PEYGAMBERLER YANILIR MI, YANILMAZ MI?

 

Çok uzun seneler evvel çok hüsnü zannedilen muhterem, yaşlı kâmil oturaklı her hali ile İslama çok uygun bir hoca ile karşılaştım. Peygamberlerin hiç yanılmadığını, günah işlemeyeceğini söyledi. Davud (Aleyhis-selam)'un Hürre (Urya) Peygamber ile başından geçen olayları söyleyip inanana seksen değnek vururum dedi. Ben:

- Peygamberler günah işlemezse Adem (Aleyhis-selam) cennetten günahmı işledi çıktı, sevab mı işledi çıktı dedim. Kendisi: Havva anamızın Adem (Aleyhis-selam)'ı kandırdığını ve daha bazı sözler söyledi. Verdiği cevab beni tatmin edici değildi. Bu ve daha bir çok değişik konularda bana:

- Neden çok ağır konuşup, çok ağır yazıyorsun diye sordular ve ayrıca benimle bu konuda münakaşa edenlerde oldu.  Ben hem bunlara cevab vermek, hem de bu hususta milleti  aydınlatıp bu konuyu kesin olarak açığa kavuşturmak için bu yazıları yazıyorum, Okumadan maksat anlamak, yazmadan maksat anlatmaktır. Okuyup anlamadıktan kapalı kaldıktan sonra neye yarar?

İkinci bölümde Peygamberlerin yanılıp günah işlediklerini sırası ile yazmıştık. Davud (Aleyhis-selam)'un günah işlediğini ve tevbe ettiğini de  yazmıştık. Buna karşılık bir çok yerlerde, Peygamberlerde ismet sıfatı var, onlar yanılmaz, peygamberler günah işlemez diye itirazlar geldi. Bütün okuyucularımızın tam bir açıklığa kavuşabilmesi için, bu mevzuları en açık bir şekilde, tekrar yazıyorum. Allahu Teala bütün kusurlarımızı bağışlasın. (Amin) Bize karşı ikaz etme mahiyetinde haber gönderen söyleyenlerin hepsinden Allah razı olsun.

Bilâl Babam çok büyük bir Mürşid-i Kâmil idi. O Okyanuslar gibi zahir ve batın ilmi vardı. Ben bizzat bu bilgilerimi, sözlerimi, yazılarımı, her şeyimi ondan aldım. Bende ki ancak onun bir zerresidir. Bu ilim mevhibe-i ilahiyyedir. Kalbten doğar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- İlim ikidir, birisi kalbten doğan ilimdir, en menfaatlisi de budur. (Kırk Mevzuda kırk Hadîs Kitabı, Hadis No: 15, Sayfa: 216) Bilal Babamın tavsiyesi üzere manevi ledün ilmine çalıştım. Allahu Teala o ledün ilmini de bizlere elhamdülillah nasib etti. Bu ilim Kur'an-ı Kerim'de Musa (Aleyhis-selam)'ın Hızır (Aleyhis-selam)'dan öğrendiği ilimdir. (Sure-i Kehf, Ayet 65) Musa (Aleyhis-selam) Sure-i Kehf'te yanılmadı mı?

Ben Bilâl Babamın bizzat vaazlarını 50 sene kadar dinledim. Senenin çok zamanlarını onun yanında geçirerek söylediği ayet, hadîs, hadîsi kudsileri ve vaazlarını cep defterime yazıp onları ezberledim. Bilâl Babamın vefatından sonra da 30 sene  kendinin kasetlerini dinleyip, kitaplarını okudum. Bilâl Babamın evvelki vaazlarından, bantlarından, kitaplarından, söylediklerinden ve benim öğrendiklerimden ayrı olarak, Bilâl Babam'ın zamanında elli sene, onun vefatından sonra 30 sene  dîni bilgimle kitap yazmaya çalıştım. Tahminen 12 seneden beri yanımda bulunan yardımcılarımla beraber devamlı bu hususta kitap yazıyorum. Bilâl Babamın vaazları, tasavvuf üzerinedir. Çoğu yerleri zaman zaman, zahir alimlerine ters gelmektedir. Bu tasavvufla zahir ilmi arasında ki olan şeyler, Bilâl Babamla başlamamıştır. En az binlerce seneden beri zahir alimleri ile tarikat meşayıhları arasında devam eden bir gerçektir. Musa (Aleyhis-selam) ile, Hızır (Aleyhis-selam) arasında oldu. Musa (Aleyhis-selam) anlayamadı ve Hızır (Aleyhis-selam)'dan ayrılmak mecburiyetinde kaldı.

Dîni konularda tasavvufi  ve fıkhı yönden herkes kendi içtihadına göre, ayrı ayrı ayet ve hadîslere manalar vermiştir. Ben, bir çok dîni konuları tasavvufi yönden ve Bilâl Babamın görüşü olarak ve kendi açımıza göre açıklıyorum. Bu da evvelden olduğu gibi bazı zahir alimlerinin görüşlerine ters geliyor. Onların görüşlerine de saygımız var, ama biz kendi görüşlerimizi yazmaya ve açıklamaya devam edeceğiz.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Mü'min mü'minin aynasıdır» (İlahi Armağan, sayfa: 60; 500 hadis-i şerif kitabı, Hadis No: 451, Sayfa: 367) buyuruyor. İnsan yüzündeki karayı,  görmeyince bilmez. Ancak aynaya bakınca fark eder. O  bakımdan ben onlardan, onlar benden, dîni bakımdan istifade edebilmek için, birbirimizi ayıktırmak için söylersek, itiraz edersek, normaldir. Ama yanıltmak, küçük düşürmek, mahçup etmek gayesi ile değil, ayıktırıp, ikaz etmek gayesi ile olmalıdır.

 

Hadis-i Şerif:

« İhtilâfü ümmetî Rahmetü'n»

« Ümmetim arasında çıkacak olan ihtilaf rahmettir.» (Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 773; İhyau'Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa: 218)

Ben senin aybını söylemeyim, sen benim canım sıkılmasın diye aybımı söyleme, ben kendi fikrimde onbinlerce adam yetiştireyim, sende kendi fikrinde onbinlerce adam yetiştirirsen, iki kişi arasında olan sorunlar nasıl hallolacak? Bunları  söyleyip anlaşarak hallolacak. Bizden sonra bu hallolma, onbinlerin arasına düşerse, görüş ayrılığı olur ve daha ilerisi Allah göstertmesin, mezheb kavgaları gibi kavgalar başlar.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu hususta şöyle buyuruyor:

- Benden sonra size ayet, hadîslerimi ve sünnetimi bırakıyorum.  Bunlardan ayrılmazsanız doğru yolu bulup hidayete ermiş olursunuz. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6258; Berika, Cild 1, Sayfa: 175-176) Ben de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bu söylediklerinden ayrılmam.

 Davud (Aleyhis-selam) başka peygamberlerin çok büyük derece alıp kendinin derecesinin onlara yetişemediğini gördü.

- Ya Rabbi! Ben o peygamberlerin derecesine niçin yetişemiyorum. Sana karşı onlar gibi nasıl, ne çeşit ibadet dersen yapayım dedi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

« En makbul oruç, Davud'un orucudur, o senenin bir gününü yer, bir gününü oruç tutardı» buyuruyor. (Sünen'ün Nesei, Cild 3-4, Hadis No: 1630) Davud (Aleyhis-selam) azimle ömür boyu bunun gibi ibadetleri yaptı ama yine de onların derecesinin çok yüksek olduğunu gördü. Allahu Teala:

- Ya Davud! Sen padişahsın ömrün padişahlıkla geçiyor, Allah yolunda ibtila, belâ, sıkıntı çekmedin, sıhhatinde sağlam. Ben o peygamberlere hep belâ, fakirlik, düşman korkusu, hastalık, can sıkıntısı, ürünlerden biraz azalma ile imtihan verdim dedi. (Sure-i Bakara, Ayet 155)

 Davud (Aleyhis-selam):

- Ya Rabbi! Banada belâ ver, benim derecemi de onlar gibi et dedi.

Allahu Teala:

- Sana belayı filan gün veriyorum dedi. O gün şeytan bir kuş suretinde penceresine kondu. Davud (Aleyhis-selam) o kuşa aşık oldu, kuşu kovaladı, tutamadı. Aklı başından gitmişti.  Kuş bir evin avlusunun içine kondu. Avlu içinde bir kadın çamaşır yıkıyordu. Kuştaki güzelliğin hepsi kadına geçti, kadın haramdı. Davud (Aleyhis-selam) yanına gidemedi.  Evine çekildi, yemeden, içmeden kesilip ağladı. Senelerce hayalinden  o kadın gitmedi.  Kumandanları bu hali sezip bunun sebebini sordular. Davud (Aleyhis-selam), söylemeye hem Allah'tan haya ediyor, hem de kuldan utanıyordu.  En sonunda anlattı. Kumandanlar o kadının Hürre kumandanın karısı olduğunu öğrendiler ve:

- Hürre kumandanı harbe gönderelim, şehid düşsün, sende onun karısını al dediler. Hürre kumandanı harbe gönderdiler. Hürre kumandan her gittiği harbten zaferle dönüyordu.

Allahu Teala Davud (Aleyhis-selam)'a büyük günah işletip sonrada tövbe ettirip günahını sevaba çevirip duasını kabul edip en büyük peygamberler derecesine yetiştirecekti.

Davud (Aleyhis-selam) daha fazla merak etti.  Hürre kumandanın ölmesini istediği de günahtı. Bunu bildiği halde kadına olan aşkı tasavvuf deyimi ile “aşk-ı mecazi” kendini yaprak gibi kurutmuştu. Yeme, içme, uyku hiç bir şey  yoktu. En son kumandanlar:

- Hürre'yi harbe gönder arkasından takviye gönderme dediler ve Davud (Aleyhis-selam) öyle yaptı Hürre şehid düştü. Davud (Aleyhis-selam)'un o kadınla nikahları kıyılmıştı. Cebrail, Mikail (Aleyhis-selam) döğüşerek vuruşarak dairesine girdiler. Davud (Aleyhis-selam):

- Sizin davanız nedir? diye sordu.  Onlar:

- Benim bir koyunum var bunun doksandokuz koyunu var bana diyor ki: «Senin koyunun bir, benim koyunum doksandokuz sen o bir koyunu  bana ver benimki yüz olsun.» O da diyor ki: «Allahu Teala'dan kork, sen doksandokuz koyunun olduğu halde benim bir koyunumu niçin almaya çalışıyorsun? (Sure-i Sad, Ayet 21-24)

Davud (Aleyhis-selam):

- Sen haksızsın, bunun bir koyununa göz dikme dedi ve adamların ikisi de kayboldu. Davud (Aleyhis-selam) o zaman anladı ki 99 kendi hanımı, bir Hürre'nin hanımı. 99'un üzerine kendisi Hürre'nin hanımını alacak. Gelen Cebrail, Mikail (Aleyhis-selâm) kendini ayıktırmak için geldiler. Davud (Aleyhis-selam) hatasını anladı ve secdeye kapandı. (Sure-i Sad, Ayet 24)

Allahu Teala:

- Git kabirdeki yatan Hürre'nin rızasını al, seni affedeyim ve dereceni en yüksek peygamberler seviyesine çıkartayım dedi. Davud (Aleyhis-selam) Hürre'nin kabrine gitti.

- Sen öldün aileni ben alacağım razı mısın? dedi. Hürre:

- Razıyım dedi. Allahu Teala:

- Ya Davud! Doğrusunu söylemedin, doğruyu konuş dedi. Davud (Aleyhis-selam) o zaman Hürre'ye:

- Senin karına aşık oldum. Onun için seni harbe gönderdim, harpte ölsün, karısını ben alayım diye sana takviye göndermedim. Bana hakkını helal ediyor musun? Karını alacağım dedi. Hürre bir ah çekti:

- Hakkımı kesinlikle helal etmem. Davud (Aleyhis-selam):

- Hiç mi imkanı yok? Hürre Pehlivan:

- Sen Allahu Teala'ya dua et. Ben burda peygamberlerin derecelerini gördüm. Bende bizzat peygamber olmak istiyorum. Bana da Allahu Teala peygamberlik verirse, o zaman hakkımı helâl ederim dedi. Davud (Aleyhis-selam) hücresine çekildi, ağladı, dua etti. Gözünün yaşından ot bitti. O ot da büyüyüp çiçek açıp tohum tutunca duası kabul oldu. Yani bir seneden fazla gözyaşı döküp hücresinden kalkmadan ağladı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 251-252)

Allahu Teala:

-  Hürre'ye peygamberlik verdim, git, şimdi onunla helâllaş dedi. Davud (Aleyhis-selam) Hürre'nin kabrine geldi:

- Bana hakkını helâl ediyor musun?  dedi. Hürre Kumandan:

- Allahu Teala bana peygamberlik verdi. Hakkım sana yüzbin sefer helal olsun dedi.  Davud (Aleyhis-selam) o kadınla gerdeğe girdi, baktı ki 99 hanımının en çirkini idi. Davud (Aleyhis-selâm)'da  o aşk, o sevgi, hiç kalmamıştı. Allahu Teala Davud (Aleyhis-selam)'un o günahlarını sevaba çevirdi, derecesini yükseltti. Allahu Teala hem o günahı işletti, hem çok ağlattı hem de günahını sevaba çevirdi. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Dağlar gibi günah, bir anda dağlar gibi sevaba çevrilince dereceside yükseldi. Yüksek Peygamberler seviyesine çıktı.

Allah yolunda sıkıntı çekmeyen  tam ilerleyemez, belasız Allahu Teala'ya kavuşulmaz, Allahu Teala sevdiklerine hem hata yaptırır, büyük günah işletir, Hem de çok ağlatır, çok yalvattırır. O dağlar gibi birikmiş olan günahını, hem affeder, hem de affetmeden başka onu sevaba çevirir.

İbadetle, taatle çalışanlar  bir dereceye kadar ilerler. Allahu Teala bir engel çıkarır, ordan ilerisi ibtilâsız geçilmez. Bu ibtilâ'yı Allahu Teala sevdiklerine derecesini artırmak için verir. Bunu da üç şeyle verir:

1- İllet: Hastalık

2- Gıllet: Yokluk

3- Zillet: Halk arasında horlanmak, zelil olmak bunun üçünden biri ile veya bir kaçı ile kendini uzun müddet dener, imtihan eder.

Atalarımız:

Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki

Belâsız vuslatı canan olunmaz.

demişlerdir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor:

- İbtilâ (belânın) büyüğü peygamberleredir, Küçüğü onların yolunda gidenlere, daha küçüğü de onları temsil edenlere Allahu Teala verir. (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 239)

 

Evliyalar iki çeşittir:

1- Anasından evliya olarak doğanlar, çalışa çalışa büyük zat olur.

2- Anasından müslüman olarak doğar, küfür yolunu tutar, çok fazla günah işler, ömrünün çoğunu küfürle geçirir, günahı dağlar gibi birikir, en sonunda tevbe eder. Çok çalışır, çok ağlar ve günahları sevaba çevrilir, bir anda büyük zat olur. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bunlardan biridir. Ömrünün çoğunu, Peygamberimize düşmanlıkla, küfürle, putlara hizmetle, geçirdi. Müslüman olup günahı sevaba çevrilince kendinden evvel müslüman olanların çoklarını geçip cihar-ı yar'dan biri oldu.

Şimdi zamanımızın insanları ya anadan doğma evliya veya küçük yaştan beri ibadetle çalışa-çalışa büyük evliya olur. Bunları çok iyi benimser, kabul eder.

Ama ömürlerinin çoğunu küfürle geçirip, küfre hizmet edip, çok büyük günahlar işledikten sonra Allahu Teala'ya karşı tövbe istiğfar eder. Allahu Teala'nın sevdiği en güzel amelleri işleye işleye, Allahu Teala'ya sevilir. Allahu Teala günahlarını sevaba çevirir. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Bir anda “Esfele-Safilin” cehennemin en dibini hak etmişken, o günahları sevaba çevrilince, bir anda en büyük zat olur ve en yüksek dereceyi alır. Eğer bu peygamberler de olmasa Peygamberler az zamanda çok büyük dereceyi alamazlardı.

Ebu Bekir Havari Hazretleri, Ebu Fadl bin Ayaz Hazretleride bunlardandır. Evveliyatı eşkiyalık, hatta eşkiya başkanlığı yapıp, çok uzun müddet adam öldürüp, kervan soyup, onların mallarını yediler. Sonradan tövbekar oldular, çalışa çalışa Allahu Teala'ya sevildiler. Allahu Teala bir anda günahlarını sevaba çevirdi.

Biz şimdi diyoruz ki: Allahu Teala'nın affı mağfireti boldur. Ama bu ne dereceye kadar boldur, buna ölçü veremiyoruz. Hem de ölçü veremeyiz. Çünkü Allahu Teala'nın rahmeti daima gadabından üstündür.

 

Gerçi kullarda masiyet çoktur

Rahmetin mevlam daha artıktır

Gayrıdan bize hiç meded yoktur

Dertliyiz senden umarız derman.

 

Kur'an-ı Kerim'de Ayet:

“Her kim haksız yere adam öldürür, zina ederse, vaad olsun onu esame cehennemine atar, yakarım. Yalnız tövbe eder Allahu Teala'nın sevdiği en güzel amelleri yapar ise, onun birikmiş olan günahlarını affetmeden başka sevaba çeviririm,” buyruluyor. (Sure-i Furkan, ayet 68-70)

Allahu Teala bir peygambere veya bir evliyaya çok yüksek derece vermeyi murad ettiğinde o kimseye bir hatalı söz söylettirir veya ters bir iş yaptırır, kendinin sözüne muhalefet ettirir, sonrada çok dua ettirir, çok yalvarttırır, en sonunda dağlar gibi günahlarını, tevbe ve istiğfarları sonu affedip, bütün günahlarını ve o yaptığı günahını da sevaba çevirir. Bir anda ibadet, taatle aşılmayacak yerleri aşar. Allahu Teala peygamberlere ve evliyalara ibadet, taat ile yetişilemeyecek derecelere günahlarını sevaba çevirmekle yetiştirmiştir. Biz aciz, noksan olduğumuz için Allahu Teala'yı bizim gibi düşünmeyeceğiz. Ayet-i Kerime ve hadîs-i şerifler bunu gösteriyor.

Madem ki Allahu Teala günahı sevaba çevirmek için en fazla kendine sevilenlere veriyor. Niçin peygamberler günah işleyip, tövbe edip, günahı sevaba çevrilmesin. Bir günahkara bu müjdeler varda peygamberlere yok mu? Asıl  bu müjde peygamberleredir. Peygamberler günah işlemezler sözü bu ayetlere terstir. Allahu Teala'nın ilerde yazacağımız, peygamberlerin günah işledikleri, çok ağlayıp, çok tevbe edip yalvardıklarına terstir.

Peygamberler günah işlemezler sözü şu maksatla söylenir ve şöyle açıklanır:

Bir Peygamberin yaptığı hata gibi görünür, ama biz ona hata diyemeyiz. Allahu Teala ona o hatayı yaptırır. Kendi peygamber olduğu için yapmış olduğu hatanın günahı çok fazla, çok ağır,  olur. Onu da sevaba çevirirse, Allah yanında en yüksek dereceyi alır.  Normal bir insan, Allahu Teala'ya çok fazla dua edip, çok fazla ağlayıp yalvarırsa, yaptığı zinayı, öldürdüğü adamı ve onlardan aldığı günahını sevaba çeviriyorda bir peygamberin işlediği günahı ondan kat kat daha fazlası ile sevab yazmaz mı? Allahu Teala bu vaadi ile kulların zanlarının, görüşlerinin dışında da çok büyük dereceler verir, sebebte: Allahu Teala'nın sözüne asi gelmesi gibi olur. Aklı yetmeyenler, Peygamberler günah işlemez derler. Onlar bizim işlediğimiz gibi büyük günah, işlemezler. Onların en ufak günahlarını Allahu Teala büyük sayar. Bir acemi asker yaptığından az sorumlu olur. Bir usta er yaptığından çok sorumlu olur. Peygamberler ve evliyalar usta er gibidir. Biz ise acemi er gibiyiz. Yani acemi er gibi olan bizler çok büyük günah işlediğimiz halde onu Allahu Teala affedip sevaba çeviriyor. Allahu Teala Peygamberleri bizden yüzbinlerce defa daha fazla sever. Bizdende çok az yaptıkları günahlarını, bizim büyük günahlarımızdan daha büyük sayıyor. O da sevaba çevrilince herkesten yüksek oluyor. Peygamberler günah işlemez demek Allahu Teala'nın günahı sevaba çevirmesini, bu işin normal insanlara varmış, peygamberlere yasakmış, anlamında konuşuyorlar. Halbuki en büyük tevbeyi onlar yapar, onların günahı sevaba çevrilirse en büyük dereceyi alırlar. Ayette bunu gösteriyor.

Onların günahı misalde, dama taşında bir taş verip, yerine on taş alma gibidir. Allahu Teala onlara bir günah yaptırır, hem onu hemde başka yaptığı hatalarının hepsini sevaba çevirir. Onların günah yapması da bu hatası da bizlere büyük bir derstir.

 

Kur'an-ı Kerim'de:

Davud (Aleyhis-selam)'a Cebrail, Mikail (Aleyhis-selam) birisi onun doksandokuz dişi koyunu var, benim bir  dişi koyunumu almak istiyor, diye ayıktırdı. (Sure-i Sad, Ayet 23)

Melaikeler Davud (Aleyhis-selam)'un yüz koyun, bir koyun misali ile hangi ayıbını söylediler? Neyi kasd ettiler? Davud (Aleyhis-selam) yaptığına çok pişman olup, hangi yaptığı günah için ağladı. İşte bunun açıklanması yok. Yazarsan, açıklarsan 160  değnek vurulur diyorlar. Dîn, Kur'an-ı Kerim aşikardır, herkesin bilmesi lazımdır. Herkes aklının yettiği kadar açıklamaya çalışır. Sen Kur'an-ı Kerim'i açıkladın, yazdın, diye 160 değnek vurulmaz. İşte bunları dağdaki bir çobanın bile sormaya hakkı vardır. Günah işlemek, çok büyük bir suçmuş, peygamberlere de suç isnad etmek hatalı imiş. Onun için peygamberler günah işlemezler. Bazı kitablarda Davud (Aleyhis-selam)'a böyle bir şey söyleyip, açıklayana, 160 değnek vurulmalıdır diye yazıyor. Bu ayetlerin manaları niçin açıklanmıyor? Allahu Teala'nın bu sözü kapalı mı kalsın.

Bizim yazdığımız yanlışsa gerçeğini doğrusunu kendileri yazsın. Filan zat şöyle demiş, filan zat böyle demiş, şu kadar değnek vurun demiş gibi sözlerin, hepsi cahilane sözlerdir. Davud (Aleyhis-selam) yanıldı, günah işledi diyene Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) 160 değnek vururum demiş. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) haşa Kur'an-ı Kerim'e karşı gelmez. Bu söz Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin sözü değildir ikincisi her kul sözünde yanılma olabilir, kulun sözüne ilâve yapılabilir, değiştirilebilir, kulun sözü o an için herhangi bir maksatla söylenebilir.

Kur'an-ı Kerim'de Adem (Aleyhis-selam) Davud (Aleyhis-selam)'dan çok büyük olduğu halde Allahu Teala'nın emrine bizzat asi gelip cennetten kovuldu. (Sure-i Araf, Ayet 24) Davud (Aleyhis-selam) hakkında günah işledi diyene Hazreti Ali 160 kırbaç vururum diye Hazreti Ali'ye iftira edene veya onu bir zata isnad edip söylüyorsa, o zata da isnad edene derim ki:

- Hazreti Ali'de, kitabı yazan zatlarda kuldur, tefsirlerde söyleyenlerde yine kuldur. Ama Adem (Aleyhis-selam)'ın büyük peygamber olduğunu oda Allahu Teala'nın emrine asi geldiğini o yüzden cennetten kovulduğunu söyleyen Allahu Teala'dır. Hani Peygamberler günah işlemezdi, onlarda ismet sıfatı vardı. Davud (Aleyhis-selam)'a isnad'en söylenilen söz yanlış yazılmıştı. O söz Hazreti Ali'nin sözü değildir, o büyük zatların sözü değildir diyenler kafir olmaz, günahkarda olmaz. Çünkü kendi kanaatini söylüyor. Ama Peygamberler günah işlemez diyen kimse, Allahu Teala'nın bu emrine karşılık yinede günah işlemez derse, asıl Allahu Teala o kimseye cehennemde zebanilere binlerce kırbaç vurdurur. Allahu Teala'nın emrine asi konuştuğu için kafir olur. Allahu Teala'nın sözü, emri, rakib tanımaz. Hani Amentüye imanımız var diyorduk. Allahu Teala'nın kitabı Kur'an-ı Kerim'e imanımız var diyorduk. Kur'an-ı Kerim bir bütündür, bir harfini inkâr tümünü inkârdır, inkârı ise kafirliktir, küfürdür. Buysa Adem (Aleyhis-selam) günah işledi, cennetten kovuldu, Niçin Peygamberler günah işlemez diye aksi iddia ediliyor.

(Sure-i Araf, Ayet 24)

“Buyurdu ki: Bazınız bazınıza düşman olarak -yeryüzüne- ininiz. Sizin için bir yerde bir zamana kadar bir ikametgâh bir temettü vardır.”

Allahu Teala Adem (Aleyhis-selam)'e, şu ağaçtan yeme dedi, Adem (Aleyhis-selam) kendine asi geldi ve yedi. (Sure-i Araf, Ayet 22) günah işledi, cenneten kovuldu. Allahu Teala Adem (Aleyhis-selam)'i yeryüzüne indirip bir rivayette 30, bir rivayette 100 bir rivayette 300 sene ağlattı ondan sonra duasını kabul etti. Dünyada tövbe, istiğfar etti ve günahı affoldu ve sevaba çevrildi. O yüzden en yüksek dereceyi aldı. Her Peygamberin Allahu Teala'ya karşı yaptığı kabahat ve ettiği dua zamanı tam tafsilatlı anlatılıyor. Davud (Aleyhis-selam)'un ki niçin anlatılmıyorda, ört-bas ediliyor?

Allah birdir. (Sure-i İhlas, Ayet 1-4) sözüne itiraz eden iki tane, üç tane diyen ne kadar mes'ulse Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir ayetinin aksini iddia edende yine o kadar mes'uldür. «O Allah birdir» ayeti ile «Şu ağaçtan yeme dedim yedi» (Sure-i Araf, Ayet 21) ayetlerinin ikiside aynıdır. Böyle yapmakla Adem (Aleyhis-selam) günah işlemiş olmuyor mu? Ama Allahu Teala'nın affı, gadabından daima üstündür. Onun için sonunda affoldu ve günahı sevaba çevrildi. Günahı sevaba çevrilince en yüksek dereceyi aldı.

 

(Sure-i  Enbiya, Ayet 87)

“Ve Zünnûn'u da [Yunus (Aleyhis-selam)'u yad et] o vakit ki: Gazebnak (öfkeli) olarak gitmişti. Bizim kendisini muaheze etmiyeceğimizi zannetmişti. Derken zulmetler içinde (kalıp) niyazda bulundu ki: (Ya Rabbi!) Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim şüphe yok ki ben zalimlerden oldum.”

Yunus (Aleyhis-selam)'a Allahu Teala:

- Ben o kavme belâ vereceğim. Sen onların içinden git, felan zaman gel, o şehri gez-gör dedi. Yunus (Aleyhis-selam) içlerinden gitti, belâ geldi. O kavmin padişahı; Allahu Teala'ya karşı insan-hayvan yavruları ne varsa ovaya toplayıp bağırttılar.

Padişahları:

- Bilsem sana Yunus'un ettiği dua gibi dua edeceğim. Ancak bu insanları, hayvanları sana karşı bağırtmayı biliyorum ve yapıyorum. Bunu sen Yunus'un ettiği dua gibi kabul et.  (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 269-273; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 195)

Yunus'u ilk bulduğum an hem iman edeceğim, hem de kavmimi iman ettireceğim dedi. Gelen belâ kalktı. (Sure-i Saffat, ayet 148) Yunus (Aleyhis-selam) o şehre geldi, belâ eseri görmedi. Herkes işinde gücünde idi. Yunus'u bulup, iman etmek için, arıyorlardı. Yunus (Aleyhis-selam) beni yuhalarlar diye şehre girmeden geri döndü. Bir gemiye binmişti. Gemiyi bir balık göndermiyordu. Yem atalım dediler. Kura çekelim kime çıkarsa, onu denize yem olarak atalım, dediler. Gemide kura çektiler. Kura, Yunus (Aleyhis-selam)'a çıktı. Kur'a çekildi de kaybedenlerden oldu. (Sure-i Saffat, Ayet 141)

Cebrail (Aleyhis-selam) Yunus (Aleyhis-selam)'a:

- Kavmin iman etmek için seni arıyor, sen onlardan kaçıyorsun. Allah'ın emrine niçin asi geldin? ceza olarak balığa yem sen atılacaksın dedi.

İşte Allah'ın emrine asi geldi, ceza olarak Allahu Teala balığa yem olarak attırdı. Yunus (aleyhis-selam) altı ay balığın karnında “La ilahe illa ente sübhaneke inni künte minez-zalimin” (Sure-i Enbiya, Ayet 87; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3552) Ya Rabbi ben zalimlerden oldum beni affet diye dua etti. İşte Yunus (Aleyhis-selam)'da Allahu Teala'ya karşı geldi, git dediği yere gitmedi. Balığa yem oldu. Bu dua ile altı ay yalvardı. Sonunda balığın karnından çıktı.

Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasa idi. Tekrar dirilecekleri güne kadar balığın karnında kalmıştı. (Sure-i Saffat, Ayet 143-144)

Balığın karnından çıkınca yine çok yalvardı. Allahu Teala bana karşı o duayı yapmasa idi (mahşer günü) dirileceği güne kadar balığın karnından kendini çıkartmazdım. (Sure-i Saffat, Ayet 143-144) Yani balıkta kendi de kıyamete kadar yaşar, kıyamete kadar yalvarttırırdım. Ama bu yalvarması Allahu Teala'nın hoşuna gittiği için, altı ay sonra kendisini balığın ağzından kuruya çıkarttı. (Sure-i Saffat, Ayet 145)

İşte Yunus (aleyhis-selam)'a hem emrediyor, hem emrine asi getiriyor, hem de çok yalvarttırıyor.

Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) çok çirkin bir kız gördü:

Ya Rabbi bu kadar çirkin olduğu halde bunu kim alır dedi. Bu söz Allahu Teala'nın ağırına gitti ve elinden yüzüğü aldırdı. Yedi sene sığır çobanlığı yaptı.  (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 262)

Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) tuvalete giderken yüzüğünü karısına verirdi. Bir cin karısının suretine girdi ve yüzüğü aldı. Denizde giderken cinniler birbirinin elinden o yüzüğü almak için çekiştirirken yüzüğü denize düşürdüler, bir balık  yuttu. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) yüzük elinden gidince halk başından dağıldı. Kendisi sığır çobanlığı yapmak için bir köye geldi. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)'ı sığır çobanı tuttular. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam), o çirkin kızı almak için çok yalvardı, kız ben sığır çobanına varmam dedi. Hasılı en sonunda yalvara yalvara kızı aldı. Allahu Teala'ya bu kadar çirkin kızı kim alır, diye ağır konuşmuştu. Kızın adı Sultan idi. Kendi kendine Sultan Süleyman'ındır, yani onu alacak ben imişim, dedi. Bu sultana balıkçılar her gün bir balık verirlerdi. Bir gün verdikleri balığın karnından yüzük çıktı. (Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 376) Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) yüzüğü parmağına taktı, bütün mahlukat emrine girdi. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) ömrü padişahlıkla geçtiği halde Allahu Teala kendisine ibtilâ verip derecesini yükseltmek için yüzüğü elinden gitti. Yedi sene sığır çobanlığı yaptı, çok seneler karısı yoktu. Sırtı, başı kirlendi, yoksulluk, fakirlik içinde ekmek toplayarak çobanlık yaptı. Yine de ömrünü padişahlıkla geçirdiğinden, diğer peygamberlerden 500 sene sonra cennete girecektir.

Nuh (Aleyhis-selam) gemisine binmeyen oğlunu suda boğulurken gördü. Çocuk:

- Baba beni kurtar diye bağırıyordu. Nuh (Aleyhis-selam) Allahu Teala'ya:

- Ya Rabbi! Sen benim ayalimi suya gark etmekten kurtaracağına söz vermiştin, oğlum benim ayalimdir . Senin va'din elbette haktır. (Sure-i Hud, Ayet 45) dedi. Allahu Teala:

- Senin gemine kim bindi , sana kim inandı ise senin ayalin odur. Ben seni aklı selime çekiyorum. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmayasın diye öğüt veririm, (Sure-i Hud, Ayet 46) dedi.

Nuh (Aleyhis-selam) buna göre yanılmış olmuyur mu?

Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti, Davud (Aleyhis-selam) konusu burası kapalı kaldı, biz sustuk. Bunu bir kafir bir dînsiz, bize soru olarak sordu ve bunu açıklarsanız müslüman olacağız dediğini farz edelim. Yeni çıkan tefsirlerden hiç bir tefsirde de açıklama yok. Günah işlediği suç, bire karşı 99 haksızlık yaptığı söyleniyor. Suçunun söylenmesi yasak; Çünkü şu şu şu zatlar söyleme demiş, ama Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de Peygamberlerin günah işlediklerini, günah işleyenlerin hakkı ile tevbe ederse, günahlarını sevaba çevrileceğini ayetlerle söylüyor. Emri bil maruf, nehyi anil münker: Dinimizde en büyük görevdir. Manası Allahu Teala'nın emrettiği gibi emretmek, söylediği gibi söylemek, yasakladığı gibi yasaklamak. Bunlar kapalı kalırsa, emri bil maruf  nehyi anil münker nerde kalıyor? Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de peygamberlerin başından geçenleri, yanılıp günah işleyip, tövbe ettiklerini, defalarca söylesin, emr-i bil maruf, nehyi anil münker yapıyorum, diyen müslüman kardeşim peygamberler günah işlemez desin. Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'in de işler diyor.  Sende Allah'ın emrettiği gibi emredip yasakladığı gibi yasaklıyorum, diyordun. İşte aksini yaptın?

Biz Allahu Teala'nın en büyük günahları çok çalışıp, çok yalvarma ile, çok ağlama ile, sevaba çevireceğini ve en büyük derece kazanılacağını bu en büyük dereceyi de, peygamberler bela çekerek kazanacağını niçin söylemiyoruz. İşte Allahu Teala peygamberlere günah işletiyor, çok ağlatıyor, bütün günahlarının hepsini sevaba çevirip, en yüksek dereceyi veriyor.. Davud (Aleyhis-selam)'un hakkında eski tefsir kitaplarında yazılan şimdiki yeni alimlerin itiraz ettikleri  şeyler şudur:

Esas hakikisi de eski tefsir kitaplarında yazılanlardır. Yeni tefsirlerin pek azı bu gibi itirazları Kur'an-ı Kerim'e terstir. Kur'an-ı Kerim peygamberlerin günah işleyebileceklerini yazıyor. Evvelki Davud (Aleyhis-selam) hakkındaki tefsirlerle Kur'an-ı Kerim'de ki peygamberlerin günah işleyebilecekleri ayetler aynen birbirini tutmaktadır. Şimdiki bir çok yazarlara göre peygamberler, günah işlemez. Kur'an-ı Kerim'e göre ve içinde yazdıklarımız ayetlere göre günah işlerler.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye şöyle buyurmuştur:

- Ya Ali! Allahu Teala bir kulunu severse o kulun duasını geciktirir. Melekler:

- Ya Rabbi! Bu mü'min kulunun duasını kabul buyur derler. Allahu Teala:

- Benim o kulumu bırakın, siz ona benden çok mu acıyorsunuz? Ben onun dua ve tazarru etmesini seviyorum, ben alim ve habirim buyurur. (Dört Büyük Halife Kitabı, 40. Menkıbe, Sayfa: 297)

Hadis-i Şerif:

« Ebu Hüreyre'nin bir rivayeti şöyledir: Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; günah işleyen arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.» (Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadîs No: 4142; Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 9 (2748) 11 (2749), Sayfa: 240)

İşte bu hadîs-i şerifleri iyi düşünmek lâzım. Allahu Teala suç işleyip, Allahu Teala'ya yalvarıp, ağlıya ağlıya günahını affettirmeyi, her amelden üstün sayıyor. Eğer bu olmazsa sizi dünyadan helak eder, yeni bir kavim getiririm, buyuruyor. Sense sofuluk yapıp peygamberler günah işlemez, diyorsun. Eğer peygamberlerde günah işlemezse, günah işleyecek peygamber, tevbe edecek peygamber, günahını affettirecek peygamber, getirir. Aksi takdirde dünyayı helak eder. İşte peygamberler günah işlemez sözü, ne kadar yanlış. Cahiller mi dünyayı helak etmekten kurtarıyor, peygamberler mi? Bu da günah işleyip tövbe etmeye bağlı. Sadece cahiller günah işleyip tövbe etse, dünyanın batmamasına cahiller sebeb olmuş olur. Oysa ki dünyanın batmamasına peygamberler sebeb olur. Onun için günah işleyip tövbe eden peygamberlerdir.

“.........Ebu Eyyûb (Radiyallahu anhu) kendisine ölüm yaklaştığı zaman şöyle demiştir:

Ben Resulullah'dan işitmiş olduğum bir şeyi sizden gizlemişdim: Ben Resulullah'dan işitdim. O şöyle buyuruyordu:

- Şayet sizler günah işler kimseler olmasaydınız, Allah muhakkak günah işler, bir halk yaratır, onlara mağfiret eylerdi.» [Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 9 (2748)]

Çok sevdiğin bir çocukla teselli olur, onu seversin. O da vurur kırar, bağırır, çağırır. Çocuk bunu yaptıkça babasının hoşuna gider. Sükut eden çocuğu o kadar sevmez. Allahu Teala'da günah işleyip tövbe edeni sever.

Allahu Teala yeryüzünde hiç günah işleyen olmazsa, o kavmi yeryüzünden kaldırır, günah işleyip, tövbekar olup, Allahu Teala'ya çok fazla, çok uzun müddet yalvaran ve günahını affettiren, yeni bir kavim getiririm, buyuruyor. Buna göre en büyük sevab günah işlemiş, onuda affettirmek için çok ağlamış, çok dualar yapmış, çok uzun müddet ibtila, bela çekmiş ve günahını sevaba çevirmiştir.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in aynı şekilde bir anda derecesinin yükselmesi bu Peygamberlerin hepsinden üstün olması lazımdı. Allahu Teala onun için Kur'an-ı Kerim'de on yerde peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e hatalı, iş, söz veya hareket gibi şeyler yaptırdı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in ağzından onların hatalı olduklarını söyletti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ikna olmadı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in doğruluğuna kendinin yanıldığına ayrı ayrı zamanlarda ayetler indi. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunda da bütün peygamberlerden ve ümmetlerden üstün olması lazımdı. Üstün olması yaptığı hatadan dolayıdır. (Sure-i Nur, Ayet 16; Sure-i Bakara, Ayet 125; Sure-i Ahzab, Ayet 59; Sure-i Tahrim, Ayet 1, 5; Sure-i Tevbe, Ayet 84; Sure-i Nisa, Ayet 43; Sure-i Bakara, Ayet 219; Sure-i Maide, Ayet 90-91; Sure-Nisa, Ayet 65;  Sure-i Bakara, Ayet 98 muvafakati; Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 261, Sayfa: 352; Sure-i Enfal, Ayet 67-68 (Bu konu ikinci bölüm sayfa: 298 'de geniş olarak açıklanmaktadır oradan okuyunuz.) O peygamberlerin günah işleyip günahı sevaba çevrildiğinin on katını Allahu Teala kendine yaptırdı ve o peygamberlerin derecesinin yükselmesinin on misli fazla Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in derecesini yükseltti. Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e günah işletip, yanlış söyletip, Hazreti Ömer'in ağzı ile doğru söyletip, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i tövbe istiğfar ettirip yalvarttığı ayetler çoktur, yukarda yazdık. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e yanlış söyleten yanlış hareket yaptıran Allah, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i çok yalvarttırıp, günahını sevaba çevirttiren Allah, hakkında ayet indirende yine Allahu Teâlâ'dır.

Yine Allahu Teala'nın Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e tekdir ettiği ayetlerde vardır. Bunlardan birisi de şudur:

Mekke'nin beyleri, fakirleri yanından kov, seninle konuşacağız diye, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e haber verdiler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onları dışarı çıkarınca, Allahu Teala onları yanından kovma, onlar Rabbilerinin cemaline mürid olmuşlardır diye ayet geldi ve Allahu Teala Peygamberimizin bu yaptığı hareketin yanlış, ters olduğunu söylüyor. İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yanılıyor. (Sure-i En'am, Ayet 52, Sure-i Kehf, Ayet 28))

Allahu Teala, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e günah olacak şeyi yaptırmazdan evvel, ashabının ve kendinin ilerde yapacağı günahlarını da affetti. Şöyle ki:

Bedir cenginde bulunanların gelmiş ve gelecek günahlarını Allahu Teala affetti. (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Sayfa: 247; Altı Parmak, Sayfa: 527) Yani sonradan yapacakları günahlarınıda affetti.

Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve sahabilerin gelmiş ve gelecek günahlarını affediyor. Günahı affetirmek için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yalvarmıyor mu?

Bir gün leyle-i kadir gecesinde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) secedeye kapanmıştı. Hazreti Aişe validemiz:

- Ya Resulullah! Senin Allahu Teala gelmiş-gelecek günahlarını affetti. Niçin gece kalkıp namaz kılıp, sabahlara kadar ibadet ediyorsun? diye sordu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Aişe! Rabbım bana bu kadar büyük nimetleri vermiş. Ben Rabbime karşı şükreder, bir kul olmayayım mı? (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 4, Hadis No: 580; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 4, Hadis No: 1419-1420); Sünen-i Tirmizi, Cild 1, Hadis No: 408)

Peygamberler ve büyük zatlar Allahu Teala'nın verdiği büyük bir nimet ve başındaki belânın kalkmasında Allahu Teala'ya şükreder. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) Belkıs'ın köşkünü Yemen'den Kuduse ümmetinden bir zat bir saniye içinde getirince oda sevincinden hemen secdeye kapandı. «Gale haza min fadlı Rabbi» Bu benim Rabbımın büyük bir fadlıdır. « En eşkürü en ekfür» Şükür mü edeyim küfür mü edeyim? diye beni sınamak için veriyor. (Sure-i Neml, Ayet 40) Ya Rabbi! Sana yüzbinlerce şükürler olsun diye dua ediyor.

Allahu Teala Bedir Cenginde bulunanların gelmiş ve gelecek günahlarını affetmesi olmasa idi, aldığınız fidyeden dolayı büyük azab görürdünüz (Altı Parmak, Sayfa: 524) Yalnız Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in değil Bedir cenginde bulunanların hepsine bu müjde vardır. İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) fidye almakla yanılıyor. Allahu Teala ben sizi evvelden affettim. Eğer evvelden affetmese idim, aldığınız fidyeden dolayı size azab çektirirdim, buyuruyor. Hani peygamberler yanılmazdı? Düşmandan esir alınmaz, öldürmek lazım dememek için bu ayet geliyor.

(Sure-i Enfal, Ayet 67-68)

“Hiç bir Peygamber için yerde tamamen kuvvetlenmedikçe esirler edinmesi muvafık değildir. Siz dünya menfaatini isterseniz Allahu Teala size ahireti irade buyurur. Ve Allahu Teala azizdir, hakimdir.

Eğer Allahu Teala'dan bir yazı geçmiş olmasa idi. Düşmandan almış olduğunuz fidye, para, almanızdan dolayı size elbette pek büyük bir azab dokunurdu.”

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de içinde dahil olmak üzere bütün Peygamberler beşerdir, yanılandır. Peygamberlerin yanılması bizim yanılmamız gibi değildir. Onların yanılmasının sonunda kendileri tevbe, istiğfar ederler, günahları affolur ve günahları sevaba çevrilir. Bunlarda bizim için ölünceye kadar ibret vardır.

Mevlid-i Şerif'te:

Şöyle kim bir köşede hayrul beşer

Annesi anda neler gördü neler.

diye yazar.

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hakkında bir köşede beşerin en hayırlısı doğmuş yatıyordu. Annesi onda neler neler gördü.  Beşer yanılan demektir.

Eğer bir peygamber hiç yanılmazsa hiç sevabı olmaz. Melaikelerin ibadet yapıp sevabı olmadığı gibi, günah işlemediği için peygamberlerin ibadetininde sevabı olmaması lazım ki bu çok yanlıştır. Kaldı ki Allahu Teala günah yapacağını, yaptığı günahı çok tevbe istiğfar, çok dua, çok yalvarmakla, kendinin sevaba çevireceğini söylüyor. Çok zengin bir adam, çok sevdiği bir fakir ile hesaba oturur. Onu çok sevindirmek için ilk defa onu borçlandırır, şundan şundan dolayı şu kadar borcun var, bundan bundan dolayıda şu kadar borcun var, der. Adamın çok canı sıkılır, sevdiği zengin dostu içinden güler, hesab bitince:

- Bana karşı borcun ne kadardı?

- On milyar lira onu almıyorum. Al tekrar sana on milyar lira yardım ediyorum. Borç felan değil, hepsi senin der, sevindirir. Kul kul olduğu halde sevdiklerine bu tür süprizi yaparda, Allahu Teala onların hepsinden milyarlarca defa daha zengin, daha fazla bağışlayıcı,  daha fazla cömert olduğu halde, niçin yapamasın? Kur'an-ı Kerim'de de yapar diyor, günahını sevaba çevirir diyor günah işlemezler sözü  Allahu Teala'nın günahı sevaba çevireceğini ya inanamamak, ya yasaklamak, ya da benimsememekten, doğar. Allahu Teala Kur'an'da ben böyle yaparım, dedikten sonra biz muhakkak kabul edeceğiz. Allahu Teala'nın bu sözüne karşılık tekrar filan kitapta; filan alim şöyle yazmış, böyle yazmış demek, büyük hatadır. Yaratanın sözü varken  yaratılanın sözü iddia edilmez.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

- Beni, Musayı, İsayı Allah'tır diye Allah'ın dengine çıkarttıkları gibi çıkarmayın, nihayet bende bir insanım. (Şemail-i Şerif, Sayfa: 334; Şemail-i Resul, Sayfa: 88) Kul sözü hiç bir zaman için Allahu Teala'nın sözünü, en ufak bir şekilde değiştiremez. Kulun hepsi yanılabilir, kul peygamberde olsa yanılır, fakat Allahu Teala yanıldı, diyen kafir olur. Bu hususta Adem (Aleyhis-selam)'ın, Nuh (Aleyhis-selam)'un Yunus (Aleyhis-selam)'un yanılmasını yukarda yazdık. Yani peygamberler yanılır ayetle sabittir. Peygamberler yanılmaz sözü, kul sözüdür. Allahu Teala'yı bırakıp, onun sözüne muhalif olan kul sözüne bakılmaz. Bunlarda Peygamberleri koruyacağım, iyi göstereceğim diye Allahu Teala'nın peygamberler hakkında yanılır sözünün aksini iddia ediyorlar. İyilik yapar sevab işlerim derken, günahın en büyüğünü işliyorlar. Bir cahil Kur'an'a muhalif konuşsa sus hataya vardın, küfre vardın, böyle deme. Allah şöyle diyor dersinde, alim Kur'an-ı Kerim'e muhalefet edip peygamberler günah işlemezler derse Allahu Teala'da günah işlediklerini söylüyor, o cahile o tekdir varda sana yok mu? derler.

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR