HAZRETİ HASAN VE HAZRETİ HÜSEYİN (Radiyallahu anhu) İLE İLGİLİ MENKIBELER

 

1- “Ashâb-ı Kiram'dan Dıhye (Radiyallahu anhu) devamlı ticaret için sefere gider, gelirdi. Çok güzel yüzlü idi. Seferden dönüp şehire girerken Medine'nin bütün kadınları gider, yüzünün güzelliğini seyrederlerdi. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Resûlullah'ın huzuruna ekseriyâ Dıhye (Radiyallahu anhu) şeklinde gelirdi. Bir gün Cebrail (Aleyhis-selâm) Fahr-i âlem hazretlerinin huzûrunda bulunuyordu. O zaman henüz küçük olan Hazret-i Hasan veya Hüseyin'den biri Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ı gördü. Hemen kardeşinin yanına koşarak:

-Dıhye, dedemizin yanında oturuyor, haydi gidelim dedi. Koşup mescide girdiler. Ellerini Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın koynuna soktular. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vessellem) torunlarının bu hareketini görünce hicâb edip, mâni olmak istedi. Cebrâil (Aleyhis-selâm) Resûlullah'ın mahcub olduğunu görünce dedi ki:

- Yâ Resûlullah! Niçin sıkılıyorsunuz? Fâtıma (Radiyallahu anha) teheccüd namazı kılarken Hak Teâlâ beni gönderir, bunların beşiklerini sallardım. Fatıma (Radiyallahu anha) rahatça namazını kılardı. Çocukların bu hareketini bana karşı edepsizlik saymayın. Bazan da bunların anneleri namazdan sonra uyurken, bunlar ağlardı. Hak Teâlâ yine beni gönderir, anneleri uyanmasın diye beşiklerini sallardım, ağlamazlardı. Bunların yanıma gelip ellerini koynuma sokmalarında bir mahzûr yoktur, dedi. Resûl (Sallallahu aleyhi vessellem):

- Ey kardeşim Cebrâil! Şimdi bir şey yapmadılar. Fakat daha ileri giderler endişesiyle mâni oldum. Çünkü Ashabımdan Dıhye isminde birisi var, Çok kere sefere çıkar. Her dönüşünde bunlara hediye getirir. Sizi Dıhye zannedip, ellerini koynunuza soktular, buyurdu. Cebrâil (Aleyhis-selam):

-Yâ Rabbi! Beni Habibinin yanında utandırma diye Hak Teâlâ'ya dua etti. "

- Oturduğun yerde gözlerini kapa, elini Cennete sok. Eline ne gelirse al" diye hitap geldi. Cebrâil (Aleyhis-selâm) ellerini cennete saldı. Bir yeşil salkım üzüm ve bir kırmızı nar eline geldi. Hazret-i Hasan üzümü, Hazret-i Hüseyin'de narı aldı. Şehzâdeler bunları yerken bir dilenci geldi.

- Ey ehl-i beyt! O üzüm ve nardan bana da verirmisiniz? dedi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vessellem) yüksek yaradılışları icabı vermek istediğinde, Cebrâil (Aleyhis-selam) mani oldu.

- Yâ Resûlullah! O dilenci şeytandır. Cennet meyveleri ona harâm iken hile ile yemek istiyor dedi. Şehzadeler meyveleri yerken Cebrâil (Aleyhis-selâm) ağlayıp:

- Yâ Resûlullah! Bunlardan biri zehirlenerek, diğeri de kılıç ile şehid edileceklerdir. Bu müsibetlerle senin derecen yükselecektir, dedi. ” (Dört Büyük Halife (Şemsüddîn Ahmed Efendi", Menkıbe No: 14; Sayfa: 370-371)

 

* * *

 

2- “Uyûnü'r-Rızâ'da Hüseyin (Radiyallahu anhu)'den naklediliyor:

- Bir gün dedemin huzuruna varmıştım. Übeyy bin Ka'b'da huzurunda idi. Bana:

- Merhaba, ya Ebâ Abdullah yâ zeyne's-semavati ve'l-ard diye hitab buyurdu. Ubeyy bin Ka'b Hazretleri:

- Ya Resûlullah! Göklere ve yere senden başka süs var mıdır? dedi. Resûl (Aleyhis-selam):

- Beni insanlara Peygamber olarak gönderen Allahu Teala'nın hakkı için Hüseyin bin Ali yeryüzünün merkezinin süsüdür. Ondan ziyade süs, göklerin tabakalarıdır, buyurdu.” (Dört Büyük Halife kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 372, Menkıbe: 15)

 

* * *

 

3- “İbn İshak Üsbâdâti nakletmiştir:

Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Hasan ve Hüseyin Arşın iki süsüdürler buyurmuştur. Cennet lisan-i hal ile:

- Ya Rabbi! Beni hep fakirlere dervişlere mesken ediyorsun. Sebebi nedir? dediği zaman:

- Ey cennet! Razı olmaz mısın ki köşelerini Hasan ve Hüseyin ile süslerim diye nida geldi. Cennet bu müjde ile övünerek:

- Razı oldum, razı oldum dedi.

- Arşın ve cennetin süsü olan bu şehzadelerin Hakk Teala'ya olan yakınlıklarının derecesini düşünmelidir.!” (Dört Büyük Halife kitabı, (Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 372, Menkıbe: 16)

 

* * *

 

4- “Cebrâil (Aleyhis-selâm) elinde kara, sarı ve kırmızı birer şalvar olduğu halde Resûl-i Ekrem'e gelerek:

- Allah'u Teâlâ sana selâm eder ve buyurur ki:

Benim sevgimin karşısında torunlarını öpmen sana yakışır mı? Benim aşkım, Benden başka hiç kimseyi sevmemeni gerektirir. Sen ki böyle yaptın. Şimdi bu kara donu sen giy, çünkü bu, yas ve matem donudur. Sarı donu Hasan'a giydir. Onu ağzından öptüğün için ağzı ile zehir içip ölecektir. Bu kırmızı donu da Hüseyin'e giydir. Çünkü boynundan vurulup kızıl kana bulanarak şehid olacaktır, dedi.” (Envâr'ül-Aşıkîn, Sayfa: 325)

 

* * *

 

5- “Ehl-i beyt'im arasında ziyade sevdiğim Hasan ve Hüseyin'dir.” (Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 139)

 

 

 

AŞERE-İ MÜBEŞŞERE

 

(Dört Büyük Halife kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 375)

Cennetle müjdelenen on büyük sahâbi: Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Talha, Hazreti Zübeyr bin Avvâm Hazreti Abdurrahman bin Avf, Hazreti Sa'd İbn Ebî Vakkas, Hazreti Sa'd bin Zeyd, Hazreti Ebû Ubeyde bin Cerrâh'tır. (Radiyallahu anhüm ecmâin)

 

 

 

ASHAB-I KİRAM

 

1. Menkıbe:

Mesâbîh kitabında bu bâbın sâhih hadîs-i şerîflerinde, önce Ebû Sa'idil-Hudri'den rivâyet  edilen bir Hadîs-i Şerîfte Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

Ashâbımı kötülemeyiniz. Sizin Uhud dağı kadar altın sadaka vermeniz, ashabımın bir müd (875 gr) sadakasına veya onun sevabına karşılık olmaz, buyurmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 375]

 

3. Menkıbe:

Mesâbih-i şerîf'in hasen Hadîsleri arasında Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle bildirilen bir Hadîs-i Şerîfte:

Ashâbıma ikrâm ediniz. Çünkü, ashâbım sizin üstünlerinizdir. Sonra onları takib edenler, daha sonra da onları takib edenlerdir. Sonra yalan yaygın olur. İstenmediği halde yemin eder, istenmeden şâhidlik ederler, buyurulmuştur.

Câbir (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle hasen Hadîs olarak:

 Beni gören veya beni göreni gören müslümanı cehennem ateşi yakmaz, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 377)

 

4. Menkıbe:

Yine Hasen hadîs olarak Mesâbîh'de Abdullah bin Mugaffel (Radiyallahu anhu)'den bildiriyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ashâbıma dil uzatmakta Allah'u Teâlâ'dan korkunuz. Benden sonra onları kötü niyyetlerinize hedef tutmayınız. Nefsinize uyup kin bağlamayınız! Onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara buğz eden bana buğz etttiği için eder. Onlara eziyet eden, bana eziyyet etmiş olur. Bana ezâ eden, Allah'u Teâlâ'ya eza eder, incitir. Allah'u Teâlâ, kendisini incitenlere muâhezesini,(azarlamasını) ibret cezasını geciktirmez, buyurmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüd-dîn Ahmed Efendi), Sayfa: 377)

 

6. Menkıbe:

Yine Mesâbih'de yukarıdaki hadîs-i şerîften sonra İmrân b. Husayn (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

Ümmetimin üstünleri benim zamanımda bulunanlardır. Sonra onları takib edenlerdir. Daha sonra bunları takib edenlerdir. Onlardan sonra, istemeden şahidlik eden, kendilerine güvenilemeyecek derecede hıyanet eden (nezredib ifa etmeyen) ve şişman olan kimseler gelecektir, buyurmuştur.

Bir rivâyette: İstenmeden yemin edenler... ve Onlardan sonra şişmanlığı isteyen insanlar gelir, buyurulmuştur.

Tür-Püşti (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki: « Bir kerre hıyânet eden kimseye güven kalmaz. Devamlı hıyânet yapılınca, o kimse emniyetli olmaz, ona güvenilmez. Şişmanlık ile de dîn işlerinde fazla dikkat etmek ve gaflette olmak anlaşılır. Çünkü ekseriyâ şişman kimseler din işlerine az ehemmiyet verir. Nefsine riyâzet çektirmez. Arzularının çoğu lezzetli yemek ve uykudur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 378)

 

7. Menkıbe:

Yine Mesâbih'de hasen Hadîs olarak bildirilen: Ümmetimde Ashâbım, yemekte tuz gibidir. Yemek ancak tuz ile lezzetli olur.

Abdullah bin Zübeyr (Radiyallahu anhu) babasından rivâyet ettiği bir Hadîs-i Şerîfte Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kıyamet günü, Ashâbımdan her biri, kabirlerinden kalkarken vefat ettiği memleketin bütün mü'minlerini, önlerine düşerek ve onlara nur ve ışık saçarak Arasat meydanına götürür, buyurmuştur. (Feyzü'l-Kadir, Cild 5, Sayfa: 470)

İbn Mes'ûd (Radiyallahu anhu)'un rivâyet ettiği bir Hadîs-i Şerîfte:

Ashabımdan bana (hoşa gitmeyen) hiçbir şeyi bildirmeyin. Ben onların yanına, kalbim selîm olarak çıkmak isterim, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 378)

 

8. Menkıbe:

Ravdatu'l-Ulemâ kitabının yirmiyedinci bâbında, Ashâb-ı Kirâmın üstünlükleri açıklanırken buyuruluyor ki:

- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Hadîs-i Şerîflerine uyulur ve taklid edilir. Ashâb-ı Kiramın sözlerine uymak ihtilaflıdır. Hanefi âlimlerine göre câizdir. Ashâb-ı Kiramın hepsinin sözleri seneddir. Mânâlarını bilmeden onların sözünü tasdik edip amel ederiz. Hattâ bir rivâyette İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe (Rahmetullahi aleyh)'den soruldu ki:

- Sizin sözleriniz, Kur'ân-ı Kerim'e muhalif olursa ne yapalım?

- Kur'ân-ı Kerim'de bildirildiği gibi yapınız.

- Sizin sözleriniz, duyduğumuz sahîh bir Hadîs-i Şerîfe uymazsa ne yapalım?

- Benim sözümü bırakıp Resûlullah'ın sözü ile amel ediniz.

- Sizin sözünüzle Ashâb-ı Kirâmın sözleri arasında farklılık bulunursa, ne yapalım?

- Benim sözümü terk edip, Ashâb-ı Kirâmın sözüne uyun.

- Senin sözün, tabiînin sözüne aykırı olursa ne yapalım?

- Biz de onlar gibiyiz.

Hanefîye kitâplarında Zahirü'r-Rivâye'ye göre: Ashab-ı Kirâmın sözlerinin sened olduğu, onların sözlerine uyulacağını beyân edilmektedir.

 

 

 

ÜMMET-İ MERHUME

 

1. Mesabih kitâbında bu bâbın evvelinde, sahîh hadîs olarak İbn Ömer'den bildirilen Hadîs-i Şerîfte:

Bu ümmetin ömrünün müddeti, diğer ümmetlere nazaran ikindi ile akşam arasındaki zamanın bütün güne olan nisbeti gibidir, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 381, 1. Menkıbe)

 

2. Ebû Hüreyre'nin bildirdiği bir Hadîs-i Şerîfte:

Ümmetimden beni en çok sevenler, benden sonra gelen ehlini ve malını beni görmeğe fedâ eden kimselerdir, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 381, 2. Menkıbe)

 

3. Enes bin Mâlik'den (Radiyallahu anhu) rivâyet edilen bir Hadîs-i Şerîfte Resûllullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

Allah'u Teâlâ'nın kullarından öyleleri vardır ki, Allah'u Teâlâ'ya bir şey için yemin etseler, muhakkak o şey yerine getirilir. Ümmetimden Allah'u Teâlâ'nın emrini yerine getirenler eksik olmaz. Onlara karşı çıkanlar, küçük düşürmek isteyenler hiç bir zarar yapmazlar. Allah'u Teâlâ'nın emri gelinceye kadar (kıyamet günü) onlar bu hasletleri üzerine olurlar, buyurulmuştur.

Enes (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Rebî'a Hâtun benim halam idi. Ensârdan bir câriyenin ön dişini kırdı. Resûlullah'ın huzuruna geldiler. Kısas yapılması emir buyuruldu. Amcam Enes bin Nadr Allah'u Teâlâ'ya yemin ederek:

- Yâ Resûlullah! Onun dişini kırma! diye niyâz etti. Resûlullah:

- Yâ Enes! Allah'ın kitabı kısası emrediyor, buyurdular.

Sonra dişi kırılan câriyenin yakınları kısas yerine diyeti kabûl ettiler. O zaman Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Allah'u Teâlâ'nın kullarından öyle kimseler vardır ki, Allah'ın adı ile bir şey için yemin etseler (Allah'u Teâlâ bu sevgili kulların hatırı için, o şeyi hemen yaratarak) istedikleri hasıl olur, buyurdu.

Müslim şerhinde Enes bin Nadr'ın

«Hayır vallahi onun dişini kırma» demesi, Habîbullahın hükm-ü şerîfini red değildir. Kısas yapacak olan, dişi kırılan câriyenin yakınlarına, kısasdan vaz geçmeğe teşvik. Resûlullahı da kısasdan afv için câriyenin yakınlarından yana şefaat etmeğe yöneltmesi içindir. Kendisini yemîninde hânis etmeyeceklerine kuvvetle inandığından yemîn etti. Yahud Allah'u Teâlâ'nın fadlına, lütfuna güvenip, yemini bozdurmayacağına karşı tarafa afv etmeği ilhâm buyuracağına inanmasından idi denilmektedir.

Hadîs-i Şerîf'in ikinci kısmı Şam halkı için buyurulmuştur.

«Şam toprağında benim ümmetimden Allahü Teâlâ'nın emirlerini yerine getiren kimseler eksik olmaz. Onları zelîl etmek, onlara karşı çıkmak istiyenler, hiçbir zarar yapamazlar. Kîyamete kadar böyle devam eder.» [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efen-di), 3. Menkıbe, Sayfa: 381)

 

4. Ebû Hüreyre (Radıyallahu anhu)'dan bildiriliyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kardeşlerimi görmeği severim, buyurdu. Ashâb-ı Kirâm:

- Ya Resûlullah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. O zaman buyurdular ki:

- Siz Ashabımsınız, kardeşlerim benden sonra gelirler. Ben havzımla onların ferat'ıyım.

Ferât; Bir yere önce gidip, lüzumlu şeyleri hazırlayan manasınadır.

 

5. Mesâbîh'de Hadîs olarak Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'dan bildiriliyor: Resûllullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

« Ümmetimin benzeri yağmur misâlidir. Evveli mi, yoksa sonu mu hayırlıdır, bilinemez.» [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 5. Menkıbe, Sayfa: 382 ; 500 Hadîs-i Şerif Kitabı, Hadîs No: 375, Sayfa: 304)

 

6. Menkıbe:

Kısâs ve Mîzân bâbında Hadîs olarak bildirilmiştir. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

Hakk Teâlâ kıyâmet günü Nûh (Aleyhis-selâm)'a:

- Emirlerimi kavmine tebliğ ettin mi? diye sual buyurur. Nuh (Aleyhis-selâm):

- Evet, ya Rabbi! Tebliğ ettim, diye cevab verir. Sonra kavmine:

- Nûh size emirlerimi tebliğ etti mi? diye sual buyurur. Kavmi inkar edip:

- Bize korkutucu kimse gelmedi, derler. Sonra Nûh (Aleyhis-selâm)'a:

- Şahidin var mı? diye sual buyurulur. Nûh (Aleyhis-selâm):

- Hazreti Muhammed Mustafa'nın (Sallallahu aleyhi vesellem) ümmetidir, diye cevab verir. O zaman siz gelir, Nûh (Aleyhis-selâm)'un kavmine tebliğ ettiğine şehadet edersiniz, buyurdu ve Bakara sûresinin 143. âyet-i kerîmesini okudu.

Bu âyet-i kerîmede: «Bunun gibi, sizi adâletli ümmet kıldık ki, insanlara şahid olasınız ve Resûlünüz de size şahid olsun, buyurulmaktadır. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 6. Menkıbe, Sayfa: 384.)

 

7. Ravdatü'l-Ulemâ kitâbının, yirmibirinci bâbında Ebû Mûse'l-Eş'arî (Radiyallahu anhu)'den naklediyor:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) huzûrunda mescidde idik. Habîbullahı vahyin ağırlığı kapladı. Vahy gelince mübarek azaları birbirinden ayrılır derecede ağırlığa kapılırdı. Mübarek başını bir müddet aşağı saldı. Gelen vahyi bize haber vermesi için başını kaldırdı. Fakat yine vahy ağırlığı gelip başını  önüne eğdi. Bir zaman sonra gelen vahyi bize bildirmek için başını kaldırdı. Yine vahyin ağırlığı ile üçüncü kerre mübârek başını önüne eğdi. Aynı hâl dördüncü def'a da oldu. Sonra mübarek başını kaldırıp secdeye vardı.  Biz de secde ettik. Secdeyi biraz uzattı. Mübârek başını secdeden kaldırınca biz de kaldırdık.

- Ya Resûlullah! Size gelen bu dört vahy'den bize haber verir misiniz? dedik. Buyurdular ki:

- Cebrail (Aleyhis-selâm) birinci defa geldi. Allah'u Teâlâ'nın selâmını ve Ey Habîbim! Ümmetinin üçte birinin hesâb ve azâb görmeden cennete girmesini mi istersin, yoksa ümmetinin bütün  günâhkârlarını şefaat etmeği mi istersin, buyurduğunu haber verdi. Cebrâil (Aleyhis-selâm)'ın işaretiyle şefaat etmeği istedim. Cebrail (Aleyhis-selâm) dönünce size haber verecektim. Yine geri döndü. Hakk Teâlâ'nın selâmını ve:

- Ey Habibim! Ümmetinin yarısını hesabsız ve azabsız cennete girmesini mi istersin, yoksa ümmetinin bütün günahlarına şefaat etmeği mi istersin, buyurduğunu haber verdi. Ben şefâ'at etmeği seçtim. Size haber vermek istedim. Yine geri döndü. Hakk  Teâlâ'nın selâmını ve:

- Ey Habîbim! Ümmetinin üçte ikisinin hesâb ve azâb olunmadan cennete girmesini mi, yoksa ümmetinin bütün günâhkarlarına şefaat etmeği mi istersin, buyurduğunu haber verdi. Şefa'at etmeği istedim. Arzu ettim ki size haber vereyim, hemen yine geri döndü.  Duha suresinin beşinci ve Taha sûresinin yüz otuzuncu âyeti kerimelerinin bir kısmını okudu.

Bu âyeti kerimelerde Hakk Teâlâ: «Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın» ve «Gündüzün etrafında dahi tesbîh et ki rızâ (yı ilâhî)ye eresin» buyurmaktadır. O zaman:

- Bana kâfi gelir, bana kâfi gelir, dedim. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 7. Menkıbe, Sayfa: 385, )

 

8. Ravdatü'l-Ulemã kitâbının aynı babında İbn Abbas (Radiyallahu anhu)'ın Hicr sûresinin ikinci âyet-i kerîmesi hakkındaki açıklaması bildirilmektedir. Bu âyet-i kerîmede: Kâfirlerin (müslümanlara yardım olunduğunda veya ölüm zamanında veya kıyâmet gününde):

«O küfredenler zaman zaman (nedametle) temenni edecek (ler): «(Ah vaktiyle) müslüman olaymışlar!» buyurulmaktadır.

Sırat üzerinde bu ümmetten bir tâife hapsolunur. Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem) bütün Peygamberlerden önce cennete girer. Ümmeti de, diğer ümmetlerden önce girer. Resûlullah cennete girdikten sonra Hakk Teâlâ, bu ümmetten Sıratta geri kalan tâifenin cehenneme gönderilmesini, «Malik»'e teslim edilmesini emir buyurur. Mâlik, cehennem zebânilerinin reisi olan melektir. Mâlik bunları görünce:

- Siz kimsiniz, kimin ümmetindensiniz? Artık cehenneme gireceklerin son bulduğunu işitmiştim. Sonra bana gelenler zincirlerle bağlı, yüzleri kara, gözleri morarmış oldukları halde sürünerek gelirler. Sizin elleriniz, ayaklarınız bağlı değil, yüzleriniz kara, gözleriniz morarmış değil, ayaklarınızla gelmişsiniz, siz kimsiniz? der. Gelenler:

- Yâ Mâlik! Hiç sorma. Kim olduğumuzu söylemeğe dilimiz varmıyor, utanıyoruz. Biz Kur'ân-ı Kerim'e uyan, Ramazan ayında oruç tutan, hacca ve cihada gidenlerden, cünub olunca gusl eden, beş vakit namaz kılan, zekat veren, yetimlere ikram eden kimselerdeniz, derler. Mâlik:

- Sizi Kur'ân-ı Kerîm günâhdan men' etmedi mi? diye sorar. Bunlar:

- Yâ Malik! Şimdi bize onları hatırlatma. Daha şimdi Hakk Teâlâ'nın sualinden ve tevbihinden (tekdir, azarlama) kurtulduk derler. Bu konuşma sırasında Arş tarafından bir nida gelir:

- Ya Malik! Onları cehennemin en üst tabakasına götür, cehennemin kenarında durmasınlar der. Mâlik:

- Ey Cehennemlik taife! Söyleneni işittiniz mi? der.

- Evet işittik, fakat biraz mühlet versen de nefslerimiz için ağlasak derler. Mâlik size mühlet vermeğe izin yoktur, der. O sırada Arş-ı A'lâ tarafından:

- Yâ Malik! Bırak onları, biraz ağlasınlar diye nidâ gelir. Bunlar ağlamaya başlarlar? Derler ki:

- Biz cehennemin ateşine nasıl sabır edelim. Güneşin hararetine dayanamazdık! Katran elbiseleri nasıl giyelim! Biz yumuşak elbiseleri giymeyi tercih ederdik. Zakkum yemeğe, hamîm içmeğe nasıl sabr edelim. Biz hep güzel yemekler yer, soğuk sular içerdik...” Bunlar böyle ağlaya dursun. Arş tarafından bir nida gelir.

- Ya Mâlik! Onları cehennemin en üst tabakasına at denilir. O zaman bu tâifenin yanına sert, şiddetli kalbsiz yaratıldıkları için acımaları olmayan zebâniler gelir. Her biri bu taifeden birine yapışır. O sırada bunlar seslerini yükselterek hep birden feryada başlarlar.

- Ya Muhammed! Yâ Ebe'l-Kâsım (Sallallahu aleyhi vesellem), yâ Ebe'l-Erâmil ve'l-yetâmâ! (Fakirlerin ve yetimlerin babası) Ya Fahre'l Kıyâmet! Yâ Fâtihe'l-Bâb! Ey Cehennemin kapısını ümmetine kapıyan, ey ümmetlere şefâ'at eden. Biz ümmetinin za'if kullarıyız. Cehennemin ateşine dayanamayız. Şefâ'atinle bize imdât et! Yâ Malik! Biz ümmet-i Muhammediz derler.

Malik (cennet tarafına döner. Ellerini kulaklarına koyarak müezzinler gibi yüksek sesle nida eder. Resûlullahı, ümmetinin yardımına çağırır. Resûlullah'a bu haber gelince) hemen tahtından kalkar, Burak'a binerek:

- Beni çabuk za'if ümmetimin yanına götür buyurur. Burak hemen ayağını kaldırıp cehennemin kenarına koyar. Resûl (Aleyhis-selâm) ümmetinin feryadını işitir. Arşın kenarına girip secdeye varır. Hakk Teâlâ'dan şefa'at etmeğe izin ister. Hakk Teâlâ kabul buyurur. Ümmeti cehennem ateşinden kurtulur. O zaman cehennemdeki kâfirler:

- Müslüman olup ümmet-i Muhammed'den olsaydık diye temennî ederler. Nitekim bu açıklamanın yapıldığı Hicr sûresinin ikinci âyet-i kerîmesinde de:

- O küfredenler zaman zaman (nedametle) temenni edecek (ler): « (Ah vaktiyle) müslüman olaymışlar!» buyurulmaktadır. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 8. Menkıbe, Sayfa: 388, ]

 

9. Yine Ravdatü'l-Ulemâ'da kırkdördüncü, Musîbete sabr bâbında, Sâbitü'l-Benânî (Rahmetullahi Aleyh)'den bildiriliyor:

Osman bin Muaz (Radiyallahu anhu)'ın bir oğlu vefat etti. Çok üzüldü. Evinden dışarı çıkmadı. Hattâ evinde bir mescid binâ edip orada ibadet ederdi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bunu işitince:

- Onu yanıma getirin, cennet ile müjdeleyin, buyurdu.

Osman bin Muaz (Radiyallahu anhu)'ı Resûlullah'ın huzûruna getirdiler. Resûl-i Ekrem Hazretleri:

- Yâ Osman! Cehennemin yedi, cennetin sekiz kapısı vardır. Cennet kapılarından her birine gittiğinde, oğlunu, Allah'u Teâlâ'dan sana şefaat eder halde durduğunu görmeğe razı olmaz mısın? buyurdular. Osman bin Muaz (Radiyallahu anhu):

- Evet, razı olurum cevabını verdi. Ashâb-ı Kiram:

- Ya Resûlullah! Bizim oğullarımız da böyle olur mu? diye sordular. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evet olur, kıyamete kadar ümmetimden sabreden ve sevab isteyen herkese böyledir, buyurdular. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 9. Menkıbe, Sayfa: 388)

 

10. Ravdatü'l-Ulemâ kitâbının, Cum'anın fazileti bâbında bildiriliyor: Biz İmâm-ı Nasru'l-Harbi isnâd ile haber verdi. O da Amr bin Şu'ayb'den, o babasından, o da dedesinden (Radiyallahu anhu), o da Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'dan bildiriyor.

Hadîs-i Şerîfte:

Bir âlem vardır. Gümüş gibi parlaktır. Dünyanın yedi misli büyüklüğündedir. İğne atılsa yere düşmeyecek kadar meleklerle doludur. Her meleğin elinde bir bayrak vardır. Üzerinde «Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah» yazılıdır. Her cum'a gecesi toplanırlar. Allah'u Teâlâ'ya:

- Yâ Rabbi! Ümmet-i Muhammed'e acı. Onlara azab etme! diye dua ederler. Sabah olunca kıyâmetten emîn olup:

- Ya Rabb! Gusl edenler, cum'aya hazırlananları afv et, istediklerinde ağlayarak seslerini yükseltirler. Allah'u Teâlâ bu meleklere:

- Ne istiyorsunuz buyurur. Bunlar:

- Ümmet-i Muhammedi afv etmeni istiyoruz, derler. Hakk Teâlâ:

- Onları afv ettim, buyurur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 10. Menkıbe, Sayfa: 388 )

 

11. Yine Ravdatü'l-Ulemâ'da altmış dördüncü, Kadir gecesinin fazileti bâbında bildiriyor:

Allah'u Teâlâ, bu ümmete Ramazan-ı Şerîfte, daha önce hiç kimseye vermediği beş şey ihsân eder:

A- Birinci gecesi: Hakk Teâlâ bu ümmete rahmet nazarı ile bakar. Rahmetle baktığı kuluna hiç azâb etmez.

B- Hakk Teâlâ bütün meleklere:

Bu ayda ibadeti bırakıp Habibimin ümmetine istiğfar edin! buyurur.

C- Cennet meleklerinin reisi «Rıdvan»'a Hakk Teâlâ:

- Cenneti süsle ve kapılarını aç. Eğer Resûlümün ümmetinden ölen olursa, cesedi gelinceye kadar rûhu Cennete girsin» buyurur.

D- Allahu Teâlâ, Cehennem meleklerinin reisi Mâlik'e:

- Kapıları kapa, günahkâr birisi ölürse, bu ayda azab olunmasın, buyurur.

E- Allah'u Teâlâ, Kadir gecesini bu ümmete vermiştir. O gece Hakk Teâlâ'ya ibadet edenin günahları afv edilir. O gecede bütün Ramazan ayı boyunca Cehennemden azad olanların sayısınca günahkâr mü'minler azâd olur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 11. Menkıbe, Sayfa: 389]

 

12. Mesâbîh'de İsâ (Aleyhis-selâm)'nın gökten inmesi babında sahîh hadîs olarak:

"İsâ bin Meryem (Aleyhis-selâm) gökten iner. Mü'minlerin emiri:

"- Buyurun imâm olun" der. İsâ bin Meryem (Aleyhis-selâm) :

"- Hayır, sizler birbirlerinizin emiri olursunuz" der. Bu ümmetin emirlerinin kendilerinden olması, Allah'u Teâlâ'nın bir ikrâmıdır." Hadîs-i Şerifi bildirilmiştir. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 12. Menkıbe, Sayfa: 389]

 

13. Mesâbîh'de haşr babında sahîh Hadîs olarak Ebû Sa'îdi'l-Hudrî (Radıyallahu anhu)'nin rivayetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

Allah'u Teâlâ, Adem (Aleyhis-selâm)'e:

- Yâ Adem! buyurur. Adem (Aleyhis-selâm):

- Lebbeyk Ya Rabbi! Hayır senin elindedir, cevabını verir. Allah'u Teâlâ:

- İnsanlardan Cehenneme müstehak olanları çıkar, buyurur. Adem (Aleyhis-selâm):

- Cehenneme girenler ne kadardır? der. Allah'u Teâlâ:

- Binde dokuz yüz doksan dokuzdur, buyurur.

O zaman çocuk  yaşlı olur. Hamile kadının çocuğu dünyaya gelir. İnsanlar sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi görünürler. Allahu Teâlâ'nın azâbı çok şiddetlidir. O zaman biz:

- Yâ Resûlullah! Hangimiz o binde bir oluruz? diye sorduk. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bana müjdelediler. Sizden bir, ye'cüc ve me'cüc'den bin olacaktır. Sonra buyurdu ki:

- Nefsim, kudretinde olan Allah'u Teâlâ'ya yemin ederim ki, Cennet ehlinin dörte biri siz olursunuz. Biz:

- Tekbir getirdik. O zaman:

- Siz Cennet ehlinin üçte biri olursunuz, buyurdu. Biz yine

- Tekbir getirdik. Sonra:

- Siz Cennet ehlinin yarısı olursunuz, buyurdu. Biz yine

- Tekbir getirdik. Müslim şârihi diyor ki, bir rivayette son olarak:

- Siz Cennet ehlinin üçte ikisi olursunuz. Cennet ehli yüz yirmi saf olacak, seksen safı ümmetimden olacaktır, buyurmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 13. Menkıbe, Sayfa: 389.]

 

14. Yine Mesâbîh'de aynı babın sahîh Hadîslerinde Enes (Radıyallahu anhu) rivayetiyle Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

- Kıyamet günü insanlar Arasatta toplanır. Bir kısmı diğerinin üzerine dalga vurur, birbirlerine karışırlar. Mahşer halkı hep birden Adem (Aleyhis-selâm)'e gelirler.

- Rabbinden bizim için şefâat dile! derler. Adem (Aleyhis-selâm) :

- Ben şefâate izinli değilim. İbrahim (Aleyhis-selâm)'e gidiniz. O, Allah'u Teâlâ'nın Halîlidir der. İnsanlar İbrahim (Aleyhis-selâm)'e gelirler:

- Ben şefâate izinli değilim. Mûsâ (Aleyhis-selâm)'ya gidiniz. O Kelîmullahtır der. Mûsâ (Aleyhis-selâm)'ya gelirler:

- Ben de şefâat edemem. İsâ (Aleyhis-selâm)'ya gidiniz. O Rûhullahtır, der. İsâ (Aleyhis-selâm)'ya gelirler.

- O da: Ben şefâate izinli değilim. Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)'e gidiniz, der. Mahşer halkı bana gelirler:

- Ben şefaat ederim, derim. Şefaat etmek için Rabb'imden izin isterim, izin verilir. Hakk Teâlâ'nın bana bildireceği hamdler ile hamd ederim. Şimdi o hamdler hâfızamda yoktur. Sonra yere düşer, secde ederim. Hakk Teâlâ bana:

- Ya Muhammed! Şefaat et, kabul olunur, buyurur. Ben:

- Yâ Rabb! Ümmetime rahmet et, onlara ikram et mânâsına gelen ümmetî ümmetî derim.

İki kere buyurması te'kid için veya nidâ içindir ki, ümmeti kendisine yaklaşsınlar, ateşten korunsunlar. Zira nûr-i şerifleri ateşi söndürür. Sonra:

- Ya Muhammed! Var, kalbinde arpa ağırlığında imân olanı ateşten çıkar! buyurulur. Ben de gider, kimin kalbinde arpa ağırlığında imânı varsa ateşten çıkarır, geriye dönerim. Yine o hamdler ile hamd ederim. Yine bana:

- Yâ Muhammed! Söyle işitilir, iste verilir. Şefaat et kabul olunur buyurulur. Ben:

- Yâ Rabbi! Ümmetime rahmet et, derim. O zaman:

- Kalbinde zerre kadar veyâ hardal dânesi kadar imânı olanları ateşten çıkar, buyurulur.

- Gider, kalbinde zerre kadar imanı olanları ateşten çıkarırım, Yine döner, secdeye varır, niyaz ederim. O zaman:

- Var, kalbinde hardal dânesinden de çok az imânı olanları da ateşten çıkar, buyurulur. Gider, böyle imanı olanları da ateşten çıkarırım.

Dördüncü defa Rabbimden “Lâ ilâhe illallah” diyenlere de şefaat etmemi isterim. Allah'u Teâlâ:

- Onları da ateşten çıkarmak üzerine değildir. Fakat, İzzetim, Celâlim, Kibriyâm hakkı için onları elbette ateşten çıkarırım, buyurur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 14. Menkıbe, Sayfa: 390; Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 5091; Sahih-i Müslim, Cild 1, Hadîs No: 326, Sayfa: 273-274]

 

15. Mesâbih kitabında Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) faziletleri babında sahîh hadîs olarak bildiriliyor ki:

- Allahü Teâlâ yeryüzünü benim için küçülttü. Doğuyu, batıyı, avucumdaki aynada imiş gibi hep gördüm. Ümmetim gördüğüm yerlere yayılacaktır. Bana kırmızı ve beyaz olmak üzere iki hazîne verildi.

Tür-Püştî (Rahimehullah): Bunlardan maksad altun ve gümüştür. Çünkü, Kisrâ mülkünün nakid parasının çoğu altın, Kayserin ise gümüştür dedi.

- Rabb'imden ümmetimi umumi kıtlık ile helâk etmemesini, ırzlarına dokunmamaları için, nefslerinden başka bir düşmanı musallat etmemesini istedim. Rabb'im bana:

- Ümmetini umumi kıtlık ile helâk etmiyeceğim. Nefslerinden  başka hiç bir düşmânı musallat etmiyeceğim ki, ırzlarına dokunmasınlar, diye söz verdi. Ancak ümmetimin kendi aralarında yapacakları harblere söz vermedi, buyurdu.

 

16. Yukardaki Hadîs-i Şerîften hemen sonra Sa'd (Radiyallahu anhu)'dan bildiriliyor. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Medîne-i Münevvere'de Benû Muâviye mescidine teşrif buyurdu. İki rek'at namaz kıldı. Biz de berâber kıldık. Uzun bir duadan sonra bize dönerek:

- Rabb'imden üç şey istedim. İkisini verdi. Birisinden men' buyurdu. Ümmetimi umumi kıtlıkla veya suda boğmakla helâk etmemesini istedim. Bunları bana verdi. «Mefâtih» sahibi diyor ki:

«Buradaki suda boğulmak da umûmi değildir. Bu ümmete Firâvunun kavminden denizde, Nuh (Aleyhis-selâm)'un kavminin tûfanda hepsi birden boğulmaları gibi bir felaket gelmiyecektir.

- Ümmetimin arasında harblerin olmamasını istedim. Beni men' etti, buyurdu. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 15. Menkıbe, Sayfa: 392]

 

17. Mesâbih'de aynı bâbdan hasen Hadîs olarak Habbâb bin Eret'in rivâyetiyle bildiriliyor ki:

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) uzun bir namaz kıldı.

- Yâ Resûlullah! Şimdiye kadar böyle namaz kılmamıştınız? dediler. Cevabında:

- Evet! bu namaz rağbet ve heybet namazıdır. «Mefâtih» sahibi diyor ki: «Bu namazda Allah'u Teâlâ'ya rağbet ve ondan korku vardır.  Yani hudû ve huşû vardır. Burada ümmetine şunu öğretmektedir ki, bir musibete düştüğünüzde Allah'u Teâlâ'ya iltica edip, ondan korkarak namazı kılınız. Allah'u Teâlâ. Lütf ve kerem buyurarak o zararı, müsibeti üzerinizden giderir.»

 

Korku ve rağbet namazı çok büyük bir belâ'ya, sıkıntıya uğrayınca kılınır.

 

Devam ederek:

- Rabbimden ümmetim için üç şey istedim. İkisini verdi. Ümmetime umumi kıtlık vermemesini ve düşman musallat etmemesini istedim. Bunlara söz verdi. Ümmetimin birbirlerine zarâr vermemesini ve öldürmemesini istedim. Bunu benden men'etti, buyurdu. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 17. Menkıbe, Sayfa: 393]

 

18. Yukardaki Hadîs-i Şerîflerden sonra Ebû Malik Eş'arî'den bildirilen hasen Hadîs-i Şerîfte:

- Allah'u Teâlâ ikram ederek sizi üç zarardan korudu.

Peygamberinizin size beddua ederek hepinizin helâk olmasından korudu.

Ehl-i bâtılın Ehl-i Hak üzerine galip olmasından korudu,

Dalâlet üzerine toplanmaktan korudu, buyurdu.

Tür-Püştî (Rahmetullahi Aleyh):  «Buradan ehl-i hakkın tamamen ortadan silinmeyeceği, hiç olmazsa bir cemaatin daima bulunacağı anlaşılır. Çünkü Cenab-ı Hakk, Resûlüne bu dîni kıyâmete kadar koruyacağına kefil olmuştur» demiştir. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 18. Menkıbe, Sayfa: 393]

 

20. Yukarıdaki Hadîs-i Şerîften sonra Amr bin Kays'ın rivâyet ettiği hasen Hadîs-i Şerîfte:

- Biz dünyaya gelmekte sonda, fakat kıyâmet gününde öndeyiz. Söyleyeceğim sözlerle övünmüyorum. İbrahim, Allah'u Teâlâ'nın Halîli; Mûsa, Kelîmi; Ben de Habibiyîm. Livâ-i Hamd benimledir. Allah'u Teâlâ ümmetimi üç şeyden koruduğuna bana söz verdi. Umumî kıtlıktan, düşmanın tamâmen helâk etmesinden ve yanlış bir şey üzerine söz birliğine varmalarından buyurdu. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 20. Menkıbe, Sayfa: 394]

 

 

 

22. Enbiya sûresinin 105-106 âyet-i kerimelerinde:

«Yemin ederim ki, Tevrattan sonra Zebur'da da yazmışdır ki, arza (ancak) salih kullarım mirasçı olur. Şübhe yok ki bu (Kur'ân) da âbidler zümresi için (umdukların) ulaşma (çareleri) vardır» buyurulmaktadır. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 395, 22. Menkıbe]

 

Allah'u Teâlâ yeryüzünü kâfirlere ziynetlendirir. Mü'min kullarını onlara mirasçı yapar. Yani kâfirler dünyayı ziynetlendirir. Onları Allah'u Teâlâ ya belâ ile, ya harb ile yok eder. Mü'min kullarına onların yaptıklarına ve mülklerine mirasçı yapar.

 

23. Bir Farisî risâle'den tercüme edilmiştir:

Süleyman (Aleyhis-selâm) bir gün deniz kenarında bulunuyordu. Bir karıncanın ağzında yeşil bir yaprak tutarak geldiğini gördü. Karınca sahile yaklaşınca sudan bir kurbağa çıkıp, karıncadan yaprağı alarak denize döndü. Karınca da geriye gitti. Süleyman (Aleyhis-selâm) karıncadan bunun hikmetini sordu. Karınca anlatmağa başladı:

- Hakk Teâlâ bu denizin içinde bir taş yarattı. Taşın içinde bir böcek yarattı. Beni onun rızkına sebeb kıldı. Ben her gün ona, yetecek kadar rızkını buraya getiririm. Hakk Teâlâ'nın kurbağa şeklinde yarattığı bir melek bunu alıp o böceğe götürür. Böcek, Allah'u Teâlâ'nın kudretiyle fâsih dil ile:

- Ey deryanın içinde bir taşın arasında bana yer verip rızk gönderen Allah'ım! Seni tenzih ederim. Ümmeti Muhammed'i rahmetinden ümidsiz etme,» diye dua eder, dedi. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 23. Menkıbe, Sayfa: 395]

 

24. Mesâbîh'de, kitab ve sünnete sıkı sarılmak bâbında, Bilâl bin Hâris Müzenî'nin bildirdiği bir hasen Hadîs-i Şerîf'te:

- Benden sonra unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkaran kimseye, bunu işleyenlerin sevabı kadar ecir verilir. Bunların sevabından azalma olmaz. Buna karşılık bid'at, sapıklık çıkaranlardan Allah'u Teâlâ ve Resûlü razı olmaz. Bu bid'âti işleyenlerin günahları kadar, bid'ati çıkaranın üzerine yükletilir. Bid'at işleyenlerin günahlarında hiç bir azalma olmaz, buyurulmuştur.[Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüd-dîn Ahmed Efendi), 24. Menkıbe, Sayfa: 396]

 

25. Yine Mesâbîh'de aynı bâbda Ebû Hüreyre'den (Radiyallahu anhu) bildirilen hasen Hadîs-i Şerîf'te:

- Siz öyle bir zamandasınız ki, emir edilen şeylerin onda birini yapmasanız helâk olursunuz. Öyle bir zâman gelecektir ki, emir olunan şeyin onda birini yapan kurtulur, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 25. Menkıbe, Sayfa: 396; Nura Doğru, Cild 4, Sayfa: 2370; Kimya-i Saadet, Sayfa: 537; Ramuzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1753]

 

26. Yine Mesâbih'de ilim faslındaki hasen hadîslerden birini de Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu) bildiriyor:

Hadîs-i Şerîf'te:

- Allah'u Teâlâ bu ümmet için her asır başında, bu dîni kuvvetlendiren bir müceddid meydana çıkarır, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 26. Menkıbe, Sayfa: 396; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 403]

 

27. Yine Mesâbih'de tahâret faslında Ebû Hüreyre'den bildirilen

Hadîs-i Şerîf'te:

- Ümmetim kıyâmet günü abdestin te'siriyle yüzleri, kol ve ayakları beyaz olarak çağrılır. Beyazlığını uzatmaya gücü yeterse yapsın» buyurdu. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 27. Menkıbe, Sayfa: 397]

 

28. Yine  Mesâbîh'de oruç faslının sahîh Hadîslerinde bildiriliyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Bizim orucumuz ile ehl-i kitâbın oruçları arasındaki fark sahur yemeğidir, buyurmuştur.

Zira Mefatîh müellifinin açıkladığı gibi:

Benî İsrâil'in oruçlarında, gece uyuduktan sonra yemek ve cima yoktu. Onlara akşamdan uyuyuncaya kadar bunlar helâl idi. İslâmiyyetin ilk zamanlarında da böyle idi. Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu)'in menâkıbında bildirildiği gibi, Allah'u Teâlâ fecrin ağarmasına kadar oruca mâni olan şeylerin yapılmasına izin verdi. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 28. Menkıbe, Sayfa: 397]

 

Sahur yemeği muhakkak olmalı hiç yemek canı istemiyorsa kalksın bir su içsin, yatsın. Abimin oğlu ihsan hasta olunca İstanbul'da babam üç gün oruca niyet ediyor. Çocuk çok ağırlaşıyor. Bilâl Babam Hazreti Ali'nin üç gün iftarsız, sahursuz oruç tuttuğu gibi aynen öyle oruç tutuyor. Her gece sahura kalkıp yemek yemiyor, bir bardak su içip yatıyor.

 

 29. Yine Mesâbih'de Kur'ân-ı Kerîmin faziletleri faslında hasen Hadîs olarak Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Allah'u Teâlâ gökleri ve yeri yaratmadan bin yıl önce Tâhâ ve Yâsin surelerini meleklerine okudu. Yani mânâlarını ilhâm etti. Melekler Kur'ân-ı Kerimi duyunca, bu Kur'ân-ı Azîmüş-şânın indirildiği ümmete müjdeler olsun. Veya Tûbâ ağacı onlar için olsun. Bu Kur'ân-ı hakimi yüklenen kalblere ve okuyan dillere de müjdeler olsun dediler. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüd-dîn Ahmed Efendi), 29. Menkıbe, Sayfa: 398]

 

30. Yine Mesâbih'de aynı fasılda Übeyy bin Ka'b (Radiyallahu anhu) rivâyetiyle Resûlullah'ın:

Ben ümmi bir ümmet üzerine gönderildim.

«Mefâtîh» sâhibi: Ümmi, okuma yazma bilmeyen kimselere denir. Ayrıca, ümm'e yâni anneye mensûb, anadan doğduğu hâlde kalan kimseye denir.

- Onlardan bazısı kadın, bazısı ihtiyar erkek veya çocuktur buyurduğu bildirilmiştir.

Bir Hadîs-i Şerîf'te:

Önce gelen kitâblar, bir harf yâni kelime idi ve bir şey bildirirlerdi. Kur'ân-ı Kerim'de yedi harf üzerine nazil oldu. Yedi şey bildirmektedir. Zecr [zorlamak] , Emir, Helâl, Muhkem (açık bildirilenler) Müteşâbih [açık anlaşılmayan] ve misâller. Bunlardan helâli helâl biliniz! Harâmı harâm biliniz! Emredilenleri yapınız! Yasak edilenlerden sakınınız! Misâl ve hikâye olanlardan ibret alınız! Müteşâbih olanlara inanınız! Bunlara inandık, hepsini Rabb'imiz bildirmiştir, deyiniz buyuruldu. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 30. Menkıbe, Sayfa: 398]

 

31. Yine Mesâbih'de duâlar faslında sahîh olarak Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den bildirilen Hadîs-i Şerîf'te:

Her peygamberin bir duası kabûl olundu. Peygamberler bu dualarında acele ettiler. Allah'u Teâlâ'ya ümmetlerinin denizde boğulması, zelzele, sayha [içinde bütün mutsuzlukların sesleri bulunan korkunç sadâ], taş atılması, kötü şekle girmesi, yere batması gibi felâketler için dua ettiler. Ben ümmetime şefaat için duamı sakladım. Şefaatim ümmetimde Allah'u Teâlâ'ya şirk koşmadan ölen kimselere Allah'u Teâlâ'nın izniyle ulaşacaktır, buyurulmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 31. Menkıbe, Sayfa: 398; Kütüb-i Sitte, Cild 14, Hadîs No: 5089; Sahih-i Müslim, Cild 1, Hadîs No: 334 (198), Sayfa: 282]

 

32. Mesabih'de tesbîh, tahmîd ve tehlîlin sevabı bâbında bildirilen bin hasen Hadîs'te:

“Miraç gecesi İbrahim (Aleyhis-selâm)'e rastladım. Bana ümmetine selâm söyle, cennetin toprağının temiz, suyundan tatlı, zemîninin düz ve ağaçsız olduğunu, orada dikilen fidanın “Sübhanallahi Velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. İla âhir...” olduğunu haber ver dedi, buyurmuştur. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), Sayfa: 399, 32. Menkıbe]

 

Her Sübhanallah tesbihini okuyan için cennete bir ağaç dikilir. Ne kadar çok okuyabilirse o kadar çok ağaç dikilir.

 

33. Yine Mesâbîh'de Hesâb, Kısas ve Mîzân bâbında hasen Hadîs olarak Ebû Ümâme (Radiyallahu anhu)'den bildiriliyor. Ebû Ümâme Hazretleri Resûlullah'dan işittim. Buyurdular ki:

Rabbim bana, ümmetimden yetmiş bin hesab ve azab görmeden cennete sokacağını, bunun yanında her bin ile yetmiş bin kişi ve Rabb'imin avuçlarından üç avuç kadarı da berâber olarak va'detti. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 33. Menkıbe, Sayfa: 399]

 

Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız ve sorgusuz-sualsiz cennete girer. Her birisi de cehenneme müstehak olmuş yetmiş bin kişiyi kurtarıp cennete girer. Ayrıyeten Rabb'ımın avucundan üç avuç insanda onlarla birlikte cehennemden kurtarıp onları da cennete götürür. (İmam-ı Şa'rani «Ölüm-Kıyamet-Ahiret», Hadîs No: 380, Sayfa: 245)

 

 34. Yine Mesâbîh'de Kur'ân-ı Kerim'in fazîleti faslının birinci bâbında Ebû Sa'idil-Hudri (Radiyallahu anhu) anlatıyor:

Muhacirlerin fakirleri ile berâber bulunuyordum. Çokları, giyeceği bütün vücudunu örtmediğinden birbirlerini siper ederlerdi. Birisi Kur'ân-ı Kerîm okuyordu. O sırada Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) teşrîf buyurdu. Selâm verdi.

- Ne yapıyorsunuz? buyurdu.

- Kitâbullahı dinliyoruz, dedik. Bunun üzerine:

- Allah'u Teâlâ'ya hamd olsun ki, ümmetimden kendileri ile berâber bulunmağa emir olunduğum kimseler kıldı, buyurdu.

Kehf sûresinin yirmisekizinci âyet-i kerîmesinde Resûlüne hitâben, Hakk Teâlâ: « Sabah, akşam Rabb'lerine (sırf) O'nun cemâlini dileyerek, dua edenlerle berâber candan sabr (u sebât) et. Dünya hayatının ziynetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma» buyurmaktadır. [Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), 34. Menkıbe, Sayfa: 399]

 

 

 

 

ÖNCEKİ KONU                               KONULAR