HZ. ÖMER ibn-i HATTAB
(RADİYALLAHU ANHU)
Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)'in
hakkındaki âyetler bir tek Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)'i içeriyor. Ve
bizim içinde kıyamete kadar ibrettir. Ama Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu)'in
hakkındaki inen âyetlerden Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu)'in Allah yanında
büyük olduğu ve onun ilmiyle en doğru sözün Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu)'in
sözü olduğu meydana çıkıyor. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) şöyleydi:
Allah'u Teâlâ hiç bir şey âyetle
ilhamla rüyayla Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)'e bildirmediği
zamanlar şeriat ölçüsü ile ölçüp isabetli karar vermede ve Hazret-i Ömer
(Radiyallâhu Anhu)'in sözlerini bizzat Allah'u Teâlâ âyeti kerimelerle tasdik
etmede hepsinden üstündür. Ayeti kerimelerde onu gösteriyor.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu) yanında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem ) olduğu halde hicret ederken hem mağarada iken hem de
Süreha kendilerini öldürmeye geldiklerinde korkuyor ve titriyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in hicreti sırasında Hz. Ömer ibn-i Hattab (Radiyallahu anhu)
Mescid-i Saadette olmayıp, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
hicretinden habersizdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in evine
geldi. Evde kimse yoktu. Sordu:
- Muhammed nerede?
- Kâfir beyleri öldürmeye
geldiler, kendisi de gece Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ile gitti. Deyince Hz.
Ömer (Radiyallahu anhu) evine geldi. Tam teçhizat bütün harp aletlerini
kuşanıp atına bindi. Kâbe'nin avlusunun
dibinde oturan beylerin yanına geldi.
- Ey Mekke'liler! Muhammed
malını, mülkünü, her şeyini bırakıp gittiği için ben de her şeyimi bırakıp
gidiyorum. Bu mallarımızı size bağışlıyoruz manasına gelmiyor. Ne zaman olsa
gelip burayı alacağız. O zaman kat kat fazlası ile sizden alacağım. Şimdi ben
gidiyorum. Arkamdan Ömer de kaçtı diyeceksiniz. Ben onun için size haber
veriyorum. İçinizde karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa
önüme çıksın. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671) Arkamdan Ömer gizli kaçmış,
haberimiz olsa yolunu keserdik, demeyin. Benim gittiğim felan yoldur. Size de mühlet
tanıyorum, hangi adamınız kendine güveniyorsa yolumun üzerine çıksın diye
çağırdı. Mekke beylerinin hepsinin
başları önünde hiç kimsede ses yok. Eğer çıt deseler orda savaşa başlayacak. Üç
sefer Mekke'nin çarşısında at koşturup böyle bağırdı. En son atını çevirip
Medine yoluna düştü ve Medine'ye geldi.
Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in
şiddeti (müslüman olmadan evvel Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e ve
müslümanlaraydı. O zaman Allah'ın en sevmediği ahlaktı.) Bu ahlak bu şiddet
kâfire karşı olunca ki bu yaptığı Allahu Teala'nın en sevdiği ahlâk oldu.
Bu söz Allah'u Teâlâ'nın çok
hoşuna gitti. Kur'ân-ı Kerim'de Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'i överek bunu
söylüyor. Kâfire karşı şiddet göstermesini severim. (Sure-i Maide, Ayet 54)
dediği ilk defa bu Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de zuhur etti diğerlerinde
olmadı. Daha sonra Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) büyüyünce onda zuhur etti.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in ezanı okutması da böyledir. Bu on ayetten
başka bazı ayetlerde Hazreti Ömer (radiyallahu anhu)'in sözünü Allahu Teala
tasdik ediyor ama bu on ayette kesin olarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'le ashab bir çeşit konuşuyor
Hazreti Ömer başka çeşit konuşuyor. Allahu Teala'da ayetle Hazreti Ömer'in
sözünü tasdik ediyor.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu) hakkındaki inen ayetler ve söylenilen hadis-i şerifler sadece Hazreti Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu)'i övmek mahiyetindedir. Hazreti ömer (Radiyallahu
anhu) hakkındaki inen ayetlere gelince hiç kimsenin kafire karşı şiddet
gösteremeyip, saklanıp kaçıp gizli gittikleri zamanlarda Hazreti Ömer'in kafire
karşı çok şiddet göstermesi ve Allahu Teala'nın Hazreti Ömer'in kafire karşı bu
şiddet göstermesini Kur'an-ı Kerim'de övmesi bu Hazreti Ebu Bekir Sıddık
(Radiyallahu anhu)'inkinden tamamen ayrı bir özellik taşıyor.
Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ve bütün ashabının sözlerinin yanlış Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu)'in sözlerinin doğru çıktığı on mevzuda ki ayetler sırasıyla
şunlardır:
Hazreti Aişe Validemiz'e zina yaptı
diye iftira attılar. Ve zina suçundan yalancı şahitler dinlenip recmine karar
verilmişti, recm edileceği zaman Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Vallahi Haza Bühtanın Azim
«Vallahi bu büyük bir iftiradır» (Sure-i Nur, Ayet 16) dedi. Arkasından Hazreti
Ömer'in şu sözünü tasdik eden şu ayet geldi:
- Siz niçin Ömer gibi Vallahi bu
büyük bir iftiradır demediniz (Sure-i Nur, Ayet 16) buyurdu.
Hazreti Aişe ilk defa
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:
- Sen Allah'ın Resûlüsün! Bana
edilenin iftira olduğunu bilmiyor musun? dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Allahu Teala bir şey bildirmiyor her şeyi
kapamış, Allah bildirmediği zaman bilmem dedi. Hazreti Aişe validemiz babası
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'e gitti.
- Sen evliyaların başkanı değil misin? Sen sıddıksın
bana söylenilenin iftira olduğunu bilmiyor musun? dedi. Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu):
- Ya Aişe! Keşke benden doğmamış olsaydın dedi.
Hazreti Aişe Validemiz gizli bir odaya geldi, ellerini kaldırdı.
- Ey Benim Allah'ım! Senin peygamberine gittim
halımdan bilmedi. Onun sevgili refiki, arkadaşı babam o da halimden bilmedi.
Kimse bilmiyorsa sen biliyorsun dedi ve yalvardı. Hazreti Ayi (Radiyallahu
anha)'nın doğru olduğuna dair dokuz ayet indi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Hazreti Aişe Validemizi çağırdı. Bu seferde Hazreti Aişe (Radiyallahu
anha) Validemiz gitmedi. İşte Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) şeriat ölçüsü ile
ölçüp isabetli kararını vermişti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e sordular:
- Sen bu büyük bir iftiradır dedin bunun iftira
olduğunu ne bildin? Buyurdular ki:
- Allahu Teala'nın görmediği bir yer olmadığını
Allahu Teala kendi sevdiğin habibinin namusunu korumadan aciz olmadığını
düşündüm ve karar verdim. Kendimi tutamadım, bağırdım vallahi bu büyük bir
iftiradır dedim. Çünkü İbrahim (Aleyhis-selam)'ın ailesi Sara Validemize Mısır
Şahı sarkıntılık edeceği zaman bütün eklemleri, kanı her şeyi durmuş
robotlaşmıştı. Onu öyle yapan Allah sevgili Habibinin namusunu korumak için
niçin bunu da yapmasın? dedim düşündüm ve Vallahi bu büyük iftiradır dedim.
Allah'u Teâlâ onun üzerine şu âyeti gönderdi:
1- “Onu
işittiğiniz zaman bunu söylemek bize layık olmaz haşa bu pek büyük bir
iftiradır, demeli değil mi idiniz?” (Sure-i Nur, Ayet 16) diye Hazreti Ömer'in
sözünü tasdik etti.
* * *
2- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Makam-ı
İbrahim'de namaz kılınması için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
söyledi ve hakkında âyet indi.
“Ve o vakti de
yad ediniz ki, biz beyti Şerifi nas için bir sevapgah ve bir Dar-ül-Enam (güven
yeri) kıldık. Sizde Makamı İbrahim'den bir namazgah ittihaz ediniz ve biz
İbrahim'e ve İsmail'e kati emir vermiştik ki; benim beytimi tavaf edenler için
ve orada mücavir bulunanlar için ve rükua sücuda varacakları için tertemiz
bulundurunuz.” (Sure-i Bakara, Ayet 125)
* * *
3- Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve mü'minlerin hanımlarının örtünmesi için
söyledi ve hakkında âyet indi.
“Ey
Peygamber zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına de ki: Üzerlerine
feracelerini sıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına ve eza edilmemelerine en
yakın en muvafık bir sebebtir ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli
olandır.” (Sure-i Ahzab, Ayet 59)
* * *
4- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in aileleri birbirini kıskanınca, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in canı sıkıldı.
- Sizin hiç birinizle yatmayacağım dedi. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ailelerinin
yanına gelip kızdı ve tekdir etti.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) her
ailesiyle bir gece yatıyordu. İçlerinden birisi Hazret-i Ömer (Radiyallâhu
Anhu)'in kızı Hazret-i Hafsa idi. Onun için Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ailelerinin yanına serbest gelirdi. Hepsini
çağırıp, kendi kızına ve hepsine birden tekdir etti. «Siz Resulullah'ı memnun etmezseniz Allahu
Teala sizden daha iyisini Resulullah'a nasib etmez mi? Niçin böyle yapıyorsunuz?
dedi.» Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kendi kendine bundan sonra
bunların hiç birisinin yatağına gitmeyeceğim dedi. Allah'u Teâlâ şöyle buyurdu:
Allah'u Teâlâ'nın helâl buyurduğunu sen sana haram
etme.” (Sûre-i Tahrim, Ayet 1)
Bunun üzerine aşağıdaki yazdığımız âyet-i kerime
indi. Bu ayeti kerime aynen Hazreti Ömer'in sözünü tasdik etmiştir.
“Şayet
o sizi boşarsa umulur ki: Onun Rabbi onun için size bedel olarak sizden hayırlı
zevceler verir ki: Onlar müslimeler, mü'mineler taadlere müdavemet (devam)
edenler, tevbekar olanlar, ibadetlerde bulunanlar, oruç tutanlar, dullar ve
bakire olanlar bulunurlar.” (Sure-i Tahrim, Ayet 5)
* * *
5- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) münafıkların başkanı Abdullah İbn-i
Ubey İbn-i Selül'ün cenaze namazına gitmesini engellemek istedi ve hakkında
âyet indi.
Abdullah İbni Übey diğer bir adı ile İbni Selül
ölünce Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yanında ibn-i Selül'ün oğlu
çok kıymetli bir Ashâbtı. Rica etti yalvardı. «Ya Resûlullah benim babamın
cenaze namazını sen kıldır. Ve kabrin de Kûr'ân-ı Kerim oku.» dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)
cenaze namazına gidiyordu. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) arkadan eteğini
çekti, ve dedi ki:
- O münafıktır. Onun namazını kılma. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ben kılıp kılmamada serbestim. Oğlunun hatırı var.
(Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, sayfa: 285) Gibi konuşunca bu âyet indi.
“Ve
onlardan o münafıklardan hiç bir şahsın üzerine ölmüş olunca ebediyyen namaz
kılma ve kabrinin üzerinde durma. Çünkü onlar Allahu Teala ve Resulünü inkar
ettiler ve onlar fasık olarak öldüler.” (Sure-i Tevbe, Ayet 84)
* * *
6-Önceleri içki yasak olmamıştı. Ashâblar içki
içiyorlardı. Herkes sarhoş olmuş sarhoş sarhoş birbirlerine söz söylemelerini
Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) beğenmedi ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi
Vesellem) gelerek:
- Bu içkiyi yasaklasan iyi olur deyince Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sukût etti. Hemen aşağıdaki âyetler indi.
“Ey mü'minler!
Siz sarhoşlar olduğunuz halde ne söyleyeceğinizi bileceğiniz ana kadar ve cünüp
olduğunuz halde de yolcu olmak müstesna gusül edinceye kadar namaza
yaklaşmayınız ve eğer siz hasta veya sefer halinde olursanız veya sizden biri
ayak yolundan gelirde veya siz kadınlara dokunurda su bulamazsanız o zaman
temiz bir toprak ile teyemmüm ediniz.
Yüzlerinize ve ellerinize mesheyleyiniz.
Şüphe yok ki Allahu Teala affedici ve yargılayıcıdır.” (Sure-i Nisa, Ayet 43;
Sure-i Bakara, Ayet 219)
“Ey iman
edenler....Muhakkak ki içki, kumar
putlar ve kısmet için çekilen zarlar şeytanın işinden olan murdar bir
şeydir. Artık ondan kaçınınız ki, felah bulabilesiniz.” (Sure-i Maide, Ayet 90)
“Şüphe yok ki, şeytan aranıza ancak içki ile
(düşmanlık) adavet düşürmeyi ve sizi Allah'u Teala'nın zikrinden ve namazdan
alıkoymayı ister. Artık siz vazgeçtiniz değil mi?” (Sure-i Maide, Ayet 91)
İlk inen âyeti Allah'u Teâlâ ashablar için basamak
yapıyor. Sarhoş olarak namaza durmayın. Çünkü büsbütün yasak dese Ashâbların
içinde içkiye çok mübtela olup terkedemeyecekler vardı. Onlar hali ile terk
edemeyince Allah'u Teâlâ'ya asi gelecekler ve cehennemlik olacaklardı. Allah'u
Teâlâ içki içenleri büsbütün kendine asi saymayıp böyle indirdi. Aradan seneler
geçti. Ashâbın çoğu içkiyi terk etti, birazları da namaz vakitlerinin dışında
içki içmeye ve az içmeye başladılar. Allah'u Teâlâ ondan sonra ikinci âyeti
indirip içki büsbütün haramdır. (Sure-i
Maide, Ayet 91) Hiç içmeyin âyetini indirdi.
Eğer Allahu Teala ilk emirde içkiyi bütün yasaklasa
bazı ashablar içkiye mübtela olduğundan terk edemeyip cehennemlik olacaklardı.
Allahu Teala bunu bildiği için içkinin ilk yasaklanması ayetinde: «Siz sarhoş
olarak namaz durmayınız» buyurdu. Ashabın bir çoğu bu ayete göre terk etti
bazıları da namaz vakitlerinde içmeyip başka zaman içtiler ve azalttılar.
İkinci kesin olarak içmeyin ayeti gelince herkes o ayete içkiyi terk edebilmek
için kendi kendini hazırlamış oldu. Allahu Teala arkasından ikinci ve üçüncü
ayetleri seneler sonra indirdi. Ve içkiyi terk ettiler. Bizde bütün adetleri,
gelenekleri, yaşantısı küfürle geçmiş kimselere Allahu Teala'nın emirlerini,
yasaklarını havsalasının kabul edip ilk defa yapabileceği kadar söyleyip biraz
alıştıktan sonra tam söylememiz lazım. Onlar için kolaylık bizim için öğretmek
usullerini Allahu Teala bildiriyor.
Ashabın içinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'den sonra İran'ın fethinde Hazreti Ömer'in halifeliği zamanında
içkiyi terk edemeyen içki içerken görülen ashabı hapsetmişler harp sonu recm
yapacaklardı. O zat ellerini cariyelere çözdürdü bir ata binip kafirlerle harb
etti. Harpte çok büyük başarı göstermişti. Harp sonu Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'e içki içtiğini, hapsedildiğini, hapisten çıkıp harbe girip harpte çok
büyük başarı gösterdiğini söylediler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kendine
uygulanacak recmin affolduğunu recm yapılmamasını söylediği meşhurdur.
Anlaşılıyor ki bu ayetler indi ve içki yasaklandı. Ashabın içinde
yinede terk edemeyip gizli gizli içenler vardı. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) vefat etti, Hazreti ebu Bekir (Radiyallahu anhu) halifeliği
geldi, geçti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in halifeliği geldi. Murtadlarla
yapılan savaşların hepsi sona erdi. Düşmandan toprak almaya başladılar ve İran
feth ediliyordu. O zamana kadar gizli içki içen sahabenin içki içtiği harbte
görüldü ve savaşta yaptığı büyük başarıdan dolayı Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) tarafından suçu bağışlandı.
1- Ashabın içinde alışkanlık eseri gizliden içenler
varmış.
2- İslamiyet uğrunda çok büyük fedakarlık yaparsa
içki ve benzeri bazı görülen günahları Allah tarafından affolurmuş. Çünkü
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) manen Allahu Teala'dan, Resulullah'tan bir emir
almadan iş yapmaz.
3- Yeni islama giren küffar adetlerinin bir çoklarını
terk edip bazılarını terk edemeyen terk etmeye çalışan kimseler onu terk
ettirebilmek için hoşgörü ile güzellikle söylenilmesi anlatılması ve ağırfena
kötü sözlerle büsbütün çığırından çıkarılmaması lazımmış.
* * *
7-
(Sûre-i Mü'minun'un 12 ve 14. âyet) lerine muaffakiyetleri.
“Ve yemin ederim
ki, insanı çamurdan (ibaret olan) bir hülasadan yarattık.” (Sure-i Mü'minun
Ayet 12)
“Sonra onu metin
bir karargahta bir nutfe kıldık.” (Sure-i Mü'minun, Ayet 13)
“Sonra o nutfeyi
bir donmuş kan yarattık, müteakiben o
donmuş kanı da bir parça et kıldık, sonra o et parçasını da kemikler kıldık,
kemiklere de bir et giydirdik. Sonrada onubaşka bir halk olarak inşa etmiş
olduk. İmdi musavvir, mukaddir olanların en güzeli olan AllahuTeala pek
mübarektir.” (Sure-i Mü'minun, Ayet 14)
Bu mübarek ayetlerde Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'in bu husustaki sözlerini tasdik etmektedir.
* * *
8- Bir yahudi ile bir münafık aralarında
mahkemelik oldular Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e geldiler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yahudiye hak verdi. Münafık:
- Ben haklıyım benim hakkımı zay ettin dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Öyle ise siz Ömer'e gidin o sizin davanızı daha iyi
halleder dedi. İkisi Hazreti Ömer'e geldiler, meseleyi anlattılar. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
- Bu davayı Resulullah'a sormadınız mı?
- Sorduk.
- Kime hak verdi.
- Yahudiye hak verdi.
Münafığa ise:
- Resulullah'ın verdiği hükme
razı olmuyor musun? diye sordu. Münafık:
- Razı olmuyorum, çünkü haklı
davamı haksız çıkardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Bekleyin geliyorum dedi.
Kaftanının altına kılıç sakladı ve geldi. Münafığın başını kesti ve geri
sıçradı. Üzerine kanı sıçramasın diye ve dedi ki:
- Resulullah'ın hükmüne razı
olmayana ben böyle hüküm veririm dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in
yaptığını tasdikleyen bu ayet indi.
“Hayır
Rabb'ine yemin olsun ki, onlar aralarındaki münazaada seni hakem tayin
etmedikçe, sonra da hükmedeceğin şeyden dolayı nefislerinde bir sıkıntı
bulunmadıkça ve tam bir teslimiyet ile teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”
(Sure-i Nisa, Ayet 65)
* * *
9- Yahudinin
birinin Cebrail (Aleyhis-selâm)'e düşman olduklarını söylemesi üzerine Hz. Ömer
(Radiyallahu anhu)'in,
- Her kim Allah'a, Meleklerine, Resullerine bahusus
Cibril ve Mikail (Aleyhis-selâm)'a düşman ise şüphesiz Allah da o türlü
kâfirlere düşmandır. (Sûre-i Bakara, âyet 98'e muvafakati) ve (Sahih-i Buhari
Tecridi Sarih, Cilt 2, No: 261, Syf. 352 İzahında) demesi üzerine yukardaki bu
mübarek ayet indi.
* * *
10.
Bir gün Kâbul Ahmar:
- Arz
meliki'nin sema meliki elinden hali yamandır, demiş. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'de:
-
Meğer ki nefsi ile hesablaşmış ola deyince Kabul Ahbar:
- Nefsim yed'i kudretinde tutan Allah'a
yemin ederim ki Tevrattada böyledir. Sen ona tabi olmuş oldun dedi.
Kabul
Ahmar Tevratta da aynı öyledir. Ama ben tam söyleyememişim demesi üzerine
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hemen sevincinden Allahu Teala'ya şükür secdesi
yapıp secdeye kapandı. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 261,
Sayfa: 346-353 izahında açıklanmaktadır.)”
Kabul Ahmar'ın aslı Yahudi idi.
Müslüman olmuştu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in her sözünü
tevratta inen ayetleri okur tasdik ederdi. Yine kabul Ahmar tevratta ki ayeti
okumuş manasını vermiş eksik okumuş eksik mana vermişti. Hazreti ömer
(Radiyallahu anhu) onun eksikliğini hiç kimseden duymadan tamamladı.
Peygamberler ve evliyaların
sözlerini ya Allahu Teala tasdik eder yahutda söylediği sözün Kur'an-ı
Kerimde kendi hiç bilmediği halde
kendiliğinden konuştuğunu Allahu Teala tasdik ediyorsa sevincinden şükür
secdesi yapar.
Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam)'da: «Elhamdülillah benim ümmetimde Yemen'den Kudüs'e bir başımı
çevirip bakana kadar kocaman sarayı getiren evliya yetişmiş dedi» ve sevinden
secdeye kapandı, secdede şunu söyledi:
«Gala haza min fadli Rabbi.»
(Sure-i Neml, Ayet 40)
Bu benim Rabb'imin büyük bir
fadlıdır.
«En eşkürü en ekfür» (Sure-i
Neml, Ayet 40) Şükür mü edecek, küfür mü edecek diye Allahu Teala beni sınıyor
dedi. Ya Rabbi! Sana yüzbinlerce şükürler olsun dedi secdeye kapandı.
Adem (Aleyhis-selam) gece
dünyaya indi, sabah olup ışıyınca iki rekat şükrane olarak namaz kıldı ve
secdeye kapandı.
Nuh (Aleyhis-selam) altı ay gemide
yüzdü, karaya ayak basınca öğle vakti secdeye kapandı namaz kıldı.
Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'in kide Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ın yaptığının aynısı. Elhamdülillah Allah'a şükür Allahu Teala
Ayeti Kerimesinde benim sözümü tasdik etmiş diye secdeye kapandı.
* * *
11. Bedir esirlerini Hazreti Ebu Bekir, Hazreti
Osman ve Peygamberimiz bırakılmalarını istedi.
Hazreti Ali o zaman genç olduğu için fikrini almaya lüzum görmediler.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Ya müslüman olsunlar! ya da öldürelim
dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in
sözünü tasdik eden ayet indi.
Eğer
Bedir Cenginde bulananların Allahu Teâlâ
gelmiş ve gelecek günahlarını affetmemiş olsa idi bu esirleri
bıraktığınızdan dolayı azab görecektiniz. (Sure-i Enfal, Ayet 67-68) Çünkü bir tek Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) Ya Müslüman olsunlar, ya hepsini öldürelim bırakırsak ilerde yine bize
düşmandırlar demişti. İşte orda bırakılan yetmiş esirin çocukları Kerbela'da
İmam Hüseyin'i şehid ettiler. Düşmanlıklarını devam ettirdiler ayette Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözünü tasdik ediyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) neden bilmedi de Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) bildi?
- Allahu Teala hiç bir şeyi
bildirmediği zamanda şeriat ölçüsüyle
ölçüp isabetli karar vermede Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e bu meşrebi
Allahu Teala verdi. Allah'u Teâlâ kimseye bildirmeyip Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'e bildirirdi. (Sure-i Enfal, Ayet 68)
Bu on ayette Allahu Teala
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Cebrail ile ilhamla rüya ile
bildirilmedi. Herkes şeriat ölçüsü ile bilmesi lazımdı. Hazreti Ömer şeriatta
hepsinden üstün olduğundan Peygamberimiz'inde diğer üç cihar-ı yar'ında
ashabında bilmediği zamanlarda bunlara Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) olumlu
ve yerinde karar verdi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözünü bu on ayet
tasdikledi. Burda da Hazreti Ömer hepsinden ileridir. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'in sözleri, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözünden
yüksektir diye milletin kalbinde bir istifham uyanmasın diğer yüzlerce binlerce
mevzuda Hazreti Ömer'in sözleri yanlış çıkıyor. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in sözleri doğru çıkıyor.
Hazreti Ömer hakkında inen
ayetler ilk defa Hazreti Ömer söylüyor sonra O sözün doğruluğuna ayet-i kerime
iniyor. Diğerlerinin hakkında inen
ayetlerde böyle bir şey yok, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in hakkında inen
ayetlerde ayrı bir özellik var. Onlarınki ancak yaptığı iş icraatın ve güzel
ahlakından dolayı Allahu Teala onları övücü ayetler indiriyor. Hazreti
Ömer'inkin de çok büyük bir başkalık vardır.
Kûr'ân-ı Kerim'de Sûre-i Kehf'te
Allah'u Teâlâ'dan Musa (Aleyhis-selâm) ilm-i ledünü istedi. Allah'u Teâlâ Hızır
(Aleyhis-selâm)'a gönderdi. Musa (Aleyhis-selâm) kendinden derecesi çok küçük
olan Hızır (Aleyhis-selâm)'dan ilim öğrendi. Musa (aleyhis-selam)'a Hızır
(Aleyhis-selam):
- Allahu Teala bana bir ilim
öğretti o sende yok sana bir ilim öğretti o bende yok dedi.
Musa (Aleyhis-selâm) Kelimullah
Resûlullah kendisine kitap inmiş şeriatın hükmünü kesiyor. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hariç Peygamberlerin en büyüğüdür. Kendisine ilmi
ledün öğreten Hızır (Aleyhis-selâm)'ın ise Peygamber olup olmadığında şüphe
var. Eğer Peygamberse peygamberlerin en küçüklerinden. Onun için Musa (Aleyhis-selâm)
öğreneceklerini hep Hızır (Aleyhis-selâm)'dan öğreniyor. (Sûre-i Kehf, Ayet 65)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) benim hırkamı, tacımı Üveyse götürün
bilmediklerinizi ondan sorun ve ondan sizin için dua isteyin. [Sahih-i Müslîm, Cild
7, Hadîs No: 223 (2542).] buyuruyor. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) Veysel
Karani Hazretlerinin yanına gidip Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in
hırkasını tacını verdi. Ve dua istedi. Hazret-i Ömer'in derecesi Veysel Karani
Hazretlerinden çok büyük. Hazret-i Ömer (Radiyallâhu Anhu) Eshâbların en
büyüklerinden Veysel Karani Hazretleri
Ashab değil. Tabiin Ashabın en küçüğünden
de küçük.
Tabiinin en hayırlısı kendisine
Üveys deniler zattır. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 1617) Ama yinede Veysel Karani
öğretiyor. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) öğreniyor.
Nasıl ki Musa (Aleyhis-selam)
çok büyük, Hızır (Aleyhis-selam) ondan çok küçük. Allahu Teala ilmi ledünü
öğrenebilmesi için Musa (Aleyhis-selam)ı Hızır (Aleyhis-selam)'a gönderiyor.
Musa (Aleyhis-selam)'ın bilmediği ilimleri gemiyi delerek (Sure-i Kehf, Ayet
71); Çocuğu boğazlayarak (Sure-i Kehf, Ayet 74) duvarı yaparak (Sure-i Kehf,
Ayet 77) böylece Musa (Aleyhis-selam)'a öğretiyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in Kur'an-ı Kerim'de onun benzeri olması lazım. Onun için Allahu
Teala aynısını Hazreti Ömer'le Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
arasında yapıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) çok büyük Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) ondan çok küçük. Ömür boyu sadece on meselede
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve ashabın dedikleri yanlış
Hazreti Ömer'in dedikleri doğru çıkıyor.
[Dört Büyük Halife Kitabı
(Şemsüddin Ahmed Efendi)]
55. Menkıbe: Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) hakkında nazil olan âyet-i
kerîmeler bildirilecektir.
1- Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) dinde gayret sahibi bir zât idi. Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem) harem-i şeriflerinde bir gün:
-
Ne olurdu Resûl-i Ekrem'in evine hiç kimse izinsiz girmeseydi, buyurdu. Hakk
Teâlâ, Hazreti Ömer'in sözüne uygun olarak Ahzâb sûresinin elli üçüncü:
-
“Ey imân edenler, (bundan sonra) Peygamberin (evlerine yemeğe dâvet
olunmaksızın, vaktine (de) bakmaksızın) girmeyin” meâlinde ki âyet-i kerimesini indirdi.
İbn
Abbâs (Radiyallahu anhu) buyuruyor ki:
-
Bu âyet-i kerîme mü'minlerden bir bölük hakkında nazil olmuştur. Onlar,
Resûlullah'ın yemeğe davetine yemek vaktinden önce gider, beklerlerdi. Yemekten
sonra da oturur sohbet eder, dışarı çıkmazlardı.
Hadis-i Şerif: « Biriniz bir sevdiğiniz kimsenin
evine gireceği zaman üç sefer kapıyı vursun. İzin istesin izin verilmezse girmesin» ( (Kütüb-i Sitte,
Cild 1, Sayfa: 45)
İşte Allahu Teala nezaketin
ilkini ve en incesini ayeti kerime ile Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'de hadis-i şeriflerinde söylüyor.
2- Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) bir hizmetçisini Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'i çağırması için
göndermişti. O zaman Hazret-i Ömer, kaylûle vakti olduğundan uyuyordu.
Gece ibadet edilir uyku uyunmaz
sabah namazı kılınır, kuşluk namazını da kılınır ve ondan sonra ister uykusu
gelsin ister gelmesin yatılır ve uyulur. Bu uykuya kaylule uykusu denir, Gece kalkıp ibadet etme, sabah namazından
sonra güneş doğduktan sonraya kadar ibadet etmek Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in sünnetlerindendir. Ashablar aynı Resûlullah gibi
yaparlardı. Ondan sonrada kaylule uykusu uyumak sünnettir.
Hizmetçi bağırarak çağırdı. Hazreti Ömer uyanmadı. Kapıyı
açıp içeri girdi. Hazreti Ömer'in vücudundan bir miktar açılmıştı. Hizmetçi hemen
çıktı:
- Yâ Rabbi! Sen onu uyandır, dedi. (Bir kere daha
çağırdı. Hazreti Ömer uyandı. Hizmetçi, vücudunu görmüştür diye üzüldü):
- Ne olurdu sabah, kaylüle vakti (öğleden önce) ve akşam,
herkesin evinde uyuduğu bu üç vakitte evlere izinsiz girilmeseydi, diye
temennide bulundu. Hakk Teâlâ, Hazreti Ömer'in sözüne muvâfık olarak Nûr
sûresinin ellisekizinci: «Ey iman edenler, sağ elinizin mâlik olduğu (köle
ve câriyeler), bir de sizden olup da henüz büluğ çağına girmemiş (küçük)ler
(şu) üç vakitte, sabah namazından önce, öğle sıcağından elbisenizi
çıkaracağınız zaman, bir de yatsı namazından sonra (odanıza girecek olurlarsa)
sizden izin istesin (ler). (Bu) üç (vakit) sizin için avret ( ve halvet
vakitleri)dir.
(Gösterilmesi haram olan yerlere avret yeri denir.
Halvet: Özel olarak ibadet için ayırdığı kendi
sığacak kadar küçük odaya çekilir, ibadet eder kimse kendisine çağıramaz ve o
halden vazgeçiremez. Bunada halvet yeri derler. Yunus Emre Hazretleri der ki:
Edelim uzlet
Yapalım halvet
Şeyh eşiğinde
Bıraktım arı
Terk ettim varı
Kestim zünnarı
Şeyh eşiğinde dediği
gibi.
Bunlardan
sonra ise birbirinizi dolaşmanızda ne sizin üzerinize, ne de onların üzerine
bir vebâl vardır. Allah âyetleri size böylece açıklar. Allah (her şeyi)
hakkiyle bilendir, tam bir hüküm ve hikmet sabibidir» âyet-i kerîmesini
indirdi.
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) uyumuş, hizmetçisinin çağırmasıyla uyanmıştı. Avret
yeri görüldükten sonra uyanınca üzüldü. Biz gafiller, çok günahkâr, zavallı
kullarız. Allah'u Teâlâ çağırıyor, uyanmıyoruz. Melekler dâima kusûr ve
günâhlarımızı görüyor, yine uyanmıyoruz. Hakk Teâlâ her gün yüzlerce günahımızı
gördüğü halde kulları gafletten uyansın diye onları örtüp afv ediyor. Yine
korkmuyor, uyanmıyoruz.
3-
Mekke-i
Mükerreme'nin ileri gelenlerinden bir kaçı Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in meclisine uğradı. Sohbette, Suheyb-i Rûmi, Habbâb bin Eret,
Bilâl-i Habeşî, Ammâr bin Yâser, Selmân-ı Farisî (Radiyallahu anhu) gibi
üzerlerinde birer yün hırka bulunan fakîr sahâbiler vardı. Mekke'nin zenginleri
Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'e hitâben:
-
Etrafınızda bulunanlar bizim köle ve hizmetçilerimizdir. Bunları buradan
uzaklaştırırsan, seninle otururuz, veya başka bir rivâyette: «Sen bir divâna
otur. Biz senin etrâfında oturalım. Bunlar da hırkalarının yün kokusundan
rahatsız olmayacağımız kadar uzakta otursunlar» dediler. Resûlullah:
-
Ben mü'minleri yanımdan uzaklaştırmam, diye cevap verdiler. O zaman:
-
Kavmimiz bizi bu fakirlerle görürse utanırız. Bizim için ve onlar için ayrı ayrı
toplantı yap. Bizim toplantımız bitince onlar gelsinler. Biz gelince onlar
kalksınlar, dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Peki olur, buyurdu. Mekke'nin ileri gelenleri:
-
Bu sözünü bir kağıda yazabilir misin? dediler.
Resûl-i
Ekrem kağıd istedi ve yazıyı yazması için de Hazreti Ali'yi çağırdı. O sırada
Hakk Teâlâ Cebrail (Aleyhis-selâm) ile En'am sûresinin elliikinci: «Sabâh,
akşam Rablerine, sırf O'nun cemalini dileyerek, duâ edenleri (huzurundan)
kovma. Onların (kâfirlerin) hesabından hiçbir şey sana senin hesâbından hiçbir
şey de onlara âid değildir. Onları (fakirleri) kovarsın (ama) zâlimlerden
olursun» meâlindeki âyeti kerîmesini gönderdi. Resûl-i Ekrem kağıdı yazamadı.
Selmân'ı
Farisî (Radiyallahu anhu) diyor ki: Resûl-i Ekrem mescidin köşesinde
oturuyordu. Bu âyet-i kerîme inince bizi çağırdı. En'âm sûresinin
ellidördüncü âyeti kerîmesini:
- Âyetlerimize imân (da sebat) sana geldiği zaman de ki:
«Selâm sizlere. Rabbiniz kendi üzerine (şu) rahmeti
yazdı: İçinizden kim bilmeyerek bir fenâlık yapıp da sonra arkasından tövbe
etmiş ve düzelmiş ise şüphesiz ki o, çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.»
Bundan sonra Habîb-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bizimle bir miktar
otururdu. Henüz biz otururken kalkar giderdi. Bir müddet sonra Kehf
sûresinin yirmisekizinci:
- «Sabah, akşam Rabblerine (sırf) O'nun cemalini
dileyerek, dua edenlerle beraber candan sabr (u sebat) et. Dünya hayatının
ziynetini arzû edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbine bizi zikretmekten gaflet
verdiğimiz heva ve hevesine uymuş işinde haddi aşmış kimselere boyun eğme»
âyeti kerîmesi geldi. Bundan sonra Resûl-i Ekrem ile dizlerimiz birbirine
değerek otururduk. Önce biz kalkardık, sonra o kalkardı.
- Allah'u Teâlâ'ya hamd olsun ki, beni müslümanlar ile
hep berâber bulunmağa sabretmeği emretti, buyurdu.
İkrime (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Kureyş'in ileri
gelenleri Ebû Tâlib'e geldiler:
- Biz Resûlullah'ın yanına gidip otursak, bizi gören
halkda gelecek, ona uyacaklar. Biz köle ve hizmetçilerimizle berâber oturmaktan
utanırız. Ona söyle fakirleri bizim yanımızdan uzaklaştırsın. O zaman O'na
inanırız, dediler. Ebû Tâlib kâfirlerin bu isteğini Resûl-i Ekrem'e haber
verdi. Hazreti Ömer'de:
- Onların dedikleri gibi yap. Bakalım sözlerinde durup
imân edecekler mi? dedi. O zamân Cebrail (Aleyhis-selâm) En'am sûresinin
elliiki, elliüç ve ellidördüncü âyet-i kerîmelerini getirdi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bu âyeti kerîmeleri
işitince söylediği söze pişmân olup özür diledi. Hakk Teâlâ, Resûlullah'a:
«Benden Ömer'e selâm söyle, onun bizim yanımızda mertebesi büyüktür. Bu kadar
zerre hata ile onu reddetmeyiz. Onun özür dilemeğe geleceğini bildiğim için
selâmımı önce gönderiyorum. Âyeti kerîmede onun günâhını yazdım, fakat ondan
önce rahmetimi yazdım. Onunla olan bağlılığımız çok kuvvetlidir. Bu kadar zerre
ile kesilmez» buyurdu.
İşâret: Hakk Teâlâ bu âyet-i kerîmede Hazreti Ömer'i beş
defa zikir etmiştir.
Birincisi: Sana geldiği vakitte, buyurarak gelmesini
bildirdi.
İkincisi: Âyetlerimize imân eden kimseler, buyurarak
imânlı olduğunu bildirdi.
Üçüncüsü: Sizden biriniz cehaletle günâh işledi,
buyurarak günâh işlediğini bildirdi.
Dördüncüsü: Ondan sonra tövbe etti, buyurarak tövbe
ettiğini bildirdi.
Beşincisi:
Hâlini ıslah etti, buyurarak hâlini düzelttiğini bildirdi.
Yine Allah'u Teâlâ Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'i beş
yerde yâd etti.
Birincisi: Selâmün aleyküm, buyurarak selam verdi.
İkincisi: Sizin Rabbiniz vâcib kıldı, buyurarak haber
verdi.
Üçüncüsü: Kendi nefsi üzerine rahmet etmeği, buyurarak
rahmet etti.
Dördüncüsü: Cehâlet ile bilmeyerek günâh işledi buyurarak
günâhtan mazûr tuttu.
Beşinci: Allah Avf edici ve tevbeyi kabûl etmekle rahmet
edicidir, buyurarak afv etti.
Bilal Babam kendi vaazında
Kur'an tefsirinin bir tanesinde hatırımda kalanı kadar ile şu şekilde vaaz
yaptı:
Kureyş'in zenginleri ve
beylerinden bir grub gelip:
- Ya Muhammed! Biz senin yanına
gelmek istiyoruz ama senin yanında fakirler var. Onların teri, kokusu biz
rahatsız ediyor. Biz gelirsek onlar dışarı çıksınlar seninle konuşalım. Biz
çıkınca onlar girsinler dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
gelmeyin dese olmaz onlarda gelip duyar Allahu Teala ilham eder müslüman olur
düşüncesi ile Ashab-ı Sufa'ya:
- Dışarı çıkın dedi, fakirleri
dışarı çıkarıp zenginleri yanına alınca fakirler dışarda ellerini açıp: «Ey
Rabb'imiz! Biz senin sevgili Habibinin cemalini görmeden duramıyoruz» dediler.
O anda Cebrail (Aleyhis-selam) şu ayeti getirdi:
(«Vela tedrudillezine» (Ey
Habibim!) Onları yanından tard etme (kovma) Sure-i En'am, Ayet 52; Sünen-i
İbn-i Mace, Cild 10, Hadis Ho: 4127)
«Yed'une Rabbehum bil gadati vel
aşiyyu yuriydune veche» Onlar akşam sabah devamlı Rabb'larının cemalini
isterler ve Rabb'larına mürid olmuşlardır. «Yuridune» Müridler demektir. O
kafirler ister inansınlar ister inanmasınlar onların hesabındanda onlara
herhangi bir sorumluluk yoktur. Zira onları yanından kovman zalimlerden yana
olmana sebeb olur. Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
Ashab-ı Suffa'ya: «Zenginler geldi, siz dışarı çıkın» demesini kovma sayıyor.
Eğer onları kovarsan zalimlerden olursun diyor. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in Ashab-ı Suffa'ya dışarı çıkın demesi zalimlerden olmasına
yol açıyor. Halbuki bizce vali, paşa, cumhurreisi geldi onunla konuşacağım siz
dışarı çıkın denilmesi normaldir. Bizce normal olan şeyi Allahu Teala
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e suç sayıyor.
Bu mübarek birinci ayetde: Onlar akşamsabah
Rabb'ılarının cemalini isterler. Sen onları
yanından tard etme, kovma (Sure-i En'am, Ayet 52)
İkinci ayet: Kendi nefsine sabret onlar Rabb'ılarının cemaline mürid olmuşlardır,
(Sure-i Kehf, Ayet 28) Rabb'ılarının cemalini isterler buyuruyor.
Diğer bir mübarek ayette de: İnsanlar mahşere üç çeşit
gelir:
1- Cennetlik
2- Cehennemlik
3- Dünyada fazla çalışanlar, onlar Allahu Teala'nın
en yakınında olurlar. (Sure-i Vakıa, Ayet 7-10) Cennetil Firdevs'ten ileri bir
yol açılır. O sabikun olan fazla çalışanlar Allahu Teala'nın en yakınına
giderler. Orada Allahu Teala'nın cemalını gurbiyyetini didarını isterler.
Yunus Emre'de, Rabiatü'l-Adevi'ye de bunu istiyor.
Bütün hak aşıkları bunu istiyor. Yunus Emre Hazretleri der ki:
Cennet cennet dedikleri
Bir kaç evle bir kaç huri
İsteyene ver sen anı
Bana seni gerek seni.
Mü'minler hakkın nurundan kanarlar.
Hu deyipte arş altında dönerler,
Hulle giyip buraklara binerler
Hazreti Allah dergahına çekilir.
Rabiatü'l-Adeviye Hazretleri aynı konuda: «Ya Rabbi!
Senin cennetine heveslenip sana ibadet ediyorsam, o cennetine beni ebedi koyma,
senin cehenneminden korkup
Tecellî-i cemal ister,
Gönül eğlenmez aldanmaz,
Tesellî-i visal ister,
Gönül eğlenmez aldanmaz.
Sıva savmunu kim tuttu,
Visâlin aydına yetti,
Cemalin vasfın işitti,
Gönül eğlenmez aldanmaz.
Cihanı gezsem sert eser,
Görünmez anda bahr-i ber,
Meğer ya Rabb seni özler,
Gönül eğlenmez aldanmaz.
Ne dünyada ne ukbada,
Gönül bir özge sevdada,
Dem be dem fikri Mevla'da
Gönül eğlenmez aldanmaz.
Ne halvette ne devlette
Ne kesrette ne vahdette
Ne tubada ne cennette
Gönül eğlenmez aldanmaz.
4- Uhud harbinde Ebû Süfyan henüz
imâna gelmemiş iken müslümanlara:
-
Bizim Uzzâmız var. (Uzza bir put ismidir. Bir kavle göre Sümre dedikleri bir
ağaç idi. Gatfan kabilesi ona tapardı. Bu ağaca en önce tapan zalim bin Es'ad
adında bir şahıs idi. Mekke ile Taif arasında bir yerde idi. O ağacın üzerine
ev yaptılar. Şeytan içine girer ses verirdi. Resul-i Ekrem Halid bin Velidi
oraya gönderdi. Evi yaktı, ağacıda yaktı.) Sizin Uzzânız yoktur, dedi. Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu)'de:
-
Bizim Mevlamız var, sizin Mevlânız yoktur buyurdu. Hakk Celle ve Âlâ Hazretleri
Hazreti Ömer'in sözüne uygun olarak Muhammed sûresinin onbirinci âyeti
kerîmesini gönderdi. Bunun sebebi şudur: Çünkü Allah'u Teâlâ mü'minlerin
velisi (yardımcısı)dır. Kâfirlerin Mevlâsı ve bir yardımcıları yoktur,
buyuruldu.
Bu
âyet-i kerîme Mekke halkının imân etmeyenlerini korkutucu ve tehdit edici
mâhiyettedir.
* * *
Dört Büyük Halife Kitabı
(Şemsüddin Ahmed Efendi)
56. Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hakkındaki varid
olan hadîs-i şerîfler bildirilecektir.
1- Ebû Hüreyre
(Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bir
hadîs-i şerîf'te:
«Kıyamet
günü İslâm dini mahşer yerine çok güzel sûrette ve süslenmiş olarak gelir. Hakk
Teâlâ onu biliyorken, sen kimsin? diye suâl buyurur. İslâm dîni:
-
Ben İslâmım, diye cevab verir. Hakk Teâlâ:
«Bunu
cennete götürün» buyurur. İslâm dîni: Yâ Rabbe'l-âlemin, beni azîz tutup ikrâm
edenlere ikrâm etmeyince, bana yardım edenlere yardım etmeyince ve bana yer veren
kimselere köşk vermeyince cennete girmem, der. Hakk Teâlâ:
-
Seni azîz tutan,
-
Ya Rabbi! Bu herkesin beni sürdüğü zaman, bana yer veren, beni aziz tutan
kimsedir, der. Hak Teâlâ:
-
Onu cennete götürün! buyurur. İslâm:
-
Ya Rabbe'l-âlemin! Kıyâmete kadar bunu sevenleri cennete
göndermezsen bunu cennete götürmem, der. Hakk
Teâlâ Hazretleri:
- Peki, onları da cennete götür! buyurur.
İslâm dîni safların arasında dolaşır, Hazreti Ömer'i
sevenleri bulup Hazreti Ömer ile beraber cennete götürür.
* * *
Hadis-i Şerif: Bir gün Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) insanların arasında bulunuyordu. Bir adam, gelip:
- İman nedir? diye sordu. Peygamberimiz de:
- İman; Allah'a
O'nun meleklerine, kitaplarına, resullerine inanmandır. Aynı zamanda öldükten
sonra dirilmeye de inanmandır. Gelen
adam:
- Peki islam nedir? diye sordu. Peygamberimiz'de:
- İslam Allah'a ibadet edip hiç bir şeyi O'na ortak
koşmaman namazı dosdoğru kılman, zekatı eksiksiz olarak vermen, ramazan orucunu
tutmandır. Peygamberimizin bu cevabından sonra gelen adam:
- Peki ihsan nedir? dedi. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'de:
- İhsan Allah'a sanki O'nu görüyormuşsun gibi ibadet
etmendir. Zira her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da muhakkak O seni hep
görmektedir. İla Ahir.....» (Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri
Kitabı, Cild 2, Sayfa: 179)
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
şeriatın en ince noktalarına kadar inceler o konuda Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) hariç hiç bir sahabenin yapamadığını yapardı. Bu
menakıblerindende anlaşılmaktadır.
Bir tanesi kendi oğlunu mahkeme
yapıp seksen değnek vurulmasına karar verip, değneği kendi vurdu kırk değnekte
oğlu öldü. Şeriatın emri yerine gelsin diye kırk değnekte ölüsüne vurdu. Ölüye
vurma diye sahabelerin ısrarlarına rağmen Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
şeriatın hükmü recm tamamlansın dedi. Başkası değneği biz vuralım dediler buyurdu
ki:
- Siz acırsınız yavaş vurursunuz
Allahu Teala yanına suçlu olarak gider ben vurursam ahirette kurtarmak için tam
vururum buyurdu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 677)
Bir sahabe çocuğu rüyasında
cennette gördü. Çocuk için iki makam iki saray vardı. Sordu:
- Niçin iki makamın, iki sarayın
var? Çocuk:
- Babam bana ölünceye kadar
değnek vurdu, bir makam onun için öldükten sonra şeriatın hükmü yerini bulsun
diye bir onun kadar daha vurdu, ikinci sarayıda Allahu Teala onun için verdi
dedi.
- Babana bir diyeceğin var mı?
Çocuk:
- Allah razı olsun babamdan o
değnekleri vurmasa ben bir miktar cehennemde yanmam lazımdı bu dereceleride
alamazdım.
2- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
buyuruyor ki:
- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gün bana:
- Ya Ömer! Cebrail (Aleyhis-selâm) yanıma gelmişti. Ondan
senin göklerdeki üstünlüğünü sordum. Cevabında:
- Eğer Hazreti Ömer'in göklerdeki faziletlerini,
menkıbelerini Nûh (Aleyhis-selâm)'ın ömrü miktarı (dokuzyüzelli sene) boyunca
durmadan anlatsam, yine bitmez dedi, buyurmuştur. Ayrıca Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ömer'in gadabından, hışmından korkunuz. Çünkü bu
sebeble Hakk Teâlâ, gadablı olur, buyurmuştur.
3- Said bin Cübeyr bin Abbas
(Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir
hadîs-i şerîfte: «Cebrail (Aleyhis-selâm) yanıma geldi. Hakk Teâlâ
Hazretlerinin Ömer'e selâm söylediğini ve onun rızası benim hükmümdür. Onun
hışmı benim adâletimdir, buyurduğunu haber verdi» buyurmuştur.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in ilmini ne kadar yüksek, derin, geniş, hesapsız, ölçüsüz Allah'u
Teâlâ kendi rahmetinde vermiştir. Mi'râçta bazı gördüğü melekleri ömür boyu
söylesem bitiremem buyuruyor. Burada da Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in
vasfına Cebrâil (Aleyhis-selâm) (950) sene söylesem bitiremem buyuruyor.
Anlaşılıyor ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bütün ilminin
hepsi milyarca sene sarfetse bitmeyecek şekildedir. Allah'u Teâlâ o batın
ilminden cümlemize nasib etsin, amin. Kur'ân-ı Kerim'de denizler mürekkep olsa,
ağaçlar kalem olsa, yedi denizde arkasından yardımlasa Rabb'ıyın kelamını
yazmakla bitiremez buyruluyor. (Sure-i
Lokman, Ayet 27) İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ilmi o
ilimdir. Ama yine de o ilimin hepsi değildir. Allah'u Teâlâ'nın işine akıl
yetmediği gibi ilminin nihayetine de akıl yetmez.
Şimdi alimlerimiz dört cihar-ı
yar hakkında ayrı ayrı Allahu Teala'nın ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in söylediklerinden söyleyip en azından Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in bu dediklerinden bir kısmını da olsa vaazlarında,
hutbelerinde söylemeleri lazım. Allahu Teala ve Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) ve dört cihar-ı yar'ın
hakkında bu kadar övücü sözler
söylemişken biz bunu alim olarak vaazlarımızda hutbelerde niçin söylemiyoruz.
Evvelce söyleniyordu şimdi yeni çıkan bazı alimlerin yanlış, ters görüşleri,
fetvaları söylemelerine engel oluyor. Neymiş Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) 'de bizim gibi bir insanmış, hele dört cihar-ı yar'ın övülmelerine
hiç lüzüm yokmuş gibi o tarzda vaazlar sözler, konuşmalar yapıyorlar. Sen
Allahu Teala'ya Kur'an-ı Kerim'e bak. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'de bizim gibi bir insandır, beş vakit namaz, bir ay oruç, hacc, zekat
diğer islami şartları yerine getir. Peygamberimizide, cihar-ı yarlarıda
ashabları da ifrata kaçacak şekilde övme. Şunu söylersen ifrata gidersin, sakın
ha sakın söyleme diyen o tür alimlere söylüyorum. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) dört cihar-ı yar hakkındaki övücü hadisleri ile bu sözleri ile
ifrata mı gidiyor? Böylesil yarım yanlış söyleyen bazı 20. Asrın alimlerinin
sözlerine bakmayın. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadis-i
şerifinde: «Kişi sevdiği ile beraberdir» (Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 161
(2639), Sayfa: 106) buyuruyor. Dört cihar-ı yar'ın Aşere-i Mübeşşere'nin,
sahabeyi güzin efendilerimizin hangisini küçümser onlara dil uzatır isen o seni
cehennemlik etmeye kafidir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zamanındaki
münafıkların abdesti, namazı, orucu, haccı, zekatı her şeyi tamamdı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 'in dediği gibi yapar onun arkasında namaz kılar, onunla
cihada gider islami vecibelerin tümünü yerine getirirlerdi. Ama Allahu Teala'nın
bazı ayetlerini Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bazı sözlerini
ashabın bazılarının yaptığı işleri benimsemez o sebebten Allahu Teala bütün
yaptığı amellerini ibtal ederdi. Bu sayılanların tümünü candan, yürekten
hepsini sevmek imandan onlara veya birisine zerre kadar itiraz etmek
benimsememek küfürden gelir. Allahu Teala senin ibadetini kabul ederse
ibadettir, münafıkların ibadetini kabul etmediği gibi etmem derse kupkuru
yorgunluktan başka bir şey değildir. Kesinlikle Allahu Teala'nın Resulullah'ın
sevdiklerini sevmeye övdüklerini övmeye sevmediklerini sevmemeye mecburuz.
4- Gudayf bin Hâris (Radiyallahu
anhu) rivâyet ediyor: Bir genç Ebû Zerr-il Gaffari (Radiyallahu anhu)'nin
yanına geldi. Hazreti Ebû Zerr (gence):
- Benim için Hakk Teâlâ'ya istiğfar et, afv edilmemi
iste, buyurdu. Genç:
- Siz, Resûl-i Ekrem'in sohbetinde bulundunuz, ben sizin
için nasıl istiğfar edebilirim, dedi. Hazreti Ebû Zerr-il Gaffari:
-
Olsun, iste buyurdu. Genç:
- Bende ne iyilik gördün ki, benden dua istiyorsun, dedi.
Ebû Zerr-il Gaffari (Radiyallahu anhu):
- Sen, Hazreti Ömer'in önünden geçiyordun. Senin için:
«Bu genç iyidir» buyurdu. Ben, Resûl-i Ekrem'den işittim. «Hakk Teâlâ doğru,
haklı sözü Ömer'in dili üzerine koymuştur” buyurmuştur. Bu sebebten senin duanı
istiyorum, dedi.
5- Ya'la bin Ziyâd rivâyetiyle
Hazreti Hasan anlatıyor: Bir vakit Hazreti Ömer, Hazreti Ebû Zerr'in elini
tutup sıkmıştı. Hazreti Ebû Zerr:
- Elimi bırak, incittin ey İslâmın kilidi, dedi. Hazreti
Ömer:
- Bu söz nereden çıktı, buyurdu. Hazreti Ebû Zerr:
- Hatırlıyor musun, falan gün falan vakitte Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem): «Eğer aranızda yayılacak fitnelerden
korkuyorsanız, Ömer'in bereketiyle size erişmez. Yâ Ömer! Sen islâmın
kilidisin, buyurmuştu dedi.
6- Hazreti Enes (Radiyallahu anhu)
diyor ki: Bir gün Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) (Hazreti Ömer'in
yüzüne bakıp güldü ve):
- Ey Hattâb'ın oğlu! Biliyor musun, neden tebessüm
ediyorum? buyurdu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Allah'u Teâlâ ve Resûlü bilir dedi. Habib-i Ekrem
saâdetle:
- Arefe gecesi Cenâb-ı Hakk, Arafat'ta bulunanların
hepsine bir nazar inâyet buyurdu. (Hepsini birden affetti) Sana husûsi olarak nazar etti. (Sana da özel
olarak hepsine mukabil nazar etti af etti.) Onun için gülüyorum, buyurdu.
Hazreti Âişe (Radiyallahu anha)'nin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte:
Meclislerinizi, Ömer b. Hattâbı anarak (ondan
konuşarak) süsleyiniz, buyurulmuştur.
Ali bin Ebî Tâlib (Radiyallahu anhu) buyuruyor ki:
- Sâlihleri hatırlayacağınız zaman Ömer'i hatırlayın.
Çünkü biz Resûl-i Ekrem'in Ashâbı olarak, sekîne ve ârâbın Hazreti Ömer'in
lisanı üzerinde olduğunu ittifakla kabul etmişizdir.
7- Mübarek bin Fudâle rivâyetiyle
Hazreti Hasan (Radiyallahu anhu) bir hadîs-i şerîfte:
- İnsandan başka hiç birşey, kendi gibi bin tâneden daha
kıymetli olamaz. Ömer, bin mislinden
hayırlıdır buyurulmuştur.
Hadis-i Şerif: «İlminden
istifade edilen bir alim bin ibadetçiden hayırlıdır.» (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4104;
Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3900)
Huzeyfete
ibnil Yeman (Radiyallahu anhu) diyor ki:
-
İslâm, Hazreti Ömer zamanında gelen kimseye benzerdi. Yakınlığı artardı.
Hazreti Ömer'den sonra İslâm, arkasını dönmüş giden kimseye benzerdi. Uzaklığı
artardı.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) görünüşte hiç bir iş
görmemiş gibi de olsa Allahu Teala ona verdiği manevi bir kuvvetle İslamın
ilerlemesine en büyük destek oldu.
1- Ezan gizli okunuyordu kimse aşikar okumaya,
okutmaya cesaret edemiyordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) müslüman olduğu
gün ezanı serbest okuttu. Kafirler koşarak geldiler Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) kılıcı çekip bunu ben okutuyorum karşınızda ben varım deyince hepsi geri
dönüp sessizce gittiler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
hicretinde herkes gizli gitti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) karısını dul,
çocuklarını yetim bırakmak isteyen önüme çıksın. Aşikare filan yoldan gidiyorum
diye beylere önüme güvendiğiniz kimseleri yolumun üstüne çıkartın dedi. Yine
hiç kimsede ses yok. Bu Hazreti Ömer'in zahir vücud, cüsse kuvveti değil Allahu
Teala'nın kendine vermiş olduğu akıl, sır ermeyen büyük bir manevi kuvveti idi.
Onun için vefatına kadar en fazla göstermiş olduğu adalet ve şecaatla
yiğitlikle en yakın akrabalarını bile islamiyetten fire vermeden konuşmaları,
haraketleri ile en fazla müslüman etmiştir.
Hazreti Ebu Bekir hilafetliği ancak dinden dönen
murtadlar ile harb etmekle onları düzeltmekle geçti. Hazreti Osman, Hazreti Ali
zamanlarında fitneler çoğaldı. Hazreti
Ömer zamanı bunların hepsinden farklı olarak halifeliği müddetince sulh olduğu
yerlerde sulhla harb ettiği yerlerde harble gösterdiği adaletler vs.. kendinin
manevi gücü ile islamiyet en ufak bir engel ile karşılaşmayıp hızla yayıldı.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) sadece cenk meydanında, tek başına harbte çok
büyük başarılar göstermekle islamı yüceltmiştir.
Bilal Babama sordular:
- Bazı Alimler Hazreti Ali kırk kişiden fazla adam
öldürmedi, bazı alimler kılıcı sallayınca yetmiş kişinin başını keserdi
diyorlar bunun hangisi doğru? Bilal Babam:
- İkiside yanlış. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)
dünyaya ün salmış Savaş meydanında karşısına kimsenin çıkamadığı, böylesil
pehlivanlardan kırk kişiyi öldürmüş kırk kişiyide esir alıp müslüman etmiştir.
Gelelim harpte ne kadar adam öldürdüğü: Konstantin'lilerle müslümanlar arasında
çıkan en büyük savaş Ürdün'de olmuştur. Müslümanların bir aşçısı vardı. Benim
işim yok bu gün Ali'nin narasını sayacağım dedi, Hazreti Ali her öldürdüğü
kafirde bir nara atar, sesi dört saatlik 20 km mesafeye duyulur. Diğer seslerden
sesi ayrıdır. Saydım Hazreti Ali harbin ikinci günü tam eksiksiz 1200 nara
attı. Bildimki bu günkü harbte Hazreti Ali 1200 kafir öldürdü. Hem de en güçlü
pehlivanların koruduğu baş kumandanın üzerine hücum ediyor. Hep öldürülenler en
güçlü pehlivanlar, Konstantin kumandanı 300 bin kişilik orduya sahibti.
Müslümanlar 35bin kişi idi. Baş kumandan eli ile Hazreti Ali'yi gösteriyor şu
gelen Arabı durdurun yoksa savaşı kaybedeceğiz diyordu. Baş pehlivan Hazreti
Ali'yi karşıladı yarım saat kadar orada hatalı hamleler vuruşmalar devam etti.
Sonunda Hazreti Ali'nin vurduğu darbesi ile o pehlivanda ayaklar altına düştü.
Can çekmeye başladı. Hazreti Ali'ye Allahu Teala «Benim Esedim» dedi. Aslanın en büyük cinsinin erkeğine esed
denir.
Abdullah
ibn Mes'ûd (Radiyallahu anhu) buyuruyor ki: Üç kimsenin firâseti kuvvetli idi.
Birincisi: Mısır
azîzinin firâseti idi. Hanımına:
-
(Yusuf Aleyhis-selâm için) Buna iyi bak, bize faidesi dokunacaktır, demişti.
İkincisi:
Şuayb (Aleyhis-selâm)'ın kızının firaseti idi. Musa (Aleyhis-selâm) davetine
gelmişti. Babasına:
- Babacığım onu
ücretle tut, kuvvetli ve emindir, dedi.
Üçüncüsü:
Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in firâseti idi. Kendisinden sonra halife
olarak Hazreti Ömer'i seçmişti. Firaset ile Hazreti Ömer'in adâletini sezmişti.
Bir gün Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) dışarı çıkmıştı. Üzerinde çok güzel bir
elbise vardı. Bu elbiseyi bana kardeşim dostum, sıddîkım Ömer b. Hattab
(Radiyallahu anhu) giydirdi, buyurdu.
8-
Ebû
Bekir Sıddîk (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor. Resûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem):
Eğer,
Hakk Teâlâ benden sonra Peygamber gönderseydi, Ömer olurdu. (Sünen-i Tirmizi,
Cild 6, Hadis No: 3931) Allah'u Teâlâ ona iki melek vermiştir. Bunlar ona
kuvvet verir ve bir hata işleyeceği zaman onu döndürüp doğrusunu yaptırmaya
muvaffak ederler, buyurmuştur.
9- Hazreti Ömer'in
oğlu Abdullah (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Bir hadîs-i şerîf'te:
Bir
hususta insanlar ve Ömer fikirlerini söyleseler, âyet-i kerîme Ömer'in sözüne
uygun olarak iner, buyurulmuştur.
Nitekim kitabımızda yukarda ayetlerle yazdığımız
gibi.
10-
Übeyy
bin Ka'b (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle bir hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem):
Benden
sonra Hakk Teâlâ'nın musafaha ettiği yani, yakın olduğu kimse Hattâb'ın
oğludur. Hakk Teâlâ'nın kudretiyle elini tuttuğu, cennetine koyduğu ve selâm
verdiği kimse yine Ömer b. Hattâb'dır. O makamda yakınlık, yer ile değildir.
Onu Hakk Teâlâ ile ben bilirim. Bazan Allah'u Teâlâ ona bir ikram eder, nimet
verir. Başkaları o mertebeye zor çıkarlar, buyurmuştur. (Kütüb-i Sitte, Cild
16, Hadis No: 6012; Sünen-i ibn-i mace, Cild 1, Hadis No: 104)
11- Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem):
Şeytan
Ömer b. Hattâbı gördüğü zaman heybetinden yüzünün üstüne düşer, buyurmuştur.