BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

 

ÖNSÖZ

 

Allahu Teala kulların kendine karşı olan ibadet ve yasaklarına bir sınır koymuştur. Allahu Teala: Ey Kulum! Şunları  şunları yaparsan seni cennetime koyarım  ve yine ey Kulum! Benim yasakladığım şu şu şu amellerden birini veya bir kaçını yaparsan seni cehennemime koyarım buyuruyor. Bütün evliyalar ve peygamberler en büyük dereceyi birinci ibtila yoluyla ikinci Allahu Teala'nın dediğinden fazla fazla ibadet yapmak ve yasakladıklarındanda fazla fazla kaçınmakla kazanmışlardır.

Birinci Allahu Teala kendi yolunda çalışanlara açlık, korku, mal noksanlığı gibi şeyler verip (Sure-i Bakara, Ayet 155) acaba benim yolumda sebat edecek mi yoksa korkup geri çekilecek mi diye dener. Buna ibtila denir. İkinci Allahu Teala'nın emrettiklerinden fazlasını yapıp Allahu Teala'ya yakınlık, gurbiyyet (Sure-i Vakıa, Ayet 10-12) Onun sevgisini kazanmaktır.

Kullar Allahu Teala'nın bu ibtilası karşısında geri çekilmezse ve onun emirlerini fazla fazla yapar yasaklarındanda fazla fazla sakınır öylece çalışırsa Allahu Teala kendisini sever ve yüceltir, en sonundada evliya ittihaz eder. Örneğin: Hazreti Ömer'in Allah korkusundan yetmiş helalı terk ettim (Dört Büyük Halife Kitabı, Sayfa: 162, Menkıbe 77) dediği meşhurdur. Yine misal: Karnı doyana kadar yemek helal iken az yemek hadislerini düşünür ve gece teheccüt namazına kalkamam kalbime ilmi ledün, ilmi hikmet doğmaz korkusuyla az yer, gece kalkar ibadet eder. Beş vakit namaz bir ay oruç hacc, zekat vs.. bunlar normal ibadetlerdir. İtikadı düzgün bir insanı bunlar ancak  cehennemden kurtarır, cennete götürür.

Fazla çalışanlar ise şöyledir: Yatsı namazından sonra sabah namazına kadar yatmak helaldır, mübahtır. Kur'an-ı Kerim'deki; Geceleri kalk secde ile kıyamla sabahla (Sure-i Zümer, Ayet 9) ayetine göre; gece kalkar teheccüd namazını kılar ve ibadet, taat eder,

Gece kalk bir koyun sağımı kadar da olsa zikrullah yap. (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 344) hadisine göre gece kalkmayı, ibadet yapmayı kendine adet eder. Bunu da her evliyaullah kendine göre yapmıştır. İmam-ı Azam Hazretleri akşam namazının abdesti ile sabah namazını kırk sene kılmıştır. (Tam İlmihal, Sayfa: 440; Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 52) Diğer evliyaullahlarda aynı veya bir benzerini yapmışlardır.

 İki rek'at namazda Kur'an-ı Kerim'i hatmedenler şunlardır:

1- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)

2- Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)

3- İmam-ı Azam Hazretleri

4- Ashabtan Temim-i Dari ve Saad bin Cübeyr Hazretleridir. (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 52)

Veysel Karani Hazretleri'nin boş vaktini bulabilir miyiz? diye  üç gün beklediler. Bir gece sabaha kadar namaz kıldı. Bir gece sabaha kadar zikrullah etti. Bir gece sabaha kadar tefekkürde kaldı ve kendini gizliden bekleyenlere çağırdı.

- Siz benim ömür boyu boş vaktimi bulamazsınız, soracağınız neyse sorun gidin dedi. Bu ameller arttıkça inanç, itikad kuvvetliliğide beraber artar. Bunların çok azı yani Allahu Teala'nın emrettiğinden aşağı düşürmesi beş vakit namazı dört vakte, bir ay orucu bir kaç gün noksana düşürmesi insanı cehenneme götürdüğü gibi fazlası da Allahu Teala'ya o derece çok sevdirir.

Birde Allahu Teala'nın Hadisi Kudsilerde ve Kur'an-ı Kerim'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hadisi şeriflerinde çok üstün görüp, överek söylediği, başka hiç bir amelde onun gibi mükafat kazanılmayacak ameller vardır. Bunlardan aklımda kalanı kadarı sırası ile şunlardır:

1- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e son zamanlarda tasavvur edilemeyecek kadar çok ardı arası kesilmeden ganimet malı, fidye ve kafir krallarından hediye devamlı gelirdi. Geldikçe Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah yoluna dağıtır, dağıttıkça arkası gelirdi. Bu malların hiç birisini evinden içeri girdirmez yine fakir olurdu. Fakirliği Allahu Teala'dan Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) duada seve seve kendisi istedi. «Ya Rabbi! Bir gün aç kalayım seni hatırlayayım, bir gün tok kalayım sana şükredeyim.»  buyurdu. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 527; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 514; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 117)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) aniden savaş olacağı zaman hazinede, evinde kendinde hiç bir şey  bulunmadığından  orduya bağış ve yardım toplardı.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yine bir gün mescidde orduya bağış için milleti teşvik ediyordu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) mescidde ayağa kalktı,

- Yüz deve veriyorum dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yine bağış için milleti teşvik ediyordu, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) yine ayağa kalktı.

- Yüz deve daha veriyorum dedi.  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) sözlerine yine devam ediyordu. Yine Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) ayağa kalktı ve

- Yüz deve daha veriyorum dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ashaba dönerek:

- Bundan sonra Osman'ın yaptığı kendisine zarar vermez buyurdu. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3946)

Dikkat edilirse hiç bir amelde bu müjde yoktur. Yani şu namazı kıldı, şu orucu tuttu, şu ibadeti yaptı, bundan sonra yapacağı hiç bir kötülüğü buna zarar vermez demiyor. İslam ordusunu donatmada yapılan yardımı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hepsinden üstün sayıyor. 

2- Elden tutup biat alma.

«Onlar senin elinden tutup biat ettikleri zaman onların elinin üstünde Allah'ın eli vardı.» (Sure-i Fetih, Ayet 10) Allahu Teala bu ayeti kerimede hakiki bir şeyhin, zatın elinden tutup Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sünneti seniyyesi ile bidat karıştırılmadan biat ederlerse onların elinin üstünde Resulullah'ın eli vardır onunda elinin üstünde Allah'ın eli vardır. O biatlarının üzerinde durup çalışırlarsa çok büyük ecir, mükafat vardır buyuruyor. Bu müjdede diğer amellerin hiç birisinde yoktur. Yani şu ameli yaptı, bu ameli yaptı onların elinin üstünde Allah'ın eli vardı denilmez.

Ayeti Kerime'de Allahu Teala: Şu şu kötü amelleri yaparsa vaad olsun onu esame cehennemine atar yakarım, yalnız tövbekar olur, Allahu Teala'nın en sevdiği, en güzel amelleri yapar onun üzerinde cidden durursa günahlarını sevabı çeviririm. (Sure-i Furkan, Ayet 68-70) buyuruyor. Bu mübarek ayet hangi amel ile sevaba çevrileceğini söylemiyor. Ancak Allahu Teala'nın sevdiği en güzel amelleri yaparsa diye buyuruyor.

Bir hadis-i Şerifte'de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyuruyor:

3- Zikrullah eden bir toplum yerlerinden kalkmadan bir melaike günahlarınız sevaba çevrildiği halde kalkınız.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4776) diye çağırır.

Dediğindende anlaşılıyor ki Allahu Teala'nın en sevdiği amel toplu olarak zikrullah etmekmiş. Toplu olarak zikrullah edenlerin itikadları düzgünse günahları sevaba çevrilir.

Hadis-i Şerif'te: Bu amelin zikrullah toplumu halkası olduğunu söylüyor. Zikir ayrı, zikrullah ayrıdır. Zikir anma, hatırlama ismini söyleyip geçme, hatırlatma vs..Mesela namaz zikirdir, mevlid okuma, Kur'an okuma zikirdir ama bunlar zikrullah değildir. Zikrullah diye sadece Allahu Teala'ya Allah, La ilahe illallah diyerek sesli ve sessiz toplu veya tek olarak söylemeye ve çağırmaya denir. Bu hadisi şeriftede  zikrullah eden bir toplum deyince doğrudan halka olup Allahu Teala'nın ismini söyleyerek zikretmeyi yani defalarca tekrar tekrar hep bir ağızdan söylemeyi, çağırmayı kasd ediyor. Bu müjdede diğer amellerin hiç birisinde yoktur. Şu namazı kılar, şu orucu tutar ise günahı sevaba çevrilir demiyor. Zikir değil zikrullah eden bir toplum diye söylüyor.  Hem günahı affolup hem de günahlarının olduğu gibi sevaba çevrilmesi bu ayet ve bu hadisi şerife göre Allah'ı çağırarak sesli-sessiz toplum olarak yapılan zikirdedir.

Yazıklar olsun dinimizde zikrullah yoktur diyenlere!

Hadis-i Şerif:

“Kabe'nin etrafında sesle bağırarak dönmek sefa ile merve arasında çağırarak koşmak şeytanı Bismillahi Allahu Ekber diyerek taşlamak yeryüzünde zikrullah etmeyi kullara öğretmek içindir başka bir şey için değildir.” (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 23, Sayfa: 133; Sünen-i Tirmizi, Cild 2, Hadis No: 904; Sünen-i Ebu Davud, Cild 7, Hadis No: 1888))

4- Hadis-i Şerif: “Allah için sevişenler yarın mahşerde nurdan minberler üzerindedirler. Onların mekanlarına peygamberler, şehidler, sıddıklar imrenirler.” (Sünen-i Tirmizi, Cild 4, Hadis No: 2499; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4067; Riyazü's-Salihin (Aslı ve Tercümesi), Hadis No: 380-381, Sayfa: 290.)

Bu müjdede diğer hiç bir amelde yoktur. Yani hiç tanımadığı bilmediği hiç menfaat görmediği hakiki bir mü'mini sırf Allah rızası için mü'min olduğundan dolayı şiddetle severse onların mahşerde mekanlarına, oturduğu yere peygamberler, şehidler, sıddıklar imrenirler demektir. Bu dünyada hiç bir kasıd, gaye yok alışveris dünya menfaati de yok. Allah'ı şiddetle sevin (Sure-i Bakara, Ayet 165) ayetine göre Allah'ı şiddetle seviyor. Bunun belirtisi de Allah'ı sevenleri sırf Allah'ı sevdiği için aşırı derecede sevmektir.

Hadis-i Şerif'te Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Alimi seven beni sevdi, beni seven Allah'ı sevdi Allah'ı sevenin yeri cennettir (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 436 Benzeri) buyuruyor.

Ashablar Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i nasıl seviyorlarsa hakiki bir alimide ilminden dolayı Allah rızası için öyle sevmelidir. Ne yazık ki zamanemizin bazı alimleri oda bir insandır ona bu kadar niçin kıymet veriyorsunuz gibi sözlerle Allahu Teala'nın bu emirlerine muhalefet ediyorlar.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin sözü: Dostun üçtür, düşmanında üçtür.

Dostların: 1- Senin sevdiğin dostun 2- Senin sevdiğini candan seven kişiler. Onlarda senin dostun. 3- Düşmanıyın düşmanı sana dosttur.

Düşmanında üçtür: 1- Düşmanın 2- Düşmanıyın candan dostu 3- Hakiki dostunun tam düşmanı. Bunun üçüde sana düşmandır. Allah'ı sevenler Allah'ın dostu, Allah'ı sevdiği için birbirlerini o sebebten sevenler onlarda Allah'ın dostudur.

Buna dair hadis-i kudsi: «Allahu Teala sevdiği kulun kalbine bakar  onun kalbinden çıkmayan onun sevgisini devamlı kalbinde taşıyan kimseyi dost tutar ve affeder.» (Kimya-i Saadet, Sayfa: 753) Benim tam hakiki candan sevdiğim kulumu bu da hakiki candan seviyor diye sever ve o kimseyi Allahu Teala sevilmeye layık şekilde eder bütün kötülükleri kendinden giderir ve ikaz eder. İrşad eder ayıktırır. Bu şuna benzer: Sen çok sevdiğin bir arkadaşınla başka bir seni seven arkadaşının yanına gitsen o arkadaşın sana: Sen içeri girde seninle geleni kabul etmiyorum derse arkadaşına kalbin çok kırılır. Demek ki arkadaşın seni gerçekten hakkı ile sevmemiştir. Seninde arada hiç bir sevecek bir şey  yokken o adamı Allahu Teala'yı seviyor diye  sevmene karşılık  Allahu Teala sana  mahşerdeki oturduğun yere Peygamberlerin, şehidlerin, sıddıkların imreneceği makamı verir. Bu müjdede diğer hiç bir amellerde yoktur.

5- İslamiyet yayılmağa başlayınca her taraftan Arablar Medine-i Münevvere'ye gelmeğe başlamıştı. Mescid-i Şerif dar gelmiş, halkın bir kısmı çadırlar kurmuştu. Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bizim mescidimizi bir zira olsun genişleten cennete girer buyurdular. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu):

- Ya Resulullah! Malım, mülküm sana feda olsun Mescidi genişletme işini bu fakir üzerime alıyorum dedi. Mescidi kırk zira genişletti. Bunun üzerine Allahu Teala Tevbe suresinin 18. ayeti Kerimesini gönderdi. Bu ayeti kerime'de:

«Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır buyuruldu. (Dört Büyük Halife Kitabı, Sayfa: 200; Menkıbe 36.)

Mescidleri sadece Allahu Teala'dan korkanlar imar eder, genişletir. Yalnız mescid Mescidi Drar olmamalıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında ashab cami yaptırır, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i camiye davet ederlerdi. Bunların çoğu Uhud dağının dibinde yedi mescidler diye anılan mescidlerdir. Bu mescidlerin her birine ayrı ayrı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i davet ederlerdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onların camilerinde namaz kılar, dua ederdi. Sahabilerin cami yaptırdığını görünce münafıklar dayanamadılar:

- Bizde bir cami yaptırıp davet edelim, biz onlar kadar yokmuyuz? ve bizim camimiz çok süslü olsun dediler. Camiyi yaptırdılar içini rengarenk boyadılar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelip:

- Buyur ya Resulullah! Bizim camimizde de namaz kıl dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onların camisinde de namaz kılmak için hazırlandı. Giderken Cebrail (Aleyhis-selam) geldi, dedi ki:

- Onların ki Mescid-i Drardır. Onun içinde asla namaz kılma, ilk günden takva üzerine kurulan mescid (kuba mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever. (Sure-i Tevbe, Ayet 107-108)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e Allahu Teala: O cami mescidi drardır, orda namaz kılınmaz deyince ashab sordu:

- Neden kılınmaz? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Birincisi Allah için yaptırmadılar, onlar cami yaptırdı biz de yaptıramaz mıyız? dediler ve iddia ile yaptırdılar.

İddia ile cami yaptıranları Almanya'da gözlerimle gördüm. Her bir görüşün camisi ayrı olup cemaatları birbirlerinin camisine gitmiyorlar.

İkincisi camiyi çok boyadılar. Her taşını ayrı bir renge boyadılar. Üçüncüsü milletten utanma belası hatıra binaen veya salgı, vergi atarak para topladılar. İşte bu tür camiler mescidi Drara benzediğinden kesinlikle onlarınkine benzetilmemelidir. Cami sırf Allah rızasını kazanabilmek için yapılır. Caminin içinde fazla boya, fazla süs iyi değildir. Mescid-i Drar'da Peygamberimiz ve Ashabı hiç namaz kılmadılar öylece harab oldu. Takva üzere yapılan cami işte bu müjdede diğer amellerde yoktur.

Hadis-i Şerif: «Büyük (cuma namazı kılınan) camide kılanan namaz farz namazıysa kabul edilmiş hacca bedeldir, nafile namazıda kabul edilmiş hacca bedeldir. Cum'a camisinde kılınan namaz diğer camilerde kılınan namazdan 500 derece daha faziletlidir.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2652)

Mescidi Haramda kılınan namaz yüzbin namaza denktir. Benim mescidimde kılınan namaz bin namaza Beyti Makdis'te kılınan namaz beşyüz namaza bedeldir. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2653; Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadis No: 6409)

Kabe-i Muazzama'daki kılınan bir namaz  benim mescidimde kılınan namazdan bin misli fazladır. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadis No: 644, Sayfa: 553)

Bunlarında yapılmasında en fazla takva önem taşıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptırdığı gibi takva üzere yapılırsa veya cuma camisi beratlı olarak yapılırsa diğer camilerdeki 500 rek'ata bedeldir. Diğer camiler deyince mescid-i Drar'a benzeyenlerin ki zaten kabul olmayıp içinde namaz kılınmamasını Allahu Teala emrediyor. Buna göre yaptıracağımız cami  ya Peygamberimizin yaptırdığı gibi yada münafıkların salgıyla istemeyle, gönüllü gönülsüz zorla aldıkları gibi  yapılacak.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptırdığı camide herkes gelip Allah için seve seve sevabı için can atıp çalışır, hiç kimseden makbuzla sergiyle para istenmez öyle yapılmıştır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mescidi Kuba'nın duvarını bir metre yaptırdı içinde senelerce namaz kıldı. Ama makbuzla-sergiyle gezerek, yalvararak isteyip para toplamadı. Allahu Teala takva üzere diyor evvela takva kimse nasıl olur? Takvaların hepsi bir cami yaptırırsa nasıl yapılır? Bunu öğrenmek lazım. Şimdi biz hiç bir camide namaz kılınmasın kılınmaz diyemeyiz. Ama bir çok alimlerimiz meydanı boş bulmuş dünya hırsı, dünya tamahı isteme, para koparma gayesi ile işi esas çığırından çok dışarı çıkarıyorlar. Maksadımız o gibileri ayıktırmaktır, frenlemektir. Şahsen şimdi ben Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in üstü açık duvarı bir metre kadar örülü camisinde namaz kılmayı canla-başla isterim. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dediğinden dışarı çıkarak sade mücevherden yapılan camide namaz kılmam. Ayette: Sizden başka bir şey değil Allahu Teala'ya takva yetişecektir. (Sure-i Hacc, Ayet 37) buyruluyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordular:

- Biz salavatı şerifeyi söylerken Allahümme Salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed : Allah'ım sen Muhammed'e selatı selam eyle onun alinede salatı selam  eyle diyoruz. Bu salavatı şerifedeki denilen «Al» senin sadece evlatların mı yoksa senin yolunu izini takib edenlerde mi? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Küllüt taki ali Muhammed. Takva olanın hepsi benim evladımdır. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 17; Mülteka, Cild 1, Sayfa: 14) En fazla takva üzere Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in izini takib edenlere söylüyor. Burada takvayı kısaca özetleyelim. Yukarıda  Kur'an-ı Kerim'de cennete girmeden daha ileri Allahu Teala'ya en yakın olup sevilecek amelleri yazdık. Takva Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dediklerini değil bizzat yaşantısını adım adım takib etmek o uğurda yapabildiği kadar fazla fazla çalışmaya azimli olmak ve yapmaya çalışmaktır. Örneğin Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) «geceleri kalk secde ile kıyamla sabahla» (Sure-i Zümer, Ayet 9) ayeti ve benzeri ayetler mucibince ömür boyu geceleri kalkıp namaz, ibadet, zikir, ameli salih ile çalışmıştır.

Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) üç çeşid oturmuştur:

1- Diz çöküp oturmuş,

2- Bir dizini dikmiş o bir dizinin üzerine oturmuş.

3- Bağdaş kurmuş yönünü kıbleye getirmiş oturmuştur.

İşte takva bunun gibi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptıklarını sözlerini, yaşantısını vs.. kendine örnek almak ve ömür boyu öyle yapmaya çalışmaktır. Biz takvadan sadece bir kaçını söyleyebildik.  Allah'ım bütün hayırlarımızı takva üzerine etsin. (Amin).

6- Malınızı ödünç vermekle temizleyiniz (Sure-i Leyl, Ayet 18-19)

Haram ve şüpheli mal hiç bir şekilde temizlenmez bu belli.  Allahu Teala buna kolaylık olarak malınızı ödünç vermekle temizleyiniz ayetine göre gardullah Allah için mü'minlere va'de tanımaksızın ödünç vermekle temizlenir. Yalnız ödünç verdiğin kişiyi sıkıştırmayıp, kendi reyine bırakmalı ve ödünç aldığı parayı ne zaman getirirse o zaman almalıdır. İşte o zaman bu mal haramda olsa Allahu Teala temizler ve helal olur. Haram malın haram olarak gidip helal olarak sana gelmesi bu müjdede diğer amellerde yoktur.

7- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Sen zikrullahı her şeyden üstün sayıyorsun cihaddanda mı üstündür? diye sordular. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evet cihaddanda üstündür. Ancak eline kılıç alırsın kırılana kadar harbin en şiddetli yerinde harb edersin o kırılır, ikinci bir kılıç alırsın oda elinde parçalanıncaya kadar harbin en şiddetli yerinde harb edersin o da kırılır. Üçüncü bir kılıç alır o da elinde parçalanırsa o zaman zikrullah gibi olur. (İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadis No: 899, Sayfa: 847-848; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3598-3599 Benzeri) buyurdu.

Yoksa kıyıda, köşede kendini tehlikeye atmadan rast gele harb etmek zikrullah gibi değildir. Hazreti Ali'nin eline zülfikar geçinceye kadar elinde çok kılıç parçalandı. Harbin en şiddetli yerine girerse aralıksızda demirci çekicinin demiri ara vermeden dövdüğü gibi  kılıçla vurursa o kılıç vura vura ısınır, suyu kaçar ve en sonunda kırılır. Hazreti Halid'in Mute savaşında elinde dokuz kılıç kırıldı. Bunun için ashab yanlarında devamlı yedek kılıç taşırlardı. Hazreti Ali'nin eline zülfikar geçince, zülfikar Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kılıcı olduğu için onda mucize vardı, bunun için ömür boyu hiç kırılmadı. Yukardada yazdığımız gibi harbin en şiddetli yerinde savaşır elindeki kılıç kırılır, üç kılıç üst üste kırılırsa zikrullah gibi olur. Kendi canını tehlikeye atmadan yapılan harb hiç bir zaman için zikrullah gibi olamaz.

Hazreti Abbas ve Talha (Radiyallahu anhu) arasında bir münazara olmuştu. Hazreti Abbas hacılara su dağıttığı için çok sevab aldığını söyledi. Abdü'd-Dar kabilesinden olan Hazreti Talha Beyt-i Şerif'in anahtarını elinde tuttuğunu istediği gece orada kalacağını söyleyerek daha faziletli olduğunu iddia etti. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Siz ne diyorsunuz? Ben sizden on ay evvel bu işlere yönelmişim, siz o zaman buralarda yoktunuz, buyurdu. Hakk Teala Tevbe suresinin 19 ve 20. ayeti kerimelerini gönderdi. Bu ayeti kerimelerde Allahu Teala: «Siz hacı sakalığını mescidi Haramın imarını Allah'a, ahiret gününe inanan, Allah yolunda cihad eden kimse (lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar (bu iki sınıf) Allah yanında bir olmazlar. Allah zalimler güruhuna hidayet vermez. İman edenlerin Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanların Allah yanında derecesi çok büyüktür. Kurtuluşa (dünya ve ahiret saadetine) erenlerde işte onların ta kendileridir.» buyurmaktadır. (Dört Büyük Halife Kitabı, Şemsüddin Ahmed Efendi, Sayfa: 266-267; Menkıbe: 24)

Yine ayette savaşı Allahu Teala hac eden hacılara su dağıtmaktan ve Kabe'nin içine girip namaz kılmakdan üstün sayıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de yukarda yazdığımız hadis-i şerifte zikrullahı savaştan üstün sayıyor. (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 419; İhya'u Ulumi'd-Dîn, Cild 1, Hadis no: 899, Sayfa: 847-848; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3599)

 

Not: Kitablarımızda yazdığımız italik yazılar ve açıklamalar Hilmi Kutlubay'a aittir.

 

 

KONULAR                            SONRAKİ KONU