DÖRT
BÜYÜK HALİFE KİTABINDAN ALINAN
HAZRETİ
ÖMER (RADİYALLAHU ANHU) İLE İLGİLİ MENAKIBLER
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hilafet makamına geçince kendinde
çok büyük bir üzüntü görüldü. Arkadaşları sordular:
- Sen Resulullah'ın makamına
geçtin buna sevinmen lazım halbuki
üzülüyorsun bunu bize anlatırmısın? Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) şu
cevabı verdi:
- Allahu Teala benim
hakkımda bir çok ayetler söyledi ve
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) «Benden sonra peygamber gelse Ömer
gelirdi» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis
No: 3931) gibi hadisler söyledi. Nihayet bende bir insanım bir hata yaparım
benim hatamı düzeltip bana söylemek isteyenlere sus, sen Ömer'den büyük müsün?
Onun hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle şöyle övdü, sen
kim oluyorsun da ona akıl veriyorsun derler söyletmezler, kimse söylemeyince
bende helake giderim diye korkuyorum dedi. Ashabın içinden bir zat:
- Ya Ömer! Ben Resulullah'ı
gördüm ve yaptıklarını çok iyi biliyorum. Sevmediklerinide biliyorum. Sen
Resulullah'ın gidişatından ayrılırsan ilk defa seni gizli tenha bir yere çeker
güzellikle söylerim. Resûlullah şöyle şöyle der, şöyle şöyle yapardı. Sen onun
aksini söylüyor aksini yapıyorsun derim,
düzelirsen kabul edersen ben davamdan vaz geçerim, eğer düzelmeyip aynı devam
edersen bu sefer en sevdiğin arkadaşların cemaatinde meclisinde senin en
ağırına gelecek bir lisan ile konuşurum. Düzelirsen ne ala yine fikrimden vaz
geçerim düzelmezsen belinden kılıcı bir karış kadar çekti ve; «Sen Ömer
olmazsan kim olursan ol vallahi seni bu kılıçla düzeltirim» dedi. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) ayağa kalktı o sahabeyi kucakladı sarıldı ve gözlerinden
öptü. «Hayatta beni en fazla seven sensin, ben yanlış bir hareket yapıp helake
gittikten sonra ben, Ömer'in şu halini beğenmedi idim diye arkamdan söz
edenlerden sen yüzbinlerce defa Allah Resulullah ve benim yanımda daha
hayırlısın dedi.
(Dört
Büyük Halife, S. 97-166)
İkinci Halife Ömer b. Hattâb (Radiyallahu anhu)'ın
menâkıbı bildirilecektir.
Künyesi, Ebû Hafs'dır. Babası Hattâb'dır. Dedeleri sıra
ile Nevfel, Abdül-Uzza, Abdullah, Kurt, Rezâh, Adîy, Ka'bdır. Böylece
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile dokuzuncu dedede birleşirler.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
ecdadına, Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e nazaran bir derece daha
yakındır. Çünkü Hazreti Ömer, Resûl-i Ekrem ile Kâ'b ismindeki dedesinde
birleşir. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ise Mürre'de birleşir. Mürre ise
Kâ'b'ın oğludur. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu)'den onüç yaş büyüktür. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in
annesi, Ebû Cehilin kız kardeşi ve Hişam'ın kızı olan Halîme hatundur. Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) otuziki yaşında İslâma gelerek mü'minlerin sayısı kırk
olmuştur. Allah'u Teâlâ Hazret-i Ömer'in
müslüman olması üzerine bu âyeti indirdi. O gün Enfal sûresinin altmış
dördüncü: «Ey Resûlüm! Sana Allah ve mü'minlerden sana tâbi olanlar yetişir»
meâlindeki âyet-i kerîmesi gelmiştir.
O gün Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e müjde olarak: «Ey Habibim! Sana Allah ve mü'minlerden sana
tabi olanlar yetişir» (Sure-i Enfal, Ayet 64) ayeti geldi. Buna göre o ayet
indikten sonra önce Ömer müslüman oldu, sana yetişti arkasından bir çokları
müslüman olarak seni destekleyecekler demektir.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in büyüklüğü, Peygamberimizin
yanında sevgili olduğu ve buna benzer ayet ve hadisler çoktur. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu)'e gelince bu dini mübini yaymada sana yardımcı olarak Ömer'i
gönderiyorum. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) müslüman olduktan sonra
Peygamberimiz (Sallallahu aleyi vesellem)'in vefatına kadar Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu) hariç Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in uğrunda
hiç kimsenin yapamadığı fedakarlıkları
yaptı. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'de yaptı ama o uğurda hacmi,
yapabildiği kadar yaptı. Çünkü Hazreti Ali (Radiyallahu anhu), Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu), Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu) her birisi kafirler için
aşılmaz, yenilmez bir engeldi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Mekke'de bu dini Mübinin ilerlemediğini gördü, o anı bir çok zaman
yaşadı, uğraştı. Hazreti Ebu Bekir'le Taifte taşlandı vs.. «Mekke'de en sözü
geçerli her dediğini yapan ve yaptırabilen en hükümlü iki kişi vardı. Birisi
Ebu Cehil birisi de Hazreti Ömer idi. Bunun ikisine de lakab olarak Ömer
denirdi. Ömer, Amir demektir emreden sözü herkese geçebilen manasındadır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de elini kaldırdı o zaman şu duayı yaptı: «Ya Rabbi! Sen bu iki
Ömer'in birinin eliyle bu dini mübini ihya et, yükselt.» (Sünen-i Tirmizi, Cild
6, Hadis No: 3926, Dört Büyük halife Kitabı, Sayfa: 98) Bu dua Ebu Cehil'e
uğramadı, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e uğradı.
Hazreti Ömer'in sözlerini tasdik
eden ayetler, bu dini mübin uğrunda hiç kimsenin yapamadığı, cesaret edemediği
en önemli işleri Hazreti Ömer'in yapması, söylemesi, yaşaması meşhurdur.
İslamiyet ve Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in uğrunda kimsenin yapamadığı fedakarlıklarla ayrıyeten
müslümanlar arasında yanlış görüşleri ileri sürenleri çok şiddetli bir şekilde
ikaz etmiştir. Din hususunda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den
başka hiç bir ashabın yapamayacağı, en incelikleri yapmakla islama ve
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yetişti. Ayakta duramayacak kadar
zayıf olan islamı kurtardı. Bu mübarek ayetde onu söylüyor.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
müslüman olduktan sonra kafirler müslümanlara fazla işkence, sıkıntı
yapamadılar. Arkasından çok geçmeden
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in amcası Hazreti Hamza'da
müslüman olmuştu. Onuda güreşte savaşta kimse kendini yenemediğinden çok
meşhurdu. Bu ikisi müslüman olunca kafir beyleri tek tek Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) ile karşılaşıp düşman olmaya cesaret edemediler.
Hazreti Ömer müslüman olana kadar ezan gizli okunuyordu, hepsi gizli namaz
kılıyorlardı. Ezanı ilk defa Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) serbest okuttu.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
müslüman olduğu zaman gündüz namaz vakti ashabtan birisi kalktı odanın içinde
okunan ezan dışarda duyulmayacak şekilde kısık, gizli ve korkarak okunuyordu.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) arap olduğundan ezanın manasını çok net şekilde
biliyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:
- Ya Muhamed! Bu çok güzel bir
şey niçin gizli okunuyor? Halbuki bunu herkesin duyması lazım dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Biz azız, kafirler çok ezan
serbest okunsa hemen hücuma gelirler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Bilal Habeşi'yi
kolundan tutup evin damının üstüne çıkardı. Şimdi burda avazının çıktığı kadar
bağırarak ezan oku dedi. Bilal Habeşi (Radiyallahu anhu) öyle bağırarak
okuyunca kafirlerden 20-30 kişi hemen Bilal Habeşi'ye hücum ettiler.
- Sen ne okuyorsun? İn aşağıya
diye sert bir şekilde çıkıştılar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kılıcı
çekerek onlara gösterdi.
- Bu ezanı ben okutuyorum. Bende
Muhammedi'lerden oldum. Hanginiz kendinize güveniyorsanız karşıma geçin. Onu
ortadan ikiye biçeyim diyence herkes başını aşağı eğdi ve gizlice ordan
gittiler. Müşrik beylerine
- Ezanı okutan Ömer'miş oda
Muhammedilerden olmuş dediler. Müşrik beylerinin hepsinin başı aşağı eğildi.
Buna çare aramaya koyuldular. İşte bunun gibi bir çok yerlerde bir çok
defalarda hiç kimsenin yapamadığı, söyleyemediği sözleri Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) yapmakla söylemekle ayette sana tabi olarak mü'minlerden
yetişecek dediği çıktı.
Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu
anhu) ilk müslüman, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kırkıncı müslümandır. Hazreti
Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in müslüman oluşundan, Hazreti Ömer'in müslüman
oluşuna kadar müslümanlık gizli idi. İşte Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)
çok uzun müddet kırk kişi müslüman oluncaya kadar ne kendi, ne başkaları
müslümanlıklarını açıklayamadılar. Hazreti Ömer müslüman olunca hem
müslümanlığını açıkladı hem de ezanda «Muhammed Allah'ın Resûlü» diye Bilal-i
Habeşi'ye ezanda çağırttırdı. İşte Hazreti Ömer'in yaptığını Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu) yapamıyor.
Hicrette Mekke'den herkes gizli
gizli gidiyordu ilk defa Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Ben aşikar gidiyorum karısını
dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen varsa önüme çıksın dedi. (Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 671)
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
on mevzuda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ve ashabları uyardı bu
hususlarda Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Ömer'in doğruluğuna dair ayet
indirdi. (1. Bölümde yazılıdır.) Kafirler Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e tek tek beyler karşı gelemiyor. Aralarında gizlice konuştular oniki
bey birleşti. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e suikast yapıp öldürmeye karar verdiler. Birisi öldürse o
düşman olacak, düşman olmaya hiç biri cesaret edemiyor. Oniki bey birleşti on
iki beyin adamı hepsi içeri girecek ve mızrakla vuracak ve Oniki bey birden
Peygamberimize ve müslümanlara düşman olacaktı. İçlerinde Ebu Cehil'in oğlu
Akreme'de vardı.
Bunları Cebrail (Aleyhis-selam)
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e haber verdi ve Cebrail
(Aleyhis-selam) vasıtası ile Allahu Teala'dan aldığı emirle Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) o gece Medine'ye hicret etti. Hazreti Ali
içlerinde en genç olup çocuk yaşta Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in yatağında yatıp suikastı beklemeye cesaret eden tek insan Hazreti
Ali (Radiyallahu anhu) idi. (Mevahib-i
Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 94; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 293)
Medine'ye gelip yıllar sonra
Hendek savaşında Amr İbn-i Abdut ile karşılaştığında Hazreti Ali (Radiyallahu
anhu) yirmibeş yaşındaydı yani hicrete kadar Hazreti Ali çocuk idi. Büyüyünce
hem Hazreti Ömer'in hemde Hazreti
Hamza'nın ikisininde yerini aldı.
1.
Menkıbe: Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi
vesellem), Hazreti Ömer'e «Faruk» lâkabını vermişlerdi. (Faruk: Kimsenin fark edemediği en gizli şeyleri bulup, bilip en önce
fark eden manasındadır.
Bunun sebebi: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in dini
meselelerde her şeyi şeriat ölçüsüyle ölçüp isabetli karar vermesi ve İslâm
dînini kabul etmesi, dinin onunla kuvvetlenmesi idi.
Bu lakabın verilmesinde başka bir sebeb olarak şöyle
anlatılır:
Bir yahudi ile bir münâfık bir hususta anlaşamamışlardı.
Davayı halletmek için yahudi Sultan-ı Enbiya, münâfık da yahudilerin reisi Kâ'b
bin Eşref'e gidelim diyorlardı. Sonunda Habîbi Ekrem'in huzuruna geldiler.
Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bunların arasında yahudinin lehine
bir hükme vardı. Münâfık razı olmayıp, Hazreti Ömer'e gidelim, dedi. Yahudi,
Hazret'i Ömer'e aralarındaki anlaşmazlığı, bunun giderilmesi için Resûlullah'a
gittiklerini, Resûl-i Ekrem'in kendisi için verdiği hükmü, münâfıkın kabul
etmemesi üzerine buraya geldiklerini söyledi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), münâfık kimseye dönerek:
- Yahudinin anlattıkları doğru mudur? buyurdu. Münâfık:
- Evet doğrudur, dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Siz biraz bekleyin gelip hükmümü vereceğim, buyurdu.
Evine gidip kılıcını aldı. Gelip münâfıkı öldürdü. Allah'u Teâlâ'nın ve
Resûlünün hükmüne razı olmayan kimseye ben böyle hüküm veririm, buyurdu.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
münafığın başını kesip geri sıçradı. «Niçin geri sıçradığını bilahere
sordular.» Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu): «Münafığın kanı üzerime sıçrar diye
korktum,» buyurdu.
O zaman Cebrail (Aleyhis-selâm) gelip, Hazreti Ömer'in
hakkı batıldan ayırdığını haber verdiği için «Faruk» lâkabı verildi.
Cebrail (Aleyhis-selâm) ayrıca yahudinin hakkında bu
ayeti getirdi:
«Şu kimseleri görmez misin? Sana ve senden öncekilere
indirilen kitablara inandıklarını zannederler. Muhâkeme olunmak için Tâğûta
[Ka'b bin Eşref'e] gitmek isterler...» Meâlindeki Nisa sûresinin 59. âyeti
kerimesini de getirdi.
Kaadı Beyzâvî tefsirinde aşağıdaki şiir yazılıdır:
Resûl
seçti ikinci yâr Ömer-i âdili
Dâima
hakkı korur, mahvederdi bâtılı
Hakkı
bâtıldan ayırmak verilmişti Fâruk'a
Sancağın
ucu tâ, erişmişti Ayyûkâ.
(Ayyuk: Kırmızı ışıklı, samanyolunun sağ tarafında,
Süreyya'yı takib eden yıldızdır.)
4.
Menkıbe: Hazret-i Fahr-i Alem (Sallallahu aleyhi
vesellem) bir gün sabah namazını kıldıktan sonra arkasını mihraba verip Ashâb-ı
Kirâm'a (Radıyallahu anhüm):
- İçinizde bu gece rüyâ gören oldumu? diye sordular.
Ashâb-ı Kirâm'dan cevap veren olmadı:
- Ben bu gece garip bir rüyâ gördüm, buyurdular. Ashâb-ı
Kirâm:
- Ya Resulullah! Takrir buyurun, dinleyelim dediler.
Resûl-i Ekrem anlatmağa başladı.
«Kendimi Cennette gördüm. Etrâfıma bakarken çok yüksek
bir köşk gördüm. Yüksekliği yüz fersah idi. (Bir fersah altı kilometredir.) Köşkün diğer kısımları da buna göre büyük idi.
Acaba bu köşk hangi peygamberin veya velinindir diye hatırıma geldi. Bu
düşüncede iken bir kaç kişi gördüm. Onlardan:
- Köşkün hangi peygamberin olduğunu sordum.
- Hiç bir peygamberin değildir, Arab oğullarından
birinindir, dediler.
- Ben de Arabım benim olmasın dedim.
- Kureyş kabilesindendir, dediler.
- Ben de Kureyşdenim, dedim.
- Ümmet-i Muhammed'dendir (Sallallahu aleyhi vesellem)
dediler.
- Ben bu ümmetin peygamberiyim, bana kimin olduğunu haber
verin dedim.
- Seçtiğiniz dört dosttan Ömer b. Hattab'ındır dediler.
O köşkteki huri ve gılman sayısız idi. Yâ Ömer içlerinde
sana mahsus bir huri vardı ki, dil ile anlatılamazdı. Senin gayretinden yüzüne
bakamadım, buyurdular. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Yâ Resûlullah! Baksaydınız, bana da vasıflarını
söyleseydiniz, dedi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in Hakk Teâlâ'nın
yanındaki, Resûlünün huzurundaki mertebesinin yüksekliğini düşünmelidir.
Diğer bir rivayette de Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:
- Ya Resulullah! Niçin bakmadın?
diye sordu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem):
- Ya Ömer! Sen namus cihetine
gayyursun onun için bakmadım buyurdu. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 9,
Hadis No: 1494; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 20 (2394), Sayfa: 292)
Halbuki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) harbe giderken diğer
sahabelerin kızları, aileleri Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile
harbe giderlerdi. Anlaşılıyor ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
Hazreti Ömer gibilerinin aile ve çocuklarını harbe göndermiyor, götürmüyor onlara
bakmıyor. Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) gibi olanların kızlarını ve
ailelerini harbe götürüyor. (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 10, Hadis No:
1533; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 8, Hadis No: 1216'nın izahında;
Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 220; İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 3-4, (3)
Sayfa: 198; 201; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 160-161; Mir'at-ı Kainat,
Cild 1, Sayfa: 457-458)
6.
Menkıbe: Mesâbih-i Şerîfte Abdullah İbn Ömer (Radiyallahu anhu)'in rivâyeti ile
şöyle yazılıdır:
- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Rüyamda bana bir bardak süt verdiler. İçtiğim zaman o
kadar kandım ki, te'sirini tırnaklarımda duydum. Artığımı Ömer b. Hattâb'a
verdim, buyurdular. Ashâb-ı Kiram:
- Ya Resûlullah! Rüyanızı nasıl tabir ettiniz? diye
sordular.
-
İlimle tâbir ettim, buyurdu. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3932; Sahih-i
Müslim, Cild 7, Hadis No: 16 (2391), Sayfa: 289))
8. Menkıbe: Mesâbih-i
şerîf'in Hasen hadîslerinde İbn Ömer (Radiyallahu anhu)'in rivâyetiyle şöyle
bildirilmiştir:
Resûl-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Allah'u Teâlâ hakkı, Ömer'in dili ve kalbine
koymuştur buyurdular. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671) Bu hadîs-i şerîften
hemen sonra:
«Biz
Ömer'in söylediğinin hak olduğunu kalblerin onun sözüyle sükun bulduğunu uzak
görmedik» hadîsi şerîfini Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu) haber vermiştir. Sanki hak olan, doğru olan söz Hazreti
Ömer'in diline konulmuştur. Bu hayret edilecek bir iştir.
Buna en büyük delil de Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala
on ayette bir tek Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözlerini tasdik ediyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de içinde dahil olmak üzere bütün
ashabın sözlerini
9. Menkıbe: Yine Mesâbih-i
Şerîf'in Hasen hadîslerinde Câbir (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Hazreti
Ömer, Hazreti Ebû Bekir'e:
-
Ey Allah'ın Resûlünden sonra insânların en hayırlısı, diye hitâb etti. Hazret-i
Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
-
Yâ Ömer! Sen bana böyle söylüyorsun fakat Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi
vesellem)'den duydum. Ömer'den hayırlı bir kimse üzerine gün doğmamıştır,
buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3929)
11. Menkıbe: Mesâbîh-i Şerîf'in Hasen hadîslerinde Âişe-i Sıddîka
(Radiyallahu anha)'nın rivâyeti şöyle yazılıdır.
- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) ile
beraberdik. Bir ara dışarıda bir gürültü ve çocuk sesleri duyduk. Resûl-i Ekrem
dışarı baktılar. Habeşlîlerin oynadığını, çocukların da seyrettiğini gördüler.
Bana:
- Yâ
Âişe! Gel, seyret, buyurdular.
- Ben de gidip, çenemi Resûl-i Ekrem'in mübarek omuzuna
dayayıp seyretmeye başladım. Bir müddet sonra bana:
-
Doymadın mı? buyurdular.
- Hayır doymadım, dedim. Maksadım, onun yanında ne derece
kıymetimin olduğunu anlamaktı. O sırada Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
göründü. Hemen halk Habeşîlerin etrâfından dağıldı. Resûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Cin, insân ve şeytanların Ömer'den kaçtığını görüyorum,
buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3936)
Hadis-i
Şerif: «Ey Hattab'ın oğlu! Ruhum yed'i kudretinde olana yemin ederim ki, şeytan
Düğünlerde erkeklerin oynamasını yasaklayan sofuların
nazarı dikkatine! Bu hadisi şerife göre düğünde içki olmaz, kadınlar açıkta
oynamaz gizli yerde kendi aralarında oynarlar, erkekler açıkta oynayabilirler.
12. Menkıbe: Mesâbih-i
Şerîf'in Hasen hadîslerinde Büreyde (Radiyallahu anhu)'den rivâyet ediliyor:
Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gazâdan sağ salim ve
ganimetlerle dönmüştü. Bir siyah cariye huzura varıp:
-
Ya Resûlullah! Sen gazâdan sâlimen dönersen, huzurunda def çalacağımı
adamıştım, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Câriye
def çalıp, söylemeye başladı. O sırada Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)
geldi. Câriye susmadı. Sonra Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) geldi. Câriye def
çalmaya devam etti. Daha sonra Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) gelince, cariye
sustu. Defi yere koyup üzerine oturdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi
vesellem):
-
Yâ Ömer! Şeytanda senden korkar, sen gelince câriye def çalmağı bıraktı,
buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3935)
13. Menkıbe: Yine Mesâbîh'de Sa'd bin Ebû Vakkâs (Radiyallahu
anhu) aşağıdaki rivâyeti yazılıdır: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın
huzurunda bir çok kadınlar oturmuş yüksek sesle konuşuyorlardı. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) içeri girmek için izin isteyince kadınların hepsi kalkıp,
acele ile perde arkasına geçtiler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e izin
verilip girdi. Resûlullah tebessüm ediyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu):
-
Allah'u Teâlâ dişlerinizi güldürsün, gülmenizin sebebi nedir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem): Bu kadınlara hayret ettim. Biraz
evvel burada oturuyorlardı. Senin sesini duyunca hepsi kaçtılar, buyurdu.
[Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 22 (2396), Sayfa: 294-295; Sahih-i Buhari
Tecrîd-i Sarih, Cild 9, Sayfa: 59-60)]
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kadınlara
vaaz ediyor. (Sahihi Müslim, Cild 7, Hadis No: 22 (2396), Sayfa: 294) Kadınlar
soru sormak için Resulullah'ın sesinden daha yüksek tonajda konuşuyorlar.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onların soru sorup din hususunda
öğrenmelerini hoş karşılıyor. Anlaşılıyor ki din hususunda bir şeyler
öğrenebilmek için yaşlı kamil hakiki bir mü'min kadınlarla oturup, konuşup;
onların müşküllerini halledebilirmiş. Ancak çok yakın oturmamaları lazımdır. Bu
yaşlı mü'minlere Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teala babası, kardeşi, amcası gibidir
(Sure-i Nur, Ayet 31) buyuruyor. Halbuki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) vefatında bile kendisi çok yaşlı değildi. Altmış üç yaşındaydı, altmışüç yaş çok yaşlı sayılmaz.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yine de kadınlarla konuşuyor.
Erkekler ve kadınlar dini bilgilerini hakiki bir büyük zattan öğrenip erkekler
kendi aralarında, kadınlarda kendi aralarında bu dini mübini öğretirler,
yayarlar, söylerler.
Hadis-i
Şerif: «İlminden istifade edilen bir alim, bin ibadetçiden Allah yanında
hayırlıdır.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3900; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis
No: 4104)
Bir kadının ilminden diğer kadınlar istifade edip
ilim öğreniyorlar. Ve o bütün herkese yayıyorlarsa; bir erkek alimin ilminden
herkes görüp öğrenip söyleyip, bu dini mübini yayıyorlarsa bunlar «ben evimde
oturup ibadet edeceğim herkes nasıl olursa olsun bana ne» diyen
ibadetçilerin bin tanesinden Allah yanında daha hayırlıdırlar. İlmi bilip onunla yaşamaz, onu saklar
kimseye söylemezsen o uğurda sai gayret göstermezsen o ilim yarın mahşerde
sahibinden davacı olur.
Hadis-i Şerif:
Cehennemde o alime derler ki:
- Sen dünyada iken bir öğütçü idin bize nasihat
ederdin, şimdi bu halin nedir? Sende cehennemde yanıyorsun derler. O alim cevab
verir:
- Ben size söylerdim fakat kendim yapmazdım, onu
yaşamazdım sadece dilimde idi der. (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-kıyamet-Ahiret», Hadis
No: 455, Sayfa: 27 7)
«Bildiği ilmi söylemeyen alimin ağzına ateşten gem
(dizgin) vurulur.» (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2701)
Onun için hakiki bir alimin her şeyinin islama uygun
olması ve bildiğini yapması, söylemesi, yaşaması bu uğurda sai gayret
göstermesi lazımdır.
Hadis-i Şerif: « Alimlerle abidleri mahşer yerine
getirirler. Abidlere: «Sizin dünyada iken çalıştığınız cennet şu
istikamettedir. Bindiğiniz buraklarla, giydiğiniz cennet elbiseleri ile ve
başınızdaki tacla eğleşmeyin oraya gidin ve orada bekleyin. Oranın
meyvalarından yeyin.
Alimlerede derler ki: Siz mizan başında durun Allahu
Teala size ne kadar kişiye şefaat etme izni verdi ise tanıdıklarınızdan o kadar
kimseye şefaat edin onları alın ve cennete gelin derler. (Ramuzu'l-Ehadis,
Hadis No: 258 benzeri)
14. Menkıbe: Me'âlimü-t-Tenzil kitabı, Bakara sûresinin,
yüzseksenyedinci âyeti kerîmesinin tefsirinde, tefsir âlimlerinin bu âyeti
kerime hakkındaki açıklamalarını şöyle yazmaktadır:
İslâmiyyetin
ilk zamanlarında iftar ettikten sonra yatsı namazını kılıncaya kadar veya
kılmadan uyuyuncaya kadar yemek, içmek helâl idi. Yatsı namazını kıldıktan veya
uyuduktan sonra ertesi günkü iftara kadar, yemek, içmek veya cimâ etmek haram
idi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bir gece yatsı namazını kıldıktan sonra
yattığında, ehlinde güzel bir koku hissetip nefsinin aldatmasıyla cima etti.
Hemen gusl edip, pişman oldu, ağladı. Sabâhleyin Resûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in huzuruna vardı. Vaziyeti anlattı. Resûlullah (Sallallahu
aleyhi vesellem):
- Ya Ömer! Sen
bunu yapmamalıydın! buyurdular. Ashâb-ı Güzin'den bir kaç kişi daha bu hatâyı
işlediklerini itiraf ettiler. Bunun üzerine Hazreti Ömer ve bir kaç Ashâb-ı
Kirâm hakkında Bakara sûresinin, yüzseksenyedinci: «Size oruç tuttuğunuz günün
gecesinde, ehlinize cima etmek helâl edildi» âyet-i kerimesi geldi.
15. Menkıbe: Yine Me'âlimü't-Tenzîl'de, Tahrîm sûresinin dördüncü
ve beşinci âyet-i kerîmelerinin inme sebebi açıklanırken Hazret-i Ömer
(Radiyallahu anhu)'in rivâyetini İbn Abbas ve diğer râviler vâsıtasıyla İsmail
bin Abdülkâhir haber veriyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) dil
kavgası yapan hanımlarına çok canı sıkılmış o sebebten hiç birisinin yatağına
gitmiyordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e şöyle dedi:
Resûlullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) hanımlarından incinip ayrılmak istediğinde,
huzûruna vardım.
-
Yâ Resûlullah! Eğer hanımlarını boşarsan senin için sıkıntı olmaz. Allah'u
Teâlâ seninle berâberdir. Ümid ediyorum ki, Allah'u Teâlâ benim söylediğim gibi
buyuracaktır, dedim. (Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hanımlarına:)
-
Eğer her ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz (ne âlâ, çünkü) hakıykaten sizin
kalbleriniz kaymıştır, (yok) O'nun aleyhinde birbirinize arka verirseniz hiç
şüphesiz Allah bizzat O'nun yardımcısıdır. Cebrail de mü'minlerin sahîh
olanları da. Bunların ardından bütün melekler de (O'na) yardımcıdır. Eğer O,
sizi boşarsa yerinize (Allah'a itâatle teslîm olan, Allah'ın birliğini tasdiyk
eden, namaz kılan, tâatte sebât gösteren, günâhlardan tevbe ile vaz geçen,
ibâdet eyleyen, oruç tutan kadınlar, dullar ve kızoğlan kızlar (köle, cariyeler, cariyeler hanım köleler
hizmetçi) olmak üzere Rabb'inin O'na sizden hayırlılarını vermesi
me'mûldür, (diye Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu)'in sözlerini tasdik eden Tahrim suresinin dördüncü ve
beşinci) âyeti kerimesi geldi.
16. Menkıbe: Bir gün Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) bir yerde oturmuş, hırka-i şerîfini yamıyordu. Arkası
açık olduğundan güneşin harâreti te'sir edip mübarek kalbi bir miktar incindi.
Güneşe dikkatle bakınca, güneşin ışığı,
Hakk Teâlâ'nın emriyle söndü. Cebrail (Aleyhis-selâm), Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e gelip:
-
Ömer (Radiyallahu anhu)'e emir buyurun, güneşe şefkatle baksın. Yoksa güneş
kıyâmete kadar böyle kalıp her tarafın karanlığı devam eder, dedi. Server-i
âlem (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'i huzuruna
çağırıp:
-
Yâ Ömer! Hakk Teâlâ senin güneşe şefkatle bakmanı emrediyor. Yoksa güneş bu
hâlde kıyamete kadar kalacak, buyurdu.
Hazreti
Ömer emre uyarak güneşe şefkatle baktı. Hakk Teâlâ'nın kudretiyle güneş eski
ışıklı hâlini aldı. Buradan Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'in büyüklüğünü
anlamalıdır.
Hadis-i Kudsi: «Ben bir kulumu seversem onun gören
gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.»
(Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis
No: 4094; Berika, Cild 1, Sayfa: 313) dediği Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in
o bakışı Allahu Teala'dandı. Allahu Teala'nın o bakışına da güneş dayanamaz.
Hadîs-i Şerîf:
“Mü'minin firasetinden sakınınız, çünkü onlar Allah'u
Teâlâ'nın nuru ile bakarlar.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 136)
Allah'u Teâlâ'nın nurunun karşısında güneşin ziyası
dayanamaz, söner. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in o bakışıda Allahu
Teala'nın nuru iledir.
17. Menkıbe: Ebü'l-Mu'în
Nesefî (Rahmetullahi aleyh) Temhîd adlı risâlesinde yazmıştır. Hazreti Ebû
Bekir (Radiyallahu anhu) irtihâline yakın Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ı
çağırıp:
-
Yaz, buyurdu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) yazmağa başladı. Önce besmele
yazıldı. Sonra: “Bu Allah'ın Resûlünün halifesi Ebû Bekir'in dünyadaki son
günü, âhiretteki ilk gününün vasıyyetidir. Ben, Ömer b. Hattâb'ı halife seçtim.
Ona itâat edin. Öyle zannediyorum ki, adâlet eder. Yanılmışsam gaybı ancak
Allah'u Teâlâ bilir, yazıldı. Ashâb-ı Kirâm da
- Benden sonra iki kimseye uyun. Onlar Ebû Bekir ve Ömer'dir
buyurduğunu duymuştu.
Zamanemizde bazılarının hilafet
Ali'nin hakkı idi Ebu Bekir, Ömer, Osman zorla aldı gibi sözleri yanlıştır. Hazreti
Ali (Radiyallahu anhu) Allah'ın aslanıdır, haksız bir iş yapmaz ve yaptırmaz ve
hiç kimsedende korkmaz. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Hazreti Ebu Bekir
(Radiyallahu anhu), Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), ve Hazreti Osman
(Radiyallahu anhu)'ı çok aşırı derece fazla severek halife olmalarını herkesten
evvel istedi. Eğer istese idi halifeliği zorla hepsinin elinden alırdı.
18.
Menkıbe: Âlimler Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'in idâresinin kendinden evvel ve sonra gelen halifelerin idaresinden iyi
olduğunda ittifak etmişlerdir.
Bu hususta Bilal Babam buyurdu ki:
- Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu)'in
halifeliğinde düşmandan bir karış toprak alınmadı. Evvelce kafir olup sonra
müslüman olan daha sonrada eski dinlerine dönen veya yeni çıkan yalancı
peygamberlere tabi olan murtadlarla harble geçti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
zamanında harp futuhatı sonuna kadar açıldı. Herkes isteyerek veya istemeyerek
zorla, harbe katılmak mecburiyeti ilk defa olmuştu. Müslümanlık yeryüzünde çığ
gibi büyüdü. Hazreti Osman zamanında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in evvelce haber verdiği gibi fitneler çoğaldı. Haksız öldürmeler
fitneler, peşi peşine takib etti. Şimdiki deyimle her yapacağı işi kambur
kambur üstüne geldi. Kendi de o fitnelere her ne kadar karışmamak istedi ise
kendininde vefatına şehitliğine o fitneler sebeb oldu. Fitneler Hazreti
Ali'yede sıçradı onun zamanında daha da
çoğalmıştı. Hazreti Ali'nin vefatınada yine o fitnelerin çoğalması, dağılması
sebeb oldu. Hazreti Ali'ye sordular:
- Ebu Bekir ile Ömer zamanında fitne olmadı, Osman'la
senin zamanında fitne çok oldu sebebi nedir? Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)
şöyle buyurdu:
- Ebu Bekir'le Ömer zamanında ben ve benim gibiler
vardı. Fitneye
meydan vermedik Osman ve benim zamanımda da sen ve senin gibiler vardı. Fitneye
meydan verdiniz sonuda bildiğiniz gibi oldu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'den
sonra fitneler yine devam etti. Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin (Radiyallahu
anhu) şehid edildi. Hazreti Muaviye (Radiyallahu anhu)'nin oğlu mel'un Yezid
başa geçti. Son derece Hazreti Ali ve evladı Resule düşman olan bu yezidler
ilki yezid sonu Mervan onbir halife değişti. İçlerinde yalnız Ömer İbn-il
Abdulaziz'i Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) insan suretinde
görüyorum diğerleri maymun suretindedir buyuruyor. (Hacı Muhammed Bilal-i Nadir
Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
Ömer bin Abdülaziz'i öldükten sonra defn ettiler. Toprağı
örtülürken bütün insanların gözü önünde gökten bir kağıt indi. Üzerinde
kudretten Bismillahirrahmanirrahiym Allah'dan Ömer ibn-i Abdülaziz'e
cehennemden emandır yazılmış idi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 33)
Allahu Teala tarafından Ömer
İbn-i Abdulaziz bütün hatalarından eman bulmuş, kurtulmuş hatasız olarak Allahu
Teala'nın huzuruna çıkacak manasındaki yazı geldi. Ömer ibn-i Abdülaziz diğer
bir deyimle Selman ibn-i Abdülmelik padişah olunca imam Hüseyin'in başı
hazinede idi. Ömer ibn-i Abdülaziz bunu ordan alıp cemaatle namazını kıldı ve
şimdiki kabri şerifine defnettirdi, üzerinede cami yaptırdı. Rüyasında
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i gördü. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) hiç kimseye göstermediği ilgiyi Ömer ibn-i Abdülaziz'e
gösteriyordu, kendisinden çok memnundu. Uyandı rüyasının tabirini hocalara
sordu.
- Resulullah benim neyimden
memnun? Hocalar tatmin edici şekilde
rüyasını yorumlayamadılar. En son Basra'da Hasan Basri Hazretlerine gitti. Ona
sordu. Hasan Basri Hazretleri:
- Sen yaptığın iyilikleri say dedi. Ömer İbn-i
Abdülaziz:
- Şu kadar cami, şu kadar köprü yaptırdım dedi. Her
defasında Hasan Basri Hazretleri:
- Onlarla olmaz diyordu.
- Fakirlere şu kadar yardım yaptım vs.. En son İmam Hüseyin'in başı Yezid'in
hazinesinde idi onu oradan çıkardım, kefenledim ashabımdan bir cemaatle
namazını kılıp defnettim, üzerinede cami yaptırdım deyince Hasan Basri Hazretleri:
- İşte seni Resullullah'a en fazla sevdiren bu
amelindir bu amel başka kimseye nasib olmaz buyurdu.
Kitaplarda şöyle yazılır:
Eba Müslim gelmese idi cihana
Merkeblerde çağırırda Tanrı diye Mervan'a.
Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
-
Dicle kenãrındaki bir çobanın kaybolan koyununu, Allah'u Teâlâ'nın benden
soracağından korkarım, buyurmuştur.
- Ya Ömer! Niçin halifelikte bu kadar titiz
davranıyorsun? diyenlere Hazreti Ömer şöyle dedi Bilal Babam buyurdu:
- Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bir köprüden bir
sürü geçse köprünün bir taraf tahtası kırık olsa ordan geçen sürünün birisinin
ayağı o tahtaya geçip kırılsa ne sürü sahibinden ne çobandan Allah bir şey
sormaz benden sorar dedi.
Hazreti
Ömer öğle sıcağında soyunup, zekat olarak Beytü'l Mala alınan develeri
bağlardı.
-
Yâ Emire'l-mü'minin! Niçin siz zahmet çekiyorsunuz! Birine emir buyurun,
bağlasın dediler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
-
Bunlar fakîrlerin hakkıdır. Hakk Teâlâ beni bunlara bakmağa memûr etti.
İşlerini de kendim görmem iyi olur. Ahirette bunlar benden sorulacaktır,
buyurdu.
-
Ya Emîre'l-mü'minîn! Size yakın olan işleri siz görürsünüz. Uzaktaki işleri
niçin yapıyorsunuz? dediler. Cevabında:
-
Yıl boyunca her tarafı gezerim. Fakirleri, hastaları kendim bulur işlerini
görürüm, buyurdu.
Hazreti
Ömer her yere bir vali gönderirken, valiye neler yapacağını bildiren bir yazı
verirdi. Bunların dışına çıkmamasını emrederdi. Ayrıca halka da bir kağıt
gönderirdi. Valiniz, emirlerime bağlı kaldığı müddetçe, ona itaat ediniz.
Emirlerimin dışına çıktığı zaman emirlerini dinlemeyiniz, buyururdu.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) tayin ettiği valiye
şöyle şöyle şunları şu şekil yap der yazı verir. Bir yazı da halka gönderir ben
size gönderdiğim valiye şunları şöyle şöyle yapmalarını emrettim, bunun dışına
çıkarsa kendine itaat etmeyin bana şikayet edin derdi.
Yine yaşlı bir çoban kurdun koyunlara saldırıp
kırdığını gördü. Eyvah! Hazreti Ömer vefat etti dedi. Ne biliyorsun dediler.
Onun sağlığında kendinin gösterdiği adalet dolayısı ile Allahu Teala kurtları
koyunlara saldırtmazdı. Kurt koyuna saldırınca bildim ki Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) vefat etmiştir, dedi. Bunun aynısı ahir zamanda Mehdi zuhur
edince olacak. Aslanlar sığır sürüsünün içinden geçip kurtlar koyun sürüsü
içinden geçip yemeyecek. Çocuklar yılanla oynayacak, yılan sokmayacak. (İmam-ı
Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No: 926, Sayfa: 496) Yani bundan
anlaşıldığına göre Mehdinin adaleti Hazreti Ömer'in adaleti gibidir.
Hayvanların hiç birisinin saldırmamasına göre yılanlarında itaat etmesine göre
belkide daha fazladır.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu)'ye:
- Bu biriktirdiğimiz hazineleri savaş için harb için
saklıyoruz bunun büyük bir bölümünü veya hepsini fakirlere dağıtsak Resulullah
gibi yapsak çünkü arkadan zaferler kazanıldıkça, fidyeler alındıkça ganimet
Ebu Zerr'il Gıffari Hazretleri'de Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'e bunu çok sert bir dille söylemişti.
«O biriktirdiğiniz altınlar cehennemde gövdenize
ateşten dağ olarak basılacaktır» (Sure-i Tevbe, Ayet 35) ayetini ve daha bir
çok ayetleri delil gösterdi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Bizim bir tarafımız Çin, Hindistan, bir tarafımız
İran imparatorluğu, bir tarafımız Konstantin imparatorluğu bunun üçüylede savaş
halindeyiz. Bu hazinedeki paralarla asker toplayıp, asker donatacağız cephede
masraflarını görmek için ihtiyacımız var onun için biriktiriyoruz dedi. Ebu
Zerr'il Gıffari Hazretleri Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:
- Size yardım olarak Allah'ın yardımı yetmez mi
(Sure-i Enfal, Ayet 68) ayetini okudu. Resulullah'ın zamanında Resulullah harp
yapar ganimet
Hazreti Ömer, Ebu Zerr'il Gıffari'ye
- Allah ve Resulünün vaadleri çıktı. Siz Acemistan'ı,
Müşrevan'ı, Yemen'i, Hindistan'ın bir bölümünü ve daha bir çok yerleri alacak
ve çok aşırı zengin olacaksınız dedi. Resulullah zamanında bizim hangimize
elinizdeki malı, serveti Allah yoluna dağıtında fakir kalın dedi. Ama kendisi
yapardı o ayrı mesele . O isterse dua ile dağları bir anda altın eder bizim bu
paralara ihtiyacımız var Ebu Zerr'il Gıffari Hazretleri:
- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Dünya
mel'undur, içindekilerde mel'undur» buyurmadı mı? [Riyazü's-Salihin, Hadis No:
476, Sayfa: 353) Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
- Elimize geçmiş Allah ve Resulünün vaadi yerini
bulmuş ne yapalım? Ebu Zerr'il Gıffari:
- Fakirlere dağıtın.
- Fakir yok.
- Başka yerdeki fakirlere dağıtın. Herkes Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'e hak verdi. Bu yüzden Ebu Zerr ile Hazreti Ömer'in kumandanları arasında
ilk defa dil kavgası sonra döğüş oldu. Ebu Zerr elindeki değnek ile kumandanın
başını yardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ne kumandana tam hak verebiliyor
ne Ebu Zerr'e tam hak verebiliyordu. Ancak kumandana:
- Haksız benim kısas yapacaksan
Ebu Zerr'in değil benim başıma vurun bu bize Resulullah'tan bir hediyedir bunun
başına değnek vurdurmam ben başıma vurdururum dedi ve yatıştırdı. Bu istifham Hazreti Ömer'in kalbinde kalmıştı.
Acaba Hazreti Ebu Zerr mi haklı biz mi haklıyız? Hazreti Ali'ye bir soralım
dedi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye sordu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)
- Biz Peygamberimizin her
yaptığını yapamayız. Bizim bu paralara ihtiyacımız var sakın dağıtma.
Resulullah çok büyük bir peygamberdir. Allahu Teala ona gelen güçlüklerin
hepsini bir anda ber taraf eder sebebsizde olsa kazandırır. Nitekim Huneyn
savaşında bir avuç toprağa okudu, üfürdü ve düşmanların üzerine saçtı. Kırk bin kafirin gözüne gitti hepsinin gözü
kör oldu ve en kolay bir şekilde savaş kazanıldı. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) Ebu Zerr'il Gıffari Hazretlerinin söylediklerini anlattı, tam ikna
olamıyor. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:
- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) bir tek ahir zamanda gelen Mehdi ganimet malının hepsini
dağıtır, hazinede bir şey bırakmaz demedi mi? Eğer sende öyle yapacak olsan bir
de Ömer yapar derdi. Onu ancak bir tek Resulullah bir de ahir zamanda gelen
mehdi yapar (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadis No: 801, Sayfa: 433)
sen ve ben yapamayız dedi.
Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) diyor ki:
- Hazreti Ömer, geceleri şehri gezerdi. Bir gece benim
evime geldi:
- Şehrin kenarına bir kervan geldi. Eşyalarının
kaybolacağından korkuyorum. Berâber gidip, onları bekleyelim, buyurdu. Berâber
gidip sabaha kadar kervânın eşyalarını bekledik.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
gelen bir kervanın bekçisi yok onu beklemezsem veya bekletmezsem malları
çalınırsa, başka birisini bekle diye göndersem kervan o adamı bu şehirden bir
adam der bu da yakışıksız olur para ile
bekle diye tutsam para hazinenindir. Onda hiç birimizin hakkı yok onu boşa sarf
etmiş olur. Allah yanında sorumlu olurum. Ben gider beklersem ücretde almam
Allahu Teala'da beni sorumlu tutmaz dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
şeriatın emir ve inceliklerini o kadar çok düşünür o kadar fazla üzerinde
dururdu. Bu ahlak ve hal diğer üç yar'da ve sahabelerde yoktu. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu)'in Ömür boyu yaptığının hemen hepsi böyledir. Hatta bir
seferinde Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e:
- Ya Ömer! Sen halifesin bu
kadar kendini yorma büyük işlerle uğraş sözüne karşılık Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
- Bunları Allah benden soracak
dedi.
Halk arasında derler ki mahşerde
boynuzlu koç boynuzsuz koçdan intikamını alacak. Senin boynuzun vardı boynuzunla
bana vurdun benimki yoktu diyecek. Yani o derece Allahu Teala hak ve hukuku
ödeştirecek. Bunları çok iyi bilen Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) onun için
böyle yapıyor.
Ramazan-ı şerîfte teravih namazını cemaatle kılmak
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'den kalmıştır. Büreydetü'l-Eslemî (Radiyallahu
anhu)'yi Beytü'l-Mâla bakmağa memûr etmişti. Eslemî (Radiyallahu anhu)'den:
- Hazreti Ömer Beytü'l-Mâl'dan bir şey alıyor mu? diye
sordular. Eslemî (Radiyallahu anhu):
- İhtiyâcı olduğu zaman borç alır, eline geçince öder,
dedi.
Hazreti Ömer, kuru arpa ekmeği yer, kalın kumaşlardan
elbise giyerdi. Halifeliği zamanında çok harbler yapılıp, bir çok memleketler
feth oldu. Sayısız ganîmet malları ele geçirildi. Arab, Acem ve Rûm beyleri
emirlerine boyun eğdiler. Doğuda Ceyhun nehrine kadar olan (Adana'nın Ceyhan nehrine kadar. Aslında Pozantı'ya kadar ama Pozantı
bir hudut sayılmıyor) İran,
Azerbeycan, Horasan feth edildi. Şam, Mısır, Ammân elinde idi. Zamanında sekiz
bin câmide Cuma namazı kılınıyordu. Büyük memleketlerin fethi ona ezelde takdir
edilmişti. Her nereye asker gönderse zafer bulup, sağ salim olarak ganîmetle
dönerdi. Ordusunun mağlub olduğu görülmemiştir. Bu şân-u şöhreti ile yemesini,
içmesini ziyâde etmedi. Mübârek kalbine kibir gelmedi, büyüklenmedi. Sonu
üzüntü, pişmanlık olan iş yapmadı. Bunlar Taberi tarihinden alınmıştır.
Hazreti Ömer'e Allahu Teala
kendisine çok büyük bir fütuhat vermiş sadece kendinin adaleti değil kendindeki
olan fütuhat adamlarınada sıçramış bu yüzden Allahu Teala'nın fütuhu kolaylığı
islamiyetin çığ gibi büyümesi nusratını Hazreti Ömer'e ve onun tayin
ettiklerine vermiş o yüzden o manevi kuvvetle islamiyet hızla ilerliyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Mekke'nin fethinden sonra
başlayan bu fütuhat on sene içerisinde Arap yarımadasını tüm zapt etti. Hazreti
Ali'de bu fütuhat özel olarak sadece kendinde vardı. Katıldığı harblerin hiç
birisinde kendi yenilmediği gibi kendinin bulunduğu orduda hiç yenilmemiştir.
Uhud savaşında niçin yenildi diyenlere deriz ki:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Hazreti Ali'yi Medine'ye bekçi olarak bıraktığı için Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu) Uhud savaşında yoktu. Hazreti Ali Medine'den gelip savaşa
girince yine bir tek Hazreti Ali savaşı kazandı. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu)'de de Allah'u Teâlâ'nın büyük nusratı vardı. Bu Allah'u Teâlâ'nın
kendisine verdiği bir meşrebtir. Kâfir olduğu zaman müslümanlara karşı o zaman
ki kötü niyetini gerçekleştirme de hepsinden üstündü. Müslüman olduktan sonra
kafirlere karşı onların gözünü kırmadada hepsinden üstündü. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu)'de ahlak değişmedi . Evvelce Hazreti Ömer'in tüfeğinin
namlusu müslümanlaraydı. sonra müslüman olunca tüfeğinin namlusu kafirlere
döndü. Müslümanlara karşı şiddet
gösteren Hazreti Ömer bu seferde kafirlere karşı şiddet göstermeye başladı.
Allahu Teala'nın en sevmediği ahlak bir anda Allahu Teala'nın en sevdiği ahlak
oldu. Kur'an-ı Kerim'de ki «Eşiddai alel küffar» «Küffara karşı şiddet
göstermesini severim» ayeti (Sure-i
Fetih, Ayet 29) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hakkında indi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyuruyor: Bir dağ bir dağın üstüne geldi derlerse inanın bir insan
ahlakını değişti derlerse inanmayın. (250 Hadis-i şerif kitabı, Hadis No: 27,
Sayfa: 25) Hazreti Ömer'in ki gibi ahlak değişmez yönü değişir. En kötü ahlak
en iyi olur. Mesela: Yalan söyleyen müslümanları kandıran bu uğurda şan, ün
kazanan bir kimse müslüman olursa yine aynı
ahlak ile harpte kafirleri kandırır tongaya düşürür ve islamiyeti
kalkındırır. En kötü ahlak en iyi ahlak olur. O ahlakı müslümana karşı değil
kafire karşı kullanır. Sulh zamanında değil harb zamanında casus olarak gitmede
vb..şeylerde kullanılır.
Halife olarak nusrat Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu)'de, pehlivan olarak nusrat Hazreti Ali (Radiyallahu
anhu)'de, ordu kumandanı olarak nusrat Hazreti Halid (Radiyallahu anhu)'dedir.
Bunların olduğu yerde kendileri hiç bir şeye karışmasada Allah'u Teâlâ yine
onların olduğu yeri, insanları onların hürmetine mağlub etmez, galib getirir.
19.
Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halîfe
olunca, kızı Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zevcesi olan Hafsa
(Radiyallahu anhu) ile beraber, babalarını görmeğe gideceklerdi. Hazret-i
Hafsâ, Hazret-i Ömer'in giydiği elbisede oniki yama olduğunu hatta ikisinin de
deriden olduğunu gördü.
- Babacığım, bu elbiseyi bir fakire verip de yenisini
almakta bir mahzûr var mıdır? diye sordu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Kızım, sen Resûl-i Ekrem'in hanımı idin, O'na bizden
daha yakın idin. O'nun, bu alçak dünyadan ne derece kaçtıklarını, ne kadar hor
gördüklerini bilmiyor musun? Vefatına yakın bana: «Yâ Ömer! Mahşerde benim ile
ve Ebû Bekir ile buluşmak istersen yolumuzdan ayrılma» buyurduğunu duymadın mı?
diye cevap verdi.
20.
Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halife
iken Nu'mân (Radiyallahu anhu)'ı başkumandan yapıp bir ordu ile İran'a
göndermişti. Hemedân ve Nihâvend'i [İran'ın güney batısında iki şehirdir] aldı.
Hazret-i Mugire (Radiyallahu anhu)'nin esiri olan bir mecûsi Acem, koynundan
bir kutu çıkardı.
- Babam bana, bu kutuyu padişah olduğun zaman açarsın
diye vasiyyet etmişti. Bundan sonra padişah olacak hâlim yok, diyerek kutuyu Mugire Hazretlerine
verdi.
Mugîre (Radiyallahu anhu) kutuyu İslâm askerinin içinde
açtı. İçi mücevher dolu idi. İslâm askeri:
- Bu kutu muharebe sırasında ele geçirilmediği için
ganîmet malı olmaz. Bizim hakkımız yoktur, diyerek kutuyu Hazret-i Ömer
(Radiyallahu anhu)'e gönderdiler.
Hazret-i Ömer kutuyu Ashâb-ı Kiram arasında açtı. Kutuyu
getirene:
- Bu da İslâm askerinin hakkıdır, satıp parasını gazilere
taksim etsinler, buyurdu.
Kutu geri götürüldü. Etraftan gelen zenginler kıymetli
mücevherleri satın aldılar. Otuzbin gâziye, onar bin akçe düştü. Daha önce elde
edilen ganimet malının beşte biri Beytü'l-Mâl'a ayrıldıktan sonra her bir
gaziye altın ve gümüşten başka altmış bin akçe düşmüştü. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu), bu kadar ganimet malından kendisine hiçbir şey almazdı.
Hepsini gazilere ve fakirlere dağıtırdı. Bunlar Taberî tarihinden alınmıştır.
21.
Menkıbe: Târih-i Taberi'de deniyor ki: Hicretin
yirmi üçüncü yılında İran'da eşkiyâ kürtlerin zulmünden şikayet edildi.
Müslümanların yollarını keser, mallarını alırlardı. Din ile alâkaları olmayıp,
iman etmiyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) o eşkiyanın üzerine Mesleme
bin Kays'ı bir miktar kuvvetle gönderdi. Mesleme (Radiyallahu anhu) İran'a
gidip onları dine davet etti, kabul etmediler.
-
Cizye verin, dedi.
Onu da kabul etmediler. Harb edildi, İslâm askeri
eşkıyânın erkeklerini öldürüp, kadınlarını esir etti. Mesleme Hazretleri
ganimet malının beşte birini ayırdı. Bu, Beytü'l-Mâl içindi. Ayrıca içinde bir
çok kıymetli cevherler bulunan bir kutuyu harbde bulunan müslüman gazilerin
rızasiyle Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'e hediye gönderdi.
Beşte bir gânimet malını ve içi cevherle dolu kutuyu
götüren şahıs anlatıyor:
- Medîne-i Münevvere'ye geldim. Hazret-i Ömer
(Radiyallahu anhu), fakirlere yemek veriyordu. Zirâ her gün Beytü'l-Mâl'dan
fakirlere bir deve kesip, yedirmek âdeti idi. Yemek sırasında, yemek yiyenlerin
arasında dolaşır, ekmek veya yemek isteyenlere verirdi. Yemek işinin bitmesini
bekledim. Yemek bitince Hazreti Ömer evine doğru gitti. Ben de arkasından
gittim. Beni eve çağırdı, içeri girdik. Evinde bir eski kilim ve iki minderden
başka bir şey görmedim. Minderler de hurma lifinden idi. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) kilim üzerine oturup minderi bana verdi. Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu)'nin Hazreti Fatıma'dan olan kızı Ümm-i Gülsüm, Hazret-i
Ömer'in hanımı idi.
- Yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Bir çanağa bir
miktar zeytinyağı, tuz ve bir parça arpa ekmeği sofraya konuldu. Hazreti
Ömer'in hatırı için beraber yedik. Sonra kutuyu çıkarıp koydum.
- Bu
nedir? diye sordu.
- Bunu Mesleme bin Kays, bütün müslümanların rızasını
alarak, size hediyye gönderdi, dedim. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ellerini
dizlerine koyup ağladı.
- Hakk Teâlâ, Ömer'e ne kadar ni'metler verdi. Gözü ve
karnı doymadı. Bu kutuyla mı doyacak diyorsunuz. Hemen bunu Mesleme
(Radiyallahu anhu)'ye götür. Bir daha böyle şeyler yapmasın. Müslümanların
hakkını kimseye göndermesin. Bunları satsın, müslümanlara dağıtsın. Eğer oraya
gittiğin zaman dağılmışlarsa, o sebebten mücevherler dağılmadı ise Mesleme'ye
herkese ibret olacak bir iş yapacağım, dedi.
- Yâ Emîre'l-Mü'minin! Binecek hayvanım yok, Yaya
gidersem yetişemem, dedim. Sadaka develerinden iki deve getirilmesini emretti.
Develer geldi. «Bunlara nöbetleşe binerek gidersin. Oraya gidince, senden daha
fakir bir müslümana develeri verirsin» buyurdu.
Hemen yola çıktım. Sür'âtle muharebe yerine gittim.
Kutuyu Mesleme'ye verdim ve vaziyeti anlattım. Mesleme (Radiyallahu anhu)
kutudaki cevherleri otuz bin akçeye satıp, gazilere dağıttı.
22.
Menkıbe: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)
zamanında Şam şehri civarında bir kal'a muhasara edildi. Öğleye kadar kal'a
feth edilmedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), gadaba geldi. İslâm askerini
huzuruna çağırdı.
- Kal'a henüz feth edilemedi. Kâfirler, İslâm askeri
karşısında bu kadar dayanamazdı. Aramızda birisi bir hata yapmış olmasın, buyurdu.
İslâm askeri hayret edip, tövbe ve istiğfar etmeye
başladılar. O sırada bir kişi ağlayarak Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in
huzuruna geldi.
- Ya Emîre'l-mü'minin! Bu gece teheccüde kalktığım zaman
karanlık olduğu için misvakımı arayıp bulamadım. Misvaksız namaz kıldım. Sizin
aradığınız hata benim bu hatâmdır, dedi.
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu):
- Tövbe ve istiğfar etmeğe devam et, buyurdu. Bir saat
sonra kal'a fetholdu.
Yine bir savaşta zafer
kazanılamadı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) misvağın kullanılmadığını o
sebebten zaferin gerçekleşmediğini anladı. Herkes misvakla abdest alsın sonra
savaş edeceğiz, dedi. Kafir casusları müslümanların dereye koştuğunu orda
herkesin misvakla abdest aldığını gördüler. Kafirler beylerine, kumandanlarına
gelip:
- Bunlarda o kadar büyük moral
var ki herkes bizim için dişlerini bileliyorlar dediler. Kafir kumandan ve
askerlerinin Allahu Teala kalblerine
korku düşürdü. Müslümanlar hücum edip zafere kavuştular. (Hacı Muhammed Bilal-i
Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
O hâlde islâm askerine yakışan doğru yoldan bir adım
sapmamaktır. Böylece yapılan harbler yüz aklığı ile kazanılır. Zulm etmek
dünyada ve ahirette işe yaramaz.
Büyüklerimiz: «Allah'u Teâlâ, zulm eden askerin kalbine korku düşürüp, harb
yapamadan kaçarlar» buyurmuşlardır. Böyle hadîseler çok olmuştur. Tecrübelerle
sâbittir. Allah'u Teâlâ nefislerimizin şerrinden, çirkin işler yapmaktan
hepimizi muhafaza buyursun.
Kafirlerin müslümanlara karşı
harb anında yaptığı zulmün karşılığı kafirlere yapılır. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) amcası Hazreti Hamza'nın ciğeri çıkarılıp gözleri
önünde yendiğinde elime bir fırsat geçerse Mekke'nin beylerinden yetmiş kişiyi
keserim dedi. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Say-fa: 472, Altı Parmak, Sayfa: 673)
Mekke'nin fethinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in durun emri
üzerine her kumandan durdu Hazreti Halid (Radiyallahu anhu) durmuyor. Hazreti
Halid (Radiyallahu anhu) yetmiş beyin başını kesti. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) Hazreti Halid'i: «Sen niçin durmadın» diye sorguya çektiğinde
Cebrail (Aleyhis-selam) gelip:
- Halid Allah'ın kılıcıdır senin amcan
Hamza'nın ciğerini çıkarıp gözünün önünde yediklerinde elime bir fırsat geçerse
Mekke'nin beylerinden yetmiş beyin başını keserim demiştin sen onu unuttun ama
Allahu Teala unutmadı. Allahu Teala kendi kılıcı olan Hazreti Halid'in eli ile
yetmişbeyin başını kesti. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 472, Altı Parmak,
Sayfa: 673) Halidin ve haber götürenlerin hiç bir suçu yoktur.
Hadibiye Mevkiinde kaldıklarında
kafirlerden en çok akrabası olan Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) idi. Ona bir
şey yapmazlar diye elçi olarak Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)
Hazreti Osman'ı gönderdi. Hazreti Osman kafirler tarafından şehid edildi haberi
gelince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ben şimdi harb, cihad yapıp
Mekke'lileri kıracağım, Hazreti Osman şehid edilince ben burada onları kırmadan
duramam Allah için benim elimden tutun biat edin dedi. Herkes silahsız
olduğundan harb etmeye cesaret edemediler. On kişi Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in elinden tutup biat ettiler. Başka gelen olmadı harbe
gidecekleri zaman Hazreti Osman geliyor haberi geldi ve harpten vaz geçildi. Bu
Allahu Teala'nın müslümanlara büyük bir denemesi idi. On kişi hakkında
cennetlik olarak ayet geldi. Bu sefer herkes elden tutup biat edip öyle olmaya
çalıştı ve ashabın hepsi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in elinden
tutup biat etti. Amma cennetle müjdelenen o Peygamberimizin elinden ilk tutan
on kişidir. Bunlara Aşere-i Mübeşşere derler. Aşr: On Mübeşşere: Müjdelenen
demektir. Cennetle müjdelenen on kişi demektir. İşte Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) kafirlerin işkence ve savaş anında yaptığı haksızlıklar için
misilleme olarak çok fazlasını yapıyor. Allahu Teala'da aynısını emrediyor.
«Siz o Bedir esirlerini serbest bıraktığınızdan dolayı büyük azab
çekecektiniz.» (Sure-i Enfal, Ayet 68) Onları öldürmeniz lazımdı niçin
bıraktınız? Allahu Teala kafirlere karşı misilleme yapmayı Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e emrediyor.
Yine Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in kervanlarını soyan müşriklerin yaptıklarına karşılık Allahu
Teala sizde onların kervanlarını soyun deyince Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Miktad ibn-i Esved'i kumandan tayin edip emrine on kişi verdi.
Şam'dan hurmayla üzüm getiren Mekke'lilerin kervanlarını soydular. Adamlarını
öldürdüler. Bu sefer kafirler tek tek kervana gidemiyor. Mekke'liler bütün
kervanları birleştirip büyük bir kafile ile kervancılığa çıktılar. Onun
arkasından Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 313 kişi sahabe ile yola
çıktı. Kafirler kervan soyulmaya geldiğini zannederek bin kişiyle harbe
geldiler. Kervanların tarafına gidilmeyip başka yöne gidildiğini öğrendiler.
Harpten vazgeçmek istediler. Ebu Cehil kendilerini ağır tahrik ederek harbe
teşvik etti. Hasılı Bedir cenginin yapılmasına kafirlerin Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in kervanlarını soymaları ona misilleme olarak
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'inde kafirlerin kervanlarını
soymaları Bedir harbinin çıkmasına sebeb oldu.