1- Cabir (Radiyallahü Anhü) den :
Resûlullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) hitabede bulunurken, ashabından ölmüş ve güzel olmayan bir kefenle tekfin edilerek geceleyin gömülen bir adamdan bahsetti. (Resûlullah bunu zikrederek) ölen bir insanın, zaruret olmaksızın geceleyin defnedilmesini nehyetti (yasakladı) ve şöyle buyurdu:
Sizden biriniz (mü’min) kardeşlerinizin techiz ve tekfin ile vazifelendirilirse, onun tekfinini ( kefenini) güzel yapsın. (Sünen’ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No:1895; Sahih-i Müslim, Cild-3, Hadis No: 49(943); Sünen-i İbn-i Mâce, Cild-4, Hadis No: 1474)
2- İbn-i Abbas ((Radiyallahü Anhü) den: Resûlullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu:
Elbiselerinizin en hayırlısı beyaz olanıdır. Bunun için ölülerinizi beyaz elbise içinde kefenleyiniz ve beyaz elbise giyiniz. (Sünen-i İbn-i Mâce, Cild-5, Hadis No1472; Sahih-i Müslim, Cild-4, Hadis No: 46(941); Sünen’ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No:1896, Sünen-ü Tirmizî, Cild –2, Hadis No:999.)
3- İbn-i Abbas (Radiyallahü Anhü) dan Resûlullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) şöyle buyurdu:
- İhramlı (olarak) öleni, ihram olarak giydiği iki parça elbise içinde su ve sidr ile yıkayınız O’nu, (ihram olarak giydiği) iki parça elbisesi ile kefenleyiniz. O’na koku sürmeyiniz. Başına bez de sarmayınız. Çünkü o kıyamet gününde ihramlı haşr olunacak. (Sünen’ün Neseî, Cild 3-4, Hadis No: 1904)
Her yönüyle birlik ve beraberliği emreden islâmiyet, ölen bir din kardeşimiz için de geride kalanlara bir takım vecibeler yüklemektedir. Bu vecibeler hayata gözlerini, yuman bir insanın; guslünden defnine kadar geçirdiği safhalardır. Bunların noksansız olarak yerine getirilmesi, geride kalan müslümanlar için kaçınılması mümkün olmayan bir borç ve bir farz-ı kifayedir.
Aşağıda ki yazı Zuhurat’ı Bilâl-i Nâdirî, Cild-3, Sayfa 357-359 arasından alınmıştır.
Kefen, ölen bir müslümanın temizlenmesinden sonra üzerine sarılan dikişsiz bir elbisedir.
Kefen: genel olarak üç kısma ayrılır :
a) Sünnet olan kefen,
b) Sünnet-i kifaye olan kefen,
c) Zarûret’- mucib olan kefen.
a) Sünnet olan kefen:
Erkek için olursa üç parçadan (kamis (gömlek), izar ve lifafe) den meydana gelen kefendir. Noksanlığı ve fazlalığı sünnet olma vasfını kaybettirir.
Kadınlar için sünnet olan kefen de beş parçadan [Kâmis (gömlek), izar, hımar, dîr ve lifafe] den teşekkül eder. Noksan veya fazlalığı bu ismi almasına manidir.
b) Sünnet-i Kifaye :
Erkekler için izâr, ve lifafe’den ibaret olup, kâmisi bulunmayan ve sadece bu iki parça ile yetinilmiş olanıdır.
Kadınlar için sünnet-i kifaye olan kefen ise üç parçayı tamamlayan i z â r, L i f â f e ve h ı m a r’dan teşekkül eder.
Malı az ve varisleri de çok olan ölüler için kefen-i kifaye ile yetinilmiş olması daha muvafıktır. Aksi halde sünnet olan kefen evlâdır. Malı az varisleri çoksa kefenini asgariye düşürüyor, malı varislerine kalsın diye. Şimdi aksine varislerini düşünmeyip devrini çekiyoruz diye varislerine kalacak parayı alıyorlar. Ölünün kefen parası yoksa senin kefen alıp vermen lâzım. Sen varislerine kalacak malı devrini çekiyoruz deyip alırsan. Allah (Celle Celâlühû ) onlardan razı olur mu?
c) Zarûret-i mucib olan kefen:
Kadın ve erkek tefrik etmeden, elde bulunanla idare edilen kefendir.Zarûret-i mucib olan kefen de, adet mevzu’u bahis olmayıp, sadece ölünün üzerinin örtülmesine bakılır. Hatta ayak uçları açık kalırsa oraları da izhir otu (bir nevi kokulu ot) Mekke ayrığı veya benzeri şeylerle örtülür. Ashab’dan Uhud’da şehit olan Hazreti Hamza (Radiyallahü Anhü) ile Hazreti Mus’ab ibn-i Ümeyr (Radiyallahü Anhü)’in cenazeleri böyle kefenlenmişti .
Kefenlerin kullanıldığı yerler:
İ z â r : Genişliği bir metreden fazla olup, baştan ayağa kadar uzanan bezdir.
K a m i s : Gömlek demektir. Uzunluğu omuzlardan ayaklara kadar olan uzunluğun iki katıdır. Ölü üzerinde kullanılışı ise, mevcut olan uzunluk ikiye katlanır ve kat yerinden baş geçecek şekilde makasla kesilir. Kol ve etek yerlerine makas vurulmaz.
L i f a f e : Ölünün baş ve ayak uçlarından taşacak uzunlukta olan beze verilen isimdir. Kullanılışı, baş ve ayaklardan taşan uzunlukların büzülerek başka bir bez parçası ile bağlanmasından meydana gelir.
H ı m a r : Baş örtüsü demek olup, bir metre yirmi santim veya bir kırk santim uzunluğunda ve bunun yarısı kadar ende bir bez parçasıdır.
D î r : Göğüs bezi demektir. Omuzdan dize kadar olabilir.
Bir ölü sahibi, eğer kefen, yukardaki sınıflandırmadan birincisine (Sünnet olan kefen) ki, erkekler için yedi, yedi buçuk; Kadınlar için: dokuz veya dokuz buçuk metre kefenlik alınması gerekir. Bu kıstas alınan bezin enine göre de değişebilir.
Kefenin kenarından tahminen beş santim kadar eninden yırtılır, baş ve ayak uçları bağlanır. Birde mezara indirmeye kolaylık olsun diye göbekten bağlanır. Kabire inince üçü de çözülür.. (Mukadder yolculuk sayfa 82-84)
Ölüyü sünnet üzere kefenlemek için evvela en büyük parça olup dış tarafta kalacak olan L i f a f e,
Bir tahta üzerine veya tabut içine açılır ve üzerine bir miktar hoş koku serpilir. Sonra onun üzerine İ z â r denilen yine büyük parça açılır ve onun da üzerine bir miktar yine hoş koku serpilir ve onun üzerine de K a m i s (G ö m l e k) açılır. Kamis (Gömlek) in yanları dikili olmadığından bir katı toplanıp başının arka tarafına gelecek yere yığılır ve etrafında yanmış günlük dolaştırılır. Bu dolaştırılma üç, beş, yedi defa olmak üzere tek olarak buhur gezdirilir.
Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem) in muhterem kerimelerinin kefenini tek olarak buhurlandırılmasını emir buyurmuştur. Binaenaleyh, ölü üç yerde buhurlandırılır :
1 – Ruhunu teslim ettikte kerih kokuların gitmesi için,
2 – Yıkandığı yerde,
3 – Kefenlenirken,
Bu üç yerden başka hiçbir yerde buhurlandırma yoktur. Ölünün arkasından evde veya mezarda buhurlandırmak mekruhtur.
Ebû Davud, Ebû Hureyre (Radiyallahü Anhü) den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte:
Cenazenin ardından sesle ve ateşle gidilmez, bunlarla önünde de yürünmez.
Yani cenazenin ardından ve önünden ağlayarak, bağırıp veyahut günlük ve emsali bir takım şeyler yakıp ateş tutarak gitmek caiz olmadığından bu hallerle beraber cenazen in önünden yürümek veya ardından tabi olup gitmek mekruhdur. (multeka ve kenarında bakanı sayfa 55; Damat sayfa 181)
Kefenin tabut veya tahta ve emsali üzerinde açılıp kokulandırma ve buhurlandır
ma işi tamam olduktan sonra ölü sarılmış olduğu havlu veya çarşafla yerinden kaldırılıp Kamis (gömleğin )’in üzerine ve başının geçmesi için Kamis (gömlek) de açılmış olan delikten başı geçirildikten sonra başının arka tarafına yığılı bulunan Kamis (gömleğin) in üst katı ayaklarına kadar üzerine çekilir. Kamis (gömleğin)’in altında kalan havlu veya çarşaf hafifce çekilip ölünün hiçbir yeri açılmadan alınarak Kamis (gömlek) ölüye sarılır ve ölünün kolları gömleğin içinde yanlarına aşağı doğru uzatılır. Ölünün kollarını göğsü üzerine koymak mekruhdur.
Temiz eşyadan yapılmış Hanut ve misk gibi hoş kokular, ölünün başına ve sakalına konulur. Yalnız zafran ve vers tabir edilen sarı ot erkekler için mekruhdur. Gül suyunda ezilmiş Kâfur bir parça pamuk ile secde mevzileri olan alnı, burnu, elleri, dizleri ve ayaklarına konulur. Bu azalar eşref aza olduklarından bunlara diğer azalardan fazla ikram ve hürmet etmek lâzımdır.
Ölünün başı ve sakalı güzelce koku sürüldükten ve secde azalarına pamukla Kâfur konulduktan sonra İ z â r denilen büyük parça evvela sol tarafından sonra sağ tarafından güzelce toplanıp ölüye sarılır. Ondan sonra L i f a f e, yine evvelâ sol tarafından sonra sağ tarafından toplanıp sağ tarafı üstünde kalmak üzere ölüye sarılır.
İ z â r ve L i f a f e adları verilen büyük kefen parçaları ikisi birden ölüye sarılmaz, teker teker sarılır ve yolda giderken kefenin açılmak tehlike ve korkusu olursa, baş ve ayakları uçlarından kefenin uçları bağlanır. Açılmak korkusu yoksa bağlamak istemez . Erkek ölünün sünnet vechi üzere kefenlenmesi bu suretle tamam olur.
(Merak’ul Felâh ve Tahtavî Sayfa 312; Dürrül, Munteka Sayfa 181; H: K: Sayfa 581; İbn. Sayfa 806,807; Cevhere Sayfa 127; Dürer ve Şur: Sayfa 162)
Kadın ölüsünü sünnet vechi üzerine kefenlemekte evvelâ erkek kefeninde olduğu gibi L i f a f e tabir olunan büyük parça açılır. Ondan sonra koltuklarından veya boynundan uyluklarına ve dizlerine kadar gelecek olan ve D î r (H ı r k a) tabir edilen parça açılır. Onun üzerine de H ı m a r tabir olunan baş örtüsü bir ucu ölünün omuzlarının altına gelmek üzere açılır. Onun üzerine de K â m i s ( G ö m l e k ), erkek kefeninde olduğu gibi serilir. Ondan sonra ölü, sarılı bulunduğu havlu veya çarşafla beraber kefenin üzerine getirilip erkek de olduğu gibi konulur. K â m i s (G ö m l e k) başından geçirilip erkek de olduğu gibi konulur. K a m i s (G ö m l e ğ i ) başından geçirilerek ayaklarına kadar uzatılıp sarılır ve altında ki havlu veya çarşaf gibi ne varsa hafifce çekilerek alınır. Kolları erkekde olduğu gibi yanlarına uzatılır. Saçları iki bölük yapılarak yüzünün yanlarından aşağı K â m i s (G ö m l e ğ i n ) üzerinden göğsüne doğru uzatılır.
İmam-ı Şafii’ye göre:
Kadının saçları üç bölüm yapılarak ikisi bizim yaptığımız gibi yüzünün etrafından bir bölümü de arkasından aşağı uzatılır. (Damad S: 182)
Sonra H ı m a r denilen baş örtüsü, omuzlarının altından ve başının arkasından geldiği gibi yüzünnün üzerinden göğsüne doğru enli olarak açılıp yüzüne ve başına sarılır. Ondan sonra İ z â r erkek kefeninde sarıldığı gibi evvelâ sol tarafından sonra sağ tarafından alınıp sağ tarafı üstüne gelmek üzere ölüye sarılır. Ondan sonra H ı r k a tabir edilen parça omzundan uyluklarına veya dizlerine kadar arkadan ve önden sıkıca ölüye sarılır. En sonra L i f a f e denilen büyük parça, İzâr gibi evvelâ soldan sonra sağdan ve hepsinin üzerinden sarılır ve sağ taraf üstünde kalır.
