HAZRETİ
ÖMER (Radiyallahu anhu)' İN MENKIBELERİNİN DEVAMI
45. Menkıbe:
Büyük âlimler ve evliyâ, imânın kâmil olması için,
mü'minin Hakk Teâlâ'dan havf ve recası (korku ve ümid) ile zühd ve takvasının
(dünyaya kıymet vermemek ve harâmlardan kaçmak) i'tidâlde olmasını tavsiye
ederler. Devamlı korku ve ümid içinde olmalıdır. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) buyuruyor ki:
- Hakk Teâlâ: Bütün kullarını cennetime koyacağım, yalnız
bir kuluma azab edeceğim, buyursa: Günahlarımın çokluğuna bakarak, azâb gören
kimse benim derim. Eğer, Allah'u Teâlâ , bütün kullarımı cehenneme yalnız, bir
kulumu cennete koyacağım, buyursa acıması ve ikramı bol olan Hakk Teâlâ'dan,
benim cennete gireceğimi ümid ederim.
Bâhusûs büyüklerimiz buyuruyor: Beyt:
Yâ
Rabb! Madem buyurdun, Benden ümid kesmeyin!
Günahım çok olsa da ümidi keser miyim?
O halde mü'mine layık olan Hakk Teâlâ'nın azabından emin
olmamak ve rahmetinden ümid kesmemektir.
Yine büyükler nasihat ederler ki: Mü'min her zaman ölümü
hatırlamalı, bir an unutmamağa çalışmalıdır. Çünkü, bir Hadîs-i Şerîfte;
«Lezzetleri keseni çok hatırlayınız» buyurulmuştur.
Lezzetleri kesen şey ölümdür. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kendisine ölümü
hatırlatmak üzere bir kişi vazifelendirmişti. Her gün o şahıs bir kaç kere
gelir, ölümü hatırlatır, tayin edilen akçasını alıp giderdi. Bir gün yine gelip
ölümü hatırlattı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) o şahsa:
- Artık ölümü hatırlatmanıza ihtiyacımız kalmadı.
Sakalımıza ak düştü. Ak sakal ölümün habercisidir. Devamlı gözümün önünde
durmakta, bana ölümü hatırlatmaktadır, buyurdu.
46. Menkıbe:
Medîne-i Münevvere'nin dışına akşam namazı vakti bir
kâfile gelip konaklamıştı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) gezerken Abdurrahman
bin Avf (Radiyallahu anhu)'a rastladı. Seninle bu gece kafileyi bekleyelim.
Kafileye hırsız gelip, zarar görmesinler ve onlar yorgundur, rahat etsinler.
Bizim zamanımızda bunlara bir zarar
gelirse kıyâmet günü bizden sorarlar, buyurdu.
O gece kafileyi beklerken yakındaki bir evde bir çocuk
devamlı ağlıyordu. Hazreti Ömer o eve gidip, evdekilere çocuğun sesini
kesmelerini söyledi. Geri gelip ibadete başlamıştı. Çocuğun ağlama sesi
fazlalaştı. Hazreti Ömer bir kaç kere o eve gidip çocuğun sesini kesmelerini
söyledi. Seher vakti olunca Hazreti Ömer, o eve bir daha gitti. Çocuğun annesine:
-
Sen ne kadar merhametsiz kadınsın, çocuğunu bütün gece ağlattın, buyurdu.
Kadın:
-
Hâlimi bilmeden beni niçin azarlıyorsun? Ben çocuğumu sütten kesmiştim. Evde
yiyecek bir şey yok ki, onunla çocuğumu oyalayıp susturayım, dedi. Hazreti Ömer
çocuğun yaşını sordu. Kadın:
-
Henüz bir yaşını bitirmedi dedi. Emîre'l-mü'minin:
- Neden erken kestin? buyurdu. Kadın:
- Halîfemiz Hazreti Ömer'e Allah insaf versin, çocuklar
sütten kesilmeyince nafaka takdir etmez, onun için erken sütten kestim, dedi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu): (Ağlayarak mescide
geldi. Sabah namazını ağlaması dolayısı ile zorla kıldırdı. Namazdan sonra
ashâba dönüp ağlayarak):
- «Sizin Ömer'inize yazıklar olsun!» diye iki kere
söyledi. Hemen münâdilere emir buyurdu. «Her müslümanın oğlu veya kızı doğarsa,
hemen halifeye bildirsin. Beytü'l-Mâldan nafaka tayin edecektir. Hiç kimse
nafaka yüzünden çocuğunu erken sütten kesmesin. Şu anda kimin çocuğu varsa
getirsin, nafaka yazdırsınlar» diye her tarafa bağırdılar.
Halk bunu duyunca
çok sevinip, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in adalet ve insafına hayran
oldular.
47. Menkıbe:
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halife iken temiz
elbiseler giymiş cum'a namazına gidiyordu. Hazreti Abbâs, güvercin yavrusunu
damda yıkamış, kanlı suyunu oluğa dökmüştü. Ev yolun üzerinde idi. Hazreti
Ömer, Hazreti Abbâs'ın evinin önündeyken oluktaki kanlı sudan üzerine damladı,
elbiseleri kirlendi. Bu oluk burada müslümanlara zarar veriyor diye emir
buyurdu. Oluğu kaldırdılar. Evine dönüp başka elbise giydi. Cum'a namazını
kıldıktan sonra, Hazreti Abbâs'ın evine gidip oluğu kaldırttığı için özür
diledi. Hazreti Abbas, o oluğu Resûlullulah (Sallallahu aleyhi vesellem)
mübarek elleriyle oraya koyduğunu söyledi. Hazreti Ömer'in yüzü değişti:
- Ey
Resûlullah'ın amcası! Üzerime basıp, oluğu eski yerine aynı şekilde koymanı
nezrediyorum, buyurdu. Hemen kalktılar, oluğu eski yerine koydular.
48. Menkıbe:
Mesâbih-i şerif kitabının Yahûdilerin Arab yarımadasından çıkarılması bâbında Câbir bin
Abdullah (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Hazreti Ömer bana Resûl-i Ekrem'in:
- Eğer ömrüm olsaydı Yahûdileri Arabistan'dan çıkarırdım.
Müslümanlardan başka hiç kimseyi bırakmazdım ve bir rivâyette de Eğer Allah'ın
izniyle daha fazla yaşarsam, Yahudileri Arabistan'dan çıkarırım, hadîs-i
şeriflerini haber verdi.
İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hutbede buyurdular ki:
- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem), Hayber
Yahudileri ile malları üzerine sözleşme yapmıştı ve sizi Allah'u Teâlâ'nın
terkettiği şey üzerine terkederiz, buyurmuştu. Yani Resûlullah, hayatında
Yahudileri çıkarmamıştı. Hazreti Ali (Kerremallahu Veche):
- Ben, Hayber Yahudilerinin çıkarılmasını düşünmüştüm.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de bu niyette idi. Yahudiler bunu sezdi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in huzuruna Ebû'l-Hakîk kabilesinden birisi
geldi:
- Bizi çıkarıyor musun? Halbuki, Allah'ın Resûlü bizi
bırakmıştı. Bizi mallarımız üzerine Hayber arazisine âmil kılmıştı, dedi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in
buyurduklarını benim unuttuğumu mu zannediyorsun? O zaman size:
- Hayberden çıkarıldığınız zaman hâliniz ne olur? Deveniz
sizinle konak konak yarış eder buyurmuştu. Yahudi:
- Resûl-i Ekrem onu şaka söylemişti, dedi. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
- Şimdi yalan söyledin, ey Allah'ın düşmanı, buyurdu.
Sonra onları Hayberden çıkardı. İşlerine karşılık tayin
olunan mal, deve ve paralarını verdi.
49. Menkıbe:
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in şehid olması
anlatılmaktadır.
Ka'bü'l-Ahbâr (Radiyallahu anhu) bir gün Hazreti Ömer'in
huzuruna geldi:
- Ey yeryüzünün halifesi! Ben Tevratta okumuştum. Senin
üç günlük ömrün kaldı, dedi. Hazreti Ömer; (Vücudunda ağrı, hastalık
olmadığından birden bire öleceğini tahmin etti) Allah'u Teâlâ'nın kazâsına
razıyız, buyurdu.
O günlerde Mugiyre bin Şu'be veya Hâlid Hazretlerinin
kölesi olan Ebû Lü'lü [Bu kölenin adı Firûz'dur. Ebû Lü'lü lâkabıdır.
(Musahhih)] adındaki Mecûsi, Hazreti Ömer'in huzuruna geldi. Efendisinin
kendisinden haddinden fazla para istediğinden şikâyet etti. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
- Ne kadar istiyor? diye sordu.
-
Her gün iki dirhem istiyor, dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
-
Hangi san'atları biliyorsun? buyurdu. Mecûsi birkaç tane saydı. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
-
Bu san'atlara göre bu kadar para fazla değildir, buyurdu. Sonra, senin yel
değirmeni yaptığını işittim. Bir tane de benim için yapmalısın, (yapar mısın?)
buyurdu. Ebû Lü'lü:
-
Senin için bir tane yapacağım, Şark'ta, Garb'ta onu söyleyecekler, dedi. Hazret-i
Ömer (Radiyallahu anhu):
-
(Etrafındakilere) Bu kâfir beni öldürmek istiyor, buyurdu. Ashâbı:
-
Emir buyurun, öldürelim dediler. Hazret-i Ömer:
-
Öldürmeden evvel kısas yapılmaz, buyurdular.
Ebû
Lü'lü bundan sonra fırsat aradı. Zilhiccenin yirmiüçüncü günü sabah namazını
kılarken fırsatını bulup Hazreti Ömer'i altı yerinden yaraladı. Ayrıca on
kişiyi daha yaraladı. Dokuzu bu yaralardan şehid oldular. Benî Esed
kabilesinden birisi Ebû Lü'lü kâfirinin başına bir ok atıp yere düşürdü. Başka
birisi de bıçak ile boğazını kesip öldürdü. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bu
hâli gördü. Ka'bül-Ahbâr Hazretlerinin sözü hatırına geldi. Allah'ın takdiri
yerini buldu. Sonra Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) Hazretlerine emir
buyurdular. İmâmlık yaptı. Sonra Ashabı Kirâm (Radiyallahu anhu)'ı topladı:
-
Ebû Lü'lü beni öldürmesi için siz mi söylediniz? buyurdu. Ashâb-ı Güzin:
-
Haşa öyle bir şey yoktur, diyerek yemin ettiler. Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu):
-
Allah'u Teâlâ'ya hamd olsun ki bu ümmetin katlettiği kimse olmadım. Bir
Mecûsi'nin elinde şehîd oldum, buyurdu. Ayrıca: Hem diri, hem ölü iken
halifeliğin benim üzerimde olmasını istemem. Aşere-i Mübeşşere'den altı kişi
söylüyorum. Bunlar halife olmaya layık kimselerdir. Aralarında müşavere etsin,
birini halife seçsinler. Ben onların hiç birini kat'i olarak seçemedim. Bu altı
kişi Osman bin Affan, Ali bin Ebû Tâlib, Talha, Zübeyr, Sa'd bin Ebî Vakkas,
Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) idi. Sa'îd bin Zeyd Hazretleri hayatta
oldukları halde onu söylemediler. Çünkü amcasının oğlu idi. Ebû Ubeyde bin
Cerrâh Hazretleri vefat etmişti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
-
-
Bu ümmetin emînidir, buyurmuştu.
Hazreti
Ömer: Bu altı zâtta, hilafetle
bağdaşmayan vasıflar gördü:
1-
Osman, akrabasını sever. Onları iş başına
getirir. Arablar bundan hoşlanmazlar. Sonunda şehid olmasına sebeb olur.
2-
Ali, halkı doğru yola sevk ve teşvik eder. Yalnız mizacında biraz mizaha meyil
vardır.
3-Talha,
göz alıcı elbiseler giyer, süslü
4-
Zübeyr sert tabiatlıdır. Halifelikte rıfk lazımdır.
5- Sa'd bin Ebi Vakkas harp adamıdır. Halifelik yapamaz.
6- Abdurrahman bin Avf iyidir . Fakat za'iftir, kimseyi
incitmek istemez. Hilafette azarlamak ve dövmek olur, buyurdu.
Böylece Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), bu altı
serverden birini halifeliğe tayin buyuramadı.
Bir rivâyette Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) seher vakti
mescid-i şerife namaz kılmağa giderken Ebû Lü'lü kâfiri bıçağıyla karnından
yaraladı. Hazreti Ömer başkalarını çağırdı. Haber yayılarak bir çok kimseler
geldi. Hazreti Ömer'i o halde görüp ağlaştılar ve Ebû Lü'lü kâfirini öldürdüler. Hazreti Ömer'i
oradan evine götürdüler. Cerrâh geldi,
yarayı dikti. Eğer hiç hareket etmezse üç, dört gün sonra iyileşir, dedi.
Ashâb-ı Güzin etrafında oturdular. Hilâfet işi ve bazı dîni hususlarda
vasıyyetler etti. Namaz vakti geldi. Müezzin ezân okudu. Cerrâha:
- Şimdi abdest almağa kalksam ne olur? buyurdu. Cerrâh:
- Yerinden kıpırdarsan dikişler sökülür, tehlikelidir,
dedi.
Hazret-i
Ömer (Radiyallahu anhu):
- «Namazı terk etmektense, karnım yarılsın» buyurdu.
Bir
sahâbîyi Hazret-i Aişe'nin evine gönderdi.
-
Ravzâ-i Mutahhara'ya Resûl-i Ekrem'in yanına gitmeğe, o servere iltica etmeğe
izniniz var mı? diye sordurdu. Hazreti Aişe ağladı:
-
Baba yâdigarı Hazreti Ömer de gidiyor, o yeri kendim için düşünüyordum. Fakat
ona bağışladım. Hazreti Ömer'e söyleyin, Resûl-i Ekrem'in ve babamın
huzurlarına varınca benim selâmımı söylesin. Bu ayrılığım daha ne kadar
sürecektir diye sorsun dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
-
(Bunu işitince oğlu Abdullah Hazretlerine buyurdu ki:)
Benim
cenaze namazım kılınınca Hazret-i Aişe'nin huzûruna git. Ravza-i Mutahhara'ya
defn olunmam için tekrar izin iste. Belki hayatımda, benden utanıp izin
vermiştir. Namâz vaktinin sonu gelmişti. Abdest almak için doğruldu. Yarasının
dikişleri sökülüp düştü. Dostlarına elveda, elveda, hakkınızı helâl edin,
tekrar görüşmemiz kıyâmete kaldı, buyurdu.
Ashâbı
Güzin arasında ağlama, inleme başladı. Hazreti Ömer son söz olarak kelime-i
şehadet getirdi. Ruhunu Hakk Teâlâ Hazretlerine teslim etti. Techiz, tekfin
işleri görüldü. Namazı kılındı. Oğlu Abdullah Hazretleri, Hazreti Aişe'nin
huzuruna vardı. Babasının Ravza-i Mutahhara'ya defn edilmesi için izin istedi.
Hazreti Aişe ağladı.
-
Ey Emîre'l-Mü'minin! Hayatında ve vefatında adâleti elden bırakmıyorsun. O yeri
-
Esselâmü aleyke yâ Resûlullah! Ömer'i getirdik.
Bütün
Ashab-ı Kiram; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın mübarek sesini
duydular.
-
Benim yârimi yanıma getirin, buyurdu. Ravzâ'nın kapısı açıldı. Hazreti Ebû
Bekir'in sol yanında bir kabir hazırlanmıştı. Hatta Ravzâ'dan bir elin çıkıp,
Hazreti Ömer'in boynuna dolandığı da rivâyet edilmiştir.
50. Menkıbe:
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) halifelik müddetince kendinden evvel hiç kimsenin
yapamadığı ve sonra da kimsenin yapamıyacağı şekilde adâlet üzere hareket
etmiştir. Kurt koyuna zarar vermeğe cesaret edemezdi. Hazreti Ömer'in şehid
olduğu gün, bir çoban koyunların yanında dururken bir kurt koyuna saldırdı.
Çoban:
-
(Hemen feryad ederek) Vah Hazreti Ömer! (dedi ve ağladı) «İnna lillah ve
innâ...» âyet-i kerîmesini okudu. (Sure-i Bakara, Ayet 156) Çobanlar ona:
-
Hazreti Ömer'in irtihal ettiğini nereden bildin? diye sordular. Çoban:
-
Hazreti Ömer'in zamânında kurt koyuna değil saldırmak, bakmağa bile cesaret
edemezdi. Şimdi kurdun koyuna saldırdığını gördüm. Hazreti Ömer'in şehid
olduğunu anladım, dedi. Bu menkıbe bir tarih kitabından alınmıştır.
Şevahidün-Nübüvve
kitabında rivâyet ediliyor ki: Hazreti Ömer vefat edince yeryüzü kapkara oldu.
Çocuklar (korkup), annelerine yeryüzü siyah oldu, kıyâmet mi kopacak? dediler.
Anneleri:
-
Hayır oğlum, kıyamet kopma zamanı henüz gelmedi. Hazreti Ömer'i haksız yere
şehîd ettiler. Onun için dünyayı karanlık kapladı, dediler.
(Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 227)
51. Menkıbe:
Server-i
Kâinat ve Mefhâr-i Mevcûdat Aleyhi Ef-dalü's-Salavat ve't-tahiyyat, bir gün mescidde kabir
azabını, Münker ve Nekir'in heybetle nasıl sual ettiklerini beyân
buyuruyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
-
Ya Resûlullah, sual zamanında şimdiki aklımız bize verilir mi, verilmez mi?
diye sordu. Server-i Alem:
-
Şimdiki aklınız nasılsa, kabirde de öyle olursunuz, buyurdu. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu):
-
Böyle olduktan sonra korku ve elem çekmeğe lüzum yoktur, dedi. Hazreti Ömer
vefat edince, Hazreti Ali'nin aklına bu hâdise geldi.
-
Hazreti Ömer o zaman merdlik etmişti, bakalım Münker ve Nekir'e nasıl cevap
verecek, davasının eri olacak mı? dedi. Gözlerini yumdu. Kalbi şeriflerini
Hazreti Ömer'in hâline yöneltip, tam teveccüh ile murâkabeye vardı. Hakk Teâlâ
gözünden perdeyi kaldırdı. Münker ve Nekîr'in heybetle geldiklerini gördü.
Hazreti Ömer'e:
-
Rabbin kim? Dînin nedir? Peygamberin kim? şeklinde sorular sordular. Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) Münker ve Nekir'e:
- Nereden geliyorsunuz? diye sordu. Onlar:
- Yedinci kat gökten geliyoruz, dediler. Hazreti Ömer:
- Yedinci kat gökten burası ne kadar yoldur? buyurdu.
Melekler:
- Yedi bin yıllık yoldur, dediler. Hazreti Ömer:
- Siz yedi bin yıllık yoldan geldiğiniz halde Rabbinizi
unutmadınız. Ben bugün evimden çıktım, kabire gelinceye kadar Rabbimi, dînimi,
Peygamberimizi niçin unutayım? buyurdu. Melekler:
- Biz senin böyle cevap vereceğini biliyorduk. Fakat bu
heybetle gelip sual etmekle emir edilmişiz, dediler. Hazreti Ali bu hali
gördükten sonra gözlerini açtı.
- Yâ Ömer! Allah mübarek etsin, dâvanın eriymişsin,
buyurdu.
Hazreti Ömer'in halifelik müddeti on yıl altı ay yedi gün
idi. Ömrü altmışüç yıl on gündür. Hayatlarında on kerre Hac etmişlerdir.
Anlatılan menkıbeler onun kemal güneşinin zerreleri dahi olamaz. Fakat kalbinde
taassub hastalığı olmayan kimselere bu kadar kâfidir. Daha fazla bilgi
isteyenler Bostânü'r-Riyâd ve
Safvetü's-Safve adlı kitablara ve Tefsîr-i Kebirde Kehf sûresinin onuncu
âyet-i kerîmesinin tafsilatlı yazısına müracaat buyursunlar.
52. Menkıbe:
İmâm-ı Begavi (Rahmetullahi Aleyh) Me'âlimü't-Tenzil adındaki tefsir kitabında Bakara sûresinin
yüzyirmibeşinci âyet-i kerîmesinin tefsirinde buyuruyor ki:
Bize Abdülvâhid Melihi ona Ahmed bin Abdullahı'n-Na'imi,
ona da Mehmed bin Yusuf, ona da Mehmed bin İsmail, ona da Müseddîd, ona da
Yüca, ona da Hamid ve ona da Enes bin Mâlik (Radiyallahu anhu), haber
vermiştir. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) yemin ederek buyuruyor ki:
- Ben, Hakk Teâlâ'dan üç şeyi arzu ettim. Rabbim de beni muvaffak etti.
Birincisi:
- Ya Resûlullah, ne olurdu Makam-ı İbrâhim'i namaz
kılacak yer etseydiniz, dedim. Hakk Teâlâ Bakara sûresinin yüzyirmibeşinci
âyeti kerimesinde «Makamı İbrahim'i musalla (namaz kılacak yer) ediniz» buyurdu.
[Makam-ı İbrahim, Mescid-i Haram'da İbrahim
(Aleyhis-selâm)'ın mübarek ayak parmaklarının izinin belli olduğu taştır. Veyâ
Mescid-i Haram'ın hepsi Makam-ı İbrahim'dir. Makam-ı İbrahim'in musallâ
edinilmesi, o makamda dua edilip Allahu Teâlâ'ya tekarrüb edilmesidir,
denilmiştir.]
İkincisi: Yâ Resûlullah! Sizin huzurunuza biz de
geliyoruz. Fasıklar da geliyor. Ümmehât-ı mü'minin fâsıkların gözünden
gizlenmelerini kimseye görünmemelerini emir etseydiniz, dedim. Hakk Teâlâ
hicabı (Ümmehât-ı mü'minînin perde arkasında olmalarını) emreden âyet-i
kerîmeyi gönderdi. (Sure-i Ahzab, Ayet 32)
Üçüncüsü: Resûl-i Ekrem'in bazı hanımları birbirlerine
inad etmiş, darılmışlar. Server-i âlemi de üzmüşlerdi. Ezvâc-ı tâhirat ile
gidip konuştum. Böyle çirkin işlerden vazgeçin, yoksa Allah'u Teâlâ Resûlüne
sizden hayırlı, üstün hanımlar vererek sizi bıraktırır, dedim. Hemen Hakk Teâlâ
Tahrim suresinin beşinci âyet-i kerimesini «Resûlüm eğer sizi boşarsa onun
Rabbi sizi pek yakında sizden hayırlı hanımlarla.....değiştirir» gönderdi.
53. Menkıbe:
Yine İmam-ı Begavî Me'âlimü't-Tenzîl
de Bakara sûresinin ikiyüz ondokuzuncu âyet-i kerimesinin tefsirinde
buyuruyor ki: Ömer b. Hattab, Mu'az bin Cebel ve Medîneli bir sahâbi
(Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna
geldiler:
- Bize içki ve kumar hakkında fetva veriniz. Çünkü içki
aklı gideriyor. Kumar da malın yok olmasına sebeb oluyor, dediler.
Hemen Allah'u Teâlâ Bakara sûresinin ikiyüzondokuzuncu
âyet-i kerimesini: «Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük
günâh, hem insanlar için faideler vardır. Günahları ise faidelerinden daha
büyüktür» gönderdi.
Bütün tefsir kitablarında olduğu gibi Hakk Teâlâ içki
hakkında dört ayeti kerime göndermiştir:
1-
Nahl sûresinin altmışyedinci âyet-i kerimesidir.
«Hurma
ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerinden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz»
buyurulmuştur.
Müslümanlar o günlerde içki içerlerdi. Mübah idi. Şeker,
hurmadan yapılan içkidir.
2- Yukarıda söylediğimiz gibi Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) ve Mu'az, Resûl-i, Ekrem'den içki ve kumar'ın hükmünü sorunca Bakara
sûresinin ikiyüzondokuzuncu âyet-i kerimesi geldi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi vesellem):
«Allah'u Teâlâ önce büyük günâhtır, buyurmakla içkinin
haram olacağına ve sonra insanlara faideleri vardır, buyurmakla içkinin helâl
olacağına işaret etti, buyurdular.
Bu âyet-i kerîmeden sonra Ashâb-ı Kirâmın çoğu büyük
günahtır buyurulduğu için içkiyi bıraktı. Bir kısım kavimler ise, insanlara
faideleri vardır, buyurduğu için, içki içerlerdi. Abdurrahman bin Avf
Hazretleri birkaç sahabeye ziyafet vermişti. İçki de içip sarhoş oldular. Akşam
namazı oldu. Birisi imam olup cemâatle namaz kıldılar. İmâm olan namazda
Kâfirun sûresinin ikinci âyet-i kerimesinde manâyı menfi yapan «lâ» lafzını
söylemedi. Bundan sonra sarhoş iken namaz kılmağı yasak eden üçüncü âyet-i
kerîme geldi.
3- Nisâ sûresinin kırküçüncü âyet-i kerîmesidir. Hakk
Teâlâ bu âyet-i kerîmesinde:
- Ey imân edenler! Ne söylediğinizi bilmeniz için sarhoş
olduğunuz zaman, namaza yaklaşmayınız, buyurmuştur.
Bundan sonra çokları içkiyi tamamen terk ettiler. Namaza
manî olan şeyde hayır yoktur, dediler. Bir kısmı ise, namaz vakitleri hâricinde
içki içerlerdi. Meselâ yatsı namazından sonra içki içerler, sabah namazına
kadar sarhoşlukları giderdi. Veyâ sabâh namazından sonra sarhoş olsalar, öğle namazına kadar sarhoşlukları
giderdi. Bir zaman sonra Abbâd İbn Sâmit bir ziyâfet hazırlayıp bir kaç kişi
davet etmişti. Sa'd bin Ebî Vakkas Hazretleri de onların arasında idi. Abbâd
bir deve başı kızartmıştı. İçki de içtiler, sarhoş oldular. Sonra aralarında
neseb ile övünüp şiirler söylemeye başladılar. Sa'd Hazretleri bir şiir
söyledi. Şiirinde ensârı, yâni Medîne halkını kötülüyor. Kendi kavmi olan
Kureyş'i övüyordu. Bunun üzerine Ensâr'dan bir kişi devenin çene kemiğini alıp
Sa'd Hazretlerinin başına vurdu. Muvaddıha mertebesinde yardı.
Arap lisânında baş yarılmasının
on bir mertebesi ve her birinin ismi vardır. Altıncı Mertebeye muvaddıha denir.
Başın kemiğinin beyazlığının görülmesine kadar olan yarılmadır. On birinci
mertebeye Dâmiğa denir. Baş kemiğinin kırılıp beyne kadar giden yarılmadır.
Mütercim
Sa'd bin Ebî Vakkâs Hazretleri kalkıp Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzûruna vardı. Başını yaran Medîneli kişiyi
şikâyet etti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de orada idi:
- Ya Rabbi! Bize içki hakkındaki kat'i emrini bildir,
dedi. Hakk Teâlâ dördüncü âyet-i kerîmeyi göndererek içkinin kat'i olarak harâm
olduğunu bildirdi.
4- Mâide sûresinin doksanıncı ve doksanbirinci âyet-i
kerîmeleridir. Hakk Teâlâ bu âyet-i kerîmelerinde:
«Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapmıya mahsûs) dikili taşlar, fal okları ancak şeytânın amelinden
birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının ki muradınıza eresiniz. Şeytân,
içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı
zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değil
mi? buyurmuştur.
54. Menkıbe:
Yine İmâm Begavî (Rahmetullahi Aleyh) Me'âlimüt-Tenzîl'de Bakara sûresinin
ikiyüzyirmiüçüncü âyeti kerîmesinin tefsirinde buyuruyor ki: Bize Ebî Sa'id
Ahmed bin İbrahim Şüreyhi haber verdi. Ona Ebû İshak Sa'lebi, ona Abdullah bin
Hamid İsfehânî, ona Mehmed bin Ya'kub, ona İbn Münâdî, ona Yûnus, ona Ya'kub
Kûmî haber verdi. Ya'kub Kûmî, Cafer bin Ebû Mugiyre'den, o da Sa'id bin
Cübeyr'den, o da İbn Abbâs (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet ediyor:
- Bir gün Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Serveri Alem
(Sallallahu aleyhi vesellem) huzûruna geldi:
- Yâ
Resûlullah! Ben helâk oldum, dedi. Habîb-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):
-
Seni helâk
-
Dün gece hanımımın önüne, arka taraftan cimâ ettim, dedi. Resûl-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi vesellem) cevab vermediler. Hakk Teâlâ Bakara sûresinin
ikiyüzyirmiüçüncü âyet-i kerîmesini gönderdi. «Kadınlarınız sizin harsınızdır.
İstediğiniz gibi gelebilirsiniz» Hars, tarlaya tohum ekmek manasınadır.
Kadınlarınızla istediğiniz şekilde, istediğiniz zaman cimâ' edebilirsiniz demek
olur. Yalnız hayz zamânında ve livâta şeklinde yaklaşmak harâmdır.
57. Menkıbe:
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) hakkında çeşitli kitablarda bildirilen haberler
açıklanacaktır. A'meş, Süfyân ve Abdullah (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet
edildiğine göre, yemin ederek: Biz, Hazreti Ömer'in amelini terazinin bir
kefesine, o zaman yeryüzünde yaşayan diğer insanların amellerini de öbür
kefesine koysalar, Hazreti Ömer'in kefesi ağır geleceğini zan ediyoruz,
demişlerdir.
Bilâl babam buyurdu ki;
- Ashâbın büyüklüğü sadece yapmış olduğu ibadetle
değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dîn-i mübînini, hadîs-i
şerîflerini ve âyeti kerîmelerini bütün dünya yüzüne yayılmasına, dağılmasına
sebeb olmuşlardır. Ayrıcı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ve dîn-i
mübîni ömür boyu koruyup, o uğurda malları ile, canları ile, çalışmışlardır.
Ashâb bunu böyle yapmasaydı, ne Hazreti Pir tarikat kurabilir, ne İmâm-ı Azam
mezheb kurabilir. Ne kıyamete kadar gelen mü'minler âyetlerle, hadîslerle
yollarını düzeltebilirdi. Bu saydıklarımızın hepsini ve onların yaptıklarını
biz ashaba borçluyuz. Kıyamete kadar her yapılan amelin karşılığı ashabların
amel defterine yazılır. Çünkü sebeb onlardır.
Şeyh, hâkim,
ârif, Zeynüddîn Ali bin Tahir Kindî'nin tasnif ettiği kitabında, Hazreti
Ömer'in bir sözünü nakl ediyor: “Münâfık olan kimselerin ümidi; dünya ameli,
hatâ ve günâh olur. Çok yemek san'atıdır. Dünya işlerinde zekî, ahiret
işlerinde câhildir.”
Ebülleys
Semerkandî, Tenbîhü'l-Gâfilîn kitâbında
Hazreti Ömer'in mahlûklara olan şefkat ve merhametinin çokluğu hakkında
buyuruyor ki:
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) ihtiyâr bir gayr-i müslimi dilencilik yaparken gördü:
-
Ey Pîr, benim
58. Menkıbe:
Bir
gün Emîrü'l-Mü'minin Ömer (Radiyallahu anhu) buyurdu ki:
-
Hangi Ömer'i söylüyorsunuz? Allah'u Teâlâ'nın Peygamberlerden sonra ona benzer
bir kul yaratmadığı ve hiç bir anne, babanın öyle bir oğul sahibi olmadığı
kimse Ömer'dir. O, Hakk Teâlâ'nın dîninin sınırlarını bilir. Şerîatını bilen
fakihtir. Hakk Teâlâ İslâmı onunla azîz etti. Onunla adâlet etti. Bu sûretle
kendisi emin oldu. Kendisinden sonraki halîfeleri de zor bir vaziyete düşürdü.
Hazreti
Ömer İslâm dîninde güzel âdetler bırakmıştır.
Postayı ilk kuran odur.
Zindanı
önce o binâ etti. Had cezâları için cellâdı o tâyin etti. Mescid ve câmileri
şehirlerde o tertîb etti. Sınırları o vaz etti. Müezzin ve başkaları için
tatavvu olan işleri yapanlara ücret verirdi. İran toprağına harâc tâyin etti.
Hazreti
Ömer (Radiyallahu anhu) bu derece yüksek mertebe sahibi, heybet, siyaset ve
gayretinin sesi ufuklara yayılmış iken bir zerre kibir, ucub etmediği gibi
kendini herkesten aşağı görürdü. Onun kendi eliyle yaptığı işlere kimsenin gücü
yetmezdi. Kendisi çalışır, kazanır. Herkese de çalışmayı, kimseye yük olmamayı
tavsiye ederdi.
Bir
gün sadaka südünden Hazreti Ömer'e vermişlerdi. Bir yudum içti. Sonra bunun
kendisine lâyık olmadığını anladı. Parmağını boğazına sokarak kay' etti. Çok
zorluk çekti. Görenler öleceğini sandılar. Sonra:
-
Yâ Rabbi! Damarlarımda kalandan
Huccetü'l-İslâm
yazarı İmâm-ı Muhammed Gazâli (Rahmetullahi aleyh) Kimyâyı Saâdet kitâbında
bildiriyor ki: Bir vakit Hazreti Ömer'e: (Ganimet malından misk getirmişlerdi.
Hanımına götürdü). Bunu satın, parasını fakirlere dağıtınız, buyurdu. Bir gün
evinde hanımının sandığından misk kokusu duydu. Hanımına bu kokunun nereden
geldiğini sordu. Hanımı, misk satarken kokusu elime sinmişti. Sandığı tutunca
bu koku sandığa yayılmış dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) sandığı, misk
kokusu hiç kalmayıncaya kadar toprağa sürdü. Gerçi bu kadara müsâmaha
gösterilebilir. Fakat Hazreti Ömer çok ince düşünmüştü. Küçük zararlara göz
yumarak daha büyüklerine yakalanmaktan korkmuştu. Veyâ harâm korkusuyla bir
helâli terk ederek müttekîler sevabını kazanmak istemişti.
Hazreti Ömer'in «yetmiş
helali Allah korkusundan kendi nefsime haram yaptım» dediği meşhurdur. [Dört
Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi),
77. Menkıbe, Sayfa: 162)
Şeriatta on şey helal,
tarikat ehli kendi nefsine haram yapar. Kur'an-ı Kerim ve mezhebimiz helal
ettiği halde kendi kendine Allah korkusundan haram yapar.
1- Eşekle atı çiftleştirip
katır doğurtturmak: Şer'an helaldır, katır az yer, çok yük götürür. Harpte
açlığa, susuzluğa fazla dayanır. Sarp yerlere daha iyi çıkar. Fakirler için
beslenmeye daha iyi elverişlidir. Bunun için şer'an helâl, tarikatta haram
olması hayvanlar gönülsüz çiftleştiriliyor, cinsi değiştiriliyor, Allahu
Teala'nın işine karışılıyor. İmam-ı Azam helâl demiş, helâldır. Tarikatta günah-ı
segair “küçük günah” daha ileri hakikatta günah-ı kebair “büyük günah,”
marifette şirk, küfürdür.
2- Şaraphaneye üzüm vermek:
Şer'an helâl. Sen malını satıyorsun. Bir koyun sattın «Bismillahsız» kesti,
mundar, haram etti. Üzümü sattın, suyunu şarap etti. 9 şeyin haram olması
şaraba dönüştükten sonra haramdır. Üzüm; çürüyen şey, satılmazsa bir kaç gün
içerisinde çürür, mahvolur. Bir senelik kazancının tümü gider. Milyonlarca
fakir ezilir. Bunun için şaraphaneye üzüm vermek şer'an helaldır. Tarikatta (günah-ı
segair) küçük günah, ona sebeb oluyorsun. Hakikat ehline büyük günah, marifet
ehline şirktir, küfürdür.
3- Ava gitmek: Şer'an
helâl, fakir, kimse çocuklarına et yedirecek parası yok, veya ondan rızk
edinecek.
Hadîs-i Şerif:
«Atıcılık öğrenin,» (Kütüb-i
Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2218, Sayfa: 60)
«Kur'an öğrenin,» (Kırk
Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 23, Sayfa: 219)
Mü'minin en hayırlı saati
Allah'ı zikrettiği saattir.»
Atılıcılığı öğrenmek için
avcılık başta gelir. Tarikatta küçük günah, bir can yakıyor, boğazlama değil.
Yaralı gidiyor, ölmüyor, yayılamıyor, suya gidemiyor, annesi vurulup yavruları
aç kalıyor. Aç dura dura ölüyor. Bunun için tarikatta küçük günah, hakikatte
büyük günah, hakikatta olan insan, onun yaralı gittiğini ızdırabını, gözleri
ile görür, onun için hakikatta küfürdür. O yaralı hayvan Allah'a kendini
yaralayan için beddua ettiğini bilir, işitir. Yine de yaparsa küfre varır.
Bunların daha hassası verâ ehline haramdır. Hazreti Ömer 'in «Bu gün Allah için
ne yaptın?» dediği meşhurdur. Sırası ile aklımda olanları yazacağım:
Açlık hakkındaki şu
hadîsleri düşünür:
«Nefsinle mücahede
Rabb'ınla görgü getirir.» (Marifetname, Sayfa: 424; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 23,
benzeri)
«Kalbleri hiç bir şey
öldürmez, çok yemek yeme öldürür.» (Müzekki'n-Nüfus. Sayfa: 293; Kimya-i
Saadet, Sayfa: 399)
«Ben ilmi açlıkta koydum,
halk onu toklukta arar.» (Marifetname, Sayfa: 597; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 130)
«Ey Resuller!
Doyasıya yemeyi kendine
haram eder. «Geceleri kalk, secde ile kıyamla sabahla» (Sure-i Zümer, Ayet 9)
ayetine göre gece kalkmasına engel olan her şeyi kendine haram eder. Dîn
hususunda herkes neme lazım yapmadığını, suçluluğunu veya yapmaya ihmal
davrandığını kendine haram eder.
Hazreti Ömer (Radiyallahu
anhu) halifeliği zamanında kim aç, kim tok, kim şikayetçi, kim şikayet
yapamıyor, kim komşusu ve akrabaları tarafından hakkında ne düşünür. Bunları
dinleyip gözü ile görmeyi adet eder. O yüzden gece uykusunu kendine haram
ederdi. Hazineye ait deve kaçınca Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) koşa koşa
tuttu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
- Niçin kölelerine emredip
tutturmuyorsun? Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):
- Çünkü onlar beyt'ül-Mala,
devlete teslim, hazinenin malıdır. Onları benim tutmam lazım. Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu):
- Ya Ömer o kadar da
inceleme, bırak emret, başkası tutsun, dedi.
İşte Hazreti Ömer
(Radiyallahu anhu) hazineye teslim edilen malların bakımındaki noksanlığı
kendine kusur sayıyor. Ona bakmayıp, ilgilenmemeyi kendine haram sayıyor.
Beyazıd-ı Bestami
Hazretleri Mânâ âleminde tefekkürü mevt yaparken: «Ben ölmüşüm, kabirdeyim,
sorgu melekleri geldi:
- Sen dünyadan Rabb'ına ne
armağan getirdin, dediler. Beyazıd-ı Bestami Hazretleri:
- Ben Rabb'imin kapısında
dilenciyim, bir dilenciye, padişaha ne armağan getirdin denmez, sizin için çok
ayıbtır. Ne diliyorsanız onu verelim denilir deyince Allahu Teala:
- Meleklere, kulum
Beyazıd'ın sorusuna cevab verebiliyorsanız verin. Onun sorusuna siz cevab
veremezsiniz.
Aynı Hazreti Ali
(Radiyallahu anhu)'nin bir benzerini konuştu. Verâ'dan yukarı şeyhlik makamı, o
daha hassas. Ondan yukarı peygamberlik makamıdır. O daha enteresan, daha
hassasdır.
Şeriatı Muhammede verdiler,
Tarikat üstüne bir yol kurdular,
Hakikat ilminden sual sordular,
Hakikat var hakikattan içeri.
Aşk bedesteninden mercan
almışam,
İrfan meclisinde erkan kurmuşam,
Bu canı veripte bir can almışam,
Saklaram bu canı candan içeri.
Kaygısızım eder bir nutku hakla,
Varıp bir Mürşide kalbini pakla,
Mürşidin verdiğin tut kavi
sakla,
İlikten kemikten kandan içeri.
Kaygısız
HZ.
Peygamberimiz’e Fazr Olan Bize Farz Değildir
Çünkü biz:
1- Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'in her yaptığı iyi ameli biz çok yapsak bile binde birini
yapabiliriz.
2- Peygambere caiz olan ümmetine
caiz değildir. Ümmetine caiz olan peygamberine caiz değildir. Bu gibi hadîsler
çoktur. Misal Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
«Ganimet malı bana helâl kılındı
hepsini harcayabilirim. Benden başka kimse, evvelki peygamberler de harcayamaz.» (Sahih-i
Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 223)
«Ben ikindi namazından sonra
namaz kılarım, siz
kılmayın.» (Ramuzu'l-Ehadis (30.
bölüm) Hadis No: 594)
Bize beş vakit namaz farz, Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem)'e altı vakit namaz farzdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem)'e teheccüd namazı farzdır. (Sure-i Müzemmil, Ayet 2, 4, 20) Allahu
Teâlâ:
- Ey Habibim! Sen herkesten fazla bir vakit namaz
kıl.
Geceleri kalk secde ile kıyamla sabahla (Sure-i
Zümer, Ayet 9) buyurdu,
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) üst üste 9
veya 11 hanım aldı (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 572) Biz dörd'den fazla
alamayız.
Hiç bir peygamber imâ ve işaretle konuşmamıştır. Ben
de size onun için işaret etmedim. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 8, Hadîs
No: 1412, Sayfa: 331)
Hiç bir peygamber Allah için harbe, sefere çıkınca
harbte yenileceğini de bilse Allah'tan dön diye emir almadan dönmez. (İslam Tarihi
(M. Asım Köksal), Cild 3-4, sayfa: 70; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa:
153-154)
Ümmeti ise yenileceği yeri terk eder, kazanacağı yere
çekilir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ise çekilmesi yer
değiştirmesi Allahu Teâlâ'nın emrine bağlıdır.
Huneyn harbinde bütün ashab bozulup kaçtı, onlar
günahkar olmadılar. Çünkü kırkbin kafirin pususuna düşmüşlerdi. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem) kaçmadı. Kaçsa günahkâr olurdu. (Altı Parmak
Kitabı, Sayfa: 688)
Uhud cenginde de aynıdır. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) kaçsa günahkar olurdu.
Onun için peygamberlerin şeriatı ayrıdır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
«Benim ümmetimin uleması ben-i İsrail Peygamberi
gibidir.» (Berika, Cild 1, Sayfa: 58; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 417)
“Evliyaların ve Peygamberlerin varisleri
ulemalardır.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 5216; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye,
Hadis No: 222) buyuruyor.
Bu hadislere göre de ümmetten, evliyaların şeriatı
ayrıdır. Onlarda gece kalkmak, ibadet etmek kendisine farzmış gibi
Hasılı Peygamberimizde bizim gibi bir adamdır.
Bizimle hiç bir farkı yok diyenler çok yanılıyor. Peygamberimiz (Sallallahu
aleyhi vesellem) beşer olarak bizim gibi ama Allahu Teala'nın Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)'e özel Hadis-i Kudsileri ve daha bir çok şeyleri
vardır.
59. Menkıbe:
Tefsirde
yazılıdır: Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anhu) minber üzerinde buyurdu ki:
-Kadınların
mehrini fazla tayin etmeyiniz.
-
Hakk Teâlâ bize bir kırbe (süt veya su tulumu) dolusu mehr vermektedir. Bahusus
Hakk Teâlâ Nisa suresinin, ondokuzuncu ayet-i kerimesinde :
Sizden
biriniz, hanımını fuhşdan başka bir sebeble boşayıp, başka bir hanım aldığında, önceki hanımına
mehr olarak verdiği çok fazla miktardaki
Dindeki büyüklüğü ve insafı sebebiyle, kadının
sözünün doğru olduğunu anlayarak
- Bütün insanlar Ömer'den iyi bilir. Bu kadın doğru
söyledi, Ömer hata etti, buyurdu.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi
vesellem): Ümmetimin en hayırlı âlimi haklı söz aleyhine ise de kabul edendir,
buyuruyor.
İnsan beşerdir. Peygamberimiz
(Sallallahu aleyhi vesellem)' de beşerdir. (Sure-i
İsra, Ayet 93; Sure-i Fussilet, ayet 6; Sure-i Kehf, Ayet 110) Beşer yanılan
demektir. İnsanın
bir adı da unutkan demektir. Her insanda bunlar olur.
60. Menkıbe:
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halife olduğu zaman İslâm
ordusunun baş kumandanı Halid bin Velîd (Radiyallahu anhu) idi. Hazreti Ömer
bunu azl edip yerine Sa'd bin Ebî Vakkâs'ı tayin etti. Bir zaman sonra Sa'd
Hazretleri Kûfe'de bir ev yapacaktı. Arsanın bir tarafında bir mecûsînin (ateşe
tapan) evi vardı. Hazreti Sa'd mecusiyi çağırıp:
- Bu evi bana sat buyurdu. Mecûsî:
-
Satmam dedi.
Sa'd Hazretleri çok fazla para verdiği halde mecûsî evini
satmamakta ısrâr etti. Orada bulunanlar:
- Efendim bir mecûsîye bu kadar rica etmeğe ne luzum var,
evi alır parasını da verirsiniz dediler. Mecûsi bunu duyunca:
- Sa'd Hazretleri böyle yapar diye korkup karısının
yanına gitti. Mes'eleyi anlatıp ne yapalım diye sordu. Kadın:
- Bunların Hazreti Ömer diye bir emirleri vardır. O'nun
yanına git. Vaziyeti anlatıp Sa'd'ı şikayet et. O bir emir buyurur, Sa'd bizden
elini çeker dedi. Mecûsi kalkıp Medîne-i Münevvere'ye geldi.
- Emir'ül Mü'minin Ömer Hazretlerinin sarayı nerededir?
diye sordu.
-
Dışarı sahraya çıkmıştır dediler.
Mecûsi diğer melikler gibi avlanmaya çıkmıştır diye
düşündü. Şehrin kapısından dışarı çıkıp, hangi taraftan haşmetle ve
hizmetçileriyle gelecek diye etrafını gözetliyordu. Hiç bir taraftan bir toz
kalkması dahi belirmemişti. Halbuki haşmetle gelmesini beklediği Hazreti Ömer,
kamçısını başının altına koymuş toprak üzerinde uyuyordu. Mecûsi görmüş fakat
Emir'ül-Mü'mininin olduğunu tahmin etmemişti. Yanına gidip uyandırdı. Emirin ne
tarafa gittiğini biliyor musun? diye sordu. Hazreti Ömer:
- Onu
ne yapacaksın? buyurdu.
- Benim evimi elimden almak isteyen Sa'd'dan şikayet
etmeğe geldim dedi. Hazreti Ömer hemen kalkıp beraber saadethanelerine
geldiler. Hizmetçisinden bir parça kağıt istediler. Hizmetçi aradı, kağıt
bulamadı.
- Bir parça deri de olur buyurdular.
Hizmetçi
onu da bulamadı.
- Bir parça kemikte olsa olur buyurdular. Hizmetçi bir
koyun kürek kemiği bulup getirdi.
Hazreti ömer bu kemiğin üzerine Besmele ve Yâ Sa'd! Bu
yazım sana gelince hasmını hoşnud eyle veya huzuruma gel diye yazdılar.
Mecusi bu kemiği alıp evine geldi. Hanımı:
- Ne yaptın? diye sordu. Mecûsi o uzun yolu çok sıkıntı çekerek
gittiğime acıyorum. Elime bir yazılı kemik parçası verdi dedi. Hanımı:
-
Götür o kemiği Sa'd'a ver bakalım ne diyecek dedi.
Mecûsi Sa'd Hazretlerinin evinin kapısına gitti, Sa'd
Hazretleri namaz kılıp evinin kapısının önüne oturmuştu. İslam askerleri
karşısında dizilmiş duruyordu. Mecûsi o kürek kemiğini verdi. Hazreti Sa'd
kemikteki yazıyı Hazreti Ömer'in yazdığını anladı, yüzü değişti. Mecûsiye:
- Ne istiyorsan burada söyle, beni siyâsetine tâkat
getiremiyeceğim Emirü'l-Mü'minine gitmeğe mecbûr etme buyurdu. Mecûsinin aklı
başından gidip düştü. Bir zaman sonra ayıldı.
- Ya Sa'd bana islamı arz et diyerek müslüman oldu ve
evini bağışladı. Sonra ondan ne sebeble müslüman olduğunu sordular.
- Emirinizi gördüm, eski bir hırka giymiş kamçısını
başının altına koymuş toprak üzerinde derviş vaziyetinde uyuyordu. Onun
heybetinin halkın kalblerinde yer ettiğini de gördüm. Böyle bir emirin olduğu dîn muhakkak hak dîndir dedim.
Buradan adaletin kıymetini düşünmelidir. Mübarek şey
olduğunu anlamalıdır.
62. Menkıbe:
Hazret-i Ömer (Radyallahu anhu) bir bayram günü
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın
huzuruna geldi. Beraber mescide giderken Medine- i Münevvere'nin
çocukları Resûlullahın (Sallallahu aleyhi vesellem) etrafını sarıp bayramlık
istediler. Habib-i Ekrem:
- Ya Ömer! Beni bunlardan satın al, kurtar, buyurdular.
Hz. Ömer gidip bir parça et, bir miktar hurma ve meyve getirdi. Server-i âlem:
- Ya Ömer, sen beni Malik bin Za'rin Yusuf
(Aleyhis-selam)'u aldığından daha ucuza aldın. O Yusuf (Aleyhis-selam)'u birkaç dirheme almıştı. Sen beni et ve meyva ile aldın,
buyurdu. Hazreti Ömer:
- Ya Resulullah, her ne kadar Yusuf (Aleyhis-selam)'dan ucuz aldım ise de, ondan
güzel ve şirinsin dedi.
Hazret-i Ömer'in gölgesinden şeytan kaçardı. Onun mektubu
ile Mısır'ın Nil nehri kurumuşken aktı. Onun kamçısıyla zelzele durdu. Onun
Medinede'ki hutbesinin sesi Irak'ta işitildi. Hakk Teâlâ onun fikrine uygun
ayet-i kerimeler gönderdi. Cennetin sahibi Rıdvan, onun evine odun iletti.
Müslüman olduğu gün İslam onun eli ile kuvvetlendi. Mikail (Aleyhis-selam) onun
gölgesinin kokusunu alırdı. Cebrail (Aleyhis-selam), Hak Teâlâ indinde makbül
olması sebebiyle, onunla beraber oturmuştu. Aslan onun yastığının bekçiliğini
yapardı. Onun yükünü çekmekte yer ve gök aciz kalırdı.
63. Menkıbe:
Rivayet edilir ki: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi
vesellem) dururken Hazreti Ömer (Radıyallahu anhu) geldi: Resul-i Ekrem, şöyle
buyurdu:
- Ya Ömer, Adâlet nurunu sana vermem için bana ilahi emir
geldi. Şimdi onu sana veriyorum, Cihanda adâlet etmek senin nasibindir. Hz. Ebu
Bekir (Radıyallahu anhu) irtihaline yakın yazdığı vasiyyetnamede halife olacak
şahsın isminin yerini, kimsenin kırılmaması için açık bırakmıştı.
Abbas bin Abdülmuttalib (Radıyallahu anhu) bunu duyunca
Hz. Ebu Bekir' den sonra ihtilaf olmaması için gidip vasiyyetnameyi istedi. Boş
yere Hz. Ömer'in ismini yazdı. Hz. Ebu
Bekir (Radiyallahu anhu) ağır hastalandığından biraz kendine gelince Resul-i
Ekrem'in amcası Hz. Abbası görüp vasiyyetnameyi ve açık bırakılan yeri görmek
istedi. Hazreti Abbâs:
- Efendim küstahlık edip açık yere Ömer ismini yazdım,
dedi. Hz. Sıddık:
- (Sevindi) ve Allah'u Teâlâ'ya hamd olsun ki benim de istediğim bu idi, buyurdu. Ashab-ı
Kirâm'dan bir kısmı geldiler:
- Hazreti Ömer sert tabiatli kimsedir. Onu müslümanlara
halife tayin ettin. Hakk Teâlâ huzurunda
ne sebeb göstereceksin? dediler. Hazreti Ebû Bekir:
- Beni kaldırın oturayım, buyurdular. (Oturunca
etrafındaki Ashab-ı Kirâma buyurdular ki:) Hakk Teâlâ benden
- Ömer'i niçin halife yaptın! diye sorsa:
- Ya ilahel Alemin! O gün yeryüzünde Ömer'den adil bir
kimse bulamadım. Bu sebebten onu halife tayin ettim, derim buyurdu.
Hazreti Ömer halife olunca etraftan insanlar gelir:
- Halife kimdir? Kurtlar, kuzularla beraber su içiyor,
beraber dolaşıyorlar, kuzulara hiç bir zarar gelmiyor, derlerdi.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) böyle adâletli idi. Dul
kadınlara kendisi su taşırdı. Kendisi unları alır, sırtında getirirdi.
Hamallara:
- Biraz ben götüreyim, biraz siz götürün, diyerek yardım
ederdi.
Su taşımaya veya un öğütmeye gücü yetmeyen hizmetçi köle
veya cariyelere yardım ederdi. Geceleri Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu anhu)
Hazretleriyle beraber şehri dolaşır, bekçilik yapardı.
64. Menkıbe:
Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu):
- Ben Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'den acaib şeyler
gördüm dedi.
-
Neler gördün? diye sordular.
- Hayatta olsaydı söylemezdim deyip anlatmaya başladı.
Her
gece ikimiz şehri dolaşırdık. Bir mahalle vardı. Oraya gelince bana:
-
Sen burada dur buyururdu. Ben de bir şey
söyleyemez, orada dururdum. Bir müddet sonra gelirdi. Nereye gittiğini sormaya
cesaret edemezdim. Vefatlarından sonra bir gece o mahalleye gittim. Bir ev
içinde ihtiyar bir kadın gördüm. Acaba Hazreti Ömer'e ne oldu ki bu gece
gelmedi diyordu. Ey hatun Hazreti Ömer dünyadan göç etti dedim. Kadın sözümü
duyunca ah çekip kendinden geçti. Bir zaman sonra kendine gelince:
-
Ya Rabbi! Bana yardımda bulunan Hazreti Ömer'i afv et diye dua etti.
- Sana hangi yardımda bulunurdu diye sordum. Kadın:
- Affedersiniz
gündüz yaptığım pislikleri gece gelir dışarı atardı. Kirli çamaşırlarımı
yıkardı. Yiyeceğimi temin ederdi, dedi.
- Ey Hatun! Ben de Hazreti Ömer'in arkadaşıyım o vefat
ettiyse ben sağım. Onun yaptığı işleri ben göreyim dedim. Kadın:
- Hazreti Ömer'in yerini kim tutabilir? Eğer onun dostu
isen bana dua ile yardım et dedi. (Sonra başını kaldırıp): «Ya Rabbi! Ben
hastalığı Hazret-i Ömer'in yardımı ile çekiyordum. Hazreti Ömer gitti. Artık
benim ruhumu al. Hazreti Ömer'siz ömür istemem» dedi.
O anda duası kabul olunup ruhunu teslim etti. Ben de o
kadının teçhiz, tekfin işlerini görüp defn ettim
65. Menkıbe:
Yine Abdurrahman Bin Avf (Radıyallahu anhu) anlatıyor:
Bir gece Hz. Ömer su tulumunu arkasına almış, Medine-i Münevvere'nin köylerine
doğru giderken yorulup bir yerde durmuştu.
- Ya Emir'el-Mü'minin! Yoruldunuz, biraz da ben
götüreyim, dedim. Cevabında:
- Bugün benim su tulumumu sen taşırsan, yarın kıyamet
günü benim günahımın yükünü kim taşıyacak?
buyurdular.
Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah buyurdu:
- Bir gün Hazret-i Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu anhu)
babamın yanına gelerek selâm verip oturmuşlardı. Babam müslümanların işleri ile
meşgul olduğundan onların selâmını işitmedi. İşi bitince onları yanına çağırdı.
- Biz
selâm verdik, dediler.
- Babam, işitmedim buyurdu. (Sonra babam kalktı, onların
yanına gidince ikisi de ayağa kalktılar. Babam ellerini öptü. Hazinedarına iki
elbise getirmesini, her birini birine giydirmesini emretti. Onlardan özür
diledi.)
- Biz bilmedik, kusur ettik, bizden razı olun, buyurdu. Hazreti
Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu anhüma) babaları Hazret-i Ali (Radiyallahu
anhu)'nin yanına gittiler.
- Emirü'l-Mü'minin Hazret-i Ömer bize elbise verdi,
dediler. Hazret-i Ali (Radiyallahu anhuma) sevindi. Oğullarına Hazret-i Ömer'e
gitmelerini ve Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın:
- Ömer hayatta olduğu müddetçe İslamın nuru, vefatından
sonra da Cennet ehlinin ışığıdır, (Savâik-ı Muhrika, Sayfa: 59) buyurduğunu
haber vermelerini emretti. Hazreti Hasan ve Hüseyin (Radıyallahu anhu) Hazreti
Ömer'e bu haberi götürdüler. Hazreti Ömer:
- İkiniz de bu sözü babanızdan işittiniz mi? diye sordu.
- Evet dediler. Oğlu Abdullah'a:
- Kalem kağıt getir ve üzerine Resulullah (Sallallahu
aleyhi vesellem)'ın kızının çocukları Hazreti Hasan ve Hüseyin, babaları
Hazreti Ali'den:
«Ömer, hayatta İslâmın nuru, vefatından sonra Cennet
ehlinin ışığıdır» Hadîs-i Şerîfini duyduklarını şâhadet ediyorlar, diye yaz
dedi. Hazreti Abdullah yazdı. Hazreti Ömer:
- Oğlum, bu yazıyı ben vefat edince kefenimin arasına göğsümün
hizasına koy, zor vaziyette kaldığım zaman imdadıma yetişsin, buyurdu.
66. Menkıbe:
Bir gün Hz. Ömer (Radıyallahu anhu) Medine-i Münevvere'de, yolda gidiyordu. Bir
kadın:
- (Yolda duran bir acûze, ihtiyar kadın): İçeri gir
Emîrü'l-Mü'minin, geliyor dedi. İhtiyar kadın:
- (Başını evden dışarı çıkarıp) Emirü'l-Mü'minin kimdir?
Dün buradan geçerdi, ona Ömer derlerdi. Bu gün mü'minlerin emiri mi oldu? dedi.
Hz. Ömer:
- (Acûze kadının sözlerini duyunca geri dönüp,) Ömeri
Ömere kim gösterdi, kendini tanımasına sebeb oldu, buyurdu. (Bundan sonra
hergün o ihtiyar kadının kapısına gelirdi.) Atılacak çöpün, görülecek hizmetin,
doldurulacak su kabın var mı? yapayım. Çünkü Ömeri senden başka hiç kimse
bilemedi, buyururdu.
67. Menkıbe:
Bir gece Hz. Ömer (Radıyallahu anhu) Medine-i Münevvere'
de geziyordu. Bir kadın: (Kızına evi içinde süd'e biraz su kat, diyordu. Kız:
- Emiri'l-Mü'minin süd'e su katmayınız buyurmamış mıydı?
dedi. Kadın:
- Emir burada
yok , dedi. Kız:
-
Hz. Ömer burada yok ise, Rabbi bizi görür, dedi. Hz. Ömer: (O evi işaret etti.
Evine gelip oğluna) senin için bir kız buldum. Onu
-
Bunu kalbimden dahi geçirmeğe cesaretim yoktu, dedi. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu):
-
Kızının bir sözü çok hoşuma gitti. Onun için geldim, buyurdu. O kızı oğlu
Asım'a aldı. Asım'ın kızından Abdülaziz oldu. Abdülazizin oğlu Ömer bin
Abdülaziz halife oldu. Onun zamanında kurt kuzu ile gezerdi.
68. Menkıbe:
Hz.
Ömer (Radıyallahu anhu) yine bir gece
şehri beklerken bir evden bir
takım sesler duydu. Evin damına çıkıp
içeri girdi. Bir adamın bir kadınla içki içtiklerini gördü.
-
Hak Teâlâ'nın emrini tutmuyorsun, bu kadar günahın cezasını çekmiyeceğini mi
zannediyorsun, buyurdu. Adam korkup:
-
Ya Emire'l-Mü'minin! Hiç acele etme, ben bir günah işlediysem, sen dört
işledin, dedi.
-
Birincisi: Hak Teâlâ bir âyet-i kerimede: Evlere kapılardan giriniz... buyurur,
sen damdan girdin.
-
İkincisi: Hak Teâlâ: Evlerinizden başka olan evlere izin alıp selâm vererek
giriniz, buyurmaktadır.
Sen
âyet-i kerimenin emrine uymadın.
Üçüncüsü:
Allah'u Teâlâ: Başkala-rının ayıplarını araştırmayınız! buyurmaktadır. Sen
araştırıyorsun.
Dördüncüsü:
Hak Teâlâ: Başkalarına sû-i zan etmekten çok sakınınız, buyurmaktadır. Halbuki
sen sû-i zan ettin, dedi. Hz. Ömer (Radıyallahu anhu) bu sözlerden çok
müteessir oldu. Yaptığına pişman oldu. Kefâret olarak bir köle azat etti. O
şahıs da tövbe etti. Hz. Ömer'in adâleti ve siyaseti bereketiyle iyiler
zümresinden oldu.
70. Menkıbe:
Hazreti
Ömer (Radıyallahu anhu) zamanında bir kervan,
Medine-i Münevvere'ye gece gelip konaklamış, çok yorgun oldukları için
hepsi de uyumuştu. Kervanda bulunanlar hep kâfir idi. Develerini ve mallarını
da koruyacak kimseleri de yoktu. Hz. Ömer onları bu halde görünce, eşyaları
gaib olur da ben me'sul olurum diye endişeye kapıldı. Abdurrahman bin Avf
(Radıyallahu anhu) Hazretlerinin evine gitti.
Konaklayan kervanı anlattı. Onları bu gece beraber bekleyelim, buyurdu.
Beraber gidip kervanı sabaha kadar beklediler.
- Namaz, namaz!
diye seslendi.
-
Hepsi uyandılar. Emirü’l-Mü'minin evine geldi. Kervandan birisi Emiri takib
etti. Sabaha kadar kendilerini bekleyen bu şahsın kim olduğunu öğrenmek istiyordu.