HAZRET-İ OSMAN

(RADİYALLAHU ANHU)

 

 

[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi)]

36. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında inen âyeti kerîmeler bildirilecektir:

 

1- İslâmiyet yayılmağa başlayınca her taraftan Arablar Medine-i Münevvere'ye  gelmeye başlamıştı. Mescid-i Şerif dar gelmiş, halkın bir kısmı çadırlar kurmuştu. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bizim mescidimizi bir zirâ (30 veya 75 santim) olsun genişleten, cennete girer buyurdular. Hazreti Osman:

- Yâ Resûlullah! Malım, mülküm sana feda olsun. Mescidi genişletme işini bu fakir üzerime alıyorum, dedi. Mescidi kırk zirâ' genişletti. Bunun üzerine:

Allahu Teâlâ Tevbe sûresinin onsekizinci âyet-i kerîmesini gönderdi. Bu âyet-i kerîmede: «Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe imân eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imâr eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır» buyuruldu.

 

2- Hakk  Teâlâ müslümanlara bir kısmını vacib, bir kısmını da tatavvu' olarak mallarını Allah yolunda sarfetmelerini emretmişti. Bakara sûresinin ikiyüzaltmışbir ve ikiyüzaltmışikinci âyet-i kerîmelerini göndererek, Allah yolunda sarfedilen malların bereketinin ve sevâbının nasıl olduğunu bildirdi. Bu âyet-i kerîmelerde: «Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli yedi başak bitiren, her başakta yüz «tâne» bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah kime dilerse ona kat kat verir. (Sûre-i Bakara, Ayet 245) Allah, ihsanı bol olan, hakkıyla bilendir. Mallarını (Allah yolunda) harcayıp da sonra o harcadıklarının arkasından bir başa kakış ve bir eziyet takıp katmayanlar (yok mu?) onların Rabbleri yanında mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir onlar» buyuruluyordu.

Allahu Teâlâ kullarına iyilik edip de başa kakmalarını harâm etmiştir.

 

Dinle sana bir nasihat edeyim

Hatırdan gönülden geçici olma,

İnsanın başına bin bir hal gelir

Onu yad ellere saçıcı olma.

 

Mecliste arif ol, kelamı dinle

El iki söylerse sen birin söyle,

Elinden gelirse iyilik eyle

Darılıpta başa kakıcı olma.

 

El ariftir yoklar senin kendini

Dağıtırlar tuzağını fendini,

Alçacıktan otur gözet kendini

Kati yükseklerden uçucu olma.

 

Kulların minneti, karşısındakini üzer. Allahu Teâlâ'nın minneti, verdiği nimetleri hatırlatmak olur ki, böylece kullar, başkalarına bir şey verirken mağrur olmayıp, Hakk Teâlâ'nın kendisine verdiği ni'metleri düşünürler.

Bakara suresinin ikiyüzaltmışikinci âyeti kerimesini Osman bin Affan ve Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) hakkında inmiştir. Abdurrahman bin Avf Hazretleri, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzuruna geldi. Dört bin dirhem getirdi.

- Yâ Resûlullah! Yanımda sekiz bin dirhem vardı. Dört bin dirhemi eve bıraktım. Dört bin dirhemi de Hakk Teâlâ Hazretlerine karz-ı hasen veriyorum, dedi. 

Karzı Hasen şöyledir: Hiç bir kâr menfaat kazanç gözetmeksizin sırf Allah yoluna veriyorum. Bunu istediğin gibi harca veya dağıt demektir. 

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Allah yolunda verdiğine ve evine bıraktığına Hakk Teâlâ bereket versin, buyurdular.

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) Tebük gazâsında bin deve yüküyle, İslâm ordusunu techiz etti. Bunun üzerine Hakk Teâlâ, yukarıda bildirdiğimiz «Onların Rabbleri yanında mükafatları vardır. Onlara hiç bir korku yoktur, mahzûn da olacak değillerdir onlar» âyeti kerîmesini indirdi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) harble alınan ganimet malının hepsini dağıtır evine bir şey girdirmezdi.  Harb olacağı zaman herkesten orduya bağış yapmalarını isterdi. Bu hadis-i şerif Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'in orduya ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e verdiklerini söylüyor.

Abdurrahman bin Semüre (Radiyallahu anhu) diyor ki: Hazreti Osman, Tebük gazasında, bin kırmızı altın getirdi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kucağına döktü. Daha önce de söylediğimiz gibi Habîb-i Ekrem altınları mübarek eliyle karıştırıp:

- Affân oğlu Osman'a bu günden sonra yaptıkları zarâr vermez. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3947) buyurdular.

- (Ebû Saidi'l-Hudri (Radiyallahu anhu) diyor ki:) Habibi Ekrem'i gördüm. Hazreti Osman için ellerini kaldırmıştı.

- Yâ Rabbi! Ben Osman'dan râzıyım. Sen de râzı ol, buyuruyordu. Sabah oluncaya kadar böylece dua buyurdular.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) son zamanlarında çok zengin oldu. Şöyleki; ganimet malı, haraç, hediye bunlar dağlar gibi birikirdi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bunları evinin kapısından içeri girdirmezdi. Hepsini Allah yoluna dağıtırdı. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) biriktiriyor. Allah yoluna dağıtıyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) evinden içeri girdirmiyor. Hepsini dağıtıyor. Cömertlikte de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)'den çok daha fazla cömertti. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harp olacağı zaman Eshâb-ı mescidi seâdete çağırır filan devletle şöyle bir harbimiz var. Orduya askere masraflar gerekiyor. Herkes bu masrafları karşılamak için Allah için orduya yardım etsin derdi. Ashablar  herhangi birinin hatırı için değil sırf Allah rızası için getirir verirlerdi. Hadiste de onlardan birisini ve Ashâbın yardım ettiğini söylüyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ganimet malından bir ashâba, bir deve ve bir cariye gönderdi. O Ashâb ikisini de getirdi.

- Yâ Resûlullah ben bunları istemiyorum. Parmağıyla gırtlağını göstererek şuramdan bir ok değsin ve şehid düşeyim. Bunları geri al dedi. Ve aynısı ilerde oldu. (Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1043)

 

3- Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) gündüz oruç tutar, gece namaz  kılardı. Her gece bir rek'âtında Kur'ân-ı Kerimi hatm eder, diğer rek'âtta bin ihlâs sûresi okurdu.

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) zamanın mekana, mekanın zamana tebdil olması ile Kur'ân-ı Kerimi her gece hatmederdi, demektir. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) bir üzengiye ayağını basıp diğer üzengiye ayağını basıncaya kadar  Kur'an-ı Kerim'i hatmederdi. (Altı Parmak, Sayfa:  385; Berika, Cild 2, Sayfa: 80; Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 242) Davud (Aleyhis-selâm) atlar eğerleninceye kadar zeburu hatmederdi. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1393) Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın Kur'ân-ı Kerim'i bir rek'âtta hatmetmesi de aynı onlar gibidir.

Allah'u Teâlâ onlara bir saati, bin saat gibi uzatıyor. Nasıl ki Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e miraç gecesi bir saatte yüz senelik işi gördürdüğü gibi. Bunun adına zamanın mekâna, mekânın zamana tebdil olması denir.

Ashab-ı Kehf'te aynı kendilerinin başından yarım gün geçti. (Sure-i Kehf, Ayet 19) Dünyada 309 sene geçti. (Surei Kehf, Ayet 25) Allahu Teala sevdiği kullarına bunu aynen yapar. İşte bu hal «Hazreti Osman'a her gece iki rek'at namazda Kur'an-ı Kerim'i hatmettiriyor.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 2. Sayfa: 52) Bu hal Hazreti Ali üzengiye basıp ata binene kadar Kur'an-ı Kerim'i hatmettiriyor. (Altı Parmak, Sayfa: 385; Şevahidün-Nübüvve, Sayfa: 242)

Davud (Aleyhis-selam)'a atlar eğerleninceye kadar Zebur'u hatmettiriyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1393)

Peygamberlerin varisleri ulemalardır (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4108; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2719) dediği aynen oluyor. Davud (Aleyhis-selam) atlar eğerleninceye kadar Zebur'u hatmediyor. Hazreti Ali ata bininceya kadar Kur'an-ı Kerim'i hatmediyor.  Yani atın bu üzengisine ayağını basıyor, o bir üzengiye basıncaya kadar Kur'an-ı kerim'i hatmediyor. Dünyada ata binme ancak 15-20  saniye sürer. Bunu Allahu Teala Kur'an-ı hatmedecek kadar zaman; zaman içinde zamanla uzatıyor. Bu Allahu Teala'ya göre kolaydır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) miraçta gördüklerimin ve konuştuklarımın sadece bir bölümünü ömür boyu söylesem bitiremem buyuruyor. Bu görmenin bu kadar zamana sığmasının imkanı yoktur.

Hasılı Allahu Teala'nın Kur'an'ı Kerim'i Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve bu gibi sayılan zatların yaptıkları akılla ölçülmez. Zamanemizdeki bazı kimselerin biz Kur'an-ı Kerim'i akıl ile ölçeceğiz aklın kabul edeceği şekilde tefsir edeceğiz dedikleri yanlıştır. Kulun yaptığı bir elektronik alete akıl yetiremeyen zavallı insan Allahu Teala'nın yaptıklarına nasıl akıl yetirecek. Kul der ki: Aklım yetmedi, kafam tan dedi, akıl yeteceği yok; Yine der ki: Allahu Teala'nın işine akıl yetmez, hem de Kur'an-ı Kerim'i ve Allahu Teala'nın Resulullah'ın sözlerini akılla ölçmeye çalışır. Bizim aklımız bir kuyumcu terazisine benzer. Kur'an-ı Kerim'de ki ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'inkiler 50-60 tonluk balyaya benzer. Kuyumcu terazisinde bu balyalar tartılmaz.

Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ın ümmetinden Asaf Bin-i Berhaya Yemen'den Kudüs'e Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) başını çevirip bakıncaya kadar kocaman bir sarayı getirdi. (Surei Neml, Ayet 40; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 263) Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) bulutlardan yukarda tacı ile tahtı ile uçup gittiği yerde; yerdeki karıncalarla konuşup onları mahkeme yaptı. (Sure-i Neml, Ayet 18-19)

Ebrehe'nin fil ordularını kırlangıçtan ufak Ebabil kuşları avcunun içinde getirdiği mercimek kadar taşları atıp filleri yakıp kemiklerini kuma karıştırdı. (Sure-i Fil, Ayet 1-5)

Kur'an-ı Kerim'de saysak daha çoktur. Allahu Teala'nın  bu gibi sözlerini mantıkla, akılla ölçeceğim diye ısrar edende ne akıl, ne iman, ne de İslamiyetten eser kalır. Çünkü Allahu Teala'nın işinin en büyüğü Kur'an-ı Kerim'dir. En küçüğüne ise akıl yetmez. Aslında Allahu Teala'nın sözünün büyüğü, küçüğü olmaz. Hepsi bütüktür ama biz insanalara anlatmak için söylemeye mecburuz.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

«Ben övünmek için söylemiyorum, size anlatmak için söylüyorum» derdi. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadis No: 681, Sayfa: 950) Kul ancak ben aklımın yettiği kadarını tefsir eder söyleyebilirim der. Allahu Teala noksanlarımızı affetsin, bağışlasın gibi acizliğini dile getirecek ve bildiği kadarını söylemesi konuşması normaldir. Ama ben hepsini bildim demesi yanlıştır.

İmam-ı Azam:

- Bilmediklerimi ayağımın altına alsam başım Arş-ı Ala'ya yetişir buyurdu.

Bir büyük zat padişahın yanında diyanet reisi idi. Padişah bir soru sordu. O zat:

- Bilmiyorum dedi. Padişah:

- Ben sana şu kadar maaş veriyorum sen diyanet reisisin niçin bilmiyorsun? O zat padişaha:

- Padişahım sen benim bildiklerime para veriyorsun eğer bilmediklerime para versen senin bütçen kafi gelmez dedi. İmam-ı Malik Hazretleri bilmediğini bilmiyorum diyebilmek, yanlış konuşurum diye korkmak ilmin yarısıdır buyurdu. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Sayfa: 72 benzeri) Bunu diğer yönden konuşursan bilmediğini biliyorum diyende de ilmin yarısı yoktur. O kimsede ilimden hiç bir şey yok demektir. Kendi kendini, halkta kendini ne kadar alim zannederse etsin onda ilimden eser yoktur.

Hakk Teâlâ Zümer sûresinin dokuzuncu âyeti kerîmesini Hazreti Osman veya Ebû Bekir veya Ömer veyâ devâmlı itâat eden her mü'min için indirmiştir. Bu âyet-i kerîmede: «Yoksa o, âhiret (azabın)dan korkarak, Rabbinin rahmetini umarak gecenin saatlerinde secdeye kapanır, kıyâmda durur bir hâlde tâat ve ibâdet eden kimse (gibi) midir? De ki: «Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?

Ancak temiz akıl sâhibleridir ki (bunlar) hakkıyle düşünür» buyurulmuş. Müfessirlerin çoğu, bu âyeti kerimenin, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında indirildiğini bildirmişlerdir.

Hazret-i Osman (Radiyallâhu Anhu) her gece Kûr'ân-ı Kerim'i iki rek'ât namazda (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 52) Veya bir rek'ât namazda hatmettiği için bu ayet onun hakkında iniyor. Ama o bir sahabeler gece ibadetini herkes takatine göre yaptığından onlarada bu âyet söylüyor. Bir hadîste gece kalk bir koyun (toklu) sağımı kadar (zikrullah et) (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 5772) Yine Ayet:

"Ena enleyli ve sacidan gayima"

Geceleri kalkıp secdeyle kıyamla sabahla. (Sûre-i Zümer, Ayet 9)

Hadis-i Şerif: Gece kalk sesini kaldır, sesli zikrullah et. Rahman senden razı olsun. Şeytan feza etsin bağırsın. Komşunda uyansın. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 795)

Gece ibadetinide Eshâblardan en fazla yapan Hazret-i Osman (Radiyallâhu Anhu) olunca bu ayet ve hadisler Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında iniyor. Evliyalardan en fazla gece ibadeti yapan İmam-ı Azam,, Beyâzıt-ı Bestâmi Hazretleridir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yatsıdan sonra iki rek'at namaz kıldı, selam verdi. Sabah ezanı okundu. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

 

4- Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) mal vermekte, namâz ve oruçta devamlı idi. Allahu Teâlâ, Hazreti Osman'ın şânında, Enbiyâ sûresinin yüzbir, yüziki, yüzüçüncü âyeti kerimelerini indirdi.

«Şübhe yok ki kendileri için bizden en güzel (bir saâdet) sebk etmiş (takdir edilmiş) olanlar, işte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır. Bunlar gönüllerinin dilediği (ni'metler) içinde ebedî (yaşar)larken onun (cehennemin) gizli sesini bile duymazlar. O en büyük korku, bunları aslâ tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: «Bu, size (dünyada) va'd olunan (mutlu) gününüzdür. (diye cennet kapıları önünde tebrik ederler), buyurdu.

Bir rivâyette Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) bu âyet-i kerîmeyi okudu: Ben onlardanım. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Talha, Zübeyr, Sa'id Abdurrahman da onlardandır, buyurdu. Âlimlerin çoğu bu âyeti kerîmenin, Hazreti Osman hakkında indiğini bildirmişlerdir.

 

5- Maide sûresinin doksanüçüncü âyet-i kerîmesinin de: Hazreti Osman hakkında geldiğini Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) bildirmiştir. Hakk Teâlâ bu âyeti kerîmesinde:

«İman edip de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanların (bundan sonra haram olan şeylerdende) sakındıkları imanlarında sebât ile iyi işlere devam ettikleri, sonra (haram edilen şeylerden dâimi) sakınıp (haram olduklarına iyice) inandıkları ve yine sakınmakta devam ve ısrar ile güzel işler (i arayıb onlar) la iştigal eyledikleri takdirde (Haram kılınmazdan evvel) tattıklarında üzerlerine hiçbir suç yoktur. Allah iyi hareket edenleri sever» buyurmuştur.

 

 

[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi)]

37. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın hakkında buyurulan hadîsi şerîfler bildirilecektir:

 

1- Ebû Karfese (Radiyallahu anhu) rivayet ediyor: Bir gün Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın meclis-i şerifine vardım. Bir müddet sohbette bulundum. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'da meclis-i şerife geldi, bir köşeye oturdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bana yakın ol, buyurdular. Hazreti Osman biraz yaklaştı? Resûl-i Ekrem:

- İyice yanıma gel, buyurdular. Hazreti Osman iyice yaklaştı. Dizi, Resûl-i Ekrem'in mübarek dizine değiyordu. Hazreti Osman'ın bağı açıktı. Resûl-i Ekrem mübarek eliyle bağladı. Hazreti Osman'ın yüzüne baktı. Mübarek gözleri yaş ile doldu.

- Ya Osman! Önünde büyük işler olacağını bil. Kıyamet günü benim havzıma en önce sen gelirsin. Damarlarından kan akar. Rengi kan rengi, kokusu misk kokusu gibidir.

Şehidin kanı mahşerde akar durmaz. Kokusu misk kokusu olur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Osman'ın şehid düşeceğini bu hadis-i şerifle bildirmiştir.

Allah'ın Peygamberi olan ben, sana: «Sübhanallah, seni kim böyle yaptı!» derim. Sen, falan dersin. O zaman Arş'ın içinden bir nida gelir: Biliniz ki, Osman bin Affan her sürülmüş üzerine emir ve padişahtır, der. Sonra Hakk Teâlâ ile senin aranda perde kalkar. Sana tecelli eder. Hakk Teâlâ sana: «Ya Osman! Seni şehid edenler hakkında ne düşünüyorsun?» buyurur. Sen de: «Yâ Rabbi! Eğer sen onları muaheze edersen, ben de azarlarım. Eğer sen afv edersen, ben de afv ederim» dersin, buyurdu.

 

2- Cabir (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Biz muhacirlerden bir cemaat Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzurunda idik. Aramızda Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Sa'd bin Ebî Vakkas (Radiyallahu anhu)'da vardı. Habib-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Herkes dostunun, sevdiğinin yanına varsın, buyurdular. Herkes sevdiğinin yanına gitti. Resûl-i Ekrem'de Hazreti Osman'ı yanına aldı.

- Sen dünyada ve âhirette benim dostumsun, buyurdu.

Diğer bir rivayette de: Osman bin Affan Hazretleri dünyada ve ahirette herkesten ziyade bana yakındır, buyurdu. (Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 123; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 109; Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadis No: 6014)

 

3- Ebû Ümâmeti'l-Bâhilî (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bir kişinin şefaatiyle, Rebîa ve Mudar kabileleri sayısınca ümmetim, cennete girer buyurmuştur. Büyükler bu kişinin Hazreti Osman bin Affan (Radiyallahu anhu) olduğunu söylemişlerdir.

 

4- Mugiyre b. Şu'be (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Müşrikler Huneyn gazâsında hezimete uğramışlardı. Server-i âlem bir kişiye:

- Ey Allah'ın düşmanı! Allahu Teâlâ sana buğz eder, buyurdular.

- Yâ Resûlullah! Bu şahıs Kureyş kâfirlerine buğz eder, dedim.

- Evet, öyledir. Fakat Osman bin Affan'a da buğz ediyor, buyurdular.

 

5- Şeddad bin Evs (Radiyallahu anhu) diyor ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan işittim. Şöyle anlatmıştı:

- Ashabımla sohbet ediyorduk. Cebrail (Aleyhis-selâm) geldi. Beni sağ kanadının üzerine alıp Adn cennetine götürdü. Orada gezerken, elime bir elma geldi. Elmaya hasretle bakarken, ikiye bölündü. İçinden bir hûri çıktı. Hakk Teâlâ Hazretlerini şimdiye  kadar kimsenin yapmadığı şekilde tesbih etti. Sen kimsin? diye sordum. Ben, Huriliyn'im. Hakk Teâlâ beni Arş'ın nûrundan yaratmıştır, dedi. Sen kimin içinsin? diye sordum. İmâm-ı Mazlûm, Osman bin Affan içinim, dedi.»

Her cennetin hurisinin bu dünyada anlatmak için misli vardır. Cenneti naimin içindekilerin bu dünyada misli yoktur. Mesala: Bir elma yarılsın içinden bir huri çıksın o da bir insana eş olacak kadar aynı anda büyüsün ve çok güzel olsun. Bu gibi şeyler Allahu Teala'ya en yakın olan gurbiyyeti kazananlara vardır. (Sure-i Vakıa, Ayet 10-12) Bu da cenneti Naim'dedir. Cennetlerin hurilerine huru, cenneti naimin hurilerine huriliyn denir. Her cennette her insanın bir çok evleri bahçesi, makamı vardır. Cenneti naimde her insanın bu dünya gibi bir cenneti dışı kapalı, kapıcısı yok. Allah'u Teâlâ'dan gelen bir şifreyi cenneti naimlikler okuyacak hiç bir kimseye açılmayan bir kapı açılacak. Bu kimse cenneti naime girecek. Yani cenneti Naimde her insanın kendine mahsus bir cenneti vardır cenneti naimlik olan kimse o cenneti Naimin içine girince kendini bir padişah karşılar gibi karşılayacaklar. Onun içinde ne varsa hepsi kendinin olacak. Kendi padişah padişaha ne gerekli ise hepsi kendinin olacak. Akla gelen her iyi şey için ve istediği an bütün cennetlerdeki ve cehennemdeki insanlarla konuşabilecek, görebilecek. Hatta cehennemlikler ondan bize su gönderin diyecekler. Bunlar o suyu size Allah haram ettiği için vermiyoruz. Yoksa verirdik, orda elini uzatıp cehennemdekilere su verecek kadar Allah'u Teâlâ maneviyat selahiyet vermiştir. [Ölüm Kıyâmet Ahiret (imâm-ı  Şa'rani), Sayfa: 280] Sadece onlara vermek haram olduğu için vermez. Bunda cenneti naimliklere verilen selahiyetin büyüklüğü meydana çıkıyor.

 

6- Zührî rivâyetiyle Enes bin Malik (Radiyallahu anhu) bildiriyor:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gece kalkıp gidiyordu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'da biraz ileride gidiyordu. Cebrail (Aleyhis-selâm) geldi:

- Yâ Resûlullah! Bu saatte senin önünden giden kimdir? diye sordu.

- Osman bin Affandır, buyurdular. Cebrail (Aleyhis-selâm):

- Ebû Amr, yâni Osman'dır değil mi? dedi. Resûlullah:

- Evet, buyurdu. Sonra Server-i Âlem, Cebrail (Aleyhis-selâm)'a:

- Siz, Osman bin Affân'ı gökte tanıyor musunuz? buyurdular.

Cebrail (Aleyhis-selâm):

- Seni âleme hak Peygamber gönderen Allahu Teâlâ'ya yemin ederim ki, Hazreti Osman, güneşin yeryüzünü aydınlattığı gibi, gökleri aydınlatır, dedi.

 

7- Abdurrahman bin Ebû Leylâ rivâyetiyle Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hizmetçisi Kanber'e mescide gidip, Hazreti Osman'ı seven var mı? diye bağırmasını emir buyurdu. Kanber mescide gidip emredilen şekilde bağırınca:

- (Bir kişi kalkıp) Ben Hazreti Osman'ı severim, dedi.

(Kanber: Hazret-i Ali'nin devamlı atına bakıp otlatıp, besleyen hizmetçisidir. Hazret-i Ali'den ömür boyu hiç ayrılmamıştır. Bir çok defalar kâfirler tarafından esir alındı. Hazret-i Ali'nin atı çalındı.  Hazret-i Ali harbe gidip onların memleketini aldı ve Kanber'i kurtardı. Onun için Kanber çok meşhurdur.)

Kanber:

- Gel seni Emîrü'l-Mü'minin Hazreti Ali çağırıyor, dedi. O şahıs Hazreti Ali'nin huzuruna geldi. Emûrü'l-Mü'minîn:

- Hazreti Osman'ı seviyor musun? buyurdu. O şahıs:

- Ben Hazreti Osman'ı canımdan çok severim. Çünkü bir zaman Resûl-i Ekrem'in huzuruna varmıştım:

- Yâ Resûlullah! Yeni evlendim. Mehir param yok, bana bir şeyler verin dedim. Kırk dirhem kıymetinde bir okıyye altın verdiler. Bir okıyye  altın da Hazreti Ebû Bekir verdi. Bir okıyye de Hazreti Ömer verdi. Hazreti Osman iki okiyye verdi. Sebebini sordum:

- Hazreti Ali'nin yanında malı olmadığından, bir okıyye de onun için verdim, dedi.

- Yâ Resûlullah! Dua buyurun bu malın bereketi olsun, dedim.

- Bir Peygamber, bir Sıddîk ve iki Şehidin verdikleri malda bereket olmaz mı? buyurdular. Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) bunu duyunca sevinip:

- Çok doğru söyledin kardeşim! dedi.

 

8- Sa'd bin İbrahim rivâyet ediyor: Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzurunda idi. Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu anhu) geldiler. Resûl-i Ekrem, (Hazreti Hasan ve Hüseyin'i göstererek):

- Bunlar, cennetteki gençlerin üstünleridir. Bunların babaları daha yüksektir. Osman bin Affan, Halîlullah İbrahim (Aleyhis-selâm)'a benzer, buyurdular.

 

9- Semâme'nin oğlu Muhârık, kızkardeşi Ümm-i Gülsüm'ü mü'minlerin annesi Hazreti Âişe'ye gönderdi.

- Selâmımı götür. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında da bir hadîs-i şerîf bildirmesini istirhâm et, dedi. Ümm-i Gülsüm diyor ki:

- Hazreti Âişe Sıddîka'nın huzûruna vardım. Oğullarından birisi sana selam eder, dedim.

- Allah'ın selâmı ve rahmeti onun üzerine olsun, diye selâmını aldı. Sonra:

- Cenâbınızdan Hazreti Osman hakkında bir hadîs-i şerîf nakletmenizi istirham ediyor. Çünkü onun şehid edilmesi sırasında söylenen sözleri, çıkan karışıklıkları bilirsiniz, dedim. Hazreti Aişe (Radiyallahu anha) söze başladı:

- Ben, Hazreti Osman'ı bu ev içinde Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber gördüm. Cebrail (Aleyhis-selâm) soğuk bir gecede vahy getirmişti.Vahy gelince Server-i Âlem'e bir ağırlık çökerdi. Nitekim Hakk Teâlâ Müzemmil sûresinin beşinci âyet-i kerîmesinde de «Ey Resûlüm! Biz sana ağır söz vahy ederiz» buyurmuştur. [Bu ağır söz, Kur'ân-ı Kerim'de ki kullara ağır gelen meşakkatli emir ve nehiylerdir. Veya Resûl-i Ekrem içindir. O sözleri yüklenir ve ümmetine de yükletir. Veya lafzdaki vekar, manâdaki kuvvet içindir. Veya düşünmeğe ve yeniden bakmağa muhtaç olduğu için o sözlere ağır denilmiştir. Veyâ Terâzîde ağırdır. Veya o sözler kâfirlere ve fasıklara ağırdır, veya o sözlerin telkini ağırdır.]

«Biz Kur'an-ı Kerim'i dağlara verseydik dayanamazlardı.» (Sure-i Haşr, Ayet 21)

Allahu Teala Musa (Aleyhis-selam) ile konuşurken dağa tecelli etti dağ parçalandı. (Sure-i Araf, Ayet 143)

Allahu Teala'nın tecellisine ancak Muhammed ümmetinin içindeki Allahu Teala'nın nasib ettiği kimseler dayanabilir, başkası dayanamaz. Musa (Aleyhis-selam)'ın tuz bulunmayan memlekette: «Ya Rabbi! Senin kullarını senin yardımınla kıyamete kadar davet etmek istiyorum dedi toprağı dağın her tarafına saçtı, dağ tuz oldu. Muhammed ümmetide aynıdır. İnsan-hayvan, melek hiç bir yaratık yaratılış itibarı ile Allahu Teala'nın tecellisine dayanma imkanı yoktur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine, onun ümmetine Allahu Teala o tecelli-i ilahiyeye dayanma gücünü vermiştir.

 

Dedi Musa görem seni

Göremezsin dedi beni

Ki ben senden münezzehtir

Şeriksizdir hüdasından.

 

Hazreti Âişe (Radiyallahu anha) buyuruyor ki, Resûl-i Ekrem vahy sırasında hava çok soğuk olduğu halde mübarek alnından terler dökerdi. Kur'ân-ı Kerim her ne kadar dilde hafif ise de azamette ağırdır.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'e namazda niçin kızarıp bozardığını soranlara:

- Kolay mı Allahu Teala'nın huzuruna duruyorum dedi. İşte Kur'an-ı Kerim'in ağırlığından Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) namazda kızarıp bozarıyor. (İrşad, Cild 1, Sayfa: 305)

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- [Hâzreti Osman'ın arkasına vurup) Bu makam kime müyesser olur. Hakk Teâlâ bu makamı Peygamberlerinden başka hiç kimseye vermemiştir. Ancak ekrem olan yani en fazla ikrâm eden kimseye vermiştir. Allahu Teâlâ'nın lâneti, Osman'a kötü söz söyleyenin üzerine olsun, buyurdular.

 

10- Enes bin Mâlik (Radiyallahu anhu) bildirmiştir: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki: «Hazreti Lût (Aleyhis-selâm)'dan sonra hanımıyla Allahu Teâlâ yolunda ilk defa Osman bin Affân hicret etmiştir.» (Taberani, İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 1-2, Sayfa: 200)

(Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) Habeşistan'a ve Medîne'ye olan hicretlerinde hanımı Rukiyye (Radiyallahu anha) ile beraberdi.)

 

11- Yusuf bin Abdullah bin Selâm, bir hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in: «Ben, Allahu Teâlâ huzurunda Hazreti Osman'ın düşmanlarının hasmıyım, onlara karşıyım» buyurduğunu rivâyet etmiştir.

 

12- Abdullah bin Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet olunmuştur. Fahri Kâinat (Aleyhi Efdalü's-salevat vettahıyât) Hazretleri bir hadîsi şerîfte: «Osman, ümmetimin en hayâlısı ve en çok ikrâm edenidir» buyurmuştur. (Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 124)

 

13- Kelîb bin Velid, Melbeke'den rivâyet ediyor: Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah'ın (Radiyallahu anhu) yanına bir adam geldi:

- Osman bin Affân, Bedir gazâsında bulundu mu? diye sordu. Hazreti Abdullah:

- Hayır, dedi.

- Bî'at-ı Rıdvânda bulundu mu? diye sordu.

- Hayır, bulunmadı buyurdu.

- Uhud harbinde iki ordu karşılaştığı zaman dağılanların arasında değil miydi? diye sordu.

- Evet, müslümanların çoğunun yaptığı gibi, hezimete uğrayınca dağıldı, buyurdu. Adam kalkıp gitti.

- Efendim, bu adamın sorularına verdiğimiz cevablara göre siz Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında iyi şeyler söylemediniz dediler.

- (O zaman) Çabuk, o adamı geri döndürün buyurdu. Adamı çağırdılar, geldi. Abdullah Hazretleri o adama:

- Sorduğun soruların cevabını anladın mı? diye sordu. O şahıs da anladım diyerek sorduğu üç soruyu ve cevabları tekrarladı. Abdullah bin Ömer (Radiyallahu anhu) buyurdu ki:

- Hazreti Osman, Bedir gazasına gidemedi. Fakat Resûl-i Ekrem'in emriyle gitmemişti. Kendisi ve hanımı Rukiyye (Radiyallahu anhu) hasta idi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Osman'ın payını ayırdı. Halbuki ondan başka harbe gitmeyenlerinkini ayırmadı. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) bî'ât-i Rıdvan'da bulunamadı. Fakat, onu Resûl-i Ekrem, Mekke-i Mükerreme'ye elçi göndermişti. Bütün Ashâb-i Kirâm bî'ât ettiler. Sonra Resûl-i Ekrem [mübarek elinin birini, diğeriyle müsafaha yaparak (Bir elini o bir elinin üzerine koyarak))]:

- Bu da Osman'ın eli olsun, buyurdular. Muhakkak ki, Resûl-i Ekrem'in eli, Hazreti Osman'ın elinden üstündür, dedi. (Savaik-ı Muhrika, Sayfa: 67) Uhud gazâsında İslâm askeri hezîmete uğradığı sırada şeytanın yanıltmasıyla dağıldılar. Fakat Allahü Teâla onları afv etti. Nitekim Al-i İmran sûresinin yüzellibeşinci âyet-i kerîmesinde: «Hakıykat iki ordu karşılaştığı gün içinizden geri dönenler (yok mu?) Onları irtikab ettikleri bazı şeyler yüzünden, ancak şeytan kandırmak istedi. Yemin ederim ki Allah (yine) onları afvetti. Çünkü Allah şübhesiz çok yargılayıcıdır, hâlimdir. (Ukûmette, cezâda acele edici değildir)» buyurulmuştur. Sonra o şahsa, sakın Hazreti Osman hakkında kötü düşünme ve ona zinhâr dil uzatma! buyurdu. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3954; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1497)

 

14- Abdullah bin Mübarek, Ebü'l-Mus'ab'dan, o da Yezîd bin Leheb'den bildiriyor. Osman bin Affân'ın şehid edilmesinde bulunanların hepsi deli olmuştur. Abdullah bin Mübarek (Rahmetullahi Aleyh):

- Divâne olmak onlar için, tadacakları cehennem azabına göre azdır, buyurmuştur.

 

15- Ebû Sa'îdi'l-Hudri (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle bir hadîs-i şerîfte: «Yâ Rabbi! Muhakkak ki Osman senin rızânı istiyor. Sen de fadl ve kereminle ondan râzı ol» buyurulmuştur.

 

16- Abdullah bin Abbâs (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadîs-i şerîfte:

«Ya Rabbi! Osman bin Affan'a kıyamet gününün şiddetinde rahatlık ve kurtuluş ver. Çünkü o bizi nice sıkıntılı günlerimizde rahata kavuşturdu» buyurmuştur.

 

17- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadîsi şerîfte: «Eğer kırk kızım olsaydı, hepsini birbirinden sonra hiç kalmayıncaya kadar Osman'a verirdim» buyurmuştur. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 560)

Yani kızlarımdan biri ölse o birini veririm, o da ölse o birini veririm demektir.

 

18- Abdullah bin Ömer (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki: Ashâbımdan dört kişiyi halka, Kur'ân-ı Kerim öğretmek için göndermek istiyorum. Nitekim bizden önce İsâ bin Meryem'de havârilerini etrafa göndermişti.

Bundan sonra Osman bin Affân, Abdullah İbn Mes'ûd, Muâz bin Cebel, Übeyy b. Kâ'ab (Radiyallahu anhu) Hazretlerini gönderdiler. (Dört büyük Halife Kitabından alınan ayet ve hadisler  yazı burada sona erdi.)

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) son zamanlarında Kûr'ân-ı Kerim'deki saihun Allah için gezi yapın. (Sûrei Tevbe, Ayet 112) âyetine göre Eshâbları üç'er dörd'er kâfir memleketlerine islâmı tebliğ etmek, yaymak ve Kûr'ân-ı Kerim'i tebliğ için gönderiyor. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den asırlarca sonra aynı bu saihun, Allah için gezi devam etti. Medine'den gelen beşyüz sahabenin evlatları torunları bir sene içerisinde Türkleri, Arnavutları, çerkezleri müslüman ettiler. Bunlar iki kardeşti. Zamanın padişahı onları öldürmek için ferman çıkardı. Bunlar Arnavutluğa kaçtılar. Başka bir padişah başa geçti. Bunları af etti. Kardeşin bir tanesi o birine:

- "Cerakes" gidelim mi? O biri:

- "Ar" utanırım. "Na" gitmem "ut" herkesten utanıyorum dedi. Kardeşin biri gitti. Onlarda çerkeslerdir. O biri Ar-Na-Ut onlarda Arnavut'lardır. Yani Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) islam tebliğ cemaatını Kûr'ân-ı Kerim'deki saihun âyetine göre son zamanlarında yaptırdı. O kıyamete kadar devam eder. Şimdi en fazla Afganlılar saihun âyetini yerine getirirler. Onlar toplu vaziyette İslâmı yaymak için dünyaya gezi yaparlar. Eski şeyhlarda müritlerine aynı saihunu emr edip yaptırmışlardır. Saihun Allah için islamı yaymak için dünyayı gezmektir.

Hadîs-i Şerif: "Seyehat edin ki sıhhat bulasınız." [500 Hadîs-i Şerif Kitabı «Hikmet Gonceleri» Hadîs No: 198]

 

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU