Altı Parmak Sayfa 760 dan alınan yazı aşağıdadır.
Sahih budur ki, O serveri na’ş üzere yatırdılar. Mübarek başı doğuya, mübarek ayakları batıya idi.
(Not: Bu yazı Altı Parmak kitabında <mübarek başı doğuya, mübarek ayakları batıya idi>şeklinde yazılmıştır. Matbua hatası olabilir. Çünkü :
Kütüb-i Sitte, Hadis No: 5725:
“Ümmü Seleme (Radiyallahu anha) buyurdu ki:
Resûlullah (Aleyhis-selâtü vesselâm)’ın yatağı insanın kabrine konduğu şekilde idi. Mescid baş tarafındaydı.” (Ayrıca Bu Hadisi Ebû Davud, Edeb, 106 (5044) de de rivayet etmiştir
Yukarda ki hadis-i Şerif de Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hayatı boyunca bu şekilde yatmıştır. Mübarek cenazesi de Mübarek başı batıya, mübarek ayakları batıya getirilip na’ş üzere yatırılarak yıkanmış ve mübarek kabrine de o şekilde defn edilmiştir.)
Hazreti Ali yıkamaya başladı.
Resûlullah’ı sinesine alıp, eline bez sardı. Gömleğinin altından oğdu. Hazreti Alinin oğması için Fadl gömleği tutardı. Usame ibn-i Zeyd ve şükran su dökerlerdi. Hazreti Abbas ve Kasım bir yana döndürürlerdi. Gayb aleminden de yardım olunup, kolayca dönerdi. Hazreti Ali (Radiyallahu anhü) diğer ölülerde olduğu gibi kir görmedi. Babam ve anam sana feda olsun, dirin ve ölün ne güzel ve ne temizdir dedi.
Sahih rivayetlerde geldi ki: Önce saf su ile yıkadılar, ikinci sefer sedir ile yıkadılar. Üçüncü de ; kafur ile oğdular. Yıkama tamam olunca, mübarek gözlerinin pınarında ve mübarek göbeğinin içinde toplanan suyu, Hazreti Ali (Radiyallahu anhü) vasiyetleri mucibince içti. O sebepten bu kadar ilim ve fazilet, o büyük imam da hasıl ve zahir oldu. Yıkadıktan sonra gömleği iki parça edip, Resûlullahı içine sardılar. Mübarek cesedine pamuk ve kafur koydular. Secde yerlerine misk ile ezilmiş kafur saçtılar. Mafsallarına da koydular. Pamuklu (Patiska) üç parça kefene sardılar. Bir rivayette iki parça idi. Kefeni ud ile buhurladılar. Sonra kaldırıp taht üzerine koydular. (Altı Parmak, sayfa 760)
Aşağıda ki yazı, Hacı Muhammed Hilmi Kutlubay Hazretlerinin yazdığı, Zuhûrat’ı Bilâl-i Nâdirî, Cild-3, Sayfa 350 den alınmıştır.
Bilâl babam İstanbul’a gittiğinde yaptığı vaazını dinleyen bir kardeşimiz; Bilâl Babamın Cenaze yıkanması hakkında:
Cenazeyi yıkayacak adamın ilk defa niyet etmesi; sonra başı kıbleye, ayakları poyraza (kuzeye) getirilmesi lazımdır. Şimdi her nedense ayaklarını kıbleye getirmek âdet olmuş, bu yanlıştır.
Cenazeyi yıkayan adamın, cenazenin affı-mağfiret olunması için dua edip, Allah’dan cenaze için affı-mağfiret dilemesi lazımdır. Buyurduğunu bize nakletti. Bilâl babam’a :
- Cenazenin ayaklarını niçin kıbleye getiriyorlar? Diye sordular. Bilâl babam buyurdu :
- Cenaze yıkanırken az oturtulur gibi yapıp oturtturuyorlar. O zaman yönü kıbleye gelmesi lazımdır, diyorlar. Doğrusu yukarda yazdıklarımız gibidir.
Aşağıdaki yazı Mukadder yolculuk, sayfa 43-44 den alınmıştır.
Ölünün yıkanmasına geçilmeden önce bazı hazırlıkların yapılması gerekir;
Ölünün yıkanacağı yer hazırlanmış olmalı. Kapalı bir yerde yıkanmalı böyle bir yer bulunmazsa bir kilimle bölünüp başkalarının görmesine mani olacak hale getırılmelidir.
Ölünün yıkanacağı teneşir tahtası oraya getirilmelidir. Ölünün yıkanacağı su, hazırlanmış olmalıdır. (Suyun fazla sıcak olması doğru olmadığı gibi soğuk olması da arzu edilmez. En iyisi ikisinin ortası olmalıdır.)
Cenaze için ısıtılan suya mersin yaprağı, sedir yaprağı, bu da bulunmadığı takdirde benzeri bir şey atılarak ısıtılır. Eğer bunlardan hiç biri bulunmazsa o zaman suyun saf olmasıdır.
16- Ebû Davud’un rivayet etmiş olduğu bir hadis de:
Ümmü Atiyye (radiyallahu anha) kadın ölüleri yıkarken önce kullanılan iki suya kiri sökecek sidr ve emsalini sabunla karıştırırdı. Üçüncüsüne de biraz kafur karıştırmakla yetinirdi.
Teneşirin etrafı buhur ve emsali güzel kokularla üç, beş, yedi defa tütsülen-miş olmalıdır.
Ölünün yıkanacağı tahta (teneşir) yıkayacak kimsenin göbek hizasında olmalıdır.
Cenazenin sarılacağı kefen, cenaze yıkanmaya başlamadan alınıp, kesilmiş olmalıdır.
Cenaze levazımatından olan havlu, sabun, pamuk, lif ve peştamal gibi ihtiyaçları cenaze yıkamaya geçilmeden evvel hazırlanmış olmalıdır.
Cenazeyi yıkayacak kimseler gerek erkek ve gerekse kadın olsun, ahlâken mazbut, sır saklar, Allahdan korkar, dînî sorumluluk taşıdığını idrak edip, üzerine aldığı sorumluluğu noksansız yapması, cünüp bulunmaması lazımdır.
Eğer yıkayıcı kadınsa; Hayız, nifas ve istihaze gibi meşrû özürleri olmaması ve tam bir taharet içerisinde bulunup gusul abdesti almış olması lazımdır.
Ölüyü yıkayan kimse üzerine pis su sıçramaması için peştamal tutması uygun olur.
Ölü yıkayacak kimsenin önce gusletmesi menduptur. Hatta yardımcılarının da gusul abdesti almaları daha iyi olur.
Yıkayıcının şahsi işleri tamamlandıktan sonra ölünün başına geçerek :
Eûzubillahimineşşeytanirraciym Bismillahirrahmanirrahiym
Niyet ettim bu cenazeyi yıkamaya veya bu cenazenin gusul farzını kaldırmaya der ve yıkama sona erinceye kadar
Gufrâneke yâ Rahman der.
Manası: [Ey Rahman olan (mabudum) affını dilerim] demektir.
Yalnız bunu açıktan söylemez. Kalbinden söylemesi lazımdır. Burada açıktan Kur’an ve Esmaullah okunmaz. Çünkü Ölünün yıkandığı yerde pislik ve necaset eksik olmaz.
Hanefi mezhebine göre:
Ölünün saç ve sakalı kesilmez, avret mahalli tıraş edilmez, sağlığında temizlemekle mükellef olduğu koltuk altları temizlenmez. . Tırnakları da kesilmez. Hatta ölen kimse sünnetsiz bile olsa sünnet ettirilmez. Saçına ve sakalına tarak vurulmaz yani taranmaz.
Şâfii mezhebine göre:
Ölünün saçı taranır, bıyık ve tırnakları kesilir ve temizlenmesi gereken kıllar varsa onlar da temizlenir.
Gerek cenazeyi yıkayan ve gerekse onun yardımcıları ölüde gördükleri çirkin ve kötü halleri başkalarına anlatamazlar.
Eğer ölü de bir nurlanma, bir güzelleşme, bir güzel rayıha duyulur ve görülürse, bunu başkalarına ulaştırmakta bir sakınca yoktur, hatta ibret olması için daha da iyidir.
17- Peygamber efendimiz (sallalahu aleyhi vesellem) bir hadislerinde :
Her kim ölü yıkar da onda gördüğü hoşa gitmeyecek halleri gizlerse, Allah’u tealâ o kimseyi kırk defa mağfiret eder. (Hakim, Ebû Rafi (radiyallahu anhu)’den; Dürret’ül Fahire Sayfa 131 de de rivayet etmiştir.)
11- Her kim bir ölüyü yıkarsa; Allah onun günahlarını örter…. Ve her kim onu kefenlerse; Allah’u tealâ kendisine “SÜNDÜS”ten elbise giydirir.(Muhtar’ul-Ehadisin-Nebeviyye, Hadis No: 1217)
Cenaze yıkanırken : Yıkayıcı ve yardımcılarından başkasının orada bulunması doğru olmadığı gibi bazı kimselerin oraya girip çıkmaları da doğru bir hareket değildir. Şayet bir ihtiyaç olursa yardımcıları tarafından yerine getirilebilir. En efdalı yıkama işi bitene kadar dışarda beklemektir.
Cenaze yıkanırken ne yıkayıcılar, ne yardımcıları, ne de dışarda bekleyenler, zaruret hasıl olmadıkça konuşmazlar. Bilakis mevta için Allah’u tealâ’dan mağfiret talebin de bulunulmalıdırlar.
(Mukadder yolculuk Sayfa 43-48)
Cenaze teneşir üzerine konmadan evvel teneşirin etrafı günlük ile tek olarak yani bir, üç, beş,yedi defa tütsülenir.Yediden fazla olmaz
Ondan sonra ölü teneşirin üzerine sırt üstü uzatılır. Başının altına hafif bir şey konularak başı azıcık kaldırılır, böyle konulması sünnettir. Ölünün elbiseleri soyulmamış ise elbiseleri tamamen soyulur.
Yalnız dizinden göbeğine kadar her tarafı bir bez ile tamamen örtülür. Çünkü dizinin altından göbeğine kadar avret (mahrem) yeridir. Bu araya sağ iken de, öldükten sonra da bakmak ve tutmak kat’iyyen caiz değildir.
18- Ebû Davud’un rivayet ettiği Resûlü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem)’in Hazreti Ali (radiyallahu anhu) ye hitaben :
Uyluğunu açma ve sağ olanında, ölünün de uyluğuna bakma.
Binaenaleyh, ölüm ile avratlık (mahremlik) sakıt olmadığından sağ olsun, ölü olsun mükellef bir insanın avratı galizasına (mahrem yerine) bakmak ve tutmakda ölü ile sağ olanın farkı yoktur. Bu hususta kadınlarda aynen erkekler gibidir.
Yani kadın ölüsü de tamamen elbisesinden soyularak yalnız dizinden göbeğine kadar erkek gibi bir bezle avratı galizası tamamen örtülür. Zira kadının kadınlara göstermesi caiz olmayan avrat mahalli, erkeğin erkeklere olduğu gibi yalnız dizinden yani diz kapağının altından göbeğine kadardır.
Bazı yerlerde ve bazı kimseler kadın ölüsünü gömlekle beraber veyahut bir çarşaf üzerinden yıkarlar. Fakat bu doğru değildir. Çünkü bizim hanefi mezhebinde iyice temizlik hasıl olması için elbisesini tamamen çıkarmak vacibdir. Zira elbise üzerinde olduğunda ölü yıkandığı sularla elbise mundar olur ve o mundar elbise tekrar ölünün cesedini de mundar eder ve bu suretle yıkamaktan matlub olan temizlik hasıl olmaz. Onun için yıkanacak ölü, kadın olsun erkek olsun elbisesini tamamen çıkarmak ve yalnız dizinden göbeğine kadar olan avrat mahallini bir sütre bezi ile örtmek vacib olur. Çünkü kadının kadına avrat mahalli, erkeğin erkeğe olduğu gibi yalnız dizinden göbeğine kadardır.
İmam-ı Şafii hazretlerine göre:
Hazreti Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ‘in mübarek nâ’ş-ı pâki gömlek içinde yıkandığı için, ölünün de gömleği çıkarılmayarak gömlek içinde yıkanır denilmiş ise de bu düşünce zayıf ve bu kıyas yanlıştır. Çünkü gömlek içerisinde yıkanmak Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) ‘e mahsus bir hususiyettir, umuma teşmil edilemez. Zira onun mübarek cesedi hayatında olduğu gibi vefatından sonra da pak olduğundan onun yıkanması, diğer insanlar gibi paklanmak için değildi.
Binaenaleyh, Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem ) hazretlerinin kendi zatına mahsus bulunan hususiyata kıyasla ümmeti hakkında hüküm vermek doğru olamıyacağından bizim ölülerimizi kadın olsun, erkek olsun tamamen elbiseden soyup temizce yıkamak vacibdir. (H.K. 577; İbn-i S.800, 801; Şürun bilâliye s. 161.)
Ölüye taharet verecek olan kimse, çıplak eli ölünün mahrem yerine değmesi caiz olmadığından sol eline bir bez sarıp ölünün sol tarafından ve uyluğunun altından elini sokarak ölünün taharet verilecek mahalline uzatılır. Su döken kimse de ölünün üzerindeki sütre bezini göbeğinden azıcık kaldırıp, su dökmekte olduğu kabı bezin altına sokarak oradan aşağı taharet verenin eline doğru bol su döker, bu suretle taharet temizce ve kolaylıkla yapılır.
Çünkü taharet verirken elini ölünün avrat mahalline değdirmek caiz olmadığı gibi, ölünün avrat mahallini açmak ve bakmak ve başkalarına göstermek ve görmelerine sebebiyet vermek haramdır. Ayrıca iyi taharet veremeyip taharet mevkiinde necaset kalması da namazının sıhhatına mani olacağından o da haramdır.
Taharet verirken gerek taharet veren ve gerekse su dökenin çok dikkat ve itina ile bu hizmetin yapılıp, sütre bezinin açılmamasına çok dikkat edilmesi lazımdır. Çünkü namahremlik ölüm ile sakıt olmaz, ölünün namahremliği sağ olanınkinden farksızdır, ölünün avratı galizası sağ olanın ki gibi muhafaza edilecektir. (H.K. S.577; Cevhere S. 125)
19- İmam-ı Buhari, Ümmü Âtiyye (radiyallahu anha)dan rivayet ettiği bir hadiste :
Biz Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) in kerimesi muhteremelerini yıkadığımızda Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize buyurdular ki:
Sağ tarafından ve abdest mevzilerinden başlayın. (C. 2 S. 73)
Ölüye abdest vermek, namazı aklı idrak eden yedi yaşından yukarı olanlara mahsus ise de abdest guslun sünnetlerinden olduğu için küçük çocuklara da abdest verilir.
Ölüye abdest vermekte evvela yüzünü yıkamaktan başlanır. Çünkü sağ olanların abdest almakta evvela ellerini yıkamakla başlamaları, eller temizlik aleti olup diğer azalar, ellerle yıkanacakları için önce elleri yıkayıp temizlemek lazımdır. Fakat ölü, kendi elleri ile azalarını yıkayamıyacağı ve abdesti kendisi alamayacağı için evvela ellerini yıkamaya lüzum yoktur. Kolları yıkanırken elleri de kollarla beraber yıkanır.
Ölüye abdest verirken ağzına ve burnuna su vermek de istemez. Çünkü bunda güçlük vardır, güçlük ise şer’an medfu’
dur. Yalnız ölüyü yıkayan parmağına bir bez sarıp ölünün dişlerini, dilini, dudaklarını, burnunu ve göbeğini o bezle meshedip siler. Ancak ölü cünüp veya haiz veyahut lohusa olursa, tahareti tamamlamak için mümkün olduğu kadar ağzına ve burnuna su vermek ve ağzını burnunu yıkamak lâzımdır. Ölünün yüzünü yıkadıktan sonra evvelâ sağ kolu, sonra sol kolunu elleri ve dirsekleri ile beraber kolları tamamen yıkanır. Sonra başına mesh edilir. Ondan sonra evvelâ sağ, sonra sol ayağı güzelce yıkanır.
Abdest tamam olduktan sonra ölünün üzerine ılık su dökülerek başı ve sakalı sabun ve lif ile güzelce oğuşturularak temizce yıkanır. Lif bulunmadığı takdirde sabunu köpürtecek sert ve temiz bir bez veya bir miktar sert yün dahi o hizmeti ifa eder. Evlâ olan suyun tatlı, olması lâzımdır. Çünkü içilir tatlı sular kiri iyi çıkarır ve sabunu iyi köpürttürür. (Tahtavî S. 311)
Cenazenin başı ve sakalı yıkandıktan sonra sabunlu lif ile güzelce bedeni oğalanarak her tarafı sabunlanır ve bol su ile yıkanıp sabunlar tamamen giderilir ki, bu bir defa yıkamaktır.
Böyle tarif edildiği gibi başı, sakalı, saçı ve bedeni sabun ve lif ile güzelce oğalanarak üç defa yıkanır ve her yıkanmasında ölünün sağ ayağı sol ayağının üzerine konularak sağ omuzundan bir adama tutturulup kaldırılarak sol omuzu üzerine çevrilir ve tahtaya gelmiş olan arkasının sağ tarafı kaldırılarak güzelce yıkanır. Sonra sol ayağı sağ ayağının üzerine konularak sol omuzundan bir adama tutturulup kaldırılır ve sağ omuzu üzerine çevrilerek tahtaya gelmiş olan arkasının sol tarafı yukarı kaldırılıp güzelce yıkanır.
Bu kaldırma ve çevirmede yıkayanların biri, ölünün ön tarafında durur ve bir elini ölünün yerde kalacak omuzundan tutar, diğer elini ölünün yukarı kalkacak omuzundan tutup kaldırır. Yıkayanların biri de ölünün arka tarfında durup arkasını, sırtının ortasına kadar güzelce yıkar.
Ölünün arkasını yıkamak için ölüyü yüzü koyun yatırmak caiz değildir.
Yukarda tarif edildiği üzere birinci ve ikinci defa yıkadıktan sonra ölünün başın ın ve omuzlarının altına yıkayanlar kollarını salarak kaldırıp ölüyü oturtturmağa yakın bir hale getirirler ve kaldıranın göğsüne ve koluna dayandırıp ölünün karnına eliyle hafifce mesh ederek iki üç defa yatırıp kaldırırlar ve üzerine su dökmek suretiyle yatırıp kaldırmayı üç defa tekrar ederler. Sonra aşağı yatırır ve mahrecinden bir şey çıkıp çıkmıyacağını muayene etmek için ölü yerine yatırılır. Şayet bir şey çıkmışsa, çıkan şey temizlenir ve mahreci yıkanır. Abdest’inin ve önceki yıkamalarının iadesi lâzım gelmez.
İmam-ı Şafii Hazretlerine göre: mahrecinden bir şey çıkmışsa abdest’i iade edilecektir. (H. K. Sayfa 578; İbn-i Saad Sayfa 802; Cevhere Sayfa 125.)
Ondan sonra ölü, yine eskisi gibi yatırılarak tarif edildiği şekilde yıkanır ve üç defa yıkama tamamlanarak sünnet ikmâl edilir.
Çünkü ölünün cesedini bol sularla üç defa tamamen yıkamak sünnettir. Zaruret olmadıkca üç’den noksan veya fazla yıkamak mekruh olur. Zira üç’den noksan cimrilik, fazla yıkamak israf olur. Üç’den fazla yıkamak icabettiğinde yine de sayısının tek olması lazımdır. (Dürret’ül-Fahire Sayfa 148 – 154; Mukadder yolculuk, Sayfa 74-77)
Ölünün yıkanması tamamlandıktan sonra kurulanmasına geçilir. Yıkayıcı ölünün ıslak bedenini havlu veya patiska parçası ile veya temiz olan herhangi bir bez parçası ile kurulayabilir. Fakat, yün veya pamuk gibi mamul olmayan şeylerle kurulanması doğru değildir. (Mukadder yolculuk Sayfa 79)
a- Kadın kocasını yıkayabilir: Çünkü, erkeğin ölmesi ile nikah sakıt olmaz. Zirâ Nikah akdi, dört ay on gün daha devam eder. Nitekim; Hz.Ebû Bekir’i karısı Esmâ ve Ebû Musâ’l-eş’ar’yi de karısı kocalarının vasiyetleri üzerine yıkamışlardır.
b– Kocası karısını yıkayamaz. Bu fetva Hanefi mezhebine göredir. Mâliki, Şâfii ve Hanbelî mezhebinin imamları bunun aksi fikirdedirler.
Eimme-i Selase Bu ictihadlarını Hazreti Ali (Radiyallahü Anhü) nin Fâtıma’tü’z-zehra’yı yıkadığına kail olduklarından bu fetvayı vermişlerse de diğer imamlar nezdinde ihtilaflıdır.
c– Kadını yıkayacak başka kadınlar bulunmazsa, kocası ona teyemmüm ettirir. Bu işi yaparken eline bez sarmaz.
d– Ölen kadının mahremi yoksa, yakınlık ve takva derecesine göre erkeklerden biri, eline bez sararak kadına teyemmüm ettirir.
e– Cariye efendisinden çocuğu da olsa, ölen efendisini yıkayamaz.
f– Ölen cariyeyi de mevlâsı (sahibi) yıkayamaz. Her iki şıkta da, ellerine bez sararak teyemmüm ettirilir.
g- Erkekler içinde ölen kadına, bu erkeklerden biri eline bez sararak, gusül yerine teyemmüm ettirir.
h– Kadınlar içinde ölen erkeğe de, kadınlardan biri eline bez sararak, gusül yerine teyemmüm ettirir.
k– Hünsâ (erkek mi, kadın mı olduğu bilinmeyen) eğer erkekler arasında ölmüşse, erkeklerden biri eline bez sararak teyemmüm ettirir. Kefenlenmesi de kadınlar da olduğu gibi beş parça üzerinden yapılır.
m– Hünsâ kadınlar arasında ölmüşse, kadınlardan biri eline bez sararak teyemmüm ettirir. Kefenlenmesi kadınlarda olduğu gibidir.
n– İştiha çağına ermeyen (dokuz yaşına girmeyen) kız çocuğunu, erkek, erkek çocuğunu da kadın yıkayabilir
p–Tenâsül uzvu kesilmiş ve yumurtalıkları da çıkarılmış olan kimseler de, erkek olarak düşünüldüğünden, onun yıkanması ancak erkekler tarafından mümkün olur. Eğer erkekler yoksa, o takdirde kadınlardan biri eline bez sararak teyemmüm ettirir.
s– Teyemmümü gerektiren ölülerin yıkanmasında, yıkayıcı eline bez sardığı gibi, gözünü de kapaması gerekir, denmektedir. Hatta bu yıkayıcı ölünün kocası da olsa, durum değişmez. Fakat diğer mezheplerde koca, karısını bez sarmadan da yıkayabilir.
Yıkayıcı ölünün mahremi ise, eline bez sarmadan teyemmüm ettirebilir.
Yıkayıcı temizlemeye niyet edip ellerini toprağa vurur. Sonra da, elleri ile ölünün yüzünü kaplayacak şekilde mesheder. Tekrar ellerini toprağa vurarak, ölünün önce sağ kolunu; sonra da sol kolunu dirseklerine kadar mesheder. Böylece de teyemmüm denen işlem sona erer.
Teyemmüm hangi hallerde yapılır:
1- Kadının erkeği, erkeğin kadını yıkaması yasak olan hallerde. (Yukarda sayılmıştır)
2- Suyun bulunmadığı zamanlarda,
3- Ölü Hünsâ olduğü anda,
4- Elde mevcut bulunan suyun, ancak hayatta bulunan kimselerin içmelerine kâfi gelecek kadar az olduğu vakitlerde, ölü yıkanmayıp, sadece teyemmümle yetinilir. Şu kadar ki, mezara defnedilmeden teyemmümü gerektiren hallerden biri ortadan kalkarsa, ölünün su ile yıkanması gerekir.
Meselâ : Suyun bulunmuş olması, ölünün kendi cinsine göre bir yıkayıcının çıkagelmesi gibi....
Genel Kaide :
1 –Erkek erkeği, Kadın kadını yıkar.
2 -Kadın erkeği, erkek kadını yıkaması gerektiğinde, yıkama olmayıp, gusul yerine eline bez sararak teyemmüm ettirir.
3 –Ölenle, onu yıkayan arasında yakın akrabalık varsa; eline bez sarmadan teyemmüm ettirebilir.
4 –Ölünün yıkanmasında yakınlık derecesi daima göz önünde bulundurulur.
5 –Erkek kadını, kadın erkeği yıkarken, yani; teyemmüm ettirirken (eğer aralarında yakın akrabalık yoksa) gözlerini kapatarak bu vazifeyi yerine getirir. (Mukadder yolculuk, sayfa 69–73)