Bismillahirrahmanirrahiym

 

HAZRETİ ÖMER (Radiyallahu anhu)

 

 “Ben Ömer'i öyle gördüm ki, girdiği sokağın başında şeytan duramaz. Şeytan O'ndan kaçar.” (Râmûz-ul Ehadîs, Hadîs No: 4670; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 671; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 22 (2396); Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadîs No: 3936)

 

Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'e bir gün  şeytan gaflet uykusu verir, sabah namazına kaldırmaz, güneş doğduktan sonra namazı kılar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) o gün sabah namazını vaktinde kılamadığına müteessir olur ve akşama kadar tevbe istiğfar eder, ibadet, taat eder, yalvarır, niyazda bulunur. Yatsı namazını kıldıktan  sonra yatar, sabah namazına kendisini bir ses uyandırır. Bu sesin şeytandan olduğunu, Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Faruk (fark-eden) olduğu için derhal farkına varır. Uyanır namazı kılar ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına gelir, hâdiseyi olduğu gibi anlatır.

- Ya Resûlullah! Şeytan insanı namaza kaldırır mı? Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurur:

- Seni birinci gün sabah namazına uyandırmayan şeytan, ikinci gün sabah namazına erkenden uyandıran da şeytandır. Birinci gün, sen sabah namazına kalkamadım diye çok müteessir oldun. Akşama kadar ibadet, taat, dua, zikir ve tesbihe devam ettin. Bu Allah'u Teâlâ'nın hoşuna gitti. Sabah namazına kalkıp namazı kıldığının on misli sana sevap yazdı. İblîs bundan korktu. “Bu günde sabah namazına kalkamazsa, yine akşama kadar çalışır, on misli sevap alır” diye seni ikinci gün sabah namazına erkenden uyandırdı.

Bunda bizim için alacaklar var. Hem Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in girdiği sokağın başında şeytan duramayıp kaçıyor, onun olduğu cemaate yakın olamıyor, hem de ibadetini yapmasına, namazına engel olup karışıyor.

 

* * *

 

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in zehir içmesi ve zehirlenmemesi en son vefatında da zehirli hançerle vurulup o zehirle ölmesi, buna itiraz edenlere:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in zehir içip ölmemesi kâfirleri müslüman etmek içindi. Konstantin'den gelen seyyar hastanenin ekipleri komple müslüman oldular. O an Allah'u Teâlâ'nın kendisine tecelli ettiği zaman idi. Onun için Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e o zehir tesir etmedi. Şöyle ki:

Konstantin kralı müslümanlarla Dostluk kurmak istiyordu. (şimdiki deyimle) Kızılhaç teşkilatını Medine'ye gönderdi:

- Gidin onların hastalarını tedavi edin. Bunlar Medine'de ne kadar kaldılarsa yanlarına hasta gelmedi. En son bunların doktoru Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in yanına gelip:

- Sizden hasta olan mı yok, doktoru mu bilmiyorsunuz? Hiç hasta gelmiyor. Biz boşuna bekliyoruz dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Biz Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın sünneti ile amel ederiz. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın sünneti tam yapıldığı bir memlekette ölüm hastalığından başka hastalık olmaz. Biri hasta olsa diğeri okur, onu iyi eder. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'de ki şifa sizin ilaçlarınızdaki şifadan fazladır, deyince doktor:

- Öyleyse biz Konstantin'e dönelim. İlaçları size teslim edelim, der. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) her ilacın ismini ve ne hastalığa kullanıldığını şişenin üzerine Arapça yazılı olduğu halde teslim almaya başlıyor. Doktorun elinde bir şişe vardı. Çok itinalı şekilde bezlere sarılmış. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Bu nedir? doktor:

- Zehirdir. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Neye yarar? Doktor:

- Çok ızdırap çeken ve iyi olmayacak hastalara kuduranlara (kuduz olanlara) bir damla içirirsen anında ölür, bir de düşmanın olursa ona içirirsin. der. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Benim bir düşmanım var, baş edemiyorum. Ona hiç bir şey tesir etmiyor. Bu ona tesir eder mi? Doktor:

- Bir damlasını içirebilirsen kâfi gelir. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Zehir şişesinin kapağını aç der. Doktor telaşlı bir şekilde zehirin kapağını açar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Benim nefsimden daha büyük düşmanım yok, deyip hepsini birden içer. Doktor şimdi ölür, kusar belki bana da zehir bulaşır (gelir) diye telaşla dışarı kaçar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e hiç bir şey olmadığını gören doktor, tekrar yanına gelir:

- Bu zehir neden sana tesir etmedi? der. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Sizin ilaçlarınız böyle ise hiç bir tesiri yoktur, der. Doktor ve bütün zevatın hepsi de şehadet getirip müslüman olurlar. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e o an Allah'u Teâlâ'nın tecelli etmesidir. O kâfirlerin müslüman olabilmesi için Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in büyük kerâmetidir.

 Ölümünde zehirli hançerle vurulup öldürülmesine gelince: O da; Allah'u Teâlâ kendisine şehitlik nasip edecekti. O hançerle vurmada sebep oldu. Onun için Allah'u Teâlâ kendisine tesir ettirdi. Allah'u Teâlâ'nın tecelli ettiği zaman kulda harikulâde hal'lar olur. İmkânsız olan şeyleri yapar. O tecelli olmazsa o da bizim gibi bir adamdır, harikulâde hal'lar görülmez.

 

* * *

 

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), bir gün deve üzerinde giderken elindeki kamçı düşmüştü. Düşen kamçıyı yanında bulunan köleden yani hizmetçisinden istemedi, deveden aşağı indi, kamçıyı aldı, tekrar deveye bindi. Köle:

- Niçin benden istemedin? Deveden indin, deyince Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Dilim istemeye alışmasın diye indim, dedi. Bunda bizim için alacak hisse var. Herhangi bir şeyi bahane edip veya doğrudan istemek, ne kadar mahzurlu imiş.

Gün kesip, falan zaman veririm, diye ödünç para almak öyle değil, caizdir.

 

 

Hazret-i  Ömer devrinde öncelikler:

 

Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 678-679'dan alınan yazı aşağıdadır.

1- Halife olunca, bir zaman halk kendisine halife-i Resûlullah, ya'ni Resûlullah'ın halifesi dediler. Bu söz uzun olduğundan bırakılıp, Emîr-ül mü'minîn dendi. Dünyada bu sıfatla anılan ilk insan Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'dir.

2- İslâm dîninde ilk def'a yıl hesabınca târih koyup, mektûba ve diğer şeylere târih yazan, Hazret-i Ömer'dir. Hazret-i Ali ile meşveret edip, (kendi) hilafetinin üçüncü yılında Resûlullah'ın hicretinin başlangıcını târih koyup, hicretin onaltıncı yılından yazmaya başladılar.

3- Fütûhatın çokluğu sebebiyle, etraftan müslümanlar için çok mal toplanmaya başladıkta, beyt'ül-mâlı (maliye hazinesi) ilk te'sis eden Hazret-i Ömer'dir.

4- Ramazan'da teravih namazını Resûlullah cemaatle bir def'a kılıp, farz olmasın diye ümmete şefkatinin çokluğundan bir daha cemaatle kılmadı. Herkes evinde yalnız kılardı. Her gece mescidde cemaatle kılmayı ilk adet eden Hazret-i Ömer'dir. Hatta Hazret-i Ali, Ramazan'ın gecelerinde kandili çok mescidlere uğradıkta: “Mescidlerimizi aydınlattığı gibi, Allah'u Teâlâ'da, Ömer'in kabrini nûrlandırsın“ demiştir.

5- Her gece şehir içinde halkın hallerini yoklamak için, gizlice yalnız başına gezip, kapı, pencere ve bacalara kulak verip, şeriate uygunsuz iş işleyen var mı, yahud gayr-i meşrû söz söyleniyor mu, kendinden şikâyet ediyorlar mı, aç, muhtaç, hasta, mazlûm kısmından kimse var mı? diye dinler, ona göre hareket ederdi. Bunu ilk yapan Hazret-i Ömer'dir. Sonra gelen halife ve melikler, bu adâlet yolundan gidebilmek için, gece gezmeye başka adam ta'yin edip, ismini ases, ya'ni gece bekçisi koydular.

6- Hiciv edene cezâ vermeyi ilk def'a Hazret-i Ömer yaptı.

Hiciv: Biriyle şiir yoluyla alay etme, şiir yoluyla birini gülünç hale koyma, yerme.

7- Şarap içmenin haddinde Sahâbe ihtilaf edip, seksen deynek olarak [Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)] ta'yin etti.

8- Mut'a nikahının haram olduğunu ilk defa Hazret-i Ömer beyan etti. (Sünen'ün Neseî, Cild 5-6, Hadîs No: 3349; Kütüb-i Sitte, Cild 17, Hadîs No: 6604)

9- Ümm-ü veledin satışını ilk def'a [Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)] yasakladı.

Ümmü Veled: Çocuk anası bulunan satılmaz cariye.

10- Cenaze namazı tekbirlerinde, muayyen aded yok iken, dört tekbire halkı toplayan Hazreti Ömer'dir.

11- İlk defa divan kuran Hazreti Ömer'dir. Hicretin onbeşinde, bütün Sahâbe ve diğerlerine, mertebelerine göre Beyt-ül maldan senelik maaş tayin edip, isimlerini deftere yazıp, zabt eden, İslam'da ilk Hazret-i Ömer olmuştur. Evvela Hazret-i Abbas'a, Resûlullah'ın amcasıdır diye yirmi beşbin akçe, Resulullah'ın diğer akrabalarına, yakınlıklarına göre, maaş ta'yin etti. Sahabe'den Bedir'de bulunların her birine beşerbin ve onlardan sonrakilere ve Biat-ı Rıdvan'da bulunanlara dörderbin, onlardan sonrakilere üçerbin, İran ve Şam muharebelerinde bulunan avâm'ı müslimîne ikişerbin, onlardan sonrakilere bin, daha sonrakilere beşyüz, daha sonrakilere üçyüz, sonrakilere ikiyüzelli akçe ta'yin eyledi.

12- Mısır denizinden ilk defa Medine'ye zahire getiren yine Hazret-i Ömer'dir.

13- Feraiz ilmindeki avl mes'elesi onundur.

14- Sürüyle gezen atlardan ilk zekat alan Hazreti Ömer'dir.

15- Bir kimseye “Allah'u Teâlâ sana uzun ömür versin, Allah seni kuvvetlendirsin” demeği ilk söyleyen Hazret-i Ömer olup, Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'ye demiştir.

16- Ülkeleri feth edip, Arabistan Irak'ının toprağını ölçtüren Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'dir.

17- İnsanları te'dib için (terbiye) kamçı taşıyan ilk Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'dir.

 

Tüleyha'ya Turasıyla vuran odur.

18- Şehirlerde Hâkimlerden (Vâlilerden) ayrı olarak kadı (Hakim) ta'yin eden Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu)'dir.

19- Basra, Kûfe, Cezire, Şam, Mısır, Musul şehirlerini ilk binâ eden (ilk İslâm şehri hâline sokan) Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'dir.

20- Mekke ile Medine arasında bir binâ yaptırıp, yolda azığı tükenen yolcular için, içine un, hurma, kuru üzüm ve bazı yiyecekler koydurmuştu. İsmi “Un evi” konmuş idi.

21- Medine'de müslümanlar çoğalınca, hicretin onyedisinde Resûlullah'ın mescidini genişletmek için, etrafındaki bazı evleri satın alıp, ilâve etmek isteyince, sâhibleri râzı olmadıklarından, şeriate uygun olarak cebren alıp, kıymetlerini beytül mal'dan verdi. Binayı yaptıktan sonra mescidin içine çakıl taşı döşettirdi.

22- Hicâz bölgesinden bütün Yahudileri Şam diyarına, nasaradan (hıristiyan) olan Necranlıları Kûfe şehrine sürgün etti.

23- Önceden Kâbe'nin Mescid-i haremi saran duvarı olmayıp, etrafında sık evler olup, aralarından yol geçerdi. Hazret-i Ömer'in hilafetinde mü'minler çoğaldı. Haremin etrafındaki evleri satın alıp yıktı, haremi genişletti. Etrafını sarmak için insan boyundan alçak duvar yaptırdı. Kandiller bu duvarda asılıp yanardı.” (Mir'at-ı Kâinât, Cild 1, Sayfa: 678-679'dan alınan yazı burada sona erdi.)

 

 

 

KONULAR                            SONRAKİ KONU