CİHAR-I YAR'LAR HAKKINDA
DÖRT BÜYÜK HALİFE (ŞEMSÜDDİN AHMED EFENDİ) KİTABINDAN ALINAN AYET VE HADİSLER
Bu kitabımıza Dört Büyük Halife ile ilgili ayet,
hadisleri yazıyoruz. Menkıbeler üçüncü bölüme
alınmıştır. Hepsi bir cilte sığmadığı için öbür ciltlere bölüyoruz. Dört Büyük
Halife Kitabındaki Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu), Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) ve Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu) hakkındaki ayet, hadis ve menkıbelerin bazılarını almadık.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin ki çok fazla olduğundan onunda bir bölümünü
almadık.
Günümüzde bazıları dört büyük halife hakkında bazı
sözler söylerler. Nakşiler Hazreti Ebu
Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu) büyük, Kadiriler Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)
büyük derler. Zaten diğer tarikatların hepsi bu ikisine dayanır. Dört büyük
halifenin hangisinin hakkındaki ayet ve hadisleri ve menkıbeleri okur isen onun
büyük olduğunun kanaatine varırsın.
HAZRETİ EBU BEKİR
(RADİYALLAHU ANHU) HAKKINDA TOPLAM 15 AYET, 26 HADİS-İ ŞERİF, 66 MENKIBE
VARDIR. HEPSİ TOPLAM 107'DİR.
HAZRETİ
ÖMER (RADİYALLAHU ANHU) HAKKINDA 8 AYET,
15 HADİS-İ ŞERİF, 81 MENKIBE VARDIR. TOPLAM HEPSİ 104'DÜR.
HAZRETİ OSMAN
(RADİYALLAHU ANHU) HAKKINDA 5 AYET, 21 HADİS, 55 MENKIBE VARDIR. TOPLAM HEPSİ
81'DİR.
HAZRETİ ALİ
(RADİYALLAHU ANHU) HAKKINDA 7 AYET, 36 HADİS-İ ŞERİF, AYRICA HAZRETİ ALİ'Yİ
ŞAHSİ ÖVEN 12 HADİS VARDIR TOPLAM 48 HADİS-İ ŞERİFTİR.
AYRICA SAHİH-İ
BUHARİ'DE 70 HADİS-İ ŞERİF RİVAYET
EDİLMİŞTİR. 100 MENKIBE VARDIR. TOPLAM HEPSİ 225'DİR.
AYRICA İKİLİ 23
MENKIBE, ÜÇLÜ 19 MENKIBE OLUP HEPSİ 42 MENKIBE'DİR. TOPLAM BU KİTAPTAKİ MENKIBE SAYISI 302'DİR.
Bu Dört Büyük Halife kitabını okuduktan kendi görüşüm
olarak şu karara vardım:
Hazreti Ebu Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu)
Hazretleri manen çok büyüktür. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
manen ve zahiren ilk yardımı yapan ve malının hepsini Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in uğrunda sarf
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in de bütün ashabında içinden çıkamadığı bilemediği zamanlarda
Allahu Teala'nın ayet, hadisi kudsi, rüya ilham hiç bir şeyle bildirmediği
zamanlarda Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Allahu Teala'nın kendisine vermiş
olduğu şeriat ilmi ile ölçmede ve isabetli karar vermede Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'de dahil hepsinden yüksektir.
Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'in 10 sözünü tasdik edip Peygamberimizin ve diğer bütün ashabın
yanıldığını ilerde Ayetlerin sûre numaraları ile yazıyorum.
Musa (Aleyhis-selam) ile Hızır (Aleyhis-selam)
arasındaki olanları Allahu Teala bizi eğitmek için göndermiştir. Musa
(Aleyhis-selam)'ın derecesi Hızır (Aleyhis-selam)'dan çok yüksektir. Musa
(Aleyhis-selam) kelimullahtır, Resulullah'tır. Peygamberlik Allahu Teala ile
karşılıklı konuşması vardır. Allahu Teala Musa (Aleyhis-selam)'a bütün
kullarını idare için kendisine Tevrat'ı indirmiştir. Allahu Teala'nın
gönderdiği peygamberlerin içinde en büyüğü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'dir. İkinci yine kelimullah olan Allahu Teala ile istediği an
konuşabilen Musa (Aleyhis-selam)'dır. Hızır (Aleyhis-selam)'ın derecesi Musa
(Aleyhis-selam)'dan çok engindir. Peygamberlerin büyüklerinden değildir, öyle
olduğu halde Musa (Aleyhis-selam) Allahu Teala'dan ilmi ledün istedi. Allahu
Teala kendini Hızır (Aleyhis-selam)'a gönderdi. Hızır (Aleyhis-selam) Musa
(Aleyhis-selam)'a:
- Allahu Teala sana bir ilim vermiş o bende yok bana
bir ilim vermiş o sende yok. Sen benimle olmaya sabr edemezsin, sana ters
gelir. Musa (Aleyhis-selam) ilk defa Allahu Teala'ya söz vermişti ona tabi
olacağım ikinci defa Hızır (Aleyhis-selam)'a:
- İnşaallah beni sabırlılardan bulursun dedi. Yine de
sabredemedi. Gemiyi delmesine (Sure-i Kehf, Ayet 71), oğlan çocuğu
boğazlamasına (Sure-i Kehf, Ayet 74) duvarı yapmasına (Sure-i Kehf, Ayet 75)
karşı geldi. Bizimde şimdi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
bilemediğini Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) bildi dememiz çok alimlere ters geliyor. Ama ilerde yazdığım ayetlerin
manalarını söylüyorum. Daha iyi biliyorlarsa öyle değilse ki buna imkan yok
bildiklerini söylesinler veya kabul etsinler.
Peygamberlerde İsmet sıfatı
var onlar yanılmaz diyenlere:
Bir hoca ile bu hususta tartıştık. Peygamberlerde
ismet sıfatı var onlar yanılmaz gibi sözler söyledi. Halbuki benim dediklerim
doğrudan ayet, ismet sıfatı var yanılmaz diye bir ayet yok. O yazarın kendi görüşü. Ben kendisine dedim ki:
- Adem (Aleyhis-selam) cennetten Allahu Teala'nın
sözüne asi gelip yanılıp iş yapıp mı çıktı yoksa yanılmadı mı?
Yunus (Aleyhis-selam) Allahu Teala'nın git dediği
yere beni yuhalarlar diye yakınından geçti onun için balığa yem oldu. Bunu
yanıldı mı yaptı? Yanılmadı mı yaptı?
Balığın karnında şu duayı yaptı.
«Lâ ilahe illa ente subhaneke
innî küntü minez-zalimin»
Ey benim bir Allah'ım! Ben
kendim zalimlerden oldum senin sözüne muhalefet ettim dedi. (Ramuzu'l-Ehadis,
Hadis No: 3552; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 270)
Ayeti Kerime'de Allahu Teala:
«Eğer o sözü söylemeseydi o duayı yapmasa idi ebedi balığın karnından
çıkamazdı» buyuruyor. (Sure-i Saffat, Ayet 143-144; Kütüb-i Sitte, Cild 12,
Sayfa: 350) Bu ayeti Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) söyleyince
ashab sordular:
- Ya Resulullah! Bu dua sadece
Yunus (Aleyhis-selam) için mi geçerlidir?
Bizde Allahu Teala'ya karşı yaptığımız suçdan dolayı aynı duayı yaparsak
bizim içinde bu dua geçerlimidir?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Sizin içinde aynı dua aynı
şekilde geçerlidir. (Başına bir hal ve
benzeri sıkıntı gelipde bu duayı okuyanın duası kabul olur demektir.) (Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 270) buyurdu.
Nuh (Aleyhis-selam) gemisine
binmeyen oğlunu suda boğulurken gördü. Çocuk:
- Baba beni kurtar diye
bağırıyordu. Nuh (Aleyhis-selam) Allahu Teala'ya:
- Ya Rabbi! Sen benim ayalimi
suya gark etmekten kurtaracağına söz vermiştin oğlum benim ayalimdir (Sure-i
Hud, Ayet 45) Niçin kurtarmama engel oluyorsun?
dedi. Allahu Teala:
- Senin gemine kim bindi ise
sana kim inandı ise senin ayalin odur. Ben seni akli selime çekiyorum. (Sure-i
Hud, Ayet 46) Sen cahillerden oluyorsun gemiyi geri çevir dedi. Nuh
(Aleyhis-selam) buna göre yanılmış olmuyor mu?
Biz ancak şöyle diyebiliriz:
Onlarda beşeriyyet yanılma hali vardır. Ama onların yanılmasıda bize derstir,
bizi eğitmektir. Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
kendine karşı acizliğini bildirmek için onu hatırlatmak için sadece on mevzuda
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve diğer ashabın görüşlerini
yanlış, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in görüşünü doğru çıkarıyor. Geri kalan
yüzlerce, binlerce görüşte devamlı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in görüşü çıkıyor, diğerlerininki yanılıyor. Onlar çok uzun
süreceğinden biz biraz evvel dediğim şekilde itiraz edenlerin görüşlerinin
yanlış olduğunu meydana çıkartmak için yazıyoruz.
Melaikelerde
yanılma hali yoktur diyenlere:
Harut ile Marut iki melekti.
(Sure-i Bakara, Ayet 102) Bunlar Arş-ı Ala'da sevabları günahları izliyorlardı.
Kendileri melek olduğu halde ibadetlerinin sevabı yoktu, Ondan çok az çalışan
insanların ibadetlerinin sevabı ve dereceleri çok fazlaydı. Bu iki melek Allahu
Teala'ya:
- Ya Rabbi! Sen bizim
ibadetimize derece sevab vermiyorsun. Halbuki insanlar bizim yaptığımız
ibadetten çok azını yapıyorlar. Onlara da çok büyük derece, çok büyük sevab
veriyorsun. Niçin böyle oluyor. Ondaki hikmet nedir? Allahu Teala:
- Sizde nefis, şeytan yok.
İnsanoğlunda nefis ve şeytan var. Onlar nefisleriyle ve şeytaniyla mücadele
edip uğraşa uğraşa amel-i salih işliyorlar. Onun için onların yaptığı ibadetin
derecesine sizin yetişmenize imkan yok. O melekler:
- Ya Rabbi! Keşke bizi de insan
olarak yaratsaydın biz de de nefis, şeytan olsaydı biz de onlarla uğraşa uğraşa
ibadet etsek onların bu yüksek derecelerini bu büyük sevablarını bizde alsaydık
diye Allahu Teala'ya dua ettiler. Allahu Teala dualarını kabul etti. Kendileri melaikelikten çıktı, insan oldular.
Nefis ve şeytan kendilerinde de aynen olmuştu. İnsan olarak bunları Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam)'ın kavmine, O'na yardımcı olmaları için gönderdi. Bunlar kazmayla, kürekle amelelikle
çalışıyorlar hem de ibadet ediyorlardı. İnsanları da kötülükten Allahu
Teala'nın nehyettiği şeylerden men ediyorlardı. O zamanda sihirbazlık çok yüksekti.
Sihirle bir adamı hasta etme, karı ile kocanın arasını açma gibi sihirler ve
sihirbazlar çoktu. Harut ile Marut Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'a yardımcı
olarak bu sihirleri önlüyorlar sihirbazlarıda öldürüyorlardı. Bunlar kazma ile
kürekle çalışa çalışa, kuru ekmek yiyerek ibadet edip çok yorgun düşüyorlardı.
Lüks hayat yaşayan zenginlere çok imreniyorlardı. Şeytan o zenginlerin hayatını
çok güzel gösteriyordu. Onlarda o zenginlerin hayatına imreniyorlardı. Nihayet
şeytan bunları azdırdı. Bunlar dediler ki:
- Kazma, kürekle amelelikle
bizim zengin olmamıza imkan yok, millete sihirbazlık günahtır yapmayın der
Allahu Teala'nın emrini tebliğ eder, ondan sonra da bunlara karıyla kocanın
arasını açan, boşandıran sihirleri öğretir, karşılığında para alır zengin
oluruz dediler. Yani: Siz yapmayın, günahtır haramdır diyecek hem de
öğreteceklerdi. O sihiri öğrenince öğrenen adam hangi kadında gözü varsa kocası
ile arasını açıp boşatıp kendinin alabilmesi için çok para veriyordu. Bu paraya
gözleri kızıp: «Sihir haramdır Allah'ın nehyettiğidir, siz yapmayın» der para
karşılığında öğretirlerdi.
Halbuki kendileri bu sihiri
önlemek için Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'a yardımcı olacaklardı. Bunlar
zenginlediler büyük mevkilere geçtiler.
Birisi hakim birisi de ya baş katip ya da savcı olmuşlardı. Mahkemeye
bakıyorlardı. Genç, çok güzel bir kadınla kocası geçimsiz olup mahkemeye gelmişlerdi. Onlar
kadına göz koydular ya zina ettiler ya da zinaya teşebbüs ettiler. O zaman Harut
ile Marut'u Allahu Teala Arş-ı Ala'ya çekti ve kendilerinden nefisle şeytanı
aldı. Yine melek yaptı ve onlara sordu:
- Siz dünya yüzünde kötülüğü
önleyecektiniz halbuki bunu siz yaptınız insan olmayı da siz istediniz. Ben
size bu dünyada, dünya ömrü boyunca kıyamete kadar mı ceza vereyim yoksa
kıyametten sonra mı?
Onlar:
- Kıyametten sonra ebedi olacak,
hiç sonu gelmeyecek. Kıyamete kadar olursa sonu gelir kurtuluruz sen bize
kıyamete kadar ceza ver ondan sonra affet dediler. Allahu Teala ikisini de
ayaklarından zincirle Arş-ı Ala'ya astı.
- Siz burada kıyamete kadar bu
cezayı çekeceksiniz buyurdu. O iki melek Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ın
zamanından kıyamete kadar ceza çekiyorlar. Ondan sonra affolacaklar. Melaike,
melaike olursa yanılmaz diyorlar. Allahu Teala onlarada nefis-şeytan verirse onlarda yanılır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Cebraili sapsarı rengini atmış çok korkar vaziyette gördüm buyuruyor.
- Ya Cebrail! Niçin korkuyorsun
buyurdu ki:
- Allahu Teala'ya karşı bir hata
işlerimde beni cezalandırır diye korkuyorum. (Kimya-i Saadet, Sayfa: 633
benzeri) Harut'la Marut gibi demek istiyor.
Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)
kalbi mübareği, levh-i mahfuz'a nazır idi.
Levh-i Mahfuzu her zaman seyrederdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyi
vesellem) Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın büyüklüğünü, Hazreti Osman'ın
kendinin ve Allahu Teala'nın yanında çok sevgili olduğunu çok fazla hadis-i
şeriflerle, hadisi kudsilerle bildiriyor.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu) ve Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında inen ayetler ve
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in dediği hadis-i şerifler ve
menkıbeleri Allahu Teala'ya ve Resulullah'a sevgili olduğu hiç bir yaratılanda
olmayan Allahu Teala'nın verdiği özellikler cennetteki derecelerinin yüksekliği
harikulede enteresan, göze görünecek şekilde hiç bir yaratığın yapamadığı menkıbe sayısı hem az hem de öbürlerine göre
Hazreti Ebu Bekir'le Hazreti Osman'ı görünüşte gibi ama basit Allahu Teala bu
ikisini saklamış, gizlemiş gizli yönleri ile Allahu Teala'ya sevilmişlerdir.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'e
gelince onun yaptıkları hakikat içinde hakikattır. Her yönüyle işlerine,
yaptıklarına hiç kimsenin hatta Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
de akıl yetiremediği yönleri çoktur. Ama Peygamberimizin manevi bilgisinin bilinmeyen
yönlerinin yüzde ellisini Hazreti Ali biliyorsa, Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Hazreti Ali'nin bilinmeyen manevi yönlerinin yüzde
doksandokuzunu biliyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in manevi
hallerini, manevi durumlarını tek bilen Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'dir.
Bir hadis-i Şerifte
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
«Ali'yi fark eden beni fark
etti» (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir
Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
««Benden sonra Ebu Talib'in oğlu
Ali'den ayrılmayın. İçinizde hakkı, batılı en iyi ayırt eden Ebu Talib'in oğlu
Ali'dir.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3769)
Bir Ali'nin sırrına bir de
arının sırrına akıl yetiremedim.» (Hacı
Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
Halk arasında sır Ali sırrıdır,
aramızda sır kalsın gibi sözler bu hadisler ve ilerde yazdığımız ayetlere
dayanılarak söylenmiştir.
Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'in bu özellikleri sadece dünyada görülen müsbet maddi harikuladeler,
kerametlerdir, Hazreti Ali'ninkine gelince Kaygısız Hazretlerinin:
Şeriatı Muhammede verdiler
Tarikat üstüne bir yol kurdular
Hakikat babından sual sordular
Hakikat var hakikattan içeri
dediği gibi her hali her menkıbesi
o hakikat içindeki hakikatlerle doludur. Gösterdiği kerametler akıl, sır
ermeyecek şekildedir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in miracına ilk inanan Hazreti Ebu Bekir olduğunu söylerler. İlk inanan Hazreti Hatice validemizdir. Hazreti
Hatice Validemiz:
- Ya Resulullah! Miracında hak, sende haksın ben inandım dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ya Hatice! Sen kadınsın senin
şehadetini Allahu Teala kabul etmez sen inansanda kabul olmaz. Bunun için
erkeklerden inanması lazım. Allahu Teala: Salı günü ikindin vaktine kadar sana
miracına inanan olmazsa seni dünya yüzünden kaldırır dünyayı helak ederim
buyurdu. Ben bundan korkuyorum bundan dolayı inanmaları için acele ediyorum
dedi. Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) milleti inandırmaya
çalışıyor, miraca giderken, gelirken, Kudüs'ten, yaptıklarından, gördüklerinden
deliller söylüyor. Kimseyi inandıramıyor.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Ya Resulullah! Sende haksın
mir'acında hak ben inandım dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ya Ali! Sen de çocuksun Allahu
Teala senin şehadetinide kabul etmez. Yaşlı olgun kimselerden birisinin kabul
etmesi lazım. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) bunları hiç duymamıştı.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e:
- Senin arkadaşın bir şey
söylüyor, akla, fikre sığacak şey değil. Arşı Ala'ya çıktım, Allahu Teala'dan
doksan bin soru, doksan bin cevap aldım. Cenneti gezdim her çeşidini gördüm.
Cehennemin penceresinden baktım yedi kat semavatı geçip bütün meleklerle konuştum.
«Benden istifade etmeyen melek
olmadı.» (Altı Parmak, Sayfa: 52)
Bu yüz senede yapılmaz. Geri,
yatağıma geldim, yatağımı sıcak buldum (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, sayfa: 437)
diyor. Bunun olmasına imkan var mı? Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):
- Siz bizzat ağzından duydunuz
mu?
- Evet duyduk.
- Bunları bizzat kendi mi
söyledi?
- Evet söyledi.
- Öyleyse ben inandım sizde
inanın. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e:
- Niçin inanıyorsun? İnandığına
dair delilin nedir diye sordular. Buyurdu ki:
- O bu zamana kadar hiç yalan
söyledi mi?
- Söylemedi.
- Söylediğinin hepsi doğru çıktı
mı?
- Çıktı.
- İşte bu da doğrudur.
- Ya kafayı bozduysa aklını
oynattıysa ki bu muhakkak., Çünkü söylediği sözler akıllı adamın söyleyeceği sözler
değil. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu):
- Onun yardımcısı Allah'tır. O
aklını bozmaz. Yine ben inandım sizde inanın dedi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) bu sözü duyunca Ebu Bekir'in imanı gelmiş ve geleceğin
imanının hepsine bedeldir. (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 656) buyurdu.
Zamanımızda Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu vücutla miraca çıkmadığını manen çıktığını
iddia eden alimler var. Onların görüşü o zamanda inanmayanların görüşüne ne
kadar yakın. İnananlarınki de Hazreti Ebu Bekir'in görüşüne ne kadar yakın. Bir
alim biz her şeye inanmaya mecbur değiliz bu adam o sahabeyi sever öbürünü
sevmez o da öbür sahabeyi sever bu sahabeyi sevmez . Aynen yeşili sevip
kırmızıyı sevmeyen kırmızıyı sevip yeşili sevmeyen gibi demiş. Bizim bir
kardeşimiz aynı mecliste kırmızı ile yeşil doğrudur ama inanmaya mecbur
olduğumuz sevmeye mecbur olduğumuz sevmemeye mecbur olduğumuz şeyler ayrıdır.
Konu Yezid hakkında Yezid'i
sevenler ne olur sevmeyenler ne olur?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in ve evlatlarının sevdiklerini sevip onlara muhabbet etmemiz,
sevmediklerini sevmeyip onlara buğz etmemiz lazımdır. Tıpkı ben Ebu Cehil'i
severim Muhammed'i sevmem bende Muhammed'i severim Ebu Cehil'i sevmem, ben
Firavunu sever Musa'yı sevmem diyen gibi. Hazreti Ali bu hususta bir insanın
dostuda üçtür düşmanı da üçtür.
1- Dostun (sevdiğin)
2- Dostunun dostu. Senin çok
fazla sevdiğin arkadaşının sevdiği
3- Düşmanıyın düşmanı hepsi sana
dosttur.
1- Düşmanın
2- Düşmanıyın dostu
3- Dostuyun düşmanı hepsi sana
düşmandır.
Yine Hazreti Ali'nin sözü
düşmanı büyük görmekte çok hatalıdır, küçük görmekte çok hatalıdır. Büyük
gördün diye moralin zerre kadar kırılmasın muhakkak ve muhakkak yeneceğim de.
Hadis-i Şerif:
«Bir insan ölürse kırk müslüman
Allah rahmet etsin derse o kimseye Allah rahmet eder.» (Riyazü's-Salihin, Hadis No: 429, Sayfa: 324)
Allah o kimseye kırk müslüman
içerisi yanarak rahmet etsin dediği için rahmet ediyor. Buna dair atasözü:
Halkın dili hakkın kalemi demişlerdir.
Hadis-i Şerif:
«Üveys neye yemin ederse Allah o yeminini yerine
getirir.» (Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 225, Sayfa: 483)
Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) «Düşmanın karınca ise
de hor bakma» buyuruyor.
Yine düşmanını küçük görüp hor bakma. Ne kadar küçük
görsen horlasan fırsatını bulursa düşman düşmandır. Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam)'ın karıncanın filleri bırak demesi kitabımızda yazılıdır.
Atasözleri:
«Su uyur düşman uyumaz.»
Sen düşmanı uyudu zannedersin o bildirmez. Fırsatı eline
geçerse yapacağını yapar.
Düşmanına merhamet eden
akabinde, sonunda kan kusar.
Sen merhamet edersin düşmanının
eline fırsat geçerse sana kan kusturur.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) buyuruyor ki:
- Ben düşmanımla dost olurum.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Nasıl olursun ya Ali?
- İyilik ederim, karşısında
kötülük yaparsa yine iyilik ederim. Bu iyiliklerine karşılık yine kötülük
ederse yine iyilik ederim. Üçüncü sefer üst üstüne kötülük edene karşı üç sefer
üst üstüne tam hüsni niyetle çok büyük iyilik gören dördüncüye kötülük yapamaz.
Bizim iyilik yaptık dediğimiz çok az bir iyilik. Hazreti Ali'nin dediği çok
büyük iyilik.
Yine Hazreti Ali (Radiyallahu
anhu)'ye soruyorlar:
- Felan adam sana suikast edip öldürmek istiyor.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Ben ona büyük bir iyilik yapmadım ki? Bana suikast,
çok fazla iyilik yaptığım adam yapar. İşte ibn-i Mülcem Hazreti Ali'nin
iyiliklerine karşılık kendine asker oldu dostu çok zaman uzun süre kendine
askerlik yaptı. En sonunda Hazreti Ali'nin dediği çıktı bir anda kendine düşman
oldu ve suikastla şehid etti. Hazreti Ali'nin her iki dediğide oldu iyilikle
dost oldu çok fazla iyilik yaptığı için en sonunda düşman oldu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in çok
azılı kafirleri hediye verip iyilik yaparak imana getirmesi düşmanları kendine
dost etmesi meşhurdur. (Kütüb-i Sitte, Cild 16, Sayfa: 246 benzeri.)
Biz iyilik yapıyoruz kötülük görüyoruz buna iyilik
yaramaz buna iyiliği yapsanda bir yapmasanda bir sözleri yanlıştır. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'den çok iyilikler gören Ebu Cehil'e Muhammed'in
kötü tarafını göster, söyle isbat et dediler olmadı. Ebu Cehil bir kötü
tarafını bulupta söyleyemedi. Ancak Muhammed haklı, doğru peygamber diye beylik
şerefini ayak altına alıp
Abdulmuttalib'in yetimine boyunmu eğelim bu beylik şerefine yakışır mı?
İçinizde hangi bey bunu yapmayı kendine layık görür dedi. Beyler hep birden Ebu
Cehil'in sözüne hak verdiler.
Kafirin bir doğru sözü, bir doğru işi için kafir
olduğu halde kendisine dua edilmez ancak sağlığında onu islama gelmesi dua
edilir, uğraşılır, hediye verilir, yakınlık gösterilir, iyilik yapılır gaye
islama çekmektir. Eğer dünyadan gitti ise kafirse imansız ise her ne kadar
iyilikte yapmış olsa onlara dua edilmez, kabrine gidilmez cenazesi kılınmaz. (Sure-i Tevbe, Ayet 84)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de eğer kafire dua etmek olsaydı,
Ebu Cehil'e dua ederdim, doğru söz konuştuğu için buyuruyor. Allahu Teala
kafire duayı bir tek islama çekmek için, olanını iyi görüyor. Kafir olarak
kalsın şu şu şu iyilikleride yaptı buna dua edeyim denmez.
Bilal babam'a:
- Cihar-ı Yar'ların hangisi büyük diye sordular?
- Hepside büyüktür buyurdu.
- İçlerinden hangisi büyüktür, sorusuna Bilal babam:
- Hepinizin bildiği Anteb'in en büyük Sof dağı var.
Maraş'ın da Ahır dağı var. Bunların enini, boyunu, yüksekliğini hacmini ölçün
hangisinin büyük olduğunu bana haber verin buyurdu. Dediler ki:
- Ne Sof dağının ne de Ahır dağının eni, boyu,
yüksekliği ölçülüp metreküp hesabı bilinmez. Bilâl Babam kendine soru soranları
ikaz için zirveyi bilmek değil metre küp olarak bilmeyi söylüyor. Ben size
gözümün önündeki her zaman gördüğünüz iki dağın büyüklüğünden soruyorum bazısı
enine büyük bazısı yüksekliğine büyük bazısı uzunluğuna büyük dağlar böyle
olduğu gibi onlarda böyledir. Bunların büyüklüğünü bilemiyorsunuz da dört
halifenin birbirinden büyüklüğünü ne bileceksiniz dedi. Onlarda Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e;
- Kur'an-ı Kerim'in hangi ayeti büyüktür? diye
sordular. Maksat Kur'an-ı Kerim'de ki İsmi Azam-ı bulacaklar. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Siz hangi ayet diğerinden küçükse onu söyleyin
bende büyüğünü söyleyeyim. Onlar biz âyetin küçüğünü nasıl gösterelim. Hataya
varırız. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) öyle ise siz küçüğünü
gösteremezseniz ben büyüğünü nasıl göstereyim dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
cihar-ı yar'ın hepsinin de hakkında büyüktür dediklerini nasıl ölçmeye
kalkışıyorsunuz.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) üç Cihar-ı
Yarı övünce:
- Ali'yi neden övmedin? dediler. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ali bendendir İnsanın kendi kendini övmesi olmaz.
Ben, Ali'yi översem, ben kendimi övmüş olacağım, buyurdu. [Dört Büyük Halife «Şemsüddin
Ahmed Efendi» Sayfa: 274, Menkıbe, 24]
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bir diğer
hadîs-i şerifte:
“Ali eti etimden kanı kanımdandır” buyuruyor. (Hacı
Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretleri'nin vaaz bantından alınmıştır.)
Bilal Babam kasidesinde:
Resulullah dedi eti etimden kanı kanımdan
Her kim esirgemez anı fazla kendi canından
buyuruyor.
Bunun gibi çok misaller var. Onların hepsi de
büyüktür. Herkes kendi meşrebinde ileridir.
Şu zamanede bazılarının kendi partisini övdüğü gibi
yine herkes dört cihar-ı yar'ın hangisine tabi ise onu övüp diğerlerini
küçümsüyor. iç işleri bakanı büyüktür dış işleri bakanı adalet bakanı büyüktür
bunların hepsi yanlış olup herkes hangi bakanlıkta memur ise memur olduğu
bakanlıkta o bakımdan hepsinden üstündür aynı onun gibi ashablarda öyledir.
Ben şahsen Nakşi tarikatından birisi ile karşılaştım.
Bana
Nakşi tarikatının piri Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'i övüyor, diyor ki:
- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Mekke'den Medine'ye hicret ederken yanına arkadaş olaraktan
Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'i seçti. O'ndan daha fazla sevdiği ashâb yok
idi ki O' nu arkadaş olarak seçti buna göre en büyük odur dedi. İkinci
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ilk halifesi hepsinden büyük
olması lazım değil mi? diye sordu. Ben:
- Bunların büyüğünü küçüğünü
ölçmek bizim haddimiz değildir? Bunların hepsini de büyük biliriz dediysemde
adam ısrar etti. Bu sorularıma cevab ver dedi. Ben:
- Ben burda cevab vermezsem sen
gittiğin yerde ben haklıyım diyeceksin. Cevap verirsem Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu)'i bir nevi istemeyerek küçümsemiş olacağım. Ama sen beni bu
hususta konuşturmaya mecbur bırakıyorsun dedim ve kendine sordum:
- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) hicrete çıkacağı zaman beni öldürmeye gelecekler benim
yatağımda fedai olarak kim yatabilir dedi. Çünkü yatağımda yatan olmazsa kaçmış
derler, arkamızdan çabuk yetişirler. Dışardan okmu atacaklar veya içeriye
baskınmı yapacaklar gelenler yüzde yüz
yatan adam Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir diye öldürülecekti.
Hiç kimse yatağında yatmaya cesaret edemedi. Nakşi tarikatının piri Hazreti Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu) ben yatarım diyemedi. Kadiri Tarikatının Piri olan Hz.
Ali (Radiyallahu anhu) “Ben yatarım” dedi ve yattı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 440; Siyer-i Nebi,
Cild 2, Sayfa: 429-430)
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye bilahere sordular:
- Yattığın zaman korkmadın mı? Buyurdu ki:
- Ömrümde en rahat en sakin, en huzurlu yatışı,
uykuyu Resulullahın yatağına yattığım zaman buldum buyurdu.
Kendisine dedim ki:
- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
ashâbından hangisine söylese kendisiyle yolculuk yapardı. Hz. Ebû Bekir
(Radiyallahu anhu)'e, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e arkadaş
olduğu için büyük adamdı demek Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'i küçültmek
olur. Şahsen biz de olsak o yolculuğa canla, başla seve seve katılırdık. İşte
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yatağına yatmaya cesaret eden
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) olduğu
için onda da Hazreti Ali esedullahtır. Arslanın en büyük erkeğine esed denir.
Hazret-i Ali'yede Allah'u Teâlâ esedullah Allah'ın arslanı diye buyuruyor.
Allah'ın arslanıdır. Allah'ın arslanının yaptığını hiç kimse yapamaz. Ama Hz.
Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in hiç kimsenin yapamayacağı şeyleri yaptığını
söyleyin de büyüklüğü meydana çıksın, dedim. Ve Nofel meselesini anlattım.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem),
şehitliğin faziletlerinden söyledi. Nofel isminde bir zat havaslandı.
- Ya Resûlullah! Ben bir dua edeyim, sen de amin de,
dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Kötü bir dua olmasın, dedi. Nofel dua etti,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) “Amin” dedi. Nofel'e:
- Nasıl dua yaptın? diye Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) sorunca:
- Allah'u Teâlâ, Nofel'e şehitlik nasip etsin,
karısını dul, çocuklarını da yetim bıraksın, dedim. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) ve ashâb acıdılar. Harp oldu, Nofel harbe girdi. ve şehit
düştü. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) savaş süresince her gün
kabrine giderdi. Zafer kazanıldı. Medine'ye geldiler. Nofel'in ailesi iki
çocuğunun elinden tutmuş, Medine'nin dışında bekliyordu. Önde Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) geliyor:
- Nofel nerede ya Resûlullah? dedi. Çünkü şehit
düşeceğini biliyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sağ elini
yukarı kaldırıp baş parmağı ile arkayı işaret etti. Atı sürdü. Sırası ile Hz.
Osman (Radiyallahu anhu), Hz. Ömer (Radiyallahu anhu), Hz. Ali (Radiyallahu
anhu) onlardan da sordu. Çünkü her bölük askerin başında bunlar geliyordu.
Onlarda arkayı işaret ettiler. En son Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)
yaralıları getiriyordu. Kadın, Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'den Nofel'i sordu.
Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e:
- Hepsi seni işaret ettiler. Arkayı gösterdiler. Hz.
Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ellerini havaya kaldırıp:
- Ey Allah'ım! Sevgili Habîbine ve evvelkilere
kırdırmadığın kalbi bana mı kırdırmak istiyorsun? Şimdi Nofel'i sağ olarak
burada isterim, dedi ve "Allah" diye bağırdı. Nofel atıyla, silahıyla
tam teçhizatlı olarak, atı koşturarak geldi:
- Beni kabrimde yatırmayıp hayfla çağıran kimdi?
Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
- Ben çağırdım. Ailen ve çocukların seni bekliyor,
dedi.
İşte Hadîs-i Kudsi'de “Söyleyen dili ben olurum.”
(Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis
No: 4094) dediği oldu. Hazret-i Ebû Bekir 'in o anki çağırdığı ağzı dili
Allah'tandı. Bu hâdiseyi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e haber
verdiler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e o anda Cebrâil
(Aleyhis-selâm) geldi. Allah'u Teâlâ'dan selam ile Allah'u Teâlâ buyurdu:
- Eğer Ebû Bekir o çağırdığı gibi bir daha çağırsa
idi bu harpte şehit olanların hepsini diriltecektim. Ebû Bekir'e söyle ben kendinden
razıyım, kendisi de benden razı mı? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e gelince:
- Allah'u Teâlâ'nın sana selamı
var. “Ben kendinden razıyım, kendisi de benden razı mı, kendini razı edebildim
mi?” (Dört Büyük Halife Kitabı
(Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 44-46) buyuruyor, deyince o anda Hz. Ebû Bekir
(Radiyallahu anhu)'e bir tevacüd hali geldi. Yüksek sesle avazı çıktığı kadar
bağırıp, ayakta dönmeye başladı. Baş parmağının üzerinde dönerek:
- (Ene razı, ene razı) Ben
razıyım, ben razıyım, diyerek saatlerce döndü. Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)
o anda cehri zikir yaptı. Nakşi tarikatında cehri zikir yok derler, demek ki
Nakşi Tarikatında da cehri zikir varmış.
Bu gibi hâller Hazreti Ebû Bekir
(Radiyallahu anhu) ile Hazreti Osman
(Radiyallahu anhu)'da pek az görülmüştür. Onların ki nisbeten gizli kalmış.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ile Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'de çok
görülmüştür. O Nakşi dervişine dedim ki:
Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)
böyle methedilir, dedim. Şimdi bile böylesi büyük kerameti kabul edemiyorlar.
Gelelim ilk halife Ebu Bekir
Sıddık (Radiyallahu anhu) olduğu için hepsinden büyük diyorsun.
Hadis-i Şerif: Peygamberlerin
varisleri ulemalardır. (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4108;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2719; Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 189) dediğine göre
onların her hali peygamberlerin varisleridir.
Sana soruyorum peygamberlerin ilki mi Allah yanında sevgili büyük,
sonuncusu mu? Tabiidir ki sonu son peygamber Peygamberimiz Hazreti Muhammed
Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) hepsinden üstündür, çok büyüktür. Hal
böyle olunca bunlarda peygamber vekili varisi olunca niçin en son halife
Hazreti Ali hepsinden büyük olmasın? dedim. Adam sükut etti ve kabullendi. Şimdi zamanemizdeki Hazreti Ebu Bekir büyük,
Hazreti Ali büyük, bunun tarikatı
olduğu yerde bu ders veremez onun tarikatı olduğu yerde o ders veremez gibi
taraflı konuşmalar çoktur. Onların iddiasına görede söylense o bakımdan
düşünsen Hazreti Ali'nin kadiri Tarikatı olduğu yerde hiç bir tarikat ders
veremez ki biz bu sözü söylemiyoruz. Görüşümüzde bu değil ama bizi söylemeye
mecbur ediyorlar. Başka tarikatçılar söylüyor. Şimdi bu dört büyük halife
kitabının tümünü her bastırdığım cilde bir bölümünü yazıp karşılaştıracağım.
Okuyucularımız, cihar-ı yar'ların hepsininde büyük olduğunu anlasınlar ve
kimsenin itirazı kalmasın. Allah'ım hepsinden razı olsun ve hepsinin şefaatına
bizi nail etsin. (Amin)
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu) halife olunca 3-5 bin kişilik bir kuvvet Medine'ye tam teçhizat silahlı
geliyordu. Hazreti Ali bunlara:
- Nereye gidiyorsunuz? Bunlar:
- Ebu Bekir halife olmuş, biz
Ali'ye yardım edip onu halife dikmeye gidiyoruz. Hazreti Ali:
- Ben Ali'yim, Ebu Bekir'i
halife ben diktim. Onlar:
- Biz sana yardıma geliyoruz,
Ebu Bekir'i halifelikten indireceğiz dediler. Hazreti Ali kılıcını çekti:
- Öyle ise ilk defa benimle harb
etmeniz lazım. Onlar:
- Biz seninle harb etmeye değil
seni halife dikmeye geldik. Hazreti Ali:
- Öyleyse bana tabi iseniz geri
dönün yerinize oturun. Ebu Bekir'in halifeliğini kabul etmeyenle ilk defa ben
harb edeceğim dedi. Hazreti Ali yaptığı harblerin hiç birisinde ömür boyu
yenilmemiştir, hiç kimseden kesinlikle korkmaz. Hazreti Ebu Bekir'in, Hazreti
Ömer'in, Hazreti Osman'ın halifeliğini seve seve isteyerek kabul etti. Aksini
iddia edenlere inanmayın. Onların birisini istemezse derhal indirir, kendisi
halife olurdu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hiç kimseden ne korkar ne
çekinirdi, Üçününde halifeliğini seve seve isteyerek kabul etti. Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu)'ye sordular:
- Ebu Bekir, Ömer zamanında iç
isyanlar çıkmadı. Osman ve senin zamanında iç isyanlar çıktı bu hususta ne
dersin? Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) buyurdu:
- Ebu Bekir ve Ömer yanında ben
ve benim gibiler vardı. İtiraz edenlerin karşısına çıktı her şeyi önledik.
Osman ve benim gibilerin yanında da sen ve senin gibiler vardı çıkacak fitneyi
önlemek değil körüklediniz işte sonu dediğin gibi oldu.