M E V L İ D
Süleyman Çelebi’nin hayatı:
Yıllardan beri memleketimizde dînî törenlerde bilhassa Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi veselem)’in mübarek doğum gününde güzel sesli hafızlar tarafından okunan Mevlid’i şerifin yazarı Süleyman Çelebi, Milâdi 1364 de Bursa’da doğmuştur. Babası: Ahmed paşadır. Annesi: Osmanlı devletinin kurucusu Sultan Osman’ın kayın pederi Şeyh Edebali Hz:lerinin oğlu şair Şeyh Mahmud’un kızıdır.
Halk arasında Süleyman Dede diye anılan Süleyman Çelebi, küçük yaşından beri kuvvetli bir dînî terbiye ve tahsil görmüş, hayranı olduğu Hazreti Peygamberimizin hakkında o tarihe kadar yazılan bir çok eserleri okumuştur.
Gençliği Yıldırım Beyazıd devrinde geçen Sü leyman Çelebi, O zaman Bursanın en tanınmış alimlerinden Havleti Tarikatı Şeyhi Buharalı Emir Sultan’a intisab etmiş, adı geçen şeyhin vefatı ile onun yerine o tarihlerde inşası tamamlanan Ulu Cami’ye imam tayin edilmiştir.
Süleyman Çelebi elli yaşında iken Peygamberlerin üstünlük dereceleri hakkında yapılan bir tartışma üzerine, “Vesiletün-Necat” adını verdiği meşhur mevlid manzumesini yazmıştır.
Hicret’in yedinci yılından beri İslâm ülkelerinde Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)’in dünyaya şeref verdiği 12 Rebî’ül-Evvel’e tesadüf eden gün de Onun yüceliğini, eşsiz ahlâk ve meziyetlerini, insanlığa büyük hizmetini,örnek hayat safhalarını belirten kasideler, medhiyeler gibi eserler okunur, o mübarek günün şerefine törenler yapılır, ziyafetler verirlerdi.
Bu törenlerde okunan mevlid ve menkıbeler Arapça idi.
Süleyman Çelebi mevlid adlı eserini yazdıktan sonra o zamana kadar okunan Arapça mevlid yerine onun yazdığı Türkçe”Mevlid’in-Nebî” okunmaya başlanmıştır.
Süleyman Çelebi Milâdî 1422’de Bursa da vefat etmiştir. Mezarı Bursa’nın Çekirge yolu üzerindedir.
Peygamberimizin doğumunda Kâ’be Peygamberimize karşı secdeye kapandı. Kâ’benin her yönü Peygamberimize ayrı ayrı selam verdi. Yalnız selâm verme ile değil, Kâ’be beni müşriklerden, putlardan temizleyecek doğdu.
“Kurtarıser beni müşriklerden ol”dediği odur.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) annesinden doğar doğmaz Kâbe’ye karşı secdeye kapanıp başını sallıyor. Dili ile“Lâ ilahe illallah” diyor. Şehadet parmağını kaldırıp parmağı ile işaret ederek “Lâ ilahe illallah” diyor. Arkasından duasını yapıyor. İşte şehadet kelimesi getirirken parmağını kaldırmak oradan kalmıştır. Peygamberimiz mevlid-i şerifte: Doğar doğmaz, şehadet parmağını kaldırıp, başını sallayıp (Lâ ilahe illallah) tevhidini zikrediyor. Hocam bu mevlid-i okuyor. Zikirde başını sallamak yok, zikirde el kaldırmak yok, daha cahilse zikirde yok, diye vaaz ediyor.
Ramuz’ul Ehadis Hadis No:3317
Üç ses vardır ki Allah onlarla meleklerine karşı iftihar eder.
Ezan sesi,
Allah yolunda ki tekbir sesi,
Telbiyedeki yüksek ses.
Ramuz’ul Ehadis Hadis No: 4247
Allah’ın zikredildiği her mecliste melekler bulunur. Çok yapın, Allah size ihsanını ziyade eder derler. Sonra onlar kanatlarını yayıp havalandıkta zikirde, arala
rında onlarla birlikte yukarı çıkar.
Amma Mevlid-i okuyor. Daha inatçı olunca, bu sefer de mevlid bid’attır. Okumayın, okutmayın diye söylüyor. Mevlid’in içinde bid’at neresi göster dersen gösteremez. Peygamberimizin zamanında onun doğumu, yaşantısı, ahlâk-ı, Miraç’ta başından geçen hallar akla gelen her hali bu saydıklarımızı ashab birbirlerine söylemezler miydi? El-den ele, dilden dile söylenmese, yazılmasa olur muydu? Muhakkak ki onlar söylüyordu. Senin bir oğlun iyi bir iş yapsa övünerekten söylersin de alemlerin efendisi Peygamberimizin miraca çıkmasını söylemezler mi? Onlar söyleyince niçin bid’at olsun. Yapabildiğimiz sünneti, yapamadığımızı elden ele, dilden dile herkes dünyanın her yerine yayıyor. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi veselem) efendimiz Hazretlerini görmeyenler duydukları ile amel ediyorlardı. Ben şahsen mevlidin içinde bid’at olan bir tarafını göremiyorum.
Bid’at: Peygamberimizin yapmadığı, benimsemediği bile bile yapmadığı demektir. Mevlid’de Kur’an okunuyor, farzdır. Salavati şerife getiriliyor, vaciptir. Peygamberimiz övülüyor. Allah Kur’an-ı Kerimde övdüğü için, Allah’ın övdüğünü övmek o da farzdır. Allah’ın övdüğü kadar öve-mediğimiz için acz içindeyiz, noksandayız, eksiğiz. Peygamberimizin miraca çıkması, Allah ile konuşması, cennet, cehennem ve gök ehl-i onlarla konuşması, Peygamberlerin ruhlarına imam olması daha bir çok şeylere yani bunlara bid’at diyen kendisi bid’atın içinde yüzüyor haberi yok. Minare, elektrik, betonarme cami hoparlör, matbaada basılan kitaplar, teypler, bantlar (CD.ler, kasetler) hepsi bid’at değil mi? Hocanın evine girsen acaba her şeyi sünnete uygunmu? Düşünse bir sefer Allah bunu kendinden sormayacak mı? Giydiği elbise bid’at, diğer hareketlerimi zin birçokları bid’at, bunlara sesi çıkmaz. Yalnız bunlar Bid’atı hasenedir. İyi bid’attır. Biz bunlara karşı değiliz. Bunların yapılmasında fayda vardır. Bizim karşı olduğumuz bid’atı seyyiedir. Birçok alimlerimiz bid’atı hasene ile bid’atı seyyieyi ayıramıyorlar. Bir bid’attır tutturmuş gidiyorlar. Bu ve buna benzer saydıklarımızın dışında kalan bid’atı seyyiedir. Kötü bid’attır. Allah ve Resulullah sevgisi aşılayacak olan mevlidin başı Kur’an,sonu salavat, Peygamberimizi övmektir. Sen onun övülmesini yasaklarsan onun sevgisi milletten kesilirse, halk alimdir diye Peygamberimize olan sevgilerinden dolayı seni severler mi?
Ramuz’ul Ehadis Hadis No: 4249
Peygambere salatü selam getirilmedikçe her dua önlenir.
Peygamberimizin sevgisini sen kesersen ,senin hocalığının, ilminin ne kıymeti kalır. Seni kim sever. Peygamberimizin annesi “Onu duyabilmek için kulağımı ağzına vurdum dinledim, o zaman anladım.” Dedi ki:
Ey mevlam yüzüm tuttum sana,
Sen bana ümmetimi bağışla diye candan yürekten dua etti. Ben de dinledim.”
Şöyle Beytullaha karşı ol Resul,
Yüz yere vurmuş ve kılmış secde ol.
Secde de başı dili tahmid eder
Hem getirmiş parmağın tevhid eder.
Kulağım ağzına vurdum dinledim,
Söylediği sözü ol dem anladım.
Der ki ey mevlam yüzüm tuttum sana,
Ya ilahi ümmetim vergil bana.
Hakk’a bağlanıp gönülden himmeti,
Der idi vâ ümmeti, vâ ümmeti.
Tıfıl iken ol dilerdi ümmetin,
Sen kocaldın terk edersin sünnetin.
Demek ki, işte manası yazdığımız gibidir. Tıfıl iken (yeni doğmuş iken) Bana ümmetimi bağışla diye yalvarıyor. Sen ihtiyarladığın halde sünnetini yapmak zoruna gidiyor demektir. Oysa Peygamberimizin sünnetini terk edenler lanetleniyor. Bu mevlid Arapça değil, Türkçe düşünen inceleyen herkes anlayabilir. Arapça olan her şeyi anlayamadım diyebilirsin ama Türkçe olanı anlayamadım diyemezsin. İçinde bazı kelimeler (lugatlar) anlaşılmayabilir. Ama diğerleri anlaşılabilir. Mevlid’i iyi dinle, manasını iyi düşün, kimseye bakma. Mevlid’de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in doğumu, yaşantısı sözleri var. Sen ona bak.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in zamanında münafıklar, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in övülmesine karşı çıkardı, sözlerini yalanlamaya çalışırlardı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)e karşı çıkacaklar ama hayatta görülmeyince, görülen (dinlenen) mevlid’i yasaklamak, bid’attır demek, Peygamberimize karşı çıkmak değil mi? Seni öven bir adama birisi mani olsa, seni öven adama mani olmak sana karşı gelmek değil midir?
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)e Allah deme, ne kadar övsen az. Cihar-ı yar’lara peygamber deme, ne kadar övsen azdır.
Hazreti Alı Kerremallahu Veche buyuruyor:
İnsanın dostu üçtür:
1 Dostun, sevdiğin, seni seven.
2 Dostunun dostu, seni seven kimseyi hakkı ile candan yürekten seven seninle bir ilgisi (alakası) olmasa bile sana dosttur.
3- Düşmanının düşmanı yine seninle dosttur. Seninle ilgisi (alakası) olmasa bile.
Düşmanında üçtür:
1-Düşmanın sana düşmandır.
2-Düşmanının dostu sana düşmandır. Seninle iyi olsa bile.
3-Dostunun düşmanı sana düşmandır. Seninle iyi olsa bile.
(Çünkü seni tam hakkı ile seven adama düşmanlık sana düşmanlık sayılır.)
Hal böyle olunca mevlid’e bid’at demek, yasaklamak yine aynıdır. Bu bid’at demeler, yasaklamalar mevlid’e değil, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)edir. Mevlid okutmayı, kasideyi, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)’in üzerine kaside söylemeyi beğenme-yen benimsemeyen, sevmeyen kimse, o övüleni sevmemektedir. Mevlid’e, kasideye, buğz, doğrudan Peygamberimize buğz’dur.
Bu demek oluyor ki: Ben seni çok seviyorum ama seni överlerse canım sıkılıyor. Senin üzerine övülecek şekilde şiir, kaside söylenince canım sıkılıyor demek oluyor.
Elif okudum ötürü
Başımı verdim götürü
Yaratılmışı severim,
Yaratandan ötürü.,
Diyor ki: Yaratılan şeyi gördüm mü? Yaradan aklıma geliyor. Yaratılmışı yaradanın hatırı için seviyor. Onları Allah yarattığı için Allah’ın yarattıklarını severim. Sen de mevlid de, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)i anlattığı için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in hatırı için sevmen lazım.
Ramuz’ul Ehadis Hadis No:939
Acaba senin iki kölen olsa, biri sana ihanet edip durmadan seni yalanlarsa, diğeri de sana sadık kalıp ihanet etmezse hangisi sana daha sevimli olur? İşte Rabbınıza göre siz de böylesiniz.
Sen de övülenin hatırı için öven mevlidi, övülenin hatırı için kasideyi sevmezsen senin sevdiğin yalandır.
Ata sözü: “Köpeğe taş atmazlar sahibinin hatırı için”
Köpeğe vurulan taş sahibinin sana karşı kırgın olmasına sebep olur. Bir kimse seni öven kimseyi senden dolayı sevmezse, sen şahsen onun diğer sevgisini kabul eder misin? Allah Kur’an da övsün. Kur’an da olanı kabul ettiğini söyle, mevlid’dekini kabul etme. Bu söz tekrar Kur’ana da yan mıyor mu? Bu övülmenin kaynağı Kur’an olmuyor mu? Mevlid’de olanı kabul etmedim de, Kur’an da olanı kabul ettim dersen bunu Allah kabul eder mi? Allah Kur’an da neyi övmüşse ömür boyu onu övmeye mecburuz. Neyi övmemişse onu Kur’anda dediği gibi kabul etmeye ve ömür boyu aynı öyle söylemeye (tenkid etmeye) mecburuz. Aksi takdirde Kur’an bir bütündür, bir harfini inkâr edip beğenmemek, imâ ile, işaret ile de olsa kabul etmemek doğrudan Kur’anı kabul etmemek sayılır. Kur’ana saygı Allah (Celle celâluhu)’adır, dîn-i mübinedir. Bunların hiç birisi diğer birisinden zerre kadar ayırt edilmez.
Ramuz’ul Ehadis Hadis No:5277
Kim Allah’a hoşnut olarak kavuşmak isterse bana çok salat-ı selâm getirsin.