DÖRT BÜYÜK HALİFE KİTABINDAN ALINAN HAZRETİ

OSMAN (RADİYALLAHU ANHU) İLE İLGİLİ MENKIBELER

 

 

(Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 179-221)

Hayâ sâhibi, iyilik ve ikrâm menbâ'ı Kur'ân-ı Kerîm'i toplayan Hazreti Osman'dır. Onun babası da Affan'dır. Sıra ile dedeleri Ebü'l-As, Ümeyye, Abdü'ş-Şems, Abdülmenâf'dır. Böylece dördüncü dedesinde Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) ile birleşir ki, bu Abdül Menâf'dır. Hazreti Osman, Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer'den daha önce neseb bakımından Resûl-i Ekrem ile birleşir (Radiyallahu anhü)

Neseb demek kendinin geldiği soy, babası. Babasının babası, onun babası böylece uzar gider. Buna neseb derler.

Künye-i şerîfleri İslâmdan sonra Ebû Abdullah'tır. Lâkab-ı şerîfleri Zinnûreyn'dir. İki nûr sahibi demektir. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın Rukiyye ve Ümm-i Gülsüm (Radiyallahu anha) isimlerindeki iki muhterem kızlarını aldığı için (iki) nûr sahibi denilmiştir. Önce Rukiyye (Radiyallahu anha) ile evlendi. Onun vefatından sonra Ümm-i Gülsüm (Radiyallahu anhu) ile evlendiler. O da vefat edince, Server-i Âlem:

- Yâ Osman! Üçüncü kızım olsaydı, onu da sana verirdim, buyurdular. Hazreti Osman ilim ve hilm (yumuşaklık) denizlerinin birleştiği zattır.

 

1. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) anlatıyor:

- İslâma gelmeden önce bir gün Kureyş'in ileri gelenleri ile oturuyordum. Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) kızı Rukiyye'yi Utbe'ye verdiği haberi geldi. Ben niçin istemedim, diye çok üzüldüm. Üzüntülü halde eve geldim. Annem, teyzem ve akrabamız olan bir çok kadınlar bizim evde idi. Bir kimseyi medh ediyorlardı.

- Teyzeciğim bu medh ettiğiniz kimdir? dedim. O, yüzü güzel, konuşması tatlı bir kimsedir. Rahmân onu bize hak dîne, doğru yola çağırmak için göndermiştir. Gökten inen Furkan (Kur'an) ile gelmiştir. Ona tabi ol, putlara tapma! dediler. Bu garib sözleri duyunca, iyice merak edip:

- Bana bunun kim olduğunu söyleyin, dedim.

- Muhammed bin Abdullah'tır. Allahu Teâlâ tarafından Resûl olarak gelmiştir. Hakk Teâlâ'nın emirlerini bize bildirir. Bizi hak dîne çağırır. Yüzü ışık verir. Dînine giren kurtulur. İstediği şeyler kolaydır. Ona yakın olan iyilik bulur, dedi. Bu sözler bana çok tesir etti. Yalnız bir yerde Hazreti Ebû Bekir:

- Ya Osman! Sana yazıklar olsun. Hak dîn, gün gibi âşikâr iken, sen kavminin kuruyacak elleriyle yaptığı taşlara, putlara nasıl tapıyorsun? Görmeyen, işitmeyen, hiç kimseye faidesi ve zararı dokunmayan ilâh olur mu? dedi.

- Olmaz, dedim. Teyzem:

- Doğru söylemiş. Gel Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna gidelim. Müslüman ol, dedi. O sırada Resûl-i Ekrem, yanında Hazreti Ali olduğu halde karşıdan göründüler. Hazreti Ebû Bekir onları karşıladı. Server-i Âlem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kulağına bir şeyler söyledi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) yanıma gelip:

- Yâ Osman! Seni Allah'a ve cennetine çağırıyorum. Ben Allahu Teâlâ'nın sana ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberim, buyurdular.

Onun mübârek sözlerini duyunca kalbim imân nûru ile doldu. Düşünmeden kelime-i şehâdeti söyledim. Aradan çok zaman geçmeden kızı Rukiyye'yi bana verdi. Teyzem müslüman olduğumu duyunca çok sevindi. Yanıma geldi.

Bir rivâyete göre Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) diyor ki:

- Kehânet ilmini bilen ve başka ilimlerden de haberi olan, iyiyi kötüyü ayırabilen bir teyzem vardı. Bir gün onu görmeye gitmiştim. Yazdığı bir kasideyi bana okudu. Kaside, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı medh ediyor, Peygamber olduğunu bildiriyordu. Onun damadı olacağım, veziri, yardımcısı olacağımı da yazmıştı.

- Bu kasîdeyi al, doğru Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzûruna git, imân et. O, doğru sözlüdür. Getirdiği din hakdır. Gün geçtikçe şânı büyük olacaktır. Bu sözü benden duymuş ol ki, senin merteben de çok yüksek olacak, dünyanın her tarafında ismin duyulacak, hutbelerde okunacaktır, dedi. (O zamanda kahinlik ilmi ile herşeyi bilirlerdi. ) Bu sözler kalbime tesir etti. Puta tapmaktan tamamen vazgeçtim. Kalbimde hiç bir şüphe kalmadı. Resûl-i Ekrem Hazretlerine gittim. Onlar da Hazreti Ebû Bekiri'-Sıddîk ile bana geliyorlarmış. Selâm verdim. Selâmımı aldılar. Sonra:

- Yâ Osman! Teyzenin nasihatlarını dinledin. Söyledikleri doğrudur. Hakk Teâlâ Hazretlerine ve bana muhalefet etmek istemiyorsan, teyzenin sözlerine inan. Onun söyledikleri hep olacaktır. Onun için hemen gel, İslâm dinini kabul et, buyurdular. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Yâ Osman! Sana bir sualim var, cevabını ver dedi. Server-i Âlemin getirdiği, insanları davet ettiği ve benim de kabul ettiğim dinde şübhe yalan var mı? Atalarımızın dînidir diye bırakamadığınız, yine kendilerinin yaptıkları görmez, işitmez taş parçaları değil midir? Bunlar ilâh olabilir mi? dedi. Cevabımda:

- Doğru söylüyorsun, dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mübarek elini öperek bî'at ettim ve müslüman oldum.

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın beşinci olarak imâna geldiği bildirilmiştir.

 

3. Menkıbe: İmâm-ı Begavî (Rahmetullahi Aleyh) Mesâbîh-i Şerîf'te (Hadis-i şerifin metni Mişkat'ül-Mesabih, c. 3; sayfa: 235'de 6060 numaradadır. Ayrıca İmam Müslim'de Sahih'in de Cild 4, Sayfa: 1866-1869'da 2041 numara ile tahric etmiştir. Bakılabilir.)  Hazret-i Osman (Radiyallahu anhu)'ın menâkıbı bâbında sahîh hadis olarak Hazreti Âişe (Radiyallahu anha)'den nakl ediyor:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) evinde baldırları, yâni topuğu ile dizi arası açık yatıyordu. Mübarek Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) kapıya gelip izin istedi. Habîb-i Ekrem izin verdiler. Hallerini değiştirmediler. Sonra Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) gelip izin istedi. Ona da izin verdiler ve mübarek baldırları açık olarak  yattıkları vaziyette sohbet ediyorlardı. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) gelip izin isteyince, Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) oturdu ve örtündü. Hepsi gittikten sonra Server-i Âlem (Sallallahu aleyhi vesellem)'e sordum:

- Babam Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) içeri girdi, hiç hareket etmediniz. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) içeri girince yine aynı vaziyette durdunuz. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) içeri girince doğrulup oturdunuz ve elbisenizi düzelttiniz. Bunun hikmeti nedir? Cevabında:

- Meleklerin hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmez miyim? buyurdular. [Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 26 (2401), Sayfa: 298)]

Bir rivâyette Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Osman çok hayâ sâhibi bir kimsedir. Eğer o hâlde (baldırlarım açık vaziyette) izin verseydim, içeri girip utandığından söyleyeceğini unutur anlatamazdı, buyurmuştur. (Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 27 (2402), Sayfa: 299)

Hadîs'te; “Ben Osman'ı öyle görüyorum ki, ondan melekler haya ediyor”  buyruluyor.

İnsan tuvalete girdiği zaman günah-sevap yazan meleklerde beraber girer, orada günahını sevabını yazarlar. Hazret-i Osman (Radiyallâhu Anhu):

- Yâ Resûlullah melekler benimle tuvalete girmesinler. Ben onlardan utanıyorum, dedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Allah'u Teâlâ'ya münacaatta bulundu. Allah'u Teâlâ duasını kabul etti. Bir tek Hazreti Osman'a mahsus olmak  üzere tuvalete girdiği zaman melekler  onunla girmezdi.

Veysel Karani Hazretleri'nin bir ıbrığı  vardı kırıldı. Veysel Karani Hazretleri çok ağladı. Sebebini sordular, buyurdu ki:

- Bu ıbrıkla çok uzun seneden beri tuvalete girerdim. Ben mahrem yerimi bu ıbrığa gösteriyordum. O bana bende ona alışmıştım.  Şimdi kırıldı. Yeni bir ıbrık almam lâzım mahrem yerimi bu yeni ıbrık görecek. Buna da utanıyorum dedi. Onlar:

- Ya Üveys ıbrık cansızdır, niçin ondan utanıyorsun? dediler.

Buyurdu ki:

Ayette: “Yerde gökte canlı-cansız ne varsa hepsi Allah'u Teâlâ'yı zikr eder” buyruluyor. (Sûre-i İsra, Ayet 44) Sizin cansız dediğiniz şeylerin hepsi canlıdır. Bende onların hepsiyle konuşurum. O yüzden utanıyor ve ağlıyorum buyurdu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bütün eşyalarının hepsine bir isim koyuyor. Kılıcına, kılıcın kabına, sinisine, elbisesine vs.. hasılı her şeye. «Bu isimlere ne luzum var, kılıcımı ver, kabını ver, büyük siniyi getirin gibi söylese olmaz mıydı» diyeceklere deriz ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) canlı-cansız her şey ile konuşur. İnsan konuştuğu şeyi ismi ile çağırır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de onun için her kullandığı eşyaya isim koyuyor.

 

4. Menkıbe:  Yine Mesabih-i Şerif'te Hazreti Osman'ın Menakıbı babında hasen hadis olarak Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'den rivayet ediliyor:

- Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bize Bi'at-ı Rıdvan ile emretmişti. O zaman Hazreti Osman'ı Mekke-i Mükerreme'ye Kureyş'e elçi olarak göndermişlerdi. Server-i Alem herkesle biat ettikten sonra: «Osman Allahu Teala'nın ve Resulünün işini görmektedir.» buyurup mübarek ellerinin birini Hazreti Osman için diğerini kendisi için farz etti. Kendisi için olan elini Hazreti Osman için olan elinin üzerine koyup Hazreti Osman'ın yerine biat etti.

Enes bin Malik (Radiyallahu anhu) diyor ki: Resul-ü Ekrem'in Hazreti Osman için olan mübarek eli, başkalarının kendileri için olan ellerinden hayırlı olmuştur.

 

5. Menkıbe: Yine hasen hadîs olarak Mürre bin Kâ'b (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Mesâbih kitabında Hazreti Osman'ın Menâkıbı bâbında bildiriyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) yakında meydana gelecek fitneleri zikir ediyordu. O sırada kendini örtmüş bir kişi geçiyordu? Server-i Âlem: «O fitne günü bu şahıs hidayet üzere olacaktır» buyurdular. Kalkıp o şahsa baktım. Osman bin Affân (Radiyallahu anhu) idi. (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 111)

Rivâyet eden diyor ki:

- (O şahsı Resûl-i Ekrem'e göstererek) Yâ Resûlullah! Bu mudur? dedim.

- Evet, buyurdular.

Bundan anlaşılıyorki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) fitne çıkaracak Mervan ibn-i Hakem'i haber verdiği halde Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) neden sarayına aldı ve korudu diye Hazreti Osman'ı küçümseyerek konuşanlar buraya iyi baksınlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Osman zamanında başlayan Hazreti Ali zamanında ve Yezidiler, Emeviler devrindede arkası arkasına devam eden  ardı arası kesilmeyen fitneleri söylüyor. Burda da «o fitne günü bu şahıs hidayet üzere olacak fitnelerin hiç birisinden sorumlu tutulmayacak, onlardan kurtulmuştur» denilmektedir. Hazreti Osman'ın hakkında konuşup; bilhassa Mervan İbn-i Hakem'i ve çocuklarını sarayına alıp koruduğu için küçümseyen alimlerimiz çok yanılıyorlar. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) fitne günü bu masumdur, suçsuzdur buyuruyor.  Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'a çamur atacakları Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bildiği için önünden haber veriyor.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyehi vesellem)'in yüzüğü Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) halife olunca Hazreti Ebu Bekir'e, Hazreti Ömer  (Radiyallahu anhu) halife olunca Hazreti Ömer'e, Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) halife olunca Hazreti Osman'a geçti. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) Medine'de o yüzüğü Eris kuyusuna düşürdü. Kuyuyu kaç sefer tertemiz yıkadılar, boşalttılar, ve pirinç seçer gibi seçtiler ise  yine de yüzüğü bulamadılar. Bunu Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'a haşa sümme haşa «o yüzüğe layık değildi o yüzden Allahu Teala elinden yüzüğü, aldı diyenler» çok yanılıyor. Adem (aleyhis-selam) cennetten çıkınca parmağında Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ın yüzüğü, elinde Musa (Aleyhis-selam)'ın asası  vardı. Bunlar her vefat edenden o birine emanet olarak saklandı. O yüzük kayboldu. O asa da Musa (Aleyhis-selam)'a kadar geldi çok mucizeler görüldü. O asada kayboldu. Her peygamberin mucizesinin karşısında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mucizesi olması lazımdı. Yüzük Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'da iken Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) dünyaya hükmederdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yüzüğü ashabta ikende sayısız mucizeler göründü.  Onları yeryüzünden Allahu Teala bir sebebe sardı ve o sebeble kayboldu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yüzüğüde Musa (Aleyhis-selam)'ın asasına ve Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ın yüzüğüne denkti. Bu da aynı onlar gibi kaybolması lazımdı.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'inkinide Allahu Teala sebeb olarak Hazreti Osman'a o yüzüğü Eris kuyusuna düşürttürdü ve bir daha buldurtmadı (Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Menkıbe: 22, Sayfa: 195) ve bu sebeble yüzük kayboldu. Bu yüzden Hazreti Osman'a hiç bir küçüklük gelmez.

Yine aynı bâbda hasen hadis olarak Âişe-i Sıddîka (Radiyallahu anha)'dan rivâyet ediliyor:

- Yâ Osman! Allah sana (hilafet denen) bir gömlek giydirecek. Eğer münâfıklar onu soymak isterlerse, bana kavuşasıya kadar sakın onu çıkarma, buyurulmuştur. (Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 112; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6192; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 9, Sayfa: 375)

Bu hadîs-i şerîf sebebiyle Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) muhasara edildiği zaman kendisi halifelikten çekilmemiştir.

İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'a «Sen halife iken münafıklar seni çok aşırı sıkıştıracaklar, halifelikten indirmeye çalışacaklar,  şehid olup bana kavuşuncaya kadar  sen o hilafet gömleğini çıkartma» dediğinden anlaşılıyor ki: Hazreti Osman'ı hilafet makamından indirmeye çalışan münafıklardır. Hazreti Osman'dan tutsak olarak  kalan dokuz esiri  Hazreti Ebu Bekir'in oğlu Muhammed ile birleşip isteyenler sadece davaları dokuz kişi davasıdır. Onlar münafık değildir, diğerlerinin çoğu münafıktır. Münafıkların eziyetlerine katlan istifanı verme. Seni şehit ederlerse etsinler demektir. Hazret-i Osman (Radiyallâhu Anhu) çok sıkıştığı halde istifasını vermedi. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)'in o sözüne sadık kaldı. Ve şehit edildi.

Yine Hasen-hadis olarak İbn Ömer (Radiyallahu anhu) rivâyeti ile Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- (Hazreti Osman zamânında çıkacak fitneyi zikir ettikten sonra) Hazreti Osman'ı işaret ederek: O fitnede bu, mazlûm (suçsuz) olarak katl edilir, buyurmuştur.

 

6. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) müslüman olunca, amcası Hazreti Osman'a düşman olup eliyle ve diliyle çok cefalar yaptı. İslâm dininden dönmesi için çok uğraştı. Yaptığı eziyetleri yapmak veya söylemek mümkün değildir. Sonunda bir gün amcası, Hazreti Osman'a:

- Hâlâ insafa gelmedin mi? Artık atalarının dînine dön, yoksa yine sana eziyyet etmeğe devâm edeceğim, dedi. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu):

- Amcacığım! Bana şimdiye kadar yaptığın eziyyetlerin yüz mislini yapsan, yine Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dîninden dönmem. Boşuna zahmet çekiyorsun, buyurdu.

Bundan sonra amcası, Hazreti Osman'a eziyyet etmekten vazgeçti.

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) amcasının eziyyetinden kurtulunca doğru Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzuruna vardı. Bir kısım Ashâb-ı Kirâm (Aleyhimürrıdvan) ile Habeşiştan'a hanımı Hazreti Rukiyye (Radiyallahu anhu) ile beraber hicret ettiler. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) önce Habeşiştan'a, sonra Medîne-i Münevvere'ye olmak üzere iki defa hicret etmiştir. Bütün malını ve canını Fahr-i Âlem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yolunda fedâ  etmiştir. Hiç bir zaman ondan yüz çevirmemiştir. Dîn yolunda büyük hizmetlerde bulunmuştur.

 

7. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın malı gayet çok idi. Evinde üçyüz tane hizmet eden câriyesi vardı. Bir gün insânlık icabı cariyelerinden biri ile buluştu. Habib-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) kerîmesi, Hazreti Osman'ın hanımı Rukiyye (Radiyallahu anhu) bundan haberdar olup kadınlık gayreti ile üzüldü. Fakat Hazreti Osman'ın yüzüne vuramayıp, ancak nezaketle, babasının evine gitmek için izin istedi. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) izin verdi. Fakat kalbine de ateş düştü:

- Eğer Server-i Âlem'e benden şikâyet ederse, halim ne olur? Dünyada ve âhirette yerim kalmaz, diyerek kendi kendine düşündü. Derhal abdest aldı. Hakk Teâlâ Hazretlerine ağlayarak tazarru'da bulundu, yalvardı. Rukiyye (Radiyallahu anhu)'de Server-i Âlem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna vardı. Sultan-ı Kâinat, kızının yüzünden üzüntülü olduğunu anlayarak sebebini sordu. Hazreti Rukiyye elinde olmayarak ağladı.

- Babacığım! Sultânım! Hazreti Osman'ın benim üzerime câriyeye bakması senin yüksek şânına lâyık mıdır? dedi. Fahr-i Kâinat (Aleyhi-Efdalüt-tahiyyat) Efendimiz:

- Kızım! Eğer Allahu Teâlâ'nın rızasını ve benim razı olmamı istiyorsan bir an durma. Evine gidip Hazreti Osman'ın ayaklarına yüzünü sürüp özür dile. Yoksa Hakk Teâlâ'nın hûzurunda ve benim yanımda yerin olmaz, buyurdu. Rukiyye (Radiyallahu anha) babasının emrine uyarak hiç durmadan acele evine gitti. Kapıyı yokladı, kapanmıştı. Kapıyı çaldı. İçeriden Hazreti Osman (Radiyallahu anhu):

- Kim o? dedi. Hazreti Rukiyye:

- Zaîfe hanımındır, dedi.

Hazreti Osman kapıyı çabucak açtı. Özür dileyecekti, Rukiye (Radiyallahu anha) ayaklarına kapanmak istedi. Hazreti Osman bırakmadı. Hazreti Rukiyye (Radiyallahu anha):

- Babamın emrini yerine getirmeden içeri girmem, diyerek Hazreti Osman'ın mübarek ayaklarına yüzünü sürüp, çok özür diledi. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) şükür secdesi etti:

- Ey Allah'ın Resûlünün kızı! Mâdem ki baban sana öyle emretti, ben de Allahu Teâlâ'nın aşkına ve babanın hürmetine üçyüz cariyemin hepsini birden azâd ettim, buyurdu.

O anda Cebrail (Aleyhis-selâm) Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna geldi. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın cariyelerini azad ettiğini bildirdi. Hakk Teâlâ'nın: «Osman'ın amellerini yazan hafaza meleklerini kaldırdım. Bundan sonra hayrı yazılacak şerri yazılmayacaktır. Ondan hesab sorulmayacaktır. Suâlsiz, sıkıntısız cennete girecektir. Aslâ ondan bir şey sorulmayacak, ameli tartılmayacaktır» buyurduğunu haber verdi.

Yani Allahu Teala Hazreti Osman'ı hıfzı himayesine aldı ona hesab soracak şekilde günah yaptırmaz, yaptığı günahlarınında hiç birisinden sorumlu tutulmaz demektir.

Ey mü'minler! Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın büyüklüğünü buradan anlamalıdır.

Hadis-i Kudsi: Bir kimse ibadetle kırk yaşına gelirse Allah'u Teâlâ o kimseyi belâya koşar. Elli yaşına gelince belayı hafifletir. Aynı vaziyette, ibadetle altmış yaşına gelirse Allah'u Teâlâ o kimseye inabe eder, elinden tutar, düşürmez. Yardımcısı o olur. Yetmiş yaşına gelirse o kimseyi Allah'u Teâlâ afv eder. Seksen yaşına gelirse «Rufial Kalem» günahını yazan kalem onun üzerinden kalkar. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 476) Ancak sevabı yazılır.

Bu gençliğinde ibadetle, taatle Allah yolunda çalışan kendini islama veren herkese mahsustur. Bunların başıda Hazreti Osman'dır, çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu), Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hiç birisi seksen yaşına kadar yaşamadılar. Seksen yaşından aşağı oldukları için onlara müjdeci olarak yazdığımız bu hadisi kudsi yok bu hadisi kudsi Hazreti Osman için inmiştir. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) ise doksan küsur yaşında vefat etti. Hadisi kudside yazdığımız bu halde seksen yaşında oluyor. Halk arasında buna «Piri Fani oldu» derler. Fani yok, pir yaşlı demektir. Onun günahı yazılmaz ancak sevabı yazılır, günah defteri dünyada iken kapanır. Bu hadisi kudsi seksen yaşına kadar ibadet, taat, ameli salihle çalışan herkesi içine alıyor.

Hadisi Kudsi'nin devamı: Doksan yaşına gelirse «Eminullahi alel ard» Allah'u Teâlâ'nın en emniyet ettiği kul olup Allahu Teala'nın onun istediklerinin hiçbirisini red etmediği gibi kalbinden geçenleride red etmez. Onlarıda yapar. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 476)

Hadisi Kudsi'deki: Eminullah: Allah'ın emniyet ettiği kimse demektir. Ard: Yeryüzü manasındadır. Eminullahi alel ard: Allahu Teala'nın yeryüzünde en emniyet ettiği kimse demektir. Nasıl ki sen emniyet ettiğin kimseye paranı, malını her şeyini emniyet edip güvenebildiğin gibi Allahu Teala'da doksan yaşına o vaziyette çalışıp; gelen kimseye bütün hazinelerini yapacaklarını öyle emniyet eder. Diğerleri Allahu Teala'dan yalvararak isteyerek duayla alır, buysa Allahu Teala'dan direk duasız alır.

Hadiste «Allah'u Teâlâ sevdiği kulun kalbine bakar neyi görürse onu yapar." (Kimyâ-ı Seâdet, Sayfa: 753) dediği de odur. Allahu Teala o kimselerin dil ile dua etmesi değil kalbine gelip cidden olmasını istedikleri her şeyi yapar demektir. Bunlarında ilki de Hazret-i Osman (Radiyallahu anhu)'da oluyor.

 

8. Menkıbe: Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hanımı Rukiyye (Radiyallahu anhu) ile otururken bir câriyesi yemek getirdi. Hazreti Osman yemek getiren câriyeye baktı. Hazreti Rukiyye farkına vardı. Kadınlık gayretine kapılıp, üzüldü. Hazreti Osman, hanımının üzüldüğünü anladı.

- Ya Rukiyye! O câriyenin yüzüne istekle bakmadım. Hiç bir kasdım olmadığını Allahu Teâlâ bilir, buyurarak yemin de etti.

Hazreti Rukiyye'nin kalbi rahatladı, tesellî oldu. Hazreti Osman muhakkak ki câriyenin yüzüne istekle bakmamıştı. Hazreti Rukiyye'nin de gönlünü aldığı halde, Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kızının kalbi kırılmıştır, bunun kefâretini vermek gerekir diye düşündü. Câriyeye bakmasında bir kasdı olmadığı hâlde yalnız Server-i Âlem'in kerîmesi olduğu için yüz köle azâd etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bu kadar severdi. Kalbinin kırılmaması için çok dikkatli davranır, hizmet ve hürmette kusûr etmezdi.

Köle azad etmek çok sevabtır. Bazı günah ameller var ki Allahu Teala onun telafisi için köle azad etmeyi şart koşuyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kölesi Zeyd vardı. Akrabaları Zeyd'i azad ettirmek için geldiler ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e:

- Bu köleyi bize sat dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ben satmıyorum, Zeyd sizi isterse alın gidin, size verdim dedi. Bunlar çok sevindiler ve Zeyd'in yanına geldiler:

- Müjde kurtuldun Muhammed seni bize verdi artık memlekete gidebiliriz dediler. Zeyd onlara:

- Beni memlekete götürürseniz ne yapacaksınız? Onlar:

- Hür olacaksın? Zeyd:

- Ben memlekette esirmişim Muhammedin yanına gelince hürriyetime kavuştum. Beni memlekete götürüp padişah yapsanız yine de hür değilim. Ancak Muhammedin yanında hürüm. Onun yanında uzun müddet kaldım. Bir gün şu işi niçin şöyle yapmadın dediğini, bir gün beni kıracak şekilde konuştuğunu duymadım. Aklınız varsa sizde memleketi bırakın Muhammedin yanında kalın hür olun dedi. Kardeşleri  bu sözlerden müteessir olarak memleketlerine döndüler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Zeyd'i hem hür etti hem de yanına evlatlık  olarak aldı ve evlendirdi. (Kütüb-i Sitte, Cild 4, Sayfa: 176-177)

Zeyd'le Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) arasında olan bazı hadiseler hakkında kafirlerin sorularına cevab verip eski cehalet devrinin adetlerinin kötü olduğuna dair ayetler indi. (Sure-i Ahzab, Ayet 4,5, 37-40)

Mute savaşında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in İslama çağırmak için gönderdiği elçileri öldürenlere karşılık  Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) üçbin kişi asker gönderdi. Üç ordu kumandanı tayin etti birisi de Zeyd idi. Ordu kumandanları birer birer şehid düştüler. (Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 519) En son kumandan tayin edilmeyen Hazreti Halid bayrağı eline alıp kumandanlığı kendi yaptı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Medine'de bunları haber verdi. En son bayrağı Seyfullah aldı buyurdu. Seyfullah demek Allah'ın kılıcı demektir.

- Ya Resulullah! Allah'ın kılıcı kimdir? sorusuna:

- Halid'dir onun gibi bir kumandan yeryüzüne ne gelmiştir ne de gelecektir buyurdu. (Siyer-i Nebi, Cild 3, Sayfa: 521)

 

9. Menkıbe: Bir gün Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın huzûrunda bir melek duruyordu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) o sırada oradan geçti. Melek:

- Bu geçen kimdir? diye sordu. Server-i Âlem:

- Osman bin Affân'dır, buyurdular. Melek:

- (Osman ismini işitince ayağa kalktı) Ya Resûlullah! Bu zâttan bütün melekler utanır, muhabbet edip, hürmet ederler. Bunun Hakk Teâlâ katında mertebesi çok yüksektir. Bunun gibi şânı büyük olan kimseyi kavmi hangi bahâne ile cesaret edip şehid edecekler? dedi.

Meleklerin medh edip hürmet ettiği bir kimsenin büyüklüğünün derecesini düşünmek lâzımdır. Hazreti Osman'ı sevmeyenler acaba ben Müslümanım diyebilirler mi? Cennet yüzünü göreceklerini ümid ederler mi? Onu sevmeyenler olgun müslüman değildir. Kâmil imân ile ahirete gidemezler! Hazreti Osman'ın menâkıbı çok fazladır. Bizim gibi zavallıların o büyük zâtı medh etmeğe, menâkıbını yazmağa ve anlatmağa gücü yeter mi?

 

10. Menkıbe: Fahr-i Alem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Osman! Hakk Teâlâ senin önce yaptığın ve sonra (insanlık icabı ve kasıdsız olarak) yapacağın günâhlarını afv etsin! diye dua buyurmuştur. Hakk Teâlâ, Resûlünün duâsını kâbul buyurup Hazreti Osman'ı afv etmiştir. Hakkında birçok âyet-i kerimeler inmiştir. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Cennet ehli! Cennette bir şimşek görürler. Bu nedir? diye sorarlar. Hakk Teâlâ azamet ve kibriyası ile:

- Bu şimşek değil, bir nûrdur. Osman'ın bir odadan bir odasına giderken ayağındaki na'lininin nûrudur, buyurur.

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) böyle büyük bir zat idi. Yerde yürümesi, cennette nûr verirdi. Hazreti Osman'ın bir gecede iki rek'ât namazda Kur'ân-ı Kerîmi hatmettiği meşhûr olmuştur. (Mir'at-ı Kainat, Cild 2, Sayfa: 52; Tam İlmihal, Sayfa: 440)

 

11. Menkıbe: Bir gün Server-i Âlem (Sallallahu aleyhi vesellem) Ashâb-ı Güzin (Radiyallahu anhu) ile otururken Cebrail (Aleyhis-selâm) geldi:

- Ya Resûlullah! Eğer Yûsuf (Aleyhis-selâm)'ın mübarek sakalına bakmak istiyorsan, Hazreti Osman'ın mübarek sakalına bak. Hazreti İbrahim Halilullah (Aleyhis-selâm)'ın mübarek sakalına bakmak istiyorsan, yine Hazreti Osman'ın mübarek sakalına bak. Bir peygambere hılkat ve hulk yönünden ve o hılkati kendi takatince onların siyretinde muhafaza etmesi bakımından benzerliği olan kimse muhakkak cennetliktir, dedi. Bu menkıbe târih kitâblarından alındı.

 

12. Menkıbe: Bir gün Osman bin Affan (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ı evine davet etti. Resûlullah:

- Yalnız beni mi dâvet ediyorsun? buyurdular. Hazreti Osman:

- Ashâb-ı Kirâm da gelsinler Yâ Resûlullah! dedi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Bilâl-i Habeşî (Radiyallahu anhu)'yi bütün Ashâb-ı Kirâmı Hazreti Osman'ın davetine gelmeleri için haber vermekle vazifelendirdi. Kendileri Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ile Hazreti Osman'ın evine doğru yola çıktılar. Haz-reti Osman (Radiyallahu anhu) Server-i Âlem'in mübarek adımlarını sayıyordu. Server-i Âlem farkına varıp, sebebini sordu.

- Ya Resûlullah! Her adımına bir köle azad olsun, dedi. Davetten sonra bütün kölelerini azad etti.

Ey Mü'minler! Hazreti Osman'ın menâkıbı şeriflerini düşünmek sûretiyle onun, Resûl-i Ekrem'i ne derece sevdiğini ve sadık dostu olduğunu anlamalıdır.

 

13. Menkıbe: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadisi şerîfte'de:

Bütün Peygamberler hayâtlarında bir kimse ile fahretmişlerdir, öğünmüşlerdir. Ben de Osman bin Affan ile öğünürüm, buyurmuştur. Başka bir hadîsi şerîfte de:

Bütün melekler benim ile iftihar ederler. Ben de Osman bin Affân ile öğünürüm, buyurulmuştur.

Diğer bir hadîsi şerîfte Sultan-ı Kâinât Hazretleri:

Kıyamet günü bütün Peygamberler, Ashâbından birini refîk edip, yanlarından ayırmazlar. Ben de Osman bin Affân'ı refîk edinirim. Bir ân onsuz  olamam. Cennette benim refîkim Osman olacaktır, buyurmuştur.

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'ın üstünlüğü hakkında daha bir çok hadîsi şerîfler vardır. Müslümanlar gözünü açmalı. Hazreti Osman'ın yüksekliğini, Resûl-i Ekrem Hazretlerinin yanındaki kıymetini düşünmeli, onu bütün kalbiyle sevmeye çalışmalıdır. Ayrıca onu sevenleri sevmeli, ona düşman olanları düşman bilmelidir. Bu sûretle kıyâmet günü tehlikeden kurtulup, Allahu Teâlâ'nın izniyle cennete kavuşulur.

 

14. Menkıbe: Şevâhidün-Nübüvve kitabında, Hazreti Âişe (Radiyallahu anha) rivâyet ediyor. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- (Bir gün) Yâ Âişe! Ashâbımdan birini çağırmanı istiyorum. Ona söyliyeceklerim var, buyurdular.

- Yâ Resûlullah! Hazreti Ebû Bekir'i çağırayım mı? dedim. Hiç bir şey söylemediler. Onu istemediklerini anladım. Hazreti Ömer'i çağırayım mı? dedim. Yine bir şey söylemediler. Onu da istemediklerini anladım. Amcanın oğlu Hazreti Ali'yi çağırayım mı? dedim. Onun için de hiç bir cevab vermediler. Ona da bir söyleyecekleri olmadığı anlaşıldı. Hazreti Osman'ı çağırayım mı? diye sordum. «Çağır gelsin» buyurdular.  Çağırdım, geldi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ona bir şeyler söyledi, rengi değişti. Bir şeyler daha söyleyince, mübarek yüzünün rengi yerine geldi.

Hazreti Osman (Radiyallahu anha)'ın evini muhâsara ettikleri gün:

- Niçin karşı koymuyorsun? diye sordular. Cevâbında:

- Bana Server-i Âlem çok sözler söyledi. Ben bu belâya sabır edeceğim» dedi. Hazreti Âişe (Radiyallahu anha) «Resûl-i Ekrem'in Hazreti Osman'ı çağırdığı gün bu hadiseyi anlattığını zannediyorum» demiştir. (Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadis No: 6017; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 1, Hadis No: 113)

 

15. Menkıbe: Ensâr'dan Câbir (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor:

Bir gün bir cenaze getirdiler. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) namazını kılmadı.

- Ya Resûlullah! Şimdiye kadar her cenâzenin namazını kılardınız. Bu cenazenin namazını kılmamanızdaki hikmet nedir? dediler. Habibi Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem): Bu şahıs benim yârim, refikim Osman'a buğz ederdi. Osman'ı sevmiyen kimseye Allahu Teâlâ buğz eder. Onun sevmediği kimsenin namazını kılmak uygun olmaz, buyurdular. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3955

 

16. Menkıbe: İbn Abbas (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadîsi şerîfte: «Elbette Osman'ın şefaati ile ümmetimden, cehenneme girmesi gereken yetmişbin kimse cennete girecektir» buyurmuştur. 

 

17. Menkıbe: İbn Mes'ud (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Bir gazâda Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile berâberdim. Yiyecek bitti. Askeri üzüntü, sıkıntı kapladı. Resûl-i Ekrem bu hâle vâkıf oldu.

- Allahu Teâlâ size, güneş batmadan rızk gönderecektir, buyurdu. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) bu hadîsi şerîfi işitince:

- Resûl-i Ekrem'in her sözünün muhakkak doğru olması lazımdır, diye düşünüp yiyecek bulmağa çalıştı. Bir yerde ondört yük yiyecek buldu. Fazla fiat ile alıp dokuz yükünü güneş batmadan Habîb-i Ekrem'in huzûruna getirdi.

- Ya Osman! Bunlar nedir? diye sordular.

- Osman'dan, Allah'ın Resûlüne hediyyedir, dedi.

Seyyid-i Kâinat (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın buyurdukları gecikmeden yerine gelince mü'minler sevindiler. Münafıklar mahzun oldular. Server-i Âlem Hazretleri mübarek ellerini açıp:

- Ya Rabbî! Osman'a çok ecir ver, diye hayır dua buyurdular.

 

18. Menkıbe: Ebûl-Mûin Nesefî'nin Temhîd kitâbında Hazreti Osman'ın halife olması şöyle bildiriliyor. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) vefat edince, halifelik altı büyük sahâbî arasında meşveret edildi. Daha önce de bildirildiği gibi Sa'd Hazretleri orada yoktu. Talha, Zübeyr (Radiyallahu anhu):

- Bizi mâzur görün dediler. Geriye Hazreti Osman, Ali ve Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) kaldılar. Abdurrahman (Radiyallahu anhu):

- Ben bu işi ikinize bıraktım, dedi.

Üç gün mühlet verdiler. Abdurrahmân Hazretleri bu üç gün içinde gizli veya aşikar halkın, kimi halîfe yapmak istediklerini araştırdı. Herkesin Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) ile bîat etmek istediklerini öğrendi.

- Ben Osman bin Âffan'ı halîfe seçtim, dedi.

Hazreti Ali ve diğer Ashâb-ı Kirâm (Aleyhimürrıdvan)'da Hazreti Osman'a bi'at ettiler. Böylece hiç bir fitne ve karışıklık olmadan Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) halife seçildi.

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU