HAZRETİ ALİ  (RADİYALLAHU ANHU)

 

 

[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi)

24. Menkıbe: Hazret-i Ali (Kerremallahu veche)'nin şân-ı şerifleri hakkında inen ayet-i kerimeler bildirilmektedir.

 

1. Bir kısım alimler buyuruyor ki: Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) mescidde namaz kılıyordu. Bir dilenci dua etti ve bir şey istedi. Hazret-i Ali rûku'a varmıştı. Mübarek parmağındaki yüzüğü dilenci için çıkarıp bıraktı. Bu iş Hakk Teâlâ Hazretlerine makbul gelip Maide suresinin 55. ayet-i kerimesini gönderdi. Bu ayet-i kerimede:

"Sizin yâriniz ancak Allah'tır, O'nun Peygamberi'dir. Allah'ın  emirlerine boyun eğici olarak namazını dosdoğru kılan zekatını veren o mü'minlerdir" buyurulmaktadır.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin o an için evinde hiç yiyeceği yoktu. Namaz bitince dilenciye bu yüzüğü ekmekle sat, parayla değil ağırlığınca ekmek iste dedi. Bir yahudi başka bir memlekette bu yüzüğe müşteri oldu, yahudi ekmekle tarttı. Bir şehrin ekmeğini satın aldı, yüzük ağır geldi. Yedi tane körük kurdurdu, yüzüğü ısıtıp madenini araştıracaktı. Yedi demirci körüğüde ateş yaktırdı. Yüzüğü ısıtamadı, yüzük yine buz gibi idi. Yalancı şahit tutup yüzüğü benden arap çalmış dedi. O memleketin adetince hırsızlık edenin kolunu kırarlardı. Kolunu kırdılar. Arap kalben Hazreti Ali'ye çağırdı bu çağırma Hazreti Ali'ye ayan oldu. Düldül'e binip o memlekete gitti, şahitleri mahkeme yapan, hakimi şehrin halkından karşı koyanın hepsini kırdı. Arabı oraya şah yaptı ve kendi memleketine döndü. Aşağıdaki kaside Hazreti Ali'nin bu yaptıklarının kaside ile nazm ile dile getiren kasidedir. Hazreti Ali'nin her yaptığının arkasında böyle bir şeyler çıkıyor. İlk defa çok basitmiş gibi görünüyor sonunda herkesi hayrete düşürecek şekilde işler meydana çıkıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bile her şeye akıl yetirdim, Ali'nın sırrına bir de arının sırrına akıl yetiremedim buyuruyor. Halk arasında Sır Ali sırrı, aramızda Ali sırrı olarak kalsın derler. Çünkü Hazreti Ali'nin sır olarak bilinmeyen anlaşılmayan bunun gibi hikmetli işleri, sözleri hareketleri çoktur. Kaside şöyledir:

 

Kapıya geldi bir Arab,

Ya Ali! Ben açım dedi.

Halimden haberin olsun

Ben nan'a muhtacım dedi.

       Geldi Ali'nin yazığı,

       Baktı kalmamış azığı, (yiyeceği)

       Çıkardı Hatem yüzüğü

       Al bunu nân'a (ekmeğe) ver dedi.

Arab Hatem yüzüğü aldı,

Bilinmedik şehre vardı,

Yüzüğü bir cıfıt gördü,

Bunu bana ver sen dedi.

       Yorgunum yoldan gelirem

       Bir gece mihman oluram,

       Yüzüğü nan'a verirem

       Mizan terazi kur dedi.

Cıfıt bir çileye geldi,

Şol mizan terazi kurdu,

Bir şehrin nan'ını koydu,

Kalkmaz bu yüzük zor dedi.

       Arab yeldi yelkendi,

       Kırk kantar kömür döktürdü,

       Yedi yerden körük çektirdi,

       Kızmaz bu yüzür kâr dedi.

Hazreti Ali hırsa geldi,

Tüyleri hırkayı deldi,

Kadıyı müftüyü kırdı

Arab sen burda kal dedi.

 

2. Hazret-i Abbas ve Talha (Radıyallahu anhu) arasında bir münazara olmuştu. Hazret-i Abbas hacılara su dağıttığı için çok sevap aldığını söyledi. “Abdü'd-Dâr“ kabilesinden olan Hazret-i Talha, Beyt-i Şerif'in anahtarını elinde tuttuğunu, istediği gece orada kalacağını söyleyerek daha faziletli olduğunu idida etti. Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) :

- Siz ne diyorsunuz, ben sizden on ay evvel bu işlere yönelmişim, siz o zaman buralarda  yoktunuz, buyurdu.

Hakk Teâlâ Tevbe sûresinin 19. ve 20. ayet-i kerimelerini gönderdi. Bu ayet-i kerimelerde Allah'u Teâlâ:

"Siz hacı sakalığını, Mescid-i Harâm'ın imarını Allaha, ahiret gününe inanan, Allah yolunda cihad eden kimse (lerin amelleri) gibi tuttunuz? Bunlar (bu iki sınıf) Allah yanında bir olmazlar. Allah zalimler güruhuna hidayet vermez iman edenlerin Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanların Allah yanında derecesi çok büyüktür. Kurtuluşa (dünya ve ahiret saâdetine) erenlerde işte onların ta kendileridir" buyurmaktadır.

İşte Kur'an-ı Kerim'de hacılara su sakalığı yapıp, Kabe'nin anahtarını elinde tutmak Allah yolunda cihada atılan kimselerin amelleri gibimidir? Hazreti Ali (Radiyallahu anhu): Ben bunun on ay evvel sırrına vakıf oldum. En büyüğü Allah yolunda cihada atılmaktır. Onun için ben cihada atılıyorum. Kimse olmazsa yalnız başıma cihada gidiyorum demesini Allahu Teala ayetle tasdik ediyor. işte bu hepsinden yüksektir.

Yalnız zikrullah eden, Allah yanında yalnız harbe giren gibidir.  (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 7, Sayfa: 267; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3567) O kadar sevgilidir hemde yalnız zikrullah etmenin üstünlüğü hem yalnız harp etmenin üstünlüğünü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bize haber veriyor.

"Mü'minin kalbi Allah'ın evidir." (Marifetname, Sayfa: 971)

"Mü'min Kâ'be'den efdaldır." (Râmûz'ul-Ehâdis, Hadîs No: 4323)

"Bana yerlerim göklerim geniş gelmedi, mü'min kulumun kalbi geniş geldi." (Enver'ül-Aşıkîn, Sayfa: 14; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 447; Müzekkî'n-Nüfus, Sayfa: 43, 427)

Bunlarıda düşünürsen hakiki mü'minden Kâbe geride kalıyor. Allah'u Teâlâ ben Kâbe'deyim demedi. Ben mü'minin kalbindeyim dedi. Ka'be'ye aşırı saygı Kabe için değil Ka'be'ye olan emir içindir.  Kabe'ye olan emir için Ka'be'ye o kadar saygı olurda bu kadar hadisi kudsilerle Allahu Teala sevdiklerini bizzat kendi sözleri ile söylerse niçin insanı kamile Kabe gibi daha fazla saygı gösterilmesin. Ama şart muhakkak insanı kamil olması lazımdır. O zatlarda Allahu Teala emrettiği için Kabe'ye gitmeye ve haccetmeye mecburur. Yoksa rast gele övülen kimselere hadisi kudsilerdeki sözlere uymayanlara değildir. O gibiler hakkında ben onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı ben olurum (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042) Bu olunca o mazharlar kendisinde olmalı.

Allah yolunda ömür boyu ordularla beraber olup savaşan tek başına kafir memleketlerine gidip savaşan ömrünü savaşla geçiren Hazreti Ali'dir. Mışır şahı Mukavkıs'ın çok yakın akrabaları kale kumandanı idi. Kitapta bunlara Cendebe ile Reselgül der. Müslümanlardan kırk kişi esir almışlar zindanda idi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e bu haberi getirdiler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali'yi çağırdı. 500'de ashab kattı siz gidin müslümanları kurtarın orayı'da fethedin dedi haberi getiren Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Ya Resullah! Sen ne yapıyorsun? 500 kişi onların üzerine gönderilmez onların kuvveti gücü çok fazla deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onların gücünü bastırmaya Ali yeter. Ben 500 sahabeyi yine tebdir olarak gönderiyorum dedi. Yolda giderlerken Cendebe-Reselgül bunlar bir beyin aşiretini vurup kırıp yağma etmişler bunlarda Reselgül ile harbe gidiyorlar. Baştan ayağa kırmızı giyililer idi, onun için kitapta kırmızı diye söyler. Kırmızı kölesini 500 islam askerine gönderdi. Kim sor bak dedi sordu  geldi. Bunlar Muhammedilermiş dedi. Kırmızı bunların hiç birini sağ bırakma hepsini öldür, köle geldi müslüman askerine daldı bir çok kimseleri şehid etti. Hazreti Ali vurdu kendini öldürdü bunu gören  kırmızı ata bindi. Hazreti Ali'ye hamle yaptı. Hazreti Ali hamlesini beğenmişti, çok güçlü idi. Müslüman etmek için kılıcın tersi ile vurdu, düşürdü. Ve müslüman etti beraber gidip Reselgül'ün Mukavkıs'ın kalelerini aldılar. Kırk müslümanı kurtardılar. Siret-i Nebi'de ki Hazreti Ali'nin harpleri bu tür harplerle doludur.

İşte Kur'an-ı Kerim'de de hacılara su sakalığı yapıp Kabe'nin anahtarını elinde tutmak, Allah yolunda harbe, cihada atılan gibi midir? buyruluyor. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin ben bunu çok evvel biliyorum demesini Allahu Teala tasdik ediyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Ali! Senin yüzünden iki kavim cehennemlik olacak.

- Ya Resulullah! O zaman beni öldürmek lazım. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Senin bir kabahatin yok Hazreti Ali bu iki kavim kimlerdir? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) birisi seni seviyoruz diye ifrata kaçan Allah'tır, peygamberdir diyen millettir. Onlar Rafızıdır. (Mir'at-ı Kainat, cild 1, Sayfa: 710)

İkincisi müslüman görünüp sana düşman olan kavimdir bunlar tarihteki Emeviler halk arasındaki deyimi ile Yezid'lerdir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i seviyoruz derler. Yaptıklarının hepsini kısıtlarlar Hazreti Ali'yi ve onun evlatlarını evladı Resulü hiç sevmezler, kıymetde vermezler. İmam Hüseyin'i şehid eden Yezid'e hak verirler. Bu tür alimlerimiz şimdi çoktur, milletimiz alimlerden bunu sorsunlar. Hazreti Ali'yi tam hakkı ile sevmeyenin sözüne bakmasınlar.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hadis-i şeriflerde buyuruyor ki:

Ali'yi sevmek imandandır. (Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 276)

Ya Ali! Sen ve ben bu ümmete babayız. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Hazreti Ali'ye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bu gelen Arab'ın seyyidi Efendisidir dedi.

Arabın Seyidi deyince gelmiş ve gelecek arabların hepsi:

- Ya Resululah! Arabın seyyidi sen değil misin? Ben bütün alemlerin efendisi, seyyidiyim. (Sure-i Enbiya, Ayet 107; Berika, Cild 2, Sayfa: 90; Dört Büyük Halife kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi, Sayfa: 240) Ali ise Arabın Seyyididir buyurdu.

Ali'yi seven Ali'nin yolunda tam gidene günah zarar etmez. (Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi, Sayfa: 276) Günah işlemez ki zarar etsin.

Ali'nin eti etimden kanı kanımdan. (Dört Büyük Halife kitabı, Sayfa: 257; Menkıbe, 13 benzeri)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Hepsini övdün Ali'yi niçin övmüyorsun?

- Ali bendendir. insanın kendi kendini övmesi doğru değildir. Ben Ali'yi översem ben beni övmüş olacağım. (Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 274, Menkıbe 15)

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in beşer olmadığını, yanılmayacağını iddia edenlere:

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

Ben köle gibi yer köle gibi otururum. (Kimya-i Saadet, Sayfa: 543, Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1780)

Bende bir insanım, bende beşerim. (Kimya-i Saadet, Sayfa: 30) yanılırım.

....Allah'ın rahmeti bürümedikçe benim amelimde beni kurtaramaz.  (Berika, Cild 4, Sayfa: 240) Bu konu ilerde geniş açıklanacaktır.

 

3. Katâde (Radıyallahu anhu) buyuruyor: Müşrikler, Resûlulah (Sallallahu aleyhi vesellem) için:

- Bakalım getirdiği dine karşılık birşey isteyecek mi? " diye meclislerinde konuşmaları sebebiyle Hakk Teâlâ Şûrâ süresinin 23.cü ayeti kerimesini gönderdi. Bu ayet-i kerimede:

(Habibim) de ki: "Ben bu Tebliğime karşı akrabalıkta sevgiden başka hiç bir mükâfat istemiyorum. Kim bir güzellik kazanırsa biz onun bu hususta ki güzelliğini arttırırız. Çünkü Allah, çok yargılayıcıdır buyuruldu.

Şimdi cum'a namazında hutbede para istemek Cum'adan çıkınca caminin dışında para istemek. Cum'adan çıkınca caminin dışında makbuzla para toplamak hutbede kurban derisi veya parasını istemek farzmış gibi söyleniyor. Halbuki bunlar Allah'u Teâlâ'nın menettiği Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in yasakladığı şeydir. Camiye girerken çıkarken içinde sırf Allah'u Teâlâ'yı düşünmek ona huzur etmek lâzımdır. Hele hutbe namazdır. Hutbede Allah'tan Resûlullah'tan onun cihar-ı yar'larından ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in ailesinden çocuklarından torunlarından Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'den söylenir, övülür. Şimdi bunlar kalkmış, söylenmiyor. Hocalar nasıl milletten para koparabiliriz diye düşünüyorlar.. Hoca'da bu fikir bu olunca cemaatte olanların kalbinde almak, satmak, yemek, içmek vs… olur ve Allah sevgisi hiç kalblerine girmez. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyuruyor.

"Ahir zamanda camiler cemaatle dolu olur. İçinde mü'min yoktur." (İhyâu Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadîs No: 411, Sayfa: 416)

Mü'min yok demek müslüman olmazsa zaten camiye gelmez. Hakiki Kâmil mü'min yok demektir.

Hadis-i Şerif: «Her kim Kur'an-ı Kerim'i öğretme karşılığında bir ok yayı alırsa cehennemde o yay ateş olarak boynuna geçirilir.» (Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadis No: 6666)

Yani Kur'an-ı Kerim'de öğretme karşılığında kesin olarak hiç bir şey istenmez kesim kesilmez. Allahu Teala için verilir, verende Kur'an-ı Kerim öğrettiğinin karşılığını veriyorum demez hediye veriyorum der. O niyetle verilmesinde ve alınmasında bir mahzur yoktur hediyeninde büyüğü-küçüğü olmaz.

Bilâl Babam buyurdu:

"Dünya sevgisi uyuz bir köpeğe benzer.” ( Marifetname, Sayfa: 542 benzeri) Hem köpek hemde uyuz. Bu sevilir mi? Sevilmez. Ondan daima uzak durulur. bu dünya işine çalışmasın demek değildir. Fakat Allah sevgisini bastıracak dünya sevgisi olmasın demektir. Dünya işine çalışan kalbinde Allah sevgisinden başka bir şey yoksa çok iyi, çalışmasının ona zararı yoktur. Hiç dünyaya çalışmayan kalbi, gönlü, niyeti para kazanmak, mal yeme, içme ise hiç çalışmasada o dünya ehlidir. O biri dünya işine çalışsa Allah sevgisi başta olursa o dünya ehli değildir.

Hadîs-i Şerif:

"Dünya mel'undur. İçindekilerde mel'undur.»  (Tam İlmihal, Sayfa: 30; Râmûz'ul-Ehâdis, Hadîs No: 2485) Bu mel'unluğu Allahu Teala'nın sevgisine rakib olduğundandır.

Hadis-i Şerif: «İki sevgi bir gönülde olmaz.» (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 448) Bir gönülde en başta ya Allah sevgisi ya dünya sevgisi olmalıdır.

"Siz ahiretinize çalışırsanız dünyalığınız sizi kendiliğinden bulur." (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Sen okula devam edersen, çalışıp başarılı olursan yaşamın için gerekli olan her şeyini burs verip devlet karşılar. Aynı onun gibi sende ahiret işine okula sebat ettiğin gibi sebat edip çalışırsan bu dünyadaki ve ahiretteki bütün ihtiyaçlarını Allah'u Teâlâ karşılar. Ben çalışıyorumda benimkini karşılamıyor diyenlere: Sen burs alacak şekilde çalışmıyorsun, burs alamazsın derler aynı onun gibidir.

Ata sözü:

"Sebat olmayan yerde meram neticesiz kalır."

Sa'id bin Cübeyr (Radıyallahu anhu) Abdullah İbn Abbâs'dan (Radıyallahu anhu) Resûl-i Ekrem'in yakınlarının Hazret-i  Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (Radıyallahu anhu) olduğunu rivayet etmiştir. Resûl-i Ekrem'in bu yakınlarını hiç bir sebeble sevmemek, doğru değildir.

 

4. Mücadele Suresinin 12. ayet-i kerimesi de Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) şanındadır. Bu ayet-i kerimede Hakk Teâlâ:

"Ey İman edenler! Siz Peygambere mahrem bir şey arzetmek istediğiniz zaman (bu) mahrem konuşmanızdan evvel sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı, daha temizdir. Fakat bulamazsanız şüphe yok ki Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir." buyurmaktadır.

Bu Allahu Teala'nın emri olunca hakiki bir alime mahrem bir soru soracak kimse o alimden çok utanır ve özür diler. Bunun için Allahu Teala alimden evvel benden utanın, benden özür dileyin buyuruyor. O da bir fakire sadaka vermektir, bu tabidir ki zenginlere mahsustur.

Mücâhid (Radıyallahu anhu) diyor ki, bu ayet-i kerime ile yalnız Hazret-i Ali bin Ebu Talib (Radıyallahu anhu) amel ederdi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a her münâcât yaptığında, önce bir sadaka verirdi.

Abdullah  İbn-i Ömer (Radıyallahu anhu) buyuruyor ki: "Hazret-i Ali'de bulunan üç şeyin ben de olmasını, kırmızı tüylü siyah gözlü çok develerimin olmasından daha çok severdim. O üç şeyden biri:

- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in temiz kerimesi Hazret-i Fâtıma'yı ona vermesidir.

İkincisi:

- Hayber gazasında Resûl-i Ekrem'in sancağı ona vermesidir.

Üçüncüsü :

- Resûlüm'e bir şey söyleyeceğimiz zaman, önce sadaka veriniz. Ayet-i kerimesiyle amel edenin yalnız Hazret-i Ali olmasıdır."

Rivâyet edilmiştir ki: Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'nin bir dinâr altını vardı. Bundan  birer dirhem sadaka vermek sûretiyle Resûl-i Ekrem'den on mes'eleyi gizlice sordu. Bu sorular şunlardır:

1- Yâ  Resûlullah! Hakk Teâlâ hazretlerine nasıl ibadet edeyim?

- Sıdk ve safâ ile.

2- Yâ  Resûlullah! Cenab-ı Hakk'tan ne isteyeyim?

- Dünya da ve âhirette afiyet ve mağfiret iste.

3- Yâ  Resûlullah! Ben ne yapıp, ne işleyeyim?

- Hakk Teâlâ'nın ve Resûlünün emirlerini yapmaktır.

4- Yâ  Resûlullah! neyi yapmakla kurtulurum?

- Helâl yemek ve doğru söylemek ile.

5- Yâ  Resûlullah! Hakk nedir?

- Ömrünün sonuna kadar, İslâm'ı ve Kur'an'ın emirlerini yapmaktır.

6- Yâ  Resûlullah! Şâd olmak nedir?

- Cennettir.

7- Yâ  Resûlullah! Rahatlık hangi şeydedir?

- Cenâb-ı Hakk'ın Didârı'nı görmektedir. (Sure-i Vakıa, Ayet 7-12)

8- Yâ  Resûlullah! Fesât nedir?

- Hakk Teâlâ'ya şirk koşmak, kâfir olmaktır.

9- Yâ  Resûlullah! Vefâ nedir?

- Kelime-i şehâdet  getirmektir.

(10 cu soru ve cevabı kitapta bulunamadı.)

Bu gibi soruları Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e soran ve onunla amel eden Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'dir. Resulullah ile arasında gizlidir. Ashabtan Ebu Hüreyre (Radiyallahu anhu) buyuruyorki:

- Ben Resullulah'tan duyduğumun hepsini söylesem bu halk benim boynunu vururlar. (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4129; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 1, Hadis No: 100) O zatınki ayrı, Hazreti Ali (radiyallahu anhu)'ninki ayrıdır. Yani birisi tamamen gizli hiç açıklanmaz birisi onun kadar gizli değil sadece ehline söylenir.

Bilal Babam buyurdu:

- Ben bildiklerimin hepsini bu ihvanlara söylemiyorum, havsalası kabul etmez inkara gider dinden çıkarlar diye korkuyorum. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'inki de aynıdır.

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) İslâm'iyetin ilk zamanlarında Mekke halkı arasında o derece idi ki, kime bir söz söylemek istese, kendisinden kaçarlardı. Böylece (hâşâ) Resûlullah'ı küçük düşürmek isterlerdi. Hususen Fussılet sûresinin 26. ayet-i kerimesinde kâfirler Kur’an-ı Kerim için, dinlemeyiniz, lâğv ediniz. (Yani bunlar boş sözlerdir, faidesizdir, çirkin sözlerdir diyerek, yüksek sesle okuyanı bastırıncaya kadar bağırınız.) buyurulmaktadır.

Sonra Hakk Teâlâ Resûlinin derecesini yükselterek:

- O'nun sözünü işitebilmeniz için, önce sadaka vermeniz lazımdır buyurdu. Daha sonra Hucûrât sûre'sinin 4. ayet-i kerimesini göndererek:

- Resûlümü evinden çıkması için, dışarıdan çağırmayınız! buyurdu. Daha sonra Hucûrât sûresinin 2. ayet-i kerimesi ile :

- Seslerinizi Resûlümün sesinden yüksek tutmayınız! buyurdu. Daha sonra Hakk Teâlâ, Resûlullah'ın Mekke'de durmasına mani olan Mekkelilere karşılık Necm sûresinin 9. ayet-i kerimesinde bildirilen, Cebrail (Aleyhis-selâm)'in ve diğer bütün mukarrep meleklerin ulaşamadıkları "Kâ'be Kavseyn" makamı ile Resûlini şereflendirdi.

İşaret: Yalan yere yemin eden, Harem-i şerifte avlanan veya namaz ve orucunda kusurları olanlar, fakirlere bir şey vererek Allah'u Teâlâ'nın rızasına kavuşmaya çalışmalıdırlar. Bu, fakirler için büyük bir makamdır.

Fukara-i Sabirin olan fakirler Allahu Teala yanında o kadar sevgili oluyor ki ona verilen hayır sebebiyle bütün mü'minlerin günahı affoluyor. Hadis-i Şerif'te: Kevserin başına ümmetimden ilk gelenler tozlu barınaklardan çıkarlar. Varlıklı kadınlar kendiler ile evlenmezler. Saçları, başları dağınık kimselerdir. (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 10, Hadis No: 4303) Haccın en makbulü ihramda uzun müddet durmaktır. İhramda iken traş olunmaz, tırnak kesilmez, yıkanılmaz, saç-sakal taranmaz. Hasılı uzun müddet kalırsa çok kirli, pismiş gibi olur bu farzdadır.

Hadis: «Mü'min pis olmaz.» (Sünen-i İbn-i Mace, Cild 2, Hadis No: 534; Mülteka, Cild 1, Sayfa: 56) Ancak kirlenir.

«Müşriklerin hepsi pistir.» (Sure-i Tevbe, Ayet 28)Ne kadar yakınsada.

Temizlik imandandır.

Temizlik imanın yarısıdır. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2690) Dinimizde her ikisini tutmaklada büyük zat olanlar vardır.

 

6. Casiye sûresinin 21. ayet-i kerimesinde: yoksa kötülükleri kazananlar, kendilerin, imân edipde iyi amel (ve hareket) lerde bulunanlar gibi mi yapacağız, dirim ve ölümleri bir mi olacak sandı (lar)? hükmede geldikleri (bu) şey ne fena! buyurulmaktadır.

Bu ayet-i kerime Hazret-i Ali (Kerremallahu veche)'nin şân-ı şerifinde inmiştir. Zira imânı sağlam, bütün işleri Hakk Teâlâ Hazretlerine yakışır, beğenilmiş, riyasız idi. Müşrikler ona: " Dedikleriniz doğru çıksa bile, Allah'u Teâlâ bizi dünyada olduğu gibi yine sizden üstün kılar" derlerdi.

 

7. Ahzab sûresinin 33. ayet-i kerimesinde Hakk Teâlâ ehl-i beyt için:

-"(Vekar ile) evlerinizde oturun. Evvel ki (devri kadınların kırıla döküle, süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin, namazı dosdoğru kılın. Zekatı verin, Allah'u Teâlâ'yı ve Resûlüne itaat edin. Ey ehl-i Beyt (Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in aileleri, çocukları, torunları) Allah sizden ancak kiri gidermek ve sizi  tertemiz yapmak ister."buyurmaktadır.

 

* * *

 

 

[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi)]

25. Menkıbe : Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) hakkında ki hâdisi şerifler bildirilecektir.

 

1. Sa'id bin Cübeyr, Abdullah bin Abbas (Radıyallahu anhum) 'dan rivayet ediyor; Ra'd sûresinin 7. ayet-i kerimesinde:

"Sen (Habibim) ancak bir münzirsin ( sonunun kötü olduğunu insanlara haber verensin.) Her kavminde bir hidayet rehberisin buyurulmaktadır. Bu ayet-i kerime gelince Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Korkutucu benim, Ali yol göstericidir. Ya Ali! Doğru yolda gidenler senin rehberliğinde giderler buyurmuştur.

 

2. Rebi'a  bin  Nâcid (Radıyallahu anhu), Hazret-i Ali'den  rivayet ediyor: Bir gün Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) beni çağırdı:

- Ya Ali!  sen İsa (Aleyhis-selâm) gibisin. Yahudiler ona buğuz ettiler. Validesi Meryem Hazretlerine hâşâ iftira ettiler. (Allah'a şirk koştular. Sana da aynısını yapıp Ali Allah'tır diyenler olacak. Onun gibi şirk koşacaklar.) Nasâra yani Hiristiyanlar da onu çok sevdiler ve kendi makamından yükseğe çıkardılar buyurdu.

Halkın birazı sana iftira edip buğz edecekler kendileri müslüman görünüp senin sözlerini küçümseyecekler. Bunlar halk arasında Yezidlerdir tarihte Emevilerdir. Şimdi bu şahsen bazı Kur'an kursu hocalarından üç tanesi ile ayrı yarı zamanlarda karşılaştım Hazreti Ali'yi Hazreti imam Hüseyin'i küçümseyip Yezid'i övüyorlar. Halkımız bunları iyi araştırsın sorsun, öğrensin ve ikaz olsun, onları da ikaz etsin. Müslüman uyanık olmalıdır. Çünkü din hepimizin dinidir.

Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) buyuruyor ki: Halkın çoğu benim için felakete giderler. Bir kısmı beni çok sevip Ashâb-ı Kirâm'a buğz ederler. (Rafızılar) Ben onları sevmem. Bir kısmıda bana buğuz edip Ashâb-ı Kirâm'ı severler. (Bunlar emeviler, yezidler) Bu iki kısım insanlarda cehennemliktir. Ben Peygamber değilim. Bana vahy gelmez. Ancak gücüm yettiği kadar kitab yani Kur'ân-ı Kerim ile amel ederim. Sizlere, Allahu  Teâlâ'ya itaate dair olan emirlerini yapmanız vaciptir. İsteseniz de istemeseniz de yapmanız lazımdır. Size masiyet, günah ile emredersem, itaat etmeyiniz. Zira bana itaat, ma'ruflardadır.

Allahu Teala'nın emr ettiği şeyleri emrettiğim yasakladığı şeyleri yasakladığım zaman bana itaat edin. Buna maruflarda denir. Bunların dışına çıkar aksini söylersem bana itaat etmeyin demektir.

 

3. Kays bin Hâris rivayet ediyor.  Bir kişi Muaviye bin Ebi  Süfyân (Radıyallahu anhu)'dan bir mes'ele sordu.  Hazret-i Muaviye (Radıyallahu anhu):

- Var, Hazret-i Ali'den sor. O, benden iyi bilir, dedi. O kişi:

- Bu mes'ele de senin cevabını istiyorum, senin cevabını Hazret-i Ali'nin cevabından çok seviyorum, dedi. Hazret-i Muaviye:

- Sen yalan söylüyorsun, sen kötü düşünceli bir kimsesin dedi. Sonra Hazret-i Muaviye o kişiye, kalk! Allah ayaklarına kuvvet vermesin dedi. O kişinin ismini kendi divanından sildi.

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın ilimde üstün, mükerrem tuttuğu kimseyi sevmiyorsun. Resûl-i Ekrem, Hazret-i Ali için: Ya Ali! sen benimle Hârun ve Mûsâ (Aleyhis-selâm) gibisin. Ancak benden sonra Peygamber gelmez (Hayatü's-Sahabe, Cild 2, sayfa: 477; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3976; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701) buyurmuştu. Çok kere Hazret-i Ömer'in onunla meşveret ettiğini gördüm. Bir mes'elede müşkülü olunca:

- "Hazret-i Ali burada mıdır? " diye sorardı.

Hazreti Ali ile Hazreti Muaviye ikiside harb etmeyip İslam kanı dökülmesin diye dört ay savaş yapmaktan vazgeçtiler. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- 19 kişiyi mahkeme yapalım, Kur'an-ı Kerim'in hükmünce ceza görsün sen halife dedi. Hazreti Muaviye:

- Öldürülen Hazreti Osman hem benim amcamın oğlu hem de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in halifesi, dört cihar-ı yar'dan. Onun ölümüne sebeb olan 19 kişiyi bana teslim et öldüreyim, sen halife ol dedi. İkisincede halifelik mühim değil bu 19 kişi mühimdir.

Dört ay süresince her cuma namazını Hazreti Muaviye'nin askeride Hazreti Ali'nin askeride Hazreti Ali'nin arkasında kıldılar. O bir cuma'ya kadar münaşaka devam eder. Bazı kimseler bilerek veya bilmeyerek yanlış konuşup «bunların aralarındaki hilafet davasıdır» derler yanlıştır.

 Hazreti Ali'nin huzurunda Hazreti Muaviye'ye sövdüler. Hazreti Ali Hazreti Muaviye'ye söveni huzurundan kovdu. Hazreti Ali'ye:

-  O kadar kayırıyorsan niçin harb ediyorsun dediler. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) dedi ki:

- Hazreti Muaviye' de de bir hak var buyurdu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)  ashabın en büyüklerinden, Hazreti Muaviye ashabın orta hallılarındandır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashabın umumunu kasd edip:

- Ya Rabbi! Benim evladımı kim severse sen onları sev, kim onlara buğuz ederse sen onlara buğz et. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 592)

 

4. Sâ'd bin Ebi Vakkas (Radıyallahu anhu) anlatıyor: Bir gün Hazret-i Muaviye (Radıyallahu anhu) yanıma gelmişti. Bir sırası gelip Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'den bahsetti. Ben de:

- Eğer Hazret-i Ali'de bulunan üç faziletten birisi bende olsaydı, bana dünyadan ve içindekilerden sevgili gelirdi, dedim. Bu üç şey şunlardır:

1- Resûlullah'tan işittim. Beni seven, Ali'yi sever (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 700) buyurmuştu.

2- Bir defa daha işittim. Hayber gazasında:

- Yarın bu sancağı bir kimseye vereceğim. Allah ve Resulü onu sever O da Allah ve Resulunü sever buyurmuştu. Ertesi gün sancağı Hazreti Ali'ye vermişti.

3- Yine Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan işittim:

- Yâ Ali! Sen benimle, Hârun Mûsâ (Aleyhis-selâm) gibisin. Ancak benden sonra Peygamber gelmeyecektir buyurmuştur.

Yani benden sonra Peygamber gelse sen benim yanımda yardımcı peygamber olarak Musa'nın yanındaki Harun gibi  peygamber olurdun demektir.

 

5- Cabir bin Abdullah (Radıyallahu anhu) rivayet ediyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'den işittim: Mi'raç gecesi göklerde hicâblardan, perdelerden geçtim. Perdelerin arkasında birisi:

- "Ya Muhammed! Senin baban İbrâhim en güzel babadır. Senin kardeşin Ali ibn-i Tâlip ne güzel kardeştir. Ona hayır vasiyet et!" dedi, buyurmuştur.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Herkes çiftleşsin ahiret kardeşi yapacağım. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) tek kaldı.

- Ya Resulullah! Benim kardeşim kimdir? diye sordu.

Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Ali sen benim dünya ahiret kardeşimsin buyurdu. (Dört Büyük Halife Kitabı, Şemsüddin Ahmed Efendi, Sayfa: 257; 16. Menkıbe)

Hasan-ı Basri (Rahmetullahu aleyh) Enes bin Malik (Radıyallahu anhu)'den rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte Resûl-i Ekrem ve Nebiyyi Muhterem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Cennet üç kimseye müştâktır (aşıktır, şiddetle arzu eder) Bunlar Ali (bin  Ebi Tâlip), Ammâr (bin Yaser) ve Selman (-ı Farisi)'dir. (Radıyallahu anhu)

 

6. Amil b. Şürahbil eş-Şâ-bî diyor ki: Cemel Va‘kasında Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) Zeyd bin Serhân (Radıyallahu anhu)'ı gördü. Kanlar içinde yatıyordu. Hazret-i Ali Zeyd'in başucuna geldi.

- Ya Zeyd! Allahu Teâlâ sana rahmet etsin. Ben seni i'timâda şayan ve iki işli bilirim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) seni meth buyurmuş, Cennet ile müjdelemişti, dedi. Zeyd Hazretleri elini kanlar içinden çıkardı.

- Ya Emire'l-mü'minin! Resûl-i Ekrem, seni de cennet ile müjdeledi. Gösteriş için veya dünya tamaı için değil, cenk etmek, safları birbirine vurmak ve hasımları helak etmek için senin yanında bulunmadım. Sultan-ı Kâinat (Aleyhi Efdalü's-salevat ve't- tahiyyat):

- Ali iyilerdendir. Bagileri, isyan edenleri öldürür. Ona yardım eden kazanır. Yardım da bulunmayan iyi şeylerden uzak  kalır, sürülmüşlerden olur" buyurmuştu.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) kendine tabi olmayıp, Hazreti Muaviye'ye asker olan bu zatı yaralı vaziyette görünce böyle söyledi. O zat da: Ya Ali seninle beraber olup safları birbirine vurup karşı tarafta harb etmediğime pişmanım çünkü Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) senin hakkında: Ali iyilerdendir ona yardım eden kazanır, yardımda bulunmayan işi şeylerden uzak kalır buyurmuştu.»

Yine Uhud cenginde Peygamberimiz (Sallallahu aleyih vesellem)'i korumak için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üzerine atılan kollarını ve bacaklarını kestiren kendi canlarından Resulullah'ın canını üstün tutan bir çok defalar cennetlikle müjdelenen Zübeyr ile Talha (Radiyallahu anhu) Hazreti Muaviye'nin askerinin içinde idiler. Hazreti Ali savaşta kazandı, sulhta yenildi. Bunu Allah yaptı çünkü öyle olması müslümanlar hakkında iyi idi. Sebebine gelince Hazreti Muaviye ile harp ederken kendinin 17 kumandanı kendini haksız görüp kendine kılıç çektiler. Hazreti Ali'nin niyeti harbe devam etmekti. Melik-i Ejder'in:

- Ya Ali! Bana izin ver hem Muaviye askeri hem bunlarla savaşır yener, yine zafere ulaşırım demesini Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) kabul etmedi. Hazreti Muaviye ile harbe giderken yine Hazreti Ali'nin sözlerini kabul etmeyen yolda Hazreti Ali'ye, isyan edenler ile Hazreti Ali Nehrevan cengini yaptı. O Nehrevan cengi artıkları olanlar aralarında fedai seçip Hazreti Ali'ye Hazreti Muaviye'ye, Amr İbnil As'a suikast düzenlediler. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) şehid düştü, Hazreti Muaviye yaralandı, kurtuldu. Amr ibn'il As'ın yerine odur diye başkasını öldürdüler. Bunu tam bir düşünürsen Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) savaşı  kazansa Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'den sonra bunların Hazreti Ali'nin ordusu içinde taraftarları çoktu. Yine aynısını hem halife olacaklar hem aynı fitneyi o zamandada daha fazlası ile yapacaklardı. Nitekim Hazreti Ali'den çok sonra aynısı oldu. Bunu çok iyi bilen Hazreti Ali savaş yapma, savaşı kazanma imkanı varken Hazreti Muaviye yaptılarınında harb hilesi, kendilerini şaşırtmak birbirlerine düşürmek için olduğunu bildiği halde benim tarafım iş başına geçip benden sonrakileri zor duruma düşürmesin diye kendi askerine sinirlenip hem de küsüp bir daha geri gelmemek üzere Küfe'ye gitti. Küfe'de kendi askeri kumandanları yanına gelip her ne kadar minnet rica ettilerse de kabul etmedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali hakkında:

- Bir zaman gelecek çok öfkeleneceksin yapacağın şeyleri yapıp yapmamakta karar veremeyeceksin, öfke kafandan kalbine gelecek, ağzından diline gelecek dilinin ucunda söyleyeceğin sözleri söylemekten vaz geçip tekrar yutacaksın, tekrar yapılanlara öfkelenecek yine dilinin ucuna gelecek, şöyle yapayım böyle yapayım diyeceksin yine yutacaksın. En sonu her şeyden vaz geçip küsüp Kufe'ye gideceksin hiç bir şeyede karışmayacaksın dediği öfke kendi askerine oldu.  Hazreti Muaviye'nin askerinide yukarda yazdığımız  yaralılarını o kadar kayırıyordu.

 

7. Amr bin Cümû (Radıyallahu anhu) anlatıyor: Bir gün Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzurlarında idim.

- Ya Amr! buyurdular.

- Lebbeyk Yâ Resûlullah, dedim.

- Cennetin direğini göstermemi istermisin? buyurdular.

- İsterim Ya Resûlullah, dedi. O sırada Ali bin Ebi Tâlip (Radıyallahu anhu) oradan geçiyordu.

- Bu kişi ve onun Ehl-i Beyt'i, (evladları, evladı Resul olanlar) Cennet'in direğidir buyurdular.

Şimdi Yezid'e hak veren Hazreti ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'i haksızmış gibi gösteren alimlerimin Allah ve Resulullah huzurunda nasıl olacaklarını iyi düşünmek lazım. Onlarında ayıkması lazım.

 

Ol Hasan Hazretlerine zehir içirdi ol eşkıya.

Hem Hüseyin oldu susuzluktan şehid-i kerbela.

Bunlardır aslı nesli Ali Resûl Mustafa.

Ben onun aline evladına kurban olayım.

                          Niyazi MISRİ

 

8. Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) rivayeti ile Habib-i Ekrem bir hadîs-i şerifte şöyle buyurdular:

- Mi'râc gecesinde Cebrâil(Aleyhis-selâm) benim elimden tutup, Cennetin süslü bir derecesinde oturdu. Bir ayva önüme koydu. Alıp kokladım. Elimde döndürürken iki parça oldu. İçinden, daha güzelini görmediğim bir hûri meydana geldi. Bana selâm verdi. Selâm'ını aldım.

- Sen kimsin? dedim.

- Benim ismim Râdiyye Merdiyye'dir. (O Allah'tan razı Allah'ta ondan razı (Sure-i Tevbe, Ayet 103) manasındadır. Cenneti Naimdeki huriler; onlara Allahu Teala «Hur'il-İyn» diye buyuruyor. (Sure-i Duhan, Ayet 54) Bunları Allahu Teala bir anda küçültür, bir meyve içerisine koyar istenildiği an meyvadan çıkar, büyür, huri olur. Yani bir ufak odada yüzbin o huriden durabilir. Bunun gibi dünyada olmayan bir çok şeyler cenneti Naimde olacak.

Hadis-i Şerif: «Bir huri ile yetmişbin sene kalacak. Ailesi şimdi yanımda idi hiç zaman geçmedi zanedecek. (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No:554, Sayfa: 323)

 Hakk Teâlâ beni üç şeyden yarattı. Üst kısmım anberden, orta kısmım kâfurdan, aşağı kısmım da misk'dendir. Ab-ı hayat ile yoğruldum. Hakk Teâlâ bana "ol!" buyurdu, vucuda geldim. Kardeşin Ali ibn Ebi Tâlip için yaratıldım, dedi.

Ebû Zer Gıfâri (Radıyallahu anhu)'nin rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhe vesellem):

- Benden ayrılan Allahu Teâlâ'dan da ayrılır. Yâ Ali! Senden ayrılan benden de ayrılır buyurmuştur.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'den ve ehli beytinden ayrılan Allah ve Resulünden ayrılmıştır, Allah ve Resulü'nün en şiddetli düşmanıdır.

Enes Bin Mâlik (Radıyallahu anhu)'in rivayet ettiği bir  hadîs-i şerifte: Ali İbn Tâlip'i hatırlamak, anmak ibadettir, buyurmuştur.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi ve yaptıklarını düşünmek, onun hakkında inen ayetleri düşünmek, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözlerini düşünmek ibadettir.

Câbir bin Abdullah (Radıyallahu anhu) rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte de: Hakk Teâlâ Cennet kapısının üzerine gökleri ve yerleri yaratmadan ikibin yıl önce, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah Aliyyün nasıru Resûlillah, yazmıştır buyurmuştur. (Nasıru hem yardımcı  hemde yardım etmek için Allahu Teala tarafından çok büyük kolaylıklar verilmiş manasındadır. ) Burada kelime-i tevhidden sonra Hazret-i Ali'nin, Resûlullah'ın yardımcısı olduğu bildirilmektedir.

 

9. Abdullah İbn  Mes'ut (Radıyallahu anhu) anlatıyor: Birgün Sultân-ı Kâinât (Aleyhi efdalü's-selavât ve ek-melü't-tehıyyât) Hazretlerinin huzurunda idim. " Hazret-i Ali (Kerremallahü Veche) hakkında ne buyuruyorsunuz?" diye soruldu.

Hikmet (ilim) on kısma bölündü. Dokuz kısmı Ali bin Ebi Tâlib'e verildi. Bir kısmıda diğer insanların hepsine verildi, buyurdu. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4141)

Bilal Babam bir vaazında şöyle buyuruyor: Hadis-i şeriflerle Allahu Teala bazı şeyleri on'a ayırıp dokuzu şurda birisi şurda diye söylüyor. Biz o hadisleri araştırıyoruz, bulduklarımızın kaynaklarını yazıyoruz.

Hadis-i Şerif: «Cimrilik on'a ayrılır, Dokuzu faris (acem)'dedir. Biri diğer insanlar arasında taksim edilmiştir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2271)

Hasedlik kıskınçlık ondur dokuzu ulemada birisi diğer nasta. Cömertlik ondur dokuzu Sudan'da birisi diğer nasta. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

 

10. Zeyne'l-Abidin Ali bin Hüseyin, dedesi Ali bin Ebi Tâlib (Radıyallahu anhu)'den rivayet ediyor:

- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bana bin çeşid ilim talim buyurdu. Her ilmin de bin şeklini öğretti. [Böylece Hazret-i Ali'nin bir milyon çeşid ilmi Resûlullah'tan öğrendiği anlaşılır.)

Bu hadislerin hepsinden de anlaşıldığına göre Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in maneviyat, ledün ilminin tek varisi Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'dir. Kur'an-ı Kerim'de Hızır (Aleyhis-selam)'ın Musa (Aleyhis-selam)'a öğrettiği ilim o ilmidir ledün ilmidir. O ilmi Hızır (Aleyhis-selam) gemiyi delme, oğlan çocuğunu boğazlama, yıkık duvarı yapma ile (Sure-i Kehf, Ayet 71, 74, 77) Musa (Aleyhis-selam)'a öğretmiştir. Bu ilmin aynısı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de fazlası ile vardır. Aynı o ilmin daha üstününü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye okutarak, söyleyerek değil yaşayarak, yaşatarak öğretti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de bir milyon çeşit ilmi bir anda Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye öğretti.

Zamanımızda bazı kimselerin havsalasına sığmayacağı için misal veriyorum: Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin kalbine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allahu Teala'nın izin ve yardımı ile Allahu Teala'nın her haline, her sırrına vakıf olup görecek bilecek, yaşayacak, öğrenecek manevi televizyon koydu. Bir televizyonu bir yere getirmek bir an meselesidir. Televizyon ömür boyu her şeyi gösterir, söyler. Maneviyat ledün ilmide böyledir. Bunun hepsi Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'de tamamdır. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- İlim bir noktadır, çoğu cahilleredir.

(Ene noktatin tahtel ba)

Ben B'nin altındaki noktayım. buyurdu.

- Bu ne demektir diye Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye sordular, buyurdu ki:

- Kur'an-ı Kerim'in tümünün özeti Sure-i Bakara'da, Sure-i Bakara'nın özeti başındaki Elham Fatiha suresinde, Fatiha'nın özeti başındaki Bismillahirrahmanirrahiym'de, Bismillahirrahmanirrahiym'in özeti B harfinde, B harfinin özeti altındaki noktasındadır. İşte Ben oyum buyurdu.

 

11. Abdullan İbn Abbâs (Radıyallahu anhu) bildiriyor. Bir gün Fahr-i Alem (Sallallahu aleyhi vesellem) dışarı çıktı. Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'nin elini kendi mübarek eli ile tuttu.

- Dikkat ediniz! Buna buğz eden, Allah'a ve Resûlüne buğz etmiş olur. Buna muhabbet eden, Allah'a ve Resûlüne muhabbet etmiş olur buyurdu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 700)

 

12. Yine Abdullah İbn Abbas (Radıyallahu anhu) bildiriyor. Resûl-i Ekrem bir hadîs-i şerifte:

- İbrâhim'e hilm'de, (yumşaklıkta) Nuh'a hikmet'te, (Allahu Teala'nın verdiği gizli ilimde) Yusuf'a çektiği sıkıntılarda bakmak isteyen, Ali İbn Ebi Tâlib'e baksın! buyurdular (Aleyhimüssalâtü vesselâm.)

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi resimlerde ata bindirir çatal kılıç elinde kafirleri kovalıyor, kaleleri alıyor, kılıçla hücum yerine gösteriyor emir veriyor gibi gösterip anlatırlar bunların hepsi yanlıştır.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) gösterişten övünmeden çok fazla sakınan bir kimse idi. Yaptığı savaşlarda düşman ne kadar çok, şartlar ne kadar ağır olursa olsun kaçan düşmanı kovalamazdı. Başka sahabeler kovalardı.  Yine Hazreti Ali'nin adeti hiç bir savaştan kaçtığı, geri döndüğü görülmemiştir. Karşısına çıkan ordu veya ferd ya kaçmış kurtulmuş, ya ölmüş kurtulmuş, yada müslüman olmuş kurtulmuştur.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye:

- En son neyi seversin sorusuna; Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Sayısız sayılamayacak kadar çok düşmanla ağır şartlar altında savaşmayı kısın en soğuk buzlu zamanında üşüyerek abdest almayı  buyurdu. Üçüncüyüde söyledi ama hatırımda kalmadı.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) savaşlarında bir tek Uhud harbinde yenildi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu savaşta Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'yi Medine-i Münevvere'ye bekçi olarak bırakmıştı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu harpte kuyuya düştüğünde çok sıkıldı. O anda Cebrail (Aleyhis-selam) geldi ve «Nade Ali» duasını getirdi. Bu dua şudur:

«Nade Aliyyen mazharil acaib tecidhü avnen leke finnevâib lî ilallahi hacetiy külli hemmin ve ğammin seyenceliy bi Nübüvvetike ya Muhammed bi vilayetike ya Aliyyü ya Aliyyü ya Aliy Edrikniy ve aleyye mahviliy.»

Bilal Babam umuma ait okunabilmesi için «Edriknâ ve aleynâ mahvilî» diye okuturdu.

Bu duanın açıklaması:

Euzübillahimineşşeytanirracım Bismillahirrahmanirrahiym.

Nade Aliyyen mazharil acaib: Ali'ye çağır acaibler zuhur etsin.

Tecidhü avnen leke finnevaib: En sıkıntılı zamanında onu sana yardımcı bulursun.

Lî ilallahi hacetiy: Benim Allahu Teâlâ'ya hacetim ve sıkıntılarım var.

Küllü hemmin ve gammin: Bütün sıkıntılarımın gitmesi için.

Seyencelî bi Nübüvvetike ya Muhammed: Bunların hepsi Ali'nin gelmesi ve sana yardım etmesi, seni kurtarması, senin Nübüvvetinin (peygamberliğinin) yüzü, gözü hürmetine olacak.Buradan ilerisi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sözüdür.

Ya Aliyyü ya Aliyyü ya Aliy edrikniy ve aleyye mahviliy: Ya Ali, ya Ali, ya Ali! Beni idrak et, benden tarafa dön, beni kurtar dedi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) bu sesi Medine-i Münevvere'de şehre düşman baskın yapmasın diye beklerken duydu ve atına atlayıp derhal oraya yetişti. Kafirleri kuyunun başından uzaklaştırdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i kuyudan çıkarttı.

Bir insan çok sıkıştığı zamanlarda bu Nade Ali duasını 25, 51, 101, 150 defa okursa Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nün ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in o sıkılan kişiye  manevi yardımı yetişir. O sıkıntıdan onu kurtarır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine Hazreti Ali ve maneviyatı yetişir. Duada aynıdır

Evvelden beri bazı alimlerimiz Nade Ali duasının olmadığını onun uydurma olduğunu söylerler. Halbuki zamanımızda yanı duayı her gün 150 defa abdestli, güzel huzur ile okuyan onbinlerce kişinin en zor, en müşkül, en mühim işleri halloluyor, denemesi bedavadır.

Hazreti Ali Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i Uhud dağında hacıların en fazla ziyaret ettiği sarp çıkılması zor yere götürdü yolun üzerine durdu. Kafirler hücum yapamıyorlar tek tek gelenin hepsini Hazreti Ali öldürüyordu. Hazreti Ali'nin elindeki kılıç kırıldı. peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendi kılıcı olan zülfikarı Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye verdi. Hazreti Ali her geleni vurup düşürüyordu, kimse gelemez oldu. Ortada tek harb eden Hazreti Ali , tek kılıçta zülfikar idi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) zafere ulaştı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

«La feta illa Ali, la seyfi illa zülfikar»

Ali'den başka feth edici yoktur, ortada harb eden yoktur, zülfikardan başka kılıç yoktur. Fethedip savaşı kazanan tek Ali, tek zülfikardır dedi.

Enes bin Mâlik (Radiyallahu  anhu) anlatıyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın yüksek huzurlarında bulunuyorduk. Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) gelip, geride bir yerde oturdu. Server-i Alem, Hazret-i Ali'yi çağırdı. Hazret-i Ali ileri geçip Resûl-i Ekrem'in önüne oturdu.

- Ya Ali! Allah'u Teâlâ seni benim üzerime dört haslet ile mükerrem (üstün)  kıldı, buyurdu. :

- Ya Resûlullah. Bu dört şeyi beyan buyurur musunuz? dedik. Kabul edip :

- Allah'u Teâlâ ona  Fatıma gibi bir hanım, (Peygamber kızı) Hasan ve Hüseyin gibi iki oğul (Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in torunları) ve bir kayın peder nasip buyurdu. (Hazreti Ali'nin kayın babası Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir.) Bana ise bunlar nasip olmadı, buyurdular.

Tıpkı Musa (Aleyhis-selam)'ın Allahu Teala ile konuştuğu gibi.

Musa (Aleyhis-selam) Allahu Teala'ya:

- Ya Rabbi! Sen mi büyüksün ben mi büyüğüm? dedi.

- Bu nasıl söz ya Musa! Tabii ki ben büyüğüm. Musa (Aleyhis-selam):

- Benim Rabb'ım var. O bana her şeyimde yardım eder. Senin Rabbın yok dedi. Yani Allahu Teala'nın büyüklüğünü dolaylı yolla anlatıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de kendinin büyüklüğünü Hazreti Ali'ye dolaylı yolla anlatıyor. Senin hanımın gibi bana hanım nasib olmadı. O hanım Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kızı  Fatıma'dır. Senin evlatların gibi bana evlat nasıb olmadı. Bunlar Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) torunlarıdır. Senin kayın pederin gibi bana kayın peder nasib olmadı. Bunun üçündende benden yükseksin. Çünkü onun kayın pederi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir ondan da üstün kimse yoktur.

 

13.  Sa'id bin Cübeyr, Abdullah ibn Abbas (Radıyallahu anhu)'ın elinden tutmuş gidiyorlardı. Zemzem kuyusunun yanında bir kısım kimseler oturmuş,  Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'ye dil uzatıyorlardı. Abdullah İbn Abbâs Hazretleri:

- Beni onların yanına götürün, dedi. Yanlarına gittik.

- İçinizde Allaha ve Resûlüne yakışmayan sözler söyleyen varmıdır? buyurdu. Oradakiler:

- Hayır, bizim aramızda Allah'a ve Resûlüne yakışmayan sözler de bulunan kimse yoktur, dediler.

- İçinizde Ali İbn Ebi Tâlib'e dil uzatan, ona yakışmayan sözlerde bulunan var mı? buyurdu.

- Evet, vardır, dediler.

- Ben şehâdet ederim ki, Resûl-i Ekrem Hazretlerinden bu kulağımla işittim: Ali'ye kötü söz söyleyen, bana söylemiş gibidir. Bana dil uzatan Allah'u Teâlâ'ya da dil uzatmış olur. Allah'u Teâlâ, kendisine yakışmayan sözde bulunanları, dil uzatanları, yüzleri üzerine cehennem ateşine atacaktır, buyurdu.

 

14. Atıyyetü'l-Üfi diyor ki: Cabir bin Abdullah'ın (Radıyallahu anhu) huzuruna varmıştık.  İhtiyarlamış, kaşları gözlerini örtmüş idi.

Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'yi sevme hususunu sorduk:

-  Resûlullah (Sallallahu  aleyhi vesellem) 'ın zamanında  bir kimsenin münafık olduğunu, Hazret-i Ali'ye buğz ve düşmanlık etmesinden anlardık, cevabını verdi.

Müslümanlık iddiasında olanlardan şimdi de Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'ye buğz eden beğenmeyen benimsemeyen kimseler birde  Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'ye Peygamberdir. Peygamberimiz'den ileridir. Hâşâ Allah 'tır, diyenler  var. Bunlar kıyamete kadar sapkın, şaşkın, delalette, hidayetten mahrum kimselerdir.

 

15. Şa'bi (Radıyallahu anhu) diyor ki, Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu)'yi gördü:

- Resûl-i Ekrem'in huzurunda insanların makamı bakımından en üstününe, yakınlık  bakımından en yakınına ve en çok kanaat edene bakıp mesrur olmak isteyen Ali ibn Ebi Tâlib'e baksın, buyurdu.

 

16. Aişe-i Sıddika (Radıyallahu anhu) buyuruyor ki: Resûl-i Ekrem'e:

- İnsanların en üstünü kimdir? diye sordu.

- Ebu Bekir Sıddık'tır, buyurdular.

- Ondan sonra kimdir? dedim.

- Ömer b. Hattâb'dır, buyurdular.

- Ondan sonra kimdir? dedim.

- Osman bin Affân'dır, buyurdu.

Fatımatü'z-Zehra (Radıyallahu anhu):

- Ya Resûlullah! Ali hakkında hiç birşey buyurmadınız, dedi.

- Ey canım kızım!  Ali benim nefsim demektir. Kendini beğenen kendisi hakkında söz söyleyen kimse gördün mü? buyurdu.

Ali'yi översem ben beni övmüş olacağım, Ali ben demektir. Kendi kendini övmekte hatalıdır. Ali ben ben Ali farkımız yok.

* * *

 

17. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan üç yaş büyük olan en küçük amcası Abbas'ın oğlu Abdullah Abdullah bin Abbas (Radıyallahu anhum) bir hadîs-i şerif bildiriyor. Bu hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem:

- Ben ilmin terâzisiyim. Ali terâzinin kefeleri, Hasan ve Hüseyin ipleri, Fatıma kefelerin asıldığı demiri ve benden sonra gelen halifelerde düşey demiridir. Bu terâzi ile dostlarımızın amelini tartarlar, buyurmaktadır.

Onu tam hakkıyla sevip onun yolunda tam yürüyen onların hepsine hürmet saygı gösteren kimsenin o terazi günahlarını ağır getirmez, sevabını ağır getirir. Çünkü terazinin tümü kendinden taraftır.

Bilâl Babam buyurdu: Nübüvvet ağacının  kökü  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'dir. Bedeni ashablardır. Dalları tarikât Pirleri ve mezheb imâmları, yaprakları ve meyvaları diğer mü'minler ve  müslümanlardır. Bir ağacın yaprakları çiçekleri ve meyvaları en sonraya gelir. Bu ümmmeti Muhammad'de en sonraya gelir.

 

18. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah'u Teâlâ'nın, başlarındaki saçları tamamen dökülen kimseler gibi günahlardan temizlediği kavmin evveli Ali bin Ebi Tâlib'dir, buyurduğunu Muâz bin Cebel (Radıyallahu anhu) bildirmiştir.

Allahu Teala Hazreti Ali'yi yaratmazdan evvel bütüp yapacağı günahları bağışlayıp temizliyor. Peygamberlerin aynı olduğu malumdur. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ninde peygamber varisi olduğu malumdur. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in: «Benim ümmetimin uleması Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir» ( Berika, Cild 1, Sayfa: 58; Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 619) dediği o da malumdur.

 

19. Hazret-i Ali (Radıyallahu anhu) rivayet ediyor: Habib-i Ekrem Nebiyyi Muhterem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Mûsâ bin İmrân (Aleyhisselâtü vesselâm) [Musa (Aleyhis-selam) İmran soyundan geldiği için imran ismi ile anılıyor. Bu söylenilen zat Musa (Aleyhis-selam)'dır.]  kardeşi Hârûn (Aleyhis-selâm) vefat edince:

- Ya Rabbi! Sen kardeşimi af buyur!  diye dua buyurdu.