S A Ç
Saç mevzusunda Kur'ân-ı Kerim'de :
Musa (Aleyhis-selâm), Kâbe'yi tavafa gitmiş. Kardeşi Harun (Aleyhis-selâm)'u yerine vekil tayin etmişti. Musa (Aleyhis-selâm) gelinceye kadar herkes Samrı'nın yaptığı altından buzağıya tapıyordu.( Sûre-i Taha, Ayet 91) Musa (Aleyhis-selâm) gelip bunları görünce, bunu kardeşi Harun (Aleyhis-selâm)'un ihmalliğinden onun söylemediğinden olduğunu zannedip sinirlendi. Zaten kendisi de öfkeli, sinirli bir kimse idi. Kardeşi Harun (Aleyhis-selâm)'u saçından tutup sürümeye başladı.
(Sûre-i Taha, Ayet 94)
“(Harun) Ey anamın oğlu! dedi. Saçımı, başımı yolma. Ben senin, İsrâil oğullarının arasına ayrılık düşürdün, sözümü tutmadın demenden korktum.”
Musa (Aleyhis-selâm):
- Sen neden ben gelinceye kadar bu millete söylemedin? Neden buzağıya tapmalarına mani olmadın? Harun (Aleyhis-selâm):
- Ben söyledim, söz dinletemedim. Sendeki selâhiyet bende yok, demek istedi. Yani Allah'u Teâlâ sana Asa vermiş, onunla her şeyi yapıyorsun. Ben sadece söz söylüyorum. Söz dinlemezlerse ne yapayım.
Bu âyet-i kerimeden anlaşılıyor ki; Musa (Aleyhis-selâm) kardeşi Harun (Aleyhis-selâm)'un saçından tutup sürüyecek kadar uzun saçı varmış. Bir tek ağızdan duyulan veya demiş, gelmiş, yapmış, söylemiş miş mişlerle değil Allah'u Teâlâ'nın âyetlerine, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in sünnetlerine ve O'nun başından geçen hallere, İcma-i ümmete, Kıyas-ı fukahaya göre söylememiz lâzım. Yani ben hocamdan şöyle duydum. Falan zat böyle demiş, şu şöyle olmuş da böyle olmuş, onun için böyle imiş demekle olmaz.
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadîs No: 175)
“....Enes bin Mâlik (Radiyallahu anhu)'den Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu dediği rivâyet olunmuştur:
- Son zamanlarda veya bu ümmet arasında öyle bir kavim çıkacaktır ki Kur'ân okuyacaklar, fakat (okudukları) Kur'ân onların boğazlarının çemberlerini veya boğazlarını geçmiyecektir. (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3756.) Onların alameti (başlarını) kazımak suretiyle traş olmalarıdır. Siz onları gördüğünüz veya onlara rastladığınız zaman hemen onları öldürünüz.”
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6294)
“Doğudan başları traşlı kavimler çıkacak, dilleri ile Kur'ân okuyacaklar, fakat boğazlarından aşağı geçmeyecek, onlar dinden, yaydan okun çıktığı gibi çıkacaklar.”( Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 11, Hadîs No: 1783; Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 1575.)
Hadîste buyurulan “saçı usturaya vuran” cümlesi dinden çıkmış anlamında değil de âhir zamanda bid'atçilerin alâmetlerini sayarken onların bir alâmeti de saçlarını usturaya verirler. Saç sünnetine hiç yaklaşmazlar demektir. Okun yaydan çıktığı gibi onlar dinden çıkmışlardır. O zamanda kimde ilim varsa ilmini sarfetsin, söylesin. Bid'atçilere karşı ilmini saklayan, söylemeyen, sünnetimi yapsa bile o da bid'atçidir. O bid'atçilere karşı benim sünnetimi söylemeyen, savunmayan, saklayan âlim, o da bid'atçidir. Yani demek istiyor ki, o da bana muhalefet etti. O da bana karşı geldi. O da benim karşımdadır.
(Gunyetü''t-Talibîn, s. 61)
“Ebû Musa ve Ubeyd b. Umeyr (Radiyallahu anhu)'den:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem); “Saçını (ustura ile) traş eden bizden değildir.”
Darekutnî; Cabir (Radiyallahu anhu)'den:
- Hacc ve Ömre dışında baştaki saç traşı yapılmaz.”
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) efendimiz, haricileri kötülemiş ve onların alâmeti olarak, başlarındaki saçlarını (ustura ile) kazıtmalarını anlatmıştır.
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu) Sabiğa şöyle demiştir:
- Saçını (ustura ile) traş ettiğini görürsem; üstündeki gözlerinde bulunan bağına vururum.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) efendimizin şu emri vardır:
- Bir kimse, kendisini bir kavme benzetirse, o onlardan sayılır.”
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2132)
“Amr ibn-i Şu'ayb (Radiyallahu anhu)'dan şöyle anlatıyor: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
- Saçtaki akları yolmayın. Zira bir kimse müslüman iken yalnız bir kıl bile ağarmış olsa, bu kıyamet günü onun için mutlaka bir nur olur.” (Sünenü'n-Neseî, Cild 5-6, Hadîs No: 3130; Râmûz-ul Ehâdîs, Hadîs No: 2149, El-Uhûdü'l-Kübrâ (İmam-ı Şa'rânî), s. 434, Riyazü's Sâlihin (Aslı ve Tercümesi), Hadîs No: 1643, s. 977, Sünen-i Tirmizî, Cild 4, Hadîs No: 2974.)
Hadîs-i Şerîf:
“Saçınız, sakalınız yarın mahşerde sizin nurunuz olacaktır. Nurunuzu bu dünyada zayi etmeyiniz.” (Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.)
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs-i Kudsî No: 6363)
“Allah Azze ve Celle buyuruyor: Ey Ademoğlu! Başa düşen aklık benim nurumdan bir nurdur, ben nurumu nârımla (ateşle) azablandırmaktan haya ederim! Öyleyse sen de benden haya et!”
(Sünen'ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5030)
“Berâ (Radiyallahu anhu)'dan; Resûlullah (Sallal-lahu aleyhi vesellem) kadar güzel kimse görmedim. Kırmızı hırkasını giymiş, saçları omuzlarına yaklaş-mıştı.”( Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3635.)
(Sünen'ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5034)
“Vail b. Hucr (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah'ın yanına gittim. (Saçlarım da uzundu.)
- Seni uğursuz dedi. Beni kastediyor sanarak gittim saçımdan biraz kestim. Yanına gelince:
- Seni kastedmemiştim. Böyle daha güzel olmuş, buyurdu.”
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2122)
“...Ebû Katâde (Radiyallahu anhu) anlatıyor:
- Ey Allah'ın Resûlü! dedim. Benim omuzlarıma kadar dökülen (gür) saçlarım var, tarayıp tanzim edeyim mi?
- Evet! dedi. Ona ikramda bulun.
Ravi der ki: "Ebû Katâde “Evet ona ikramda bulun! sözü sebebiyle, günde iki sefer (bakım yapar ve) saçlarını yağlardı.”
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 5478)
“Kimin saçı varsa ona ikram etsin.
- Ona ikram nasıl olur ey Allah'ın Resûl'ü diye sordular?
- Hergün onu yağlayıp, taramakla, buyurdu.” (Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2122)
(Kütüb-i Sitte, Cild 7, Hadîs No: 2124)
“...Atâ ibn-i Yesâr (Rahmetullahi aleyh) anlatıyor:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'a saçı sakalı karma karışık bir adam gelmişti. Efendimiz ona (eliyle) işaret buyurarak, sanki saçını ıslah etmesini emretmişti. Adam bunu yapıp sonra tekrar geri geldi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):
- Şu hal, sizden birinizin tıpkı bir şeytan başı(ndaki saçlar) karma-karışık vaziyette gelmesinden daha hayırlı değil mi? buyurdular.”
[Râmûzu'l-Ehâdîs, (30. Bölüm), Hadîs No: 19]
“.....Saçları ne çok uzun ve ne de pek kısa idi.” (Şevâhidü'n-Nübüvve, s. 27 (Bir benzeri); Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No: 1957.)
Ashâbdan saçlarını fazla uzatan vardı. Omuz başlarına kadar, belik ördürenler de vardı. Bazısı da belik ördürmez, öyle düz uzatırdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem); “Ahir zamanda benim sünnetimi bozan bid'atçılar zuhur eder. Size sünnetmiş gibi birçok benim üzerinde olmadığım bid'atlerle gelirler. (Çeşitli hadîslerde bunlara bid'atçi diye söylüyor.) Onları görürseniz, yırtıcı canavardan kaçar gibi kaçın. (Hacı Muhammed Bilâl Nadir Hazretlerinin vaaz bandından alınmıştır.) Canavar etini, kemiğini parçalar. Bid'atçı olanlar müslüman görünür, dinini, imanını parçalar.” (Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1609 (Bir Benzeri)) diye buyuruyor. Bunların alâmetlerini sayarken:
“Kendileri âlim olur, benim sünnetlerim kendilerine söylenirse onu lüzumsuz bir sözmüş gibi hiçe sayar, kıymete almaz.”
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3004)
“Gerçek vera sahibi, şüpheli şeylerde durabilendir (sakınandır).”
Vera, takvadan yüksektir. Yani şeriat ehline birinci basamaktır. Tarikat ehli, takva ehlidir. İkinci basamaktır. Tarikatta çalışa çalışa hakikata, marifete ermişse bu vera ehlidir. Vera ehline milim noksanlık zarar verir. Sakal sünneti, saç sünneti diğer sünnetler çok az da eksik olsa zarar eder demektir. Sakalın kısasına sakal denir. Saçın kısasına sünnet saç denilmez. Sünnet olan saç muhakkak kulak yumuşağı hizasında olması lâzım. Saçın normalı kulak yumuşağına kadar uzatmaktır. Uzun saç caiz olmasa, uzatmak mahzurlu olsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Ashâbına uzun saç bırakmalarına veya belik örmelerine müsaade etmezdi. Anlaşılıyor ki, saçın uzunu saç sayılıyor da, kısası saç sayılmıyor. Kısa olan saça sünnet denilmez ve sünnet sayılmaz.
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3631)
“(Ebû Talib'in kızı) Ümmü Hâni (Radiyallahu anhu) şöyle demiştir:
- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Mekke'ye dört gadiresi (örgüsü) olduğu halde girdi. [Ümmü Hâni gadire ile saç örgülerini kasteder.]” (Sünen-i Tirmizî, Cild 3, Hadîs No:1840-1841; Mevâhib-i Ledünniyye, Cild 1, s. 453; Ebû Dâvûd ve Ahmed b. Hanbel rivâyet etmişlerdir.)
Bilâl Babam buyurdu:
- Saç hakkında hadîsler incelenirse, saç sünneti, sakal sünnetinden daha keskin, daha tesirli, yapılmaması, terkedilmesi daha mahzurludur. Cennette sakal, bıyık yok. Amma saç vardır. Sakal nur olacak, sakal yok, nur var. Bıyık yerinde nur var. Hem saç var nurlu, hem de saç yerinde nur var. Bundan saçın çok mühim olduğu anlaşılıyor.
(Mir'ât-ı Kâinât, Cild 1, s.107-108)
Mearicü'n-Nübüvve'de yazar: İsimler öğretildikten sonra, Allah'u Teâlâ'nın emri ile bütün melekler yirmibin saf olup, yedi yahut yediyüzbin ayaklı bir minber kondu. O zaman Ådem (Aleyhis-selam)'ın alnında, Nûr-i Muhammedî parlarken, başında mücevherli taç, sırtında etrafı (Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah) yazılı yeşil sündüz elbise, parmağında ışık saçan yüzük, boynunun iki tarafında cevâhirle işlenmiş parlak birer anber kokulu saç demeti olup, bu ziynet ve izzetle minbere çıkıp, melâike-i kirâm zümrelerine selâm verip tahmîd (hamdetme, şükretme) ve temcid-i (ululama) Rabb-i Mecid'den sonra evvelki ve sonraki ilimleri beyân ve âyan ettikte.....ilâ Ahir.
(Şevahidü'n-Nübüvve, s. 27)
Kâ'bul-Ahbâr (Radiyallahu anhu) hikaye eder ki; benim atam, bana cümle Tevrat-ı talim etmiş, Onu da sandıkta saklamış idi. Onda şöyle yazılmış idi: Bir Peygamber ahir zamanda gelse gerektir. Saçını bıraka, elini yuya ve beline izar bağlaya ve doğumu Mekke ola, Medine'ye hicret ede. Ümmeti hamd edici olalar. Allah'u Teâlâ'ya hamd eyleyeler ve yüksek yerlerde tekbir getireler. Kıyamet gününde el ve ayakları, abdest eserinden ak ve nurânî olalar.”
Bilâl Babam saç bırakınca ve ihvanlarına da saç bıraktırınca buna halk, ve hocalar karşı çıktılar. Saç bırakmak iyi değildir. Saç bırakınca kendinizi Avrupa'nın artistlerine benzetiyorsunuz gibi sözler söylemeye başladılar. Bu konu Babama kadar geldi.
Bilâl Babam saç bırakmanın büyük sünnet olduğunu söyleyip, kurbanını kesince uzun saçları ya kısaltma, ya da usturaya vurma emri olan âyeti okudu.
(Sûre-i Fetih, Ayet 27)
“Yemin ederim ki, Resûlullah'ın rüyası doğrudur. O'nun dini haktır. Siz mescid-i haram olan Kâbe'ye selâmet olarak gireceksiniz. Orada başınızı usturaya vurup veya traş ederek kısaltacaksınız. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi. Allah sizin bilmediklerinizi bilir.”
Yine Kur'ân-ı Kerim'de saç bırakmanın var olduğuna ve Harun (Aleyhis-selâm)'un saçlı olduğuna dair âyeti (Sûre-i Taha, Ayet 94.) okudu, anlattı.
Kurban kesildikten sonra saçı kesmek vacip, kurbanın kesileceği yer Mina, kesileceği gün belli, orada kesilmesi lâzım. Biz orada kesemediğimiz için zaruret karşısında burada bize kurban kesmek vacip oluyor. Aynı emir usturaya vurma veya kısaltma âyette emr-i İlâhi oluyor. Şimdi saç bırakmayanlar bırakmayı kötü görenler, bu âyete karşı gelmiş olmuyor mu? Bu vacip terk edilmiş olmuyor mu? Kurban nasıl vacipse saçını kısaltmakda veya usturaya vurmak da öyle vaciptir. Ayette kısaltacak demesi kısa saç kısalır mı? Bu saç kısaltma emri uzun saçlılara değil mi? (Sûre-i Fetih, Ayet 27.) Ayette geçen “muhalligıyne” dediği usturaya verebilirler ve “mugassirîn” dediği ya da kısaltacaksınız demektir. Bilâl Babam buyuruyor ki:
- Kısa saç kesilmez, uzun saç kısalır. Bu âyette demek istiyor ki, uzun saçlılara da isterseniz saçınızı usturaya verin, isterseniz kısaltın. Kısa saçlı olacağına dair hiç bir delil yoktur. Bilâkis uzun saçlı olacağına delildir. Uzun saç usturaya verilir, uzun saç kısaltılır. Anlaşılıyor ki, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Ashâbı uzun saçlı imiş.
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 3812)
“Mescid-i Hayf da namaz kıl, (Burası şeytan taşlanan yere yakındadır.) Zira orada yetmiş peygamber namaz kılmıştır. İçlerinde ihramlı olduğu halde Musa da vardır. Sanki kendisini şu anda üzerinde iki pamuk abası var. Şenua kabilesinin ağzına liften yular vurulmuş devesi üstünde saçları örgülü bir halde görüyorum.”
Yine gusül yapma şöyledir:
(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1145)
“Erkeğe gelince o gusül abdestinde başının saçlarını (beliklerini) çözerek iyice dağıtsın ve onun diplerine su ulaşıncaya kadar mükemmel bir şekilde yıkasın. Kadına gelince onun örgülerini çözmesine lüzum yoktur. Sadece başına üç kerre bol bol su döksün yetişir.”( Kütüb-i Sitte, Cild 10, Hadîs No: 3744.)
Kadınlar beliklerini (saç örgülerini) çözmezler, erkek beliğini çözmeden gusül ederse, guslü caiz olmaz. Erkekler belik örecek kadar uzun saç bırakmayacaksa veya saçını belik örmeyecekse guslün şartının içine neden koymuşlar. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Cum'a günü cünüp olmasanız da yine iğtisal edip başlarınızı yıkayınız, diye buyuruyor.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) saçların kulağının yumuşağına kadar uzatırdı.
[Sahîh-i Müslim, Cild 7, Hadîs No: 95 (2338), s. 213]
“Katâde, Enes'den şöyle tahdis etti:
- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın saçları iki omuzu arasını döver dururdu.”
[Sahîh-i Müslîm, Cild 7, Hadîs No: 94 (2338), s. 213-214]
“Katâde (Radiyallahu anhu) şöyle dedi:
Ben Enes ibn-i Mâlik'e:
- Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın saçları nasıldı? diye sordum. Enes (Radiyallahu anhu):
- O'nun saçları ne kısa, ne kıvırcık, ne de iki kulağı arasına ve boynuna kadar salıverilmiş uzunlukta değil, ikisi arası mutedil bir saç idi, dedi.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3634; Şemaili Şerif, Hadîs No: 2, 4, s. 50-51.)
(Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No:1455)
“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'den şöyle rivâyet olunmuştur:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) (alın) saçını, (perçemini) alnının üstünü bırakırdı. Müşrikler ise cebhenin iki tarafına ayırır (bırakır)lardı. Ehl-i Kitâb olanlar da alınlarına salıverirlerdi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem), hakkında (Müsbet, menfi) hiç bir şey ile emrolunmayan hallerde Ehl-i Kitab'a uygun olmaktan hoşlanırlardı. Sonraları Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) da başı (nın saçı)nı iki tarafa (ayırıp) bırak (makta mahzur görme)di.”
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs No: 3635)
“...Aişe (Radiyallahu anha)'den şöyle demiştir:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın omuzlarına ulaşmayan ve kulak yumuşaklığını geçen saçı oldu.”
(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1451)
“Bera ibn-i Azib (Radiyallahu anhu)'den; Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'i şöyle vasfettiği rivâyet olunmuştur:
- Nebî (Sallallahu aleyhi vesellem) uzunla kısa boy arası, mutedil bir endamda yaratılmıştı. Onun iki omuzu arası genişti. İki kulağı yumuşağına kadar inen gür saçı vardı. Ben günün birinde Resûlullah'ı kırmızı ve yeşil çubuklu bir libas içinde görmüştüm. Kati olarak derim ki, ben güzellikte O'na denk olabilecek hiç bir şey görmedim.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) o kırmızı çubuklu elbisesini sevdiği için Osmanlı padişahlarından beri kırmızı çubuklu elbiseyi törenlerde genarallerimiz halen giymektedir.
(Sahih-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1400)
“Abdullah İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet olunduğuna göre, Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem) demiştir ki:
Ben bu gece kendimi rüyamda Kâ'be de buldum. Ansızın esmer bir kişi gördüm. Sanki, o esmer insanlardan görülenlerin en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu. (Yeni) Taranmış ve arınmıştı da baş (ının saç)'ı su damlatıyordu. İki elini iki kişinin iki omuzuna koyarak Beyt'i tavâf ediyordu. (Orada bulunanlara):
- Bu kimdir? diye sordum.
- Bu Meryem oğlu Mesîh (İsa)'dır.” İlâ Ahîr…
(Sünen'ün Neseî, Cild 7-8, Hadîs No: 5033)
“...Ziyad bin Husayn babasından naklen anlatıyor:
Medine'de Resûlullah'ın yanına gittiğimde bana:
- Yanıma yaklaş, buyurdu. Yanına yaklaşınca elini saçımın örgüsünün üzerine koydu, saçımı okşadı, bana dua etti.”
[Râmûzu'l-Ehâdîs, (30. Bölüm), Hadîs No: 24]
“ Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) geniş yapılı
idi, yüzü ayın ondördü gibi parlıyordu. Orta boydan biraz uzuncaydı, çok uzundan
kısa idi. Başı büyük (yakışıklı) idi.
Saçları ne kıvırcık, ne de düzdü. Saç örgüsü çözüldüğü zaman ayırırdı,
aksi halde öyle örgülü olurdu. (Bir araya topladığı zaman) saçları
kulaklarının yumuşağını geçmezdi. Çiçek renginde idi. Alnı genişti,
kaşları gürdü. Fakat bitişik değildi. Aralarında öfkenin kımıldattığı bir damar
vardı. Burnu düzgündü. Sanki bir nur parçasını andırıyordu. Gür sakalı vardı.
Yanakları kusursuzdu. Ağzı büyüktü. Dişleri bembeyazdı ve seyrekti. Göğsünden
karnına uzanan kıllar gayet ince ve zarifti. Boynu sanki bir gümüş dizisini
andırıyordu. Yaratılışı (bünyesi) orta idi.
Bedeni büyük fakat hiç sarkık değildi. Karnı ile göğsü birdi. Geniş göğüslü idi.
Omuzları genişti. Mafsalları kalındı. Memelerinin üstü kılsızdı. Bunun dışında
kolları, omuzları kıllı idi. Yüksek göğüslü idi. Bilekleri uzundu. Kol kemikleri
büyüktü. Güzel bir burnu vardı. Elleri, ayakları sıska değil, büyükçe ve güzel
idi. El ayası (avucun içi) güzel, ayaklarının altı da fevkalâde idi.
Ayaklarında kıl yoktu, üzerine su döküldüğü zaman durmaz, akardı. Yürüdüğü zaman
ağır ve dengeli yürürdü, yumuşak, fakat süratli bir adıma sahipti. Yürüdüğü
zaman sanki yüksek bir yerden iniyormuş gibi yürürdü.
Döndüğü zaman bütün vücudu ile dönerdi. Gözü daima önüne eğikti. Yere
bakışı, göğe bakışından daha uzundu. Düşünceli bir bakışa sahipti. Ashâbını
önüne alıp, öyle yürürdü, karşılaştığı kimseye ilk selamı kendileri verirdi.”
(Şemâil-i Şerif, Hadîs No: 6, s. 52; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 9, Hadîs
No: 3634. (Bir benzeri))
[Sahih-i Müslim, Cild 2, Hadîs No: 232 (492), s. 121]
“İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu) tahdis etti. İbn Abbâs, Abdullah i'bnu'l-Hâris'i, saçlarını arkasından toplayıp tepesine bağlamış olarak namaz kılarken gördü. Hemen kalktı ve onun saçlarını çözmeğe başladı. Abdullah i'bnu'l-Hâris, namazdan çıktığı zaman İbn Abbâs'a döndü ve :
- Senin, benim başımla ne işin var? dedi. Bunun üzerine İbn-i Abbâs şöyle dedi:
- Ben Resûlullah'dan işittim, buyuruyordu ki:
- Bu kolları arkadan bağlı olarak namaz kılan kimseye benzer.”
(Sünen-i Ebû Dâvûd, Cild 2, Hadîs No: 646)
“....Said b. Ebû Sa'id el-Mekburî, babasının (aşağıdaki hâdiseyi) müşâhede ettiğini haber vermiştir. Hazreti Peygamberimizin azadlı kölesi Ebû Râfi' (bir gün) saçlarını örgü yapıp ensesine toplayarak namaz kılmakta olan Hasan b. Ali'ye uğramış ve onun saçlarını çözmüş (bunun üzerine) kendisine öfkeli bir halde bakan Hasan (Radiyallahu anhu)'a:
- Namazına dönüp devam et ve kızma. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in bunlar (yani saç topuzu) şeytanın oturak yeridir, buyurduğunu duydum, demiştir.( Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1042.)
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 884)
“…İbn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu demiştir:
- Ben yedi (kemik) üzerine secde etmekle ve (secdeye giderken) saç ve elbiseyi toplamamakla emrolundum.”( Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 3, Hadîs No: 1040-1041; Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 451.)
Bu yedi aza: 1 Alın ve Burun, 2 el, 2 diz, 2 parmak ucu secdeye varınca bunun hepsi yere geliyor. Bazıları biz manen Kâbe'de namaz kılıyoruz diyorlar. Emir zahir bu vücudadır. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ömür boyu 7 azası yere gelerek zahirde namaz kılsın, sen manen kıl, bedenen kılıyorum diye namazı terket. Manen Kâbe'de kılınması olsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in kılması lâzımdı. Demek ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) namaz kılarken secdeye varınca saçları gözü önüne yığılır onu da eliyle toplardı ki saçını toplamama emr-i ilahisi geldi.
(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 2, Hadîs No: 663)
“…(Abdullah) ibn-i Abbas (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), cünüplükten guslettikten sonra, bir yerin kuru kaldığını gördü. Bunun üzerine, omuzlarına sarkmış bulunan saçlarını sıkarak o yeri ıslattı.
İshak kendi rivâyetinden: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) saçlarını kuru kalan yer üzerine sıkarak (orayı yıkadı) demiştir.” İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in uzun saçı var.