MADAR VAK'ASI

 

 

(Bu yazı Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 763-765 arasından alınmıştır.)

Resûlullah'ın vefatından on gün sonra yabandan bir köylü geldi. Elinde kamçı, yüzünde nikab (örtü) tutmuş mescide girdi.

- Esselâmü aleyküm, Ey Resûlullah'ın Ashâbı! dedi. Kaçırdığınız şeyin karşılığını Allah'u Teâlâ versin. Sevabınızı çok etsin, günahlarınızı yarlıgasın. Seyyidinizin ölümü ile musibetiniz pek büyük oldu. Eğer Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) gitti ise, Allahu Teala Hayy ve bâkidir dedi. Resûlullah'ın varisi, vasisi hanginizdir diye sordu. Hazreti Ebu Bekr'i Sıddıyk (Radiyallâhu Anhu) İmam-ı Ali'yi gösterdi.

Ona dönüp

- Esselamü aleyke! Ey genç, Ey Ali! dedi. Hazreti Ali (Radiyallâhu Anhu):

- Ve aleykes-selam Ey Madarr, Ey kuyu sahibi dedi. Hazreti Ebu Bekir ve diğer Ashab onun hemen cevab vermesine hayran oldular. Gelen:

- Benim ismimi ve kuyu sahibi olduğumu nereden bildin, dedi. Ali (Radiyallâhu Anhu):

- Habibim Peygamber haber verdi; istersen senin hakkında daha geniş haber vereyim dedi ve: Sen a'rabi yani köylüsün. Adın Madarr'dır. Babanın adı Dârim'dir, üçyüz altmış yaşındasın. Sen yüz yaşında iken Tehâme'den bir peygamber çıkar dedin ve sıfatlarını beyan ettin ve: Yüzü güneşten nurlu, sözü şekerden tatlı, kokusu miskten güzel, yetimlerin ve miskinlerin babası, kılıç sahibi, merkebe biner, şarabı, zinayı haram eder, adam öldürmekten ve faizden men eder. Peygamberlerin sonuncusudur. Ümmeti beş vakit namaz kılar, ramazanda oruç tutarlar, Beytullahta hacc ederler. Ey kavim, ben Ona imân getirdim» dedin. Sen böyle deyince üzerine yürüyüp seni dövdüler. Bir kuyunun içine bıraktılar. (Allahu Teala rızkını gaibten İsa (Aleyhis-selam)'a havadan Yunus (Aleyhis-selam)'a balığın karnında, Ashab-ı Kehf'i mağarada uyuduğu yerde nasıl verdi ise sana da aynı şekilde rızkını verdi.)  Bu zamana dek orada mahbûs idin. Resûlullah ahirete gidince Allahu Teâlâ bir sel gönderip kavmini helâk edip, seni o kuyudan kurtardı. Gayb aleminden kulağına: «Ey Madarr, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) vefat etti; sen onun Ashâb'ı cümlesinden oldun. Git kabrini ziyaret et, sesi geldi. Sen de geceyi gündüze katıp geldin. Ziyareti ile şereflendin dedi.

Madarr bunu işitince:

- Bunları sana kim haber verdi? dedi.

- Resûlullah haber verdi ve: «Madarr vefatımdan sonra gelir, ona benim selamımı söyle» buyurdu dedi.

İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kendinden sonra en mühim vakıaları  hiç kimseye haber vermiyor, gizliden Hazreti Ali'ye haber veriyor.  Çünkü gayb aleminden ilmi ledünden en iyi bilen ve o söyleyeceği sözü en iyi değerlendiren Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'dir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Hazreti Ali'ye bu tür özel vasiyetleri, haberleri yazılsa en azından yüz sayfayı doldurur.

Madarr bunu duyunca mesrur oldu. Hazreti İmamın elini öptü, önünde oturdu. Hazreti Ali, yüzündeki peçeyi kaldırmasını rica etti. Kaldırınca mescidin içi nurla doldu. Sonra:

- Ey Ali! Senden bir kaç şey sorarım. Onları Peygamber veya (ancak peygamberden sonra onun yerine manen tutan) vasisi bilir dedi. Hazreti İmam,

- Buyurun sorun dedi.

Madarr sordu:

- Babasız ve anasız dünyaya gelen kimdir? Babasız ve anasız dünyaya gelen kadın kimdir? Babasız dünyaya gelen er kimdir? İnsandan, cinden ve melekden olmıyan Resûl kimdir? Sahibi ile gezen kabir hangisidir? Ashâbını korkutan hayvan hangisidir? Yiyip, içmeyen cisim nedir? Yaratılalıdan beri güneşin bir defa aldığı ve kıyamete kadar bir daha dokunmayacağı yer hangisidir? Kendinden diri doğan cansız şey nedir? Üç saatte hamile olup doğuran kadın hangisidir? Hiç düşman olmıyan dostlar kimlerdir? Hiç dost olmayan iki düşman kimlerdir? Şey nedir? Lâşey nedir? Eşyanın en güzeli nedir? Çirkini hangisidir? Rahimde en önce yaratılan nedir? Kabirde en önce çürüyen nedir?

Madarr bu sualleri sorunca Hazret-i İmam-ı Ali (Radiyallâhu Anhu) geniş olarak cevab vermeye başladı. Buyurdu ki:

- Babasız ve anasız meydana gelen erkek Adem (Aleyhis-selâm)'dir, sorduğun kadın Havva'dır. Babasız dünyaya gelen erkek İsa (Aleyhis-selâm)'dır. İnsan, cin ve melekten olmıyan Resûl Gurab'dır yani kargadır. Hakk Teâlâ Kâbil'e öğretmek için gönderdi ki kardeşini defn eylesin. Sahibiyle hareket eden kabir Yunus (Aleyhis-selâm)'un balığıdır. Ashâbını korkutan hayvan karıncadır. (Sure-i Neml, Ayet 18) Süleyman (Aleyhis-selâm) askeri ile geçerken korkuttu ve hareket etmeyin, yuvalarınıza girin, size basmasınlar ve tozunuz Süleyman (Aleyhis-selâm)'a dokunmasın. (Sûre-i Neml, Ayet 18-19) Yiyip, içmeyen cisim Musa (Aleyhis-selâm)'nın asasıdır. Fir'avn sihirbazlarının  topladıkları bütün sihirleri ve aletlerini yuttu. Bir kerre güneşin dokunduğu, bir daha dokunmayacağı yer (firavundan kaçan), Musa (Aleyhis-selâm) için açılan denizin dibidir. Kendisinden canlı doğan cansız taştır ki Salih (Aleyhis-selâm)'ın devesi ondan meydana gelmiştir. Üç saatte doğuran hâtun Meryem'dir. Düşman olmayan iki dost can ile cisimdir. Dost olmıyan iki düşman ölümle yaşamaktır. Şey mü'mindir, Lâşey kâfirdir. En güzel şey Adem oğlunun sûretidir. En çirkin şey, başsız bedendir. Ana karnında en önce meydana gelen şehadet parmağıdır. Kabirde evvel çürüyen baş kemiğidir. Yani eklemleri çürüyüp birbirinden ayrılır.

Madarr bu cevabları işitip kalktı. İmam-ı Ali'nin başını öptü. Orada bulunan Ashab-ı Kiram da kalkıp imamın başını öptüler. Faziletini itiraf ettiler. Sonra Madarr dedi ki:

- Ey Ali! Beni Resûlullah'ın kabrine götür. İmam onu Resûlullah'ın mübarek kabrine götürdü. Madarr, Resûlullah'ın kabrine göğsünü dayayıp yüzünü sürdü. Bu hali görüp men edecek oldular. İmam bırakın dokunmayın dünyadan ayrılacak vaktidir dedi. Bir zaman durdu. Eshab yokladılar, ruhunu teslim etmiş idi. Techiz ve tekfin edip şehidlerin seyyidi Hazreti Hamza'nın kabri yanında defn ettiler.” (Altı Parmak Kitabından alınan yazı burada sona erdi.)

Hazreti Hamza'nın kabrinin yanında bir kabir vardır. O kabir Madarr'ın kabridir.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyurdu:

Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701)

Üç cihar-ı Yar ayrı ayrı hutbede vasıfları ile övülür. Hazreti Ali'de şu vasıfları ile övülür:

"Ve anil imamil veliyyi İbn-i Ammin Nebiyy-i zevci Fatımatü'z-Zehra vârisi ulûmin Nebeviyyi Esedullahil melikil gâlip ve mazharil acaip ellezî gale lehu fîy hakkıhı Resûlül melikil gâlip "Ene medine'tül ilmi ve Aliyyün bâbuhâ ve hüve ibn-i Ebu Talib (Radiyallâhu Anhu):

O imam Evliyadır (yani Hazreti Ali evliyadır.) Nebi (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kendinin amcasıdır. Fatımatü'z-zehra ailesidir, hanımıdır. Allah'ın aslanı her yerde galibtir ve onun yaptıkları herkese acaibtir. Resûlullah'ın ilminin varisidir. Ebû Talib'in oğludur.

 

* * *

 

“ZEHRÜR RİYAD ve TAC-ÜL MÜZEKKİRİN kitaplarında yazıyor ki, fakih Ebû Malik ibn-i Abbas (Radiyallâhu Anhu)'dan rivâyet eder. Şam'da bir yahudi var idi. Her cumartesi günü Tevrat okurdu. Bir cumartesi günü Hazret-i Seyyidül mürselîn Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dört yerde naatını, güzel sıfatlarını gördü. Kesip ateşe attı. Bir cumartesi de sekiz yerde vasfını gördü. Kesti ve yaktı. Bir cumartesi günü, yine on iki yerde Resûlullah'ın vasfını görüp, şaşa kaldı ve:

- Ben, ne kadar onun vasfını Tevrat'tan yok etsem, yine sabit olur.

Allahu Teala yazılmış kitabın içine insanları ayıktırmak için hiç yazılmamış veya hiç olmayan şeyleri yazıyor, oluyor.

Sonra Eshâbına varıp o Peygamber'in hali nedir? dedi. Bu Muhammed, Tehamede şimdi meydana çıkıp, Peygamberlik iddia eden bir yalancıdır, onu görmemek evlâdır, dediler. O yahudi size Tevrat'a yemin ederim ki, beni ondan men etmeyesiniz. Gidip o kimseyi göreyim. Hayvanına binip Medine'ye geldi. Selmân-ı Farisi ile karşılaştı. Hazret-i Selmân (Radiyallâhu Anhu)'nın sözü güzel, kendisi muhteşem idi. Onu Peygamber zannetti. Ona:

- Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) sen misin? dedi. Resûlullah vefat edeli, üç gün olmuş idi. Selmân ağlar idi. Ben Muhammed değilim, onun hizmetçisiyim dedi. Yahudi:

- O nerededir dedi. Hazret-i Selmân eğer ölmüştür dersem, matlûbuna eremeyip mahzun olur, diridir dersem doğru olmaz diye düşündü ve:

- Gel seni Eshâbına götüreyim dedi. İkisi beraber mescide geldiler. Yahudi, Peygamber oradakilerledir zannedip:

- Esselamü aleyke ya Ebel Kâsım, Esselamü aleyke yâ Muhammed dedi. Bu yabancı, Resûlullah'ın ismini söyleyince, Eshâb feryad edip, ağladılar, inlediler. Hazret-i Ali başını kaldırıp:

- Sen derdimizi tazeledin. Her halde buralı değilsin. Resûlullah vefat etti. Senin haberin yoktur dedi. Yahudi, Resûlullah'ın vefatını işitince, ağlamaya başladı. Ah, çok yazık! Seferim şimdi zayi oldu. Nolaydı anam beni doğurmamış olaydı. Yâhut o sultanın vasfını görmemiş olaydım. Madem ki gördüm, bari mübarek yüzünü görmekle şerefleneydim dedi ve, o peygamberin vasfını bana beyan edecek kimse varmıdır? dedi. Hazret-i Ali ileri geldi. Yahudi:

- Ben Hazretin vasfını Tevrat'ta gördüm, buyurun anlatın dinleyeyim dedi. Hazret-i Ali anlattı. Mübarek boyu ne çok uzun, ne de çok kısa idi. Güzel ve ölçülü idi. Mübârek alnı yassı, başı yuvarlak, gözleri siyah kaşları yay gibi, dişleri seyrek idi. Tebessüm etse, dişleri yıldız gibi parlardı. Mübarek karnı arkasına yapışmış idi. İki omuzu arasında Peygamberlik mührü olup, üzerinde kudret kalemi ile "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah" yazılmış idi. Sırtında, Dilediğin yere dön, sen yardım olunmuşsun, yazılmış idi. İmâm-ı Ali böyle anlatınca, Yahudi, doğru söyledin, ben de Tevrat'ta böyle gördüm dedi ve:

- O hazretin elbisesinden bir şey var mıdır? Onun tayyib güzel, kokusunu alayım dedi. Hazret-i Ali (Radiyallâhu Anhu) Selmân'a buyurdu, Fâtıma-i Zehra'nın evine varıp Resûlullah'ın cübbesini istedi. Hazret-i Fâtıma hiç durmayıp Resûlullah'ın ayrılığından ağlar idi. Hasan ve Hüseyin (Radiyallâhu Anhu) önünde oturup ağlardı. Selmân kapıyı çalınca, Fâtıma:

- Bu yetimlerin evine gelen, onları yoklamak isteyen kimdir? dedi. Selmân, kapınızın hizmetçisi Selmân'dır. Beni İmâm-ı Ali gönderdi. Resûlullah'ın cübbesini ister dedi. Fâtıma, O hazretin cübbesini giymeye cüret eden kimdir? dedi. Selmân, Yahudi kıssasını anlattı. Fâtıma (Radiyallâhu Anhâ) Hırka-i Seadeti Selmân'a teslim etti. Eshâbın ortasına götürdü. Bütün Eshâb-ı Kiram o hırkayı koklayıp yüzlerine sürdüler. Sonra Yahudiye verdiler. O da kokladı. O güzel kokusunu aldı. Kabri şerifine gelip, "Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlullah" dedi ve, Ya Rabbi senin birliğine inandım ve bu kabir sahibinin Peygamberliğini tasdik ettim. Eğer İslâmımı kabul ettin ise ruhumu kabz eyle dedi. Hemen düşüp ruhunu Allah'u Teâlâ'ya ısmarladı. Eshâb (Radiyallâhu Anhu) Techiz ve tekfin edip Baki'de Baki kabristanlığına defn ettiler. (Rahmetullahi aleyh).” (Altı Parmak, Sayfa: 765-766 arasından alınan yazı burada sona erdi.)

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU