DÖRT BÜYÜK HALİFE KİTABINDAN ALINAN

HAZRETİ ÖMER (RADİYALLAHU ANHU) İLE İLGİLİ MENAKIBLER

 

 

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hilafet makamına geçince kendinde çok büyük bir üzüntü görüldü. Arkadaşları sordular:

- Sen Resulullah'ın makamına geçtin buna sevinmen lazım halbuki  üzülüyorsun bunu bize anlatırmısın? Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) şu cevabı verdi:

- Allahu Teala benim hakkımda  bir çok ayetler söyledi ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) «Benden sonra peygamber gelse Ömer gelirdi» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3931) gibi hadisler söyledi. Nihayet bende bir insanım bir hata yaparım benim hatamı düzeltip bana söylemek isteyenlere sus, sen Ömer'den büyük müsün? Onun hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle şöyle övdü, sen kim oluyorsun da ona akıl veriyorsun derler söyletmezler, kimse söylemeyince bende helake giderim diye korkuyorum dedi. Ashabın içinden bir zat:

- Ya Ömer! Ben Resulullah'ı gördüm ve yaptıklarını çok iyi biliyorum. Sevmediklerinide biliyorum. Sen Resulullah'ın gidişatından ayrılırsan ilk defa seni gizli tenha bir yere çeker güzellikle söylerim. Resûlullah şöyle şöyle der, şöyle şöyle yapardı. Sen onun aksini söylüyor aksini yapıyorsun  derim, düzelirsen kabul edersen ben davamdan vaz geçerim, eğer düzelmeyip aynı devam edersen bu sefer en sevdiğin arkadaşların cemaatinde meclisinde senin en ağırına gelecek bir lisan ile konuşurum. Düzelirsen ne ala yine fikrimden vaz geçerim düzelmezsen belinden kılıcı bir karış kadar çekti ve; «Sen Ömer olmazsan kim olursan ol vallahi seni bu kılıçla düzeltirim» dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ayağa kalktı o sahabeyi kucakladı sarıldı ve gözlerinden öptü. «Hayatta beni en fazla seven sensin, ben yanlış bir hareket yapıp helake gittikten sonra ben, Ömer'in şu halini beğenmedi idim diye arkamdan söz edenlerden sen yüzbinlerce defa Allah Resulullah ve benim yanımda daha hayırlısın dedi.

 

(Dört Büyük Halife, S. 97-166)

İkinci Halife Ömer b. Hattâb (Radiyallahu anhu)'ın menâkıbı bildirilecektir.

Künyesi, Ebû Hafs'dır. Babası Hattâb'dır. Dedeleri sıra ile Nevfel, Abdül-Uzza, Abdullah, Kurt, Rezâh, Adîy, Ka'bdır. Böylece Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile dokuzuncu dedede birleşirler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ecdadına, Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e nazaran bir derece daha yakındır. Çünkü Hazreti Ömer, Resûl-i Ekrem ile Kâ'b ismindeki dedesinde birleşir. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ise Mürre'de birleşir. Mürre ise Kâ'b'ın oğludur. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'den onüç yaş büyüktür. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in annesi, Ebû Cehilin kız kardeşi ve Hişam'ın kızı olan Halîme hatundur. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) otuziki yaşında İslâma gelerek mü'minlerin sayısı kırk olmuştur. Allah'u Teâlâ Hazret-i Ömer'in müslüman olması üzerine bu âyeti indirdi. O gün Enfal sûresinin altmış dördüncü: «Ey Resûlüm! Sana Allah ve mü'minlerden sana tâbi olanlar yetişir» meâlindeki âyet-i kerîmesi gelmiştir.

O gün Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e müjde olarak: «Ey Habibim! Sana Allah ve mü'minlerden sana tabi olanlar yetişir» (Sure-i Enfal, Ayet 64) ayeti geldi. Buna göre o ayet indikten sonra önce Ömer müslüman oldu, sana yetişti arkasından bir çokları müslüman olarak seni destekleyecekler demektir.  Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in büyüklüğü, Peygamberimizin yanında sevgili olduğu ve buna benzer ayet ve hadisler çoktur. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e gelince bu dini mübini yaymada sana yardımcı olarak Ömer'i gönderiyorum. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) müslüman olduktan sonra Peygamberimiz (Sallallahu aleyi vesellem)'in vefatına kadar Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hariç Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in uğrunda hiç kimsenin yapamadığı  fedakarlıkları yaptı. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'de yaptı ama o uğurda hacmi, yapabildiği kadar yaptı. Çünkü Hazreti Ali (Radiyallahu anhu), Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu) her birisi kafirler için aşılmaz, yenilmez bir engeldi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Mekke'de bu dini Mübinin ilerlemediğini gördü, o anı bir çok zaman yaşadı, uğraştı. Hazreti Ebu Bekir'le Taifte taşlandı vs.. «Mekke'de en sözü geçerli her dediğini yapan ve yaptırabilen en hükümlü iki kişi vardı. Birisi Ebu Cehil birisi de Hazreti Ömer idi. Bunun ikisine de lakab olarak Ömer denirdi. Ömer, Amir demektir emreden sözü herkese geçebilen manasındadır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de elini kaldırdı  o zaman şu duayı yaptı: «Ya Rabbi! Sen bu iki Ömer'in birinin eliyle bu dini mübini ihya et, yükselt.» (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3926, Dört Büyük halife Kitabı, Sayfa: 98) Bu dua Ebu Cehil'e uğramadı, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e uğradı.

Hazreti Ömer'in sözlerini tasdik eden ayetler, bu dini mübin uğrunda hiç kimsenin yapamadığı, cesaret edemediği en önemli işleri Hazreti Ömer'in yapması, söylemesi, yaşaması meşhurdur. İslamiyet ve  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in uğrunda kimsenin yapamadığı fedakarlıklarla ayrıyeten müslümanlar arasında yanlış görüşleri ileri sürenleri çok şiddetli bir şekilde ikaz etmiştir. Din hususunda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den başka hiç bir ashabın yapamayacağı, en incelikleri yapmakla islama ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yetişti. Ayakta duramayacak kadar zayıf olan islamı kurtardı. Bu mübarek ayetde onu söylüyor.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) müslüman olduktan sonra kafirler müslümanlara fazla işkence, sıkıntı yapamadılar. Arkasından çok geçmeden  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcası Hazreti Hamza'da müslüman olmuştu. Onuda güreşte savaşta kimse kendini yenemediğinden çok meşhurdu. Bu ikisi müslüman olunca kafir beyleri tek tek Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile karşılaşıp düşman olmaya cesaret edemediler. Hazreti Ömer müslüman olana kadar ezan gizli okunuyordu, hepsi gizli namaz kılıyorlardı.  Ezanı ilk defa Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) serbest okuttu.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) müslüman olduğu zaman gündüz namaz vakti ashabtan birisi kalktı odanın içinde okunan ezan dışarda duyulmayacak şekilde kısık, gizli ve korkarak okunuyordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) arap olduğundan ezanın manasını çok net şekilde biliyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Ya Muhamed! Bu çok güzel bir şey niçin gizli okunuyor? Halbuki bunu herkesin duyması lazım dedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Biz azız, kafirler çok ezan serbest okunsa hemen hücuma gelirler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Bilal Habeşi'yi kolundan tutup evin damının üstüne çıkardı. Şimdi burda avazının çıktığı kadar bağırarak ezan oku dedi. Bilal Habeşi (Radiyallahu anhu) öyle bağırarak okuyunca kafirlerden 20-30 kişi hemen Bilal Habeşi'ye hücum ettiler.

- Sen ne okuyorsun? İn aşağıya diye sert bir şekilde çıkıştılar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kılıcı çekerek onlara gösterdi.

- Bu ezanı ben okutuyorum. Bende Muhammedi'lerden oldum. Hanginiz kendinize güveniyorsanız karşıma geçin. Onu ortadan ikiye biçeyim diyence herkes başını aşağı eğdi ve gizlice ordan gittiler. Müşrik beylerine

- Ezanı okutan Ömer'miş oda Muhammedilerden olmuş dediler. Müşrik beylerinin hepsinin başı aşağı eğildi. Buna çare aramaya koyuldular. İşte bunun gibi bir çok yerlerde bir çok defalarda hiç kimsenin yapamadığı, söyleyemediği sözleri Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) yapmakla söylemekle ayette sana tabi olarak mü'minlerden yetişecek dediği çıktı.

Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) ilk müslüman, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kırkıncı müslümandır. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in müslüman oluşundan, Hazreti Ömer'in müslüman oluşuna kadar müslümanlık gizli idi. İşte Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) çok uzun müddet kırk kişi müslüman oluncaya kadar ne kendi, ne başkaları müslümanlıklarını açıklayamadılar. Hazreti Ömer müslüman olunca hem müslümanlığını açıkladı hem de ezanda «Muhammed Allah'ın Resûlü» diye Bilal-i Habeşi'ye ezanda çağırttırdı. İşte Hazreti Ömer'in yaptığını Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) yapamıyor.

Hicrette Mekke'den herkes gizli gizli gidiyordu ilk defa Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Ben aşikar gidiyorum karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa önüme çıksın dedi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671)

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) on mevzuda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ve ashabları uyardı bu hususlarda Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Ömer'in doğruluğuna dair ayet indirdi. (1. Bölümde yazılıdır.) Kafirler Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e tek tek beyler karşı gelemiyor. Aralarında gizlice konuştular oniki bey  birleşti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e suikast yapıp öldürmeye karar verdiler. Birisi öldürse o düşman olacak, düşman olmaya hiç biri cesaret edemiyor. Oniki bey birleşti on iki beyin adamı hepsi içeri girecek ve mızrakla vuracak ve Oniki bey birden Peygamberimize ve müslümanlara düşman olacaktı. İçlerinde Ebu Cehil'in oğlu Akreme'de vardı.

Bunları Cebrail (Aleyhis-selam) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e haber verdi ve Cebrail (Aleyhis-selam) vasıtası ile Allahu Teala'dan aldığı emirle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o gece Medine'ye hicret etti. Hazreti Ali içlerinde en genç olup çocuk yaşta Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yatağında yatıp suikastı beklemeye cesaret eden tek insan Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) idi.  (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 94; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 293)

Medine'ye gelip yıllar sonra Hendek savaşında Amr İbn-i Abdut ile karşılaştığında Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) yirmibeş yaşındaydı yani hicrete kadar Hazreti Ali çocuk idi. Büyüyünce hem Hazreti Ömer'in  hemde Hazreti Hamza'nın ikisininde yerini aldı.

 

1. Menkıbe: Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ömer'e «Faruk» lâkabını vermişlerdi. (Faruk: Kimsenin fark edemediği en gizli şeyleri bulup, bilip en önce fark eden manasındadır. 

Bunun sebebi: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in dini meselelerde her şeyi şeriat ölçüsüyle ölçüp isabetli karar vermesi ve İslâm dînini kabul etmesi, dinin onunla kuvvetlenmesi idi.

Bu lakabın verilmesinde başka bir sebeb olarak şöyle anlatılır:

Bir yahudi ile bir münâfık bir hususta anlaşamamışlardı. Davayı halletmek için yahudi Sultan-ı Enbiya, münâfık da yahudilerin reisi Kâ'b bin Eşref'e gidelim diyorlardı. Sonunda Habîbi Ekrem'in huzuruna geldiler. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bunların arasında yahudinin lehine bir hükme vardı. Münâfık razı olmayıp, Hazreti Ömer'e gidelim, dedi. Yahudi, Hazret'i Ömer'e aralarındaki anlaşmazlığı, bunun giderilmesi için Resûlullah'a gittiklerini, Resûl-i Ekrem'in kendisi için verdiği hükmü, münâfıkın kabul etmemesi üzerine buraya geldiklerini söyledi.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), münâfık kimseye dönerek:

- Yahudinin anlattıkları doğru mudur? buyurdu. Münâfık:

- Evet doğrudur, dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Siz biraz bekleyin gelip hükmümü vereceğim, buyurdu. Evine gidip kılıcını aldı. Gelip münâfıkı öldürdü. Allah'u Teâlâ'nın ve Resûlünün hükmüne razı olmayan kimseye ben böyle hüküm veririm, buyurdu.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) münafığın başını kesip geri sıçradı. «Niçin geri sıçradığını bilahere sordular.» Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu): «Münafığın kanı üzerime sıçrar diye korktum,» buyurdu.

O zaman Cebrail (Aleyhis-selâm) gelip, Hazreti Ömer'in hakkı batıldan ayırdığını haber verdiği için «Faruk» lâkabı verildi.

Cebrail (Aleyhis-selâm) ayrıca yahudinin hakkında bu ayeti getirdi:

«Şu kimseleri görmez misin? Sana ve senden öncekilere indirilen kitablara inandıklarını zannederler. Muhâkeme olunmak için Tâğûta [Ka'b bin Eşref'e] gitmek isterler...» Meâlindeki Nisa sûresinin 59. âyeti kerimesini de getirdi.

Kaadı Beyzâvî tefsirinde aşağıdaki şiir yazılıdır:

 

Resûl seçti ikinci yâr Ömer-i âdili

Dâima hakkı korur, mahvederdi bâtılı

Hakkı bâtıldan ayırmak verilmişti Fâruk'a

Sancağın ucu tâ, erişmişti Ayyûkâ.

(Ayyuk: Kırmızı ışıklı, samanyolunun sağ tarafında, Süreyya'yı takib eden yıldızdır.)

 

4. Menkıbe: Hazret-i Fahr-i Alem (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gün sabah namazını kıldıktan sonra arkasını mihraba verip Ashâb-ı Kirâm'a (Radıyallahu anhüm):

- İçinizde bu gece rüyâ gören oldumu? diye sordular. Ashâb-ı Kirâm'dan cevap veren olmadı:

- Ben bu gece garip bir rüyâ gördüm, buyurdular. Ashâb-ı Kirâm:

- Ya Resulullah! Takrir buyurun, dinleyelim dediler. Resûl-i Ekrem anlatmağa başladı.

«Kendimi Cennette gördüm. Etrâfıma bakarken çok yüksek bir köşk gördüm. Yüksekliği yüz fersah idi. (Bir fersah altı kilometredir.)  Köşkün diğer kısımları da buna göre büyük idi. Acaba bu köşk hangi peygamberin veya velinindir diye hatırıma geldi. Bu düşüncede iken bir kaç kişi gördüm. Onlardan:

- Köşkün hangi peygamberin olduğunu sordum.

- Hiç bir peygamberin değildir, Arab oğullarından birinindir, dediler.

- Ben de Arabım benim olmasın dedim.

- Kureyş kabilesindendir, dediler.

- Ben de Kureyşdenim, dedim.

- Ümmet-i Muhammed'dendir (Sallallahu aleyhi vesellem) dediler.

- Ben bu ümmetin peygamberiyim, bana kimin olduğunu haber verin dedim.

- Seçtiğiniz dört dosttan Ömer b. Hattab'ındır dediler.

O köşkteki huri ve gılman sayısız idi. Yâ Ömer içlerinde sana mahsus bir huri vardı ki, dil ile anlatılamazdı. Senin gayretinden yüzüne bakamadım, buyurdular. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Yâ Resûlullah! Baksaydınız, bana da vasıflarını söyleseydiniz, dedi.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in Hakk Teâlâ'nın yanındaki, Resûlünün huzurundaki mertebesinin yüksekliğini düşünmelidir.

Diğer bir rivayette de Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Ya Resulullah! Niçin bakmadın? diye sordu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Ömer! Sen namus cihetine gayyursun onun için bakmadım buyurdu. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1494; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 20 (2394), Sayfa: 292) Halbuki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) harbe giderken diğer sahabelerin kızları, aileleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile harbe giderlerdi. Anlaşılıyor ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ömer gibilerinin aile ve çocuklarını harbe göndermiyor, götürmüyor onlara bakmıyor. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) gibi olanların kızlarını ve ailelerini harbe götürüyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadis No: 1533; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 8, Hadis No: 1216'nın izahında; Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 220; İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 3-4, (3) Sayfa: 198; 201; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 160-161; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 457-458)

 

6. Menkıbe: Mesâbih-i Şerîfte Abdullah İbn Ömer (Radiyallahu anhu)'in rivâyeti ile şöyle yazılıdır:

- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Rüyamda bana bir bardak süt verdiler. İçtiğim zaman o kadar kandım ki, te'sirini tırnaklarımda duydum. Artığımı Ömer b. Hattâb'a verdim, buyurdular. Ashâb-ı Kiram:

- Ya Resûlullah! Rüyanızı nasıl tabir ettiniz? diye sordular.

- İlimle tâbir ettim, buyurdu. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3932; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 16 (2391), Sayfa: 289))

 

8. Menkıbe: Mesâbih-i şerîf'in Hasen hadîslerinde İbn Ömer (Radiyallahu anhu)'in rivâyetiyle şöyle bildirilmiştir:

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah'u Teâlâ hakkı, Ömer'in dili ve kalbine koymuştur buyurdular. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671) Bu hadîs-i şerîften hemen sonra:

«Biz Ömer'in söylediğinin hak olduğunu kalblerin onun sözüyle sükun bulduğunu uzak görmedik»  hadîsi şerîfini Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) haber vermiştir. Sanki hak olan, doğru olan söz Hazreti Ömer'in diline konulmuştur. Bu hayret edilecek bir iştir.

Buna en büyük delil de Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala on ayette bir tek Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözlerini tasdik ediyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de içinde dahil olmak üzere bütün ashabın sözlerini kabul etmiyor. (Kitabımızın ikinci bölümünde geniş olarak yazılıdır oradan okuyunuz.)

 

9. Menkıbe: Yine Mesâbih-i Şerîf'in Hasen hadîslerinde Câbir (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Hazreti Ömer, Hazreti Ebû Bekir'e:

- Ey Allah'ın Resûlünden sonra insânların en hayırlısı, diye hitâb etti. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Yâ Ömer! Sen bana böyle söylüyorsun fakat Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'den duydum. Ömer'den hayırlı bir kimse üzerine gün doğmamıştır, buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3929)

 

11. Menkıbe: Mesâbîh-i Şerîf'in Hasen hadîslerinde Âişe-i Sıddîka (Radiyallahu anha)'nın rivâyeti şöyle yazılıdır.

- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) ile beraberdik. Bir ara dışarıda bir gürültü ve çocuk sesleri duyduk. Resûl-i Ekrem dışarı baktılar. Habeşlîlerin oynadığını, çocukların da seyrettiğini gördüler. Bana:

- Yâ Âişe! Gel, seyret, buyurdular.

- Ben de gidip, çenemi Resûl-i Ekrem'in mübarek omuzuna dayayıp seyretmeye başladım. Bir müddet sonra bana:

- Doymadın mı? buyurdular.

- Hayır doymadım, dedim. Maksadım, onun yanında ne derece kıymetimin olduğunu anlamaktı. O sırada Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) göründü. Hemen halk Habeşîlerin etrâfından dağıldı. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cin, insân ve şeytanların Ömer'den kaçtığını görüyorum, buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3936)

Hadis-i Şerif: «Ey Hattab'ın oğlu! Ruhum yed'i kudretinde olana yemin ederim ki, şeytan sana yol bulamaz seninle karşılaşsa yolunun değiştirir.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4669, 4670)

Düğünlerde erkeklerin oynamasını yasaklayan sofuların nazarı dikkatine! Bu hadisi şerife göre düğünde içki olmaz, kadınlar açıkta oynamaz gizli yerde kendi aralarında oynarlar, erkekler açıkta oynayabilirler.

 

12. Menkıbe: Mesâbih-i Şerîf'in Hasen hadîslerinde Büreyde (Radiyallahu anhu)'den rivâyet ediliyor: Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gazâdan sağ salim ve ganimetlerle dönmüştü. Bir siyah cariye huzura varıp:

- Ya Resûlullah! Sen gazâdan sâlimen dönersen, huzurunda def çalacağımı adamıştım, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Eğer adamışsan def çal, yoksa çalma buyurdular.

Câriye def çalıp, söylemeye başladı. O sırada Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) geldi. Câriye susmadı. Sonra Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) geldi. Câriye def çalmaya devam etti. Daha sonra Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) gelince, cariye sustu. Defi yere koyup üzerine oturdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Yâ Ömer! Şeytanda senden korkar, sen gelince câriye def çalmağı bıraktı, buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3935)

 

13. Menkıbe: Yine Mesâbîh'de Sa'd bin Ebû Vakkâs (Radiyallahu anhu) aşağıdaki rivâyeti yazılıdır: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzurunda bir çok kadınlar oturmuş yüksek sesle konuşuyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) içeri girmek için izin isteyince kadınların hepsi kalkıp, acele ile perde arkasına geçtiler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e izin verilip girdi. Resûlullah tebessüm ediyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Allah'u Teâlâ dişlerinizi güldürsün, gülmenizin sebebi nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem): Bu kadınlara hayret ettim. Biraz evvel burada oturuyorlardı. Senin sesini duyunca hepsi kaçtılar, buyurdu. [Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 22 (2396), Sayfa: 294-295; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Sayfa: 59-60)]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kadınlara vaaz ediyor. (Sahihi Müslim, Cild 7, Hadis No: 22 (2396), Sayfa: 294) Kadınlar soru sormak için Resulullah'ın sesinden daha yüksek tonajda konuşuyorlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onların soru sorup din hususunda öğrenmelerini hoş karşılıyor. Anlaşılıyor ki din hususunda bir şeyler öğrenebilmek için yaşlı kamil hakiki bir mü'min kadınlarla oturup, konuşup; onların müşküllerini halledebilirmiş. Ancak çok yakın oturmamaları lazımdır. Bu yaşlı mü'minlere Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala babası, kardeşi, amcası gibidir (Sure-i Nur, Ayet 31) buyuruyor. Halbuki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) vefatında bile kendisi çok yaşlı değildi. Altmış üç yaşındaydı,  altmışüç yaş çok yaşlı sayılmaz. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yine de kadınlarla konuşuyor. Erkekler ve kadınlar dini bilgilerini hakiki bir büyük zattan öğrenip erkekler kendi aralarında, kadınlarda kendi aralarında bu dini mübini öğretirler, yayarlar, söylerler.

Hadis-i Şerif: «İlminden istifade edilen bir alim, bin ibadetçiden Allah yanında hayırlıdır.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3900; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4104)

Bir kadının ilminden diğer kadınlar istifade edip ilim öğreniyorlar. Ve o bütün herkese yayıyorlarsa; bir erkek alimin ilminden herkes görüp öğrenip söyleyip, bu dini mübini yayıyorlarsa bunlar «ben evimde oturup ibadet edeceğim herkes nasıl olursa olsun bana ne» diyen ibadetçilerin bin tanesinden Allah yanında daha hayırlıdırlar. İlmi bilip onunla yaşamaz, onu saklar kimseye söylemezsen o uğurda sai gayret göstermezsen o ilim yarın mahşerde sahibinden davacı olur.

Hadis-i Şerif:

Cehennemde o alime derler ki:

- Sen dünyada iken bir öğütçü idin bize nasihat ederdin, şimdi bu halin nedir? Sende cehennemde yanıyorsun derler. O alim cevab verir:

- Ben size söylerdim fakat kendim yapmazdım, onu yaşamazdım sadece dilimde idi der. (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-kıyamet-Ahiret», Hadis No: 455, Sayfa: 27 7)

«Bildiği ilmi söylemeyen alimin ağzına ateşten gem (dizgin) vurulur.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2701)

Onun için hakiki bir alimin her şeyinin islama uygun olması ve bildiğini yapması, söylemesi, yaşaması bu uğurda sai gayret göstermesi lazımdır.

Hadis-i Şerif: « Alimlerle abidleri mahşer yerine getirirler. Abidlere: «Sizin dünyada iken çalıştığınız cennet şu istikamettedir. Bindiğiniz buraklarla, giydiğiniz cennet elbiseleri ile ve başınızdaki tacla eğleşmeyin oraya gidin ve orada bekleyin. Oranın meyvalarından yeyin.

Alimlerede derler ki: Siz mizan başında durun Allahu Teala size ne kadar kişiye şefaat etme izni verdi ise tanıdıklarınızdan o kadar kimseye şefaat edin onları alın ve cennete gelin derler. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 258 benzeri)

 

14. Menkıbe: Me'âlimü-t-Tenzil kitabı, Bakara sûresinin, yüzseksenyedinci âyeti kerîmesinin tefsirinde, tefsir âlimlerinin bu âyeti kerime hakkındaki açıklamalarını şöyle yazmaktadır:

İslâmiyyetin ilk zamanlarında iftar ettikten sonra yatsı namazını kılıncaya kadar veya kılmadan uyuyuncaya kadar yemek, içmek helâl idi. Yatsı namazını kıldıktan veya uyuduktan sonra ertesi günkü iftara kadar, yemek, içmek veya cimâ etmek haram idi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bir gece yatsı namazını kıldıktan sonra yattığında, ehlinde güzel bir koku hissetip nefsinin aldatmasıyla cima etti. Hemen gusl edip, pişman oldu, ağladı. Sabâhleyin Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna vardı. Vaziyeti anlattı. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Ömer! Sen bunu yapmamalıydın! buyurdular. Ashâb-ı Güzin'den bir kaç kişi daha bu hatâyı işlediklerini itiraf ettiler. Bunun üzerine Hazreti Ömer ve bir kaç Ashâb-ı Kirâm hakkında Bakara sûresinin, yüzseksenyedinci: «Size oruç tuttuğunuz günün gecesinde, ehlinize cima etmek helâl edildi» âyet-i kerimesi geldi.

 

15. Menkıbe: Yine Me'âlimü't-Tenzîl'de, Tahrîm sûresinin dördüncü ve beşinci âyet-i kerîmelerinin inme sebebi açıklanırken Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'in rivâyetini İbn Abbas ve diğer râviler vâsıtasıyla İsmail bin Abdülkâhir haber veriyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) dil kavgası yapan hanımlarına çok canı sıkılmış o sebebten hiç birisinin yatağına gitmiyordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e şöyle dedi:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) hanımlarından incinip ayrılmak istediğinde, huzûruna vardım.

- Yâ Resûlullah! Eğer hanımlarını boşarsan senin için sıkıntı olmaz. Allah'u Teâlâ seninle berâberdir. Ümid ediyorum ki, Allah'u Teâlâ benim söylediğim gibi buyuracaktır, dedim. (Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hanımlarına:)

- Eğer her ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz (ne âlâ, çünkü) hakıykaten sizin kalbleriniz kaymıştır, (yok) O'nun aleyhinde birbirinize arka verirseniz hiç şüphesiz Allah bizzat O'nun yardımcısıdır. Cebrail de mü'minlerin sahîh olanları da. Bunların ardından bütün melekler de (O'na) yardımcıdır. Eğer O, sizi boşarsa yerinize (Allah'a itâatle teslîm olan, Allah'ın birliğini tasdiyk eden, namaz kılan, tâatte sebât gösteren, günâhlardan tevbe ile vaz geçen, ibâdet eyleyen, oruç tutan kadınlar, dullar ve kızoğlan kızlar (köle, cariyeler, cariyeler hanım köleler hizmetçi) olmak üzere Rabb'inin O'na sizden hayırlılarını vermesi me'mûldür, (diye Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözlerini tasdik eden Tahrim suresinin dördüncü ve beşinci) âyeti kerimesi geldi.

 

16. Menkıbe: Bir gün Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bir yerde oturmuş, hırka-i şerîfini yamıyordu. Arkası açık olduğundan güneşin harâreti te'sir edip mübarek kalbi bir miktar incindi. Güneşe dikkatle bakınca,  güneşin ışığı, Hakk Teâlâ'nın emriyle söndü. Cebrail (Aleyhis-selâm), Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelip:

- Ömer (Radiyallahu anhu)'e emir buyurun, güneşe şefkatle baksın. Yoksa güneş kıyâmete kadar böyle kalıp her tarafın karanlığı devam eder, dedi. Server-i âlem (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'i huzuruna çağırıp:

- Yâ Ömer! Hakk Teâlâ senin güneşe şefkatle bakmanı emrediyor. Yoksa güneş bu hâlde kıyamete kadar kalacak, buyurdu.

Hazreti Ömer emre uyarak güneşe şefkatle baktı. Hakk Teâlâ'nın kudretiyle güneş eski ışıklı hâlini aldı. Buradan Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'in büyüklüğünü anlamalıdır.

Hadis-i Kudsi: «Ben bir kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.» (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 4094; Berika, Cild 1, Sayfa: 313) dediği Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in o bakışı Allahu Teala'dandı. Allahu Teala'nın o bakışına da güneş dayanamaz.

Hadîs-i Şerîf:

“Mü'minin firasetinden sakınınız, çünkü onlar Allah'u Teâlâ'nın nuru ile bakarlar.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 136)

Allah'u Teâlâ'nın nurunun karşısında güneşin ziyası dayanamaz, söner. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in o bakışıda Allahu Teala'nın nuru iledir.

 

17. Menkıbe: Ebü'l-Mu'în Nesefî (Rahmetullahi aleyh) Temhîd adlı risâlesinde yazmıştır. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) irtihâline yakın Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ı çağırıp:

- Yaz, buyurdu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) yazmağa başladı. Önce besmele yazıldı. Sonra: “Bu Allah'ın Resûlünün halifesi Ebû Bekir'in dünyadaki son günü, âhiretteki ilk gününün vasıyyetidir. Ben, Ömer b. Hattâb'ı halife seçtim. Ona itâat edin. Öyle zannediyorum ki, adâlet eder. Yanılmışsam gaybı ancak Allah'u Teâlâ bilir, yazıldı. Ashâb-ı Kirâm da kabul ettiler. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) seve seve en önce bîat etti. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın:

- Benden sonra iki kimseye uyun. Onlar Ebû Bekir ve Ömer'dir buyurduğunu duymuştu.

Zamanemizde bazılarının hilafet Ali'nin hakkı idi Ebu Bekir, Ömer, Osman zorla aldı gibi sözleri yanlıştır. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Allah'ın aslanıdır, haksız bir iş yapmaz ve yaptırmaz ve hiç kimsedende korkmaz. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), ve Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ı çok aşırı derece fazla severek halife olmalarını herkesten evvel istedi. Eğer istese idi halifeliği zorla hepsinin elinden alırdı.

 

18. Menkıbe: Âlimler Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in idâresinin kendinden evvel ve sonra gelen halifelerin idaresinden iyi olduğunda ittifak etmişlerdir.

Bu hususta Bilal Babam buyurdu ki:

- Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in halifeliğinde düşmandan bir karış toprak alınmadı. Evvelce kafir olup sonra müslüman olan daha sonrada eski dinlerine dönen veya yeni çıkan yalancı peygamberlere tabi olan murtadlarla harble geçti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) zamanında harp futuhatı sonuna kadar açıldı. Herkes isteyerek veya istemeyerek zorla, harbe katılmak mecburiyeti ilk defa olmuştu. Müslümanlık yeryüzünde çığ gibi büyüdü. Hazreti Osman zamanında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in evvelce haber verdiği gibi fitneler çoğaldı. Haksız öldürmeler fitneler, peşi peşine takib etti. Şimdiki deyimle her yapacağı işi kambur kambur üstüne geldi. Kendi de o fitnelere her ne kadar karışmamak istedi ise kendininde vefatına şehitliğine o fitneler sebeb oldu. Fitneler Hazreti Ali'yede sıçradı  onun zamanında daha da çoğalmıştı. Hazreti Ali'nin vefatınada yine o fitnelerin çoğalması, dağılması sebeb oldu. Hazreti Ali'ye sordular:

- Ebu Bekir ile Ömer zamanında fitne olmadı, Osman'la senin zamanında fitne çok oldu sebebi nedir? Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) şöyle buyurdu:

- Ebu Bekir'le Ömer zamanında ben ve benim gibiler vardı. Fitneye meydan vermedik Osman ve benim zamanımda da sen ve senin gibiler vardı. Fitneye meydan verdiniz sonuda bildiğiniz gibi oldu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'den sonra fitneler yine devam etti. Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin (Radiyallahu anhu) şehid edildi. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin oğlu mel'un Yezid başa geçti. Son derece Hazreti Ali ve evladı Resule düşman olan bu yezidler ilki yezid sonu Mervan onbir halife değişti. İçlerinde yalnız Ömer İbn-il Abdulaziz'i Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) insan suretinde görüyorum diğerleri maymun suretindedir buyuruyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

Ömer bin Abdülaziz'i öldükten sonra defn ettiler. Toprağı örtülürken bütün insanların gözü önünde gökten bir kağıt indi. Üzerinde kudretten Bismillahirrahmanirrahiym Allah'dan Ömer ibn-i Abdülaziz'e cehennemden emandır yazılmış idi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 33)

Allahu Teala tarafından Ömer İbn-i Abdulaziz bütün hatalarından eman bulmuş, kurtulmuş hatasız olarak Allahu Teala'nın huzuruna çıkacak manasındaki yazı geldi. Ömer ibn-i Abdülaziz diğer bir deyimle Selman ibn-i Abdülmelik padişah olunca imam Hüseyin'in başı hazinede idi. Ömer ibn-i Abdülaziz bunu ordan alıp cemaatle namazını kıldı ve şimdiki kabri şerifine defnettirdi, üzerinede cami yaptırdı. Rüyasında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i gördü. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hiç kimseye göstermediği ilgiyi Ömer ibn-i Abdülaziz'e gösteriyordu, kendisinden çok memnundu. Uyandı rüyasının tabirini hocalara sordu.

- Resulullah benim neyimden memnun?  Hocalar tatmin edici şekilde rüyasını yorumlayamadılar. En son Basra'da Hasan Basri Hazretlerine gitti. Ona sordu. Hasan Basri Hazretleri:

- Sen yaptığın iyilikleri say dedi. Ömer İbn-i Abdülaziz:

- Şu kadar cami, şu kadar köprü yaptırdım dedi. Her defasında Hasan Basri Hazretleri:

- Onlarla olmaz diyordu.

- Fakirlere şu kadar yardım yaptım  vs.. En son İmam Hüseyin'in başı Yezid'in hazinesinde idi onu oradan çıkardım, kefenledim ashabımdan bir cemaatle namazını kılıp defnettim, üzerinede cami yaptırdım deyince Hasan Basri Hazretleri:

- İşte seni Resullullah'a en fazla sevdiren bu amelindir bu amel başka kimseye nasib olmaz buyurdu.

Kerbela cenginde yetmiş kişiyi şehid ettiklerinde Eba Müslim'in babası yedi yaşında çocuktu. O büyüdü yetişti ve ömür boyu yezidlere inkılab yapmaya çalıştı. En son bir yerde inkılab yapmak için halkı başına toplamış onlara Kerbela cenginde yapılan haksızlıkları ve intikamının alınmasını söylerken Mervan Valisi Nasrı Seyyad tarafından yakalanıp gözleri oyulup asıldı ve şehid edildi. Onun oğlu Eba Müslim Horasan'da meydana çıktı. Tek başına harb etti. Sarp dağlara çıktı, Esas adı Eba Müslim değil Eba Müslim demek müslümanların babası demektir. Bu ismi bütün dünya müslümanları koydu. Yezidlerin  idam sehpalarından, asmalarından ve hapislerden kurtarıp dağa çıkardığı  adam sayısı 1500 kişiyi bulmuştu. Sahlan isimli bir müslüman 1500 kişilik ordusuyla Mervan'dan Yezid'e yardım geliyormuş gibi geldi. Yezid'in kışlasında yedi, içti. Eba Müslim namına geceleri gizlice savaştı. Bu iki ordu birleşti. üçbin kişi oldu. Osman'la Süleyman isimli çok zengin Merve'de yaşayan iki müslüman kardeş bütün servetlerini sarf edip islam aleminden gizlice asker topladılar. 1500 kişide onlar tedarik etti. 4500 kişi olmuştu. Resmen huruç etmeye, açıktan harp etmeye karar verdiler. İlk savaşta yine Eba Müslim yenildi askeri kırıldı. 400 kişi kaldı. Hurzem şahı Muhammed şah ava çıkmış kafirlerin Eba Müslim taraftarlarından 400 kişiyi esir edilip sonradan dilleri kesilip birbirine bağlanıp bir kısmı ölü bir kısmı sağlam vaziyette gördüler. Onlardan dilleri olmadığından yazı ile işin neticesini anladı. Sarayına döndü hemen baş pehlivanı Mıdrab'ı onbinkişi ile Eba Müslim'e yardım gönderdi. Geri kalanıda seferber edip otuzbinkişi ile de kendi geldi. Kafirleri yendiler Merve şehrini zapt ettiler. Hurzem şahı askeriyle memleketine döndü baş pehlivanı Mıdrab ve yanındakiler Eba Müslim'in yanında kaldılar. Ondan sonra bütün savaşlarda Eba Müslim yenilmedi devamlı kazandı. İlk defa Bağdad'ı sonra Şam'ı daha sonra Mervan'ın kaçtığı Mısır'ı aldı. Mervan'ı öldürdü. Emevi saltanatını yıktı, yerine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcası Hazreti Abbas'ın evlatlarından birisini halife etti. Onlara Abbasiler dendi, Daha sonra bir Abbasi halifesinin tuzağı ile Eba Müslim şehid edildi. Eba Müslim'in hayatını yazan kitaplarda Emevi saltanatı yıkılıp Abbasi saltanatı kuruluncaya kadar  olan hadiseler yazılıdır. Bu hususta daha tafsilatlı bilgi ilerde çıkacak olan bölümlerimizde anlatılacaktır.

 

Kitaplarda şöyle yazılır:

Eba Müslim gelmese idi cihana

Merkeblerde çağırırda Tanrı diye Mervan'a.

 

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Dicle kenãrındaki bir çobanın kaybolan koyununu, Allah'u Teâlâ'nın benden soracağından korkarım, buyurmuştur.

- Ya Ömer! Niçin halifelikte bu kadar titiz davranıyorsun? diyenlere Hazreti Ömer şöyle dedi Bilal Babam buyurdu:

- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bir köprüden bir sürü geçse köprünün bir taraf tahtası kırık olsa ordan geçen sürünün birisinin ayağı o tahtaya geçip kırılsa ne sürü sahibinden ne çobandan Allah bir şey sormaz benden sorar dedi.

Hazreti Ömer öğle sıcağında soyunup, zekat olarak Beytü'l Mala alınan develeri bağlardı.

- Yâ Emire'l-mü'minin! Niçin siz zahmet çekiyorsunuz! Birine emir buyurun, bağlasın dediler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Bunlar fakîrlerin hakkıdır. Hakk Teâlâ beni bunlara bakmağa memûr etti. İşlerini de kendim görmem iyi olur. Ahirette bunlar benden sorulacaktır, buyurdu.

- Ya Emîre'l-mü'minîn! Size yakın olan işleri siz görürsünüz. Uzaktaki işleri niçin yapıyorsunuz? dediler. Cevabında:

- Yıl boyunca her tarafı gezerim. Fakirleri, hastaları kendim bulur işlerini görürüm, buyurdu.

Hazreti Ömer her yere bir vali gönderirken, valiye neler yapacağını bildiren bir yazı verirdi. Bunların dışına çıkmamasını emrederdi. Ayrıca halka da bir kağıt gönderirdi. Valiniz, emirlerime bağlı kaldığı müddetçe, ona itaat ediniz. Emirlerimin dışına çıktığı zaman emirlerini dinlemeyiniz, buyururdu.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) tayin ettiği valiye şöyle şöyle şunları şu şekil yap der yazı verir. Bir yazı da halka gönderir ben size gönderdiğim valiye şunları şöyle şöyle yapmalarını emrettim, bunun dışına çıkarsa kendine itaat etmeyin bana şikayet edin derdi.

Yine yaşlı bir çoban kurdun koyunlara saldırıp kırdığını gördü. Eyvah! Hazreti Ömer vefat etti dedi. Ne biliyorsun dediler. Onun sağlığında kendinin gösterdiği adalet dolayısı ile Allahu Teala kurtları koyunlara saldırtmazdı. Kurt koyuna saldırınca bildim ki Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) vefat etmiştir, dedi. Bunun aynısı ahir zamanda Mehdi zuhur edince olacak. Aslanlar sığır sürüsünün içinden geçip kurtlar koyun sürüsü içinden geçip yemeyecek. Çocuklar yılanla oynayacak, yılan sokmayacak. (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No: 926, Sayfa: 496) Yani bundan anlaşıldığına göre Mehdinin adaleti Hazreti Ömer'in adaleti gibidir. Hayvanların hiç birisinin saldırmamasına göre yılanlarında itaat etmesine göre belkide daha fazladır.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye:

- Bu biriktirdiğimiz hazineleri savaş için harb için saklıyoruz bunun büyük bir bölümünü veya hepsini fakirlere dağıtsak Resulullah gibi yapsak çünkü arkadan zaferler kazanıldıkça, fidyeler alındıkça ganimet malı çok çabuk çoğalıyor. Resulullah'ın bu sünnetini bence yapsak iyi olur dedi.

Ebu Zerr'il Gıffari Hazretleri'de Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e bunu çok sert bir dille söylemişti.

«O biriktirdiğiniz altınlar cehennemde gövdenize ateşten dağ olarak basılacaktır» (Sure-i Tevbe, Ayet 35) ayetini ve daha bir çok ayetleri delil gösterdi.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Bizim bir tarafımız Çin, Hindistan, bir tarafımız İran imparatorluğu, bir tarafımız Konstantin imparatorluğu bunun üçüylede savaş halindeyiz. Bu hazinedeki paralarla asker toplayıp, asker donatacağız cephede masraflarını görmek için ihtiyacımız var onun için biriktiriyoruz dedi. Ebu Zerr'il Gıffari Hazretleri Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:

- Size yardım olarak Allah'ın yardımı yetmez mi (Sure-i Enfal, Ayet 68) ayetini okudu. Resulullah'ın zamanında Resulullah harp yapar ganimet malı alır hepsini evine hazineye girdirmeden dağıtmaz mıydı? Onun zamanında düşman güçlü, biz zayıf değil miydik?

Hazreti Ömer, Ebu Zerr'il Gıffari'ye

- Allah ve Resulünün vaadleri çıktı. Siz Acemistan'ı, Müşrevan'ı, Yemen'i, Hindistan'ın bir bölümünü ve daha bir çok yerleri alacak ve çok aşırı zengin olacaksınız dedi. Resulullah zamanında bizim hangimize elinizdeki malı, serveti Allah yoluna dağıtında fakir kalın dedi. Ama kendisi yapardı o ayrı mesele . O isterse dua ile dağları bir anda altın eder bizim bu paralara ihtiyacımız var Ebu Zerr'il Gıffari Hazretleri:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Dünya mel'undur, içindekilerde mel'undur» buyurmadı mı? [Riyazü's-Salihin, Hadis No: 476, Sayfa: 353)  Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Elimize geçmiş Allah ve Resulünün vaadi yerini bulmuş ne yapalım? Ebu Zerr'il Gıffari:

- Fakirlere dağıtın.

- Fakir yok.

- Başka yerdeki fakirlere dağıtın. Herkes Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e hak verdi. Bu yüzden Ebu Zerr ile Hazreti Ömer'in kumandanları arasında ilk defa dil kavgası sonra döğüş oldu. Ebu Zerr elindeki değnek ile kumandanın başını yardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ne kumandana tam hak verebiliyor ne Ebu Zerr'e tam hak verebiliyordu. Ancak kumandana:

- Haksız benim kısas yapacaksan Ebu Zerr'in değil benim başıma vurun bu bize Resulullah'tan bir hediyedir bunun başına değnek vurdurmam ben başıma vurdururum dedi ve yatıştırdı. Bu  istifham Hazreti Ömer'in kalbinde kalmıştı. Acaba Hazreti Ebu Zerr mi haklı biz mi haklıyız? Hazreti Ali'ye bir soralım dedi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye sordu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)

- Biz Peygamberimizin her yaptığını yapamayız. Bizim bu paralara ihtiyacımız var sakın dağıtma. Resulullah çok büyük bir peygamberdir. Allahu Teala ona gelen güçlüklerin hepsini bir anda ber taraf eder sebebsizde olsa kazandırır. Nitekim Huneyn savaşında bir avuç toprağa okudu, üfürdü ve düşmanların üzerine saçtı.  Kırk bin kafirin gözüne gitti hepsinin gözü kör oldu ve en kolay bir şekilde savaş kazanıldı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Ebu Zerr'il Gıffari Hazretlerinin söylediklerini anlattı, tam ikna olamıyor. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir tek ahir zamanda gelen Mehdi ganimet malının hepsini dağıtır, hazinede bir şey bırakmaz demedi mi? Eğer sende öyle yapacak olsan bir de Ömer yapar derdi. Onu ancak bir tek Resulullah bir de ahir zamanda gelen mehdi yapar (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No: 801, Sayfa: 433) sen ve ben yapamayız dedi. 

Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) diyor ki:

- Hazreti Ömer, geceleri şehri gezerdi. Bir gece benim evime geldi:

- Şehrin kenarına bir kervan geldi. Eşyalarının kaybolacağından korkuyorum. Berâber gidip, onları bekleyelim, buyurdu. Berâber gidip sabaha kadar kervânın eşyalarını bekledik.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) gelen bir kervanın bekçisi yok onu beklemezsem veya bekletmezsem malları çalınırsa, başka birisini bekle diye göndersem kervan o adamı bu şehirden bir adam der  bu da yakışıksız olur para ile bekle diye tutsam para hazinenindir. Onda hiç birimizin hakkı yok onu boşa sarf etmiş olur. Allah yanında sorumlu olurum. Ben gider beklersem ücretde almam Allahu Teala'da beni sorumlu tutmaz dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) şeriatın emir ve inceliklerini o kadar çok düşünür o kadar fazla üzerinde dururdu. Bu ahlak ve hal diğer üç yar'da ve sahabelerde yoktu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in Ömür boyu yaptığının hemen hepsi böyledir. Hatta bir seferinde Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:

- Ya Ömer! Sen halifesin bu kadar kendini yorma büyük işlerle uğraş sözüne karşılık Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Bunları Allah benden soracak dedi.

Halk arasında derler ki mahşerde boynuzlu koç boynuzsuz koçdan intikamını alacak. Senin boynuzun vardı boynuzunla bana vurdun benimki yoktu diyecek. Yani o derece Allahu Teala hak ve hukuku ödeştirecek. Bunları çok iyi bilen Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) onun için böyle yapıyor.

Ramazan-ı şerîfte teravih namazını cemaatle kılmak Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'den kalmıştır. Büreydetü'l-Eslemî (Radiyallahu anhu)'yi Beytü'l-Mâla bakmağa memûr etmişti. Eslemî (Radiyallahu anhu)'den:

- Hazreti Ömer Beytü'l-Mâl'dan bir şey alıyor mu? diye sordular. Eslemî (Radiyallahu anhu):

- İhtiyâcı olduğu zaman borç alır, eline geçince öder, dedi.

Hazreti Ömer, kuru arpa ekmeği yer, kalın kumaşlardan elbise giyerdi. Halifeliği zamanında çok harbler yapılıp, bir çok memleketler feth oldu. Sayısız ganîmet malları ele geçirildi. Arab, Acem ve Rûm beyleri emirlerine boyun eğdiler. Doğuda Ceyhun nehrine kadar olan (Adana'nın Ceyhan nehrine kadar. Aslında Pozantı'ya kadar ama Pozantı bir hudut sayılmıyor)  İran, Azerbeycan, Horasan feth edildi. Şam, Mısır, Ammân elinde idi. Zamanında sekiz bin câmide Cuma namazı kılınıyordu. Büyük memleketlerin fethi ona ezelde takdir edilmişti. Her nereye asker gönderse zafer bulup, sağ salim olarak ganîmetle dönerdi. Ordusunun mağlub olduğu görülmemiştir. Bu şân-u şöhreti ile yemesini, içmesini ziyâde etmedi. Mübârek kalbine kibir gelmedi, büyüklenmedi. Sonu üzüntü, pişmanlık olan iş yapmadı. Bunlar Taberi tarihinden alınmıştır.

Hazreti Ömer'e Allahu Teala kendisine çok büyük bir fütuhat vermiş sadece kendinin adaleti değil kendindeki olan fütuhat adamlarınada sıçramış bu yüzden Allahu Teala'nın fütuhu kolaylığı islamiyetin çığ gibi büyümesi nusratını Hazreti Ömer'e ve onun tayin ettiklerine vermiş o yüzden o manevi kuvvetle islamiyet hızla ilerliyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Mekke'nin fethinden sonra başlayan bu fütuhat on sene içerisinde Arap yarımadasını tüm zapt etti. Hazreti Ali'de bu fütuhat özel olarak sadece kendinde vardı. Katıldığı harblerin hiç birisinde kendi yenilmediği gibi kendinin bulunduğu orduda hiç yenilmemiştir. Uhud savaşında niçin yenildi diyenlere deriz ki:

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali'yi Medine'ye bekçi olarak bıraktığı için Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Uhud savaşında yoktu. Hazreti Ali Medine'den gelip savaşa girince yine bir tek Hazreti Ali savaşı kazandı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de de Allah'u Teâlâ'nın büyük nusratı vardı. Bu Allah'u Teâlâ'nın kendisine verdiği bir meşrebtir. Kâfir olduğu zaman müslümanlara karşı o zaman ki kötü niyetini gerçekleştirme de hepsinden üstündü. Müslüman olduktan sonra kafirlere karşı onların gözünü kırmadada hepsinden üstündü. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de ahlak değişmedi . Evvelce Hazreti Ömer'in tüfeğinin namlusu müslümanlaraydı. sonra müslüman olunca tüfeğinin namlusu kafirlere döndü.  Müslümanlara karşı şiddet gösteren Hazreti Ömer bu seferde kafirlere karşı şiddet göstermeye başladı. Allahu Teala'nın en sevmediği ahlak bir anda Allahu Teala'nın en sevdiği ahlak oldu. Kur'an-ı Kerim'de ki «Eşiddai alel küffar» «Küffara karşı şiddet göstermesini severim» ayeti  (Sure-i Fetih, Ayet 29) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hakkında indi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor: Bir dağ bir dağın üstüne geldi derlerse inanın bir insan ahlakını değişti derlerse inanmayın. (250 Hadis-i şerif kitabı, Hadis No: 27, Sayfa: 25) Hazreti Ömer'in ki gibi ahlak değişmez yönü değişir. En kötü ahlak en iyi olur. Mesela: Yalan söyleyen müslümanları kandıran bu uğurda şan, ün kazanan bir kimse müslüman olursa yine aynı  ahlak ile harpte kafirleri kandırır tongaya düşürür ve islamiyeti kalkındırır. En kötü ahlak en iyi ahlak olur. O ahlakı müslümana karşı değil kafire karşı kullanır. Sulh zamanında değil harb zamanında casus olarak gitmede vb..şeylerde kullanılır.

Halife olarak nusrat Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de, pehlivan olarak nusrat Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'de, ordu kumandanı olarak nusrat Hazreti Halid (Radiyallahu anhu)'dedir. Bunların olduğu yerde kendileri hiç bir şeye karışmasada Allah'u Teâlâ yine onların olduğu yeri, insanları onların hürmetine mağlub etmez, galib getirir.

 

19. Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halîfe olunca, kızı Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zevcesi olan Hafsa (Radiyallahu anhu) ile beraber, babalarını görmeğe gideceklerdi. Hazret-i Hafsâ, Hazret-i Ömer'in giydiği elbisede oniki yama olduğunu hatta ikisinin de deriden olduğunu gördü.

- Babacığım, bu elbiseyi bir fakire verip de yenisini almakta bir mahzûr var mıdır? diye sordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Kızım, sen Resûl-i Ekrem'in hanımı idin, O'na bizden daha yakın idin. O'nun, bu alçak dünyadan ne derece kaçtıklarını, ne kadar hor gördüklerini bilmiyor musun? Vefatına yakın bana: «Yâ Ömer! Mahşerde benim ile ve Ebû Bekir ile buluşmak istersen yolumuzdan ayrılma» buyurduğunu duymadın mı? diye cevap verdi.

 

20. Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halife iken Nu'mân (Radiyallahu anhu)'ı başkumandan yapıp bir ordu ile İran'a göndermişti. Hemedân ve Nihâvend'i [İran'ın güney batısında iki şehirdir] aldı. Hazret-i Mugire (Radiyallahu anhu)'nin esiri olan bir mecûsi Acem, koynundan bir kutu çıkardı.

- Babam bana, bu kutuyu padişah olduğun zaman açarsın diye vasiyyet etmişti. Bundan sonra padişah olacak  hâlim yok, diyerek kutuyu Mugire Hazretlerine verdi.

Mugîre (Radiyallahu anhu) kutuyu İslâm askerinin içinde açtı. İçi mücevher dolu idi. İslâm askeri:

- Bu kutu muharebe sırasında ele geçirilmediği için ganîmet malı olmaz. Bizim hakkımız yoktur, diyerek kutuyu Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'e gönderdiler.

Hazret-i Ömer kutuyu Ashâb-ı Kiram arasında açtı. Kutuyu getirene:

- Bu da İslâm askerinin hakkıdır, satıp parasını gazilere taksim etsinler, buyurdu.

Kutu geri götürüldü. Etraftan gelen zenginler kıymetli mücevherleri satın aldılar. Otuzbin gâziye, onar bin akçe düştü. Daha önce elde edilen ganimet malının beşte biri Beytü'l-Mâl'a ayrıldıktan sonra her bir gaziye altın ve gümüşten başka altmış bin akçe düşmüştü. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), bu kadar ganimet malından kendisine hiçbir şey almazdı. Hepsini gazilere ve fakirlere dağıtırdı. Bunlar Taberî tarihinden alınmıştır.

 

21. Menkıbe: Târih-i Taberi'de deniyor ki: Hicretin yirmi üçüncü yılında İran'da eşkiyâ kürtlerin zulmünden şikayet edildi. Müslümanların yollarını keser, mallarını alırlardı. Din ile alâkaları olmayıp, iman etmiyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) o eşkiyanın üzerine Mesleme bin Kays'ı bir miktar kuvvetle gönderdi. Mesleme (Radiyallahu anhu) İran'a gidip onları dine davet etti, kabul etmediler.

- Cizye verin, dedi.

Onu da kabul etmediler. Harb edildi, İslâm askeri eşkıyânın erkeklerini öldürüp, kadınlarını esir etti. Mesleme Hazretleri ganimet malının beşte birini ayırdı. Bu, Beytü'l-Mâl içindi. Ayrıca içinde bir çok kıymetli cevherler bulunan bir kutuyu harbde bulunan müslüman gazilerin rızasiyle Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'e hediye gönderdi.

Beşte bir gânimet malını ve içi cevherle dolu kutuyu götüren şahıs anlatıyor:

- Medîne-i Münevvere'ye geldim. Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu), fakirlere yemek veriyordu. Zirâ her gün Beytü'l-Mâl'dan fakirlere bir deve kesip, yedirmek âdeti idi. Yemek sırasında, yemek yiyenlerin arasında dolaşır, ekmek veya yemek isteyenlere verirdi. Yemek işinin bitmesini bekledim. Yemek bitince Hazreti Ömer evine doğru gitti. Ben de arkasından gittim. Beni eve çağırdı, içeri girdik. Evinde bir eski kilim ve iki minderden başka bir şey görmedim. Minderler de hurma lifinden idi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kilim üzerine oturup minderi bana verdi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin Hazreti Fatıma'dan olan kızı Ümm-i Gülsüm, Hazret-i Ömer'in hanımı idi.

- Yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Bir çanağa bir miktar zeytinyağı, tuz ve bir parça arpa ekmeği sofraya konuldu. Hazreti Ömer'in hatırı için beraber yedik. Sonra kutuyu çıkarıp koydum.

- Bu nedir? diye sordu.

- Bunu Mesleme bin Kays, bütün müslümanların rızasını alarak, size hediyye gönderdi, dedim. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ellerini dizlerine koyup ağladı.

- Hakk Teâlâ, Ömer'e ne kadar ni'metler verdi. Gözü ve karnı doymadı. Bu kutuyla mı doyacak diyorsunuz. Hemen bunu Mesleme (Radiyallahu anhu)'ye götür. Bir daha böyle şeyler yapmasın. Müslümanların hakkını kimseye göndermesin. Bunları satsın, müslümanlara dağıtsın. Eğer oraya gittiğin zaman dağılmışlarsa, o sebebten mücevherler dağılmadı ise Mesleme'ye herkese ibret olacak bir iş yapacağım, dedi.

- Yâ Emîre'l-Mü'minin! Binecek hayvanım yok, Yaya gidersem yetişemem, dedim. Sadaka develerinden iki deve getirilmesini emretti. Develer geldi. «Bunlara nöbetleşe binerek gidersin. Oraya gidince, senden daha fakir bir müslümana develeri verirsin» buyurdu.

Hemen yola çıktım. Sür'âtle muharebe yerine gittim. Kutuyu Mesleme'ye verdim ve vaziyeti anlattım. Mesleme (Radiyallahu anhu) kutudaki cevherleri otuz bin akçeye satıp, gazilere dağıttı.

 

22. Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) zamanında Şam şehri civarında bir kal'a muhasara edildi. Öğleye kadar kal'a feth edilmedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), gadaba geldi. İslâm askerini huzuruna çağırdı.

- Kal'a henüz feth edilemedi. Kâfirler, İslâm askeri karşısında bu kadar dayanamazdı. Aramızda birisi bir hata yapmış olmasın, buyurdu.

İslâm askeri hayret edip, tövbe ve istiğfar etmeye başladılar. O sırada bir kişi ağlayarak Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in huzuruna geldi.

- Ya Emîre'l-mü'minin! Bu gece teheccüde kalktığım zaman karanlık olduğu için misvakımı arayıp bulamadım. Misvaksız namaz kıldım. Sizin aradığınız hata benim bu hatâmdır, dedi.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Tövbe ve istiğfar etmeğe devam et, buyurdu. Bir saat sonra kal'a fetholdu.

Yine bir savaşta zafer kazanılamadı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) misvağın kullanılmadığını o sebebten zaferin gerçekleşmediğini anladı. Herkes misvakla abdest alsın sonra savaş edeceğiz, dedi. Kafir casusları müslümanların dereye koştuğunu orda herkesin misvakla abdest aldığını gördüler. Kafirler beylerine, kumandanlarına gelip:

- Bunlarda o kadar büyük moral var ki herkes bizim için dişlerini bileliyorlar dediler. Kafir kumandan ve askerlerinin Allahu Teala kalblerine  korku düşürdü. Müslümanlar hücum edip zafere kavuştular. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)

O hâlde islâm askerine yakışan doğru yoldan bir adım sapmamaktır. Böylece yapılan harbler yüz aklığı ile kazanılır. Zulm etmek dünyada ve  ahirette işe yaramaz. Büyüklerimiz: «Allah'u Teâlâ, zulm eden askerin kalbine korku düşürüp, harb yapamadan kaçarlar» buyurmuşlardır. Böyle hadîseler çok olmuştur. Tecrübelerle sâbittir. Allah'u Teâlâ nefislerimizin şerrinden, çirkin işler yapmaktan hepimizi muhafaza buyursun.

Kafirlerin müslümanlara karşı harb anında yaptığı zulmün karşılığı kafirlere yapılır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) amcası Hazreti Hamza'nın ciğeri çıkarılıp gözleri önünde yendiğinde elime bir fırsat geçerse Mekke'nin beylerinden yetmiş kişiyi keserim dedi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Say-fa: 472, Altı Parmak, Sayfa: 673) Mekke'nin fethinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in durun emri üzerine her kumandan durdu Hazreti Halid (Radiyallahu anhu) durmuyor. Hazreti Halid (Radiyallahu anhu) yetmiş beyin başını kesti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Halid'i: «Sen niçin durmadın» diye sorguya çektiğinde Cebrail (Aleyhis-selam) gelip:

-  Halid Allah'ın kılıcıdır senin amcan Hamza'nın ciğerini çıkarıp gözünün önünde yediklerinde elime bir fırsat geçerse Mekke'nin beylerinden yetmiş beyin başını keserim demiştin sen onu unuttun ama Allahu Teala unutmadı. Allahu Teala kendi kılıcı olan Hazreti Halid'in eli ile yetmişbeyin başını kesti. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 472, Altı Parmak, Sayfa: 673) Halidin ve haber götürenlerin hiç bir suçu yoktur.

Hadibiye Mevkiinde kaldıklarında kafirlerden en çok akrabası olan Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) idi. Ona bir şey yapmazlar diye elçi olarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Osman'ı gönderdi. Hazreti Osman kafirler tarafından şehid edildi haberi gelince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ben şimdi harb, cihad yapıp Mekke'lileri kıracağım, Hazreti Osman şehid edilince ben burada onları kırmadan duramam Allah için benim elimden tutun biat edin dedi. Herkes silahsız olduğundan harb etmeye cesaret edemediler. On kişi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat ettiler. Başka gelen olmadı harbe gidecekleri zaman Hazreti Osman geliyor haberi geldi ve harpten vaz geçildi. Bu Allahu Teala'nın müslümanlara büyük bir denemesi idi. On kişi hakkında cennetlik olarak ayet geldi. Bu sefer herkes elden tutup biat edip öyle olmaya çalıştı ve ashabın hepsi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat etti. Amma cennetle müjdelenen o Peygamberimizin elinden ilk tutan on kişidir. Bunlara Aşere-i Mübeşşere derler. Aşr: On Mübeşşere: Müjdelenen demektir. Cennetle müjdelenen on kişi demektir. İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kafirlerin işkence ve savaş anında yaptığı haksızlıklar için misilleme olarak çok fazlasını yapıyor. Allahu Teala'da aynısını emrediyor. «Siz o Bedir esirlerini serbest bıraktığınızdan dolayı büyük azab çekecektiniz.» (Sure-i Enfal, Ayet 68) Onları öldürmeniz lazımdı niçin bıraktınız? Allahu Teala kafirlere karşı misilleme yapmayı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e emrediyor.

Yine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kervanlarını soyan müşriklerin yaptıklarına karşılık Allahu Teala sizde onların kervanlarını soyun deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Miktad ibn-i Esved'i kumandan tayin edip emrine on kişi verdi. Şam'dan hurmayla üzüm getiren Mekke'lilerin kervanlarını soydular. Adamlarını öldürdüler. Bu sefer kafirler tek tek kervana gidemiyor. Mekke'liler bütün kervanları birleştirip büyük bir kafile ile kervancılığa çıktılar. Onun arkasından Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 313 kişi sahabe ile yola çıktı. Kafirler kervan soyulmaya geldiğini zannederek bin kişiyle harbe geldiler. Kervanların tarafına gidilmeyip başka yöne gidildiğini öğrendiler. Harpten vazgeçmek istediler. Ebu Cehil kendilerini ağır tahrik ederek harbe teşvik etti. Hasılı Bedir cenginin yapılmasına kafirlerin Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kervanlarını soymaları ona misilleme olarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'inde kafirlerin kervanlarını soymaları Bedir harbinin çıkmasına sebeb oldu.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU