HAZRETİ EBU BEKİR (Radiyallahu anhu)'in MENKIBELERİNİN DEVAMIDIR

 

48. Menkıbe:

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ölüm hastalığında çocuklarını, Hazreti Aişe'ye iki kız, iki oğlan olarak ısmarladı. Hazreti Aişe (Radiyallahu anhu):

- Benim! Bir kız kardeşim vardı. İkincisi hangisidir? diye sordu.

- Hanımım hâmiledir. Kızı olacağını zannediyorum, buyurdu. Hakikaten hanımının bir kızı oldu.

 

49. Menkıbe:

Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in halifeliği sırasında Yemâme vilâyetinde Müseyleme adında bir yalancı, Peygamberlik dâvasında bulundu. Hazreti Ebû Bekir Ashâb-ı Kirâmı Yemâme'ye onunla harb etmeleri için gönderdi. Müseyleme-tül Kezzâb-ı öldürdüler. Bu harbde Ashâb-ı Kirâmın «Kur'ân-ı Kerim'i bilenler vefat ederse Kur'ân-ı Azim yeryüzünden kalkar» diye kalblerine korku gelmişti. Allah'u Teâlâ, Hazreti Ömer'in mübarek kalbine, Kur'ân-ı Kerim'in toplanıp mushaf şeklinde yazılmasını ilhâm etti.

Derhâl Hazreti Ebû Bekir'in huzuruna varıp, Kur'ân-ı Kerim'in toplanması hususunu arzetti. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Düşünmem lazım, çünkü Resûl-i Ekrem toplamadılar ve toplayın diye de emir buyurmadılar, dedi.

Bir zaman sonra Hakk Teâlâ, Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in mübarek kalbine de Kur'ân-ı Kerim'in toplanmasının hayırlı olacağını ilham etti.

Zeyd bin Sabit (Radiyallahu anhu) diyor ki:

- Bir gün Hazreti Ebû Bekir beni çağırttı. Huzuruna vardım. Hazret-i Ömer de orada idi. Bana Kur'ân-ı Kerim'in toplanma işini teklif ettiler. Bu iş bana dağlardan ağır geldi. Birkaç gün sonra Allah'u Teâlâ benim kalbime de Kur'an-ı Kerim'in toplanmasının hayırlı bir iş olacağını ilhâm etti. Ben, Resûlullah'ın vahy kâtibliği şerefine kavuşmuştum. Cebrail (Aleyhis-selam)'in Resûl-i Ekrem'e Kur'ân-ı Kerim'in tamamını son olarak okuduğu zaman ben de huzurunda idim. Kurân-ı Kerim-i o tertibe göre toplamaya karar verdim. Tahtalarda kâğıtlarda, taşlarda, ağaçlarda, yapraklarda yazılı olanları Ashab-ı Kirâm'ın hatırlarında olanları toplayıp, Resûl-i Ekrem Hazretlerine son okunan sıraya göre yazdım. Bu arada Berâe (Tevbe) sûresinin 129. âyeti kerimesinden sûrenin sonuna kadar olan âyet-i kerimeler hatırımdan çıkmıştı. Herkese sordum sonunda Huzeyme Bin Sâbit Ensâri (Radiyallahu anhu)'nin yanında buldum. Yerine yazdım. Birde Ahzâb sûresinde Resûl-i Ekrem'den duyduğum yirmiüçüncü âyet-i kerimeyi bulamadım. Araştırdım. Yine onu da Huzeyme Bin Sâbit Ensâr (Radiyallahu anhu)'de buldum. Sırasına göre yazdım. Tamamlayınca Halîfeye götürdüm. Buna Ana mushaf adını koydular. Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu) Kur'ân-ı Kerim'in toplandığını duyunca:

- Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu), insanlar arasında en büyük ecre, sevaba kavuşmuştur. Çünkü Kur'ân-ı Kerim'i en önce levhalardan toplu hâle getiren odur, buyurdu. Hazreti Ebû Bekir, halifeliği esnasında ana mushafı yanından ayırmadı. Sonra Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'e intikal etti. O da yanından ayırmadı. Vefatından sonra kızı ve aynı zamanda Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zevcesi olan Hafsa (Radiyallahu anhu)'nın yanında kaldı. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in halifeliği iki yıl idi. 63 yaşında hicretin 13. senesi Cemâziyel Evvelin yirmi ikisinde akşam ile yatsı arasında ahirete göç buyurdular.

 

Hazreti Ebû Bekir Sıddık (Radiyallahu anhu) zamanında Kur'ân-ı Kerim toplandı. Sıra halinde yazılmamıştı. Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) onu şimdiki yazılışı olarak sıra halinde yazdı ve bazı yerlere dağıttı. (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 666-667)

 

50. Menkıbe:

İmâm-ı Begavi (Rahmetullahi aleyh) Meâlimü't Tenzil adlı tefsirinde lokman suresinin 15. âyeti kerimesinin «Bana dönen kimsenin yoluna tabi ol.» tefsirinde Ata'dan o da ibn-i Abbas (Radıyallahu anhu)'dan rivâyet ederek âyet-i kerimede ki kimseden maksat Hazreti Ebû Bekir olduğunu açıklarken buyuruyor ki: «Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) müslüman olunca, Hazreti Osman, Talha, Zübeyr, Sa'd bin Ebi Vakkâs, Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu), Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in yanına geldiler:

- Sen Peygambere inandın, tasdik ettin mi? diye sordular. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'de:

- Evet, tasdik ettim. O, doğru sözlü bir peygamberdir. Siz de O'na imân edin, (diyerek hepsini alıp Resûlullah'ın huzuruna götürdü, müslüman oldular).

Bu sûretle bunların imanları Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) sayesinde oldu. Hakk Teâlâ onu metheden «Bana dönen kimsenin yoluna tabi ol» (Sure-i Lokman, Ayet 15) yani Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in yolundan yürü! Ayet-i Kerimesini gönderdi.

 

51. Menkıbe:

«Ravdatü'ş-Şekâyık» kitabında Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet ediliyor:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın vefatından sonra, Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in evinin önünden geçerken, şiddetli bir ağlama sesi duydum. Merak edip kapıyı çaldım. Hazret-i Ebû Bekir  (Radiyallahu anhu) kapıyı açtı. Yanaklarının üzerinden göz yaşları akıyordu. Ağlamasının sebebini sordum:

- Ashâb-ı topla gördüğüm rüyayı anlatayım, buyurdu. Ashâb-ı Kirâmı huzûruna topladım, anlatmaya başladılar:

- Rüyamda kıyâmet kopmuş, herkesin hesab yerine doğru gittiğini gördüm. Yüzleri yıldızlar gibi parlayan bazı kimselerin bir minber üzerinde oturduklarını gördüm. Bunların kim olduklarını bir melekten sordum. Bunlar, peygamberlerdir, şefaat dizginini elinde tutan Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'i bekliyorlar, dedi. Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in nerede olduğunu sordum. Arş'ın kenarındadır, dedi. Beni onun huzûruna götür. Ben onun hizmetçisi ve arkadaşı olan Ebû Bekir Sıddık'ım, dedim. Melek beni götürdü. Mübarek başı açıktı. Sarığını arşın önüne koymuş, ridâsıyla belini bağlamış, sağ eli Arşın kenarında sol eli cehennemin kapısının halkasında dua ediyordu. Duâsında:

«- Ya Rabbi! Ümmetime merhamet buyur. Onların âlimleri var, velileri var, sâlihleri, mücâhidleri, hacıları var» diyordu. Hakk Teâlâ'dan:

- Ey Resulüm! Sen hep itaat edenleri söylüyorsun. İsyan edenleri hiç söylemiyorsun. Onların içinde içki içenler, zâlimler, faiz yiyenler, zina edenler, adam öldürenler de var, diye nidâ geldi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ya Rabbi! Onlar buyurduğun gibidir. Fakat sana ortak koşmadılar, oğlun olduğunu söylemediler, puta tapmadılar. Onların itikadları tevhid üzeredir, buyurdu. Devam ederek:

- Ümmetim, Ümmetim diyerek; Ya Rabb! Gözümden akan yaşlara acı. Ümmetim üzerine şefaatimi kabul et, diye yalvarmaya başladı.

- Yâ Resûllullah! Bu ne kadar yalvarmak ve ağlamaktır. Kendini çok yoruyorsun, dedim. Onu çok sevdiğim için acımıştım. Mübarek başını kaldırdı. Sol eliyle cehennemin kapısını bağlayıp:

- Ya Ebû Bekir! Rabb'imden çok tazarru ederek ümmetimin afvını istedim. Yalvarmamın, yanmamın çokluğundan Hakk Teâlâ ümmetimi bana bağışladı. Böylece benim, ümmetim için olan üzüntümü kaldırdı, buyurdu.

- Yâ Ömer, Hakk Teâlâ ümmetinin hepsini mi, yoksa bir kısmını mı bağışladığını soracakken sen kapıyı çaldın, uyandım.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) bu sözü söyleyince evin içinden gelen bir ses duyduk. Ya Ebû Bekir! Hepsini, hepsini bağışladı. Yalnız bir mü'mini kasden öldürenler bağışlanmadı. Onlar cehennemde sonsuz kalacaklardır, diyordu. Bu sesi duyunca bizi, şefaati kabul olan bir Peygamberin ümmetinden yaratan Hakk Teâlâ'ya hamd ettik.

Hadîs-i Şerif:

«Benim şefaatim ümmetimden günah-ı kebair işleyenleredir.» (Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 5090, Sayfa: 404; Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2552; Ramuzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 3791)

 

57. Menkıbe:

Hazret-i Aişe (Radiyallahu anhu) anlatıyor:

Resûllullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir gece mübarek başını yanıma koymuş, yıldızlara bakıyordu. Ben de aya bakıyordum. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mübarek yüzü, aydan güzeldi. Kendimi tutamadım, ağladım. Gözümden bir damla göz yaşım, mübarek yüzü üzerine düştü. Bana bakıp:

- Ya Aişe! Ne oldu ki ağlıyorsun? buyurdular.

- Yâ Resûlullah! Aya baktım, senin yüzünü aydan nurlu gördüm. Kıyamet gününde senin yüzünü görmeyen, şefaatine kavuşamıyan zavallı kimselerin haline acıyorum, dedim.

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bunda hayret edecek ne var? Allah'u Teâlâ güneşin ve ayın nurunu benim nurumdan yarattı. Hatta bütün mahlukatı benim nurumdan yarattı, buyurdu.

- Ya Resûlullah! Yıldızlara niçin bakıyordun? dedim.

- Ya Aişe, ashâbım arasında birisi vardır. Her gün onun taatını yıldızlar sayısınca göğe çıkarırlar. Yıldızlara bakıyorum, bunların sayısını Hakk Teâlâ'dan başka kimse bilemez diyordum, buyurdular. Ben bu kimsenin babam olacağını zannettim. O kimsenin kim olduğunu sordum:

- Ömer b. Hattâb'dır buyurdular. Devâm ederek: «Ömer b. Hattab'ın tâatı, babanın tâatı yanında denize nazaran bir damla gibidir?» buyurdular.

Resûl-i Ekrem, Cebrail (Aleyhis-selâm)'den, Hazreti Ömer'in üstünlüğünü sordu. Cebrail (Aleyhis-selâm):

- Seninle, Nûh (Aleyhis-selâm)'un ömrü kadar, yâni dokuz yüz elli sene otursak, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in faziletlerini anlatsam bir kısmını beyân etmiş olamam. Hazreti  Ömer (Radiyallahu anhu)'in üstünlükleri Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in üstünlükleri yanında, yıldızlar arasında bir yıldız gibidir, dedi.

Alimlerin bir kısmı, Hazret-i Bilâl'in üstünlüklerini anlatırım diyen hiç kimse, bu üstünlükleri anlatamaz demişlerdir. Bilâl-i Habeşi (Radiyallahu anhu) Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in azad ettiği  köle idi. Bendenin üstünlüğü bu kadar olursa, efendisinin üstünlüğünü düşünmelidir. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Mi'raç gecesi Cebrail (Aleyhis-selâm) ile Arşın altında bir nalın sesi işittik. Cebrail (Aleyhis-selâm) bu ses Bilâl-i Habeşi'nin seher vakti evden mescide giderken nalınının çıkardığı sestir, dedi buyurmuştur.

 

58. Menkıbe:

Furkan sûresinin altmışüçüncü: «O çok esirgeyenin (has) kulları ki, onlar yeryüzünde vakâr ve tevazû ile yürürler» meâlindeki âyeti kerimesi indikten sonra Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) hiç bir küçük canlıyı ezmemek için önüne bakarak yürürdü. Bir gün yolda giderken bir karınca gördü. Onu ezmemek isterken bir kişi ile söze daldı ve unutarak üstüne bastı. Karıncanın öldüğünü görünce üzülüp ne yapayım diye düşünceye daldı. O anda Allah'u Teâlâ karıncayı diriltti. Karınca selâm verip konuşmaya başladı:

- Ey Allah'ın Resûlünün halifesi! Beni ezib üzüldüğün zaman Cenâb-ı Hakk bu üzüntün sebebiyle beni diriltip konuşturdu, dedi.

 

59. Menkıbe:

Cebrail (Aleyhis-selâm), Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in kalbinde Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'e olan sevgisinin ne kadar olduğunu Hakk Teâlâ'dan sordu. Bir bayram günü Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) kıymetli elbiseler giymiş gidiyordu. Cebrail (Aleyhis-selâm) bir âmâ şekline girip yolun kenarına oturdu. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) önünden geçerken:

- Hazret-i Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sevgisi için bana bir şey vereni Hakk Teâlâ af etsin, dedi. Hazreti Ebû Bekir, bunu duyunca, cübbesini çıkarıp verdi ve aynı sözü bir daha söyle dedi. Cebrail (Aleyhis-selâm) aynı sözü tekrâr edince, elbisesini çıkarıp verdi. Sonunda ayakkabısını vererek, üzerinde ancak örtünecek kadar giyim eşyası ile kaldı.

Bilâl-i Habeşî (Radiyallahu anhu)'yi görüp evinden giyecek istedi. Hazreti Bilâl eve giderken yolda Resûl-i Ekrem'e rastladı. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Hazreti Bilâl'in nereye gittiğini anlayıp:

- Ya Bilâl! Ebû Bekir'in yanında ki âmâ, Cebrail (Aleyhis-selâm)'dır. Ebû Bekir'in bana olan sevgisini ölçmek için o şekle girmiştir, buyurdular. Bilâl (Radiyallahu anhu) elbiseyi Hazreti Ebû Bekir'e götürdü. Cebrail (Aleyhis-selâm) Resûlullah'ın huzuruna varıp:

- Ben, Ebû Bekir'i denemiştim. Bu elbiseler benim işime yaramaz, dedi. Server-i Alem, Cebrail (Aleyhis-selâm)'ın bu sözünü Hazreti Ebû Bekir'e haber verip elbiselerini vermek istedi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Ben o elbiseleri senin sevgin uğruna vermiştim. Onları istediğiniz yere verin, dedi.

 

61. Menkıbe:

Enes bin Malik (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem): anlatıyor. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in üstünlüklerini işitir, hayrette kalırdım. Server-i âlem ahirete teşrif ettikten sonra kendisini bir gece ruyamda gördüm. Önünde bir tabak vardı, Ya Resûlullah! Hakk Teâlâ'nın sana verdiği ni'metten bana da bağışla! dedim.

Bana bir hurma verdi. Yine istedim. Bir tane daha verdiler. Böylece dokuz hurma olmuştu, uyandım. Dokuz hurma elimde idi. Hazret-i Bilâl-i Habeşi (Radiyallahu anhu) ezan okuyordu. Mescide gidip, sabah namazını Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in arkasında kıldım. Başımı kaldırınca Hazreti Ebû Bekir'in, arkasını mihraba vermiş bir halde oturuyor, gördüm. Rüyamda, Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in önünde gördüğüm hurma tabağı Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in önünde duruyordu. Ey Allah'ın Resülünün Halifesi! Allah'u Teâlâ'nın sana ihsân ettiği ni'metlerden bana da ver! dedim. Bir tane verdi. Yine istedim. Bir daha verdi, dokuz hurma oldu. Yine istedim.

- Ey Enes! Gece Resûl-i Ekrem, sana bundan fazla verdiyse ben de vereyim, buyurdu.

 

62. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Hazreti Ebû Bekir'i dilini eliyle tutmuş ovarken gördüm. Sebebini sordum:

- (Dilini göstererek), bu beni çok zararlara uğratmıştır, buyurdu.

Ayrıca bir sahabiden duydum: Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) yedi dirhem ağırlığındaki taşı, yedi yıl ağzında tutmuştu. Bir söz söyleyeceği zaman düşünür, o söz Hakk Teâlâ Hazretlerinin rızasına uygun olmazsa sol eliyle dilini tutar, sağ eliyle taşı dilinin üzerine sürerdi. Ey dil, Hakk Teâlâ'nın rızasına uymayan sözü söyleme! buyurdu.

 

Bilâl babam buyurdu:

Hazreti Ebû Bekir kötü bir şey söylemeyeyim diye ya ondört ya da onaltı taş yuttu. Dilinin altında daima taş taşırdı.

 

Huccetü'l-İslâm İmâm-ı Gazâli (Rahmetullahi aleyh) Kimyâ-yı Saâdet adlı kitabında, Hazreti Ebû Bekir'in yedi lokma yediğini, fazla yemek istediğinde dokuz lokma yediğini yazmıştır.

O halde Allah'u Teâlâ'nın sonsuz rahmeti Hazret-i Ebû Bekir'in üzerine olsun. Dînine bağlı ve itikadı doğru müslümanlar, Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ve diğer üç büyük halîfeyi sever, onları üstün bilirler. Allah'u Teâlâ'nın gadabı, bu büyüklere yakışmayan iftiralarda bulunan ve onları kötüleyen Râfızilerin, Şiilerin üzerine olsun.

 

63. Menkıbe:

Kûfe'de Abdülgaffar oğlu Abdülmecid adında bir Râfızi vardı. Cafer-i Sâdık Hazretlerinin huzurûna vardı. Selâm verip Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'den sonra en üstün kulun kim olduğunu sordu. Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Hazreti Ebû Bekir'dir buyurdu. Râfızi:

- Böyle olduğunu nereden biliyorsun? Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Allah'u Teâlâ, onun için Resûlden sonra, ikinci buyurdu. Üçüncüleri Allah'u Teâlâ olan iki kişinin ikincisi olmak kadar büyük şeref var mıdır? Râfızi:

- Hazreti Ali, Resûl-i Ekrem'in yatağında kâfirlerden korkmadan yatmadı mı? Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) bir şeyden korkmadan, Resûllulah'dan önce mağaraya girdi. Râfızi:

- Kâfirlerden korkmasaydı, girmezdi. Halbuki Allah'u Teâlâ, Resûlüne haber verip, Ebû Bekir'e korkma dedi. Demek ki korktu. Cafer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu), kâfirlerin haber alıp mağaraya gelerek Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'i inciteceklerinden korktu. Yoksa kendi ayağını yılanın deliğine koyup, yılanın sokmasına tahammül eder miydi? Kendini Resûl-i Ekrem'e fedâ eder miydi? Râfızi:

- Mâide sûresinin ellibeşinci âyetinde «Rükûda iken sadaka verirler» diye metholunan, Ali'dir. Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Bu âyetten önceki «Allah'u Teâlâ, mürtedlerle cihad eden bir kavim getirir. Allah'u Teâlâ bunları sever» âyet-i kerimesi, Ebû Bekir'i Sıddîk (Radiyallahu anhu) içindir ve daha çok yükseltmektedir.

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) vefat edince Arablar, biz namaz kılarız, fakat zekat vermeyiz, dediler. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu), Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında verdikleri zekat malından bir devenin dizinin bağını esirgeyenlerle (çok sayıda kimse ölse dahi) muharebe ederim, buyurdu. Râfızi:

- Bakara suresinin ikiyüz yetmişdördüncü âyetinde:

«Mallarını, gece, gündüz, gizli, göz önünde verenler» diye medh olunan Ali değil midir? Câfer-i Sâdık:

- Leyl sûresi Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) hakkında inmiştir. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in Allah yolunda mal dağıtması daha çoktur. Bir defasında kırk bin altın dağıtıp, bir kilim ile örtünmüştü. Cebrail (Aleyhis-selâm) gelip Hakk Teâlâ'nın: «Ben ondan râzıyım. O da benden râzı mıdır? buyurduğunu haber verdi. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Ben, Hakk Teâlâ'dan razıyım, razıyım, buyurdu. Râfızi:

- Tevbe sûresinin yirminci âyet-i kerimesinde; Hacılara su vermeği ve Mescid-i Haramı bina etmeği, iman etmekle ve Allah yolunda cihad etmekle bir mi tutuyorsunuz? Hayır, böyle değildir buyurularak Ali öğülmektedir. Cafer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Hadid sûresinin onuncu âyetinde: «Mekke'nin fethinden önce, sadaka verip cihad eden ile fetihten sonra veren ve cihad eden bir değildir. Önce olanın derecesi daha yüksektir,» buyurularak Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) medholunuyor. Ebû Cehil [Amr bin Hişam bin Mugîre] Resûlullah'a vurmak istedi. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) yetişip önledi. Râfızî:

- Ali, hiç kâfir olmadı. Câfer-i Sadık (Radiyallahu anhu):

- Evet öyledir. Fakat Allah'u Teâlâ tevbe sûresinin yüzüncü âyetinde: «Muhacir ve ensarın önce gelenlerinden Allah'u Teâlâ râzıdır. Onlara cennette sonsuz ni'metler vardır» ve Zümer sûresinin otuzüçüncü âyetinde: «Sıdk (-u hakıykat)'ı getiren ve onu tasdik eden....» buyurularak Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in imânını medhetmektedir. Başkasının imanı böyle öğülmedi. Mekke'de Resûlullah her ne söylerse, kâfirler yalan söylüyorsun derdi. Hazret-i Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) hemen yetişip doğru söylüyorsun ya Resûlullah derdi. Râfızi:

- A'lî İmran sûresinin yüzellibeşinci âyetinde Allah'u Teâlâ:

Uhud gazasında, şeytana uyup dağılanlar diye şikâyet etmiyor mu? Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Ayeti kerîmenin sonunu da oku! Bak. Onların bu kusurlarını afv ettim, buyuruyor. Râfızî:

- Ali'yi sevmek farzdır. Şûrâ sûresinin yirmiüçüncü âyetinde:

Size İslâmiyeti bildirdiğim ve cenneti müjdelediğim için, bir karşılık beklemiyorum. Yalnız yakınım olanları seviniz, buyuruldu ki, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir. Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e dua etmek ve onu sevmek farzdır. Allah'u Teâlâ, Haşr sûresinin onuncu âyetinde: «Muhacirlerden ve ensârdan sonra, kıyamete kadar gelen mü'minler, Ya Rabbi! Bizi afv et ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi, yâni Ashâb-ı Kirâmı afv et derler, buyuruyor. Hüseyni tefsirinde, âlimlerin Ashâb-ı Kirâm'dan birini sevmiyen kimse, bu âyet-i kerîmede bildirilen mü'minlerden olamaz. Bu duadan mahrûm olur, buyurdukları bildirilmiştir. Râfızi:

- Resûl (Sallallahu aleyhi vesellem) Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin üstünüdür. Babaları ise daha üstündür, buyurdu. Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Ebû Bekir Sıddık için bundan daha iyisini buyurdu. Babam Muhammed Bâkır'dan işittim. Ceddim İmâm-ı Ali buyurdu ki, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzurunda idim. Başka kimse yoktu. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) ile Ömer (Radiyallahu anhu) geldiler. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Ya Ali! Bu ikisi Peygamberlerden başka geçmiş ve gelecek devirlerin halkından orta yaşlı cennet ehlinin efendileridir. Ya Ali! Onlara bunu haber verme. Râfızi:

- Ya Cafer! Aişe mi üstündür? Fâtıma mı? Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Aişe (Radiyallahu anha) , Resulullah'ın zevcesi idi. Cennette, onun yanında olur. Fâtıma (Radiyallahu anha) Hazreti Ali'nin zevcesi idi. Onun yanında olur. Râfızî:

- Aişe, Ali ile harb etti. Cennete girer mi? Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Ahzâb süresinin elli üçüncü âyetinde: "Sizin, Allah'ın Peygamberine ezâ vermeniz (doğru) olmadı (ğı gibi) kendinden sonra  zevcelerini nikâhla almanız da ebedî (caiz) değildir," buyuruldu. Beyzâvî ve Hüseynî tefsîrlerinde bu âyet-i kerîmenin, Resûlullah vefât ettikten sonra da, ona aynı saygı göstermek için, zevcelerine saygı göstermenin lâzım geldiğini bildirmektedir. Rafızî:

- Ebû Bekir'in halîfe olacağını, Kurân-ı Kerîm'de gösterebilirmisin? Câfer-i Sâdık:

- Hem Kur'ân-ı Kerîm'de, hem Tevrât'ta ve hem İncil'de gösterebilirim. En'am sûresinin, yüzaltmışbeşinci âyetinde: «Allah'u Teâlâ, sizi yeryüzünün halîfesi yaptı;» birbirinizin yerini tutarsınız! Nûr sûresinin, ellibeşinci âyetinde: «İmân eden ve emirlerimi yapanlarınızı, yeryüzüne hâkim kılacağımı söz veriyorum. İsrâil oğullarını halîfe yaptığım gibi sizi de birbirinizin ardı sıra halîfe yapacağım» buyurdu.

 Beyzâvi ve Hüseynî (tefsirinde) diyor ki: Bu âyet-i kerime gaybdan haber verip Kur'ân-ı Kerim'in, Allah kelamı olduğunu ve dört halifesinin meşru haklı olduğunu göstermektedir. Tevrât'ta ve İncil'de, Feth sûresinin son âyetinde: Resûllullah ve onunla birlikte olanlar, birbirlerini her zaman ve çok severler ve her zaman kâfirlere düşman olurlar. Bütün ashâba bildirilmekte ve Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in şerefine işaret edilmektedir. Bu âyetin sonunda ashâbının misâlleri Tevrâtta ve İncilde bildirildi, buyuruyor. Ceddim Ali'nin haber verdiği hadîs-i şerîfte Allah'u Teâlâ, hiç bir Peygamberine vermediği kerâmetleri bana verir. Kıyâmette mezârdan, önce kalkarım. Allah'u Teâlâ, dört halîfeni çağır buyurur. Onlar kimdir? Yâ Rabbi! derim. Ebû Bekir'dir buyurur. Yer yarılıp Ebû Bekir, herkesten önce mezârdan çıkar. Sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali kalkar... Râfızî:

- Bunlar Kur'ân-ı Kerim'de var mı? der. Câfer-i Sâdık:

- Zümer sûresinin, altmış dokuzuncu âyetinde: «Peygamberler ve bunların şâhidleri hesab için getirilir» buyuruldu. Yahud, «şehidleri getirilir» denildi. Râfızî:

- Şimdiye kadar ben üç halîfeyi sevmiyordum. Şimdi pişman oldum. Tövbe edersem kabûl olur mu? Câfer-i Sâdık (Radiyallahu anhu):

- Çabuk tövbe et, saâdete kavuş. Bu itikad ile âhirete gitseydin, Allah korusun dinin boşa giderdi, buyurdu.

 

64. Menkıbe:

Tenbîhü'l-Gâfilîn kitâbında Ebülleys (Rahmetullahi aleyh) Zeyd bin Erkam (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet ediyor:

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in bir kölesi vardı. Hayatının son zamanlarında her akşam iftar yemeğini bu köle getirirdi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) her yemek geldiğinde, bu yemeğin nereden alındığını, nasıl kazanıldığını, kimlerin hazırladığını iyice sorar, sonra yerdi. Bir akşam sual sormadan bir lokma yedi. Kölesi, efendim bu akşam âdetiniz üzere yemek hakkındaki sorularınızı sormadınız, dedi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Çok acıkmıştım, öyleyse şimdi söyle buyurdu. Kölesi anlatmaya başladı:

- Efendim! Cahiliye zamanında raks yapar, oyun oynardım. Bir gün bir bölük kimselere oyun oynadım. Hoşlarına gitti. Şimdi bir şeyimiz yok, sonra veririz demişlerdi. Bugün onların elini bol gördüm. Verdikleri sözü hatırlattım. Bu yemeği verdiler, dedi.

Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) çok üzüldü, ağladı. O yemekten hiç yemediği gibi parmağını boğazına sokarak kay'etti. Yediği bir lokmayı çok zahmet çekerek çıkardı. Mübarek yüzünün rengi değişti. Sıcak su içmesini tavsiye ettiler. Sıcak suyu içince bir daha kay'etti (kustu).

- Yâ Sıddîk! Bir lokma için mi, bu kadar eziyyet çekiyorsun? dediler.

- Evet! Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'den işittim. Allah'u Teâlâ, yediği haram olan kimselere cenneti haram etmiştir, buyurdu. Sonra, Ya Rabbi!, yediğim lokma için elimden geleni yaptım. O lokmadan vücûdumda bir şey kaldıysa onu afv et, bu zayıf kulun cehennem azabına dayanamaz, diye dua buyurdu.

Resûllullah: Ebû Bekir benim gözüm ve kulağım gibidir, buyurduğu halde Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e kötü söz söyleyenlerin, Allah'u Teâlâ gözlerini kör etsin.

Suâl: Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) bütün malını Allah yolunda sarfetti. Hazreti  Ömer (Radiyallahu anhu) malının yarısını verdi. Bunun sebebi nedir?

Cevab: Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) adaleti temsil ediyordu. Adâlet eşitliği muhafaza etmektir. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) sıdkı temsil ediyordu. Sıdk, elinde olanı vermeği icab ettirir. Hazreti Ömer bütün malını verip, çoluk çocuğuna hiç bir şey bırakmasaydı, âdil olamazdı. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'de malının yarısını verip yarısını alıkoysaydı, sâdık olamazdı. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) için sıdk aslidir. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in hâli adldır. İyi bir sıfat bir kişinin aslında varsa, hâlinde de vardır. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in sıdkı,

- «Bütün malını dağıt. Eğer malın helâl ise hesabından kurtulursun. Haram ise azabından kurtulursun»  dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in adli:

- «Malının yarısını dağıt, yarısını evine bırak» dedi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) bütün malını verdiği için Hazreti Ömer ne kadar mal dağıtsa, yine Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e uymuş denilir.

 

65. Menkıbe:

Ashâb-ı Kirâm'dan Cabir bin Abdullah (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Bir bedevi Arab deveye binmiş, Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin huzuruna gelmişti. Deveden inip selâm verdi.

- Yâ Emîre'l-mü'minîn! Hazreti Ebû Bekir! Cennette midir? Bana haber ver, dedi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- (Çok üzüldü). Keşke annen seni doğurmasaydı, Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hayatında veya sonra hiç kimse Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in cennette olup olmadığını sormağa cesaret edememiştir, buyurdu. Muhâcirin ve Ensâr (Radiyallahu anhu) arasında Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın hayatında veziri, vefatından sonra da halifesi olduğunda şübhe eden yoktur. İ'tikadı böyle olmayan kimse dalâlettedir.

Ey Bedevî Arab! Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem), Hazreti Ebû Bekir Sıddîkı babası yerinde tutardı. Hazreti Ebû Bekir cennet halkını, gökyüzündeki bir parlak yıldızın yeryüzünü aydınlattığı gibi aydınlatır. Cennette Hazreti Ebû Bekir'in nurundan aydınlanmayan köşk, saray, oda, bahçe yoktur. Cennet halkı köşklerden başlarını çıkarıp: Yâ Rıdvan! Bu nûr nedir? diye sorarlar. Rıdvan: Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'in nurudur. Her köşke her odaya girer, diye cevap verir. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) devam ederek:

- Ey Bedevi Arab! Hazreti Ebû Bekir vefatına yakın beni çağırdı, bana:

- Gözümün nuru, dostum, azizim diye (hitab ederek) vefatım yaklaştı, vefat edince Resûl-i Ekrem'i yıkadığın mübarek ellerinle beni de yıka, teçhiz ve tekvininden sonra tabuta koyup Resûl-i Ekrem'in Ravza-i Mutahharası kapısının önüne götür. Ya Resûlullah! Hazreti Ebû Bekir kapıdadır, izin istiyor diye söyle. Eğer kapının kilidi anahtarsız açılırsa, beni Seyyid-i âlemin arka tarafına defnedin. Yoksa Baki' kabristanına götürün, dedi. Vasiyyeti üzere techiz ettim. Ravzâ-i Mutahharanın kapısına götürdüm.

- Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'i getirdiğimizi söyledim. Kapının kilidi kendiliğinden açıldı.

- «Habîbi, Habîbe kavuşturun! Sevdiğini çok özlemişti, diye ses duydum, buyurdu.

 

(Dört Büyük Halife Kitabından alınan Hazreti Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) ile ilgili menkıbelerin tamamı burada sona ermiştir.)

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR                            SONRAKİ KONU