1) Kabirleri ziyaret et; ahireti hatırlarsın… Ölüleri yıka; Zira ruhsuz cesedi oynatmakta beliğ öğüt vardır.. Cenazelere namaz kıl; mahzun olabilirsin…Çünkü mahzun olan, kıyamet günü Allah’ın gölgesindedir; Orada hayrı tümden bulur…(Muhtar’ül-Ehadisin- Nebeviye, Hadis No: 651)
2) Cabir (radiyallahu anhu) den :
Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), borçlu olarak ölenin cenaze namazını kılmıyordu. Bir cenaze getirildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) :
- Borcu var mı? Diye sordu:
- Evet, iki dinar borcu var, dediler. Resûlullah(sallallahu aleyhi vesellem) :
- Öyleyse, dostunuzun namazını siz kılın, buyurdu. Ebû Katâde :
- İki dinar (borcunu) ı ben ödeyeceğim dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) : namazını kıldı.
3) Allah, fetihler müyesser edip Resûlune bolluk verince Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) :
Ben, her mü’mine kendi nefsinden daha yakınım. Kim borçlu olarak ölürse, borcunu ödemek bana aittir. Kim de servet bırakarak ölürse serveti, mirascıları-
na aittir. Buyurdu. (Sünen’ün- Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 1963; Sahih-i Müslim, Cild-3, Hadis No: 107(978); Sünen-i Tirmizî, Cild-2, Hadis No: 68(1074); Kütüb-i Site, Cild-9, Hadis No: 3084; Buhari, Ahmed ibni Hanbel, Ebû Davud gibi pek çok muhaddislerde bu hadisi rivayet etmişlerdir.)
4) İbn-i Neccar ve Taberâni, Berra bin Azib (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş oldukları bir hadiste Resûl-u Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:
Borç sahibi, borcu sebebi ile kabrinde mahbusdur, sahipsizlikten Allah’a şikayet eder.
Yani borcu sebebi ile makamı kerimine vasıl olamaz. Borcunu ödeyip kendisini kurtaracak bir kimse göremediğinden Allah’a sığınır, dert yanar ve şikayette bulunur.
5) Beyhakî Firdevs’inde Ebû Said-i Hudrî (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş olduğu bir hadisin de :
Borç sahibi borcu sebebi ile kabrinde bağlıdır. Ancak borcunu ödemek onu açar, başka bir şey açamaz.
Bu mealde hadisler pek çoktur. Biz sadece birkaç tanesini aldık.
6) Ebû Hüreyre (radiyallahu anhu) den :
Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Necaşi’nin vefatını, Necaşi’nin öldüğü günü (mescitte bizzat) haber verdi. Sonra mescitten musallaya çıktı. Ashabı ile saf bağlayarak dört tekbir aldı.
(Sahih-i Buhari Tecrid-i sarih, Cild-4,Hadis No: 622; Sünen-i İbn-i Mâce, cild-4, Hadis No:1534; Sünen-i Tirmizî, Cild-2, Hadis No:47(1044); Kütüb-i Site, Cild-9, Hadis No: 3o58)
7) Mü’minin mü’mine sunacağı ilk hediye cenazesine iştirak eden kimsenin Allah tarafından bağışlanmasıdır.
(Ramuz’ul – Ehadis, Hadis No: 1604)
8) Ebû Hureyre (radiyallahu anhu) den: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir cenaze üzerinde namaz kıldığı zaman şu dua’yı okurdu:
- Allah’ım! Dirimizi ve ölümüzü, burada hazır olanlarımızı ve olmayanlarımızı, küçüğümüzü ve büyüğümüzü, erkeğimizi ve kadınımızı mağfiret eyle!
Allah’ım! Bizden yaşattığın kimseleri, İslâm dini üzere yaşat! Bizden öldüreceklerini de îman üzere öldür.
Allah’ım! Bu cenazenin ecrinden (sevabından) bizi mahrum etme ve ondan sonra bizi delâlete götürme. (Sünen’i İbn-i Mâce, Cild-4, Hadis No: 1498 Ahmed ibn-i Hanbel; Ebû Davud, Hâkim, Ibn-i Hibban ve Sünen’ün Neseî , cild 3-4, Hadis No:1984 de rivayet etmişlerdir.)
9) İbn-i Ebi’d-Dünya, Süfyandan rivayet ettiğine göre :
Ölülerin dua’ya olan ihtiyacı, dirilerin içmek ve yemeye olan ihtiyacından daha şiddetlidir.
10) Dua’nın ölülere menfaat verdiği, müteaddit icmalarla sabittir. Kur’an’dan delili de şu ayettir: (Sure-i Haşır Ayet 10)
“Onlardan sonra gelenler derler ki: Ey Rabbimiz ! bize ve îman ile öncülerimiz olan kardeşlerimize mağfiret et. (İmam-ı Celâleddin Es- Süyûtî, Kabir Âlemi, sayfa 510-511)
Durrül-Fahire kitabından alınan yazı aşağıdadır:
Müslüman ölüsünü yıkamak, kefenlemek, üzerine namaz kılmak ve toprağa defnetmek kifayeten farz olduğu İcmâ-i Ümmetle sabittir. Yani bunların her birinin farz olduğu Kur’an-ı Kerim ve Hadîs-i şerifin sarih emirleri ile sabittir. Bu farzın farz-ı ayn olmayıp farz-ı kifaye olduğu ümmetin ittifakı ile sabittir.
Müslüman ölüsü üzerine cenaze namazı kılınması farz olduğundan asıl olan Allah’u tealâ’nın Kur’an-ı Kerim de:
11) Sûre-i Tevbe Ayet 103 :
Onların üzerine namaz kılıp dua et, Çünkü senin dua etmen, onlar için rahmet ve kalblerine medar-ı sükûnettir.
12) Resûl’ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem), Beyhaki’nin Ebû Hureyre (radiyallahu anhu)den rivayet ettiği bir hadis-i şerif de şöyle buyurmuştur:
Her takva ve Facir’in ardında namaz kılın ve her takva ve Facir’in üzerine cenaze namazı kılın. Her takva ve facir kumandanla beraber cihad edin.
13) İbni Mâce’nin vasilete ibn-i Eskâ (radiyallahu anhu) dan gelen bir hadis-i şerif’de
Her ölünün üzerine cenaze namazı kılın ve her emirle beraber harbe gidip cihad edin.
Bu hadisdeki Facir’den murad, takva olmayan müslümandır. “Her ölü “ den murat mü’min olan her ölüdür. Çünkü Cenaze namazı kılınan kimsenin Müslüman olması lazımdır.
14) Nitekim Tâberâni ve Ebû Nuaym, İbn-i Ömer (radiyallahu anhu) den rivayet ettiği hadis-i şerif de:
Her Lâ ilâhe illallah, deyenin üzerine cenaze namazı kılın ve her Lâ ilâhe illallah deyenin arkasında namaz kılın.
Cenaze namazının mutlak şartları :
Cenaze namazının da diğer namazlar gibi vücubunun ve sıhhatının şartları vardır. Cenaze namazını kılmak, kifayeten de olsa bir insana vacib olması için mutlak namazın vücubunun şartları olan :
Müslüman olmak,
Akıl baliğ olmak,
Cenaze namazına gitmeğe kudreti olmak, Cenaze olduğunu bilmektir. (İbn-i Saad, Sayfa 811)
Müslüman olmayana hiçbir ibadet vacib olmadığı gibi cenazeye gitmekte vacib olmaz.
Sabî, veya deli’ye veyahut kalkıp gitmeye kudreti olmayan hastaya veya malûl kimselerle cenazeden haberi olmayanlara vücub tereddüp etmez. Yani , bu dini vazife ve hizmet terk edilmiş olsa bu yukarda zikredilenler üzerine vacib olmadığından, bunlar mes’ul olmazlar.
Cenaze namazının sıhhatının şartları :
Bir ölünün üzerine kılınacak cenaze namazının sahih olmasının şartları altıdır:
a) Ölü’nün Müslüman olmasıdır.Müslüman olmayan ölünün üzerine cenaze namazı kılmak caiz ve sahih olmaz. Gayri müslüm üzerine cenaze namazı kılın mayacağı
15) Sure-i Tevbe Ayet 84 :
Onlardan ölenin hiçbirinin üzerine namaz kılıp ebediyen dua etme ve mezarının başına da gitme. Çünkü O’nlar, Allah ve Resûlünü inkâr etmekle küfrettiler ve onlar inkar edici fasıklar olarak öldüler.
b) Ölü yıkanmış ve paklanmış olmaktır.
Ölünün cesedi ve cesedine sarılı olan kefeni ve üzerine konulmuş olan tabutunun temiz olmasıdır. Bunlar üzerinde bir dirhem miktarından fazla necaset bulunursa cenaze namazı sahih olmaz ve sahih olmayan namazla da farz sakıt olmaz.
Bu şartlar imkân nisbetindedir. Eğer kendisi abdest tutamadığından kendisinden çıkan necasetle kefen veya cesedi mundar olmuş olursa, zarûreten bu suretle namazını kılmak caiz ve sahih olur. Böyle olan ölüyü yıkayıp kefenledikten sonra hiç bekletmeden derhal namazını kılmak lazım gelir. (Tahtavî, sayfa 318; H. K. Sayfa 583. İbn-i Saad Sayfa 811 ve devamı).
Cenaze namazı kılacak olan kimselerin bedenleri ve elbiseleri ve duracakları mekanın da temiz olması şarttır. Meselâ: Ayakkabılarının altında necaset bulunan kimselerin ayakkabıları ayağında giyili olduğu halde cenaze namazı kılması caiz olmaz. Fakat ayakkabılarının üstleri temiz olurda ayaklarını içerisinden çıkarıp üzerlerine basar ve ayaklarına gelen yüzü temiz olursa kıldığı cenaze namazı sahih olur. Bu suretle ayakkabılarının altında necaset olması zarar vermez. (Tahtavî Sayfa 319)
c) Ölü’nün cemaatın önünde bulunmasıdır. Eğer, ölü arka tarafta kalmış olsa veyahut cemaattan bazıları ileri durup ölüden ileri geçmiş olsa, ölüden ileriye geçmiş olanların namazı sahih olmaz. Çünkü namazı kılınan ölü, bir cihetten İmam gibidir. Ondan ileri duranın namazı fasid olur. (İbn-i Saad Sayfa 811, Tahtavî Sayfa 319)
d) Cenaze namazı kılacak kimsenin yerde ve ayakta olmasıdır. Cenaze namazında diğer namazlar gibi kıyam farz olduğundan cenaze namazı kılacak olan kimse özürsüz at vesaire üzerinde binekli veyahut oturduğu yerde kılması sahih olmaz. Diğer farz namazlarda olduğu gibi cenaze namazında kıyam yani ayakta durmak rükündür, özürsüz terk edilemez. Ancak yerde çamur ve çok şiddetli yağmur olduğunda ayağa kalkamazsa hayvan üzerinde veya oturduğu yerde cenaze namazı kılması mazeretine binaen sahih olur.
e) Cenaze namazı kılınacak ölü yer üzerinde olmasıdır.Cenaze namazı kılınacak ölü, yerde veyahut yere yakın bir şey üzerine konulmuş olması şarttır. Eğer ölü hayvan üzerinde veya insanların omuzlarında veyahut yerden yüksekde eller üzerinde tutmakda olsa üzerine kılınan namaz sahih olmaz. Fakat yerde çok çamur olduğundan veya başka bir özür sebebi ile yere konulamayıp yere yakın bir şey üzerine konulursa, veyahut yere yakın olarak eller üzerinde tutulursa, zarureten namazı sahih olur.
Buraya kadar yazdıklarım tamamen fıkıh kitaplarındaki beyanatın aynen tercüme ve hülasasıdır. Binaenaleyh namazı kılınacak ölü, yerden ne miktar yüksekte olursa namazı sahih olup ne miktar yüksekde olurs a namazı sahih olmayacağına dair sarih ve muayyen miktar fıkıh kitaplarında göremedim. Fukahanın cevaz ve adem-i cevaz hakkında göstermiş oldukları misallerde mesela orta boylu bir insanın omuzuna yerden bir buçuk metre olursa onun yarısı 75 santimden az olmalıdır. Binaenaleyh, Cenaze namazının bu şarta dair sıhhatında şüphe edilmemesi için namaz kılanların ayaklarının bulunduğu yerden yüksekliği tabutun yüksekliği ile beraber 70 santimi geçmeyecektir. Zira muteber olan tabut değil, ceseddir ve 70 santimi ggeçmezse ancak yarıdan az olduğu tahakkuk eder.
Zamanımızda ölü üzerine konulup da namazı kılınmak için yapılmış olan musalla taşlarının çoğunun yüksek olduklarından üzerlerine konulan ölünün namazının sıhhatı şüphelidir.
Bu altı şarttan başka, Cenaze namazında İmamlık yapacak zatın diğer namazlarda olduğu gibi akıl baliğ olmuş bulunması da şarttır. Sabinin Cenaze namazında imamlık etmesi sahih olmaz. Sabinin cenazeyi yıkaması caiz olur, farz sakıt olur. Fakat namazında imamlık etmesi caiz olmaz.
Diğer bir şartta İmam olan zat, namazı kılınacak ölünün bir cüz’ine karşı durmasıdır. Çünkü İmamın yanda durup ölünün hiçbir cüz’ine muhazi olmadığı halde imamlık yapması ve namaz kıldırması sahih olmaz. Bu şart cenazenin bir tane olup sadece bir ölünün cenaze namazının kılınması halidir. Şayet cenazeler çok olup hepsine bir namaz kılınır ve cenazeler saf gibi dizilmiş olursa İmam, ölülerin en efdal olduğuna kanaat edilenin hizasında duracaktır.
Bu iki şartta diğer altı şarta eklenirse cenaze namazının sahih olmasının şartları sekize ulaşır.
Bu yukardaki şartlar ölü de bulunması lazım olan şartlardır. Diğer namazların sıhhatının şartları olan bedenen ve mekanen necaseti hakikiye ve hükmiyyeden de temiz olmak, mahrem yerlerinin kapalı olmak, kıbleye karşı durmak ve niyet etmektir. Yalnız vakit, cenaze namazında şart değildir. Cenaze namazının vakti, techiz ve tekfin işinin tamam olmasıdır. Cenaze namazı hazır oldu ise kerahet vakti değilse hemen namazı kılınır. Kerahat vakti ise ve kerahet vaktinde kılınırsa kerahetle sahih olur, iadesi lazım gelmez. Gerek Cum’a günü olsun gerek sair günlerde olsun, cemaat çoğalsın diye hazırlanmış cenazeyi namaz vaktine kadar tehir etmek mekruhdur.
Cenaze namazında İmamın abdesti bozulsa diğer namazlarda olduğu gibi başkasını yerine çekip geri çekilmesi caiz olur. Diğer namazları fesada veren her şey Cenaze namazını da fesada verir. (İbn-i Saad Sayfa 811, 812; Tahtavî Sayfa 319, 321)
Cenaze namazının rükünleri ikidir.
Birinci rüknü: kıyamdır. Cenaze namazı kılacak kimsenin ayakda durup kılması farzdır ve cenaze namazının rüknüdür. Diğer namazlarda olduğu gibi özürsüz terk edilirse cenaze namazı sahih olmaz.
İkinci rüknü: Dört tekbirdir. Cenaze namazındaki tekbirlerin dördü de rükündür. Bazı ulema birinci tekbiri şart saymışlarsa da sahih olan dördü de rükündür. Hepsi de ittifaken farzdır. Şayet bir tanesi terk edilmiş olsa cenaze namazı fasid olur. (İbn-i Saad sayfa 813)
15) Gece olsun, gündüz olsun, küçük olsun, büyük olsun, erkek olsun, dişi olsun. Dört tekbir alarak ölülerinizin namazını kılın (Ramuz’ul – Ehadis, Hadis No: 3819; Kütüb-i Site, Cild-9, Hadis No:
3060)
Cenaze namazının vacibi birdir. O da dördüncü tekbiri aldıktan sonra hiçbir şey okumadan ellerini bırakıp iki tarafına selam vermektir. Şu halde bütün namazlarda da selam vermek vacibdir.
Cenaze namazında dördüncü tekbiri aldıktan sonra okunacak belli bir zikir olmadığı için ellerini bağlı tutmak yoktur. Tekbiri müteakip derhal ellerin ikisi de birden çözülür ve ondan sonra diğer namazlarda olduğu gibi evvela sağına sonra soluna selam verilir. (Merak’ul-Felah ve Tahtavî Sayfa 321; Kayıtlı H. S. kenarında sayfa 330)
Cenaze namazında İmam, duaları gizli okuyup tekbirleri aşikâre alır. Selam verirken sesini yükseltip bağırmaz. Cemaate işittirecek kadar sesli selam verir. İmam selâm verirken, Ölüye ve cemaate ve hafaza meleklerine hitabı niyet eder. Tekbirlerde yalnız birinci tekbirde eller kulak yumuşağına kaldırılıp bağlanır ve dördüncü tekbiri alıncıya kadar bağlı kalır. Dördüncü tekbiri aldıktan sonra eller çözülür.(Merak’ul Felah ve Tahtavî Sayfa 321; İbn-i Saad Sayfa 817)
Cenaze namazının sünnetleri dörttür:
Birinci sünnet :
İmam ölünün göğsünün hizasında durmaktır. Çünkü göğüs, kalbin yeridir. Kalb de imanın yeridir. Bu hususta ölünün erkek veya kadın veyahut küçük veya büyük olmasında fark yoktur, hepsi de birdir. Hapsinin de göğsünün hizasında durmak sünnettir.
16) Ebû Galip (radiyallahu anhu) den :
Ben, Enes ibn-i Mâlik (Radiyallahu anhu) in şöyle yaparken gördüm :
(Abdullah İbn-i Umeyr adlı) bir erkeğin cenaze namazını kıldırırken cenazenin başının hizasına doğru durdu, sonra (ensar’dan) bir kadına ait başka bir Cenaze getirildi.
Enes (radiyallahu anhu) :
Cemaat Enes ibn-i Mâlik (radiyallahu anhu)’e :
- Yâ Ebâ Hamza! Bunun namazını kıldır, dediler. Enes (radiyallahu anhu) Na’şın (tam) tam ortasının hizasına doğru namaza durdu. Sonra el-Alâ ibn-i Ziyad (radiyallahu anhu) ona :
- Yâ Ebâ Hamza! Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) in erkeğin cenaze namazını kıldırırken senin durduğun yerde durduğunu, Kadının cenaze namazını kıldırırken yine senin durduğun ve senin yaptığın gibi yaptığını gördün (mü)? dedi. Enes (radiyallahu anhu) :
- Evet, dedi. Bunun üzerine el-Alâ (radiyallahu anhu) bize dönerek:
- (Bunu) belleyiniz, dedi. (Sünen-i İbn-i Mace, Cild-4, Hadis No:1494; Sünen’ün-Neseî Cild 3-4, Hadis No:1979; Kütüb-i Sitte sahipleri de rivayet etmişlerdir.)
İkinci Sünnet :
Birinci tekbir alındıktan sonra :
Subhâneke allâhümme vebi ham
dike ve tebâre kesmüke ve teâlâ ceddüke ve celle senâüke velâ ilâhe ğayruke. duasını okumaktır.
Burada Fatihâ-i şerifenin dua niyeti ile okunması caizdir. Diğer namazlarda okunduğu gibi kıraat, yani tilaveti kur’an kasdı ile okunması tahrimen mekruhdur. Çünkü Cenaze namazı duadır, kıraat yeri değildir.
17) İmam-ı Buhari: Talha bin Abdullah bin Avf (radiyallahu anhu) dan rivayet etmiş olduğu sahih bir hadis de,
Ashabdan İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) hazretleri bir cenaze namazında birinci tekbiri aldıktan sonra cemaat işitecek surette Fatiha-i şerifeyi okumuş ve
- Bunu böyle yaptım ki, sünnet olduğunu herkes bilsin buyurmuştur.
Fakat Müşarunileyh, bunu tilâveti Kur’an kasdı ile değil de dua ve sena niyeti ile okumuş olduğunu Allâme Bedruddin Ayni Buhari şerfinde İmam-ı Tahavî’nin rivayet ettiğini nakletmiştir.
Üçüncü Sünnet :
İkinci tekbiri aldıktan sonra namazların son kaidelerinde teşehhüdden sonra okuduğumuz sâlât-i İbrahimiyye adı verilen salavati şerifeyi okumaktır.
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte alâ İbrahiyme ve alâ âli İbrahiyme inneke hamiydün meciyd.
Allahümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kemâ bârekte alâ ibrahiyme ve alâ âli İbrahiyme inneke hamiydün meciyd.
Dördüncü Sünnet :
Üçüncü tekbiri aldıktan sonra kendisi ile meyyit ve cemaati müslimiyn için dua okumaktır. Burada okunacak muayyen bir dua yoktur. Kendisine, ölüye ve Müslüman cemaate şamil olacak her duanın okunması caizdir. Lâkin Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) okuduğu ve bize kadar gelen dualardan birini okumak en iyisi ve ricanın kabulunün en efdalıdır.
18) Müslim, Tirmizî ve Neseî’nin Abdurrahman bin Avf bin Mâlik (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş oldukları üzereResûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir cenaze namazında şu duayı okumuştur.
Allahümmağfir lehû verhamhü ve âfihî va’fü anhu ve ekrim nezlehu ve vessi’ medhalehû ve ağsilhû bilmâ-i ves-selci vel beredi ve neggıhî minel hatâyâ kemâ yünaggas sevbül ebyedu mined denesi ve ebdilhü dâren hayren min dârihi ve ehlen hayren min ehlihî ve zevcen hayren min zevcihî ve edhilhül cennete ve eızhü min azâbil gabri ve azâben nâr.
Duanın türkcesi :
Ey Allahım: Bunu mağfiret buyur ve bunu affet ve bunun taksiratını ihsan et ve gireceği kabri geniş et ve su ile, kar ile ve buz ile bunun günahlarını yıka da beyaz elbise kirden temizlendiği gibi bunu hatalarından temizle ve bunu kendi evinden hayırlı bir eve ve ehlinden hayırlı bir aileye ve eşinden hayırlı bir eşe ulaştır ve bunu cennete idhal edip kabir ve cehennem azabından halas et.
Bu duaların kendilerini ve Türkçelerini de teberrüken buraya yazdık. Fakat cenaze namazı da diğer namazlar gibi konuşmakla bozulur. Cenaze namazında bunun türkcesini okumak ve söylemek caiz ve sahih olmaz. Metinleri ezberleyip okumak lazımdır.
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesel-
lem) in cenaze namazlarında okumuş olduğu dualar çoktur. Biz bir tanesini aldık. İsteyen kardeşlerımiz araştırıp başka dualar da okuyabilir.
Şu anda tanıdığımız ve bildiğimiz pek çok kimseler yatsı namazının Salât-ı vitir namazının son rekatın da okunan Kunut duasını okumaktadırlar.
(Allâhümme innâ nesteıynüke ilâ âhir ve Allahümme iyyâkena’büdü ilâ ahir…)
Bütün ibadetlerde niyet asıl olup bil umum namazlarda olduğu gibi Cenaze namazında da niyet etmek ve cemaatle kılındıkta cemaatın imam’a uyması farzdır. İmamın kendisi tekdir. İmamete niyet etmesi şart değildir..
19) Cenaze namazında cemaatın en az üç saf olması müstehaptır. (Resûl-u Ekrem) (Sallallahu aleyhi vesellem) Medine de Necaşi’nin namazında cemaatı arkasında üç saf yapmıştır.(Buhari C-2, s.88)
20) Müslim, Ebû Davud, Tirmizî ve Hâkim’in rivayet etmiş oldukları sahih bir Hadis-i Şerif te:
Kimin üzerine üç saf namaz kılarsa, günahı mağfiret olunur. (H. K. Sayfa 589)
21) Mersed ibn-i Abdillah el yezenî (Radiyallahu anhü) den:
Malik ibn-i Hubeyre eş-Şamî (Radiyallahu anhü) e (Bu zat sahabî idi)
Bir cenaze getirildiği zaman cenaze ile gelenleri az gördüğünde onları üç safa ayırırdı. Sonra cenaze namazını kıldırırdı. Ve şöyle derdi:
- Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:
”Müslümanlar üç saf halinde dizilip bir cenaze üzerinde namaz kıldığında onların dizilişi, behemehal (ölünün mağfiretini veya cennetlik olmasını) vacib (sabit) kılar.” (Sünen-i ibn-i Mâce, Cild-4, Hadis No:1490; Tirmizî Cild-2, Hadis No: 1033; Ebû Davud, Cenâiz 43,(3166) ; Beyhaki, Ahned İbn-i Hanbel de rivayet etmişlerdir.)
Hatta cemaatın yekûnü ancak yedi kişi olsalar biri imam olup üçü birinci safı, ikisi ikinci safı, biri de üçüncü safı teşkil etmek üzere yine üç saf olurlar. Cemaatın yekûnü yediden az olursa, üç olmak imkânı kalmadığından bir tek saf olurlar. Çünkü cenaze namazındsa safların tek olması da müstehaptır.
Cemaat çok olup da üç safdan fazla olmak zarureti bulunduğunda, safların tek olması müstehap olduğundan beş veya yedi veya dokuz gibi ne kadar fazla olursa olsun tek olmasına riayet ve dikkat edilmelidir.
Cenaze namazında en çok fazilet son safdadır. Son safda namaz kılanın duası kabule daha yakındır. Çünkü geride kalmak tevazu alâmetidir. Mütevazi olanın duası daha ziyade kabule şayandır. (Merak’ul Felah ve Tahtavî Sayfa 325; H. K. Sayfa 589; İbn-i Saad Sayfa 818)
22) Bir Müslüman ölüp de, onun hakkında yakın komşularından dört hane iyi şehadette bulunursa, Allah (Celle celâluhu) şöyle buyurur:
O’nun hakkında bildiklerinizi kabul ettim, bilmediğiniz gizli taraflarını da ona bağışladım. (Ramuz’ul–Ehadis, Hadis-i Şerif No: 4785; İhyâu-Ulumiddîn cild-4, Hadis No: 616)
23) Ebû Hureyre (radiyallahu anhu) den rivayet olunduğuna göre, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
- (Cenaze) Namazı kılınıncaya kadar yanında bulunan kimseye bir kırat, cenaze defnedilinceye kadar yanında bulunan kimseye iki kırat sevap verilir.
Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) e :
Bu iki kırat nedir? Diye sorulmuş ve O :
- İki büyük dağ gibidir. Cevabını vermiştir. (Müslim, kitabül –Cenâiz, Cild-II, Sayfa 652; Buhari Cenaiz 59; Ebû Davud Cenaiz, 45 (3168); Sünen-i İbn-i Mâce, Cild-4,Hadis No: 1539; Sünen-ün Neseî Cenâiz, 54, 59 (4, 54, 55, 76, 77); Kütüb-i Site, Cild-10, Hadis No: 3057; Ramuz’ul-Ehadis, Hadis No:5111)
24) İbn-i Abbas (radiyallahu anhu)ın hizmetcisi der ki:
İbn-i Abbas (radiyallahu anhu)’ ın Kudeyd veya Usfan’da bir oğlu ölmüştü. Bana :
- Ey Küreyb! Bak bakalım, oğlumun cenazesine ne kadar cemaat toplanmış, dedi. Ben çıkıp baktım. Epeyce bir kalabalık toplanmıştı. Bunu kendisine haber verdim. İbn-i Abbas (radiyallahu anhu) :
- Bu cemaat 40 kişi var mıdır?diye sordu. Ben de :
- Evet, diye cevap verdim.
İbn-i Abbas :
- Öyle ise cenazeyi çıkarın. Çünkü ben Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle dediğini işittim.
“Müslüman bir kimse ölür de cenazesine Allah’a ortak koşmayan kırk kişi katılırsa; Allah kendilerine ölen kimseye şefaat etmeleri için izin verir.”
(Müslim, Kitab’ül-Cenaiz, Cild-II, Sayfa 655; Sü,nen-ü İbn-i Mâce, Cild-4, Hadis No:1480;Sahih Sarih -i Buhari Tecrid-i, Cild-4, Hadis 654)
25) Ömer (radiyallahu anhu) den :
Hangi bir Müslüman ki, onun hakkında dört mü’min hayır ile sena ve şehadet ederse, Cenab-ı Hak O, müslüma
nı cennete idhal eder. Biz dedik ki:
- Yâ Resûlullah ! Üç kişi şehadet ederse de böylemidir?
-Üç kişi şehadet ederse de böyledir. Buyurdu. Sonra :
- İki kişi şehadet ederse de böyle midir? Dedik. Resûl’ü Ekrem :
- İki kişi şehadet ederse de böyledir, buyurdu. Bundan sonra biz Resûl’ü Erkem’den bir şahidi sormadık.
(Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih, Cild-4, Hadis No:671; Ramuz’ul-Ehadis, Hadis No: 2138, 4785)
26) İbn-i Ömer Radiyallahu anhu hazretlerinin rivayet ettiğibir hadis de:
Ölülerinizin iyiliklerini söyleyin ve kötülüklerinden sükut edin. (Ebû Davud ve Tirmizî rivayet etmiştir.)
Binaenaleyh, ölülerimizin iyiliklerini söylemek ve kötülüklerinden sükut edip söylememekle memuruz.
Ölüyü cemaate tezkiye ettirdikten sonra haklarını da cemaate helâl ettirmek lazımdır. Çünkü cenaze namazı ölü için duadır. Duanın kabul şartlarından biri ve belki de birincisi, kul haklarının iskat edilmiş olmasıdır. Kul hakları sakıt olmadan dua edip “Yâ Rab bunu affet” demek bu duanın kabulu imkansız olur.
Namaza başlamadan kısaca namaz tarif edilirse muhakkak iyi olur. Şöyle ki: Cenaze namazında cemaat saf bağladıktan sonra namazı kıldıracak imam efendi yerinde durup cemaate dönerek şöyle bir konuşma ile ölüyü tezkiye ve tahlil ettirmelidir.
- Ey cemaati müslimiyn; Bu meyyiti merhumu hali hayatında nasıl bilirsiniz?
- İyi biliriz.
-Hüsnü haline (iyi haline) şahidlik eder misiniz?
- Ederiz.
- Allah şahidliğinizi kabul eylesin.
- Âmîn.
- Ahirete müteallik olan hakkınızı hoş gönül ile helâl ve hibe ettiniz mi?
- Helâl ve hibe ettik.
- Helallik mukabelesinde vaad olunan ücuri cezile ile Mevla cümlemizi me’cur eyleye..
- Âmîn.
- Şimdi Cenaze namazı kılacağız. Cenaze namazı dört tekbir ile kılınır.
Evvel ki tekbirde “Sübhaneke allahümme”yi tamamen okuruz.
İkinci tekbir de “Allahümme salli ve Allahümme barik” tamamen okunur.
Üçüncü tekbir de Cenaze duasını bilen onu okur, bilmeyen dua niyetiyle Fatiha-i Şerifeyi veya “Allahümme innâ nesteiynüke ve Allâhümme iyyâ kena’büdü” yü okur.
Dördüncü tekbirde selâm’dan sonra ellerimizi çözeriz.
Niyet eyledim bu er kişinin cenaze namazını kılmaya, uydum imama deyiniz.
Ölü kadın olursa tezkiyesinde :
Bu meyyite-i merhumeyi niyetinde de Bu kadının cenaze namazını kılmaya denilecektir.
Ölü Sabi olursa: Onun hakkında tezkiye ve cemaattan helallik istemeye lüzum yoktur. Yalnız namaz tarif ve niyet talim edilerek erkek çocuk olursa niyetinde :
Niyet eyledim bu sabînin cenaze namazını kılmaya. Kız çocuğunun niyetinde :
Niyet eyledim bu sabiyyenin cenaze namazını kılmaya denilecektir.
Namaz tamam olup selam verildikten sonra, İmam efendi cemaate dönerek şöyle bir dua yapar ve cemaatte Âmîn derse iyi olur.
Elhamdü lillahilleziy Gâle fî kitabihil keriym. Küllü nefsin zâ igatül mevti sümme ileyna turceûn. Vessalâtü vesselâmü Alâ Rasûlina Muhammedinil leziy Gâle fî şânihi inneke meyyitün ve innehüm meyyitûn. Ve alâ Âlihî ve eshabihilleziyne izâ esabethüm musîybetün Gâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
Ol Hâlikul eşbah, ve Kabîzul ervah olan Cenabı hayyı lâ yemût cümlemize mededi inayet ve lutfi hidayet ihsan eyleye.
Okunan Kur’ân-ı keriymi ve salâvati şerifeyi ve olunan daavati mesureyi dergahı izzetinde ekmeli kabul ile makbul eyleye.
Hasıl olan ecru mesubatı evvelen ve bizzat, Hulâsâ-i mevcudat, Sultan-ul Enbiya, Burhanul Esfiya, Habîb-i Hüdâ, Şefî-i rûzi ceza Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) efendimiz hazretlerinin mübarek ruhi şeriflerine, saniyen âmmeten cem-i ehli îmânın ve hasseten bu meyyiti merhumun (kadın olursa: Meyyite-i merhumenin) ruhuna hediye eyledik. Mevlâ isal eyleye. Taksiratını affedip seyyiatını hasenete tebdil eyleye. Kabrini ravzatün min riyazil-Cinan eyleye. Hufretin min huferin-niran olmaktan masun ve mahfuz eyleye.
Kur’ân-ı kerimi ve âmâli salihatı kabrinde enisü yoldaş eyleye. Kur’an-ı Azimüşşanın nûru ile kabrini pürnûr eyleye. Münkereyn hazretlerini ahseni surette isal eyleye.
Men Rabbüke vema diynüke ve mâ Nebiyyüke suallerine cevaplarını teshilü asan eyleye. Kabrinden kalktıkta Burak üzerine binip Meydan-ı Arasata vardığında Sevgili Habîbinin Livâ-ül – Hamd adlı sancağı şerifi altında haşru cem eyleye. Mîzanu mesubatını sakıl ve suâli hesabını teshil, defteri âmâlini canibi yemininden îtâ eyleye. Bilâ sualin ve hesabın ve lâ sabkı azabın duhuli evvelin ile dahili Dâril-Cinan eyleye. Ve ba’ded- Dühul Cemal-ı ba kemalinin müşahedesini bu meyyit-i merhume (Kadın olursa Meyyite-i merhumeye) ve bizlere ikram eyleye.
Geride kalanlarının vücutlarına sıhhat, ömürlerine bereket, rızıklarına vüs’at ve iki cihanda hayırlı selametler ihsan eyleye. Bizler dahi bu hal ile hallendiğimiz de îmân-ı Kâmil ve Kur’an-ı kerim ile müşerref olarak güzel hâtimeler cümlemize nasib ve mukadder eyleye. Olunan daavat-ı hayriyyenin muktezası ile cümlemize ikram eyleye.
Subhane Rabbına Rabbil-izzeti amma yasifûn ve selâmün alel mürselîn vel hamdü lillâhi Rabbil âlemîn el-Fatiha.
Ma’sum çocuklar için bu dua okunmak istemez. Çocuğun cenazesinde nazmı kılınıp selâm verildikten sonra Rızâen lillah bir Fatiha okunur, başka bir şey istemez.
Cenaze namazının edasının keyfiyeti :
Cenaze namazı dört tekbirdir. Evvelâ cenaze namazına niyet ederek birinci tekbir alınır. Yalnız birinci tekbir de eller kulak yumuşağına kadar kaldırılıp sair namazlarda olduğu gibi göbeği altına bağlanır. Ondan sonraki tekbirlerde el kaldırılmaz. Çünkü Cenaze namazının her tekbiri bir rekat makamına kaimdir. Diğer namazlarda birinci rekattan başkasında el kaldırılmaz. Cenaze namazın da İmam, yalnız tekbirleri âşikâre alır. Diğer okunacak senâ, salâvat ve dualar âşikâre okunmazlar. Selâm vermekte yalnız İmam, cemaatin işiteceği kadar sesli söyler, cemaatın hepsi de gizli yapar.
Cenaze namazında imam, dört tekbirden sonra gerek sehven ve gerekse kasden beşinci tekbiri alsa, cemaat ona uymayıp durur ve imamın selam vermesini bekler. Çünkü Cenaze namazının tekbirlerinde dörtten ziyadesi mensuhdur.
26) Şirazî ve Hatıb-i Bağdad-î, İbn-i Abbas (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş olduğu bir hadis te Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) :
Melekler, Hazreti Adem (aleyhis-Selâm) ın cenaze namazını kıldılar ve dört tekbir aldılar. Buyurmuştur. (Münavî, C-1,
Sayfa 302)
27) Hâkim, Hazreti Enes (Radiyal-
lahu anhü) den sahih bir hadis rivayet etmiş olduğu gibi, Ahmed İbn-i Hanbel, Cabir (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş olduğu sahih hadis de:
Ölülerinizin üzerine, gece de olsa, gündüz de olsa dört tekbir ile namaz kılın. (Ramûz’ul-Ehadis, Hadis No: 3819)
Cenaze namazında İmam’ın abdesti bozulsa, diğer namazlarda olduğu gibi bir başkasını yerine çekip namazı kıldırtması caiz olur.
Cenaze namazının her tekbiri bir rekat makamına kaim olduğundan tekbirlerde noksan olursa namaz sahih olmaz. Binaenaleyh, İmam ilk tekbiri alırken hazır bulunmayıp da sonradan gelen kimse derhal imama uyup tekbiri alır, ve namaza uymuş olur. Ondan sonra imamla üç tekbir daha alırsa dört tekbir tamam olduğundan imamla beraber selâm verir. Mesbuk’un dört tekbiri tamam olmadan imam selam verirse, mesbuk imamla selâm vermeyip imamın selamından sonra noksan kalan tekbirleri alarak dört tekbiri tamamlar ve ondan sonra selam verir. Mesbuk tekbirlerini alırken cenazenin musalladan kaldırılmadan evvel tamamlaması lazımdır. Cenaze kaldırılmadan evvel duaları ile tekbirleri alabilirse duaları da okur. Duaları ile yetiştiremiyecek olursa, duaları okumayı terk edip sade tekbirleri alır, selâm verir, namazı tamam olur.
Bu mes’ele de müctehid fakihler ihtilaf etmişlerse de bizim bu nakil ve beyan ettiğimiz İmam-ı Ebû Yusuf (Rahmet-Ullâhi aleyh) hazretlerinin kavli olup insanlar için anlaşılması ve yapılması kolay olduğundan fetva bu kavil iledir.
Mesbuk olan kimse imama uyduğunda imamın kaçıncı tekbir de olduğunu bilmediğinden ne okuyacağını da bilemez. Böyle olan kimse yine tertib üzere Evvelâ Subhaneke allahümme… Sonra salât, sonra da cenaze duasını okuyup son tekbiri aldıktan sonra selâm verir.
Cenaze namazı için teyemmüm etmek caiz olur. (Dürret’ül-Fahire Sayfa 173-205 arasından alınan yazı sona erdi.)
Meşru bir İslâm devletine isyan edip haksız yere itaattan çıkmış, silah ile karşı gelmiş olan âsi, Soygun yapmak için yol kesen eşkıya, şehirde silahlı zulüm yapan, ana ve babasını veya bunlardan yalnız birini kasden ve zulmen öldüren kimselerin cenaze namazları kılınmaz.
Bunlardan meşrû İslâm devletine karşı gelen, ve soygun yapmak için yol kesenler müsademe ve çarpışma halinde öldürülürlerse cenazeleri yıkanmaz ve namazları kılınmaz. Gerçi bu suçları ile İslâm dininden çıkmıyorlarsa da onlara ihanet ve onlar gibi yapmak gibi düşünenlere dersi ibret olmak üzere cenaze namazları kılınmaz.
Bunlardan hangileri olursa olsun, o halinden vazgeçtikten sonra kendi vadesi ile vefat etmiş olanların cenazeleri bil-ittifak yıkanıp namazları kılınır. Bunların cenazelerinin kılınmadığı, o kötü hallerinde devam ederken öldürüldükleri hale mahsustur.(H. K. Sayfa 591; İbn-i Saad Sayfa 815, 816)
Kendisini öldürmekle intihar eden kimsenin cenaze namazı kılınıp kılınmıyacağında ihtilaf edilmiş ise de İmam- Azam ve İmam-ı Muhammed’e göre intihar edenin ölüsü yıkanır ve namazı kılınır. Sahih olan kavil budur. Çünkü intihar etmek her ne kadar başkasını öldürmekten daha ağır ve büyük günah ise de intihar eden yine günahkâr bir mü’mindir. Dünyaya kahretmiştir. Yer yüzünde fitne fesad çıkarmağa say’u gayret edenlerden değildir. Binaenaleyh, sahih kavle göre intihar edenin cenazesi yıkanacak ve namazı kılınacaktır.
İntihar hataen olursa veya tahammül edemediği bir acı ve ıztırap sebebi ile yapılmış ise, bil-ittifak cenazesi yıkanıp namazı kılınacaktır.
(Yukardaki yazı Mukadder yolculuk Sayfa 112-113 arasından alınmıştır.
Cenazenin namazı kılındıktan sonra hemen dağılınılmaz. Cenazeyi kabrine kadar taşımak ve beraber gitmek ve kabrine indirmekte yardım etmek lazımdır.
28) Ebû Bekri Neccar’ın rivayet ettiği hadis de Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) :
Bir kimse cenazeyi kırk adım taşırsa, O da onun kırk tane günahını örter. (Halebi Kebir Sayfa 592)
Cenazeyi taşımanın ve ölüye hizmet etmenin faziletini beyan eden hadisler pek çoktur.
29) Ölü kendini taşıyanı, yıkayanı ve kabre indireni bilir. (Ramuz’ul Ehadis Hadis No: 1486)
Cenazeyi taşımada sünnet olan dört kişi münavebe ile taşımaktır Yani cenazenin konulduğu tabut’un dört kolu olmalı. Ve her kolundan bir erkek omuzuna alarak dört köşede dört kişi her on adımda nöbetle değişerek getirilmelidir.
Meselâ: Sünnet vechi üzere ölüyü taşımak murat eden kimse, evvelâ önden ve tabut’un sol tarafından girip, tabutu sağ omuzuna alarak en az on adım götürür. Sonra aynı tarafın gerisinden yine sağ omzuna alıp on adım götürür. Sonra önden tabutun sağ tarafından girip sol omzuna alarak yine on adım götürür. Sonra aynı tarafın gerisinden yine sol omzuna alıp yine on adım götürür ve bu suretle tabutun dört köşesinden omuzuna almış ve onar adımdan kırk adım taşımış olur. (Dürur ve İbn-i Saad Sayfa 833; H . K. Sayfa 592; Merak’ul Felah ve Tahtavî Sayfa 331
30) İbn’un-Neccar, Enes (Radiyallahu anhü) Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) :
Her kim faziletine inanıp Allah’dan sevap ümid ederek tabutun dört köşesinden yüklenip ölüyü taşırsa, Allah'ü Tealâ ondan kırk sağire günahı siler.
Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hazretleri, ashab’dan Sa’d bin Muaz (Radiyallahu anhü) ün cenazesini taşımış olduğu sıhhatle sabittir.
31) Ashabdan Ebû Hureyre (Radiyallahu anhü) :
Her kim tabutun dört köşesinden girip onu taşırsa ölünün hakkını ödemiştir. (Dürur ve İbn-i Saad Sayfa 833; Lev. Cild-4, Sayfa 395; Merak’ul Felah Sayfa 159)
32) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) in mevlası kölesi Sevban (Radiyallahu anhü) dan:
Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem), bazı kimselerin binek hayvanlarına binerek bir cenazeye katıldıklarını gördü ve (onlara):
- Sizler binici olduğunuz halde Allah’ın meleklerinin ayakları üzerinde yürümelerinden haya etmiyor musunuz? Buyurdu:(Sünen’i İbn-i Mâce, Cild-4, Hadis No: 1480)
Cenazeyi taşımakta ölüye eziyet etmek caiz değildir. Fakat ölüye eziyet olmayacak ve tabut içinde Cesed çalkalanıp sallanmayacak surette adımlarını açık atmakla mümkün olduğu kadar sur’atle götürmek müstehapdır.
33) Ümmi Atiye (Radiyallahu anha) dan:
Biz (kadınlar) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) tarafından cenazeyi takip etmekten nehyolunduk. (yasaklandık) Cenazeye ittiba (takip etme) bizim üzerimize farz kılınmadı. [Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih, Cild-4, Hadis No: 633, Sayfa 361; Taberani, Sahih-i Müslim, Cild-3, Hadis No: 34(938)]
34) Ebû Hureyre (Radiyallahu anhü) den, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
Cenazeyi hızlıca taşıyınız, eğer ölü Salih kimse ise hayırdır, biran evvel hayrı ona kavuşturmuş olursunuz. Eğer ölü Salihlerden değilse şerdir, biran evvel fena bir kimseyi omuzlarınızdan atmış olursunuz. (Sünen’ün-Neseî, Cild 3-4, Hadis No:1910; Buhari ve Müslim de rivayet etmişlerdir.)
Cenazeyi götürürken önünde yürümek bilâ kerahat caiz ise de arkasında yürümek efdaldır. Çünkü cenaze insanlar için nasihat verici ve ibret alınacak bir ders ve mevîzadır.
Cenazenin sağında ve solunda gitmekte dahi bir beis yoktur. Fakat cemaatın hepsi öne geçipde cenazeyi arkada yalnız bırakmak mekruhdur.
Cenaze taşırken zikrullah etmek :
Cenazeyi takip ederek arkasından gidenler için müstehap olan gizlice zikrullah, tesbih, tehlil, dua ve istiğfarla meşgul olup ölünün halini ve ehl-i dünyanın akıbetinin bu olacağını tefekkür ederek faydasız işlerden ve lüzumsuz sözlerden sakınmak, sağa ve sola bakmayıp önüne bakarak yoluna devam etmektir. Cenazede bulunmak vaktı, zikir vaktıdır. O vakıtta gaflette ve lâubali vaziyette bulunmak hatadır.
35) Hadis Âlimlerinden Said bin Mansur’un rivayet etmiş olduğu üzere ekâbir ashabdan Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu anhü) hazretleri, cenazeyi takip eden bir kimsenin güldüğünü görmüş ve ona hitaben :
Yazık sana ki, sen cenaze de gülüyorsun. Bu hatayı sende gördüğüm için bundan sonra seninle ebedî konuşmam. demiş ve konuşmamıştır. (Merak’ul-Felâh ve Tahtavî Sayfa 332; H. K. Sayfa 594: H. S. Sayfa 333)
Bid’atlardan biri de Cenaze ile beraber ekmek ve emsali yiyecek şeyler getirip ölüyü kabre defnettikten sonra mezarın başında taksim etmektir. Bazı yerlerde âdet olmuş, buna mezar yemeği diyorlar. Bazıları buna kefaret adı veriyorlar. Bu da mezmum bid’at ve mekruh bir iştir.
Bazı yerlerde de definden sonra Cenaze sahibinin evinin önüne geliyorlar. Cenaze sahibinin hazırladığı kıymalı Pide, meşrubat ve ayrıca lokum dağıtıyorlar. Bunlar yapılmazsa varisleri için “babaları için bir etli ekmek bile dağıtmadılar” diye dedikodu ediyorlar. Bunların hepsi de bid’attır ve mekruhdur. Halbuki bu yemeği evinde kimselere göstermeden muhtaçlara fakirlere yedirip tasadduk etse salih amel işlemiş olurdu. (İbn-i Saad Sayfa 835; Merak’ul Felâh ve Tahtavî Sayfa 332,333.)
Bu konu ilerde daha geniş yazılacaktır.
Cenaze insanların omuzlarında götürülürken cenazeyi görenlerin ölüye tazim için değil de, ölümün büyük bir hadise ve korku verici bir hal ve yardım edilmesi zaruri olan bir iş olduğu için yardım etmek niyeti ile ayağa kalkmak lazımdır.
36) Buhari Hazretlerinin Amir bin Rebia’dan rivayet etmiş olduğu bir hadis de:
Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:
Sizin biriniz cenaze gördüğünde, eğer onunla beraber gidecek değilse, cenaze uzaklaşıncaya kadar veya onu görmeyinceye kadar veyahut yere konuluncaya kadar ayakta dursun. (Buhari Cild-2, Sayfa 86)
37) Cafer bin Abdullah (Radiyallahu anhü) den rivayet edilen bir hadis de :
Muhakkak ölüm, dehşet verici bir korkudur. Cenazeyi gördüğünüzde (ayağa) kalkınız. (Ahmed bin Hanbel, Müslim ve Ebû Davud da rivayet etmişlerdir).
Yanından cenaze geçen veyahut uzaktan da olsa cenazeyi gören kimsenin :
Subhanellezî lâ yemûtü lâ ilâhe illâ hüvel hayyul-gayyûm.
Diyerek ölü için hayır ile dua etmesi müstehapdır.
Bazı fukaha; cenazeyi görenin:
Hâzâ mâ veadenallâhü verasûlühû ve sadegallâhu ve Rasûlühû Allâhümmezidnâ iymânen ve teslîymâ.
Duasını okumasını tavsiye buyurmuşlardır. İkisini cem edip okumakta bir mahzur olmadığı gibi daha da iyi olur. (Tahtavî Sayfa 333)
Cenaze ile kabristana varıldığında Tabut omuzlardan aşağı indirilmeden, cenaze kabristana araba gelmişse arabadan alınıp yere konulmadan oturmak tahrimen mekruhtur.
38) Buhari, Ebû Said-i Hudrî (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş olduğu bir hadis de Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:
Cenazeyi gördüğünüzde kıyam edin, kim cenaze ile beraber giderse, cenaze yere konulmadan oturmasın.
Ölü kabre indirilip lahdine konuluncaya kadar ayakta beklemekle yardıma hazır vaziyette bulunmak, ölü kabrine indirilip lahdine konulduktan sonra çalışmayan ve zaruri olmayan kimseler oturmalıdırlar. (H. K. Sayfa 595, 596; Merak’ul Felah ve Tahtavî Sayfa 333.)
39) Bir takım muhaddislerin Ebû Hureyre, Hazreti Ali ve İbn-i Mes’ud (Radiyallahu anhü) den rivayet etmiş oldukları şahidli bir hadisde Resûl-ü Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:
Ölünüzü Salih kimselerin arasına defnedin. Zira sağ adamlar kötü komşudan zarar gördükleri gibi, Muhakkak ölü de kötü komşudan eziyet duyar.
Yani ölünüzü Salih kimselerin mezarlarının bulunduğu mezaristana defnedin. Binaenaleyh, ölüyü Salih kimselerin mezarlarının yanına veya Salihlerin mezarlarının bulunduğu kabristana defnetmek evlâ olup müptedî veya fasık veya zalim kimselerin mezarlarının yanına defn etmek mekruhtur. Bir Müslüman ölüsünü gayri Müslimler mezarlığına defnetmek haramdır. Bunun aksi olan gayri Müslim ölüsünü İslâm mezarlığına defnetmek de yine haramdır. (Lev. Cild-1, Sayfa 155,156; Cevhere Sayfa 133.)
(Yukardaki yazı Durul Fâhire Sayfa 208-221 arasından alınmıştır. Aynı konular Mukadder yolculuk sayfa 114-179 da da vardır.)