H ı r k a tabir olunan parçanın sarılmasında, bazı fukaha gömleğin üzerinden ve İzâr’la Lifafe’nin ikisininde altından sarılmasını, bazıları da gömleğin ve İzâr’ın üzerinden yalnız Lifafe’nin altından sarılmasını, diğer bazıları da Lifafe’nin dahi üzerinden ve hepsinin dışından sarılmasını tarif etmişlerdir. Bundan anlaşılıyor ki, üç suretle de sarılması caizdir. Fakat zahir olduğu üzere evlâ olan bizim tarif etmiş olduğumuz gibi Kamis (Gömlek), Hımar ve İzâr’ın üzerinden olup yalnız Lifafe’nin altından sarılmasıdır. Çünkü bu parçanın sarılmasından maksad, kefenin açılmasını önlemek ve kadının azalarının rabt etmesini teminle vücudunu bilhassa göğüslerini sıkıştırıp taşınmakta ve kaldırıp indirmekte sallanmaktan ve dışından belli olmaktan muhafaza etmektir. Bu da Lifafe’nin altından ve diğerlerinin üzerinden olursa, gayenin husulu ile örtünmenin (setrin) teminine daha elverişli ve daha uygun olacağı zahirdir. (İbn. S. 808,809; Tahtavî Sayfa 316; H. S.Sayfa 328; Cevhere Sayfa 127)
Kadın ölüsü ve kefeni de aynen erkek ölü ve kefeni gibi hoş kokular kullanılır. Fakat İspirtolu kolonya ve emsali temiz olmayan ve rakı gibi kokan şeylerle yıkanmış ve temizlenmiş ölüyü ve temiz kefeni mundar etmek caiz olmaz. Bu hususta dikkatli olmak lâzımdır.
Küçük çocuk ölüsünü bir veya iki parça kefenle kefenlemek caiz ise de evlâ olan zarûret yoksa hiç ayrım yapılmayıp, erkek çocuklar, mükellef erkekler gibi üç parça ile, kız çocukları da mükellef kadınlar gibi beş parça ile sünnet vechi üzere kefenlenmelidir. (H. K. Sayfa 581; İbn Saad Sayfa 809; Damad Sayfa 181)
5- Müslim’in rivayetinde Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) buyurmuştur ki:
Sizin biriniz din kardeşini kefenleyecek olursa, kefenini güzel yapsın.Yani iyi kefen alıp sarsın.
6- Yine Hadis Âlimlerinden Hatıb-i Bağdadî Enes ibn-i Malik (radiyallahu anhu) den rivayet ettiği diğer bir Hadis-i şerif te:
Ey Ümmet! Sizin biriniz din kardeşinin ölüsünü techiz edip kefenlemeğe veli olursa, kefeni iyi ve temiz maldan güzel yapsın. Zira, ölüler defin olundukları kefenleriyle kabirlerinden çıkıp mahşere gelirler ve kefenleri ile biri birini ziyaret ederler.
7- İmam-ı Buhari, Hazreti Aişe (radiyallahu anha) den rivayet ettiği hadiste Müşarün ileyha demiştir ki:
Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Beyaz pamuk bezinden üç parça ile kefenlenmiştir. (Buhari Cild-2, Sayfa 75)
8- Semûre ibn-i Cündüb (Radiyallahu anhu) den rivayet edilmiştir :
Elbiseden size beyazı tavsiye ederim, onu sağ olanlarınız giysin ve ölünüzü de onunla kefenleyin. Zira muhakkak beyaz, elbisenizin hayırlısındandır.
Kefenin beyaz olmasının faziletini beyan eden hadisler pek çoktur. Bu hadislerle beyan olunan faziletine binaen fıkıh kitaplarımızda beyan olunduğu üzere yün ve kıldan dokunmuş mallardan veyahut hayvan derisinden kefen yapmak mekruh olur.
Zafran veya usfur denilen sarı boya ile boyanmış bezlerden veyahut ipekten erkekler için kefen yapmak zaruretsiz olursa tahrimen mekruh olur. Eğer başka bez bulunmayıp yalnız ipek bulunursa, zarureten ipekle kefenlemek caiz olur. Fakat bir tek parça olarak bir kat zaruret kefeni yapılır. Fazla yapmak caiz olmaz. Çünkü zaruret kefeni bir kattır.
Kadın ölüsü için ipek, zafran veya usfur boyalı mallardan kefen yapmak kerahetsiz caiz olur. Çünkü hayatında giymesi caiz olan şeyle kefenlemekte caiz olur. (Dür ve İbn Saad Sayfa 809,810)
(Yukardaki yazı Durret’ül-Fahire Sayfa 161-173 arasından alınmıştır.)
Tabutun üzerine ne kadınlar için yemeni, ne de erkekler için sarık sarmak doğru değilir. Dinimizde buna dair bir cevaz yoktur.
Ayrıca tabut’un üzerine ölenin resmini koymak veya ölenle ilgili levha bulundurmak doğru değildir. Yine tabutun üzerine gerek Ayet ve gerekse Hadis yazılı bir yazı veya örtünün konulması sahih kavle göre doğru değildir. Tabût’un üzerine halı kilim gibi bir şeyin konulması ve mezar dönüşü camilere teberrû edilmesine cevaz veren âlimlerimiz olmuşsa da , muteber olanı ya hiç örtülmemesi veya desensiz olmasıdır.
Tabut’un üzerine veya bazenda Mezarın üzerine çelenk, çiçek veya defne dalları gibi şeyler, bize batılılardan intikal eden en büyük bid’atlardır. Bunlar sevap yerine günaha girmemize sebep olur. İşin keyfiyetini bilen cenaze sahipleri çelenk ve çiçek göndermemelerini rica ederler.
Cenaze evden çıkarken ölü evinde ağıt:
Bütün dönüşlerimizin O’na olduğunu bilirizde, aramızdan birinin erken ayrılmasına tahammül edemeyiz. Çünkü ayrılık kıstasları, hissi ölçülerimiz dahilinde değerlendiriliyor. Halbuki, insan doğduğu günden öldüğü güne kadar, bir imtihan devresi geçirmektedir.
Bakın Allah’ın emrine rıza gösterenler nasıl yaparlardı.
Enes (radiyallahu anhu) diyor ki:
Ebû Talha (Radiyallahu anhu) evde yokken bir oğlu öldü. Karısı çocuğun ölüsünü evin bir tarafına kaldırdı. Ve kocasına yemek hazırladı.
Ebû Talha eve gelince çocuğu sordu. Karısı :
- Sükûnet buldu; umarım ki rahatladı, dedi.
Ebû Talha inandı ve yattı. Sabahleyin gusledip namaza çıkacağı sırada kadın kocasına çocuğun öldüğünü haber verdi.
Ebû Talha, Resûlullah (aleyhis selâm) la beraber namaz kıldıktan sonra hadiseyi Resûlullah’a haber verdi.
9- Resûlullah (aleyhis selâm) :
Umarım ki, Allah’u tealâ bu gecenizde sizin için çok hayır halkeder; buyurdu.
Ensar’dan bir zat :
Ebû Talha’dan dokuz oğlan gördüm. Hepsi de Kur’an okurlardı demiştir. (Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
Görülüyor ki, musibet metanetle karşılanıp, üzüntü belirtilmezse, insan büyük mukafata nail olacaktır.
Çocuğun ölümü akşama yakın olup, defni mümkün olmadığından Kadın, kocasına keder vermemek için sabaha kadar haberi saklamıştır.
10- İbrahimez-Zeyyad (radiyallahu anhu) cenazesi hakkında ağlayan bir kimseyi gördüğü zaman şöyle dermiş:
Ey Kardeş! Sen, onun hakkında Allah’dan rahmet dile ve kendin için ağla. Zira bu meyyit üç şeyden kurtulmuştur :
1-Ölüm meleğini görmüş,
2-Ölüm acısını tatmış,
3-Son ânın kötü bir şekilde sonuçlanmasından emin olmuş. Sen ise henüz bu tehlikeleri atlatmış değilsin.
(İmam Şârânî- Tenbihul Muğterrin sayfa 211) Ömer Temizel tercümesidir.
Herhangi bir kimsenin ölen yakını için bağırıp çağırarak ağlaması ve üstünü başını yırtması doğru bir hareket değildir. (Yukardakı yazı Mukadder yolculuk Sayfa 94-95 arasından alınmıştır. )