HAZRETİ ALİ  (Radiyallahu anhu)

 

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu anlattı:

"Hayber halkı ile savaşmak için artık öyle bir adam göndereceğim (ona müslümanların sancağını vereceğim) ki O, Allah'ı ve Resülünü sever, Allah ve Resülü de onu sever. O, geri çekilecek adam da değildir." Bu emir üzerine orada bulunan Sahabiler artık bu övülen zâtın kim olduğunu merak ve umutla düşünüp beklemeye başladılar. Daha sonra Resûlullah (Sallallahu aleyhi vessellem) müslümanların sancağını vermek üzere Ali (Radiyallahu anhu)'ye haber gönderip huzura çağırttı ve Sancağı ona verdi.” (Sünen-i İbn-i Mace, Cild 1, Hadîs No: 117, Sayfa: 200; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701)

 

Hazreti Ali ömründe hiç bir savaşta geri çekilip kaçmamıştır. Düşman ne kadar çok olsa da kaçan hiç bir düşmanı kovalamamıştır. Eba Müslim'de aynıdır. Hazreti Halid (Radiyallahu anhu) ile Seyid-i Battal Gazi Hazretleri kaçan düşmanı kovalar aman vermezlerdi.

Hadîs-i Şerif:

«Hızlı yürümeyin, koşmayın, koşmak verâ'yı öldürür.» (Ramûzu'l-Ehâdis, Hadîs No: 2564 benzeri)

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) ve Eba Müslim bu verâ'ya harb sahasında da riayet ederlerdi. Diğerleri harb sahasında bu Hadîs-i Şerif'e riayet etmezler. Düşmanı kovalarlardı. Vel Adiyat suresi Mekke'ye atları koşturarak harb ile giden ashaba söylüyor.

Hazreti Ali Düldül'e binerdi. Düldül katırdır, katır koşmaz. Ama Allahu Teâlâ ona keramet vermişti. Her gün bir aylık yol giderdi. Buna itiraz edeceklere yani hayvanda keramet olur mu? Hayvanda o gibi şeyler olur mu? diyenlere derim ki:

- On hayvan cennete girecek. Bunların içinde murdar, pis hayvanlarda var.

Bunlar:

Salih (Aleyhis-selâm)'ın devesi,

İbrahim (Aleyhis-selâm)'in buzağısı,

İsmail (Aleyhis-selâm)'ın koçu,

Musa (Aleyhis-selâm)'ın öküzü

(Bu bir ölünün katilini bulmak için boğazlanıp etleri ölünün vücuduna değdirilen hayvandır)

Yunus (Aleyhis-selâm)'un balığı,

Uzeyir (Aleyhis-selâm)'in merkebi,

 Süleyman (Aleyhis-selâm)'ın karıncası,

Belkıs'ın Hüdhüdü,

Ashab-ı Kehf'in kelbi ve

Resûl-ü ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in devesidir. (Ashab-ı Kehf'in kelbi, koç suretinde cennete girecektir.) (Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 565)

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yolunu 600 sene mağarada bekleyen yılan, Ashab-ı Kehf'in köpeği ( Sure-i Kehf, Ayet 18) bunlarda o peygambere hizmet ettiği için cennete giriyor. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin düldül'üne ilk defa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bindiği için o da keramete ermişti. O hayvanların her birinin kerameti ayrı, Düldül'ün kerameti ayrıdır.

1952-1954 yılları arasındaydı. Bizim gazlı Alişarmus traktörümüz vardı. O zamanda motor (vasıta) olmadığından mevlitli düğünlere, cami yapımına, hayır işlere devamlı olarak sayılamayacak kadar bu motor giderdi. Bir adam benim yanımda babama sordu:

- Bu traktör devamlı hayır işlerine gidiyor. Muhtaç olup gelen ve senden motor isteyen hiç kimseyi geri çevirmiyorsun? on hayvan cennete girdiğine göre bana kalırsa bu motorda cennete girer, dedi. Bu hususta sen ne dersin? diye Bilâl babama sordu. Bilâl Babam buyurdu ki:

- Cennete girecek on hayvan vardır ve kitaplarda yazılmıştır. Ondan başkası girmez. Ama Allahu Teâlâ kullara göstermek, anlatmak için bunu ve bunun gibilerin yaptıklarını bir an için kullara gösterir. Öbürleri gibi fiilen görmez. Şimdiki deyimle aylık, senelik televizyon proğramında bir ay içinde ne almışsa hepsini televizyonda özet olarak gösterdiği gibi çok aşırı hayra vesile olan bu gibi şeyleri Allahu Teâlâ öyle gösterir.

 

* * *

 

“Uhud cengi esnasında atılan bir ok İmam Ali (Radiyallâhu Anhu)'nin ayağına isabet eder. Çıkarmak için çok uğraştıkları halde yaranın verdiği fiziki ızdırap buna mani olur. Bunun üzerine kendileri Eshâba dönerek:

- Ben namaza durayım siz de oku çekiniz, der. Namaza durup ok çıkarıldığı halde soluna selâm verdiği sırada:

- Çıkardınız mı? diye sorar. Bu hâdise İmam-ı Ali (Radiyallâhu Anhu) namaza durduğu vakit makamı müşahede esnasında olduğu ve sair zamanda duyduğu fiziki ıstırabı namazda duymadığı farkına bile varmadıklarını gösteriyor.” (İrşâd, Cild 1, Sayfa: 124)

 

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'ye:

- Namazda niçin kızarıp bozarıyorsun diyenlere:

- Huzuru ilahiye duruyorum  kolay mı? buyurdu. (İrşad, Cild 1, Sayfa: 305)

Hazreti Ali'ye kafirler çok yakından, çok güçlü pehlivanlara ok attırırlardı. Onlara tranbaz denir. Onların o attığı ok bir insanın vücudunu deler, geçer. Yine tranbazlara Hazreti Ali'ye ok attırmışlardı. Bu oklardan bir tanesi bacağına girdi., ne kadar çektilerse çıkaramadılar. Çünkü Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin eti savaş anında çok sert olup oku çekemezlerdi. Bunun çıkması için Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Ben namaza durayım vücudum gevşer, oku çıkarırsınız dedi. Öyle yaptılar oku çıkardılar.

İbn-i Mülcem bunu görmüştü. Hazreti Ali'yi şehid etmek için fedâi seçilince ona başka zamanda bıçak, kılınç tesir etmez. Ancak namaza durunca gövdesi gevşerdi. Çünkü namazdan başka zamanda oku çıkaramadıklarını biliyordu. Namazda iken zehirli hançerle vurup şehid etti.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) annesinin karnında canlandıktan sonra, annesini puta secde ettirmedi. Annesi puta secde edeceği zaman annesinin karnında annesine tekme ile vurup sancılandırırdı.

Çocukluğunda Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in her sözüne «doğrudur» demesi. O'nun büyüklüğünü gösterir.

 

* * *

 

“İmam-ı Ali'nin muhabbeti öyle güzel bir şeydir ki, onun sahibine günahı zarar vermez.” (Yani günah işlemez ki, zarar versin. Ahkâm-ı şer'iyye hilafına hareket edenler de İmam-ı Ali'ye muhabbet olmaz.) (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 134)

 

* * *

 

Hadîs-i Şerîfte:

“Ali bendendir, ben de Ali'denim. Eti etimdendir, kanı kanımdandır” (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadîs No: 3965, Berika, Cild 2, Sayfa: 92; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 700; Dört Büyük Halife Kitabı, 15. Menkıbe, Sayfa: 257)

 

* * *

 

 “İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edilmiştir:

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ali'nin kapısından başka bütün kapıların kapatılmasını emretti» (Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3977)

 

* * *

 

 “Ey Ali! Ben senin hakkında Allahu Teâlâ'dan beş şey diledim. Dördünü verdi, birini vermedi.

