PEYGAMBERLER
YANILIR MI, YANILMAZ MI?
Çok uzun seneler evvel çok hüsnü
zannedilen muhterem, yaşlı kâmil oturaklı her hali ile İslama çok uygun bir
hoca ile karşılaştım. Peygamberlerin hiç yanılmadığını, günah işlemeyeceğini
söyledi. Davud (Aleyhis-selam)'un Hürre (Urya) Peygamber ile başından geçen
olayları söyleyip inanana seksen değnek vururum dedi. Ben:
- Peygamberler günah işlemezse
Adem (Aleyhis-selam) cennetten günahmı işledi çıktı, sevab mı işledi çıktı
dedim. Kendisi: Havva anamızın Adem (Aleyhis-selam)'ı kandırdığını ve daha bazı
sözler söyledi. Verdiği cevab beni tatmin edici değildi. Bu ve daha bir çok
değişik konularda bana:
- Neden çok ağır konuşup, çok
ağır yazıyorsun diye sordular ve ayrıca benimle bu konuda münakaşa edenlerde
oldu. Ben hem bunlara cevab vermek, hem
de bu hususta milleti aydınlatıp bu
konuyu kesin olarak açığa kavuşturmak için bu yazıları yazıyorum, Okumadan
maksat anlamak, yazmadan maksat anlatmaktır. Okuyup anlamadıktan kapalı
kaldıktan sonra neye yarar?
İkinci bölümde Peygamberlerin
yanılıp günah işlediklerini sırası ile yazmıştık. Davud (Aleyhis-selam)'un
günah işlediğini ve tevbe ettiğini de
yazmıştık. Buna karşılık bir çok yerlerde, Peygamberlerde ismet sıfatı
var, onlar yanılmaz, peygamberler günah işlemez diye itirazlar geldi. Bütün
okuyucularımızın tam bir açıklığa kavuşabilmesi için, bu mevzuları en açık bir
şekilde, tekrar yazıyorum. Allahu Teala bütün kusurlarımızı bağışlasın. (Amin)
Bize karşı ikaz etme mahiyetinde haber gönderen söyleyenlerin hepsinden Allah
razı olsun.
Bilâl Babam çok büyük bir
Mürşid-i Kâmil idi. O Okyanuslar gibi zahir ve batın ilmi vardı. Ben bizzat bu
bilgilerimi, sözlerimi, yazılarımı, her şeyimi ondan aldım. Bende ki ancak onun
bir zerresidir. Bu ilim mevhibe-i ilahiyyedir. Kalbten doğar. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem):
- İlim ikidir, birisi kalbten
doğan ilimdir, en menfaatlisi de budur. (Kırk Mevzuda kırk Hadîs Kitabı, Hadis
No: 15, Sayfa: 216) Bilal Babamın tavsiyesi üzere manevi ledün ilmine çalıştım.
Allahu Teala o ledün ilmini de bizlere elhamdülillah nasib etti. Bu ilim
Kur'an-ı Kerim'de Musa (Aleyhis-selam)'ın Hızır (Aleyhis-selam)'dan öğrendiği
ilimdir. (Sure-i Kehf, Ayet 65) Musa
(Aleyhis-selam) Sure-i Kehf'te yanılmadı mı?
Ben Bilâl Babamın bizzat vaazlarını 50 sene kadar
dinledim. Senenin çok zamanlarını onun yanında geçirerek söylediği ayet, hadîs,
hadîsi kudsileri ve vaazlarını cep defterime yazıp onları ezberledim. Bilâl
Babamın vefatından sonra da 30 sene
kendinin kasetlerini dinleyip, kitaplarını okudum. Bilâl Babamın evvelki
vaazlarından, bantlarından, kitaplarından, söylediklerinden ve benim
öğrendiklerimden ayrı olarak, Bilâl Babam'ın zamanında elli sene, onun vefatından
sonra 30 sene dîni bilgimle kitap
yazmaya çalıştım. Tahminen 12 seneden beri yanımda bulunan yardımcılarımla
beraber devamlı bu hususta kitap yazıyorum. Bilâl Babamın vaazları, tasavvuf
üzerinedir. Çoğu yerleri zaman zaman, zahir alimlerine ters gelmektedir. Bu
tasavvufla zahir ilmi arasında ki olan şeyler, Bilâl Babamla başlamamıştır. En
az binlerce seneden beri zahir alimleri ile tarikat meşayıhları arasında devam
Dîni konularda tasavvufi ve fıkhı yönden herkes kendi içtihadına göre,
ayrı ayrı ayet ve hadîslere manalar vermiştir. Ben, bir çok dîni konuları
tasavvufi yönden ve Bilâl Babamın görüşü olarak ve kendi açımıza göre
açıklıyorum. Bu da evvelden olduğu gibi bazı zahir alimlerinin görüşlerine ters
geliyor. Onların görüşlerine de saygımız var, ama biz kendi görüşlerimizi
yazmaya ve açıklamaya devam edeceğiz.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): «Mü'min
mü'minin aynasıdır» (İlahi Armağan, sayfa: 60; 500 hadis-i şerif kitabı, Hadis
No: 451, Sayfa: 367) buyuruyor. İnsan yüzündeki karayı, görmeyince bilmez. Ancak aynaya bakınca fark
eder. O bakımdan ben onlardan, onlar
benden, dîni bakımdan istifade edebilmek için, birbirimizi ayıktırmak için
söylersek, itiraz edersek, normaldir. Ama yanıltmak, küçük düşürmek, mahçup
etmek gayesi ile değil, ayıktırıp, ikaz etmek gayesi ile olmalıdır.
Hadis-i Şerif:
« İhtilâfü ümmetî Rahmetü'n»
« Ümmetim arasında çıkacak olan ihtilaf rahmettir.»
(Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 773; İhyau'Ulumi'd-Dîn, Cild 2, Sayfa:
218)
Ben senin aybını söylemeyim, sen benim canım
sıkılmasın diye aybımı söyleme, ben kendi fikrimde onbinlerce adam
yetiştireyim, sende kendi fikrinde onbinlerce adam yetiştirirsen, iki kişi
arasında olan sorunlar nasıl hallolacak? Bunları söyleyip anlaşarak hallolacak. Bizden sonra
bu hallolma, onbinlerin arasına düşerse, görüş ayrılığı olur ve daha ilerisi
Allah göstertmesin, mezheb kavgaları gibi kavgalar başlar.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bu hususta
şöyle buyuruyor:
- Benden sonra size ayet, hadîslerimi ve sünnetimi
bırakıyorum. Bunlardan ayrılmazsanız
doğru yolu bulup hidayete ermiş olursunuz. (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 6258;
Berika, Cild 1, Sayfa: 175-176) Ben de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in bu söylediklerinden ayrılmam.
Davud
(Aleyhis-selam) başka peygamberlerin çok büyük derece alıp kendinin derecesinin
onlara yetişemediğini gördü.
- Ya Rabbi! Ben o peygamberlerin derecesine niçin
yetişemiyorum. Sana karşı onlar gibi nasıl, ne çeşit ibadet dersen yapayım
dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
« En makbul oruç, Davud'un orucudur, o senenin bir
gününü yer, bir gününü oruç tutardı» buyuruyor. (Sünen'ün Nesei, Cild 3-4,
Hadis No: 1630) Davud (Aleyhis-selam) azimle ömür boyu bunun gibi ibadetleri
yaptı ama yine de onların derecesinin çok yüksek olduğunu gördü. Allahu Teala:
- Ya Davud! Sen padişahsın ömrün padişahlıkla
geçiyor, Allah yolunda ibtila, belâ, sıkıntı çekmedin, sıhhatinde sağlam. Ben o
peygamberlere hep belâ, fakirlik, düşman korkusu, hastalık, can sıkıntısı,
ürünlerden biraz azalma ile imtihan verdim dedi. (Sure-i Bakara, Ayet 155)
Davud
(Aleyhis-selam):
- Ya Rabbi! Banada belâ ver, benim derecemi de onlar
gibi et dedi.
Allahu Teala:
-
- Hürre kumandanı harbe gönderelim, şehid düşsün,
sende onun karısını al dediler. Hürre kumandanı harbe gönderdiler. Hürre
kumandan her gittiği harbten zaferle dönüyordu.
Allahu Teala Davud (Aleyhis-selam)'a büyük günah
işletip sonrada tövbe ettirip günahını sevaba çevirip duasını
Davud (Aleyhis-selam) daha fazla merak etti. Hürre kumandanın ölmesini istediği de
günahtı. Bunu bildiği halde kadına olan aşkı tasavvuf deyimi ile “aşk-ı mecazi”
kendini yaprak gibi kurutmuştu. Yeme, içme, uyku hiç bir şey yoktu. En son kumandanlar:
- Hürre'yi harbe gönder arkasından takviye gönderme
dediler ve Davud (Aleyhis-selam) öyle yaptı Hürre şehid düştü. Davud
(Aleyhis-selam)'un o kadınla nikahları kıyılmıştı. Cebrail, Mikail
(Aleyhis-selam) döğüşerek vuruşarak dairesine girdiler. Davud (Aleyhis-selam):
- Sizin davanız nedir? diye sordu. Onlar:
- Benim bir koyunum var bunun doksandokuz koyunu var
bana diyor ki: «Senin koyunun bir, benim koyunum doksandokuz sen o bir
koyunu bana ver benimki yüz olsun.» O da
diyor ki: «Allahu Teala'dan kork, sen doksandokuz koyunun olduğu halde benim
bir koyunumu niçin almaya çalışıyorsun? (Sure-i Sad, Ayet 21-24)
Davud (Aleyhis-selam):
- Sen haksızsın, bunun bir koyununa göz dikme dedi ve
adamların ikisi de kayboldu. Davud (Aleyhis-selam) o zaman anladı ki 99 kendi
hanımı, bir Hürre'nin hanımı. 99'un üzerine kendisi Hürre'nin hanımını alacak.
Gelen Cebrail, Mikail (Aleyhis-selâm) kendini ayıktırmak için geldiler. Davud
(Aleyhis-selam) hatasını anladı ve secdeye kapandı. (Sure-i Sad, Ayet 24)
Allahu Teala:
- Git kabirdeki yatan Hürre'nin rızasını al, seni
affedeyim ve dereceni en yüksek peygamberler seviyesine çıkartayım dedi. Davud
(Aleyhis-selam) Hürre'nin kabrine gitti.
- Sen öldün aileni ben alacağım razı mısın? dedi.
Hürre:
- Razıyım dedi. Allahu Teala:
- Ya Davud! Doğrusunu söylemedin, doğruyu konuş dedi.
Davud (Aleyhis-selam) o zaman Hürre'ye:
- Senin karına aşık oldum. Onun için seni harbe
gönderdim, harpte ölsün, karısını ben alayım diye
- Hakkımı kesinlikle helal etmem. Davud
(Aleyhis-selam):
- Hiç mi imkanı yok? Hürre Pehlivan:
- Sen Allahu Teala'ya dua et. Ben burda peygamberlerin
derecelerini gördüm. Bende bizzat peygamber olmak istiyorum. Bana da Allahu
Teala peygamberlik verirse, o zaman hakkımı helâl ederim dedi. Davud
(Aleyhis-selam) hücresine çekildi, ağladı, dua etti. Gözünün yaşından ot bitti.
O ot da büyüyüp çiçek açıp tohum tutunca duası kabul oldu. Yani bir seneden
fazla gözyaşı döküp hücresinden kalkmadan ağladı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1,
Sayfa: 251-252)
Allahu Teala:
- Hürre'ye peygamberlik verdim, git, şimdi
onunla helâllaş dedi. Davud (Aleyhis-selam) Hürre'nin kabrine geldi:
- Bana hakkını helâl ediyor
musun? dedi. Hürre Kumandan:
- Allahu Teala bana peygamberlik
verdi. Hakkım sana yüzbin sefer helal olsun dedi. Davud (Aleyhis-selam) o kadınla gerdeğe
girdi, baktı ki 99 hanımının en çirkini idi. Davud (Aleyhis-selâm)'da o aşk, o sevgi, hiç kalmamıştı. Allahu Teala
Davud (Aleyhis-selam)'un o günahlarını sevaba çevirdi, derecesini yükseltti.
Allahu Teala hem o günahı işletti, hem çok ağlattı hem de günahını sevaba
çevirdi. (Sure-i Furkan, Ayet 70) Dağlar gibi günah, bir anda dağlar gibi
sevaba çevrilince dereceside yükseldi. Yüksek Peygamberler seviyesine çıktı.
Allah yolunda sıkıntı
çekmeyen tam ilerleyemez, belasız Allahu
Teala'ya kavuşulmaz, Allahu Teala sevdiklerine hem hata yaptırır, büyük günah
işletir, Hem de çok ağlatır, çok yalvattırır. O dağlar gibi birikmiş olan
günahını, hem affeder, hem de affetmeden başka onu sevaba çevirir.
İbadetle, taatle çalışanlar bir dereceye kadar ilerler. Allahu Teala bir
engel çıkarır, ordan ilerisi ibtilâsız geçilmez. Bu ibtilâ'yı Allahu Teala
sevdiklerine derecesini artırmak için verir. Bunu da üç şeyle verir:
1- İllet: Hastalık
2- Gıllet: Yokluk
3- Zillet: Halk arasında
horlanmak, zelil olmak bunun üçünden biri ile veya bir kaçı ile kendini uzun
müddet dener, imtihan eder.
Atalarımız:
Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki
Belâsız vuslatı canan olunmaz.
demişlerdir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) buyuruyor:
- İbtilâ (belânın) büyüğü
peygamberleredir, Küçüğü onların yolunda gidenlere, daha küçüğü de onları
temsil edenlere Allahu Teala verir. (Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 239)
Evliyalar iki çeşittir:
1- Anasından evliya olarak
doğanlar, çalışa çalışa büyük zat olur.
2- Anasından müslüman olarak
doğar, küfür yolunu tutar, çok fazla günah işler, ömrünün çoğunu küfürle
geçirir, günahı dağlar gibi birikir, en sonunda tevbe eder. Çok çalışır, çok
ağlar ve günahları sevaba çevrilir, bir anda büyük zat olur. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) bunlardan biridir. Ömrünün çoğunu, Peygamberimize
düşmanlıkla, küfürle, putlara hizmetle, geçirdi. Müslüman olup günahı sevaba
çevrilince kendinden evvel müslüman olanların çoklarını geçip cihar-ı yar'dan
biri oldu.
Şimdi zamanımızın insanları ya
anadan doğma evliya veya küçük yaştan beri ibadetle çalışa-çalışa büyük evliya
olur. Bunları çok iyi benimser, kabul eder.
Ama ömürlerinin çoğunu küfürle
geçirip, küfre hizmet edip, çok büyük günahlar işledikten sonra Allahu Teala'ya
karşı tövbe istiğfar eder. Allahu Teala'nın sevdiği en güzel amelleri işleye
işleye, Allahu Teala'ya sevilir. Allahu Teala günahlarını sevaba çevirir.
(Sure-i Furkan, Ayet 70) Bir anda “Esfele-Safilin” cehennemin en dibini hak
etmişken, o günahları sevaba çevrilince, bir anda en büyük zat olur ve en
yüksek dereceyi alır. Eğer bu peygamberler de olmasa Peygamberler az zamanda
çok büyük dereceyi alamazlardı.
Ebu Bekir Havari Hazretleri, Ebu
Fadl bin Ayaz Hazretleride bunlardandır. Evveliyatı eşkiyalık, hatta eşkiya
başkanlığı yapıp, çok uzun müddet adam öldürüp, kervan soyup, onların mallarını
yediler. Sonradan tövbekar oldular, çalışa çalışa Allahu Teala'ya sevildiler.
Allahu Teala bir anda günahlarını sevaba çevirdi.
Biz şimdi diyoruz ki: Allahu
Teala'nın affı mağfireti boldur. Ama bu ne dereceye kadar boldur, buna ölçü
veremiyoruz. Hem de ölçü veremeyiz. Çünkü Allahu Teala'nın rahmeti daima
gadabından üstündür.
Gerçi kullarda masiyet çoktur
Rahmetin mevlam daha artıktır
Gayrıdan bize hiç meded yoktur
Dertliyiz senden umarız derman.
Kur'an-ı Kerim'de Ayet:
“Her kim haksız yere adam
öldürür, zina ederse, vaad olsun onu esame cehennemine atar, yakarım. Yalnız
tövbe eder Allahu Teala'nın sevdiği en güzel amelleri yapar ise, onun birikmiş
olan günahlarını affetmeden başka sevaba çeviririm,” buyruluyor. (Sure-i
Furkan, ayet 68-70)
Allahu Teala bir peygambere veya
bir evliyaya çok yüksek derece vermeyi murad ettiğinde o kimseye bir hatalı söz
söylettirir veya ters bir iş yaptırır, kendinin sözüne muhalefet ettirir,
sonrada çok dua ettirir, çok yalvarttırır, en sonunda dağlar gibi günahlarını,
tevbe ve istiğfarları sonu affedip, bütün günahlarını ve o yaptığı günahını da sevaba
çevirir. Bir anda ibadet, taatle aşılmayacak yerleri aşar. Allahu Teala
peygamberlere ve evliyalara ibadet, taat ile yetişilemeyecek derecelere
günahlarını sevaba çevirmekle yetiştirmiştir. Biz aciz, noksan olduğumuz için
Allahu Teala'yı bizim gibi düşünmeyeceğiz. Ayet-i Kerime ve hadîs-i şerifler
bunu gösteriyor.
Madem ki Allahu Teala günahı
sevaba çevirmek için en fazla kendine sevilenlere veriyor. Niçin peygamberler
günah işleyip, tövbe edip, günahı sevaba çevrilmesin. Bir günahkara bu müjdeler
varda peygamberlere yok mu? Asıl bu
müjde peygamberleredir. Peygamberler günah işlemezler sözü bu ayetlere terstir.
Allahu Teala'nın ilerde yazacağımız, peygamberlerin günah işledikleri, çok
ağlayıp, çok tevbe edip yalvardıklarına terstir.
Peygamberler günah işlemezler
sözü şu maksatla söylenir ve şöyle açıklanır:
Bir Peygamberin yaptığı hata
gibi görünür, ama biz ona hata diyemeyiz. Allahu Teala ona o hatayı yaptırır.
Kendi peygamber olduğu için yapmış olduğu hatanın günahı çok fazla, çok
ağır, olur. Onu da sevaba çevirirse,
Allah yanında en yüksek dereceyi alır.
Normal bir insan, Allahu Teala'ya çok fazla dua edip, çok fazla ağlayıp
yalvarırsa, yaptığı zinayı, öldürdüğü adamı ve onlardan aldığı günahını sevaba
çeviriyorda bir peygamberin işlediği günahı ondan kat kat daha fazlası ile
sevab yazmaz mı? Allahu Teala bu vaadi ile kulların zanlarının, görüşlerinin
dışında da çok büyük dereceler verir, sebebte: Allahu Teala'nın sözüne asi
gelmesi gibi olur. Aklı yetmeyenler, Peygamberler günah işlemez derler. Onlar
bizim işlediğimiz gibi büyük günah, işlemezler. Onların en ufak günahlarını
Allahu Teala büyük sayar. Bir acemi asker yaptığından az sorumlu olur. Bir usta
er yaptığından çok sorumlu olur. Peygamberler ve evliyalar usta er gibidir. Biz
ise acemi er gibiyiz. Yani acemi er gibi olan bizler çok büyük günah
işlediğimiz halde onu Allahu Teala affedip sevaba çeviriyor. Allahu Teala
Peygamberleri bizden yüzbinlerce defa daha fazla sever. Bizdende çok az
yaptıkları günahlarını, bizim büyük günahlarımızdan daha büyük sayıyor. O da
sevaba çevrilince herkesten yüksek oluyor. Peygamberler günah işlemez demek
Allahu Teala'nın günahı sevaba çevirmesini, bu işin normal insanlara varmış,
peygamberlere yasakmış, anlamında konuşuyorlar. Halbuki en büyük tevbeyi onlar
yapar, onların günahı sevaba çevrilirse en büyük dereceyi alırlar. Ayette bunu
gösteriyor.
Onların günahı misalde, dama
taşında bir taş verip, yerine on taş alma gibidir. Allahu Teala onlara bir
günah yaptırır, hem onu hemde başka yaptığı hatalarının hepsini sevaba çevirir.
Onların günah yapması da bu hatası da bizlere büyük bir derstir.
Kur'an-ı Kerim'de:
Davud (Aleyhis-selam)'a Cebrail,
Mikail (Aleyhis-selam) birisi onun doksandokuz dişi koyunu var, benim bir dişi koyunumu almak istiyor, diye ayıktırdı.
(Sure-i Sad, Ayet 23)
Melaikeler Davud
(Aleyhis-selam)'un yüz koyun, bir koyun misali ile hangi ayıbını söylediler?
Neyi kasd ettiler? Davud (Aleyhis-selam) yaptığına çok pişman olup, hangi
yaptığı günah için ağladı. İşte bunun açıklanması yok. Yazarsan, açıklarsan
160 değnek vurulur diyorlar. Dîn,
Kur'an-ı Kerim aşikardır, herkesin bilmesi lazımdır. Herkes aklının yettiği
kadar açıklamaya çalışır. Sen Kur'an-ı Kerim'i açıkladın, yazdın, diye 160
değnek vurulmaz. İşte bunları dağdaki bir çobanın bile sormaya hakkı vardır.
Günah işlemek, çok büyük bir suçmuş, peygamberlere de suç isnad etmek hatalı
imiş. Onun için peygamberler günah işlemezler. Bazı kitablarda Davud
(Aleyhis-selam)'a böyle bir şey söyleyip, açıklayana, 160 değnek vurulmalıdır
diye yazıyor. Bu ayetlerin manaları niçin açıklanmıyor? Allahu Teala'nın bu
sözü kapalı mı kalsın.
Bizim yazdığımız yanlışsa
gerçeğini doğrusunu kendileri yazsın. Filan zat şöyle demiş, filan zat böyle
demiş, şu kadar değnek vurun demiş gibi sözlerin, hepsi cahilane sözlerdir.
Davud (Aleyhis-selam) yanıldı, günah işledi diyene Hazreti Ali (Radiyallahu
anhu) 160 değnek vururum demiş. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) haşa Kur'an-ı
Kerim'e karşı gelmez. Bu söz Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin sözü değildir
ikincisi her kul sözünde yanılma olabilir, kulun sözüne ilâve yapılabilir,
değiştirilebilir, kulun sözü o an için herhangi bir maksatla söylenebilir.
Kur'an-ı Kerim'de Adem
(Aleyhis-selam) Davud (Aleyhis-selam)'dan çok büyük olduğu halde Allahu
Teala'nın emrine bizzat asi gelip cennetten kovuldu. (Sure-i Araf, Ayet 24)
Davud (Aleyhis-selam) hakkında günah işledi diyene Hazreti Ali 160 kırbaç
vururum diye Hazreti Ali'ye iftira edene veya onu bir zata isnad edip
söylüyorsa, o zata da isnad edene derim ki:
- Hazreti Ali'de, kitabı yazan
zatlarda kuldur, tefsirlerde söyleyenlerde yine kuldur. Ama Adem
(Aleyhis-selam)'ın büyük peygamber olduğunu oda Allahu Teala'nın emrine asi
geldiğini o yüzden cennetten kovulduğunu söyleyen Allahu Teala'dır. Hani
Peygamberler günah işlemezdi, onlarda ismet sıfatı vardı. Davud
(Aleyhis-selam)'a isnad'en söylenilen söz yanlış yazılmıştı. O söz Hazreti
Ali'nin sözü değildir, o büyük zatların sözü değildir diyenler kafir olmaz,
günahkarda olmaz. Çünkü kendi kanaatini söylüyor. Ama Peygamberler günah
işlemez diyen kimse, Allahu Teala'nın bu emrine karşılık yinede günah işlemez
derse, asıl Allahu Teala o kimseye cehennemde zebanilere binlerce kırbaç
vurdurur. Allahu Teala'nın emrine asi konuştuğu için kafir olur. Allahu
Teala'nın sözü, emri, rakib tanımaz. Hani Amentüye imanımız var diyorduk.
Allahu Teala'nın kitabı Kur'an-ı Kerim'e imanımız var diyorduk. Kur'an-ı Kerim
bir bütündür, bir harfini inkâr tümünü inkârdır, inkârı ise kafirliktir,
küfürdür. Buysa Adem (Aleyhis-selam) günah işledi, cennetten kovuldu, Niçin
Peygamberler günah işlemez diye aksi iddia ediliyor.
(Sure-i
Araf, Ayet 24)
“Buyurdu ki: Bazınız bazınıza düşman olarak -yeryüzüne-
ininiz. Sizin için bir yerde bir zamana kadar bir ikametgâh bir temettü
vardır.”
Allahu Teala Adem (Aleyhis-selam)'e,
şu ağaçtan yeme dedi, Adem (Aleyhis-selam) kendine asi geldi ve yedi. (Sure-i
Araf, Ayet 22) günah işledi, cenneten kovuldu. Allahu Teala Adem
(Aleyhis-selam)'i yeryüzüne indirip bir rivayette 30, bir rivayette 100 bir
rivayette 300 sene ağlattı ondan sonra duasını kabul etti. Dünyada tövbe,
istiğfar etti ve günahı affoldu ve sevaba çevrildi. O yüzden en yüksek dereceyi
aldı. Her Peygamberin Allahu Teala'ya karşı yaptığı kabahat ve ettiği dua
zamanı tam tafsilatlı anlatılıyor. Davud (Aleyhis-selam)'un ki niçin
anlatılmıyorda, ört-bas ediliyor?
Allah birdir. (Sure-i İhlas,
Ayet 1-4) sözüne itiraz eden iki tane, üç tane diyen ne kadar mes'ulse Kur'an-ı
Kerim'in herhangi bir ayetinin aksini iddia edende yine o kadar mes'uldür. «O
Allah birdir» ayeti ile «Şu ağaçtan yeme dedim yedi» (Sure-i Araf, Ayet 21)
ayetlerinin ikiside aynıdır. Böyle yapmakla Adem (Aleyhis-selam) günah işlemiş
olmuyor mu? Ama Allahu Teala'nın affı, gadabından daima üstündür. Onun için
sonunda affoldu ve günahı sevaba çevrildi. Günahı sevaba çevrilince en yüksek
dereceyi aldı.
(Sure-i Enbiya, Ayet 87)
“Ve Zünnûn'u da [Yunus (Aleyhis-selam)'u yad et] o vakit
ki: Gazebnak (öfkeli) olarak
gitmişti. Bizim kendisini muaheze etmiyeceğimizi zannetmişti. Derken zulmetler
içinde (kalıp) niyazda bulundu ki: (Ya Rabbi!) Senden başka ilah yoktur, seni
tenzih ederim şüphe yok ki ben zalimlerden oldum.”
Yunus (Aleyhis-selam)'a Allahu
Teala:
- Ben o kavme belâ vereceğim.
Sen onların içinden git, felan zaman gel, o şehri gez-gör dedi. Yunus (Aleyhis-selam)
içlerinden gitti, belâ geldi. O kavmin padişahı; Allahu Teala'ya karşı
insan-hayvan yavruları ne varsa ovaya toplayıp bağırttılar.
Padişahları:
- Bilsem sana Yunus'un ettiği
dua gibi dua edeceğim. Ancak bu insanları, hayvanları sana karşı bağırtmayı
biliyorum ve yapıyorum. Bunu sen Yunus'un ettiği dua gibi kabul et. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 269-273;
Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 195)
Yunus'u ilk bulduğum an hem iman
edeceğim, hem de kavmimi iman ettireceğim dedi. Gelen belâ kalktı. (Sure-i Saffat, ayet 148) Yunus (Aleyhis-selam) o
şehre geldi, belâ eseri görmedi. Herkes işinde gücünde idi. Yunus'u bulup, iman
etmek için, arıyorlardı. Yunus (Aleyhis-selam) beni yuhalarlar diye şehre
girmeden geri döndü. Bir gemiye binmişti. Gemiyi bir balık göndermiyordu. Yem
atalım dediler. Kura çekelim kime çıkarsa, onu denize yem olarak atalım,
dediler. Gemide kura çektiler.
Cebrail (Aleyhis-selam) Yunus (Aleyhis-selam)'a:
- Kavmin iman etmek için seni arıyor, sen onlardan
kaçıyorsun. Allah'ın emrine niçin asi geldin? ceza olarak balığa yem sen
atılacaksın dedi.
İşte Allah'ın emrine asi geldi, ceza olarak Allahu
Teala balığa yem olarak attırdı. Yunus (aleyhis-selam) altı ay balığın karnında
“La ilahe illa ente sübhaneke inni künte minez-zalimin” (Sure-i Enbiya, Ayet
87; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 3552) Ya Rabbi ben zalimlerden oldum beni affet
diye dua etti. İşte Yunus (Aleyhis-selam)'da Allahu Teala'ya karşı geldi, git
dediği yere gitmedi. Balığa yem oldu. Bu dua ile altı ay yalvardı. Sonunda
balığın karnından çıktı.
Balığın karnından çıkınca yine çok yalvardı. Allahu
Teala bana karşı o duayı yapmasa idi (mahşer günü) dirileceği güne kadar
balığın karnından kendini çıkartmazdım. (Sure-i Saffat, Ayet 143-144) Yani
balıkta kendi de kıyamete kadar yaşar, kıyamete kadar yalvarttırırdım. Ama bu
yalvarması Allahu Teala'nın hoşuna gittiği için, altı ay sonra kendisini
balığın ağzından kuruya çıkarttı. (Sure-i Saffat, Ayet 145)
İşte Yunus (aleyhis-selam)'a hem emrediyor, hem
emrine asi getiriyor, hem de çok yalvarttırıyor.
Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) çok çirkin bir kız
gördü:
Ya Rabbi bu kadar çirkin olduğu halde bunu kim alır
dedi. Bu söz Allahu Teala'nın ağırına gitti ve elinden yüzüğü aldırdı. Yedi
sene sığır çobanlığı yaptı. (Mir'at-ı
Kainat, Cild 1, Sayfa: 262)
Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) tuvalete giderken
yüzüğünü karısına verirdi. Bir cin karısının suretine girdi ve yüzüğü aldı.
Denizde giderken cinniler birbirinin elinden o yüzüğü almak için çekiştirirken
yüzüğü denize düşürdüler, bir balık
yuttu. Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) yüzük elinden gidince halk
başından dağıldı. Kendisi sığır çobanlığı yapmak için bir köye geldi. Sultan
Süleyman (Aleyhis-selam)'ı sığır çobanı tuttular. Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam), o çirkin kızı almak için çok yalvardı, kız ben sığır çobanına
varmam dedi. Hasılı en sonunda yalvara yalvara kızı aldı. Allahu Teala'ya bu
kadar çirkin kızı kim alır, diye ağır konuşmuştu. Kızın adı Sultan idi. Kendi
kendine Sultan Süleyman'ındır, yani onu alacak ben imişim, dedi. Bu sultana
balıkçılar her gün bir balık verirlerdi. Bir gün verdikleri balığın karnından
yüzük çıktı. (Gunyetü't-Talibin, Sayfa: 376) Sultan Süleyman (Aleyhis-selam)
yüzüğü parmağına taktı, bütün mahlukat emrine girdi. Sultan Süleyman
(Aleyhis-selam) ömrü padişahlıkla geçtiği halde Allahu Teala kendisine ibtilâ
verip derecesini yükseltmek için yüzüğü elinden gitti. Yedi sene sığır
çobanlığı yaptı, çok seneler karısı yoktu. Sırtı, başı kirlendi, yoksulluk,
fakirlik içinde ekmek toplayarak çobanlık yaptı. Yine de ömrünü padişahlıkla
geçirdiğinden, diğer peygamberlerden 500 sene sonra cennete girecektir.
Nuh (Aleyhis-selam) gemisine binmeyen oğlunu suda
boğulurken gördü. Çocuk:
- Baba beni kurtar diye bağırıyordu. Nuh
(Aleyhis-selam) Allahu Teala'ya:
- Ya Rabbi! Sen benim ayalimi suya gark etmekten
kurtaracağına söz vermiştin, oğlum benim ayalimdir . Senin va'din elbette
haktır. (Sure-i Hud, Ayet 45) dedi. Allahu Teala:
- Senin gemine kim bindi , sana
kim inandı ise senin ayalin odur. Ben seni aklı selime çekiyorum. O halde
hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Ben
Nuh (Aleyhis-selam) buna göre yanılmış olmuyur mu?
Kur'an-ı Kerim'in bu ayeti, Davud (Aleyhis-selam)
konusu burası kapalı kaldı, biz sustuk. Bunu bir kafir bir dînsiz, bize soru
olarak sordu ve bunu açıklarsanız müslüman olacağız dediğini farz edelim. Yeni
çıkan tefsirlerden hiç bir tefsirde de açıklama yok. Günah işlediği suç, bire
karşı 99 haksızlık yaptığı söyleniyor. Suçunun söylenmesi yasak; Çünkü şu şu şu
zatlar söyleme demiş, ama Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de Peygamberlerin günah
işlediklerini, günah işleyenlerin hakkı ile tevbe ederse, günahlarını sevaba
çevrileceğini ayetlerle söylüyor. Emri bil maruf, nehyi anil münker: Dinimizde en büyük
görevdir. Manası Allahu Teala'nın emrettiği gibi emretmek, söylediği gibi
söylemek, yasakladığı gibi yasaklamak. Bunlar kapalı kalırsa, emri bil
maruf nehyi anil münker nerde kalıyor?
Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de peygamberlerin başından geçenleri, yanılıp günah
işleyip, tövbe ettiklerini, defalarca söylesin, emr-i bil maruf, nehyi anil
münker yapıyorum, diyen müslüman kardeşim peygamberler günah işlemez desin.
Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'in de işler diyor.
Sende Allah'ın emrettiği gibi emredip yasakladığı gibi yasaklıyorum,
diyordun. İşte aksini yaptın?
Biz Allahu Teala'nın en büyük
günahları çok çalışıp, çok yalvarma ile, çok ağlama ile, sevaba çevireceğini ve
en büyük derece kazanılacağını bu en büyük dereceyi de, peygamberler bela
çekerek kazanacağını niçin söylemiyoruz. İşte Allahu Teala peygamberlere günah
işletiyor, çok ağlatıyor, bütün günahlarının hepsini sevaba çevirip, en yüksek
dereceyi veriyor.. Davud (Aleyhis-selam)'un hakkında eski tefsir kitaplarında
yazılan şimdiki yeni alimlerin itiraz ettikleri
şeyler şudur:
Esas hakikisi de eski tefsir
kitaplarında yazılanlardır. Yeni tefsirlerin pek azı bu gibi itirazları
Kur'an-ı Kerim'e terstir. Kur'an-ı Kerim peygamberlerin günah
işleyebileceklerini yazıyor. Evvelki Davud (Aleyhis-selam) hakkındaki tefsirlerle
Kur'an-ı Kerim'de ki peygamberlerin günah işleyebilecekleri ayetler aynen
birbirini tutmaktadır. Şimdiki bir çok yazarlara göre peygamberler, günah
işlemez. Kur'an-ı Kerim'e göre ve içinde yazdıklarımız ayetlere göre günah
işlerler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye şöyle buyurmuştur:
- Ya Ali! Allahu Teala bir kulunu severse o kulun duasını
geciktirir. Melekler:
- Ya Rabbi! Bu mü'min kulunun duasını kabul buyur derler.
Allahu Teala:
- Benim o kulumu bırakın, siz ona benden çok mu
acıyorsunuz? Ben onun dua ve tazarru etmesini seviyorum, ben alim ve habirim
buyurur. (Dört Büyük Halife Kitabı, 40. Menkıbe, Sayfa: 297)
Hadis-i Şerif:
« Ebu Hüreyre'nin bir rivayeti şöyledir: Resulullah
(Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:
- Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer
siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; günah işleyen arkadan
da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.» (Kütüb-i Sitte,
Cild 11, Hadîs No: 4142; Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadîs No: 9 (2748) 11 (2749),
Sayfa: 240)
İşte bu hadîs-i şerifleri iyi düşünmek lâzım. Allahu
Teala suç işleyip, Allahu Teala'ya yalvarıp, ağlıya ağlıya günahını
affettirmeyi, her amelden üstün sayıyor. Eğer bu olmazsa sizi dünyadan helak
eder, yeni bir kavim getiririm, buyuruyor. Sense sofuluk yapıp peygamberler
günah işlemez, diyorsun. Eğer peygamberlerde günah işlemezse, günah işleyecek
peygamber, tevbe edecek peygamber, günahını affettirecek peygamber, getirir.
Aksi takdirde dünyayı helak eder. İşte peygamberler günah işlemez sözü, ne
kadar yanlış. Cahiller mi dünyayı helak etmekten kurtarıyor, peygamberler mi?
Bu da günah işleyip tövbe etmeye bağlı. Sadece cahiller günah işleyip tövbe
etse, dünyanın batmamasına cahiller sebeb olmuş olur. Oysa ki dünyanın
batmamasına peygamberler sebeb olur. Onun için günah işleyip tövbe
“.........Ebu
Eyyûb (Radiyallahu anhu) kendisine ölüm yaklaştığı zaman şöyle demiştir:
Ben
Resulullah'dan işitmiş olduğum bir şeyi sizden gizlemişdim: Ben Resulullah'dan
işitdim. O şöyle buyuruyordu:
-
Şayet sizler günah işler kimseler olmasaydınız, Allah muhakkak günah işler, bir
halk yaratır, onlara mağfiret eylerdi.» [Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 9
(2748)]
Çok sevdiğin bir çocukla teselli olur, onu seversin.
O da vurur kırar, bağırır, çağırır. Çocuk bunu yaptıkça babasının hoşuna gider.
Sükut eden çocuğu o kadar sevmez. Allahu Teala'da günah işleyip tövbe edeni
sever.
Allahu Teala yeryüzünde hiç günah işleyen olmazsa, o
kavmi yeryüzünden kaldırır, günah işleyip, tövbekar olup, Allahu Teala'ya çok
fazla, çok uzun müddet yalvaran ve günahını affettiren, yeni bir kavim
getiririm, buyuruyor. Buna göre en büyük sevab günah işlemiş, onuda affettirmek
için çok ağlamış, çok dualar yapmış, çok uzun müddet ibtila, bela çekmiş ve
günahını sevaba çevirmiştir.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in aynı
şekilde bir anda derecesinin yükselmesi bu Peygamberlerin hepsinden üstün
olması lazımdı. Allahu Teala onun için Kur'an-ı Kerim'de on yerde peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e hatalı, iş, söz veya hareket gibi şeyler
yaptırdı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in ağzından onların hatalı
olduklarını söyletti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ikna olmadı.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in doğruluğuna kendinin yanıldığına ayrı ayrı
zamanlarda ayetler indi. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bunda
da bütün peygamberlerden ve ümmetlerden üstün olması lazımdı. Üstün olması
yaptığı hatadan dolayıdır. (Sure-i Nur, Ayet 16; Sure-i Bakara, Ayet 125;
Sure-i Ahzab, Ayet 59; Sure-i Tahrim, Ayet 1, 5; Sure-i Tevbe, Ayet 84; Sure-i
Nisa, Ayet 43; Sure-i Bakara, Ayet 219; Sure-i Maide, Ayet 90-91; Sure-Nisa,
Ayet 65; Sure-i Bakara, Ayet 98 muvafakati;
Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 261, Sayfa: 352; Sure-i Enfal,
Ayet 67-68 (Bu konu ikinci bölüm sayfa: 298 'de geniş olarak açıklanmaktadır
oradan okuyunuz.) O peygamberlerin günah işleyip günahı sevaba çevrildiğinin on
katını Allahu Teala kendine yaptırdı ve o peygamberlerin derecesinin
yükselmesinin on misli fazla Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
derecesini yükseltti. Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
günah işletip, yanlış söyletip, Hazreti Ömer'in ağzı ile doğru söyletip,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i tövbe istiğfar ettirip yalvarttığı
ayetler çoktur, yukarda yazdık. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e
yanlış söyleten yanlış hareket yaptıran Allah, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'i çok yalvarttırıp, günahını sevaba çevirttiren Allah, hakkında ayet
indirende yine Allahu Teâlâ'dır.
Yine Allahu Teala'nın Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e tekdir ettiği ayetlerde vardır. Bunlardan birisi de şudur:
Mekke'nin beyleri, fakirleri yanından kov, seninle
konuşacağız diye, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e haber verdiler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) onları dışarı çıkarınca, Allahu
Teala onları yanından kovma, onlar Rabbilerinin cemaline mürid olmuşlardır diye
ayet geldi ve Allahu Teala Peygamberimizin bu yaptığı hareketin yanlış, ters
olduğunu söylüyor. İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yanılıyor. (Sure-i En'am,
Ayet 52, Sure-i Kehf, Ayet 28))
Allahu Teala, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e günah olacak şeyi yaptırmazdan evvel, ashabının ve kendinin ilerde
yapacağı günahlarını da affetti. Şöyle ki:
Bedir cenginde bulunanların gelmiş ve gelecek
günahlarını Allahu Teala affetti. (Kütüb-i Sitte, Cild 12, Sayfa: 247; Altı
Parmak, Sayfa: 527) Yani sonradan yapacakları günahlarınıda affetti.
Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in ve sahabilerin gelmiş ve gelecek günahlarını affediyor. Günahı
affetirmek için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) yalvarmıyor mu?
Bir gün leyle-i kadir gecesinde Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) secedeye kapanmıştı. Hazreti Aişe validemiz:
- Ya Resulullah! Senin Allahu Teala gelmiş-gelecek
günahlarını affetti. Niçin gece kalkıp namaz kılıp, sabahlara kadar ibadet
ediyorsun? diye sordu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Ya Aişe! Rabbım bana bu kadar büyük nimetleri
vermiş. Ben
Rabbime karşı şükreder, bir kul olmayayım mı? (Sahih-i
Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 4, Hadis No: 580; Sünen-i ibn-i Mace, Cild 4, Hadis
No: 1419-1420); Sünen-i Tirmizi, Cild 1, Hadis No: 408)
Peygamberler ve büyük zatlar Allahu Teala'nın verdiği
büyük bir nimet ve başındaki belânın kalkmasında Allahu Teala'ya şükreder.
Sultan Süleyman (Aleyhis-selam) Belkıs'ın köşkünü Yemen'den Kuduse ümmetinden
bir zat bir saniye içinde getirince oda sevincinden hemen secdeye kapandı.
«Gale haza min fadlı Rabbi» Bu benim Rabbımın büyük bir fadlıdır. « En eşkürü
en ekfür» Şükür mü edeyim küfür mü edeyim? diye beni sınamak için veriyor.
(Sure-i Neml, Ayet 40) Ya Rabbi!
Allahu Teala Bedir Cenginde bulunanların gelmiş ve
gelecek günahlarını affetmesi olmasa idi, aldığınız fidyeden dolayı büyük azab
görürdünüz (Altı Parmak, Sayfa: 524) Yalnız Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'in değil Bedir cenginde bulunanların hepsine bu müjde vardır. İşte
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) fidye almakla yanılıyor. Allahu
Teala ben sizi evvelden affettim. Eğer evvelden affetmese idim, aldığınız
fidyeden dolayı size azab çektirirdim, buyuruyor. Hani peygamberler yanılmazdı?
Düşmandan esir alınmaz, öldürmek lazım dememek için bu ayet geliyor.
(Sure-i
Enfal, Ayet 67-68)
“Hiç
bir Peygamber için yerde tamamen kuvvetlenmedikçe esirler edinmesi muvafık
değildir. Siz dünya menfaatini isterseniz Allahu Teala size ahireti irade
buyurur. Ve Allahu Teala azizdir, hakimdir.
Eğer
Allahu Teala'dan bir yazı geçmiş olmasa idi. Düşmandan almış olduğunuz fidye,
para, almanızdan dolayı size elbette pek büyük bir azab dokunurdu.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'de içinde
dahil olmak üzere bütün Peygamberler beşerdir, yanılandır. Peygamberlerin
yanılması bizim yanılmamız gibi değildir. Onların yanılmasının sonunda
kendileri tevbe, istiğfar ederler, günahları affolur ve günahları sevaba
çevrilir. Bunlarda bizim için ölünceye kadar ibret vardır.
Mevlid-i Şerif'te:
Şöyle kim bir köşede hayrul beşer
Annesi anda neler gördü neler.
diye yazar.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem) hakkında bir köşede beşerin en hayırlısı doğmuş yatıyordu. Annesi
onda neler neler gördü. Beşer yanılan
demektir.
Eğer bir peygamber hiç
yanılmazsa hiç sevabı olmaz. Melaikelerin ibadet yapıp sevabı olmadığı gibi,
günah işlemediği için peygamberlerin ibadetininde sevabı olmaması lazım ki bu
çok yanlıştır. Kaldı ki Allahu Teala günah yapacağını, yaptığı günahı çok tevbe
istiğfar, çok dua, çok yalvarmakla, kendinin sevaba çevireceğini söylüyor. Çok
zengin bir adam, çok sevdiği bir fakir ile hesaba oturur. Onu çok sevindirmek
için ilk defa onu borçlandırır, şundan şundan dolayı şu kadar borcun var,
bundan bundan dolayıda şu kadar borcun var, der. Adamın çok canı sıkılır,
sevdiği zengin dostu içinden güler, hesab bitince:
- Bana karşı borcun ne kadardı?
- On milyar lira onu almıyorum. Al tekrar
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor
ki:
-