HAZRET-İ OSMAN
(RADİYALLAHU ANHU)
[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi)]
36. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında
inen âyeti kerîmeler bildirilecektir:
1-
İslâmiyet
yayılmağa başlayınca her taraftan Arablar Medine-i Münevvere'ye gelmeye başlamıştı. Mescid-i Şerif dar
gelmiş, halkın bir kısmı çadırlar kurmuştu. Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem):
-
Bizim mescidimizi bir zirâ (30 veya 75
santim) olsun genişleten, cennete girer buyurdular. Hazreti Osman:
-
Yâ Resûlullah! Malım, mülküm
Allahu
Teâlâ Tevbe sûresinin onsekizinci âyet-i kerîmesini gönderdi. Bu âyet-i
kerîmede: «Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe imân
2-
Hakk Teâlâ müslümanlara bir kısmını vacib, bir
kısmını da tatavvu' olarak mallarını Allah yolunda sarfetmelerini emretmişti. Bakara
sûresinin ikiyüzaltmışbir ve ikiyüzaltmışikinci âyet-i kerîmelerini göndererek,
Allah yolunda sarfedilen malların bereketinin ve sevâbının nasıl olduğunu
bildirdi. Bu âyet-i kerîmelerde: «Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli
yedi başak bitiren, her başakta yüz «tâne» bulunan bir tek tohumun hâli
gibidir. Allah kime dilerse ona kat kat verir. (Sûre-i Bakara, Ayet 245) Allah,
ihsanı bol olan, hakkıyla bilendir. Mallarını (Allah yolunda) harcayıp da sonra
o harcadıklarının arkasından bir başa kakış ve bir eziyet takıp katmayanlar
(yok mu?) onların Rabbleri yanında mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku
yoktur, mahzun da olacak değillerdir onlar» buyuruluyordu.
Allahu
Teâlâ kullarına iyilik edip de başa kakmalarını harâm etmiştir.
Dinle
Hatırdan gönülden geçici olma,
İnsanın başına bin bir hal gelir
Onu yad ellere saçıcı olma.
Mecliste arif ol, kelamı dinle
El iki söylerse sen birin söyle,
Elinden gelirse iyilik eyle
Darılıpta başa kakıcı olma.
El ariftir yoklar senin kendini
Dağıtırlar tuzağını fendini,
Alçacıktan otur gözet kendini
Kati yükseklerden uçucu olma.
Kulların
minneti, karşısındakini üzer. Allahu Teâlâ'nın minneti, verdiği nimetleri
hatırlatmak olur ki, böylece kullar, başkalarına bir şey verirken mağrur
olmayıp, Hakk Teâlâ'nın kendisine verdiği ni'metleri düşünürler.
Bakara
suresinin ikiyüzaltmışikinci âyeti kerimesini Osman bin Affan ve
Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) hakkında inmiştir. Abdurrahman bin Avf
Hazretleri, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzuruna geldi. Dört bin
dirhem getirdi.
-
Yâ Resûlullah! Yanımda sekiz bin dirhem vardı. Dört bin
dirhemi eve bıraktım. Dört bin dirhemi de Hakk Teâlâ Hazretlerine karz-ı hasen
veriyorum, dedi.
Karzı Hasen şöyledir: Hiç bir
kâr menfaat kazanç gözetmeksizin sırf Allah yoluna veriyorum. Bunu istediğin
gibi harca veya dağıt demektir.
Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Allah yolunda verdiğine ve evine bıraktığına Hakk Teâlâ
bereket versin, buyurdular.
Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) Tebük gazâsında bin deve
yüküyle, İslâm ordusunu techiz etti. Bunun üzerine Hakk Teâlâ, yukarıda
bildirdiğimiz «Onların Rabbleri yanında mükafatları vardır. Onlara hiç bir
korku yoktur, mahzûn da olacak değillerdir onlar» âyeti kerîmesini indirdi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) harble alınan ganimet malının hepsini dağıtır evine bir şey
girdirmezdi. Harb olacağı zaman
herkesten orduya bağış yapmalarını isterdi. Bu hadis-i şerif Hazreti Osman
(Radiyallahu anhu)'in orduya ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
verdiklerini söylüyor.
Abdurrahman bin Semüre (Radiyallahu anhu) diyor ki:
Hazreti Osman, Tebük gazasında, bin kırmızı altın getirdi. Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in kucağına döktü. Daha önce de söylediğimiz gibi
Habîb-i Ekrem altınları mübarek eliyle karıştırıp:
- Affân oğlu Osman'a bu günden sonra yaptıkları zarâr
vermez. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3947) buyurdular.
-
(Ebû Saidi'l-Hudri (Radiyallahu anhu) diyor ki:) Habibi Ekrem'i gördüm. Hazreti
Osman için ellerini kaldırmıştı.
-
Yâ Rabbi! Ben Osman'dan râzıyım. Sen de râzı ol, buyuruyordu.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) son
zamanlarında çok zengin oldu. Şöyleki; ganimet malı, haraç, hediye bunlar
dağlar gibi birikirdi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) bunları
evinin kapısından içeri girdirmezdi. Hepsini Allah yoluna dağıtırdı. Hazret-i
Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu) biriktiriyor. Allah yoluna dağıtıyor.
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) evinden içeri girdirmiyor. Hepsini
dağıtıyor. Cömertlikte de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazret-i
Ebû Bekir (Radiyallâhu Anhu)'den çok daha fazla cömertti. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) harp olacağı zaman Eshâb-ı mescidi seâdete çağırır
filan devletle şöyle bir harbimiz var. Orduya askere masraflar gerekiyor.
Herkes bu masrafları karşılamak için Allah için orduya yardım etsin derdi.
Ashablar herhangi birinin hatırı için
değil sırf Allah rızası için getirir verirlerdi. Hadiste de onlardan birisini
ve Ashâbın yardım ettiğini söylüyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ganimet
malından bir ashâba, bir deve ve bir cariye gönderdi. O Ashâb ikisini de
getirdi.
- Yâ Resûlullah ben bunları istemiyorum. Parmağıyla
gırtlağını göstererek şuramdan bir ok değsin ve şehid düşeyim. Bunları geri al
dedi. Ve aynısı ilerde oldu. (Kütüb-i Sitte, Cild 5, Hadîs No: 1043)
3- Hazreti Osman
(Radiyallahu anhu) gündüz oruç tutar, gece namaz kılardı. Her gece bir rek'âtında Kur'ân-ı
Kerimi hatm eder, diğer rek'âtta bin ihlâs sûresi okurdu.
Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) zamanın mekana,
mekanın zamana tebdil olması ile Kur'ân-ı Kerimi her gece hatmederdi, demektir.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) bir üzengiye ayağını basıp diğer üzengiye
ayağını basıncaya kadar Kur'an-ı Kerim'i
hatmederdi. (Altı Parmak, Sayfa: 385;
Berika, Cild 2, Sayfa: 80; Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 242) Davud
(Aleyhis-selâm) atlar eğerleninceye kadar zeburu hatmederdi. (Sahih-i Buhari
Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1393) Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın
Kur'ân-ı Kerim'i bir rek'âtta hatmetmesi de aynı onlar gibidir.
Allah'u Teâlâ onlara bir saati, bin saat gibi
uzatıyor. Nasıl ki Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'e miraç gecesi
bir saatte yüz senelik işi gördürdüğü gibi. Bunun adına zamanın mekâna, mekânın
zamana tebdil olması denir.
Ashab-ı Kehf'te aynı kendilerinin başından yarım gün
geçti. (Sure-i Kehf, Ayet 19) Dünyada 309 sene geçti. (Surei Kehf, Ayet 25)
Allahu Teala sevdiği kullarına bunu aynen yapar. İşte bu hal «Hazreti Osman'a
her gece iki rek'at namazda Kur'an-ı Kerim'i hatmettiriyor.» (Mir'at-ı Kainat, Cild
2. Sayfa: 52) Bu hal Hazreti Ali üzengiye basıp ata binene kadar Kur'an-ı
Kerim'i hatmettiriyor. (Altı Parmak, Sayfa: 385; Şevahidün-Nübüvve, Sayfa: 242)
Davud (Aleyhis-selam)'a atlar eğerleninceye kadar
Zebur'u hatmettiriyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1393)
Peygamberlerin varisleri ulemalardır (Kütüb-i Sitte,
Cild 11, Hadis No: 4108; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2719) dediği aynen oluyor.
Davud (Aleyhis-selam) atlar eğerleninceye kadar Zebur'u hatmediyor. Hazreti Ali
ata bininceya kadar Kur'an-ı Kerim'i hatmediyor. Yani atın bu üzengisine ayağını basıyor, o
bir üzengiye basıncaya kadar Kur'an-ı kerim'i hatmediyor. Dünyada ata binme
ancak 15-20 saniye sürer. Bunu Allahu
Teala Kur'an-ı hatmedecek kadar zaman; zaman içinde zamanla uzatıyor. Bu Allahu
Teala'ya göre kolaydır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) miraçta
gördüklerimin ve konuştuklarımın sadece bir bölümünü ömür boyu söylesem
bitiremem buyuruyor. Bu görmenin bu kadar zamana sığmasının imkanı yoktur.
Hasılı Allahu Teala'nın Kur'an'ı Kerim'i
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve bu gibi sayılan zatların
yaptıkları akılla ölçülmez. Zamanemizdeki bazı kimselerin biz Kur'an-ı Kerim'i
akıl ile ölçeceğiz aklın
Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ın ümmetinden Asaf
Bin-i Berhaya Yemen'den Kudüs'e Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) başını çevirip
bakıncaya kadar kocaman bir sarayı getirdi. (Surei Neml, Ayet 40; Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 263) Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) bulutlardan yukarda
tacı ile tahtı ile uçup gittiği yerde; yerdeki karıncalarla konuşup onları
mahkeme yaptı. (Sure-i Neml, Ayet 18-19)
Ebrehe'nin fil ordularını kırlangıçtan ufak Ebabil
kuşları avcunun içinde getirdiği mercimek kadar taşları atıp filleri yakıp
kemiklerini kuma karıştırdı. (Sure-i Fil, Ayet 1-5)
Kur'an-ı Kerim'de saysak daha çoktur. Allahu
Teala'nın bu gibi sözlerini mantıkla,
akılla ölçeceğim diye ısrar edende ne akıl, ne iman, ne de İslamiyetten eser
kalır. Çünkü Allahu Teala'nın işinin en büyüğü Kur'an-ı Kerim'dir. En küçüğüne
ise akıl yetmez. Aslında Allahu Teala'nın sözünün büyüğü, küçüğü olmaz. Hepsi
bütüktür ama biz insanalara anlatmak için söylemeye mecburuz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
«Ben övünmek için söylemiyorum, size anlatmak için
söylüyorum» derdi. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 4, Hadis No: 681, Sayfa: 950) Kul
ancak ben aklımın yettiği kadarını tefsir eder söyleyebilirim der. Allahu Teala
noksanlarımızı affetsin, bağışlasın gibi acizliğini dile getirecek ve bildiği
kadarını söylemesi konuşması normaldir. Ama ben hepsini bildim demesi
yanlıştır.
İmam-ı Azam:
- Bilmediklerimi ayağımın altına alsam başım Arş-ı
Ala'ya yetişir buyurdu.
Bir büyük zat padişahın yanında diyanet reisi idi.
Padişah bir soru sordu. O zat:
- Bilmiyorum dedi. Padişah:
- Ben
- Padişahım sen benim bildiklerime para veriyorsun
Hakk
Teâlâ Zümer sûresinin dokuzuncu âyeti kerîmesini Hazreti Osman veya Ebû
Bekir veya Ömer veyâ devâmlı itâat
Ancak
temiz akıl sâhibleridir ki (bunlar) hakkıyle düşünür» buyurulmuş. Müfessirlerin
çoğu, bu âyeti kerimenin, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında
indirildiğini bildirmişlerdir.
Hazret-i Osman (Radiyallâhu Anhu) her gece Kûr'ân-ı
Kerim'i iki rek'ât namazda (Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 52) Veya bir rek'ât
namazda hatmettiği için bu ayet onun hakkında iniyor. Ama o bir sahabeler gece
ibadetini herkes takatine göre yaptığından onlarada bu âyet söylüyor. Bir
hadîste gece kalk bir koyun (toklu) sağımı kadar (zikrullah et)
(Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 5772) Yine Ayet:
"Ena enleyli ve sacidan gayima"
Geceleri kalkıp secdeyle kıyamla sabahla. (Sûre-i
Zümer, Ayet 9)
Hadis-i Şerif: Gece kalk sesini kaldır, sesli
zikrullah et. Rahman senden razı olsun. Şeytan feza etsin bağırsın. Komşunda
uyansın. (Râmûz'ul-Ehâdîs, Hadîs No: 795)
Gece ibadetinide Eshâblardan en fazla yapan Hazret-i
Osman (Radiyallâhu Anhu) olunca bu ayet ve hadisler Hazreti Osman (Radiyallahu
anhu) hakkında iniyor. Evliyalardan en fazla gece ibadeti yapan İmam-ı Azam,,
Beyâzıt-ı Bestâmi Hazretleridir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yatsıdan
sonra iki rek'at namaz kıldı, selam verdi.
4-
Hazreti
Osman (Radiyallahu anhu) mal vermekte, namâz ve oruçta devamlı idi. Allahu
Teâlâ, Hazreti Osman'ın şânında, Enbiyâ sûresinin yüzbir, yüziki, yüzüçüncü
âyeti kerimelerini indirdi.
«Şübhe
yok ki kendileri için bizden en güzel (bir saâdet) sebk etmiş (takdir edilmiş)
olanlar, işte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır. Bunlar
gönüllerinin dilediği (ni'metler) içinde ebedî (yaşar)larken onun (cehennemin)
gizli sesini bile duymazlar. O en büyük korku, bunları aslâ tasaya düşürmez.
Bunları melekler karşılayarak: «Bu, size (dünyada) va'd olunan (mutlu)
gününüzdür. (diye cennet kapıları önünde tebrik ederler), buyurdu.
Bir
rivâyette Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) bu âyet-i kerîmeyi okudu: Ben
onlardanım. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Talha, Zübeyr, Sa'id Abdurrahman da onlardandır,
buyurdu. Âlimlerin çoğu bu âyeti kerîmenin, Hazreti Osman hakkında indiğini
bildirmişlerdir.
5-
Maide sûresinin doksanüçüncü âyet-i kerîmesinin de: Hazreti Osman
hakkında geldiğini Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) bildirmiştir. Hakk Teâlâ bu
âyeti kerîmesinde:
«İman
edip de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanların (bundan sonra haram
olan şeylerdende) sakındıkları imanlarında sebât ile iyi işlere devam
ettikleri, sonra (haram edilen şeylerden dâimi) sakınıp (haram olduklarına
iyice) inandıkları ve yine sakınmakta devam ve ısrar ile güzel işler (i arayıb
onlar) la iştigal eyledikleri takdirde (Haram kılınmazdan evvel) tattıklarında
üzerlerine hiçbir suç yoktur. Allah iyi hareket edenleri sever» buyurmuştur.
[Dört Büyük Halife Kitabı
(Şemsüddîn Ahmed Efendi)]
37. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın hakkında
buyurulan hadîsi şerîfler bildirilecektir:
1- Ebû Karfese
(Radiyallahu anhu) rivayet ediyor: Bir gün Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem)'ın meclis-i şerifine vardım. Bir müddet sohbette bulundum. Hazreti
Osman (Radiyallahu anhu)'da meclis-i şerife geldi, bir köşeye oturdu. Resûl-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Bana yakın ol, buyurdular. Hazreti Osman biraz yaklaştı? Resûl-i Ekrem:
- İyice
yanıma gel, buyurdular. Hazreti Osman iyice yaklaştı. Dizi, Resûl-i Ekrem'in
mübarek dizine değiyordu. Hazreti Osman'ın bağı açıktı. Resûl-i Ekrem mübarek
eliyle bağladı. Hazreti Osman'ın yüzüne baktı. Mübarek gözleri yaş ile doldu.
-
Ya Osman! Önünde büyük işler olacağını bil. Kıyamet günü benim havzıma en önce
sen gelirsin. Damarlarından
Şehidin kanı mahşerde akar
durmaz. Kokusu misk kokusu olur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
Hazreti Osman'ın şehid düşeceğini bu hadis-i şerifle bildirmiştir.
Allah'ın Peygamberi olan ben, sana: «Sübhanallah, seni
kim böyle yaptı!» derim. Sen, falan dersin. O zaman Arş'ın içinden bir nida
gelir: Biliniz ki, Osman bin Affan her sürülmüş üzerine emir ve padişahtır,
der. Sonra Hakk Teâlâ ile senin aranda perde kalkar. Sana tecelli eder. Hakk
Teâlâ sana: «Ya Osman! Seni şehid edenler hakkında ne düşünüyorsun?» buyurur.
Sen de: «Yâ Rabbi! Eğer sen onları muaheze edersen, ben de azarlarım. Eğer sen
afv edersen, ben de afv ederim» dersin, buyurdu.
2- Cabir (Radiyallahu anhu)
anlatıyor: Biz muhacirlerden bir cemaat Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem)'ın huzurunda idik. Aramızda Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha,
Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Sa'd bin Ebî Vakkas (Radiyallahu anhu)'da vardı.
Habib-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Herkes dostunun, sevdiğinin yanına varsın, buyurdular.
Herkes sevdiğinin yanına gitti. Resûl-i Ekrem'de Hazreti Osman'ı yanına aldı.
- Sen dünyada ve âhirette benim dostumsun, buyurdu.
Diğer bir rivayette de: Osman bin Affan Hazretleri
dünyada ve ahirette herkesten ziyade bana yakındır, buyurdu. (Kenzü'l-İrfan,
Hadis No: 123; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 109; Kütüb-i Sitte, Cild
16, Hadis No: 6014)
3- Ebû Ümâmeti'l-Bâhilî
(Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Bir kişinin şefaatiyle, Rebîa ve Mudar kabileleri sayısınca ümmetim, cennete
girer buyurmuştur. Büyükler bu kişinin Hazreti Osman bin Affan (Radiyallahu
anhu) olduğunu söylemişlerdir.
4- Mugiyre b.
Şu'be (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Müşrikler Huneyn gazâsında hezimete
uğramışlardı. Server-i âlem bir kişiye:
-
Ey Allah'ın düşmanı! Allahu Teâlâ
-
Yâ Resûlullah! Bu şahıs Kureyş kâfirlerine buğz eder, dedim.
- Evet, öyledir. Fakat Osman bin Affan'a da buğz ediyor,
buyurdular.
5- Şeddad bin Evs (Radiyallahu
anhu) diyor ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan işittim. Şöyle
anlatmıştı:
- Ashabımla sohbet ediyorduk. Cebrail (Aleyhis-selâm) geldi.
Beni sağ kanadının üzerine alıp Adn cennetine götürdü. Orada gezerken, elime
bir elma geldi. Elmaya hasretle bakarken, ikiye bölündü. İçinden bir hûri
çıktı. Hakk Teâlâ Hazretlerini şimdiye
kadar kimsenin yapmadığı şekilde tesbih etti. Sen kimsin? diye sordum.
Ben, Huriliyn'im. Hakk Teâlâ beni Arş'ın nûrundan yaratmıştır, dedi. Sen kimin
içinsin? diye sordum. İmâm-ı Mazlûm, Osman bin Affan içinim, dedi.»
Her cennetin hurisinin bu dünyada anlatmak için misli
vardır. Cenneti
naimin içindekilerin bu dünyada misli yoktur. Mesala: Bir elma yarılsın içinden
bir huri çıksın o da bir insana eş olacak kadar aynı anda büyüsün ve çok güzel
olsun. Bu gibi şeyler Allahu Teala'ya en yakın olan gurbiyyeti kazananlara
vardır. (Sure-i Vakıa, Ayet 10-12) Bu da cenneti Naim'dedir. Cennetlerin
hurilerine huru, cenneti naimin hurilerine huriliyn denir. Her cennette her
insanın bir çok evleri bahçesi, makamı vardır. Cenneti naimde her insanın bu
dünya gibi bir cenneti dışı kapalı, kapıcısı yok. Allah'u Teâlâ'dan gelen bir şifreyi
cenneti naimlikler okuyacak hiç bir kimseye açılmayan bir kapı açılacak. Bu
kimse cenneti naime girecek. Yani cenneti Naimde her insanın kendine mahsus bir
cenneti vardır cenneti naimlik olan kimse o cenneti Naimin içine girince
kendini bir padişah karşılar gibi karşılayacaklar. Onun içinde ne varsa hepsi
kendinin olacak. Kendi padişah padişaha ne gerekli ise hepsi kendinin olacak.
Akla gelen her iyi şey için ve istediği an bütün cennetlerdeki ve cehennemdeki
insanlarla konuşabilecek, görebilecek. Hatta cehennemlikler ondan bize su
gönderin diyecekler. Bunlar o suyu size Allah haram ettiği için vermiyoruz.
Yoksa verirdik, orda elini uzatıp cehennemdekilere su verecek kadar Allah'u
Teâlâ maneviyat selahiyet vermiştir. [Ölüm Kıyâmet Ahiret (imâm-ı Şa'rani), Sayfa: 280] Sadece onlara vermek
haram olduğu için vermez. Bunda cenneti naimliklere verilen selahiyetin
büyüklüğü meydana çıkıyor.
6- Zührî rivâyetiyle Enes bin Malik
(Radiyallahu anhu) bildiriyor:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gece kalkıp
gidiyordu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'da biraz ileride gidiyordu. Cebrail
(Aleyhis-selâm) geldi:
- Yâ Resûlullah! Bu saatte senin önünden giden kimdir?
diye sordu.
-
Osman bin Affandır, buyurdular. Cebrail (Aleyhis-selâm):
- Ebû Amr, yâni Osman'dır değil mi? dedi. Resûlullah:
-
Evet, buyurdu. Sonra Server-i Âlem, Cebrail (Aleyhis-selâm)'a:
-
Siz, Osman bin Affân'ı gökte tanıyor musunuz? buyurdular.
Cebrail
(Aleyhis-selâm):
-
Seni âleme hak Peygamber gönderen Allahu Teâlâ'ya yemin ederim ki, Hazreti
Osman, güneşin yeryüzünü aydınlattığı gibi, gökleri aydınlatır, dedi.
7-
Abdurrahman
bin Ebû Leylâ rivâyetiyle Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hizmetçisi Kanber'e
mescide gidip, Hazreti Osman'ı seven var mı? diye bağırmasını emir buyurdu.
Kanber mescide gidip emredilen şekilde bağırınca:
-
(Bir kişi kalkıp) Ben Hazreti Osman'ı severim, dedi.
(Kanber: Hazret-i Ali'nin devamlı atına bakıp
otlatıp, besleyen hizmetçisidir. Hazret-i Ali'den ömür boyu hiç ayrılmamıştır.
Bir çok defalar kâfirler tarafından esir alındı. Hazret-i Ali'nin atı
çalındı. Hazret-i Ali harbe gidip
onların memleketini aldı ve Kanber'i kurtardı. Onun için Kanber çok meşhurdur.)
Kanber:
-
Gel seni Emîrü'l-Mü'minin Hazreti Ali çağırıyor, dedi. O şahıs Hazreti Ali'nin
huzuruna geldi. Emûrü'l-Mü'minîn:
-
Hazreti Osman'ı seviyor musun? buyurdu. O şahıs:
-
Ben Hazreti Osman'ı canımdan çok severim. Çünkü bir zaman Resûl-i Ekrem'in
huzuruna varmıştım:
-
Yâ Resûlullah! Yeni evlendim. Mehir param yok, bana bir şeyler verin dedim.
Kırk dirhem kıymetinde bir okıyye altın verdiler. Bir okıyye altın da Hazreti Ebû Bekir verdi. Bir okıyye
de Hazreti Ömer verdi. Hazreti Osman iki okiyye verdi. Sebebini sordum:
-
Hazreti Ali'nin yanında
- Yâ Resûlullah!
Dua buyurun bu malın bereketi olsun, dedim.
-
Bir Peygamber, bir Sıddîk ve iki Şehidin verdikleri malda bereket olmaz mı?
buyurdular. Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) bunu duyunca sevinip:
-
Çok doğru söyledin kardeşim! dedi.
8- Sa'd bin
İbrahim rivâyet ediyor: Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'ın huzurunda idi. Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu anhu)
geldiler. Resûl-i Ekrem, (Hazreti Hasan ve Hüseyin'i göstererek):
-
Bunlar, cennetteki gençlerin üstünleridir. Bunların babaları daha yüksektir.
Osman bin Affan, Halîlullah İbrahim (Aleyhis-selâm)'a benzer, buyurdular.
9-
Semâme'nin
oğlu Muhârık, kızkardeşi Ümm-i Gülsüm'ü mü'minlerin annesi Hazreti Âişe'ye
gönderdi.
-
Selâmımı götür. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında da bir hadîs-i şerîf
bildirmesini istirhâm et, dedi. Ümm-i Gülsüm diyor ki:
-
Hazreti Âişe Sıddîka'nın huzûruna vardım. Oğullarından birisi sana selam eder,
dedim.
-
Allah'ın selâmı ve rahmeti onun üzerine olsun, diye selâmını aldı. Sonra:
-
Cenâbınızdan Hazreti Osman hakkında bir hadîs-i şerîf nakletmenizi istirham
ediyor. Çünkü onun şehid edilmesi sırasında söylenen sözleri, çıkan
karışıklıkları bilirsiniz, dedim. Hazreti Aişe (Radiyallahu anha) söze başladı:
- Ben,
Hazreti Osman'ı bu ev içinde Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile
beraber gördüm. Cebrail (Aleyhis-selâm) soğuk bir gecede vahy getirmişti.Vahy
gelince Server-i Âlem'e bir ağırlık çökerdi. Nitekim Hakk Teâlâ Müzemmil
sûresinin beşinci âyet-i kerîmesinde de «Ey Resûlüm! Biz sana ağır söz vahy
ederiz» buyurmuştur. [Bu ağır söz, Kur'ân-ı Kerim'de ki kullara ağır gelen
meşakkatli emir ve nehiylerdir. Veya Resûl-i Ekrem içindir. O sözleri yüklenir
ve ümmetine de yükletir. Veya lafzdaki vekar, manâdaki kuvvet içindir. Veya
düşünmeğe ve yeniden bakmağa muhtaç olduğu için o sözlere ağır denilmiştir.
Veyâ Terâzîde ağırdır. Veya o sözler kâfirlere ve fasıklara ağırdır, veya o
sözlerin telkini ağırdır.]
«Biz Kur'an-ı Kerim'i dağlara verseydik
dayanamazlardı.» (Sure-i Haşr, Ayet 21)
Allahu Teala Musa (Aleyhis-selam) ile konuşurken dağa
tecelli etti dağ parçalandı. (Sure-i Araf, Ayet 143)
Allahu Teala'nın tecellisine ancak Muhammed ümmetinin
içindeki Allahu Teala'nın nasib ettiği kimseler dayanabilir, başkası dayanamaz.
Musa (Aleyhis-selam)'ın tuz bulunmayan memlekette: «Ya Rabbi! Senin kullarını
senin yardımınla kıyamete kadar davet etmek istiyorum dedi toprağı dağın her
tarafına saçtı, dağ tuz oldu. Muhammed ümmetide aynıdır. İnsan-hayvan, melek
hiç bir yaratık yaratılış itibarı ile Allahu Teala'nın tecellisine dayanma
imkanı yoktur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine, onun
ümmetine Allahu Teala o tecelli-i ilahiyeye dayanma gücünü vermiştir.
Dedi Musa görem seni
Göremezsin dedi beni
Ki ben senden münezzehtir
Şeriksizdir hüdasından.
Hazreti Âişe (Radiyallahu anha) buyuruyor ki, Resûl-i
Ekrem vahy sırasında hava çok soğuk olduğu halde mübarek alnından terler
dökerdi. Kur'ân-ı Kerim her ne kadar dilde hafif ise de azamette ağırdır.
Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'e
namazda niçin kızarıp bozardığını soranlara:
- Kolay mı Allahu Teala'nın
huzuruna duruyorum dedi. İşte Kur'an-ı Kerim'in ağırlığından Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu) namazda kızarıp bozarıyor. (İrşad, Cild 1, Sayfa: 305)
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
- [Hâzreti Osman'ın arkasına vurup) Bu makam kime
müyesser olur. Hakk Teâlâ bu makamı Peygamberlerinden başka hiç kimseye
vermemiştir. Ancak ekrem olan yani en fazla ikrâm eden kimseye vermiştir.
Allahu Teâlâ'nın lâneti, Osman'a kötü söz söyleyenin üzerine olsun, buyurdular.
10- Enes bin Mâlik (Radiyallahu
anhu) bildirmiştir: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
«Hazreti Lût (Aleyhis-selâm)'dan sonra hanımıyla Allahu Teâlâ yolunda ilk defa
Osman bin Affân hicret etmiştir.» (Taberani, İslam Tarihi (M. Asım Köksal),
Cild 1-2, Sayfa: 200)
(Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) Habeşistan'a ve
Medîne'ye olan hicretlerinde hanımı Rukiyye (Radiyallahu anha) ile beraberdi.)
11- Yusuf bin Abdullah bin Selâm,
bir hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in: «Ben, Allahu
Teâlâ huzurunda Hazreti Osman'ın düşmanlarının hasmıyım, onlara karşıyım»
buyurduğunu rivâyet etmiştir.
12- Abdullah bin Ömer (Radiyallahu
anhu)'den rivâyet olunmuştur. Fahri Kâinat (Aleyhi Efdalü's-salevat vettahıyât)
Hazretleri bir hadîsi şerîfte: «Osman, ümmetimin en hayâlısı ve en çok ikrâm
edenidir» buyurmuştur. (Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 124)
13- Kelîb bin Velid, Melbeke'den
rivâyet ediyor: Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah'ın (Radiyallahu anhu) yanına bir
adam geldi:
- Osman bin Affân, Bedir gazâsında bulundu mu? diye
sordu. Hazreti Abdullah:
-
Hayır, dedi.
-
Bî'at-ı Rıdvânda bulundu mu? diye sordu.
-
Hayır, bulunmadı buyurdu.
- Uhud harbinde iki ordu karşılaştığı zaman dağılanların arasında
değil miydi? diye sordu.
- Evet, müslümanların çoğunun yaptığı gibi, hezimete
uğrayınca dağıldı, buyurdu. Adam kalkıp gitti.
- Efendim, bu adamın sorularına verdiğimiz cevablara göre
siz Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında iyi şeyler söylemediniz dediler.
- (O zaman) Çabuk, o adamı geri döndürün buyurdu. Adamı
çağırdılar, geldi. Abdullah Hazretleri o adama:
- Sorduğun soruların cevabını anladın mı? diye sordu. O
şahıs da anladım diyerek sorduğu üç soruyu ve cevabları tekrarladı. Abdullah
bin Ömer (Radiyallahu anhu) buyurdu ki:
- Hazreti Osman, Bedir gazasına gidemedi. Fakat Resûl-i
Ekrem'in emriyle gitmemişti. Kendisi ve hanımı Rukiyye (Radiyallahu anhu) hasta
idi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Osman'ın payını ayırdı.
Halbuki ondan başka harbe gitmeyenlerinkini ayırmadı. Hazreti Osman
(Radiyallahu anhu) bî'ât-i Rıdvan'da bulunamadı. Fakat, onu Resûl-i Ekrem,
Mekke-i Mükerreme'ye elçi göndermişti. Bütün Ashâb-i Kirâm bî'ât ettiler. Sonra
Resûl-i Ekrem [mübarek elinin birini, diğeriyle müsafaha yaparak (Bir elini o bir elinin üzerine koyarak))]:
- Bu da Osman'ın eli olsun, buyurdular. Muhakkak ki,
Resûl-i Ekrem'in eli, Hazreti Osman'ın elinden üstündür, dedi. (Savaik-ı
Muhrika, Sayfa: 67) Uhud gazâsında İslâm askeri hezîmete uğradığı sırada
şeytanın yanıltmasıyla dağıldılar. Fakat Allahü Teâla onları afv etti. Nitekim Al-i
İmran sûresinin yüzellibeşinci âyet-i kerîmesinde: «Hakıykat iki ordu
karşılaştığı gün içinizden geri dönenler (yok mu?) Onları irtikab ettikleri
bazı şeyler yüzünden, ancak şeytan kandırmak istedi. Yemin ederim ki Allah
(yine) onları afvetti. Çünkü Allah şübhesiz çok yargılayıcıdır, hâlimdir.
(Ukûmette, cezâda acele edici değildir)» buyurulmuştur. Sonra o şahsa, sakın
Hazreti Osman hakkında kötü düşünme ve ona zinhâr dil uzatma! buyurdu. (Sünen-i
Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3954; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis
No: 1497)
14- Abdullah bin
Mübarek, Ebü'l-Mus'ab'dan, o da Yezîd bin Leheb'den bildiriyor. Osman bin
Affân'ın şehid edilmesinde bulunanların hepsi deli olmuştur. Abdullah bin
Mübarek (Rahmetullahi Aleyh):
-
Divâne olmak onlar için, tadacakları cehennem azabına göre azdır, buyurmuştur.
15- Ebû
Sa'îdi'l-Hudri (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle bir hadîs-i şerîfte: «Yâ Rabbi!
Muhakkak ki Osman senin rızânı istiyor. Sen de fadl ve kereminle ondan râzı ol»
buyurulmuştur.
16-
Abdullah
bin Abbâs (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) bir hadîs-i şerîfte:
«Ya
Rabbi! Osman bin Affan'a kıyamet gününün şiddetinde rahatlık ve kurtuluş ver.
Çünkü o bizi nice sıkıntılı günlerimizde rahata kavuşturdu» buyurmuştur.
17-
Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadîsi şerîfte: «
Yani kızlarımdan biri ölse o birini veririm, o da
ölse o birini veririm demektir.
18-
Abdullah
bin Ömer (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyurdular ki: Ashâbımdan dört kişiyi halka, Kur'ân-ı Kerim öğretmek
için göndermek istiyorum. Nitekim bizden önce İsâ bin Meryem'de havârilerini
etrafa göndermişti.
Bundan
sonra Osman bin Affân, Abdullah İbn Mes'ûd, Muâz bin Cebel, Übeyy b. Kâ'ab
(Radiyallahu anhu) Hazretlerini gönderdiler. (Dört büyük Halife Kitabından
alınan ayet ve hadisler yazı burada sona
erdi.)
Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) son
zamanlarında Kûr'ân-ı Kerim'deki saihun Allah için gezi yapın. (Sûrei Tevbe,
Ayet 112) âyetine göre Eshâbları üç'er dörd'er kâfir memleketlerine islâmı
tebliğ etmek, yaymak ve Kûr'ân-ı Kerim'i tebliğ için gönderiyor. Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'den asırlarca sonra aynı bu saihun, Allah için
gezi devam etti. Medine'den gelen beşyüz sahabenin evlatları torunları bir sene
içerisinde Türkleri, Arnavutları, çerkezleri müslüman ettiler. Bunlar iki
kardeşti. Zamanın padişahı onları öldürmek için ferman çıkardı. Bunlar
Arnavutluğa kaçtılar. Başka bir padişah başa geçti. Bunları af etti. Kardeşin
bir tanesi o birine:
- "Cerakes" gidelim mi? O biri:
- "Ar" utanırım. "Na" gitmem
"ut" herkesten utanıyorum dedi. Kardeşin biri gitti. Onlarda
çerkeslerdir. O biri Ar-Na-Ut onlarda Arnavut'lardır. Yani Peygamberimiz
(Sallallâhu Aleyhi Vesellem) islam tebliğ cemaatını Kûr'ân-ı Kerim'deki saihun
âyetine göre son zamanlarında yaptırdı. O kıyamete kadar devam eder. Şimdi en
fazla Afganlılar saihun âyetini yerine getirirler. Onlar toplu vaziyette İslâmı
yaymak için dünyaya gezi yaparlar. Eski şeyhlarda müritlerine aynı saihunu emr
edip yaptırmışlardır. Saihun Allah için islamı yaymak için dünyayı gezmektir.
Hadîs-i Şerif: "Seyehat edin ki sıhhat
bulasınız." [500 Hadîs-i Şerif Kitabı «Hikmet Gonceleri» Hadîs No: 198]