PEYGAMBERİMİZ (SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM)'İN
CÖMERTLİĞİ
1- “Resûl-i
Ekrem (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) insanların en cömert ve en iyilerinden biri
idi. Hele Ramazan-ı şerîfte esen rüzgâr gibi eline geçen her şey durmadan
giderdi. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) Resûl-i Ekrem'i anlatırken:
- O insanların
en çok eli açık olanı idi. (cömerd olanı
idi, ondan cömerdi yoktu.) Sıkıntılara göğüs germe bakımından göğsü en
geniş olanı, (İslamiyet din hususunda,
yoksulların düşkünlerin her işlerini görüp onlara manevi babalık yapmada en
üstün olanı idi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in 200 kadar ismi
vardır. Bir ismide Ebel Ervah ruhlar babası demektir.) En doğru sözlüsü,
üzerine aldığı işi en güzel ve en iyi şekilde yerine getireni idi. O, en güzel
ve yumuşak tabiatli olup, kabîle ve akrabasına en çok ikrâmda bulunan bir zât
idi. Onu ilk gören ondan heybet duyar, sohbetinde bulunanlar ise onu
severlerdi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in güzel
ahlaklarını sayarken şöyle söylerler:
«Çok halim (yumşak) olmakla beraber vakarlı ve
heybetli idi. Vakar: Oturacağı, kalkacağı yeri bilir, söyleyeceği sözü,
zamanını sükut edeceği yerleri bilir tam vaktinde konuşur veya susar.)
Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem) Huneyn seferinden dönüşünde Bedevî A'rablar yoluna
çıkarak etrafını sardı ve durmadan kendisinden Huneyn savaşında alınan ganimet
malından istediler. Hatta Resûl-i Ekrem bir ağaca sığınmağa mecbur kaldı. O
sırada sırtındaki ridâsı dala takıldı. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi
vesellem) durdu ve:
Ridâm'ı veriniz,
Huneyn zaferinde Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) çok ganimet malı almış, bunları da hep
dağıtıyordu. Yanlarına gelen Bedevi Arablar kendisinden koyun istediler. En çok
alınan ve en çok verilen ganimet malı koyun idi. Onun için koyundan
istiyorlar. Peygamberimiz (Sallallâhu
Aleyhi Vesellem) düşmandan ganimet olarak alınan kırk bin koyunu, yirmibeşbin
deveyi, bin dirhem, üç ton altun gümüş kıymetli eşyayı dağıtarak bitirmiş
verecek bir şeyi kalmamıştı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Şu ağaçların sayısınca
koyunum olsa yine size dağıtırdım diyor.
Bedevi Araplar şimdiki deyimle
çölde yaşayan medeniyetten gelenek, görenek itibarı ile çok geride kalmış çöl
arapları demektir. Bunlar hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
buyuruyor ki:
- Hiç bir bedevi hiç bir
muhacire imam olamaz. (Kütüb-i Sitte,
Cild 17, Hadis No: 6308; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 3, Hadis No: 1081)
Yani bedevi müslümanların en iyisi, en büyüğü
muhacirin en küçüğündende küçüktür. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
bu sözü ile büyük bir zata veya çok okumuş dini bilgisi çok olan kimseye
diğerlerinin imam olamayacağını da anlatıyor.
Hadis-i Şerif:
«Müezzinlik yapmaya koşun, imamlık yapmaya koşmayın.» (Ramuzu'l Ehadis, Hadis No: 40)
* * *
2- “İbn-i Abbâs
(Radiyallâhu Anhu) şöyle dedi: Resûlullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hayır
(dağıtmak) da insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu zaman da ramazan
ayında idi. Muhakkak ki, Cibrîl (Aleyhis-selâm) her sene ramazan ayı içinde bu
ay çıkıncaya kadar (her gece) Resûlullah'a mulâki olur, Resûlullah'da ona
Kûr'an'ı arz eder idi. Cibrîl, kendisi ile mulâki olduğu zaman Resûlullah hayır
(dağıtmak) da, esmesi mâniaya uğramıyan rüzgardan daha cömert idi.” [Sahih-i
Müslîm, Cild 7, Hadîs No: 50 (2308), Sayfa: 189; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih,
Cild 1, Hadîs No: 6, Sayfa: 17; Zübdet'ül-İhyâ, Sayfa: 307; Hayâtü's-Sahâbe,
Cild 3, Sayfa: 128; Şemâil-i Resûl, Sayfa: 84-85]
Ramazan ayı içerisinde her gece Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e özel olarak Cebrail gelir, Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ona Kur'an'ın iç içe yedi manasından bazılarını
sorar, ikisi karşılıklı müşavere yaparak Kur'an'ı Kerim'in batın manalarını
çözerdi.
Kur'an iç içe yedi manadır.
Hadis-i Şerif:
Kur'an-ı
Kerim'in zahiri var batını var, batının batını var. Hatta yedi batına kadar
batını var. (Sure-i Hicr, Ayet 87 benzeri; Berika, Cild 1, Sayfa: 162; Benzeri;
Sünen-i Tirmizi, Cild 5, Sayfa: 238, Hadis No: 3330 benzeri; Sünen-i Ebu Davud,
Cild 5, Hadis No: 1478 benzeri)
Kur'an-ı Kerim'in batın manalarının hepsini bir
insanın bilmesine imkan yoktur. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e müzakere, karşılıklı anlaşma yolu ile Kûr'ân öğretirdi.
(Sahih-i Müslim, Cild 2, Sayfa: 468'in
izahında; Sünen'ün Neseî, Cild 1-2, Hadis No: 941 benzeri) O'da öğrendiğini
Ashâb'ına öğretirdi. Kur'an-ı Kerim'in manasının hepsini bilmede Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'de Cebrâil (Aleyhis-selâm)'de acizdi. Ancak
birbirleri ile müzakere, müşavere yaparlardı. Çünkü müşavere de hayır var.
(Hayat Düsturları, Sayfa: 358)
Hadis-i
Şerif:
- Ey Ali! istihare eden eli boş dönmez, istişare
edende pişman olmaz. Ey Ali! Gecenin sonuna dikkat et (onu ihya et), çünkü
yeryüzü gündüzden çok gece dürülür. Ey Ali! Allah'ın ismi ile sabah erken kalk!
Çünkü Allah ümmetimin erken kalkmasında bereketler ihsan eder. (Sure-i A'li
İmran, Ayet 159; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6198; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye,
Hadis No: 1274, Sayfa: 607; 1135, Sayfa: 563)
Allah'u Teâlâ hiç bilmediklerini müşaverede bildirir.
İnsanlarında dini konularda birbiri ile müşavere yapmaları lâzımdır.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in büyük sünnetlerindendir.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Cebrâil (Aleyhis-selâm)
gelmediği, ilham olmadığı, rüya
görmediği zamanlarda Ashâb-ı ile müşavere yapardı.
Cebrail (Aleyhis-selam) yeryüzüne 28 bin sefer
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şahsı için, Kur'an-ı Kerim'i
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e öğretmek ve karşılıklı müzakere
için inmiş, sekizbin sefer diğer bütün peygamberler için inmiştir. Kur'an-ı
Kerim'de ki toplam ayet sayısı 6666'dır. Bu ayetler hariç diğerleri
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelen hadisi kudsi ve müjdeci,
umumi özel havadislerdir. Daha evvel peygamberlere inen 104 suhufun aslı İncil,
Tevrat, Zebur'du. Onlar yeryüzünde kullar tarafından bozulunca Allahu Teala o
bozulan yerleri düzeltmek için yeni suhuflarla yeni peygamberler göndermiştir.
Bir evvelki kitaptaki kullar tarafından bozulan yerleri düzeltmek için 30, 40
sayfa suhuflarla o kitablardaki ayetleri yeniden indirmiştir. İnen bu
suhuflarla Allahu Teala İncil'de, Tevrat'ta, Zebur'da o bozulan yerleri
düzeltiyor. Her sayfaya bir suhuf denir. Yirmi sayfa, otuz sayfa, kırk sayfa
gibi, Sayfa halinde ve az olduğu için
adına suhuf denmiştir. (Fıkhı Ekber Şerhi, Sayfa: 233)
İndi
Kur'an ayet ayet beyyinat
Zahir
oldu nice dürlü mucizat dediği de odur.
Bunların en sonu ve hepsini içine alan Kur'an-ı
Kerim'dir. Hadis-i Şerif'te, Kur'an-ı Kerim'de olup diğer semavi kitaplarda
olmayan bir çok ayetler vardır.
Bunlardan bazıları:
Cum'a
ayeti. (Sure-i Cum'a)
«Senin ümmetine cum'ayı verdim.» (Sünen'ün Neseî,
Cild 3-4, Hadis No: 1367)
Leyle-i Kadir ayeti
Leyle-i Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. (Sure-i
Kadir Ayet 1-5; Altı Parmak Kitabı)
O da Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
hürmetine onun ümmetine kolaylık için inmiştir.
Elham
suresi...
Fatiha suresini okuyan kimseyi cehennem ateşi yakmaz.
Fatiha'yı okuyan kimsenin ana ve babasını bağışlarım..(Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa:
256-257)
Ayeti Kerime: «İnne haza lefis suhufil-ulâ
suhufi İbrahim'e ve Musa»
«İbrahim'e ve Musa'ya da
suhuf indi.» (Sure-i Ala, Ayet 18-19)
Halbuki Musa (Aleyhis-selam)'a
inen Tevrattır, büyük kitaptır. Suhuf suhuf indiği için suhuf deniyor.
Yirmi, otuz, kırk suhuf inen
Peygamberleri kitapta yazar. Bunlara yüzdört kitapta denir. Dört kitap 100
suhufta denir. Aslı dört kitaptır.
104 kitapta zikretmiş
Hay Muhamed Mustafa'yı
Bütün Peygamber fikretmiş
Ol Muhammed Mustafa'yı.
Ahmedi Mahmud'dur adı
Şekerden şirindir tadı
Girdi koynuna okşadı
Ay Muhammed Mustafa'yı.
Nurundan yarattı ezel
Habibim dedi lem yezel
Cümle kainata bedel
Say Muhammed Mustafa'yı
Bak şu muallak taşına
Miraçta düştü peşine
Sevgilerin üst başına
Koy Muhammed Mustafa'yı
Yanağı şerifin yardılar
Mübarek dişin kırdılar
Uhud cenginde yordular
Ol Muhammed Mustafa'yı.
Doğdu zulmeti kaldırdı
Cebrail buraka bindirdi
Aleme rahmet gönderdi
Duy Muhammed Mustafa'yı
Eriştiler risaleme
Melekler durdu selama
Ol onsekizbin aleme
Bey Muhammed
Mustafa'yı
Durma deli gönül durma
Sev Muhammed Mustafa'yı
Canından daha ileri
Gör Muhammed Mustafa'yı.
Kul Hamidim vara idik
Yüzümüzü süre idik
Mahşer günü göre idik
Ol Muhammed Mustafa'yı.
Bazı alimlerimiz Kur'an-ı Kerimi yutmuş gibi hiç bir
bilmedikleri tarafı yokmuş gibi konuşuyorlar. Bunlar Kur'an'ı Kerim'in ancak
zahir manalarını okurlar, söylerler manevi manaları okyanus denizlerinden daha derin
ve daha geniştir.Şimdi tasavvuf ehli batın manasını bilir dediğimiz Kur'an-ı
Kerim'de Surei Kehf'de Hızır (Aleyhis-selam)'ın Musa (Aleyhis-selam)'a
öğrettiği ledün ilmidir. Hızır (Aleyhis-selam) yine batın manasının ancak
milyonda birini bilebildi. Onunda milyonda birini (Musa (Aleyhis-selam)'a öğretti. (Sure-i
Kehf, Ayet 65)
Ayet-i Kerime: «Denizler mürekkep olsa ağaçlar kalem
olsa yedi denizde arkasından yardımlasa Rabb'ıyın kelamını yazmakla bitiremez.»
(Sure-i Lokman, Ayet 27)
Bu ayet Allahu Teala'nın ilminin büyüklüğünü apaçık
meydana koyuyor. Çünkü yarım litre mürekkep Kur'an-ı Kerim'in zahirini ve zahir
manasını kaç kere yazar. Zahir bilgi, zahir ilim bitmeye tükenmeye sonu gelmeye
mahkumdur. Mesela: En alim bilgin bir insanın profosörün bilgisi tükenir. Yarım
litre mürekkeb tükenmez bütün dünya denizlerinin mürekkeb olduğunu yedi okyanus denizinin
arkadan yardımladığını düşün. Bunların hepsi biter fakat Allahu Teala'nın ilmi
bitmez. Allahu Teala'nın bu manevi ledün ilminin çokluğuna derinliğine nihayet
yoktur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bilgisinin yanında bizim
bilgimiz yüz milyonda biri gibidir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in bilgisi Allahu Teala'nın bilgisinin yanında yüz milyarlardan
birisi gibidir. Allahu Teala'yı öyle bilmemiz lazımdır.
Gerçi
kullarda masiyet çoktur
Rahmetin
mevlam daha artıktır
Gayrıdan bize hiç meded yoktur
Dertliyiz senden umarız derman.
Bu gibi kasidelerle de hak
aşıkları Allahu Teala'nın fadlının, kereminin, in'amının, ihsanının büyüklüğünü
ve kulların çalıştığının karşılığını değil onun kat kat fazlasını vereceğini
dile getirmişlerdir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e:
- Kur'an mı büyük sen mi
büyüksün? diye sordular.
Buyurdu ki:
- Kur'an büyüktür.
- Sen Kur'an-ı Kerim'i hakkı ile
okuyabiliyor musun?
Buyurdu ki:
- Ben de Cebrail'in bana
Kur'an-ı Kerim'i getirdiği gibi okuyamıyorum. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir
Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
Kur'an-ı Kerim büyük çok büyük;
Allahu Teala'da büyük çok büyük. Allahu Teala'nın büyüklüğü Kur'an-ı Kerim'in
büyüklüğü ne derece, nasıldır? Bu alimler arasında tartışılıyor.
Kur'an halık mıdır? Mahluk
mudur? Yaratan mıdır? Yaratılan mıdır? En son ittifaken verilen karar: Kur'an
halıktan, yaratandan ayrı değildir, dediler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) ise yaratandan ayrıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
sadece nuru Allah'tandır ve Allah'tan bir parçadır. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa: 20-21; Siyer-i Nebi, Cild 1, Sayfa: 31; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1,
Sayfa: 26-27)
Yüzün nuru hüdadır (Allah'tır) ya Muhammed
Sana canım fedadır ya Muhammed
Bir ismin Ahmed-i Mahmudu mürsel
Bir
adın Mustafa'dar ya Muhammed.
Lebin
zemzem cemalin Kâbetullah,
Makamın
hem uladır ya Muhammed.
Biz günahkâr ümmetine kıl şefaat ya Resûl.
İşimiz,
gücümüz hep hatadır ya Muhammed.
Nesîm-i ŞİRAZI Hz.
Hakkın
ayetleridir cümle alem
İçinde
Adem oldu ism-i a'zam,
Diyen
Kur'an'a mahlûk oldu kâfir
Ki
natık biledir nutk ile her dem.
Seni bildin mi kimsin cân-ı alem
Yaratdı Hak seni gayet mükerrem,
Vücudun Kâ'be'sidir Kâinâtın
Hakikat ilmi oldu sende zem zem
Sücud etmediğiyçün sana İblis
Takıldı tavk-ı lanet ana ol dem.
Gönül âyinesinin sil gubarın
Tecelli ede ol Zât-ı Muazzam.
Bilirsen Seyfi kendin Hakkı bildin
Budur ben bildiğim vallahü alem.
SEYYİD
NİZAMOĞLU.
Cömertlik doğuştan Allah vergisi
midir?
Bilal Babam buyurdu ki:
- Cömertlik doğuştan Allah
vergisi olsa cömerd olan kimseye haşa Allah iltimas geçmiş olması lâzım.
Cimriliğide cömertliğide Allah
verdiğine göre doğuşunda insanları cennetlik ve cehennemlik olmaya mecbur
etmesi lâzım. Oysa ki bu âyet, hâdis, hadîs-i kudsilere terstir. Cimrilik dünya
malını aşırı derece sevmeden ileri gelir. Bu da ahlâkı zemimenin Allahu
Teala'nın sevmediği yedi ahlakın en sonuncusu en büyüğü ve hepsinin başıdır.
Cömertlik kendi fakire verirse
verdiği malın yerine Allahu
Teala'nın kat kat fazlasıyla vereceğine
inanmakdan ileri gelir. Cimrilikse buna inanamamaktan ileri gelir.
Kûr'ân-ı Kerim'de Allah'u
Teâlâ'nın birin yerine on, (Sure-i En'am, Ayet 160) yüz, (Sûre-i Bakara, Ayet
261) yediyüz, (Sure-i Bakara, Ayet 261; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4062) bin ve
kat kat (Sure-i Bakara, Ayet 245)
vereceğini vaad ediyor.
Hadis-i şerifte Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala'nın birin yerine iki milyon (Kütüb-i
Sitte, Cild 1, Sayfa: 137) verebileceğini söylüyor.
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmişiki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil.
Yol odur ki doğru vara,
Göz odur ki Hakk'ı göre,
Er odur ki Hakka vara,
Yüceden bakan göz değil.
Hep erenler geldi geçti,
Bunlar yurdu kaldı göçtü,
Pervaz vurup Hakk'a uçtu,
Hüma kuşudur kaz değil.
Doğru yola gittin ise
Şeyh eteğin tuttun ise
Bir hayırda ettin ise
Birine bindir az değil.
Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka metanı satar
Yüküm cevherdir tuz değil.
Yunus
EMRE.
Kaside de birine bindir az değil dediği şudur:
Allahu Teala'nın birin yerine
bin vereceğine inanırsa o adamın cimri olmasına imkan yoktur. Cimri adamın
cimriliği ayette ki birin yerine bin vereceğine inanamadığındandır. Allahu
Teala: Ben Kur'an-ı Kerim'de birin yerine bin vereceğim dedim. Sen buna neden
inanmadın? İnandınsa niçin yapmadın der? Cehenneme atar. Benzeri hadisler ve
ayetler çoktur. Bir insan bu ayetleri biliyor, yapmıyorsa söylesede inanmış
sayılmaz. İnanan kimse ise muhakkak yapar.
Cömerd Allah'ın dostu olup
cennete, cimri cimriliğinden dolayı cehenneme gideceğine göre dünyayı sevip
sevmemek, dünya sevgisini Allah sevgisinden üstün görüp görmemek, bu
yaratılıştan olmaz, Allah'a inanmayan kafirlerde cömerd oluyor. Onlarında
insanlara, insanlığa merhametinden dolayı sevgisi var. Merhametli hayır sahibi
kafir ile merhametsiz kâfir, cehennemde beraber ceza çekmez. Merhametsiz kâfir,
ateşin şiddetli yerinde merhametli kafir ateşin hafif yerinde ceza çeker.
Çünkü ayette: «Zerre kadar hayır
zerre kadar şer araya gitmez» (Sure-i Zilzal, Ayet 7-8) buyruluyor.
İmansıza hayır fayda etmez demek
cehennemden kurtarır demek değildir. İmansız gidene bütün peygamberler şefaat
etmek istese hepside şefaat etse yine de cehennemden kurtarmaz.
Allahu Teala bazısına tam gadab
etmiş olup ona hiç hafifletmeyebilir. Bazısı da Ebu Leheb gibi hafifler. O da
Allahu Teala'nın bileceğidir. Hayır dediğimiz de herhangi bir alet yapmış,
herhangi bir icad yapmış, millete kolaylık yapmış bu gibiler değildir. Allahu
Teala'ya sevilen bir kula onun gönlünü kazanacak şekilde kendi hayatta olup
sağlığında iken bir iş yapmışsa onun faydası olur. Yoksa kafirlerin
münafıkların kabrine gitme, Kur'an okuma, dua etme ayetine göre onların cenaze
namazını kılmak, kabrine koymak vs.. hepsi haramdır.
Örneğin Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcası Ebu Leheb Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) kundakta iken annesi hastalanmış onbeş gün cariyesini gönderip
peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e baktırmış. Birisi rüyasında Ebu
Leheb'i gördü. Parmaklarının arasından su çıkıyor. Önü yanarken arkasına su
tutuyor söndürüyor, arkası yanarken önüne su tutuyor söndürüyor. (Benzeri Altı
Parmak, Sayfa: 262)
Bu hali rüyada gören kişiye Ebu
Leheb:
- Ben Muhammed'e küçükken bakmak
için onbeşgün cariyemi gönderdim. Onun için Allahu Teala cennette bu suyu
parmaklarımın arasından çıkartıp fışkırttı diyor. İşte kafirin iyiliği kendini
cennete değil cehennemde ateşinin hafif yanmasına sebeb oluyor. Bu tür olan
şeyler cehennemdeki ateşini hafifletir. Bir mü'minin, bir mü'min toplumunun
büyük bir müşkülünü, işini bitirmesi o adamın cehennemdeki ateşini hafifletir isterse
imansız gitsin. Çünkü Ebu Leheb'de imansız idi. Veya Allahu Teala bu dünyadan
gitmeden son nefesinde kendisine iman nasib eder. Fakat örneğin bir alet yapmış
bundan sadece müslümanlar değil bütün herkes istifade ediyor. Kendiside imansız
gitmiş olup bu yaptığı cehennemdeki ateşini hafifletmez.
Allah'a sevilen fakir bir zat
vefat etmişti. Oğlu
ne kefen parası, ne de ödünç kefen alamadı. Oğlu müslüman bir mağazacıya geldi ve borca kefen istedi.
O da vermedi. Çocuk ağlayarak eve geliyordu. Babası kefensiz gömülecekti. Bir
Yahudi mağazacı çocuğu gördü ve niçin ağladığını sordu. Çocuk meseleyi anlattı.
Yahudi kefeni verdi, borcunda yok yazmıyorum dedi. Babasını kefene sarıp defnettiler. O gece
Yahudi bir de borca kefen vermeyen müslüman mağazacı aynı rüyayı gördüler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mahşer yerinde idi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) yahudiyi çağırdı ve kendisine cenneti ve müslüman
olursa cennette alacağı makamı gösterdi ve kendisine ebediyyen cennette komşu edeceğini söyledi.
Yahudi uyandı ki evin içi nurla dolmuştu derhal bir hocaya gitti ve Ben
müslüman olacağım dedi. Şehadet kelimesi getirdi ve müslüman oldu.
Yine aynı gece müslüman mağazacı
bir rüya gördü. Rüyasında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yaklaşmak
istiyor Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendini yanına
yaklaştırmıyor ve kovuyor.
- Ya Resulullah! Kabahatim ney?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Yahudi vicdana merhamete geldi,
ümmetime beleş kefen verdi sen borca vermedin dedi. Müslüman mağazacı sabahtan
yahudinin dükkanına geldi. Yahudiye:
- Sen dün bir çocuğa kefen
verdin, o kefenin parasını ben sana vereyim dedi, yahudi kabul etmedi. Kefenin
on kat parasını, yüz katını benim hesabıma yaz ben ödeyeyim dedi. Yahudi yine
kabul etmeti. Mağazayı tüm sana devredeyim, o kefenin parasını ben vermiş
olayım dedi. Yahudi:
- Sen bir rüyamı gördün?
Mağazacı:
- Evet. Yahudi:
- Aynı rüyayı bende gördüm.
Bağdat şehrini içindekileriyle beraber tüm bana bağışlasan kefenin parasını
senin hesabına geçirmem o kefen hem beni müslüman etti hem de Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e cennette ebedi komşu etti dedi. İşte dünyada
yaptığı hayır yahudinin müslüman olmasına ve cenneti kazanmasına sebeb oluyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) on tane azılı kafiri esir aldı. Hepsine ölüm cezası verdi
- Şu dereye götürün hepsini
öldürün buyurdu. Onları götürürlerken Cebrail (Aleyhis-selam) geldi.
- İçlerinden felanı serbest
bırakın o birlerini öldürün dedi. Onu serbest bıraktılar. O birlerini
öldürdüler. Serbest bırakılan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
yanına geldi.
- Niçin onları öldürdünde beni
serbest bıraktın Ya Muhammed?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) cevaben:
- Seni öldürmemek için Allah'tan
Cebrail geldi. Diğerlerini öldürün onu öldürmeyin dedi. Onun için seni serbest
bıraktım dedi. O kafir:
- Öyle ise benim onlardan
üstünlüğüm neymiş?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Sen memleketinde fakirlere
acır, para verir, evinde yemekler, elbise giydirir işlerini bitirir onlara
yardımcı olurmuşsun. Allahu Teala seni öldürmemek için Cebrail'i bana gönderdi
dedi. Kafir:
- Cebrail benim cömert olduğumu
nerden biliyormuş? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Allah'u Teala'nın görmediği
bilmediği bir şey yoktur. Allahu Teala kalbinden geçeni de bilir dedi. Kafir
şehadet kelimesi getirdi ve müslüman oldu. (İmadiye'l-İslam, Sayfa: 406; Nura
Doğru, Cild 4, Sayfa: 2008) İşte bu dünyada da kafir cömerdin cömertliği
kendinin müslüman olmasına sebeb oldu.
Cehennem yedi tanedir. Hepsi
birbirinden şiddetlidir. Cehennemdeki Gayya deresinden diğer cehennemler hergün
yetmişbin sefer Allahu Teala'ya sığınır. (İhya'u-Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Sayfa:
956) İşte kafir zalimliğine, zulmüne veya merhametliliğine göre bunların hafif
veya ağır yerinde yanar. Allahu Teala cenneti bir yapıp niçin müslümanları
içine doldurmadı. Cehennemi bir yapıp niçin kafirleri içine doldurmadı. İşte
cennette, cehennemde birbirinden çok farklıdır.
Allahu Teala çok çalışanları cennette kendine en yakın edip cenneti
naime koyacaktır. (Sure-i Vakıa, Ayet 10-12)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e babalarının hayrına bir sepet hurma dağıtan birisi geldi.
- Bu hayır babamızı bulur mu? diye sordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Bulur dedi ve sepetten eline
bir tane hurma aldı:
- Babanız sağlığında bunu
hayrına verseydi sizin bu bir sepet hurmayı verdiğinizden daha fazla sevap
alırdı buyurdu. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 426, benzeri.)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) ile hacca giden bir kadın Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e sordu:
- Babam öldü, ben babamın yerine
hacca gidebilir miyim? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Gidebilirsin.
- Babama bu haccın faydası olur
mu? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Olur.
- Nasıl olur ya Resulullah?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Baban cehennemde ise azabının hafiflemesine
sebeb olur, artmasına sebeb olmaz. Cennette ise derecesinin yükselmesine sebeb
olur. Derecesinin düşmesine sebeb olmaz buyurdu. (Kırk Mevzuda Kırk Hadis
Kitabı, Hadis No: 38, Sayfa: 138)
Yine İbrahim (Aleyhis-selam)
imansız giden babasına dua ediyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdu ki:
- İbrahim (Aleyhis-selam)
babasına sağlığında baba ben senin kabrine gelip dua edeceğim diye vaad
etmişti. O vaadinden dolayı dua yaptı ama kabul olmadı. (Sure-i Tevbe, Ayet
114)
Buna göre cehennemdeki insanada
bir hayır yapsan eğer imansız değilse ateşinin hafiflemesine sebeb olur. İmanı
var kendini cehennemden kurtaramamış ise cehennemde cezası miktarınca yanacak
ve cennete girecek. İşte o kimseye yapılan dua ateşinin hafiflemesine sebeb olur.
Hatta o kimse için yapılan duanın mühimliğine göre cehennem cennet olur.
Nitekim İbrahim (Aleyhis-selam)'a ateşin üşütmeyecek soğuk, selamet ve gül
bahçesi olduğu gibi. (Sure-i Enbiya,
Ayet 69)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) kabrinde azabla yatan adamın kabrine bir dal dikti ve dua etti
sordular.
- Umulur ki Allahu Teala azabı
üzerinden kaldırır. (Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadis No: 5495; Sahih-i Buhari
Tecrîd-i Sarih, Cild 4, Sayfa: 555) İmanı var imanla gitmiş ama azabıda var.
Bir adam ölüyor kabrinde azab
çekiyor, Adamın oğlu doğuyor. Hocaya gidiyor. Hocası Kur'an-ı Kerim'i öğretmek
için diz çöktürüyor. Çocuğa besmele çektiriyor. Adamdan azab kalkıyor. O adama
manen bir zat soruyor:
- Sen azaptaydın şimdi azabın
yok neden deyince o azab çeken adam:
- Benim oğlum yetişti, büyüdü
hocaya gitti. Hocada Kur'an-ı Kerim öğrenmek için Besmele çekince Allahu Teala
benim ismimi zikreden çocuğun babasına azab etmeye haya ederim dedi ve azabı
kaldırdı buyuruyor. (Benzeri İmadiye'l-İslam, Sayfa: 508)
Anlaşılıyor ki sadaka-i
Cariye'nin en büyüğü kendinden sonra Allah'ı zikir eden zakir ve halka ilim
neşreden bir evlat yetiştirmektir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3691; Kütüb-i
Sitte, Cild 15, Hadis No: 5503) Bu hadisten anlaşılıyor ki kişinin sağlığında yaptığı
en iyi amellerden daha iyisi Allah'ı zikreden ve halka ilim neşreden bir evlat
yetiştirmektir. «Biz kendimizi ilme vakfettik evlenmeyeceğiz diyenlerin» nazarı
dikkatine! Bizden sonra islamı temsil edecek
olanlar bizden doğanlar olacaktır. Bütün müslüman alemi hepsi aynı
görüşte olup evlenmeyi terk etse zinayı kim önleyecek? Bizden sonra yetişecek
İslam İngiliz'den, Fransız'dan, Rus'tan, Avrupa'dan mı dünyaya gelecek? Yoksa
müslümanlardan mı gelecek?
Cömerd müslümanların
cömerdliğinden dolayı cömerd olmayan müslümanlardan cennetteki derecesi
yüksektir. Allahu Teala'nın emrettiği fitre, zekat, sadaka gibi fakire
verilecek malları kısıtlayanlar, daima askarisini hesaplayıp verenler
cehennemliktir. Mesela kırk koyundan birisini vermesi lazım. Koyunların içinden
en kötüsünü seçer, verir. İşte bu gibiler cimriliğinden dolayı abdest, namaz,
oruç, haccı tamamda olsa cehennemliktir. Çünkü Allahu Tealanın emrini noksana
düşürdü. Şeriatın emrini noksana düşürenin yeri cehennemdir. Farz olan namaz,
oruç noksana düşerse cehenneme atıldığı gibi zekatda aynıdır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyuruyor:
- Ahir zamanda zekat altından
kalkılamayacak bir vergi kabul edilir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4450)
Apartmanın bedeline değil sadece
kirasına zekat düşer diyenlere:
O kimseye apartmanını bana bir senelik
kirasına tüm kökünü sat desen o adam: «Ben delimiyim, apartmanımın tümünü
kirasına satacak» der. Allahu Teala
senin bedelinin yerine kirasını hesab edip verdiğin zekatı kabul etmek için
haşa sümme haşa deli mi? Apartmanı ne zaman satarsan para, parayı ne zaman
verirsen apartmandır. İster ev al oturma kiraya ver, ister bedelince altını
veya parayı bir yerde tut, muhafaza et. İkisi de aynı olunca evin bedelinin
zekatı olmaz mı? Allahu Teala yarın mahşerde «apartmanının, evinin bedelinin
zekatını niçin vermedin?» demez mi?
Hadis-i Şerif:
«Cömerd Allah'ın dostudur
fasıksada cimri Allah'ın düşmanıdır
ibadetçi isede.» (Berika, Cild 4, Sayfa: 16-17; Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 374,
376 Benzeri.)
Hadîs-i Şerifte: Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
«Menlem yerham lâ yürham»
buyuruyor.
«Merhamet etmeyene merhamet
edilmez.» (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 5573; 500 Hadîs-i Şerif (Hikmet
Gonceleri), Hadîs No: 438)
Yani merhamet etmeyene bu
dünyada kullar tarafından merhamet edilmez, ahirette de Allahu Teala tarafından
merhamet edilmez. Ancak Allahu Teala müslüman olan ve Allahu Teala'ya çok
sevilen sonunda nefsine uyup büyük günah işleyen kulların yapmış olduğu bir
hatayı cehennemde azab çekmesin diye cehenneme uğratmadan cennete girdirmek
için bu dünyada hastalık, görünüşte feci ölüm vs.. şeylerle çektirir ve
ödeştirir.
Allahu Teala daima fakirden,
öksüzden taraftır. Senin ibadetinin kabul olabilmesi için helal malının kırkta
birini ona vermediğin için sana haram ediyor. Fazla verirsen o derece memnun oluyor. Buna da cömertlik
denir. Yine dinimizde yemin etse oda
yalan çıksa, yemin edip yerine getiremese; haccın vaciblerini yerine getiremese
Allahu Teala şu kadar fakiri doyur, şu kadar fakire elbise giydir, şu kadar
kurban kes fakirlere dağıt buyuruyor. (Sure-i Maide, Ayet 89) Bundan
anlaşılıyor ki senin Allahu Teala'nın emrinden noksana düşürdüklerini Allahu
Teala fakirlere bu yaptığın yardım dolayısı ile affediyor. Bunu Allahu
Teala'nın dediğinden de fazla fazla yaparsan o seni cennete götürüyor.
Cömerdlik bir ağaçtır, kökü
cennettedir. Bu dünyada dalından tutanı cennete götürür. Cimrilik bir ağaçtır
kökü cehennemdedir. Bu dünyada dalından tutanı cehenneme götürür.
(Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 682, Sayfa: 381)
Allahu Teala çok öfkelendiği ve
çok memnun olduğu zamanlar Arşı Ala sallanıyor. Fakire yaptığın iyilikten,
yedirdiğinden giydirdiğinden zikrullah edip La ilahe illallah dediğinden yetimi
ağlattığından zina yaptığından arşı Ala Allahu Teala'nın lütfundan ve kahrından
sallanıyor.
* * *
“
Cömerd kişi, Allah'a yakındır. Cennet'e yakındır. İnsanlara yakındır.
Cehennem ateşinden uzaktır!
Cimri
kişi, Allah'dan uzaktır. Cennetten uzaktır. İnsanlardan uzaktır.
Cehennem ateşine yakındır.!
Cennet, Sahîlerin (cömertlerin)
yurdudur!
Cömerdin
kusuruna göz yumunuz!
Çünkü,
cömerdin ayağı kaydıkça, yüce Allah, onu elinden [Yâkubi'ye (tarihine) göre
alnının perçeminden] tutar! (düşürmez)
Cahil
cömerd Abid, ibadetçi bir cimriden, yüce Allah'a daha sevgilidir!
İki şey, Mü'minde birleşmez:
a)- Cimrilik,
b)- Kötü ahlâk.
Hiç
şüphesiz, Allah sizi İslâmiyetle şereflendirdi.
Siz
de, onu Sehâ (cömertlik) ve güzel
ahlâkla süsleyiniz! ” [İslâm Tarihi M. Asım Köksal), Cild 11, Sayfa: 479-480]
* * *
“Afra
oğlu Muavviz (ki Bedir harbinde Ebû Cehl'i öldüren iki kardeşten biridir) kızı
Rübeyyi anlatıyor: "Babam Muavviz bir miktar yaş hurma üzerine birkaç tane
turfanda (ilk defa çıkan) acur (hıta) koyarak
benimle Peygamber Efendimize gönderdi. Allah Resûlü acuru severdi. O sırada
Bahreyn'den mücevherat gelmişti. Resûlullah o mücevherlerden bir avuç doldurup
bana verdi ve: "Bunlarla süslen," buyurdu.
Bu hadise göre kadınların kendi
aralarında veya kadın kocasına karşı süslenmesine Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) müsade ediyor. (Kütüb-i Sitte, Cild 7, Sayfa: 493)
Ümmü
Sünbüle'den rivâyet olunduğuna göre kendisi Peygamberimiz'e bir hediye getirir,
Allah Resûlü'nün hanımları hediyesini kabul etmeyerek: "Biz almayız"
derler. Resûlullah durumu öğrenince hediyeyi almaları için kendilerine emir
verir. Sonra da Ümmü Sünbüle'ye bir vâdi bağışlar. Bilâhere bu vâdiyi
(Resûlullah'ın torunu) Hasan (Radiyallâhu Anhu)'dan Cahş oğlu Abdullah satın
alır.” (Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 128-129)
Biz hediye kabul etmeyiz
diyenlere:
Bu yukarda yazdığımız hadis-i
şerife göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in emrine karşı
geliyorlar. Hediyeyi al ihtiyacın yoksa
bir fakire ver veya karşılığını yap veya sen ye.
Hadis-i Şerif:
“Hediyeleşin,
musafaha edin. Çünkü hediye, musafaha birbirinize karşı kalbinizdeki kırgınlığı
giderir.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3156; 500 Hadis-i Şerif Kitabı, Hadis No:
137; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 478)
Bilal Babam'ın bana vasiyetlerinden birisi de:
-
Buyurdu ki: Hediyeyi al, istersen ye karşılığını
yapma ister karşılığını yap bunların hepsinden en iyisi biriktir, sende üzerine
kendi öz parandan koy, delil ol kıyamete kadar sürecek büyük eserler meydana
getir.
İmam-ı Azam çocuğunu hocaya gönderir iken hocasına
çocuğuyla bir hediye gönderir. Hocası:
- Ben bu hediyeye layık değilim, bunu babana geri
götür diye çocuğa verir. İmam-ı Azam
hediyenin geri geldiğini hocasının böyle söylediğini duyunca buyurdu ki:
- O kimse hakikatende hediyeye layık değilmiş. İki
kişi arasında sevgi ve muhabbetin artması için bunun Allahu Teala'nın emri, Resulullah'ın
sünneti, Allah için verilme gayesi olduğunu, bilse geri çevirmezdi. Çünkü
hediyeyi gönderme ve hediyenin gitmesi Allahu Teala'nın o kimsenin kalbine
ilhamla bildirmesi ile oluyor. İmam-ı Azam Hazretleri böylesil hocada okuyup
tam bilgi edinemezsin diye çocuğunu başka hocaya hediyesi ile gönderdi. O hoca
hediyesini kabul edip, memnun olup İmam-ı Azam'a hürmet edince çocuğuna: İşte bu hocada oku buyurdu.
Kur'an-ı Kerim'de: Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)
Belkıs'ın gönderdiği hediyeyi aldı
«lehüm tefrahun»
«Sizin hediyeniz ancak sizi ferahlandırır. (Sure-i
Neml, Ayet 36-37) Bana müslüman olarak
gelin» Beni memnun edebilmeniz hediyeyle değildir dedi. Hediye olarak
gönderdikleri altın vazoyu çöplüğe götürttürdü o ve onun gibi yüzlercesinin
içine çöp doldurmuşlardı. Bunlara da hediyenizi aldım
* * *
“Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
ikrâmda ve cömertlikte de çok ileride olup, çok kimselere yüzlerce deve ve
koyun bağışlar, etraftaki memleket ve bölgelerden çok mal geldiği gün, hepsini
adâlet ve ihsânla taksîm eder, kendisi için yarına bir zerre alıkoymazdı.
Cömertliklerini, iyiliklerini, ihsân ve ikrâmlarını, dîn düşmanları bile
mecbûren beğenmişlerdir.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) o kadar
zengin servetinden hepsini dağıtıyor, yine de fakirliği, açlığı, riyazeti,
mücahedeyi Allah ile başbaşa kalmayı en ön plânda tutuyor.
Nice vahşi
kâfirleri kerem, iyilik, ihsân tuzağıyla avlayıp imâna getirmiştir.” (Mir'ât-ı
Kâinât, Cild 1, Sayfa: 541)
Misal: Çok iyi ata binen bir binicinin çok yavuz
hızlı koşan bir at ile kovalaya kovalaya vahşi hayvanlara yetişip boynuna
kement atıp tutup evde evcil hayvanlarla beraber yemleyip evcilleştirildiği
gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) mucize atına bindi, ilmi hikmet
kemendini eline aldı o azılı kafirleri kementle yakaladı ve onları müslüman
etti.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 18
yaşlarında iken Mekke'deki şimdiki deyimle yüksek hakimler kurulu başkanlığına
veya temiz mahkemesi başkanlığına seçildi. Hiç taraf tutmayan haklı, doğru, adaleti savunan tek
başkan oydu. Kafirler onun için adını Muhammed-ül Emin; emniyet edilecek adam
dediler. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 6, Sayfa: 331) O zamanda taraf
tutmayıp, doğruluğu adalet hükmünün tam tarafsız tam yerinde verdiğinden
kafirler tarafından tanındı. 25 yaşında
Hazreti Hatice Validemiz ile evlenince peygamberlik gelinceye kadar kendini sevenlerden dostlarından
sevdiklerinden, Allah'a şirk koşmayacaklarına, çocuklarını kuma
gömmeyeceklerine yalan söylemeyeceklerine daha bazı şeylerde onlardan ahd aldı,
söz aldı. Kırk yaşında peygamberlik geldiğinden elli yaşına kadar peygamberlik
süresince Allahu Teala'nın emir ve yasaklarını herkese tebliğ etmek için kafir
içlerine gidip onları müslüman etmeye çalıştı. Her gidişinde pek azda olsa
bazılarını müslüman etti. Onları mucize ile güzel ahlakla yakalayıp
ehlileştirmiş insancıllaştırmış ve yola getirmiştir.
Şimdi ne yazık ki bazı alimlerimiz ben akrabamla
islama yaklaşmadığı için konuşmuyorum diyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) anası-babası kendisi kafir putperest bunları yola getirmek için
içlerine gidiyor. Binbir türlü meşakkat, sıkıntı yaptıkları eza ve cefalarına
gögüs germek ile onları yola getiriyor. Bu müslüman kardeşimde annesi babası,
bütün akrabaları müslüman kendisi müslüman sadece islamı yaşamadığı için “ben onunla konuşmuyorum” diyor. Ona sorsan
Allah bir, Resul Hak Kur'an-ı Kerim'e inancım var ama ben yapamıyorum diyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
zamanındaki müşriklere sorsan Allah 360 tane veya üç, tane. beş tane der.
Kur'an-ı Kerim'i
Yine: Onun kazancı haram, gidersem bir şeyler
yemem lazım, yemezsem gücenirler diyenlere:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kafirlerin
içlerine uzun çok uzun mesafelere müddet müslüman etmek için gittiklerinde
onların yemeklerini yemedi mi? Sen oraya yeme, içme gayesi ile gitme islama
çekmek gayesi ile git. Allahu Teala insanların suretine dış görünüşüne bakmaz,
siretine içine bakar. (Tam İlmihal, Sayfa: 20; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1270)
Ama senin niyetinde onların gidişatlarına heveslenme
veya onları görünce ibadetten, taatten soğuma onların akımına gitme varsa, o
zaman yanlarına gitme.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:
«Din nasihattır. Din nasihattır, din nasihatla
öğretilir.» (Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadis No: 5754) Onların yanına gitmezsen
söylemezsen onların cehenneme gitmesini istiyorsun demektir.
Hadis-i
Şerif:
«Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır.» (Kenzü'l-İrfan,
Hadis No: 30) Sevab günah olması, senin niyetine bağlıdır. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) kafir içlerine gitti, onlara söyledi. Bazısını
yola getirdi, günah mı kazandı sevab mı kazandı? Ayette saihun (Sure-i Tevbe,
Ayet 112) Allah için gezi yapın emri vardır.
Bu ayetin mucibince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashabı
dörder, beşer kafir içlerine İslamı öğretmek için gönderirdi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor
ki:
- Size ekmek vermezlerse zorla alın yeyin,
hakkınızdır. (Sünen-i Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 1637)
Allah için saihun (gezi) yapılmasında başkası
kendisine yiyecek vermezse kendisinin zorla alıp yemesini Allahu Teala helal
kılıyor ve hoş görüyor. Bu ilmi yeryüzüne yaymak için kafir içlerine gitsen
onların sözleri, hareketleri ne kadar islama terste gelse senin niyetin İslamı
yaymak olunca Allahu Teala onları günah değil senin için sevab yazar.
Eski şeyhlarda müridlerine saihun yaptırmışlardır.
Biz kafir içlerine gidemesekte memleketimizde aynısını yapmalıyız. Bazı
kimselerin bizim için bunu yaptığımızdan dolayı sünnete uymuyorsunuz dedikleri
yanlıştır. Sen evinde de olsan hiç dışarı çıkmasan kafirlere yaşantın, yemen,
içmen giyimin uyduktan sonra o sakınmanın ne faydasını görürsün? Allahu Teala o
gibilerin sözüne tesir vermez. Sözümüz memur olmayıp veya emekli olup islamı
tam yaşayacağım diyenleredir. Bunlar hiç bir şekilde devlete siyasete dokunacak
sözleri fiil, iş, hareketleri yapmamak şartı ile hem kendini hem başkalarını o
hususta eğitmeli ve islama uymalıdır. Devlete karşı gelmemelidir. Bizim
Allahımız bir, Peygamberimiz bir, dinimiz, kitabımız bir, bizde ayrılık
olmasın. Kur'an-ı Kerim'de: «Allah'ın ipine hepiniz birden sımsıkı sarılın.»
(Sure-i A'li İmran, Ayet 103) ayetine göre bizim hepimiz birbirimizi ayetle,
hadisle, hadisi kudsilerle ikna edeceğiz. Herkes ayete, hadise, hadisi
kudsilere ters düşen yönlerini terk edip islamda birleşmemiz lazımdır. Bunu
sözle değil hem dille hem kalben, hem fiilen çalışıp yapmamız lazımdır. İnsan
kendi yüzündeki karayı göremez. Ona arkadaşı haber verir. Senin toplantında
senden başkası konuşmasın, oraya senin adamlarından başkası gitmesin, benim toplantıma benim arkadaşlarımdan
başkası gelmesin, benden başkası konuşmasın dersek bu müslümanlar arasındaki ayrılığı
çekişmeyi sürtüşmeyi birleşmemeyi hali ile biz yapıyoruz demektir.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Bana bir harf öğretene kölelik yaparım
(Zinet'ül-Gulub, Sayfa: 62; Berika, Cild 5, Sayfa: 61) buyuruyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
«İlim Çin'de ise de öğrenin» (Muhtarü'l-Ehadisin
Nebeviyye, Hadis No: 182) buyuruyor.
Bu gibi sözler ancak vaazlarda söyleniyor, tatbik
edilmiyor. Bir eksiğimizi, noksanımızı söyleyene kızarsak olmaz. Haklıysak
kendini de ikna etmemiz lazımdır. Soru sormak iki çeşittir.
1- Yanıltmak, küçük düşürmek mahçup etmek, şaşırtmak
gayesi ile çapraşık soru sormak. Bunlara imtihancılar denir. Birbirini hüsnü
niyetle değil sui niyetle şaşırtmaya çalışırlar.
Bunlar hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
«İmtihancılar mel'undur.» (Şevahidün-Nübüvve, Sayfa:
240 benzeri) buyuruyor.
2- Öğrenmek ve öğretmek gayesi ile sormak bu çok
iyidir. Yerindedir, sevabtır islama yararlıdır. Bilmediğini öğrenmek veya
bilmeyene öğretmek çok iyidir. Bir hadiste
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
«Yalnız başına seksen yıl ibadetten hayırlıdır»
buyuruyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından
alınmıştır.)
Diğer bir
hadis-i Şerifte de:
«Ey Ebu Zerr! Sabaha erdiğin zaman Allah'ın
kitabından bir bölüm öğrenmen senin için yüz rek'at namaz kılmandan hayırlıdır.
Yine sabaha erdiğin zaman bir ilim bölümü öğretmen ister onunla amel edilsin
ister edilmesin bin rek'at nafile namaz kılmandan hayırlıdır.»
(Dürret'ül-Vaizin, Cild 1, Sayfa: 89) buyruluyor.
Hadis-i Şerif: «İlminden istifade edilen bir alim
ilminden istifade edilmeyen ibadetçinin bin tanesinden Allah yanında
hayırlıdır.» (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4104; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis
No: 3900)
Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'deki «Allah'a ve
Resulüne tabi olun» (Sure-i Nisa, Ayet 59) ayetine ve Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in sözlerine ters geldikten sonra senin alimliğinin ne kıymeti
kalır.
* * *
Kırk bin altın borcu
olan bir sahabe Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den kırk bin altın
borç istedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) borç aldığı Yahudiye
gidip:
- Bunun kırk bin
altınını ben vereceğim. Yahudi:
- Sen vermezsen
ne olacak. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Ben
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu gibi
mucizeleri vefatına kadar devam etti.
Dörtyüz sahabeyi mutfağında yedirdi. (Kütüb-i Sitte, Cild 1, Sayfa: 445) Çoğu
zaman yiyecek olmayıp mucizelerle doyurdu. Bunları kitabımızda geniş olarak
yazdık.
Biz ümmet olarak onun cömertliğinden dörtyüz Ashâbı
yedirip içirmesinden hisse alıp ev yaptırırken misafir odası, misafirlerin
tuvalet banyo ve giriş-çıkış kapısının ayrı olmasına dikkat etmemiz lâzımdır.
Şu zamanede müslüman zenginlerin en fazla ihmal ettikleri budur.
İmam-ı Müslîm'in
katında da böyledir. Bâzı alimler katında bundan murad: "Dünyaya ait
şeylerden bir nesne taleb olunmadı ki, o men'etsin, vermesin," demektir.
Bu takdirde mâna:
" Her ne
diledilerse verdi," demek olur.
Ama Ebü'l-Fazl
ibni Hacer (Allah ona rahmet etsin) buyurmuştur ki:
Cabir kavline
göre mânası bu değildir, belki şudur: Fahr-i Alem Efendimiz Hazretlerinden bir
nesne taleb olunsa yok diye cevap vermezdi.
İbn-i
Hanefiye'nin mürsel bir hadîsinde bu zikredilenin beyanı vardır ve lâfzı da
şudur:
"Resûlullah
Efendimizden her ne zaman bir nesne istense, o da vermek istese
"peki" derdi. Vermek istemediği zaman sükût ederdi." ” (Mevâhib-i
Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 495-498; Hayâtü's-Sahâbe, Cild 3, Sayfa: 128;
Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 541)
Bilâl Babam buyurdu ki:
- Yeryüzüne gelen Peygamber ve evliyâların
içinde nekes, cimri, yedirmez, içirmez, bir peygamber gelmemiştir. Yine gözü
gönlü bol, cömert, sofrası herkese açık, misafir sahibi olmayan, ne bir
Peygamber, ne de bir evliya gelmemiştir. Değişik tipte, değişik ahlakta, evliya
ve Peygamberler gelmiştir. Meselâ: Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu), Musa
(Aleyhis-selâm), Ebû Zerril Gıffari Hazretleri çok öfkelidir. Diğerleri çok
mülayim idi. Diğerlerinin hilmi (yumuşaklığı) Allah'u Teâlâ içindi. Öfkeli
olanda Allah'ın sevgili kullarına mülâyim, diğerlerine öfkelidir. Mülâyim olan
herkese mülâyimdir. Dîne İslâmiyete keder, zarar getirecek yerde, sözde, işte
harekette mülâyim değil, serttir.
Ayet: Kafire karşı şiddet
göstermesini severim.” (Sure-i Fetih, Ayet 29)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem)'in Allah'u Teâlâ'ya inancı, çok fazla olup Kur'an-ı Kerim'deki birin
yerine yediyüzbin vereceğine tam inandığı için hiç tereddütsüz verirdi. Allah'u Teâla da bu hususta kendini hiç
sıkmazdı. Kısa ve az bir sabırla mucize yoluyla eline geçenleri fakirlere
verdiği binlerce, onbinlerce defa görülmüştür. Onun için Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem):
- Eğer bir kimseye vermiyorsa
elinde yokluğundan veya kendinin vermediğinden değil sadece o kimsenin
verilmeye lâyık olmadığındandır.
Şöyle ki: Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ve evliyalar onlar Allahu Teala'dan aldıkları ilhamla
yaparlar. Bizim versek dediğimiz acıdığımız bazı kimselerin niyetinin fikrinin
bozukluğunu o verdiği malın kendisi için hidayet olmayıp kötü yolda
harcayacağını bilir, vermezler. Yine küfür ehlide olsa ona hediye verirse
islama ısınacağını, islamdan olacağını Allahu Teala'nın kendisine bildirmesi
ile bilir ve ona göre verirler. Bu çoğu zaman
diğer halka ters gelebilir. Bu hususta vaaz yapan İmam-ı Azam'a bunun
aydınlanmasını söylediler. Buyurdu ki:
Sen bir fakire para ver nerde
harcadığına dikkat et, gizliden takib et dedi. O adam o parayı kumara verdi.
İmam-ı Azam kendi eli ile bir fakire para verdi bunu da takib et dedi. Onu da
takib ettiler o da çarşıdan yiyecek aldı. Fakir çocuklarına götürdü, yedi ve
yedirdi. Görünüşte ikiside fakir ikiside acınacak durumda biz bunları
bilemediğimiz için hiç bir fakiri isteyeni boş göndermememiz lazımdır.
Allahu Teala'nın en sevdikleri
büyük zatlar ve peygamberler Allahu Teala'nın kudret elinden yerler yada hiç
yoktan yerler.
Musa (Aleyhis-selam)'ın duası
ile havadan maide, sofra indi. (Sure-i Taha, Ayet 80; Sure-i Bakara, Ayet 57)
Sordular:
- Bu cennet yemeğimidir?
Buyurdu ki:
- Cennet yemeği değildir.
- Öyle ise ne yemeğidir?
Buyurdu ki:
- Allahu Teala buraya inmesi için
yeniden, yoktan yarattı gönderdi. Ashab-ı Kehf'in 309 sene uyuduğu yerde
gaibten rızıklanmasıda hiç yoktandır.
Hazret-i Meryem bir evliya olup
ömür boyu her gün kendine cennetten meyve gelirdi. Ayette: Küllema dahale»
(Sûre-i Al'i-İmrân, Ayet 37) her
gelişinde cennet meyvalarından görürdü dediğinden anlaşılıyor ki: Bakıcısı yetiştiricisi olan Zekeriya (Aleyhis-selam)
her zaman yanına, odasına geldiğinde
cennet meyvaları görürdü.
Hadis-i Şerif:
«Hastayı ye diye sıkıştırmayın
onu Allah yedirir.» (Sünen-i
Tirmizi, Cild 3, Hadis No: 2112; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 943)
Havadan bıldırcın, helva yağması da aynıdır. (Sure-i
A'raf, Ayet 160; Sure-i Bakara, Ayet 57)
Havadan insana bıldırcın beni ye diye yağarmı
diyenlere cevab:
Cennette kuş gelip insana öğünecek. Ben
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Hazret-i
Meryem'in Peygamberinin de baştacı olduğu halde Hazret-i Meryem'in gaibten
cennetten alıp yediği gibi Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ömür boyu
niçin almasın? Niçin yemesin? niçin acz içinde kalsın? Onun ümmetinde hakkıyla
çalışanlara benzeri şeyler niçin olmasın? İmanımız itikadımız kuvvetli olsun.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):