Ümmetimin (benden sonra) senin emrin altında birleşmesini diledim, vermedi. Senin hakkında verdikleri:

Yer yarıldığında (insanların dirileceği zaman) ilk dirilecek olan ben ve sen olacağız.

Elinde Livaü'l-Hamd bulunmuş bir halde evvelkileri ve sonrakileri geçip, önümde yürüyeceksin.

Benden sonra mü'minlerin velisi sen olacaksın, Rabb'ım senin hakkında bunu bana ihsan etti.” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 3666)

 

Hocalar hutbe okurken Hazreti Ali (Kerremallahu Veche) için Resûlullah'ın varisi (varisi ulumu'n-Nebeviyye) derler. İşte bu hadîs-i şerîfe göre söylerler.

 Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), haksız yere bir kadını, yalancı şahitlerin şahitliği ile recm edeceği zaman, Hazreti Ali (Kerremallahu veche) evinde oturduğu yerde yapılan haksızlığı bilip mani olması üzerine  Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in:

- “(Levlâ Ali fe helekel Ömer) Ali olmasa Ömer helâke gitti idi.” demesinden de anlaşılıyor ki, ilimde Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) çok yüksektir. (Berika, Cild 2, Sayfa: 91)

 

* * *

 

Hazreti Osman (Radiyallahu anhu), Mervan ibn-i Hakem'e yazdırdığı mektubun tehlikeli olduğunu, evinde yazılan mektuba hile karıştığını bilemiyor. Hazreti Ali (Kerremallahu veche) kendi evinde biliyor. Anlaşılıyor ki, O, ilimde Hazreti Osman (Radiyallahu anhu)'dan da daha yüksektir.

Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu)'yı ömründe bir defa da olsa ne harpte, ne güreşte kendisini yenen olmamıştı. Hazreti Ali (Kerremallahu veche)'nin kuvveti, Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu)'ya göre azdır. Ancak Hazreti Ali (Kerremallahu veche)'ye Allahu Teâlâ “Aslanım” dediği için kimse kendisini yenemiyor. Bu nedenle Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu)'dan da, diğerlerinden de harpte çok büyük başarı gösteriyor.

Bir gün Hazreti Ali (Kerremallahu veche), Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu)'yı sınamak için tutar, fakat zaptedemez. Hazreti Hamza (Radiyallahu anhu) Hazreti Ali (Kerremallahu veche)'ye dönerek:

- Allahu Teâlâ sana aslanım demiş. Bana da kedim deseydi, seninle güreşirdim, demiştir.

 

* * *

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Medine'de iken kâfirler, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve Medine'lilerin kervanlarını soymuşlar, kervancıları öldürmüşlerdi.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hicretinden sonra ashâblar hicret etmişler, herkes Mekke'den ara ara ev eşyalarını taşıyorlardı. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) kendi ev eşyalarını ve çocuklarını, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ev eşyalarını Medine'ye taşıyacaklardı. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in oğlu müslüman olmamıştı. Mekke'nin Beyler beyi Ebû Süfyani'nin kızıyla evlendi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in oğlu müslümanlara karşı çok kin taşıyordu. Bir müslümanı tutup çok işkence yapmıştı. Kendisinden veremeyeceği kadar çok para istiyordu. Adam:

- Beni bırak, parayı getireyim, diye çocuklarını rehin olarak bıraktı. Kendisi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanına geldi ağladı, olan hâdiseyi anlattı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'i huzuruna çağırttı:

- Senin oğlun böyle böyle yapıyormuş. Bu adamın çocuklarını bıraktır, dedi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Ya Resûlullah! Benim oğlum müslüman değil. Benim sözümü dinlemez. Ancak onun yanına kılıç çekip gitmem lazım. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- O senin evladındır, ona sen haber anlatamazsan kimse anlatamaz. Bu işi sen yapacaksın, dedi.

Bundan da anlaşılıyor ki, İslâmiyette, dînde haksızlık yapan veya akrabası çok haksızlık yapan bir kimseyi önlemek, önleyici işler yapabilmek en yakın akrabasına düşüyor. İslâmiyete girdirebilmek için de yine aynı oluyor.

Mekke'nin fethinde beyleri müslüman edebilmek için bir bey:

- Benim için bunun da evine giren kurtulur de, diye müsaade almış ve beyleri müslüman etmişti. Şimdi de:

- Bu benim akrabamdır, benim sözümü dinlemez veya kazancı haramdır, evine hiç de gitmem. Ben onunla namaz kılmadığı veya İslâmdan uzak durduğu için konuşmuyorum demek, ne kadar yanlıştır. Biz her örneği Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den ve O'nun ashâblarından almamız lâzımdır. Akrabandan bir kişi haksızlığa uğrarsa veya haksız yere öldürülürse dava etmezse, yarın mahşerde o sana davacı olur. Akraban İslâmdan uzaksa, onu bildiğin kadarı ile düzeltmeye ve İslâmiyete çekmeye gayret göstermezsen, yine senden mahşerde davacı olur.

Senin akrabandan en sevdiğin bir adam yolda giderken önüne bir canavar çıksa canavarla boğuşuyor. Elinde tüfeğin var. Ya canavardan ya akrabandan taraf olacaksın. O zaman bu akrabam islâmdan uzak varsın bunu canavar parçalasın mı dersin? Muhakkak ki canavardan taraf olmayıp akrabandan taraf olursun. Bu dünyada 5, 10 dakikalık canavarın onu parçalamasına dayanamayıp, akrabandan taraf oluyorsunda cehennemde canavar gibi olan zebaniler onu parçalayacak. Niçin akrabandan taraf olup, onu ikaz ve iknâ edip, düzeltip zebanilerin elinden kurtarmaya çalışmıyorsun?

 

“Ey  Ali! Ben peygamberliğimle sana meydan okuyorum. Çünkü benden sonra peygamberlik yoktur. Sen de insanlara karşı yedi şeyle meydan okuyorsun. Kimse sana söyleyecek bir söz bulamaz.

1) Sen onların hepsinden evvel iman ettin.

2) Allah'ın ahdini en güzel yerine getiren sensin.

3) Allah'ın emrini en güzel ayakta tutan (içlerinde) yine sensin.

4) İçlerinde eşitlik kaidelerine en güzel uyan yine sensin.

5) Halka karşı en adil olan da sensin.

6) Hüküm verme kabiliyetine hepsinden fazla sen sahibsin.

7) Allah katında en büyük meziyetlere sen sahibsin.”(Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6194)

 

* * *

 

“Ey Ali! Musa'ya göre Harun ne ise sen de bana göre O'sun. Buna razı değil misin? Ne var ki benden sonra Peygamber gelmeyecektir.” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6197; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701)

 

* * *

 

“Ey Ali! İstihare edenin eli boş dönmez. İstişare edende pişman olmaz.

Ey Ali! Gecenin sonuna dikkat et (onu ihya et) Çünkü yeryüzü gündüzden çok gece dürülür.

Ey Ali! Allah'ın ismi ile sabah erken kalk; Çünkü Allah ümmetimden erken kalkmasında bereket (ler) ihsan eder.” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6198)

 

* * *

 

“Ey Ali! Perşembe günü tırnak kes, koltuk altını yol. Güzel giyinmekse cuma günü olur” (Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 6199)

 

* * *

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şu kavli;

Kardeşim, vezirim, arkamda bırakacağım kimselerin hayırlısı borcunu öder, vadini yerine getirir. O Ali b. Ebu Talib'dir. (Berika, Cild 2, Sayfa: 90)

 

* * *

 

Ben Alemlerin seyyidiyim, Ali Arabın seyyididir. (Berika, Cild 2, Sayfa: 90)

 

* * *

 

“Kim ilminde Adem'e, Takvasında Nuh'a, Hilmin de İbrahim'e, Heybetinde Musa'ya, ibadetinde İsa'ya bakmak isterse Ali b. Ebî Talib'e baksın.” (Berika, Cild 2, Sayfa: 91)

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU