlanmasını söylediler. Buyurdu ki:

Sen bir fakire para ver nerde harcadığına dikkat et, gizliden takib et dedi. O adam o parayı kumara verdi. İmam-ı Azam kendi eli ile bir fakire para verdi bunu da takib et dedi. Onu da takib ettiler o da çarşıdan yiyecek aldı. Fakir çocuklarına götürdü, yedi ve yedirdi. Görünüşte ikiside fakir ikiside acınacak durumda biz bunları bilemediğimiz için hiç bir fakiri isteyeni boş göndermememiz lazımdır.

Allahu Teala'nın en sevdikleri büyük zatlar ve peygamberler Allahu Teala'nın kudret elinden yerler yada hiç yoktan yerler.

Musa (Aleyhis-selam)'ın duası ile havadan maide, sofra indi. (Sure-i Taha, Ayet 80; Sure-i Bakara, Ayet 57)

Sordular:

- Bu cennet yemeğimidir?

Buyurdu ki:

- Cennet yemeği değildir.

- Öyle ise ne yemeğidir?

Buyurdu ki:

- Allahu Teala buraya inmesi için yeniden, yoktan yarattı gönderdi. Ashab-ı Kehf'in 309 sene uyuduğu yerde gaibten rızıklanmasıda hiç yoktandır.

Hazret-i Meryem bir evliya olup ömür boyu her gün kendine cennetten meyve gelirdi. Ayette: Küllema dahale» (Sûre-i Al'i-İmrân, Ayet 37)  her gelişinde cennet meyvalarından görürdü dediğinden anlaşılıyor ki: Bakıcısı  yetiştiricisi olan Zekeriya (Aleyhis-selam) her zaman yanına, odasına geldiğinde  cennet meyvaları görürdü.

 

Hadis-i Şerif:

«Hastayı ye diye sıkıştırmayın onu Allah yedirir.» (Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 2112; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 943)

Havadan bıldırcın, helva yağması da aynıdır. (Sure-i A'raf, Ayet 160; Sure-i Bakara, Ayet 57)

 

Havadan insana bıldırcın beni ye diye yağarmı diyenlere cevab:

 

Cennette kuş gelip insana öğünecek. Ben Arşı Ala'nın altında rızıklandım, yedim, içtim. Etim çok tatlıdır benden ye diyecek. (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No: 611, Sayfa: 340)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazret-i Meryem'in Peygamberinin de baştacı olduğu halde Hazret-i Meryem'in gaibten cennetten alıp yediği gibi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ömür boyu niçin almasın? Niçin yemesin? niçin acz içinde kalsın? Onun ümmetinde hakkıyla çalışanlara benzeri şeyler niçin olmasın? İmanımız itikadımız kuvvetli olsun.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):