HAZRETİ ÖMER (Radiyallahu anhu)' İN MENKIBELERİNİN DEVAMI

 

 

45. Menkıbe:

Büyük âlimler ve evliyâ, imânın kâmil olması için, mü'minin Hakk Teâlâ'dan havf ve recası (korku ve ümid) ile zühd ve takvasının (dünyaya kıymet vermemek ve harâmlardan kaçmak) i'tidâlde olmasını tavsiye ederler. Devamlı korku ve ümid içinde olmalıdır. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) buyuruyor ki:

- Hakk Teâlâ: Bütün kullarını cennetime koyacağım, yalnız bir kuluma azab edeceğim, buyursa: Günahlarımın çokluğuna bakarak, azâb gören kimse benim derim. Eğer, Allah'u Teâlâ , bütün kullarımı cehenneme yalnız, bir kulumu cennete koyacağım, buyursa acıması ve ikramı bol olan Hakk Teâlâ'dan, benim cennete gireceğimi ümid ederim.

Bâhusûs büyüklerimiz buyuruyor: Beyt:

Yâ Rabb! Madem buyurdun, Benden ümid kesmeyin!

Günahım çok olsa da ümidi keser miyim?

O halde mü'mine layık olan Hakk Teâlâ'nın azabından emin olmamak ve rahmetinden ümid kesmemektir.

Yine büyükler nasihat ederler ki: Mü'min her zaman ölümü hatırlamalı, bir an unutmamağa çalışmalıdır. Çünkü, bir Hadîs-i Şerîfte;

«Lezzetleri keseni çok hatırlayınız» buyurulmuştur. Lezzetleri kesen şey ölümdür. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) kendisine ölümü hatırlatmak üzere bir kişi vazifelendirmişti. Her gün o şahıs bir kaç kere gelir, ölümü hatırlatır, tayin edilen akçasını alıp giderdi. Bir gün yine gelip ölümü hatırlattı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) o şahsa:

- Artık ölümü hatırlatmanıza ihtiyacımız kalmadı. Sakalımıza ak düştü. Ak sakal ölümün habercisidir. Devamlı gözümün önünde durmakta, bana ölümü hatırlatmaktadır, buyurdu.

 

46. Menkıbe:

Medîne-i Münevvere'nin dışına akşam namazı vakti bir kâfile gelip konaklamıştı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) gezerken Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu)'a rastladı. Seninle bu gece kafileyi bekleyelim. Kafileye hırsız gelip, zarar görmesinler ve onlar yorgundur, rahat etsinler. Bizim zamanımızda bunlara  bir zarar gelirse kıyâmet günü bizden sorarlar, buyurdu.

O gece kafileyi beklerken yakındaki bir evde bir çocuk devamlı ağlıyordu. Hazreti Ömer o eve gidip, evdekilere çocuğun sesini kesmelerini söyledi. Geri gelip ibadete başlamıştı. Çocuğun ağlama sesi fazlalaştı. Hazreti Ömer bir kaç kere o eve gidip çocuğun sesini kesmelerini söyledi. Seher vakti olunca Hazreti Ömer, o eve bir daha gitti. Çocuğun annesine:

- Sen ne kadar merhametsiz kadınsın, çocuğunu bütün gece ağlattın, buyurdu. Kadın:

- Hâlimi bilmeden beni niçin azarlıyorsun? Ben çocuğumu sütten kesmiştim. Evde yiyecek bir şey yok ki, onunla çocuğumu oyalayıp susturayım, dedi. Hazreti Ömer çocuğun  yaşını sordu. Kadın:

- Henüz bir yaşını bitirmedi dedi. Emîre'l-mü'minin:

- Neden erken kestin? buyurdu. Kadın:

- Halîfemiz Hazreti Ömer'e Allah insaf versin, çocuklar sütten kesilmeyince nafaka takdir etmez, onun için erken sütten kestim, dedi.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu): (Ağlayarak mescide geldi. Sabah namazını ağlaması dolayısı ile zorla kıldırdı. Namazdan sonra ashâba dönüp ağlayarak):

- «Sizin Ömer'inize yazıklar olsun!» diye iki kere söyledi. Hemen münâdilere emir buyurdu. «Her müslümanın oğlu veya kızı doğarsa, hemen halifeye bildirsin. Beytü'l-Mâldan nafaka tayin edecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden çocuğunu erken sütten kesmesin. Şu anda kimin çocuğu varsa getirsin, nafaka yazdırsınlar» diye her tarafa bağırdılar.

Halk  bunu duyunca çok sevinip, Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in adalet ve insafına hayran oldular.

 

47. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halife iken temiz elbiseler giymiş cum'a namazına gidiyordu. Hazreti Abbâs, güvercin yavrusunu damda yıkamış, kanlı suyunu oluğa dökmüştü. Ev yolun üzerinde idi. Hazreti Ömer, Hazreti Abbâs'ın evinin önündeyken oluktaki kanlı sudan üzerine damladı, elbiseleri kirlendi. Bu oluk burada müslümanlara zarar veriyor diye emir buyurdu. Oluğu kaldırdılar. Evine dönüp başka elbise giydi. Cum'a namazını kıldıktan sonra, Hazreti Abbâs'ın evine gidip oluğu kaldırttığı için özür diledi. Hazreti Abbas, o oluğu Resûlullulah (Sallallahu aleyhi vesellem) mübarek elleriyle oraya koyduğunu söyledi. Hazreti Ömer'in yüzü değişti:

- Ey Resûlullah'ın amcası! Üzerime basıp, oluğu eski yerine aynı şekilde koymanı nezrediyorum, buyurdu. Hemen kalktılar, oluğu eski yerine koydular.

 

48. Menkıbe:

Mesâbih-i şerif kitabının Yahûdilerin Arab yarımadasından çıkarılması bâbında Câbir bin Abdullah (Radiyallahu anhu) rivâyet ediyor: Hazreti Ömer bana Resûl-i Ekrem'in:

- Eğer ömrüm olsaydı Yahûdileri Arabistan'dan çıkarırdım. Müslümanlardan başka hiç kimseyi bırakmazdım ve bir rivâyette de Eğer Allah'ın izniyle daha fazla yaşarsam, Yahudileri Arabistan'dan çıkarırım, hadîs-i şeriflerini haber verdi.

İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edildiğine göre Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hutbede buyurdular ki:

- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem), Hayber Yahudileri ile malları üzerine sözleşme yapmıştı ve sizi Allah'u Teâlâ'nın terkettiği şey üzerine terkederiz, buyurmuştu. Yani Resûlullah, hayatında Yahudileri çıkarmamıştı. Hazreti Ali (Kerremallahu Veche):

- Ben, Hayber Yahudilerinin çıkarılmasını düşünmüştüm. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de bu niyette idi. Yahudiler bunu sezdi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in huzuruna Ebû'l-Hakîk kabilesinden birisi geldi:

- Bizi çıkarıyor musun? Halbuki, Allah'ın Resûlü bizi bırakmıştı. Bizi mallarımız üzerine Hayber arazisine âmil kılmıştı, dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in buyurduklarını benim unuttuğumu mu zannediyorsun? O zaman size:

- Hayberden çıkarıldığınız zaman hâliniz ne olur? Deveniz sizinle konak konak yarış eder buyurmuştu. Yahudi:

- Resûl-i Ekrem onu şaka söylemişti, dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Şimdi yalan söyledin, ey Allah'ın düşmanı, buyurdu.

Sonra onları Hayberden çıkardı. İşlerine karşılık tayin olunan mal, deve ve paralarını verdi.

 

49. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in şehid olması anlatılmaktadır.

Ka'bü'l-Ahbâr (Radiyallahu anhu) bir gün Hazreti Ömer'in huzuruna geldi:

- Ey yeryüzünün halifesi! Ben Tevratta okumuştum. Senin üç günlük ömrün kaldı, dedi. Hazreti Ömer; (Vücudunda ağrı, hastalık olmadığından birden bire öleceğini tahmin etti) Allah'u Teâlâ'nın kazâsına razıyız, buyurdu.

O günlerde Mugiyre bin Şu'be veya Hâlid Hazretlerinin kölesi olan Ebû Lü'lü [Bu kölenin adı Firûz'dur. Ebû Lü'lü lâkabıdır. (Musahhih)] adındaki Mecûsi, Hazreti Ömer'in huzuruna geldi. Efendisinin kendisinden haddinden fazla para istediğinden şikâyet etti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Ne kadar istiyor? diye sordu.

- Her gün iki dirhem istiyor, dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Hangi san'atları biliyorsun? buyurdu. Mecûsi birkaç tane saydı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Bu san'atlara göre bu kadar para fazla değildir, buyurdu. Sonra, senin yel değirmeni yaptığını işittim. Bir tane de benim için yapmalısın, (yapar mısın?) buyurdu. Ebû Lü'lü:

- Senin için bir tane yapacağım, Şark'ta, Garb'ta onu söyleyecekler, dedi. Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu):

- (Etrafındakilere) Bu kâfir beni öldürmek istiyor, buyurdu. Ashâbı:

- Emir buyurun, öldürelim dediler. Hazret-i Ömer:

- Öldürmeden evvel kısas yapılmaz, buyurdular.

Ebû Lü'lü bundan sonra fırsat aradı. Zilhiccenin yirmiüçüncü günü sabah namazını kılarken fırsatını bulup Hazreti Ömer'i altı yerinden yaraladı. Ayrıca on kişiyi daha yaraladı. Dokuzu bu yaralardan şehid oldular. Benî Esed kabilesinden birisi Ebû Lü'lü kâfirinin başına bir ok atıp yere düşürdü. Başka birisi de bıçak ile boğazını kesip öldürdü. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bu hâli gördü. Ka'bül-Ahbâr Hazretlerinin sözü hatırına geldi. Allah'ın takdiri yerini buldu. Sonra Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) Hazretlerine emir buyurdular. İmâmlık yaptı. Sonra Ashabı Kirâm (Radiyallahu anhu)'ı topladı:

- Ebû Lü'lü beni öldürmesi için siz mi söylediniz? buyurdu. Ashâb-ı Güzin:

- Haşa öyle bir şey yoktur, diyerek yemin ettiler. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Allah'u Teâlâ'ya hamd olsun ki bu ümmetin katlettiği kimse olmadım. Bir Mecûsi'nin elinde şehîd oldum, buyurdu. Ayrıca: Hem diri, hem ölü iken halifeliğin benim üzerimde olmasını istemem. Aşere-i Mübeşşere'den altı kişi söylüyorum. Bunlar halife olmaya layık kimselerdir. Aralarında müşavere etsin, birini halife seçsinler. Ben onların hiç birini kat'i olarak seçemedim. Bu altı kişi Osman bin Affan, Ali bin Ebû Tâlib, Talha, Zübeyr, Sa'd bin Ebî Vakkas, Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu) idi. Sa'îd bin Zeyd Hazretleri hayatta oldukları halde onu söylemediler. Çünkü amcasının oğlu idi. Ebû Ubeyde bin Cerrâh Hazretleri vefat etmişti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Eğer, Ebû Ubeyde hayatta olsaydı onu halife tâyin ederdim, buyurdular. Husûsen Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) onun için:

- Bu ümmetin emînidir, buyurmuştu.

Hazreti Ömer: Bu altı zâtta, hilafetle  bağdaşmayan vasıflar gördü:

1- Osman, akrabasını sever. Onları iş başına  getirir. Arablar bundan hoşlanmazlar. Sonunda şehid olmasına sebeb  olur.

2- Ali, halkı doğru yola sevk ve teşvik eder. Yalnız mizacında biraz mizaha meyil vardır.

3-Talha, göz alıcı elbiseler giyer, süslü gezer. Allah'u Teâlâ onu bu ümmetin işlerine mütevelli kılmaz.

4- Zübeyr sert tabiatlıdır. Halifelikte rıfk lazımdır.

5- Sa'd bin Ebi Vakkas harp adamıdır. Halifelik yapamaz.

6- Abdurrahman bin Avf iyidir . Fakat za'iftir, kimseyi incitmek istemez. Hilafette azarlamak ve dövmek olur, buyurdu.

Böylece Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), bu altı serverden birini halifeliğe tayin buyuramadı.

Bir rivâyette Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) seher vakti mescid-i şerife namaz kılmağa giderken Ebû Lü'lü kâfiri bıçağıyla karnından yaraladı. Hazreti Ömer başkalarını çağırdı. Haber yayılarak bir çok kimseler geldi. Hazreti Ömer'i o halde görüp ağlaştılar ve  Ebû Lü'lü kâfirini öldürdüler. Hazreti Ömer'i oradan evine  götürdüler. Cerrâh geldi, yarayı dikti. Eğer hiç hareket etmezse üç, dört gün sonra iyileşir, dedi. Ashâb-ı Güzin etrafında oturdular. Hilâfet işi ve bazı dîni hususlarda vasıyyetler etti. Namaz vakti geldi. Müezzin ezân okudu. Cerrâha:

- Şimdi abdest almağa kalksam ne olur? buyurdu. Cerrâh:

- Yerinden kıpırdarsan dikişler sökülür, tehlikelidir, dedi.

Hazret-i Ömer (Radiyallahu anhu):

- «Namazı terk etmektense, karnım yarılsın» buyurdu.

Bir sahâbîyi Hazret-i Aişe'nin evine gönderdi.

- Ravzâ-i Mutahhara'ya Resûl-i Ekrem'in yanına gitmeğe, o servere iltica etmeğe izniniz var mı? diye sordurdu. Hazreti Aişe ağladı:

- Baba yâdigarı Hazreti Ömer de gidiyor, o yeri kendim için düşünüyordum. Fakat ona bağışladım. Hazreti Ömer'e söyleyin, Resûl-i Ekrem'in ve babamın huzurlarına varınca benim selâmımı söylesin. Bu ayrılığım daha ne kadar sürecektir diye sorsun dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- (Bunu işitince oğlu Abdullah Hazretlerine buyurdu ki:)

Benim cenaze namazım kılınınca Hazret-i Aişe'nin huzûruna git. Ravza-i Mutahhara'ya defn olunmam için tekrar izin iste. Belki hayatımda, benden utanıp izin vermiştir. Namâz vaktinin sonu gelmişti. Abdest almak için doğruldu. Yarasının dikişleri sökülüp düştü. Dostlarına elveda, elveda, hakkınızı helâl edin, tekrar görüşmemiz kıyâmete kaldı, buyurdu.

Ashâbı Güzin arasında ağlama, inleme başladı. Hazreti Ömer son söz olarak kelime-i şehadet getirdi. Ruhunu Hakk Teâlâ Hazretlerine teslim etti. Techiz, tekfin işleri görüldü. Namazı kılındı. Oğlu Abdullah Hazretleri, Hazreti Aişe'nin huzuruna vardı. Babasının Ravza-i Mutahhara'ya defn edilmesi için izin istedi. Hazreti Aişe ağladı.

- Ey Emîre'l-Mü'minin! Hayatında ve vefatında adâleti elden bırakmıyorsun. O yeri sana feda ettim, dedi. Hazret-i Ömer'in cenazesini Ravzâ-i Mutahhara'ya götürdüler. Birisi ileri gidip:

- Esselâmü aleyke yâ Resûlullah! Ömer'i getirdik. Eğer izniniz olursa Ravzâ içine defn edeceğiz, dedi.

Bütün Ashab-ı Kiram; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın mübarek sesini duydular.

- Benim yârimi yanıma getirin, buyurdu. Ravzâ'nın kapısı açıldı. Hazreti Ebû Bekir'in sol yanında bir kabir hazırlanmıştı. Hatta Ravzâ'dan bir elin çıkıp, Hazreti Ömer'in boynuna dolandığı da rivâyet edilmiştir.

 

50. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halifelik müddetince kendinden evvel hiç kimsenin yapamadığı ve sonra da kimsenin yapamıyacağı şekilde adâlet üzere hareket etmiştir. Kurt koyuna zarar vermeğe cesaret edemezdi. Hazreti Ömer'in şehid olduğu gün, bir çoban koyunların yanında dururken bir kurt koyuna saldırdı. Çoban:

- (Hemen feryad ederek) Vah Hazreti Ömer! (dedi ve ağladı) «İnna lillah ve innâ...» âyet-i kerîmesini okudu. (Sure-i Bakara, Ayet 156) Çobanlar ona:

- Hazreti Ömer'in irtihal ettiğini nereden bildin? diye sordular. Çoban:

- Hazreti Ömer'in zamânında kurt koyuna değil saldırmak, bakmağa bile cesaret edemezdi. Şimdi kurdun koyuna saldırdığını gördüm. Hazreti Ömer'in şehid olduğunu anladım, dedi. Bu menkıbe bir tarih kitabından alınmıştır.

Şevahidün-Nübüvve kitabında rivâyet ediliyor ki: Hazreti Ömer vefat edince yeryüzü kapkara oldu. Çocuklar (korkup), annelerine yeryüzü siyah oldu, kıyâmet mi kopacak? dediler. Anneleri:

- Hayır oğlum, kıyamet kopma zamanı henüz gelmedi. Hazreti Ömer'i haksız yere şehîd ettiler. Onun için dünyayı karanlık kapladı, dediler. (Şevahidü'n-Nübüvve, Sayfa: 227)

 

51. Menkıbe:

Server-i Kâinat ve Mefhâr-i Mevcûdat Aleyhi Ef-dalü's-Salavat  ve't-tahiyyat, bir gün mescidde kabir azabını, Münker ve Nekir'in heybetle nasıl sual ettiklerini beyân buyuruyorlardı. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Ya Resûlullah, sual zamanında şimdiki aklımız bize verilir mi, verilmez mi? diye sordu. Server-i Alem:

- Şimdiki aklınız nasılsa, kabirde de öyle olursunuz, buyurdu. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Böyle olduktan sonra korku ve elem çekmeğe lüzum yoktur, dedi. Hazreti Ömer vefat edince, Hazreti Ali'nin aklına bu hâdise geldi.

- Hazreti Ömer o zaman merdlik etmişti, bakalım Münker ve Nekir'e nasıl cevap verecek, davasının eri olacak mı? dedi. Gözlerini yumdu. Kalbi şeriflerini Hazreti Ömer'in hâline yöneltip, tam teveccüh ile murâkabeye vardı. Hakk Teâlâ gözünden perdeyi kaldırdı. Münker ve Nekîr'in heybetle geldiklerini gördü. Hazreti Ömer'e:

- Rabbin kim? Dînin nedir? Peygamberin kim? şeklinde sorular sordular. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Münker ve Nekir'e:

-  Nereden geliyorsunuz? diye sordu. Onlar:

- Yedinci kat gökten geliyoruz, dediler. Hazreti Ömer:

- Yedinci kat gökten burası ne kadar yoldur? buyurdu. Melekler:

- Yedi bin yıllık yoldur, dediler. Hazreti Ömer:

- Siz yedi bin yıllık yoldan geldiğiniz halde Rabbinizi unutmadınız. Ben bugün evimden çıktım, kabire gelinceye kadar Rabbimi, dînimi, Peygamberimizi niçin unutayım? buyurdu. Melekler:

- Biz senin böyle cevap vereceğini biliyorduk. Fakat bu heybetle gelip sual etmekle emir edilmişiz, dediler. Hazreti Ali bu hali gördükten sonra gözlerini açtı.

- Yâ Ömer! Allah mübarek etsin, dâvanın eriymişsin, buyurdu.

Hazreti Ömer'in halifelik müddeti on yıl altı ay yedi gün idi. Ömrü altmışüç yıl on gündür. Hayatlarında on kerre Hac etmişlerdir. Anlatılan menkıbeler onun kemal güneşinin zerreleri dahi olamaz. Fakat kalbinde taassub hastalığı olmayan kimselere bu kadar kâfidir. Daha fazla bilgi isteyenler Bostânü'r-Riyâd ve Safvetü's-Safve adlı kitablara ve Tefsîr-i Kebirde Kehf sûresinin onuncu âyet-i kerîmesinin tafsilatlı yazısına müracaat buyursunlar.

 

52. Menkıbe:

İmâm-ı Begavi (Rahmetullahi Aleyh) Me'âlimü't-Tenzil adındaki tefsir kitabında Bakara sûresinin yüzyirmibeşinci âyet-i kerîmesinin tefsirinde buyuruyor ki:

Bize Abdülvâhid Melihi ona Ahmed bin Abdullahı'n-Na'imi, ona da Mehmed bin Yusuf, ona da Mehmed bin İsmail, ona da Müseddîd, ona da Yüca, ona da Hamid ve ona da Enes bin Mâlik (Radiyallahu anhu), haber vermiştir. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) yemin ederek buyuruyor ki:

- Ben, Hakk Teâlâ'dan üç şeyi arzu ettim. Rabbim de beni muvaffak etti.

Birincisi:

- Ya Resûlullah, ne olurdu Makam-ı İbrâhim'i namaz kılacak yer etseydiniz, dedim. Hakk Teâlâ Bakara sûresinin yüzyirmibeşinci âyeti kerimesinde «Makamı İbrahim'i musalla (namaz kılacak yer) ediniz»  buyurdu.

[Makam-ı İbrahim, Mescid-i Haram'da İbrahim (Aleyhis-selâm)'ın mübarek ayak parmaklarının izinin belli olduğu taştır. Veyâ Mescid-i Haram'ın hepsi Makam-ı İbrahim'dir. Makam-ı İbrahim'in musallâ edinilmesi, o makamda dua edilip Allahu Teâlâ'ya tekarrüb edilmesidir, denilmiştir.] 

İkincisi: Yâ Resûlullah! Sizin huzurunuza biz de geliyoruz. Fasıklar da geliyor. Ümmehât-ı mü'minin fâsıkların gözünden gizlenmelerini kimseye görünmemelerini emir etseydiniz, dedim. Hakk Teâlâ hicabı (Ümmehât-ı mü'minînin perde arkasında olmalarını) emreden âyet-i kerîmeyi gönderdi. (Sure-i Ahzab, Ayet 32)

Üçüncüsü: Resûl-i Ekrem'in bazı hanımları birbirlerine inad etmiş, darılmışlar. Server-i âlemi de üzmüşlerdi. Ezvâc-ı tâhirat ile gidip konuştum. Böyle çirkin işlerden vazgeçin, yoksa Allah'u Teâlâ Resûlüne sizden hayırlı, üstün hanımlar vererek sizi bıraktırır, dedim. Hemen Hakk Teâlâ Tahrim suresinin beşinci âyet-i kerimesini «Resûlüm eğer sizi boşarsa onun Rabbi sizi pek yakında sizden hayırlı hanımlarla.....değiştirir» gönderdi.

 

53. Menkıbe:

Yine İmam-ı Begavî Me'âlimü't-Tenzîl de Bakara sûresinin ikiyüz ondokuzuncu âyet-i kerimesinin tefsirinde buyuruyor ki: Ömer b. Hattab, Mu'az bin Cebel ve Medîneli bir sahâbi (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna geldiler:

- Bize içki ve kumar hakkında fetva veriniz. Çünkü içki aklı gideriyor. Kumar da malın yok olmasına sebeb oluyor, dediler.

Hemen Allah'u Teâlâ Bakara sûresinin ikiyüzondokuzuncu âyet-i kerimesini: «Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda hem büyük günâh, hem insanlar için faideler vardır. Günahları ise faidelerinden daha büyüktür» gönderdi.

Bütün tefsir kitablarında olduğu gibi Hakk Teâlâ içki hakkında dört ayeti kerime göndermiştir:

1- Nahl sûresinin altmışyedinci âyet-i kerimesidir.

«Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerinden de içki ve güzel bir rızk edinirsiniz» buyurulmuştur.

Müslümanlar o günlerde içki içerlerdi. Mübah idi. Şeker, hurmadan yapılan içkidir.

2- Yukarıda söylediğimiz gibi Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ve Mu'az, Resûl-i, Ekrem'den içki ve kumar'ın hükmünü sorunca Bakara sûresinin ikiyüzondokuzuncu âyet-i kerimesi geldi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

«Allah'u Teâlâ önce büyük günâhtır, buyurmakla içkinin haram olacağına ve sonra insanlara faideleri vardır, buyurmakla içkinin helâl olacağına işaret etti, buyurdular.

Bu âyet-i kerîmeden sonra Ashâb-ı Kirâmın çoğu büyük günahtır buyurulduğu için içkiyi bıraktı. Bir kısım kavimler ise, insanlara faideleri vardır, buyurduğu için, içki içerlerdi. Abdurrahman bin Avf Hazretleri birkaç sahabeye ziyafet vermişti. İçki de içip sarhoş oldular. Akşam namazı oldu. Birisi imam olup cemâatle namaz kıldılar. İmâm olan namazda Kâfirun sûresinin ikinci âyet-i kerimesinde manâyı menfi yapan «lâ» lafzını söylemedi. Bundan sonra sarhoş iken namaz kılmağı yasak eden üçüncü âyet-i kerîme geldi.

3- Nisâ sûresinin kırküçüncü âyet-i kerîmesidir. Hakk Teâlâ bu âyet-i kerîmesinde:

- Ey imân edenler! Ne söylediğinizi bilmeniz için sarhoş olduğunuz zaman, namaza yaklaşmayınız, buyurmuştur.

Bundan sonra çokları içkiyi tamamen terk ettiler. Namaza manî olan şeyde hayır yoktur, dediler. Bir kısmı ise, namaz vakitleri hâricinde içki içerlerdi. Meselâ yatsı namazından sonra içki içerler, sabah namazına kadar sarhoşlukları giderdi. Veyâ sabâh namazından sonra sarhoş  olsalar, öğle namazına kadar sarhoşlukları giderdi. Bir zaman sonra Abbâd İbn Sâmit bir ziyâfet hazırlayıp bir kaç kişi davet etmişti. Sa'd bin Ebî Vakkas Hazretleri de onların arasında idi. Abbâd bir deve başı kızartmıştı. İçki de içtiler, sarhoş oldular. Sonra aralarında neseb ile övünüp şiirler söylemeye başladılar. Sa'd Hazretleri bir şiir söyledi. Şiirinde ensârı, yâni Medîne halkını kötülüyor. Kendi kavmi olan Kureyş'i övüyordu. Bunun üzerine Ensâr'dan bir kişi devenin çene kemiğini alıp Sa'd Hazretlerinin başına vurdu. Muvaddıha mertebesinde yardı.

Arap lisânında baş yarılmasının on bir mertebesi ve her birinin ismi vardır. Altıncı Mertebeye muvaddıha denir. Başın kemiğinin beyazlığının görülmesine kadar olan yarılmadır. On birinci mertebeye Dâmiğa denir. Baş kemiğinin kırılıp beyne kadar giden yarılmadır. Mütercim

Sa'd bin Ebî Vakkâs Hazretleri kalkıp Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzûruna vardı. Başını yaran Medîneli kişiyi şikâyet etti. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'de orada idi:

- Ya Rabbi! Bize içki hakkındaki kat'i emrini bildir, dedi. Hakk Teâlâ dördüncü âyet-i kerîmeyi göndererek içkinin kat'i olarak harâm olduğunu bildirdi.

4- Mâide sûresinin doksanıncı ve doksanbirinci âyet-i kerîmeleridir. Hakk Teâlâ bu âyet-i kerîmelerinde:

«Ey iman edenler! İçki, kumar, (tapmıya mahsûs) dikili taşlar, fal okları ancak şeytânın amelinden birer murdardır. Onun için bun(lar)dan kaçının ki muradınıza eresiniz. Şeytân, içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister. Artık siz (hepiniz) vazgeçtiniz değil mi? buyurmuştur.

 

54. Menkıbe:

Yine İmâm Begavî (Rahmetullahi Aleyh) Me'âlimüt-Tenzîl'de Bakara sûresinin ikiyüzyirmiüçüncü âyeti kerîmesinin tefsirinde buyuruyor ki: Bize Ebî Sa'id Ahmed bin İbrahim Şüreyhi haber verdi. Ona Ebû İshak Sa'lebi, ona Abdullah bin Hamid İsfehânî, ona Mehmed bin Ya'kub, ona İbn Münâdî, ona Yûnus, ona Ya'kub Kûmî haber verdi. Ya'kub Kûmî, Cafer bin Ebû Mugiyre'den, o da Sa'id bin Cübeyr'den, o da İbn Abbâs (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet ediyor:

- Bir gün Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Serveri Alem (Sallallahu aleyhi vesellem) huzûruna geldi:

- Yâ Resûlullah! Ben helâk oldum, dedi. Habîb-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Seni helâk eden şey nedir? buyurdular. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Dün gece hanımımın önüne, arka taraftan cimâ ettim, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) cevab vermediler. Hakk Teâlâ Bakara sûresinin ikiyüzyirmiüçüncü âyet-i kerîmesini gönderdi. «Kadınlarınız sizin harsınızdır. İstediğiniz gibi gelebilirsiniz» Hars, tarlaya tohum ekmek manasınadır. Kadınlarınızla istediğiniz şekilde, istediğiniz zaman cimâ' edebilirsiniz demek olur. Yalnız hayz zamânında ve livâta şeklinde yaklaşmak harâmdır.

 

57. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hakkında çeşitli kitablarda bildirilen haberler açıklanacaktır. A'meş, Süfyân ve Abdullah (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre, yemin ederek: Biz, Hazreti Ömer'in amelini terazinin bir kefesine, o zaman yeryüzünde yaşayan diğer insanların amellerini de öbür kefesine koysalar, Hazreti Ömer'in kefesi ağır geleceğini zan ediyoruz, demişlerdir.

 

Bilâl babam buyurdu ki;

- Ashâbın büyüklüğü sadece yapmış olduğu ibadetle değildir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in dîn-i mübînini, hadîs-i şerîflerini ve âyeti kerîmelerini bütün dünya yüzüne yayılmasına, dağılmasına sebeb olmuşlardır. Ayrıcı Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i ve dîn-i mübîni ömür boyu koruyup, o uğurda malları ile, canları ile, çalışmışlardır. Ashâb bunu böyle yapmasaydı, ne Hazreti Pir tarikat kurabilir, ne İmâm-ı Azam mezheb kurabilir. Ne kıyamete kadar gelen mü'minler âyetlerle, hadîslerle yollarını düzeltebilirdi. Bu saydıklarımızın hepsini ve onların yaptıklarını biz ashaba borçluyuz. Kıyamete kadar her yapılan amelin karşılığı ashabların amel defterine yazılır. Çünkü sebeb onlardır.

 

 Şeyh, hâkim, ârif, Zeynüddîn Ali bin Tahir Kindî'nin tasnif ettiği kitabında, Hazreti Ömer'in bir sözünü nakl ediyor: “Münâfık olan kimselerin ümidi; dünya ameli, hatâ ve günâh olur. Çok yemek san'atıdır. Dünya işlerinde zekî, ahiret işlerinde câhildir.”

Ebülleys Semerkandî, Tenbîhü'l-Gâfilîn kitâbında Hazreti Ömer'in mahlûklara olan şefkat ve merhametinin çokluğu hakkında buyuruyor ki:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) ihtiyâr bir gayr-i müslimi dilencilik yaparken gördü:

- Ey Pîr, benim sana insâf etmemi istiyorlar. Gençliğinde senden cizye aldım. Artık seni afv etmem lâyık olur, buyurdu. İhtiyârı afv edip hergün kendisinin ve çoluk çocuğunun yiyeceğinin Beytü'l-Mal'dan verilmesini emir buyurdu.

 

58. Menkıbe:

Bir gün Emîrü'l-Mü'minin Ömer (Radiyallahu anhu) buyurdu ki:

- Hangi Ömer'i söylüyorsunuz? Allah'u Teâlâ'nın Peygamberlerden sonra ona benzer bir kul yaratmadığı ve hiç bir anne, babanın öyle bir oğul sahibi olmadığı kimse Ömer'dir. O, Hakk Teâlâ'nın dîninin sınırlarını bilir. Şerîatını bilen fakihtir. Hakk Teâlâ İslâmı onunla azîz etti. Onunla adâlet etti. Bu sûretle kendisi emin oldu. Kendisinden sonraki halîfeleri de zor bir vaziyete düşürdü.

Hazreti Ömer İslâm dîninde güzel âdetler bırakmıştır.  Postayı ilk kuran odur.

Zindanı önce o binâ etti. Had cezâları için cellâdı o tâyin etti. Mescid ve câmileri şehirlerde o tertîb etti. Sınırları o vaz etti. Müezzin ve başkaları için tatavvu olan işleri yapanlara ücret verirdi. İran toprağına harâc tâyin etti.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) bu derece yüksek mertebe sahibi, heybet, siyaset ve gayretinin sesi ufuklara yayılmış iken bir zerre kibir, ucub etmediği gibi kendini herkesten aşağı görürdü. Onun kendi eliyle yaptığı işlere kimsenin gücü yetmezdi. Kendisi çalışır, kazanır. Herkese de çalışmayı, kimseye yük olmamayı tavsiye ederdi.

Bir gün sadaka südünden Hazreti Ömer'e vermişlerdi. Bir yudum içti. Sonra bunun kendisine lâyık olmadığını anladı. Parmağını boğazına sokarak kay' etti. Çok zorluk çekti. Görenler öleceğini sandılar. Sonra:

- Yâ Rabbi! Damarlarımda kalandan sana sığınırım, buyurdu. Bu derece verâ ve takvâ [şüpheli şeylerden ve harâmlardan sakınmak] sâhibi idi.

Huccetü'l-İslâm yazarı İmâm-ı Muhammed Gazâli (Rahmetullahi aleyh) Kimyâyı Saâdet kitâbında bildiriyor ki: Bir vakit Hazreti Ömer'e: (Ganimet malından misk getirmişlerdi. Hanımına götürdü). Bunu satın, parasını fakirlere dağıtınız, buyurdu. Bir gün evinde hanımının sandığından misk kokusu duydu. Hanımına bu kokunun nereden geldiğini sordu. Hanımı, misk satarken kokusu elime sinmişti. Sandığı tutunca bu koku sandığa yayılmış dedi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) sandığı, misk kokusu hiç kalmayıncaya kadar toprağa sürdü. Gerçi bu kadara müsâmaha gösterilebilir. Fakat Hazreti Ömer çok ince düşünmüştü. Küçük zararlara göz yumarak daha büyüklerine yakalanmaktan korkmuştu. Veyâ harâm korkusuyla bir helâli terk ederek müttekîler sevabını kazanmak istemişti.

 

Hazreti Ömer'in «yetmiş helali Allah korkusundan kendi nefsime haram yaptım» dediği meşhurdur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi),  77. Menkıbe, Sayfa: 162)

Şeriatta on şey helal, tarikat ehli kendi nefsine haram yapar. Kur'an-ı Kerim ve mezhebimiz helal ettiği halde kendi kendine Allah korkusundan haram yapar.

1- Eşekle atı çiftleştirip katır doğurtturmak: Şer'an helaldır, katır az yer, çok yük götürür. Harpte açlığa, susuzluğa fazla dayanır. Sarp yerlere daha iyi çıkar. Fakirler için beslenmeye daha iyi elverişlidir. Bunun için şer'an helâl, tarikatta haram olması hayvanlar gönülsüz çiftleştiriliyor, cinsi değiştiriliyor, Allahu Teala'nın işine karışılıyor. İmam-ı Azam helâl demiş, helâldır. Tarikatta günah-ı segair “küçük günah” daha ileri hakikatta günah-ı kebair “büyük günah,” marifette şirk, küfürdür.

2- Şaraphaneye üzüm vermek: Şer'an helâl. Sen malını satıyorsun. Bir koyun sattın «Bismillahsız» kesti, mundar, haram etti. Üzümü sattın, suyunu şarap etti. 9 şeyin haram olması şaraba dönüştükten sonra haramdır. Üzüm; çürüyen şey, satılmazsa bir kaç gün içerisinde çürür, mahvolur. Bir senelik kazancının tümü gider. Milyonlarca fakir ezilir. Bunun için şaraphaneye üzüm vermek şer'an helaldır. Tarikatta (günah-ı segair) küçük günah, ona sebeb oluyorsun. Hakikat ehline büyük günah, marifet ehline şirktir, küfürdür.

3- Ava gitmek: Şer'an helâl, fakir, kimse çocuklarına et yedirecek parası yok, veya ondan rızk edinecek.

 

Hadîs-i Şerif:

«Atıcılık öğrenin,» (Kütüb-i Sitte, Cild 8, Hadîs No: 2218, Sayfa: 60)

«Kur'an öğrenin,» (Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadîs No: 23, Sayfa: 219)

Mü'minin en hayırlı saati Allah'ı zikrettiği saattir.»

Atılıcılığı öğrenmek için avcılık başta gelir. Tarikatta küçük günah, bir can yakıyor, boğazlama değil. Yaralı gidiyor, ölmüyor, yayılamıyor, suya gidemiyor, annesi vurulup yavruları aç kalıyor. Aç dura dura ölüyor. Bunun için tarikatta küçük günah, hakikatte büyük günah, hakikatta olan insan, onun yaralı gittiğini ızdırabını, gözleri ile görür, onun için hakikatta küfürdür. O yaralı hayvan Allah'a kendini yaralayan için beddua ettiğini bilir, işitir. Yine de yaparsa küfre varır. Bunların daha hassası verâ ehline haramdır. Hazreti Ömer 'in «Bu gün Allah için ne yaptın?» dediği meşhurdur. Sırası ile aklımda olanları yazacağım:

Açlık hakkındaki şu hadîsleri düşünür:

«Nefsinle mücahede Rabb'ınla görgü getirir.» (Marifetname, Sayfa: 424; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 23, benzeri)

«Kalbleri hiç bir şey öldürmez, çok yemek yeme öldürür.» (Müzekki'n-Nüfus. Sayfa: 293; Kimya-i Saadet, Sayfa: 399)

«Ben ilmi açlıkta koydum, halk onu toklukta arar.» (Marifetname, Sayfa: 597; Envarü'l-Aşıkîn, Sayfa: 130)

«Ey Resuller! Safi helâl şeylerden yeyin ve salih amelde bulunun. Şüphe yok ki, ben sizin her yapar olduğunuz şeyi tamamiyle biliciyim.»

Doyasıya yemeyi kendine haram eder. «Geceleri kalk, secde ile kıyamla sabahla» (Sure-i Zümer, Ayet 9) ayetine göre gece kalkmasına engel olan her şeyi kendine haram eder. Dîn hususunda herkes neme lazım yapmadığını, suçluluğunu veya yapmaya ihmal davrandığını kendine haram eder.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halifeliği zamanında kim aç, kim tok, kim şikayetçi, kim şikayet yapamıyor, kim komşusu ve akrabaları tarafından hakkında ne düşünür. Bunları dinleyip gözü ile görmeyi adet eder. O yüzden gece uykusunu kendine haram ederdi. Hazineye ait deve kaçınca Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) koşa koşa tuttu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Niçin kölelerine emredip tutturmuyorsun? Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Çünkü onlar beyt'ül-Mala, devlete teslim, hazinenin malıdır. Onları benim tutmam lazım. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):

- Ya Ömer o kadar da inceleme, bırak emret, başkası tutsun, dedi.

İşte Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) hazineye teslim edilen malların bakımındaki noksanlığı kendine kusur sayıyor. Ona bakmayıp, ilgilenmemeyi kendine haram sayıyor.

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri Mânâ âleminde tefekkürü mevt yaparken: «Ben ölmüşüm, kabirdeyim, sorgu melekleri geldi:

- Sen dünyadan Rabb'ına ne armağan getirdin, dediler. Beyazıd-ı Bestami Hazretleri:

- Ben Rabb'imin kapısında dilenciyim, bir dilenciye, padişaha ne armağan getirdin denmez, sizin için çok ayıbtır. Ne diliyorsanız onu verelim denilir deyince Allahu Teala:

- Meleklere, kulum Beyazıd'ın sorusuna cevab verebiliyorsanız verin. Onun sorusuna siz cevab veremezsiniz.

Aynı Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)'nin bir benzerini konuştu. Verâ'dan yukarı şeyhlik makamı, o daha hassas. Ondan yukarı peygamberlik makamıdır. O daha enteresan, daha hassasdır.

 

Şeriatı Muhammede verdiler,

Tarikat üstüne bir yol kurdular,

Hakikat ilminden sual sordular,

Hakikat var hakikattan içeri.

 

Aşk bedesteninden mercan almışam,

İrfan meclisinde erkan kurmuşam,

Bu canı veripte bir can almışam,

Saklaram bu canı candan içeri.

 

Kaygısızım eder bir nutku hakla,

Varıp bir Mürşide kalbini pakla,

Mürşidin verdiğin tut kavi sakla,

İlikten kemikten kandan içeri.

                          Kaygısız HZ.

 

 

Peygamberimiz’e Fazr Olan Bize Farz Değildir

 

Çünkü biz:

1- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in her yaptığı iyi ameli biz çok yapsak bile binde birini yapabiliriz.

2- Peygambere caiz olan ümmetine caiz değildir. Ümmetine caiz olan peygamberine caiz değildir. Bu gibi hadîsler çoktur. Misal Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

«Ganimet malı bana helâl kılındı hepsini harcayabilirim. Benden başka kimse, evvelki  peygamberler de harcayamaz.» (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 2, Hadis No: 223)

«Ben ikindi namazından sonra namaz kılarım, siz kılmayın.» (Ramuzu'l-Ehadis (30. bölüm) Hadis No: 594)

Bize beş vakit namaz farz, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e altı vakit namaz farzdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e teheccüd namazı farzdır. (Sure-i Müzemmil, Ayet 2, 4, 20) Allahu Teâlâ:

- Ey Habibim! Sen herkesten fazla bir vakit namaz kıl.

Geceleri kalk secde ile kıyamla sabahla (Sure-i Zümer, Ayet 9) buyurdu,

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) üst üste 9 veya 11 hanım aldı (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 572) Biz dörd'den fazla alamayız.

Hiç bir peygamber imâ ve işaretle konuşmamıştır. Ben de size onun için işaret etmedim. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 8, Hadîs No: 1412, Sayfa: 331)

Hiç bir peygamber Allah için harbe, sefere çıkınca harbte yenileceğini de bilse Allah'tan dön diye emir almadan dönmez. (İslam Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 3-4, sayfa: 70; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, Sayfa: 153-154)

Ümmeti ise yenileceği yeri terk eder, kazanacağı yere çekilir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ise çekilmesi yer değiştirmesi Allahu Teâlâ'nın emrine bağlıdır.

Huneyn harbinde bütün ashab bozulup kaçtı, onlar günahkar olmadılar. Çünkü kırkbin kafirin pususuna düşmüşlerdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kaçmadı. Kaçsa günahkâr olurdu. (Altı Parmak Kitabı, Sayfa: 688)

Uhud cenginde de aynıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) kaçsa günahkar olurdu.

Onun için peygamberlerin şeriatı ayrıdır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

«Benim ümmetimin uleması ben-i İsrail Peygamberi gibidir.» (Berika, Cild 1, Sayfa: 58; Müzekki'n-Nüfus, Sayfa: 417)

“Evliyaların ve Peygamberlerin varisleri ulemalardır.” (Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 5216; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 222) buyuruyor.

Bu hadislere göre de ümmetten, evliyaların şeriatı ayrıdır. Onlarda gece kalkmak, ibadet etmek kendisine farzmış gibi kabul eder. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptığı nafileleri takatı kadar yapar ve yapmayı kendine adet eder. Diğer nas (halk) sadece farzları, sünnetlerden de bazılarını yapar.

Hasılı Peygamberimizde bizim gibi bir adamdır. Bizimle hiç bir farkı yok diyenler çok yanılıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) beşer olarak bizim gibi ama Allahu Teala'nın Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e özel Hadis-i Kudsileri ve daha bir çok şeyleri vardır.

 

59. Menkıbe:

Tefsirde yazılıdır: Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anhu) minber üzerinde buyurdu ki:

-Kadınların mehrini fazla tayin etmeyiniz. Eğer bu, dünyada ikram olsaydı veya Hakk Teâlâ'dan sakınmak olsaydı, bunu Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi Vesellem) yapardı. Halbuki Server-i alem hiç bir hanımına veya kızına beşyüz dirhemden fazla gümüş ta'yin etmemişti. Bir kadın ayağa kalktı:

- Hakk Teâlâ bize bir kırbe (süt veya su tulumu) dolusu mehr vermektedir. Bahusus Hakk Teâlâ Nisa suresinin, ondokuzuncu ayet-i kerimesinde :

Sizden biriniz, hanımını fuhşdan başka bir sebeble boşayıp,  başka bir hanım aldığında, önceki hanımına mehr olarak verdiği çok fazla miktardaki malı geri almasın, buyurmaktadır. Böylece kadınlara ihsan edip, çok mal vereceği beyan buyurulmaktadır. Halbuki Hattab oğlu kadınlara verilen bu ihsana, ikrama, çok fazla mal verilmesine mani olmak istemektedir, dedi. Hazret-i Ömer (Radıyallahu anhu):

 

Dindeki büyüklüğü ve insafı sebebiyle, kadının sözünün doğru olduğunu anlayarak

- Bütün insanlar Ömer'den iyi bilir. Bu kadın doğru söyledi, Ömer hata etti, buyurdu.

 

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem): Ümmetimin en hayırlı âlimi haklı söz aleyhine ise de kabul edendir, buyuruyor.

İnsan beşerdir. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)' de beşerdir. (Sure-i İsra, Ayet 93; Sure-i Fussilet, ayet 6; Sure-i Kehf, Ayet 110) Beşer yanılan demektir. İnsanın bir adı da unutkan demektir. Her insanda bunlar olur.

 

60. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) halife olduğu zaman İslâm ordusunun baş kumandanı Halid bin Velîd (Radiyallahu anhu) idi. Hazreti Ömer bunu azl edip yerine Sa'd bin Ebî Vakkâs'ı tayin etti. Bir zaman sonra Sa'd Hazretleri Kûfe'de bir ev yapacaktı. Arsanın bir tarafında bir mecûsînin (ateşe tapan) evi vardı. Hazreti Sa'd mecusiyi çağırıp:

- Bu evi bana sat buyurdu. Mecûsî:

- Satmam dedi.

Sa'd Hazretleri çok fazla para verdiği halde mecûsî evini satmamakta ısrâr etti. Orada bulunanlar:

- Efendim bir mecûsîye bu kadar rica etmeğe ne luzum var, evi alır parasını da verirsiniz dediler. Mecûsi bunu duyunca:

- Sa'd Hazretleri böyle yapar diye korkup karısının yanına gitti. Mes'eleyi anlatıp ne yapalım diye sordu. Kadın:

- Bunların Hazreti Ömer diye bir emirleri vardır. O'nun yanına git. Vaziyeti anlatıp Sa'd'ı şikayet et. O bir emir buyurur, Sa'd bizden elini çeker dedi. Mecûsi kalkıp Medîne-i Münevvere'ye geldi.

- Emir'ül Mü'minin Ömer Hazretlerinin sarayı nerededir? diye sordu.

- Dışarı sahraya çıkmıştır dediler.

Mecûsi diğer melikler gibi avlanmaya çıkmıştır diye düşündü. Şehrin kapısından dışarı çıkıp, hangi taraftan haşmetle ve hizmetçileriyle gelecek diye etrafını gözetliyordu. Hiç bir taraftan bir toz kalkması dahi belirmemişti. Halbuki haşmetle gelmesini beklediği Hazreti Ömer, kamçısını başının altına koymuş toprak üzerinde uyuyordu. Mecûsi görmüş fakat Emir'ül-Mü'mininin olduğunu tahmin etmemişti. Yanına gidip uyandırdı. Emirin ne tarafa gittiğini biliyor musun? diye sordu. Hazreti Ömer:

- Onu ne yapacaksın? buyurdu.

- Benim evimi elimden almak isteyen Sa'd'dan şikayet etmeğe geldim dedi. Hazreti Ömer hemen kalkıp beraber saadethanelerine geldiler. Hizmetçisinden bir parça kağıt istediler. Hizmetçi aradı, kağıt bulamadı.

- Bir parça deri de olur buyurdular.

Hizmetçi onu da bulamadı.

- Bir parça kemikte olsa olur buyurdular. Hizmetçi bir koyun kürek kemiği bulup getirdi.

Hazreti ömer bu kemiğin üzerine Besmele ve Yâ Sa'd! Bu yazım sana gelince hasmını hoşnud eyle veya huzuruma gel diye yazdılar.

Mecusi bu kemiği alıp evine geldi. Hanımı:

- Ne yaptın? diye sordu. Mecûsi o uzun yolu çok sıkıntı çekerek gittiğime acıyorum. Elime bir yazılı kemik parçası verdi dedi. Hanımı:

- Götür o kemiği Sa'd'a ver bakalım ne diyecek dedi.

Mecûsi Sa'd Hazretlerinin evinin kapısına gitti, Sa'd Hazretleri namaz kılıp evinin kapısının önüne oturmuştu. İslam askerleri karşısında dizilmiş duruyordu. Mecûsi o kürek kemiğini verdi. Hazreti Sa'd kemikteki yazıyı Hazreti Ömer'in yazdığını anladı, yüzü değişti. Mecûsiye:

- Ne istiyorsan burada söyle, beni siyâsetine tâkat getiremiyeceğim Emirü'l-Mü'minine gitmeğe mecbûr etme buyurdu. Mecûsinin aklı başından gidip düştü. Bir zaman sonra ayıldı.

- Ya Sa'd bana islamı arz et diyerek müslüman oldu ve evini bağışladı. Sonra ondan ne sebeble müslüman olduğunu sordular.

- Emirinizi gördüm, eski bir hırka giymiş kamçısını başının altına koymuş toprak üzerinde derviş vaziyetinde uyuyordu. Onun heybetinin halkın kalblerinde yer ettiğini de gördüm. Böyle bir emirin  olduğu dîn muhakkak hak dîndir dedim.

Buradan adaletin kıymetini düşünmelidir. Mübarek şey olduğunu anlamalıdır.

 

62. Menkıbe:

Hazret-i Ömer (Radyallahu anhu) bir bayram günü Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın  huzuruna geldi. Beraber mescide giderken Medine- i Münevvere'nin çocukları Resûlullahın (Sallallahu aleyhi vesellem) etrafını sarıp bayramlık istediler. Habib-i Ekrem:  

- Ya Ömer! Beni bunlardan satın al, kurtar, buyurdular. Hz. Ömer gidip bir parça et, bir miktar hurma ve meyve getirdi. Server-i âlem:

- Ya Ömer, sen beni Malik bin Za'rin Yusuf (Aleyhis-selam)'u aldığından daha ucuza aldın. O Yusuf (Aleyhis-selam)'u  birkaç dirheme  almıştı. Sen beni et ve meyva ile aldın, buyurdu. Hazreti Ömer:

- Ya Resulullah, her ne kadar Yusuf  (Aleyhis-selam)'dan ucuz aldım ise de, ondan güzel ve şirinsin dedi.

Hazret-i Ömer'in gölgesinden şeytan kaçardı. Onun mektubu ile Mısır'ın Nil nehri kurumuşken aktı. Onun kamçısıyla zelzele durdu. Onun Medinede'ki hutbesinin sesi Irak'ta işitildi. Hakk Teâlâ onun fikrine uygun ayet-i kerimeler gönderdi. Cennetin sahibi Rıdvan, onun evine odun iletti. Müslüman olduğu gün İslam onun eli ile kuvvetlendi. Mikail (Aleyhis-selam) onun gölgesinin kokusunu alırdı. Cebrail (Aleyhis-selam), Hak Teâlâ indinde makbül olması sebebiyle, onunla beraber oturmuştu. Aslan onun yastığının bekçiliğini yapardı. Onun yükünü çekmekte yer ve gök aciz kalırdı.

 

63. Menkıbe:

Rivayet edilir ki: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) dururken Hazreti Ömer (Radıyallahu anhu) geldi: Resul-i Ekrem, şöyle buyurdu:  

- Ya Ömer, Adâlet nurunu sana vermem için bana ilahi emir geldi. Şimdi onu sana veriyorum, Cihanda adâlet etmek senin nasibindir. Hz. Ebu Bekir (Radıyallahu anhu) irtihaline yakın yazdığı vasiyyetnamede halife olacak şahsın isminin yerini, kimsenin kırılmaması için açık bırakmıştı.

Abbas bin Abdülmuttalib (Radıyallahu anhu) bunu duyunca Hz. Ebu Bekir' den sonra ihtilaf olmaması için gidip vasiyyetnameyi istedi. Boş yere Hz. Ömer'in ismini yazdı. Hz.  Ebu Bekir (Radiyallahu anhu) ağır hastalandığından biraz kendine gelince Resul-i Ekrem'in amcası Hz. Abbası görüp vasiyyetnameyi ve açık bırakılan yeri görmek istedi. Hazreti Abbâs:

- Efendim küstahlık edip açık yere Ömer ismini yazdım, dedi. Hz. Sıddık:

- (Sevindi) ve Allah'u Teâlâ'ya hamd olsun ki  benim de istediğim bu idi, buyurdu. Ashab-ı Kirâm'dan bir kısmı geldiler:

- Hazreti Ömer sert tabiatli kimsedir. Onu müslümanlara halife  tayin ettin. Hakk Teâlâ huzurunda ne sebeb göstereceksin? dediler. Hazreti Ebû Bekir:

- Beni kaldırın oturayım, buyurdular. (Oturunca etrafındaki Ashab-ı Kirâma buyurdular ki:) Hakk Teâlâ benden

- Ömer'i niçin halife yaptın! diye sorsa:

- Ya ilahel Alemin! O gün yeryüzünde Ömer'den adil bir kimse bulamadım. Bu sebebten onu halife tayin ettim, derim buyurdu.

Hazreti Ömer halife olunca etraftan insanlar gelir:

- Halife kimdir? Kurtlar, kuzularla beraber su içiyor, beraber dolaşıyorlar, kuzulara hiç bir zarar gelmiyor, derlerdi.

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) böyle adâletli idi. Dul kadınlara kendisi su taşırdı. Kendisi unları alır, sırtında getirirdi. Hamallara:

- Biraz ben götüreyim, biraz siz götürün, diyerek yardım ederdi.

Su taşımaya veya un öğütmeye gücü yetmeyen hizmetçi köle veya cariyelere yardım ederdi. Geceleri Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu anhu) Hazretleriyle beraber şehri dolaşır, bekçilik yapardı. 

 

64. Menkıbe:

Abdurrahman bin Avf (Radiyallahu anhu):

- Ben Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'den acaib şeyler gördüm dedi.

- Neler gördün? diye sordular.

- Hayatta olsaydı söylemezdim deyip anlatmaya başladı.

Her gece ikimiz şehri dolaşırdık. Bir mahalle vardı. Oraya gelince bana:

- Sen burada dur buyururdu.  Ben de bir şey söyleyemez, orada dururdum. Bir müddet sonra gelirdi. Nereye gittiğini sormaya cesaret edemezdim. Vefatlarından sonra bir gece o mahalleye gittim. Bir ev içinde ihtiyar bir kadın gördüm. Acaba Hazreti Ömer'e ne oldu ki bu gece gelmedi diyordu. Ey hatun Hazreti Ömer dünyadan göç etti dedim. Kadın sözümü duyunca ah çekip kendinden geçti. Bir zaman sonra kendine gelince:

- Ya Rabbi! Bana yardımda bulunan Hazreti Ömer'i afv et diye dua etti.

- Sana hangi yardımda bulunurdu diye sordum. Kadın:

-  Affedersiniz gündüz yaptığım pislikleri gece gelir dışarı atardı. Kirli çamaşırlarımı yıkardı. Yiyeceğimi temin ederdi, dedi.

- Ey Hatun! Ben de Hazreti Ömer'in arkadaşıyım o vefat ettiyse ben sağım. Onun yaptığı işleri ben göreyim dedim. Kadın:

- Hazreti Ömer'in yerini kim tutabilir? Eğer onun dostu isen bana dua ile yardım et dedi. (Sonra başını kaldırıp): «Ya Rabbi! Ben hastalığı Hazret-i Ömer'in yardımı ile çekiyordum. Hazreti Ömer gitti. Artık benim ruhumu al. Hazreti Ömer'siz ömür istemem» dedi.

O anda duası kabul olunup ruhunu teslim etti. Ben de o kadının teçhiz, tekfin işlerini görüp defn ettim

 

65. Menkıbe:

Yine Abdurrahman Bin Avf (Radıyallahu anhu) anlatıyor: Bir gece Hz. Ömer su tulumunu arkasına almış, Medine-i Münevvere'nin köylerine doğru giderken yorulup bir yerde durmuştu.

- Ya Emir'el-Mü'minin! Yoruldunuz, biraz da ben götüreyim, dedim. Cevabında:

- Bugün benim su tulumumu sen taşırsan, yarın kıyamet günü benim günahımın yükünü kim taşıyacak?  buyurdular.

Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah buyurdu:

- Bir gün Hazret-i Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu anhu) babamın yanına gelerek selâm verip oturmuşlardı. Babam müslümanların işleri ile meşgul olduğundan onların selâmını işitmedi. İşi bitince onları yanına çağırdı.

- Biz selâm verdik, dediler.

- Babam, işitmedim buyurdu. (Sonra babam kalktı, onların yanına gidince ikisi de ayağa kalktılar. Babam ellerini öptü. Hazinedarına iki elbise getirmesini, her birini birine giydirmesini emretti. Onlardan özür diledi.)

- Biz bilmedik, kusur ettik, bizden razı olun, buyurdu. Hazreti Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu anhüma) babaları Hazret-i Ali (Radiyallahu anhu)'nin yanına gittiler.

- Emirü'l-Mü'minin Hazret-i Ömer bize elbise verdi, dediler. Hazret-i Ali (Radiyallahu anhuma) sevindi. Oğullarına Hazret-i Ömer'e gitmelerini ve Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın:

- Ömer hayatta olduğu müddetçe İslamın nuru, vefatından sonra da Cennet ehlinin ışığıdır, (Savâik-ı Muhrika, Sayfa: 59) buyurduğunu haber vermelerini emretti. Hazreti Hasan ve Hüseyin (Radıyallahu anhu) Hazreti Ömer'e bu haberi götürdüler. Hazreti Ömer:

- İkiniz de bu sözü babanızdan işittiniz mi? diye sordu.

- Evet dediler. Oğlu Abdullah'a:

- Kalem kağıt getir ve üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın kızının çocukları Hazreti Hasan ve Hüseyin, babaları Hazreti Ali'den:

«Ömer, hayatta İslâmın nuru, vefatından sonra Cennet ehlinin ışığıdır» Hadîs-i Şerîfini duyduklarını şâhadet ediyorlar, diye yaz dedi. Hazreti Abdullah yazdı. Hazreti Ömer:

- Oğlum, bu yazıyı ben vefat edince kefenimin arasına göğsümün hizasına koy, zor vaziyette kaldığım zaman imdadıma yetişsin, buyurdu.

 

66. Menkıbe:

Bir gün Hz. Ömer (Radıyallahu anhu)  Medine-i Münevvere'de, yolda gidiyordu. Bir kadın:

- (Yolda duran bir acûze, ihtiyar kadın): İçeri gir Emîrü'l-Mü'minin, geliyor dedi. İhtiyar kadın:

- (Başını evden dışarı çıkarıp) Emirü'l-Mü'minin kimdir? Dün buradan geçerdi, ona Ömer derlerdi. Bu gün mü'minlerin emiri mi oldu? dedi. Hz. Ömer:

- (Acûze kadının sözlerini duyunca geri dönüp,) Ömeri Ömere kim gösterdi, kendini tanımasına sebeb oldu, buyurdu. (Bundan sonra hergün o ihtiyar kadının kapısına gelirdi.) Atılacak çöpün, görülecek hizmetin, doldurulacak su kabın var mı? yapayım. Çünkü Ömeri senden başka hiç kimse bilemedi, buyururdu.

 

67. Menkıbe:

Bir gece Hz. Ömer (Radıyallahu anhu) Medine-i Münevvere' de geziyordu. Bir kadın: (Kızına evi içinde süd'e biraz su kat, diyordu. Kız:

- Emiri'l-Mü'minin süd'e su katmayınız buyurmamış mıydı? dedi. Kadın:

- Emir burada yok , dedi. Kız:

- Hz. Ömer burada yok ise, Rabbi bizi görür, dedi. Hz. Ömer: (O evi işaret etti. Evine gelip oğluna) senin için bir kız buldum. Onu sana alayım, buyurdu. (Ertesi günü kadının evine gitti.) Kızını oğluma ver, buyurdu. Kadın:

- Bunu kalbimden dahi geçirmeğe cesaretim yoktu, dedi. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu):

- Kızının bir sözü çok hoşuma gitti. Onun için geldim, buyurdu. O kızı oğlu Asım'a aldı. Asım'ın kızından Abdülaziz oldu. Abdülazizin oğlu Ömer bin Abdülaziz halife oldu. Onun zamanında kurt kuzu ile gezerdi.

 

68. Menkıbe:

Hz. Ömer (Radıyallahu anhu) yine bir gece  şehri beklerken bir evden  bir takım sesler duydu. Evin damına çıkıp  içeri girdi. Bir adamın bir kadınla içki içtiklerini gördü.

- Hak Teâlâ'nın emrini tutmuyorsun, bu kadar günahın cezasını çekmiyeceğini mi zannediyorsun, buyurdu. Adam korkup:

- Ya Emire'l-Mü'minin! Hiç acele etme, ben bir günah işlediysem, sen dört işledin, dedi.

- Birincisi: Hak Teâlâ bir âyet-i kerimede: Evlere kapılardan giriniz... buyurur, sen damdan girdin.

- İkincisi: Hak Teâlâ: Evlerinizden başka olan evlere izin alıp selâm vererek giriniz, buyurmaktadır.

Sen âyet-i kerimenin emrine uymadın.

Üçüncüsü: Allah'u Teâlâ: Başkala-rının ayıplarını araştırmayınız! buyurmaktadır. Sen araştırıyorsun.

Dördüncüsü: Hak Teâlâ: Başkalarına sû-i zan etmekten çok sakınınız, buyurmaktadır. Halbuki sen sû-i zan ettin, dedi. Hz. Ömer (Radıyallahu anhu) bu sözlerden çok müteessir oldu. Yaptığına pişman oldu. Kefâret olarak bir köle azat etti. O şahıs da tövbe etti. Hz. Ömer'in adâleti ve siyaseti bereketiyle iyiler zümresinden oldu.

 

70. Menkıbe:

Hazreti Ömer (Radıyallahu anhu) zamanında bir kervan,  Medine-i Münevvere'ye gece gelip konaklamış, çok yorgun oldukları için hepsi de uyumuştu. Kervanda bulunanlar hep kâfir idi. Develerini ve mallarını da koruyacak kimseleri de yoktu. Hz. Ömer onları bu halde görünce, eşyaları gaib olur da ben me'sul olurum diye endişeye kapıldı. Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu anhu) Hazretlerinin evine gitti.  Konaklayan kervanı anlattı. Onları bu gece beraber bekleyelim, buyurdu. Beraber gidip kervanı sabaha kadar beklediler. Sabah olunca Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):

- Namaz, namaz! diye seslendi.

- Hepsi uyandılar. Emirü’l-Mü'minin evine geldi. Kervandan birisi Emiri takib etti. Sabaha kadar kendilerini bekleyen bu şahsın kim olduğunu öğrenmek istiyordu.